Podcast

Erkek ve Şiddet 1: "Kadın Cinayetleri" Ayrımcılık Mı?

Fularsız Entellik

7 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

"Kadın cinayetleri" ayrımcılık mı? Jordan Peterson ve bireysellik. Rakamlar ve rakamların ötesindekiler. Kaynak linkleri aşağıda http://kadincinayetleri.org/

***







Konular:


(00:59) Dünyayı anlamanın yolu olarak gruplama

(01:54) Cinayet kümesinin üç farklı ekseni

(03:30) Kadının hayatı daha mı önemli? "Erkek cinayetleri" ve İstatistikler.

(04:30) Black Lives Matter. Washington Post makalesi .

(05:40) Jordan Peterson? Video: 2017 Personality 01

(07:35) Bireysellik vurgusu

(08:37) "Asıl erkekler mağdur"

(10:39) Düz rakamların ötesinde. Makale: Men, women, and murder: gender-specific differences in rates of fatal violence and victimization

(11:50) Cinayetin seyrekliği. İstatistikler.

(13:45) Patreon teşekkürleri.




Linkler:


Safsatalar Ansiklopedisi E-Kitap




.

.





Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.321 kelime · ~12 dk okuma

Fullarsız Enterly'e hoş geldiniz arkadaşlar. Ben İmmanuel Tostoyevski. Duyuru muyuru yok, taktik maktik yok, bam bam bam konuya giriyoruz. Kadın cinayetleri terimi hakkında konuşacağız.

Çok dar bir açıdan yaklaşacağım. Yani burada size duyar edinelim, kadınları öldürmeyelim, kadın şiddetine hayır diyecek değilim. Zaten bunu dinleyen insanlar bir kere o profilde insanlar değil, İkincisi de böyle şeyleri dinleyerek akıl etmiyorsun. ''Aaa İmmanuel şöyle dedi, tamam ya ben bugüne kadar kadınları dövüyordum artık dövmeyeyim.'' demiyor insanlar.

Burada konuşmak istediğim şey, kadın cinayeti teriminin yararlı olup olmaması. Neden erkek cinayeti diye bir şey yok mesela? Bu bir ikiyüzlülük mü? Şimdi geriden başlayalım, baya bir geriden.

Transkriptin tamamını oku

Yani her şey önce bir gaz ve toz bulutuydu. İnsanlar da dünyayı gruplama yaparak anlıyorlardı, kategorize ederek. Mesela insanları görüyorsun. Tek tek anneni, babanı görüyorsun.

Onlar teker teker birey. Bir de bunların belli ortak özellikleri var. Ha diyorsun, bunlar insanlar. Kategori çok genişse, canlılar gibi bir grupsa yararlı olmuyor sana.

Çok fazla bilgi vermiyor çünkü. Ama bu gruplar çok darsa, mesela olabilecek en dar grup nedir? Tek bir bireyden oluşan gruptur, değil mi? Çok darsa, bu sefer de dünyayı anlayamıyorsun.

Çok fazla bilgi oluyor işleyecek ve senin ona yetecek kapasiten yok. Bu grupları ayarında parçalayıp, kesip biçip, ondan sonra aralarında sebep-sonuç ilişkisi kurmaya çalışan bir bilim var. Bunun da adı sosyoloji. Konumuza biraz daha yaklaşalım.

Cinayet örneğine el alalım. Cinayet de bir grup. Şiddet de bir grup. Daha doğrusu şöyle diyelim.

Şiddet ana grup. Bunun bir alt grubu cinayet. Şimdi insanlar diyorlar ya cinayetin kadını erkeği olmaz. Cinayet cinayettir.

Yüzeyde doğru bir yaklaşım ki yani kim karşı çıkacak? Kadın cinayetleri daha önemlidir, erkek cinayetleri daha önemsizdir diyecek biri yok zaten. Zaten o sinsiliğe oynuyorlar birazcık da. Fakat cinayet diye de tek bir şey yok.

Bir sürü alt gruba ayrılıyor bu. Hepsinin sebep-sonuç ilişkileri farklı. Sen şimdi kadın cinayetlerine, mafya cinayetlerindekiymiş gibi yaklaşırsan hiçbir şey çözemezsin. Nefsi müdafaa da bir cinayet ama çoğumuz ona hoşgörüyle yaklaşıyoruz.

Anlık öfke patlamasıyla işlenilen cinayetler var mesela. Bir de planlı cinayetler var. soğukkanlı bir şekilde düşünüp planlamışsın günler, haftalar boyunca. Şimdi bunların üçü de farklı.

Fakat tek eksen bu değil. Alınan hedefe bakarak gruplayabiliriz. Gidip bir okula makinalı tüfekle herkesi takır takır indiriyorsan bu ayrı bir şey. Genelde daha çok insan öldürülüyorsa daha kötüdür diye düşünüyoruz.

Üçüncü bir eksende kullanılan metodla ilgili. Ne bileyim kezap atarak öldürüyorsan daha iğrenç, daha vahşice geliyor veya zehir kullanıyorsan bu biraz daha değişik. Metot da önemli yani ne kadar vahşi olması da bizi etkiliyor. Cinayet denen kümeyi küp olarak düşünün ve o kübün hacmi içindeki herhangi bir nokta ayrı bir çeşit cinayete denk geliyor.

Nefsi müdafayla beş kişiyi öldürmüş, silah kullanarak. Bunların hepsi de ayrı vakalar, ayrı tip cinayetler, ayrı tip sorunlar. Hepsi de ayrı birer uzmanlığı gerektiriyor. O yüzden de böyle kesip biçiyoruz etiketlemeleri tam doğru seviyede yapmamız gerekiyor ki hem çok genel ve işe yaramayan gruplamalar yapmayalım hem de aşırı detay gruplamalar yapmayalım artık bizi bıktıracak seviyede fazla detay içeren.

Optimum dengeyi tutturalım. Ha şimdi temelimizi böyle kurduktan sonra kadın cinayeti erkek cinayeti kıyaslamasını yapmak daha kolay oluyor. Bunlar konuyu çünkü şeye getirmeye çalışıyorlar. Kadının hayatı erkeğinkinden daha mı önemli?

Asıl olan şey kadın cinayeti belli bir işe yarar fonksiyonel bir kalıp. Bundan kastettiğimiz de zaten bütün ölen kadınlar değil. Yani bir PKK'lı terörist öldürüldüğü zaman o kadının cesedine bakıp, ah kadın cinayeti işte ne kadar kötü, devlet kadın cinayeti yapıyor falan demiyoruz. Kadın cinayeti çok daha spesifik bir şey.

Aile içi şiddetle çok örtüşüyor. Öte yandan erkek cinayeti tamamen manasız bir şey. Çünkü cinayet kurbanlarının dünya genelinde %80'i erkek. Yani her 5 cinayetten 4'ünde erkek ölüyor.

Şimdi bu cinayetler içinde bir sürü şey var. Savaşlar var, gasp var, rastgele ölümler var. Sağda solda bar kavgasında ölüyorsun. Tanıdıklarını öldürüyor, yabancıları öldürüyor.

Bir sürü değişken var. E o zaman bir manası yok bu kadar devasa bir gruba bir etiket atamanın. Dünyadaki bütün sosyoloji departmanlarının erkeklere karşı bir komplosu yok arkadaş. Tam aynısı bir örnek var, tam muadili.

Black Lives Matter diye bir hareket vardı. Siyahların hayatları değerlidir. Şimdi buna da karşılık olarak beyazlar ne dediler? All lives matter.

Yani bütün hayatlar değerlidir. Hoppala. Buna karşı mı çıkacaksın? Tamam.

Bütün hayatlar değerlidir. Burada önemli olan şey Black Lives Matter sloganının kastettiği şeyin zencilerin hayatı daha önemlidir demediğini anlamak. Onun yerine belli bir soruna işaret ediyorlar. Diyorlar ki işledikleri suç oranına kıyasla çok daha sık bir biçimde hapse gidiyorlar, daha ağır cezalar alıyorlar, daha fazla polis şiddetine maruz kalıyorlar.

Yani hem polis hem yargı içinde sistematik ayrımcılığa uğruyorlar. Sen all lives matter dediğin zaman gerçekten çözülebilecek sebebi sonucu belli bir sorunu alıp çok daha büyük bir kümenin içinde böyle bir okyanusa sanki bir kova su boşaltılmış gibi onun içine salıyorsun. Ondan sonra kaynıyor arada. Kadın cinayetleri olmasın, cinayet cinayettir demek de böyle bir şey.

Yani bunlar tartışması birazcık zor konular hakikaten. Böyle slogan atarken tam olarak neden öyle olduğunu iyi anlamak, iyi açıklamak lazım. Bu daha önemlidir, bunun cinayeti daha önceliklidir değil. Bu daha çözülebilir, daha spesifik bir sorun.

Buna odaklanacaksın. Ben konuyu burada Jordan Peterson'a bağlayayım. Geçen Twitter'da bir anket yaptım, Jordan Peterson hakkında makale veya podcast ister misiniz diye. Cevapların sanırım %60'ı, %58'iydi galiba.

Jordan Peterson kim bilmiyor. Çok basit olarak Jordan Peterson kimdir? Şu anda Batı'daki en ünlü entelektüellerden, en ünlü akademisyenlerden biri diyeyim. Genel ben görüşümü söyleyeyim size.

Hani tabii ki objektif değilim, hiçbir konuda objektif değilim. Ama kendi yanlılıklarımın farkındayım en azından. Bu konuda da yanlılığım şu yönde. Bu gündeme geldiği konular hakkında neredeyse hiçbir ilginç şey söylemiyor.

Yani ben bu adamın o ünlü olduğu YouTube röportajlarını falan hepsini dinledim. Hiçbir şey öğrenmedim. Yani veri olarak söylemiyorum. Bakış açısı olarak da hiçbir şey öğrenmedim.

Ben adamı yine dinlemeye değer buluyorum çünkü birincisi zaten çok ünlü olduğu için toplumun önemli bir kısmı ne düşünüyor, ne hissediyor onu anlamak için önemli. İkincisi de bunun asıl ünlü olmadan önce bu Jung ve Hristiyanlık, öykücülük, imgelem bu konular hakkında verdiği güzel dersler var. Onlar değerli hakikaten, o YouTube serileri değerli. Bence eğer İngilizceniz iyiyse asıl onlarla zaman harcayın.

Oturup da işte mor saçlı bir kadınla kampüste tartışmasını filan bunlar bana bir şey katmıyor yani. Şimdi burada konuyu neden Jordan Peterson'a bağladım, onu söyleyeyim. Sürekli tartışmalarında karşı tarafın, karşı taraf burada şey, genç solcu aktivistler diyeyim. Bunlar diyor, toplumu belli etiketlere ayırıyorlar.

Beyaz, queer, kadın, erkek, genderfluid, neyse artık böyle giderek dallanıp budaklanan bir sürü etikete ayırıyorlar ve ona göre seni yargılıyorlar diyor. Yani demin bahsettiğimiz kategorizasyon işi aslında. Bunu çok katı bir şekilde yapıyorlar diyor. Seni bir birey olarak anlamıyorlar.

Onun yerine eğer kadınsan, aynı zamanda birazcık geylik varsa, aynı zamanda azınlıktaysan mesela, Portorikoluysan veya Zenciysen neyse, o zaman işte dört kat daha fazla ayrımcılığa uğruyorsun. Bunun adı intersectionality deniyor. Bunların kesiştiği kümedesin sen. Sonra da hep olayı bireyselliğe bireyselleşmeye vurgulayarak bitiriyor.

Şimdi ABD gibi bir yerde tabi bireyselliğe vurgu yapmak yani insanları gruplar halinde değil, kategoriler halinde değil, birey olarak düşünür demek. ABD'de çok iş yapar. Onların kültürünün çok derininde olan bir şey bireysellik. Türkiye'de böyle bir şey yok.

Atıyorum İrlanda'dan New York'a göç ediyorsun ve cebinde 5 dolar var mesela. Ondan sonra işte bir patates imparatorluğu filan kuruyorsun sıfırdan. Neyse artık. Kendi kendini sıfırdan yaratan adam imajı.

Şimdi bu bireyselliğin temeli bunlar da. Üstüne bir de bu soğuk savaş döneminde tabi antikomünist propagandayla iyice insanların beynine kazındı. Yani onlar kolektivist, biz bireyseliz. Ve biz bakın ne güzel yaşıyoruz.

Onlar özgür değiller. Bu yüzden de bu tip tartışmalarda insanları birey olarak düşünün deyince alkış alıyorsun otomatikman. Fakat sen benzer şeyleri gruplayacaksın ki aralarında ilişki kuracaksın, analiz yapacaksın ki bir politika üretebilesin. Kadınların ortak yaşadığı şöyle şöyle sorunlar var.

Bakın dağılımı da bu şekilde, istatistikleri de budur. Böyle analiz yaparsın. Şimdi bir adım geri dönelim. Cinayetin kadını erkeği olmaz söylemi hakkında konuşuyorduk.

Bunun bir adım ilerisi de var. O da şu. Asıl erkekler mağdur diyenler var. Bunlar artık tam savunmaya geçmişler.

Erkekleri savunmaya iten bu duygunun kendisi de aptalca bir duygu değil. Sağda solda sürekli kadın dernekleri, reklamlar, şunlar bunlar görüyorsun. Ve diyorsun ki kendi kendine ben normal bir insanım. Kimseye vurduğum ettim yok.

Öldürdüğüm yok. Böyle şeyler yapmıyorum. Bana saldırıyorlar. İşte bir kez bu savunma itkisi başladığı zaman da Sağdan soldan çeşitli veriler bulacaksın.

Bu nafaka meselesi de mesela böyle. O daha da tabii kişisel bir şey. Özellikle de haksız olduğuna inanıyorsan karşı tarafın üstüne bir de onlara para vermek acayip koyar insana. Dolayısıyla bu asıl erkekler mağdur tepkisinin duygusal temelini anlamak lazım.

Erkekler daha da mağdur olabilir totalde. Ama o tek bir grup sorun değil. Bir sürü ufak sorunun birleşimi. kadınların tanıdıkları veya birinci dereceden akrabaları tarafından öldürülme ihtimalleri daha büyük.

Bir kadının tanımadığı biri tarafından öldürülme ihtimali bir erkeğin tanımadığı biri tarafından öldürülme ihtimaline göre beş kat daha az. Bu istatistiklerini linkine vereceğim. Bir tane daha var. Yabancılar tarafından öldürülen her kadın başına iki kadından fazlası kocaları veya partnerleri tarafından öldürülüyor.

Erkeklerde böyle bir denklem yok. Bu niye önemli? Beraber en güvende hissetmen gereken insan tarafından öldürülüyorsun. Yani gidip de sağda solda it kopuk tarafına öldürülmek başka şey, evinde öldürülmek veya dayak yemek başka bir şey.

Yani erkeğin şöyle bir lüksü var, lüks de denmez tam olarak ama eğer bir şekilde düzgün bir yerdeysen, saçma sapan yerlere gidip saçma sapan bar kavgalarına girmiyorsan, Bir yabancı tarafından öldürülme riskin çok düşüyor. Ama kadın da tam tersi oluyor. Kadın diyor ki, ya ben dışarıda kendimi koruyabiliyorum, düzgün mahallelere gidiyorum veya tek başıma bir sokağa çıkmıyorum kötü bir yerde yaşıyorsam. Eve geliyorum, aynı yastığa baş koyduğum adam sonuçta benim iki katın büyüklüğünde bir hayvan.

Yani çıplak elleriyle beni öldürebilir. 50 sene boyunca berabersin bundan mesela. 50 sene boyunca hiç mi kavga etmezsin, hiç mi birbirinin üstüne gelmezsin, hiç mi birbirini gıcık etmezsin? Edersin.

İki tane hayvan beraber yaşıyor, biri diğerinden daha büyük. O eve gelmek zorundasın. O yüzden de sadece rakamlara bakarak değil, sadece katillerin %92'sinin de erkek olduğuna bakarak değil, bu cinayetlerin doğasına da bakarak erkekler mağdur asıl diye ortaya çıkmamak lazım. Yani sağda solda it kopukluk yapan erkekle sen apayrı bir hayat yaşıyorsun.

Aynı gruba dahil olmaman lazım. Ama kadınlarda o kadar bir ayrımı yok. Gayet normal bir hayat yaşayan kadın da evinde kocası tarafından şiddet görebiliyor. Biz erkekler olarak böyle şeyleri düşünmüyoruz.

Benim hatun beni öldürmeye çalışsa nasıl öldürür? Çok uzun süre planlaması lazım. Öyle bir anlık öfkeyle falan değil de günlerce düşünecek, zehir alacak. Ve zaten onu hissetmiyorsun.

O böyle senin hayvan beynine o kadar da uyarı göndermiyor, stres yaratmıyor. Ya bu kız bir gün beni zehirleyebilir falan diye. Ama direk şiddet biraz daha hayvansal, daha temel bir dürtü olduğu için, boğazını sıkmak falan, o sende daha bir korkuya yol açıyordur diye tahmin ediyorum. Ben aynı korkuyu sağda solda karanlık bir mahallede mesela üç dört tane erkeğin önünden geçerken yaşıyorum.

Lan bu herifler üstüme atlasa ne olacak acaba diye. Kaçar mı bilmem ne. O zaman bir hayvana dönüşüyorsun biraz. Aynı şeyi her gün evinde yaşamak ne kadar korkunç olmalı.

Şimdi cinayet ve gruplama hakkında konuştuk ama bu işe bir adım geriden hatta beş adım geriden bakmakta fayda var. Genel perspektifi anlamakta fayda var. Böyle olaylarla çok demoralize olmayın çünkü cinayet gerçekten seyrek bir şey. Yani gazetelerde şurada burada görüyoruz ve tüylerimiz diken diken oluyor bazen.

Ama genelini düşündüğün zaman Türkiye'deki ortalama 100 binde 4. 4.5 galiba. Şöyle düşünün, bir stadyum dolusu insan var.

25 bin kişilik bir stadyum düşünün. Her sene bu stadyumdaki bir kişi öldürülüyor. 5 senede bir de bir kadın oluyor bu. Bu bence inanılmaz bir istatistik.

Bu kadar primat bir araya geliyor ve birbirlerini boğazlamıyorlar. Anca bu kadarı boğazlıyorlar işte. Bu istatistikler de bakın Türkiye'den. Türkiye sonuçta fakir fukara ülke.

İsveç'te baktığım istatistiklere 100 binde 1 cinayet. O 25 bin kişilik stadyumda 4 sene bekleyeceksiniz ki bir kişi öldürülsün. Bunları ne diye anlatıyorum? Erkeklerin hayatı ortalamada ya da dağılımsal olarak daha tehlikeli olabilir.

Kadınların hayatı da aile içinde, ev içinde daha tehlikeli, daha stresli olabilir. Daha çok aile içi şiddete maruz kalıyorlar. Fakat bu tehlikenin de şiddetin de çok büyük bir kısmı cinayetle sonuçlanmıyor. İnternette hep korkunç haberler görünce birazcık algımız kayabilir ama rakamlar ortada.

Yani ciddi sorunlar var fakat kıyamette gelmedi. Bu konuyu burada bitireyim artık. Bu noktadan sonra iyice dallanıp budaklanacak çünkü. Aslında erkeklerin neden daha fazla şiddete yatkın olduğunu da bu podcast ile incelemek istiyordum.

Yani testosteronun etkisi nedir? Şiddete yatkınlığın ne kadar biyolojik, ne kadar toplumsal, ne kadar özgür iradeye bağlı? Bunları birazcık konuşmak istiyordum ama İlk kısımla artık arası çok kopuk olacak çünkü ilk kısım kadın cinayeti veya kadına şiddetin, o terimin ayrımcılık olmadığı üstüneydi. Şimdi bambaşka yerlere gitmiş olacağız.

Ben onu başka bir bölüm için saklayayım tamam mı? Ondan sonra da kötülük problemi hakkında bir dizi yapacağım. Yani din, ahlak, felsefe bunların hepsi olacak. Gitmeden de iki kişiye teşekkür etmek istiyorum.

Biri Erkam Kapaklı, biri de Ali Özbek. Kimdir bunlar? Vallahi ben de bilmiyorum. Patreon'dan destekliyorlar beni güzel bir miktarla.

Beni en az bunun kadar mutlu eden bir şey var. O da toplam destekçi sayısı. En son duyuru yaptığımda 30 kişiydi. Bugün baktım 60 olmuşuz.

Dolayısıyla ilk hedefimize ulaşmış vaziyetteyiz. 47 Ronin hayırlı olsun. Bir sonraki hedef 300 kişi, 300 destekçi. Ciddi bir rakam.

Yine en iyimser halimle bir senede belki ulaşırız diye bakıyordum. Bu gidişle 3 ay içinde ulaşacağız. Belki biliyorsunuzdur ben bir yandan öğretmenlik yapıyorum. Komik bir rakama yapıyorum.

Yani saati 3,5 euroya mı 4 euroya mı ne geliyor. Ve özel bir yerde yapıyorum bunu. Dolayısıyla parası için değil, zevki için yapıyorum. Yakın zamanda bunu birazcık azaltmayı düşünüyordum.

İşte eski mühendislik projelerine mi dönsem acaba, oradan iyi para buluruz, diğerlerini finanse eder falan diye. Fakat bu Patreon destekleri bu seviyeye ulaşırsa, yani 200-300 civarına çıkarsa destekçi sayısı, böyle endişelerden insanı kurtarıyor. Yani diyorsun ki tamam ben bunu rahat bir şekilde yapabilirim. Tabii ben 3-5 sene sonrasını düşünerek yapıyorum bu planları yani.

2 ay, 3 aylık planlar değil. Gençlere de bu yönde örnek olalım. Hep uzun vade plan yapın. Para önemli bir noktaya kadar çok önemli.

Bir birikim yapın, bir mesleğiniz olsun, güvenciniz olsun. Sağlık sorunu olur, ailenizin ihtiyacı olur. Neyse cinayet diye başladık, ekonomi tavsiyesiyle bitiriyoruz. İyi.

Haydi fularsızlar görüşürüz. Tekrar teşekkür ediyorum hepinize.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)