Podcast

Dördüncü Dalga 2: Yeni Ekonomi

Fularsız Entellik

7 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Ekonominin geleceği üstüne. Eşlik edecek yazı (link).

***







Konular:


(00:15) Endüstri 3.0 öncesi yaşayan 3.5 milyar.

(01:15) Ray Dalio makalesi ve servet adaletsizliği.

(02:35) Negatif servet.

(04:25) Yeni zenginliğin %80'i tepedeki %1'e (makale) .

(05:30) Gelir adaletsizliği.

(07:17) "Sömürü" parantezi.

(09:45) İspanyol enflasyonu.

(08:48) Fil eğrisi: Odadaki Çin.

(10:50) Ticaret ve savaşlar.

(12:30) Stanford araştırması: askeri ittifak mı ticaret mi önemli?

(14:30) Popülizm, savaşlar ve servet adaletsizliği.

(15:25) Yeni Osmanlıcılık: İnsanlar kendilerine benzeyenlerce ezilmeye razılar.

(17:05) 500 dolara muhtaç Amerikalılar (makale).

(19:00) İşsizlik.

(22:08) Karanlık fabrikalar.

(23:45) Afrikanın işşizleri.

(24:50) Hizmet sektörü, gig economy.

(27:20) Otomasyon çağının ahlakı.

(28:50) After credit scene




***

DESTEK: https://www.patreon.com/imTolstoyevski (lord ol, ağababası ol)



.

.

.




Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

4.258 kelime · ~21 dk okuma

Kularsız enterler selam. 4. dalgaya devam ediyoruz. Ne dalgası bu ya diyorsanız bir önceki bölümü dinleyin.

Yoksa bu tamamen havada kalacak. İkinci kısmın adı yeni ekonomi. Bugün yüz milyonlarca insan herhangi bir mekanizasyon kullanmadan yaşıyorlar. Yani su değirmeni ayarında bile mekanizasyonları olmayabilir.

Hayvancılık bu istatistiğin içinden bilmiyorum. O da bir çeşit mekanizasyon. Fakat ötesi yok öyle düşünün yüz milyonlarca insan. 1.1 milyar insan elektrikten yoksun.

Transkriptin tamamını oku

Elektrik de ikinci devrimin, ikinci dalganın temeli. 3.5 milyar kişinin de internet erişimi yok. Bu rakamlar birazcık oynayabilir, geçen senenin rakamları sanırım.

Şimdi elektrik olmadan internet yok. Değil mi? Bunu bu podcast olmasa bak bilemezdiniz. İnternet olmadan da IoT yok, yani Internet of Things.

Nesnelerin interneti yok. Dolayısıyla endüstri 3.0 daha yok bunlarda. Biz şu anda 4.0'dan bahsediyoruz.

Dolayısıyla milyarlar, 3.5 milyar insan konunun tamamen dışındalar. Daha 3.0'a geçememişler ki 4.

olsun. Gezegenin bir yarısından bahsediyoruz yani değil mi? O yarısına bakalım. Orada da devrimlerin meyveleri eşit paylaşılmıyor.

Amerika'dan örnek vereyim. Yatırımcı Ray Dalio var, onun linkini vermiştim yazıda. Bunun dikkat çektiği bir şey var. En zengin %0.1'in net birikimi piramidin aşağısındaki %90'ınki ile aynı.

Bu rakamları biz pek anlamıyoruz. Şimdi ben burada en zengin %0.1 yerine %1 desem, işte adaletsizlik, sefalet falan diyeceksiniz. Tepkiniz hiç değişmeyecek.

0.01 ile 1 arasında 100 kat fark var ama biz bu rakamları anlamadığımız için tepkimiz değişmiyor. Şöyle örneklendirelim. 1000 kişi var diyelim.

Bunlara da biz sermaye paylaştıracağız. Sermayemiz coin olsun. 1000 kişiye 1000 coin vereceğiz. İlk gelen kişiye 250 coin veriyoruz.

Sonraki gelen 9 kişiye de toplam 250 koyun veriyoruz. Koyunların yarısını ilk 10 kişiye vermiş olduk. Yani %1'e. Bunu takip eden 90 kişi de 250 koyun alıyor.

Geriye ne kaldı? Bir çeyrek kaldı. Sonraki 900 kişi de bu çeyreği paylaşıyorlar. Yani oranlar 1, 9, 90, 900.

Bu 4 grubun, 1 kişiden, 9 kişiden, 90 kişiden, 900 kişiden oluşan bu 4 grubun hepsi aynı sayıda koyun alıyor. Resmen kusursuz bir piramit. Biraz daha ayrıntılı bakınca durum daha da vayim aslında. Çünkü en sondaki 400 kişi, en son gelen o 400 kişi koyunun nerede diye onlara koyun falan vermiyoruz.

Koyun vermemeyi bırak. Bunların birikimleri aslen ekside. Onların bize borcu var. İstatistikler aslında birazcık yanıltıcı oluyorlar, özellikle serveti istatistikleri.

Negatif servet ne demek? Bu illa kötü bir şey değil. Adil bir sistemde yaşadığınızı düşünün. O zaman bile bir sürü insanın negatif serveti olacak.

Eğitim kredisini düşünün mesela. Normalde eğer liseden mezun olup işe girerseniz alacağınız paranın bir sınırı var. Ama borç alıp eğitiminize yatırım yaparsanız hayat boyu kazanç potansiyelinizi, lifetime earning, bunu arttırmış oluyorsunuz. Belki 10 sene içinde o para zaten çıkacak ve geri kalanı da zaten size kar kalacak.

Ama o 10 seneye kadar eksidesiniz. Aslında bir sürü insan negatif servet içinde gözüken bir sürü insan fakirler değil. Tam tersine gidip bankaya kredi alabilen insanlar. En fakir adam böyle artık yiyecek bulamayan adam zaten eksiği de olmuyor, o sıfırda oluyor.

Çünkü kimse ona borç vermiyor. Taktığı borçlarda 3-5 kuruş bir şey oluyor yani onlar önemli değil. Bu iş bir de eğitimini bitirince de bitmiyor. Sonuçta gittin mezun oldun, işe girdin, iyi para geliyor.

Fakat bu sefer de hayat standardını arttırıyorsun, gidiyorsun daha iyi bir yerden ev kiralıyorsun veya morgaja giriyorsun. Yani evi kira ödermiş gibi satın alıyorsun. Hayatın boyunca borçtasın aslında. Benim eski iş arkadaşlarımı hatırladım şimdi.

Çoğu benden büyüktü bunların. Bir ara hepimiz işsiz kalacağımızı anladık. Ben sevindim. Oh dedim ne güzel.

Boş vaktimiz olur, eğleniriz. Ondan sonra 2 ay sonra tekrar işe gireriz. Sordum etrafa, bizimkiler hiç oralı değil. Anında iş bakmaya başladılar.

Niye? Ya işte çocuğun bilmem ne taksidi var, evin şu taksidi var. Ulan 20 senedir mühendislik yapıyorsun. Hiç mi para biriktirmedin?

Nasıl bu kadar borç içinde olabiliyorsun? Ben bunlardan bir tanesinin evine gidince anladım. Dana gibi evde yaşıyor. O zamanki iş arkadaşlarımın da bir kısmı negatif servet sahibidir kesin.

Ama hayatı konforlu güvencesi var falan fiş mekan. Neyse devam edelim. Bu birikmiş zenginliğin dağılımı hakkında konuşmuştuk. Peki ya yeni yaratılan zenginlik nasıl dağılıyor?

2017'de yaratılan tüm zenginliğin 5'te 4'ü tepedeki yüzde 1'e gitmiş. İnsanların yarısı ise hiçbir şey almamışlar. Yani bunca ilerleme oluyor, verim artıyor teknoloji sayesinde. O ekstra üretimin hepsi, hemen hepsi tepedeki %1'e gidiyor.

Bakın %20'ye, %30'a değil, %1'e. Yani geçen senenin servet dağılımı birikmiş genel ortalamadan da daha adaletsiz dağılıyor. Dolayısıyla her sene bu ortalama servet dağılımı biraz daha adaletsizleşiyor. O piramit biraz daha sivriliyor.

Fakat tepe ne demek? Bu 2017'deki yeni yaratılan zenginlik için konuşuyorum. Toplam 30.000 Euro artmışsa birikimin, o zenginliği höpleten %1'in içine giriyorsun.

30.000 Euro nakit yolda bulmana da gerek yok. Mesela bir evin var, 600.000 Euro'luk evin varsa 30.000 Euro nedir?

%5. %5 artmış olsa hop %1'in içindesin. Peki birikmiş zenginlik kıstasına göre %1'e girmek için ne kadarlık para lazım? Bir tahmin edin.

Evet Ceyda bildin 720 bin euro. 720 bin euro artıdaysan %1 desin. Konseye hoş geldiniz kardeşim. Üyelik kartlarınız dağıtılacak.

Şimdi bunlar zenginlik hakkındaydı değil mi? Bir de gelir artışına bakalım. Yani gelir her sene kazandın. Bunun trendi nasıl?

1980 yılıyla 2014'ü karşılaştıracağız. ve insanları 10 çeşit gelir grubuna böleceğiz. En alttaki %10'luk kesim, sonraki, sonraki, sonraki bir de en tepedeki %10'luk kesim. Ondan sonra bu her bir grubun önceki 34 yıla göre geliri ne kadar artmış?

Yani 1980 dedik ne ediyor? 1956 mı ediyor? Rezil olduk. 1946.

1946-1980 arasında en az kazanan kesimin geliri senelik %3'den biraz daha fazla artmış. En iyi durumdaki kesimin geliri ise %1.5 ortalamayla artıyor. Yani fakirlerin geliri daha hızlı artıyor, 2 kat daha hızlı artıyor.

2014'e baktığımız zaman bu tamamen tersine dönüyor. En az kazanan kesimin gelir artışı 0. Gelir artışı yok. Tabi burası real income yani enflasyon çıkarıldıktan sonra elinde kalan.

Alım gücü 34 sene öncesine göre hiç değişmemiş bu insanların. Ortadaki dilime baktığınız zaman %1 artmış senelik. %90'lık kesime baktığınız zaman %1.5 belki.

Yani onların da çok bir farkı yok. Ama ondan sonra grafik direkt asimtota bağlıyor. En tepedeki 10 binde 1'lik kısım için %4. En tepedeki yüz binde birlik kısım için %6, bunlar senelik rakamlar.

34 sene boyunca her sene %6 real gelir artışı çılgın bir şey. Birikim servet değil, bakın gelir her sene kazandığın para. Her şey tersine dönmüş. Artık daha çok kazananların gelir artışı daha da hızlanıyor.

Bu da zaten zenginlik tablosunda gördüğümüz değişimlere paralel. Yeni yaratılan zenginlik hep tepeye gidiyordu diyoruz. Burada da görüyoruz işte gelirin de hep tepeye gittiğini. Tabi bu istatistikleri okunca insanın gözünde canlanan şey herkesin aşağı yukarı aynı şekilde çalıştığı, sonra da zenginlerin gelip vampir gibi milletin kanını emdiği.

Bu keşifler çağından kalma bu sömürü imgesi yani birinin gidip vampir gibi oranın altınlarını, gümüşlerini, petrolünü filan hüpletmesi bugün yaratılan zenginliğin çok ufak kısım bunlar. Zaten yaratılan zenginliğin çoğu böyle olsaydı, 16. yüzyılda Güney Amerika'dan gemi gemi gümüş getiriyordu İspanyollar. Onların başına gelenleri biliyorsunuz.

Nereden bileceksin? Böyle de aslında bırakıp gitsem çok gizemli olur. Onların başına gelenleri herkes biliyor. İspanyolların başına gelen şu, bunlar gemi gemi gümüş getiriyorlar, ondan sonra enflasyon oluyor.

Fakat aynı soru neden bugünün zengin ülkelerinde olmuyor? Neden ABD'de de enflasyon %3? Mesela bizim ülkede hep şey denir, işte Amerika silah satarak zengin oluyor. Silah ihracatına bakıyorsun, şimdi baktım 200 milyar dolar.

Bile değil aslında 180 milyar dolar, 200 milyar dolar. Bunun da hepsi kar değil bu arada ama diyelim ki hepsini sömürühanesine yazalım. İyice basitleştirelim. Bu ABD'nin ekonomisine kadar yıllık neredeyse 20 trilyon dolar.

Oranla bunu %1'e ediyor. Bir parantez daha açayım burada. Şu şekilde anlamlı olabilir. Üretim yapmakla gezegeni sömürüyorsun.

Her yaptığın üretim enerji harcıyor, temiz su harcıyor, bazı yenilenemeyen değerli madenleri harcıyor. Bunlar da başka insanların gelecekteki kullanımından alınmış paylar olarak görülebilir. Bu kanaldan bir sömürü muhabbeti olabilir. Şimdi burada fil eğrisi diye bir şey akla geliyor.

Küresel gelir artışını daha ayrıntılı biçimde anlatıyor. Bu eğri fil şeklinde sözde ama alakası yok. Yani bakıyorum grafiğe hiç fil filan görmüyorum. Birkaç not almışım buraya ama.

Bu demin felaketmiş gibi gözüken tablonun ayrıntısını veriyor. En az kazanan %5'lik kesimin real geliri son 30 sene aynı aşağı yukarı. Fakat diğer garibanlar, bunun bir üst kısmındaki bir tık üstündeki garibanların gelir artışı önemli. Mesela 100 kişi var, gelirine göre bunları sıraya dizdik.

En az kazanan 15.sinin geliri son 30 senede %50 artmış, real gelir. Alım gücü %50 artmış. 25.ye geldiğimizde %70 artmış.

Orta kesim de bundan muaf değil. Tam ortada bulunan 50. kişiye bakalım. Bunun geliri %80 artmış.

Neden oluyor bu? Son 30 senede ne oldu? Fil eğrisi dedik. Eğri file benzemiyor ama bir tabir var İngilizce'de.

Elephant in the room diye. Yani normalde insanların dile getirmediği ama en önemli faktördür o. O da Çin. Çin'deki müthiş değişim bu rakamları şişirmiş.

Yani gelişmiş ülkelerin orta sınıflarına bakarsak bunların hayatı, orta ve alt sınıfları bunların hayatı hiç ilerlemiyor. Gelişmekte olan ülkelerdeki orta sınıf ise epey artmış standardı. Üç sınıflar ise çok iyi kazanan aileler ise onların gelirleri hangi ülkede olurlarsa olsun çok artıyor. Bunlar artık global elit.

Japonya'da olması, Çin'de olması, İstanbul'da olması hiç fark etmiyor. Bunlar aşağı yukarı zaten aynı parayı kazanıyorlar ve kazandıkları para da aynı oranda artıyor. Bütün bunları şöyle toparlayabiliriz. Bugün çoğunluğun karnı doyuyor.

Birçok insanın da karnı bir önceki nesilden çok daha iyi doyuyor. Fakat yeni zenginliğin, yeni dilimlerin hepsi elitlere gidiyor. Çoğunluğu da elitin de elitine gidiyor. Bu da bizi nihayet yakın geleceğe getiriyor.

Endüstri 4.0 demek üretkenlik artışı demek. Çalışılan her saat başına yapılan üretim artıyor. Daha doğrusu üretimin değeri artıyor.

Bu da demek ki pasta büyüyor. Fakat bu pastanın çoğu zengin ülkelerde yaratılıyor ve orada da eşit dağılmıyor. Bu kötü bir şey mi? Bu soruyu aklınızda tutun.

Yavaş yavaş cevaplayacağız. Önce bir durak olarak ticaretteki değişime bakalım. Şimdi eskiden de bu zenginliğin birikimi eşit değildi. Fakat ilginç bir şey oluyordu.

Periyodik savaşlar sayesinde tepede biriken zenginlik ara ara yok oluyor ve servet adaletsizliği azalıyordu. Yani savaşlar sisteme reset atıyor öyle düşünün. Bizim zamanımızdaysa savaşlar çok azaldı. Savaşların tam olarak ne kadar azaldığını görmek için de bir grafik var.

Her şey için bir grafik var. Bizimki müthiş bir site kardeşim. Fularsız grafik olarak değiştirebilirim. Tabii ki benden değil.

Our World in Data diye bir site var. Güzel görselleştirmeler yapıyorlar. Burada son 100 senedeki savaşların veya silahlı mücadelelerin sayısını ve buradaki ölen insanların sayısını görebilirsiniz. Tabii 2.

Dünya Savaşı'nda grafik coşuyor. Fakat onun öncesi ve sonrasında aşağı doğru giden net bir trend var. Bu savaşlar niye azalıyor? Bir anda erdik mi?

Çok mu barışçıl bir tür haline geldik? Hayır, bizim genlerimiz aynı, grup dinamiklerimiz aynı. Kendi kendimize nasıl hikayeleri uydurup nasıl fanatikleşiyoruz, karşıyı nasıl şeytanlaştırıyoruz, bunların hepsi aynı. Fakat bazı şartlar çok değişmiş.

Avrupa Birliği bu konudaki en dramatik deney. Şimdi bu kıta dünya tarihinde görülmemiş bir acıya ve kıyıma sahne oldu. Bazısı doğal veba salgınlarından bahsediyorum, bazısı ise insan yapımı. Ve bu dünya savaşlarından ibaret değil.

Başka birçok büyük savaş vardı. 30 yıl savaşları, Napolyon savaşları. Bunlar da neredeyse dünya savaşı olabilecek çaptalardı. Benim babam daha hayattayken Almanya, İngiltere'yi işgal edecekti neredeyse.

Birbirlerinin üstüne yangın bombaları atıyorlardı. Şimdi Almanya ile İngiltere arasında bir savaş hayal edebiliyor musunuz? Herhangi bir İngiltere de değil, Brexitçi İngiltere diyelim. Onlar arasında bile bir savaş hayal edemiyoruz.

Ne kadar doğru bilmiyorum, orası artık uzmanlık iş ama Stanford'lı bir ekonomist var ve ticaret anlaşmalarının ittifaklara kıyasla savaşları önlemekte çok daha etkili olduğunu bulmuş. Çünkü asgari ittifak neye dayanıyor? Kısa dönem çıkarlarına. Ticaret anlaşmaları ise biraz daha uzun dönem oluyor ve kökleniyor.

Kültürel olarak da toplumlar birbirine yakınlaşıyorlar. O yüzden daha zor oluyor savaşmak. Bu iyi bir şey. Öte yandan doğanın iyi veya kötü diye bir kavramı yok.

Doğadan genelde bir şey çekip aldığınız zaman öngörülemeyen etkileri oluyor. Bunun da etkisi servet dağılımının giderek kötüleşmesi. Dördüncü dalga bu ticaret anlaşmalarının genişlemesi yönünde baskı yapıyor. Tehlifatları ve fikri mülkiyet çok önem kazanıyor.

Fikri mülkiyetin değeri arttıkça bunu kanunla garanti altına almak gerekecek. Şimdi bile bu mücadeleler var. İşte bu Hindistan'daki lisanssız ilaç piyasası mesela büyük bir tartışma konusu. Normalde Amerikalı'nın 200 dolar verdiği ilacı Hindistan'da 1 dolara alıyorsun.

Niye alıyorsun? Popülist olup şey diyebiliriz işte. İlaç firmaları, Amerikalıları kazıklıyorlar. Gerçek fiyatı aslında 1 dolar.

Öyle değil. Bir ilacın geliştirmek için 1 milyar dolar harcıyorlar. Belki daha fazla. Çünkü bunu Hindistan gibi insan hayatının ucuz olduğu yerde yapmıyor.

Kendi ülkesinde yapıyor. Orada da bir sürü kural, kanun var. Testler çok pahalı oluyor. Araştırma süreci çok pahalı.

Onun parasını çıkarmaya çalışıyor. Üstüne de tabii kar koyuyor ki. O çok yorulan yöneticileri 200 milyon dolarlık jetlerle gezebilsinler yani. Onlar da gariban.

Zaten bu iptal olan Trans Pacific Partnership vardı, TPP, çok büyük bir anlaşmaydı. Geleceğini bilmiyorum çünkü Trump son anda işin içine dahil olduğu imzasını çekti. Normalde Clinton kazansaydı seçime, Hillary Clinton büyük ihtimalle bu TPP şu anda aktif olurdu. Buna benzer Çin'in de önderlik ettiği başka bir anlaşma var.

Bunların önemli bir kısmı telif hakları hakkında. işbirliği artıyorsa, birçok şey sanallaşıyorsa o zaman bunları bir şekilde kurala kanuna tabi tutmak önemli. Bu büyük bir savaş alanı olacak. Ticaret ayağını toparlarsak diyoruz ki eğer bu ekonomik ilişkiler daha da dallanıp budaklanırlarsa savaşlar daha da imkansızlaşacaklar.

Servetler daha da iyi korunacak ve tepede konsantre olmaya devam edecek. Tabii bunun bir de etkisi var. Servet dağılımındaki adaletsizlik arttıkça popülist hareketlerin de gücü artıyor. 20.

yüzyıl boyunca korelasyonunu yapmışlar. Yani savaşları imkansızlaştıran şey aynı zamanda reaksiyonel hareketleri de tetikliyor. İnsanların bu işlerini kaybetme korkusu, birikimleri yok, sosyal bir destek hattı yok, son 30-35 sene boyunca real gelir artışları yok, eğitim, sağlık bunların hepsi enflasyondan çok daha hızlı biçimde artıyor. Bunun yarattığı genel bir mutsuzluk var.

Bu tabii kök nedenini tam olarak tespit edemiyorlar. O yüzden de bir populist çıkıyor. İşte o öfkeye, o yetersizlik hissine, çağın gerisinde kalmış olma hissine, kenara atılma hissine, Bunlara bir çıkış noktası sağlıyor. Şimdi biraz bu popülizm ayrıntısına da alayım.

İnsanlar kendilerine benzeyenler tarafından ezilmeye razılar. Bunları da başka yerde bulamazsınız ha bak. Endüstri 4.0 diye başladık.

Nelerden bahsediyoruz? Bakın bugün mesela Türkiye'de Osmanlı Hanedanı ile övünüyorsunuz. Sanki iktidara ortak olmuşlar gibi, 3 kıtaya hükmetti, 7 düvele karşı savaştık diye konuşuyorlar. Ya senin anan baban, deden cahil köylüler.

Hepimizin öyleydi. Gerçekte olan şey, sarayda bir aile var, 600 sene boyunca koca bir insan topluluğunu yönetiyorlar. etrafındakilerle tabii. 3-5 kişiden bahsetmiyoruz.

Onun etrafında oluşan, organik biçimde oluşan o yönetici kesimiyle beraber bunlar 600 yıl boyunca koca bir insan topluluğunu yönetiyorlar ve bu süreçte o topluluk yoksul ve cahil kalıyor. Onları yoksulluktan ve cahillikten çıkaracak değişimlerin hepsinin de önü kesiliyor. 20. yüzyılda Türkiye Cumhuriyeti'ne miras kalan beşerî sermaye tam bir enkaz.

Şimdi okuma-yazma istatistikleri var, %90'ı bilmezdi denir. Kadınların içindeki okuma-yazma oranı tek basamaklı, %1, %2 diyorlar. Böyle bir sistemle nasıl övünürsün sen ya? Bugüne gel, kendileri gibiler tarafından sömürülünce, onlar bunların parasını çalınca da çalarsa benden çalıyor diyor.

Koyduk mu diyorlar mesela. Bakın bu da Türkiye'ye özgü değil. Yine tekrar ABD'ye döneyim. Bu arada hep ABD'den örnek veriyorum çünkü bildiğim şey o.

Yoksa aynı şeyler kim bilir kaç yerde oluyordur ama benim de dünya görüşüm kısıtlı sonuçta. Ama ABD tabii her yere etki ettiği için onu bilmek önemli. Orada da adam kendini Trump'la özdeşleştiriyor. İşte elit liberallere koyduk mu diyor.

Ya Trump dediğin adam dolar milyarderi, babadan kalma, hayatı boyunca çok farklı uzaylı gibi bir hayat yaşamış. Normal Amerikalı dediğin ise sıradan Amerikalı, bu istatistiği uydurmuyorum. Yarısı bugün 500 dolarlık bir doktor faturası gelsin bunu ödeyecek nakde sahip değil. Bir yerden tefeciden şuradan buradan borç alması gerekiyor.

Bunlar kalkıp da kendilerini alakasız bir insanla özdeşleştiriyorlar. O kazanıcı kendileri de kazanmış sayılıyor. Bu kadarı yeterince saçma değilmiş ki. Bir de o insan da gelip ne yapıyor?

Trump yani. Wall Street'e vergi affı getiriyor Wall Street'teki şirketlere. Efendime söyleyeyim en tepedeki %1'lik, %10'luk dilime daha fazla vergi affı getiriyor. Bütçe açığını patlatıyor bu şekilde.

Onlar da eninde sonunda enflasyonla veya genel vergilerle bu insanların kıçına girecek. Yarımlar yokmuş gibi çılgınca alkışlıyorlar. Lakin bir yabancı gelmeye görsün, yani yabancı olarak gördükleri bir kişi gelmeye görsün, kendi işlerini ve pazar paylarını onlara kaptırırlarsa, bir anda sömürüldükleri aklına geliyor. Trans-Pacific Partnership veya daha da uzun süredir aktif olan NAFTA, bu gibi ticaret anlaşmalarının normalde kimse detayını filan bilmiyor.

Ama bugün sorsan hepsi karşı. Dolayısıyla bu Trump'ın gümrük savaşlarını mesela bir manyağın trip atması olarak geçiştiremeyiz. Bunlar çok planlı, programlı şeyler de demiyorum ama bu bir semptom. Benzer bir popülizm her yerde olabilir.

Çünkü servet adaletsizliği var, serbestleşen ticaret var, savaşlar yok. Bu kombinasyon doğal olarak bu popülistleri ortaya çıkarıyor. Göçmenlik de bunların üstüne biniyor. Yani göçmenlik sorunu vakumda olmuyor.

Bunların üstüne bindiği için tam bir saatli bomba gibi davranıyor. Şimdi tekrar şöyle iki saniye nefes alıp konuyu işsizliğe getireceğim. Hazır mıyız? Şu ana kadar dördüncü dalganın yeni zenginliği tepede tutma potansiyelinden bahsettik.

Yani yeni yaratılan zenginliğin tepede mahsur kalmasından bahsettik. Ama asıl korkutucu olan, insanları da zaten popülist politikalara yönelten bu, işlerini kaybetmeleri ve birikmiş zenginliklerini tepeye transfer etme potansiyeli. Koyun örneğini hatırlıyorsunuz değil mi? Koyunu olmayıp da başkalarınınkini yüzerek geçinen bir insan düşün, o işleri de kaybedecekler.

Bu işsizlik meselesinin kökü 3. dalganın sonuçlarında saklı. Üretimin bir kısmı ucuz ülkelere kaymıştı ya. Outsourcing ve Offshoring farkından bahsetmiştim ilk bölümde.

Bugün şehir merkezinden 200 dolara mesela bir gözlük alacaksınız reçeteli. Aynısını Çin'den kargo dahil 20 dolara sipariş edebiliyoruz. E o zaman niye onu seçmeyeyim? Daha sonra bunu da o 3D yazıcı teknolojisinin perspektifinden değerlendirmiştik.

Yani o gözlüğü Çin'den 20 dolara sipariş edeceğime, köşedeki fotokopijede de bastırabilirim. Biraz ütopik tabii konuşuyorum. O mercek zor bir şey basması, şekillendirmesi. Fakat gözlük olmaz, başka bir şey olur.

Belki kontak lensleri bile öyle basabilirler. Daha bile kolay olabilir hatta o. Designer item diye dandik bir plastiğe 200-300 dolar veriyor insanlar. E şimdi o plastiği sen 5 dolara internetten planını satın alsan, USB'ne koydun, gittin fotokopiciye, taktın makineye, plastik çerçeveyi bastı.

MRC'ni de basmasın, onu da git yaptır bir yerde. Türkiye'de bakın, fason tekstil sektörü çok büyük. Bu üretimin şimdi herhangi birinin Bodrum katında 7-24 çalışan yazıcılarla yapılması için bir engel var mı? Bakın bu senaryoları hep şöyle düşünmeyin.

Genel olarak karşılaştığım tepki şu oluyor. Ya o işler zor işte şöyle insan gerekir şunu yapması için. Kimse zaten her şeyi son ayrıntısına kadar makineler yapacak, yazılımlar yapacak demiyor zaten. Önemli olan iş kaybı oranı.

10 bin kişiden 3 bini işini kaybetse bu zaten kriz. 5 kişinin çalışarak yaptığı fason üretimi 3 kişi çalışarak yapsa bu zaten dev kriz. Buradan iki sonuç çıkıyor. Bu 3D televizyonlar geldiğinde insanlar bir hevesle bunları tüketmişti.

Ama heyecanı geçince yine 3D film için insanlar sinemaya gitmeye devam ettiler. Çünkü orada çok daha iyi bir teknoloji var. Yazıcılar için de böyle bir şey düşünüyorum ben. Aynı kaderi paylaşacaklarını düşünüyorum.

Yani evine aldığın veya bodrum katında çalıştırdığın o yazıcının modeli belli. Ona besleyeceğin ham maddenin maliyeti belli. Ama Amazon gibi bir şirketin modeliyle baş edemez. Bu yazıcı devrimi olacaksa, 3'te yazıcı devrimi, bunun da ekmeğinin büyük kısmını dev şirketler yerler.

Sen yine gidip Amazon'dan sipariş edersin çünkü çok daha karmaşık bir şeyi daha ucuza basar, bütün para oraya gider. Şimdi ikinci aklıma gelen şey de şu, eğer bu üretim en pahalı şehirlerde bile mümkünse, o zaman Çin'in ne avantajı var? Vietnam'ın ne avantajı var? Niye kalkıp da gidip orada fason üretim merkezi kurayım?

Oraya gitmiş işlerin zengin ülkelere dönmesi demek, işe tam da en çok ihtiyacı olan insanların istihdam kaybetmesi demek. En fakirler için de büyük bir sorun ama sadece onunla sınırlı değil. Orta sınıfa zıplamış bu gelişmeler sayesinde, bu outsourcing furyası sayesinde bir sürü sermaye akmış o ülkelere ve bu insanlar belli bir hayat standartına alışmışlar. Bir kısmı da orta sınıfa atlamış değil mi?

Arabanın tadını aldılar, klimanın tadını aldılar, yurt dışı tatilinin de tadını alıyorlar. Bunu yapan Çinli şimdi eski günlerine geri döner mi? İnsanlar kolay sınıfa atlarlar ama hayat standartını düşürmek istemez. Kalifiye olmayan işçilerin sorunları 3D yazıcılardan ibaret değil.

Daha büyük ölçeklerde bu karanlık fabrika veya akıllı fabrika kavramı da gelişiyor. Sadece üretimi değil, bakımı, tamiri, dağıtımı da robotlar yapıyor. Hiç insan yok içinde. Veya belki de turistik gezi düzenlerler.

İşsiz güçsüz bir sürü insan olacak. Ne yapacaklar zamanla? İşimizi çalan robotları gezelim. Ama bu önemli bir trend.

Birkaç sene önce her 10.000 çalışana düşen endüstriyel robot sayısı Amerika'da 164'tü. Yani 10.000 tane insana 164 endüstriyel robot düşüyordu.

Almanya'da 292 idi. Güney Kore'de 478 idi. Çin'de 36. Şimdi 2016-2017 verilerine bakın.

ABD'de 189'a çıkmış. Az bir değişim. Almanya 292'den 309'a çıkmış. Güney Kore 631'e çıkmış %50 artış.

Çin ise 68'e çıkmış. Rakam olarak küçük ama %100 artış neredeyse. Bu tren nereye gidecek? Dünya ortalaması da 74 bu arada.

Yani dünyadaki her 10.000 işçi başına 74 tane endüstriyel robot var. Şimdi Çin için bu hem bir fırsat, halen az sayıda robotları var çünkü biraz daha robotize olsalar üretimleri daha da artacak. Hem de bir kriz.

Üretim sektöründe 100 milyon Çinli çalışıyormuş. Yani daha 3. dalga teknolojiler bile doygunluğa ulaşmamışken sen hop diye 4. dalga teknolojileri işin içine soktuğun zaman istihdamın acayip etkilenecek.

Ekstradan %5 etkilense, ekstradan %10 etkilense. 100 milyon insanın %10'u 10 milyon kişi eder ya. Normalde işsiz kalacaklara 10 milyon yine işsiz ekliyorsun. Afrika kıtası bu konuda felaket.

Her ay Afrika kıtası toplamda 1 milyon yeni iş yaratmak zorunda. Sırf mevcut işsizlik seviyesini koruyabilmek için. Hindistan ve Çin'de, Afrika kıtasını boşver, sırf Hindistan ve Çin'de önümüzdeki 15 sene içinde kaç kişi iş piyasasına girecek biliyor musunuz? Sadece 15 senede.

Yarım milyar. Sırf iki ülkede 500 milyon yeni iş yaratılması lazım. Mevcut işsizlik seviyesini korumak için o da. bizim tahmin edemeyeceğimiz yeni işler olduğunu düşünün ve bugün işini kaybeden 10 milyon kişi varsa yarın 10 milyon ekstradan iş var.

E tamam ama her ay ekstradan 1 milyon yeni iş bulabiliyor mu Afrika? 500 milyon yeni insanı Hindistan ve Çin absorbe edebilir mi? Belki de diyorsunuz ki tamam üretimi, tamiri filan o ayak işlerin robotları bıraktık ama biz işte insanız daha zeka gerektiren planlama gibi işlere bakacağız. Bir kere ne kadar planlama yapabilirsin yani?

500 milyon tane planlama işi mi olacak? Fakat zaten her şey birbiriyle konuşacak. Hangi insan, hangi planlamacı bu kadar veri yükünü kaldırabilir? Sizin sabah 9'dan önce, sabah 11'den önce kahvesiz çalışmayan o dandik beyninize ne kadar ihtiyaç var?

Peki hizmet sektörü? Amazon'a karşı zar zor direnen geleneksel perakendecilik muhtemelen yeni otomasyona ilk kurban gidecek alanlardan biri. Bakın bir arkadaş yorum yapmış. Benim vermediğim birkaç örnek veriyor.

Mesela perakende firmasının standart kasalarının yanında otomatik kasalar denenmeye başlayalı 4-5 sene oldu diyor. Birçok kasiyer bu yüzden işini kaybetmiş. Sadece Amerika'daki kasiyer sayısı 2.5 milyon civarında.

Keza havaalanlarındaki check-in personelleri de kayboluyor artık. Kendi valizinizi tartıyorsunuz, etiketleyip gönderiyorsunuz. Hemen her sektörün benzer çabaları var. Bu arada ben ekleyeyim Amerika'daki en riskte olan sektör taşımacılık.

5 milyon mu 10 milyon mu çılgın bir rakam. Birinci dereceden taşımacılığa bağlı yani kamyon şoförleri ve aileleri. Her sektörde benzer çabalar var. Bu yorum zaten şunu diyor, gig economy denilen bir şey var.

Gelişmiş ülkelerde insanlar ufak tefek part time işler yaparak hayatta kalabiliyorlar. Uber sürücülüğü gibi veya fiverr.com diye bir site var. İstediğiniz işi 5 dolara yaptırıyorsunuz basit bir işse.

Benim bir logo tasarımıma ihtiyacım var diyorsun, 5 dolara biri yapıyor. Bu gig ekonomi denen şey de otomasyona çok kurban gidebilecek bir şey. Kendi kendini kullanan arabalar konusu en çok kime yarayacak? Uber gibi bir şirkete yarayacak.

Sonuçta aynı soruya geliyoruz. 7,5 milyar insan var. Kaçımız bilmem ne yöneticisi, kaçımız pazarlamacı, satıcı olacağız? Tek bir soru var.

Bu kadar insan ne yapacak? Şu anda bile bir sürü işe yaramaz veya bir iş yapmayan bir sürü insan var. Kısmen aslında ben de öyleyim. Standart 9-5'lik bir işim vardı ve onu bıraktım.

Şimdi değişik değişik şeyler yapıyorum. Fakat benden daha boş beleş bir sürü insan var. İşte Instagram'da influencer. Bir ekonomide herkes influencer olamaz.

Ve bunlar da otomasyondan nasibini alacaklar. Tamamen sanal selebritiler var, popstarlar var. Senin orada güzel yaptığın sanat eserleri mesela 3-5 kuruş karşılığında sattığın sanat eserleri var gig ekonomi dahilinde. Bunları da birçoğunu yapay zeka yapıyor.

Sen uyurken bir gecede uyurken 100 trilyon tane şarkı besteleyebilir. Aralarından 5 tanesi güzel olsun ve bitti işin. Kamyon şoförleriyle beraber hemen hemen aynı anda bunlar da gidecekler. Bu McKinsey mesleklerin sadece %5'inin tamamen otomatize olacağını öngörüyor.

Fakat kısmi otomasyon boyutları da büyük. Sırf bilinen teknolojileri kullanarak yeni hiçbir şey keşfedilmeyeceğini düşün. Sırf bugünkü teknolojilerle 2055'e kadar bütün iş gücünün yarısını otomatize etmek mümkün diyorlar. Böyle bir şey mümkünse de zaten olur.

Ve bu aslında ahlaki bir değeri de yanında getirecek. Bu sadece ruhsuz bir verimlilik hesabı da değil. Yine tıp örneğine geri dönersem ilk bölümdeki. Yani şu andaki doktorlar 24 saatlik vardiyalarda çalışıyorlar.

Uykusuzluktan ölecekler. Üç kuruş kazanıyor bazı ülkelerde bu insanlar. Ve kendilerini geliştirmeye hiç zamanları yok. Bu insanlara karar aldırmak mı?

Bir algoritmaya karar aldırmak mı desek? Sadece teknik bir sorun değil, bir ahlaki boyutu da olacak. İnsanlar belki şunu diyecekler. İnsana karar verdirmek büyük bir sorumsuzluk.

Aynı şey zaten bu kendi kendi kullanan arabalarda da var. Şimdi bunun tartışmaları yeni yeni yapılıyor tabii. Bir noktadan sonra şunu diyeceksin ya bir insan araba kullanıyorsa kaza yapma ihtimali otomatik bir arabanın kaza yapma ihtimalinin 10.000 katı mesela.

Otomatize etmemek ahlaksızlık olarak değerlendirilecek. E zaten sermayenin işine yarayan bir şey otomasyon. Düşünce kuruluşlarıyla, think tanklerle insanları ahlakken de bu yönde şekillendirecekler. Üretkenlik ve işsizlik konularında konuştuk.

Sonuna kadar sabrettiyseniz helal olsun. Bunlar kısmen teknik sorunlar. Üretimin paylaşımı ise siyasi bir sorun. Bu trendlerin her şeyin bol ve ucuz olduğu yani birçok şey üretildiği ama kimsenin de bir şey alacak parası olmadığı garip bir düzene yol açma ihtimalleri var.

Böyle bir düzene yol açmamak için bazı sosyal ve siyasi müdahaleler gerekecek. Bunlar da üçüncü bölümün konusu. Dur dur dur gitme şaka yaptım. Bir şey daha söyleyeceğim, bu podcast'ı birkaç bin kişi dinliyor şu anda.

Fakat benim Twitter'daki takipçi sayım 40 bin. Yani onun çok daha ufak bir kısmı dinliyor. Bunun bir nedeni de insanların Türkiye'de gerçekten podcast alışkanlığının olmaması. YouTube sonuçta baskın.

Ben de öyle valla video çekmeye üşeniyorum pişmişkelli gibi. Bu podcast alışkanlığını birazcık yaymamız lazım. Hangi platformda dinliyorsunuz bunu? Paylaşın, yorum yazın, eleştirilerinizi de yazın ya ben okuyorum hepsini.

Yayılalım böyle kanser gibi. Milletin fullerlerini alalım. Yapabiliriz.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)