Podcast

Ucuz Ahlakçılık 2: Alkol Yasakları

Fularsız Entellik

7 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Kimin birasını içmişim tramvayda? Güya erdem sinyallemesi yapmışım. Kafaları çekip çekip, belediye kahvesinde alıyormuşuz soluğu... Onu da sonra anlatırız.

***







Konular:


(00:50) Avrupada Alkol

(02:05) Akdenizli İrlandalı farkı

(03:37) Soğuk iklimlerde alkolizm daha fazla

(04:43) İçmesini bilmeyenler

(05:39) Bilimsel metod: Alkol sağlık ilişkisini ölçmek

(09:08) Para ve özel sektörün ürünleştirebileceği şeylerin araştırılması

(09:52) Bir sinyal olarak Türkiye'de alkol

(12:00) "İlericilerin" alkolü yasaklamaları: Prohibition dönemi

(14:43) Türkiye'de erdem sinyallemesi

(15:59) Çöp adam (straw man)

(16:13) Alkol kavgası olan ülkeler

(18:02) Belediye alkol yasağı

(18:37) is-ought tartışması ve ne bok yerseniz yiyin devleti

(19:46) The hill to die on

(20:00) Obama'nın stratejik yanlışı

(20:41) Rakibine benzemek

(21:43) Bir davayı finanse edecek şekilde şerefsizlik yapmak zor bir şey

(22:08) Türk darbelerinin özelliği ve bizim podcastin garipliği




BLOG: https://fularsizentellik.com

EMAİL LİSTESİ: https://fularsizentellik.com/takip

DESTEK: https://www.patreon.com/imTolstoyevski (lord ol, ağababası ol)



.

.




Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

3.373 kelime · ~17 dk okuma

Kularsız enterlik podcastine hoş geldiniz arkadaşlar. Biliyorsunuz bizim görevimiz halk için halka rağmen enterlik. Konumuz alkol. İçiyorum da bir yandan.

Oh şerefe. Alkol hakkında bilmeniz gereken her şey değil konumuz. İlk bire üretimi M.Ö.

3000 sene önce Sümerler tarafından yapılmıştır. Sümerler Karabük'te yüklemeyi yaptıktan sonra... Bunlarla uğraşacak halimiz yok. Gidin bakın Wikipedia'dan.

Transkriptin tamamını oku

Bu belediye konusu tabii ki gündemde. Belediyelerde alkol satışı. Benim o işlerden çok haberim yok. Onu bahane olarak kullanalım.

Zaten alkolün kendisi de bahane. Bizim konuşacağımız şeyler aslında konuşacağımız şeyler. Bilimsel çalışmalar nasıl yapılır? Erdem sinyallemesi nasıl olur?

Coğrafya kader midir? Asıl konular bunlar. Ben Avrupa'dan başlayayım. Genelde zaten her konuda olduğu gibi Türkiye ile kıyaslanırken Avrupa kullanılır.

Her cenah tarafından yani alkole karşıysanız da seviyorsanız da Avrupa'ya örnek verebilirsiniz. Avrupa yekpare bir yer değil. İskandinavya'da mesela alkolizm büyük sorun ve her şey gibi regüle ediliyor. Yani vergiler ağır, bir.

İkincisi satış yerleri kısıtlı. Bazı yerlerde bildiğim kadarıyla tek el, devlet tek eli satıyor sadece. Zaten Türkiye'de de adı tek elde hatırlarsanız. Orta Avrupa'da veya Avrupa'nın doğusu diyeyim, aynı şekilde alkolizm yine sorun.

Hatta daha bile büyük sorun. Fakat her şey gibi bu da regüle edilmiyor. Ben geçen gün yarım euroyu aldığım birayla tramvaya bindim mesela. Kimse bir şey demedi.

Belki de evsiz sandılar beni. Uğraşmak istemediler, ne bileyim. Yani o ülkelerde de sorun. Fakat tam tersine her şey ucuz, kısıtlama çok az.

Dolayısıyla bambaşka bir gerçeklik. Bir de ilginç tarafı, mesela Fransa'yı, İspanya'yı, İtalya'yı düşünün. Kendinizi orada hayal edin. Depresyona sokacağım sizi şimdi.

Buralarda asırlarda şarap yetiştiriliyor. Burada bir manastır kültürü var. Eskiden rahipler manastırlarda yaşıyorlar. Geçim kaynaklarından, ana geçim kaynaklarından biri de bira yapmak.

İşte Belçika biraları, trapisler falan bunlar. Dolayısıyla kültüre işlemiş, herkes içiyor. Yani alkol çok yaygın ve sorun değil. Mesela önümde ufak bir araştırma var.

Gerçi Amerika'da yapılmış ama Avrupalı göçmenler üzerinde yapılmış. İki grup birbiriyle karşılaştırılıyor. İrlanda kökenli Amerikalılar ve Akdeniz kökenli Amerikalılar. İtalyanlar, Yahudiler ve Yunan.

Sizce hangi grup daha düzenli olarak içti? Yani her gün, her gün, her gün içtiler. Ve Akdenizliler. Peki hangi grup içinde alkole bakış açısı çok daha negatifti ve daha fazla insan alkole hiç ağzını sürmüyordu?

Evet bekliyorum yani podcast diye söylememezlik etmeyin, konuşun. İrlandalılar. Şimdi tahmin edin, hangi grup içinde alkolizm daha yüksekti? Düzenli içen ve alkole karşı negatif bir duygu beslemeyenler de mi yoksa?

Neyse uzatmayayım canım. İrlandalılarda işte ne diyeceğimi anladınız zaten önceden. Ama öyle böyle değil. Yani %20, %30 daha fazla alkolizmden bahsedilmiyor.

7 kat daha fazla alkolizm var İrlandalıların arasında. Yani görüşünüz uçlara kaydıkça hani bir kısım alkolden nefret ediyor ve tamamen alkolden kaçmış, kullanmadığını söylüyor. Bir kısım da belki kameralara karşı öyle diyor, mikrofonlara karşı ama sonra gidip cozutuyor tamamen. Bu toplumun alkolle ilişkisi sağlıklı değil.

Öte yanda Akdenizlerin gayet sağlıklı. Peki niye böyle? Ben genel olarak hemen her konuda coğrafyanın ve iklimin kader olduğunu düşünüyorum. Daha doğrusu kader derken tamamen deterministik bir şekilde her yaptığınızı belirlemiyor ama size bir çerçeve çiziyor ve o çerçevenin dışına çıkamıyorsunuz.

Science miydi? Science Daily miydi? Neydi? Hatırlamıyorum.

Orada bir tane makale gördüm. Soğuk iklimlerde yaşayanlar ve daha az güneş ışığı alanlar daha çok alkol tüketiyorlar. Alkolizm de daha büyük sorun oluyor. Bir kere alkol içince ısınmıyoruz.

Onu aradan bir çıkaralım. Ama sana ısınmışlık hissi veriyor. Neden veriyor? Çünkü kan daha fazla yüzeye çıkıyor alkol içince.

Kan da sıcak, kalorifer gibi çalışıyor. Senin ısı reseptörlerinde deriye yakın. Dolayısıyla ısıyı hissediyorsun. Bu da güzel bir duygu yani soğuktayken üşüyorken.

O yüzden insanlar bunu seviyor olabilir. Ama Akdeniz'de buna gerek yok. Akdeniz'de dışarısı 30 derece. Ne yapacaksın?

Bir de alkol depresyonla ilgili bir şey. Yani senin bir yere kapattıkları zaman içiyorsun. Köylerde filan bu yüzden mesela alkolizm çok büyük sorun. Türkiye için konuşmuyorum da birçok yerde ortalama bir şehirliğe göre köylüler hayvan gibi alkol tüketiyorlar.

Yapacak bir şey yok çünkü. Uzun süreler boyunca da karanlıkta kalıyorsan, hele de dışarısı soğuksa evde oturup ne yapacaksın? Fakat sorun çok içmekten ziyade yani her gün düzenli olarak bir kadeh yerine iki kadeh, üç kadeh içmekten ziyade binge drinking dedikleri yani bir anda çok içmek. 3-4 gün bir şey içmiyorsun, işe gidip geliyorsun, gidip geliyorsun.

Hafta sonu oluyor, eğlence bu diye 10 tane bira içiyorsun bir anda. Benim yaşadığım yerde de zaten en büyük sorun salgın hastalıklar, fakirlik, ısıtma veren falan değil. Götüyle içen İngilizler. Ve İngiltere'de değilim.

Nasıl oluyor ben de anlamadım ama. Hayattaki en büyük derdim bu. Bir milletin insanları, gençleri hiç mi içmesini bilmez inanamıyorum yani. Her yerden turist geliyor, her yerden her milletten insan görüyorum.

Hepsinin salla şusu busu var da. İçince sapıtanların %90'ı hep İngiliz çıkıyor, İngilizlerin de %90'ı içince sapıtıyor. Bazen denir ya, vücudunuz alkolü zehir olarak görüyor diye. Bu aslında yalan.

Her maddeyi vücut zehir olarak görür, yeterince alır. Her şeyin fazlası zehir yani. Normalde kullandığımız şeylere bak. Kafeyin, çay, esermiktarda kokain, buzlu badem.

Stratejik noktalara yerleştirilmiş. Hangimiz yapmıyoruz bunları? Sorun bunları abartmakta, çok yapmakta. O zaman zehirlenirsin tabii.

Alkol de böyle binge drinking şeklinde içersen, yok 5 tane şal attım falan, ondan sonra da zehirlenirsin. Bu sağlık konusundan devam edeyim çünkü dikkat çekmek istediğim ilginç bir nokta var. Normalde alkolün sağlığa zararını nasıl ölçersin? İşte çok alkol kullananlara bakarsın, fazla alkol kullananlara bakarsın.

Sonra da dersin ki işte siroz var, kalp hastalıkları var, şu var, bu var. Fakat alkolle alakası olan birçok değişken var değil mi? Mesela bir tanesi yaş, bir diğeri de cinsiyet. Bunları kontrol ederek, yani aynı yaştaki ve aynı cinsiyetteki insanların alkol kullanımını kıyaslayarak araştırma yaparsın.

Şuraya not aldım, şimdi okuyayım. Günde bir iki kadeh içen düzenli olarak insanlar, hiç içmeyenlere göre iki kat daha az ölümcül kalp hastalıkları riski taşıyorlar. Bu cümleyi anladınız mı? Ben anlamadım.

Çünkü önümdeki notlar İngilizce, Türkçe'ye çevirmedim. Burada karşılaştırdığımız şey referans noktası orta derecede içenler. Tüm grupları bunlarla karşılaştırıyoruz. Diyor ki çok az içenler, yani mesela haftada bir içenler, bu gruba kıyasla %23 daha fazla risk taşıyorlar.

Ağır içenler yani çok içenler %70 daha fazla risklaşıyorlar. Ama işin ilginç tarafı şu. Hiç içmeyenler nasıl risklaşıyor? %100 daha fazla risklaşıyorlar.

İki kat. Bu arada tabii binge drinking buna dahil değil. Yani o zaman belki kalp damar hastalıkları riskin artmayabilir bilmiyorum onu ama başka risklerin artıyor. Yani gidip saçma sapan kararlar veriyorsun.

Zaten alkolün bir kötülüğü bu. İçtikçe karar verme mekanizman zayıfladığı için daha kötü kararlar veriyorsun ve o kararlar arasında daha da fazla alkol almak varsa fasit bir daire oluşuyor. Bir sonraki kararın daha da kötüleşiyor. Ondan sonra ne oluyor?

Çalıların arasında bornozunla çıplak bir şekilde uyanıyorsun. Polis gözüne fener tutuyor falan. başıma geldiğinden bilmiyorum yani. Bana bakmayın.

Bu araştırma daha iyi bir araştırma dedik ama bundan da iyisi var. Çünkü şunu diyebilirsin. Daha uzun yaşamla alkol arasındaki ilişki gerçek. Yani pozitif korelasyon gerçek.

Fakat alkol sandığımızdan çok daha dolaylı bir yoldan bunu başarıyor diyor. Yani olay alkolün kendisinde değil aslında. Ama alkol içenler daha fazla, daha sosyal davranıyorlar. O sosyallik insanları daha uzun yaşatıyor.

Bir de alkol içince stresin azalıyor. E stresin de uzun vadede etkileri çok daha kötü olduğu için alkolün negatif etkilerine göre hayatın uzamış oluyor ortalamada. Şimdi bunu nasıl test edersin? Bunu test etmek için daha fazla paraya ihtiyacın var.

Çok da dahiyane bir çözüm değil yani. Çünkü o parayla daha büyük bir araştırma yaparsın ve bu araştırmada sadece yaşa ve cinsiyete göre değil, aynı zamanda sosyal statüye göre, daha önceki sağlık problemlerine göre, kazandığın paraya göre, sosyallik seviyene göre, bu tip kriterlere göre kontrol grupları koyarsın. Yani her biri için atıyorum 100 tane denek bulursun, ondan sonra 20'si çok alkol alır, 20'si az alkol alır, 20'si orta alkol alır, 20'si de matematik bilmez. Buna göre deneyini yaparsın.

Bunu da yapmışlar. Ne bulmuşlar sizce? Hiç içmeyenin riski ile çok içenin, aşırı derecede içenin riski aynı seviyelere geliyor ve %50 daha fazla riskli oluyor ortalama içenlere göre. Bu işin detayı tabii ama bu rakamlar belli bir yaş grubu için.

Yani her yaş grubu için bu riskler aynı değil. Orta yaşları için sanırım yapmışlar bunu. Önemli değil yani burada zaten anlatmak istediğim nokta. Değişkenlere göre, olası değişkenlere göre bir araştırmayı nasıl tasarladıkları.

Yani ilk araştırmalarda alkol ile, ortalama alkol tüketimi ile uzun hayat arasında bir bağlantı bulunuyor ama bu bağlantı nasıl bunu bilmiyorlar. Bunun için bir sürü değişkenlere göre kontrol yapman lazım. O da para demek. O yüzden zaten bir sürü konuda pek bir şey bilmiyoruz.

Çünkü kim kalkıp da uğraşacak milyar dolar yatıracak bu araştırmalara? Yani bir sürü getirisi olmayan araştırma var özel sektör için. Devletlerin, belediyelerin, hükümetlerin yapması lazım bu araştırmaları ama onların da parası yok yemekle meşgulle. Bu yüzden de bir yandan inanılmaz teknolojik gelişmeler olurken cep telefonları gibi tüketici teknolojileri çok gelişirken, askeri teknolojiler çok gelişirken birçok çok daha basit konuda, sosyal konuda hiçbir şey bilmiyoruz.

Bu bahsettiğim araştırma 2018 tarihli. dandik bir bilimsel araştırma konusu da değil. Bir, alkolizmle alakalı. Bir sürü insanı öldürüyor.

İkincisi, uzun yaşamla alakalı. Ama kim uğraşacak, kim buna para verecek? Sorun o. Dönelim Türkiye'ye arkadaşlar.

Bizim derdimiz bize yetiyor değil mi? Türkiye'de alkol uygulamaları bir İslam ülkesi için epey serbest. Yani Avrupa'da bazı yerlerde daha zor alkol bulabiliyorsun mesela. Ama Avrupa'nın aksine bu serbestliğin hiçbir garantisi yok.

Anayasal hak değil. Zaten anayasal hakların da bir garantisi yok. Onlar için de mücadele etmen lazım da. Alkol burada ideolojik bir sinyalleme olduğu için, bir sembol olduğu için bunun mücadelesini verdikçe, mücadele ettikçe daha da çok sembolleşiyor.

Her şey, aslında yaptığımız her şey bir sinyalleme. Sosyal hayvan olunca zaten böyle olması doğal. Hala ki değerlerinin sinyalini veriyorsun. Ama önemli olan herhangi bir sinyalin sadece sinyal olmadığı.

Yani alkol de sadece sinyal değil, değil mi? Sonuçta içince bir şeye yarıyor. İşte demin dedik ya, rahatlıyorsun. Yapmayacağın muhabbetleri yapıyorsun, yakınlaşıyorsun.

Zaten her kültürde var bu kafa yaparak yakınlaşma muhabbeti. Bir sürü dini ritüel de böyle. İnsanların ilahiler eşliğinde kendilerini zincirlemelerinin manası ne? dini bir bahane bulurlar ama o alışkanlığın bu kadar yaygın olmasının sebebi, alkol olmadan sana alkol kafası yaşatması ve birlik beraberlik duygusunu arttırması.

Aslında çok daha direk bir şekilde arttırıyor tabii. Yan yana bir acı paylaşmış oluyorsun. Söze bile gerek kalmadan yakınlaşmış oluyorsun yani. Bazı Budist geleneklerinde, Budizm'in de değişik kolları var.

Bazı kollarda ibadet için, meditasyon için müzik şarttır. Ve toplu ibadet yapman lazım. Tek başına odanda oturup meditasyon yapamazsın. Sabahın beşinde kalkıp tapınağa gideceksin.

Yan yana oturacaksın omuz omuza. Bizdeki ilahiler gibi müzikler çalacak, davullu bilmem neli. O ruh haline giriyorsun, birazcık kafa oluyorsun ve birbirine bağlanmış oluyorsun. Bu kadar basit.

grup seviyesinde çalışan bir virüs olarak görüyorum ben bunları. Çok başarılı oldukları için yani grubu sıkılaştırdıkları için de devam ediyorlar. Alkohol dedik Budistlerin zikirlerine geldik. Ne diyorduk?

Alkol sadece bir sinyal değildir diyorduk. Ama Türkiye'deki ortamda büyük çoğunluk sinyalleme oluyor. Bizim cenahında verdiği sinyal ne? İlericilik, özgürlük, kısmen de batıcılık.

Şimdi işin komik tarafı bu sinyalleme alkol tüketen kesime has değil. Önce dışarıdan bir örnek vereyim. Batıcılık diyoruz ama Amerika'nın kendisinde de alkol yasaktı. Ve yine ironik olarak prohibition dedikleri bu hareket, o zamanın sosyal progresiflerinin hareketiydi.

Yani progresif ilerici demek. Hani o zamanın ilericileri alkolü yasaklamaya çalışıyorlardı Amerikan tanımına göre. Bir ironi daha, feminizm ile bağlantılıdır. Kadın örgütleri bu işin temelini oluşturuyordu.

Temelini oluşturanlardan biri diyeyim. Bizim için alkol feminizmle paralel giden bir şey. 1920'lerin 30'ların Amerika'sında tam tersiydi. Şimdi ABD'de de bu yasaklandı.

Aslında tam bir yasak değil. Türkiye'den biraz farklı Amerika. İnanılmaz gözlem yaptım. Farklarından birisi şu, bazı kanunlar yurt çapında geçerli.

Yani onlara federal kanunlar deniyor. Bazı kanunlar da eyalet çapında geçerli. Bazıları da şehir çapında geçerli. Onlara genelde ordinance denir.

Bizde iki seviye var. Ama bizde belediyeler çok büyük oldukları için, yani İstanbul Büyükşehir Belediyesi Amerika'daki bazı eyaletlerden daha büyük. Onu o seviyede düşünebiliriz. Şimdi Amerika'daki Prohibition ya da Walsted Act deniyordu.

Bu federal bir kanun. Bunu kalkıp anayasaya koydu geri zekalılar. Yani anayasayla alkolün ne alakası var? Fakat yasakladıkları şey alkolün tüketimi değil, ithalatı, ihracatı, satışı, taşınması.

Yani evinde oturup da seni kör etme ihtimali olan rakı üretirsen, vodka, viski üretirsen ona bir şey demiyor. Tam bir yasak değil yani. Ama bu arada buna ek olarak bazı şehirler ve eyaletler ekstra yasaklar getirdiler ve dediler ki sadece dini törenler için alkol kullanılabilir. Fakat tabii bu zamanla destek kaybetti.

Yaklaşık bir 10 sene sonra organize bir karşı hareket başladı buna. Çünkü birincisi, alkol tüketimi aslında %50 civarında düşmüş deniyor. %50 büyük bir düşüş. Geri kalan yine %50 de büyük bir rakam.

Ve bu rakam artık tamamen mafyaya geçmiş vaziyette. Bir şeyi vergilendiremezsen devletin ona desteği fazla sürmüyor. Daha önemlisi mafyanın kendisi güçlenmiş oluyor. Bu da biraz tartışmalı bir konudur.

Ben buna Boardwalk Empire dizisini izledikten sonra biraz bakmıştım gaza gelip. Prohibition suç seviyesini arttırdı mı diye. Sanırım arttırmadı veya çok az arttırdı ama önemli olan daha fazla tecavüz olmuyor, daha fazla hırsızlık olmuyor ama organize suç güçlenmiş oluyor. Dolayısıyla karşı bir tepki başladı.

Bu arada bire üreticileri falan da bunları filansa ediyor. Çoğu da Alman fakat başarılı olamıyorlar ilk zamanlarda çünkü Birinci Dünya Savaşı başlıyor ve Almanlara karşı bir direnç oluşuyor. Böyle çok alakası gözüken bir konu da aslında yani Birinci Dünya Savaşı ile Amerika'daki alkolün ne alakası var dersin ama alakası var. Ama sonunda bu örgütlenme oluyor ve diyorlar ki ''Ya siz çomar protestan alakanızı bizim gibi elit şehirli insanların üzerine empoze edemezsiniz.'' diyorlar.

Kısacası bu. Şimdi bize geri dönelim. Dedim ya, bizde alkol karşıtları da signaling yapıyor. Mesela hırsızlık yapanı normal karşıtlıyorsun.

Sevmiyorsun ama kanıksamışsın. Fakat cami önünde içkili kutlama yaptılar diye milleti galeyana getiren manşetler atıyor insanlar. Ve millet de galeyana geliyor. Daha iyi bir örnek var.

Bu Hz. Muhammed karikatürleri yüzünden yüz binlerce insan sokaklara döküldü ya. Tamamen bir virtual signaling bu da. Yani bir cenah bunu yapıyorken diğer cenahın da karşı bir şekilde sinyalleme yapmaması zaten imkansız olurdu.

Senin derdin değilken bile, senin tek derdin bir şarap içip insanlarla güzel muhabbet etmekken bile zorla sembolleştirilmiş oluyor. Sembolleri toplum sana empoze eder zaten. Sen kalkıp da ya ben toplumun değerlerine göre yaşamayacağım, ben alkol içerken böyle anlamlar taşımıyor, sizin tartışmalarınızdan bağımsızım diyemiyorsun. Sen de o denklemin bir parçası oluyorsun zorla.

Şimdi bunun ilginç tarafı şu. Sembolleşen mücadelelerde insanlar bir noktadan sonra mücadelenin doğasını unutuyorlar. Yani sebep-sonuç ilişkisini unutuyorlar. Büyük resmi kaçırıyor insanlar.

Çünkü o değerler içinde, o mücadeleler içinde yetişmişsin. Onun sembolleşmesine tanık olan nesiller öldükçe yenileri daha dar bir çerçevede yetişmiş oluyorlar. Fakat aklı başında kimse de oturup bir 3-5 saniye düşününce alkol tüketiminin ilericilik olduğunu zaten söylemez. Bunu iddia eden de strawman yapıyordur.

Yani olmayan bir sabı varmış gibi gösteriyordur karşı tarafı daha kolay çürütmek için. Alkol kavgası bir semptom. Yokluğu hiçbir şey kanıtlamıyor. Yani alkol kavgası yaşamayan toplumlar kötü de olabilirler, iyi de olabilirler birçok yönden.

Ama alkol kavgası yaşayan bir toplumun kötü olduğuna eminiz. Bak bugün alkolü yasaklayan ülkeler, Afganistan, Bahreyn, Bangladeş, Bhutan, Brunei, Djibouti, en sevdiğim Hindistan, bazı ziyaretleri, İran, Kuveyt, Libya, Maldivler, parantez içinde şunu yazmış, ruhsatlı yerlerde yabancılar için serbest. Zaten Maldivler'de yabancı dışında kim var? Balıklar var, Maldivli yok.

Devam, Moritanya, Pakistan, Katar, yabancılara serbest, Suudi Arabistan, Somali, Sudan, Birleşik Arap Emirlikleri ve tabii ki Orta Doğu'nun cenneti Yemen. Gerçekten mükemmel bir liste. Hall of Fame. Boktan ülkelerin Hall of Fame listesi bu.

Bunların hiçbirinde yaşamak istemezsiniz. Belki Birleşik Arap Emirlikleri hariç. Ona da zaten paranız yetmez, pis fakirler. Siz Dubai'de böyle podcast dinleye dinleye iş mi bulacaksınız?

Bunların hiçbirinde yaşamazsınız. Yani Afganistan, Bahreyn, Somali, Moritanya veya Korsanların gezdiği yerler bunlar. Dediğimiz gibi bu bir semptom. Daha derin sorunlara delalet.

Hal böyleyken, alkol zaten sağlığa zararlı demek veya alkol içerseniz işte trafik kazaları artıyor, şu kadar artıyor, tecavüzleri artıyor. Bunlar büyük naiflik. Hani bu konunun toplumda hiçbir ideolojik yansıması olmasaydı, toplum tamamen bu konuda sıfırdan başlıyor olsaydı, tamam o zaman kar zarar hesabı yaparsın, optimizasyon yaparsın. Hatta o zaman bile demezsin gerçi.

O zaman da libertarianizm tartışması var. Yani gerizekalı insanlar alkol alıp araba kullanıyor diye ben niye içemeyim? Veya ben niye daha çok para ödeyeyim? Bunun bir doğru cevabı yok.

Bu bir tartışmadır. Ama biz de bu seviyeye zaten gelemiyorsun libertarianizm seviyesine. Çünkü bu bir dünya görüşü savaşı. Bu günümüzde yaşananlar günlük muharebeler o savaşın içinde devam eden.

Bu da bizi zaten bu belediye alkol yasağına getiriyor. Şimdi bahsettiğim her şey içindeki en sıkıcı konu benim için. Belediyelerde alkol olmalı mıdır Sayın İmmanuel? Hayatım hiç etkilemeyen bir şey.

Hiçbir ilginç felsefi açılımı falan da yok. Ama ben buna verilen tepkiler üstünde birazcık konuşayım. İlginç tarafı o. Üç cepheli bir tartışma görüyorum ben.

Bir taraf dini sebeplerden ötürü olmasın diyor. O taraf zaten benden uzak. Birileri diyor ki ya kardeşim tamam ama önceliğiniz bu mu? Diğeri de diyor ki yani bu öncelik meselesi değil, niye bunu da halledemiyoruz?

Belediyede alkol olmasıyla rant düzeni yok etmek arasında bir bağlantı yok. Şimdi bunun genel çerçevesi aslında is-out tartışması. Is olan şey, out olması gereken şey. Dünyadaki tartışmaların bence %80'i zaten bunun üstünden yürüyor.

Bir taraf hep olması gerekenden bahsederken bir taraf olandan, pratikten bahsediyor ve bu ikisi sanki aynı şeyler hakkında konuşuyorlarmış gibi birbirleriyle çakışıyorlar. Ondan sonra bir noktada biri yeterince sinirlenip diğerine Hitler diyor, diğeri de ona götlek diyor ve tartışma bitiyor. Şimdi ben daha ziyade iz tarafındayım, yani pratik. Ama diğer taraftan başlayayım.

Bu sorunu ötelemenin zararı, yani belediyelerde alkol olmasın demenin zararı, devletin bu konuda taraf olmasını meşrulaştırmak. Yani devletin normalde görevi nötr olmaktır. Bu konuda nötr olmak ne demek? İlla içki içeceksiniz nötr değildir.

İlla içmeyeceksiniz de nötr değildir. Ne bok yerseniz yersindir nötr. Devletin pozisyonu bu. Ben ileride bir devlet kurarsam zaten anayasanın birinci maddesi bu olacak.

Ne bok yerseniz yiyin. Ama! Ondan sonra istisnalar koyacağım. Hayvanları eziyet ede de eziyet ederim.

İkinci madde bu. Bunlar değiştirilemezler. Enerjiye tartışmayacık. Ama ben işin daha ziyade iz tarafındayım.

Kratikte de siyaset kred üstünden yürür. Dolayısıyla gireceğin savaşları seçmen lazım. İngilizce'de çok güzel bir deyim var. Is this a hill you wanna die on?

Yani bu tepeyi savunurken mi ölmek istiyorsun gerçekten? Yoksa daha stratejik noktalar var mı? Hemen bir konum alırsan siyasi kredini bitirirsin. Mesela Obama döneminin en büyük sorunu buydu bence.

Adam ilk iş olarak şöyle bir hesap yaptı. Ya ben bütün bu duygu seli üstünde yükseldim ilk seçildikten sonra. Hazır bu momentumu kullanıp büyük bir reform yapalım. Sağlık sistemini reform edelim.

Fakat bu orada çok dev bir sorun. Her türlü tartışmaya sebep oldu. Adamın komünizmi ne kadar gitti. Belki de şunu yapsa, çok daha az tartışmalı konularda ilerlemeler kaydetse.

İnsanlar daha tamam ya bu Obama zenci menci ama o kadar da kötü değilmiş dese. İnsanlar derken hayvanlardan bahsediyorum. Diğerleri de hani ırkçılık yapmayanlar da ya tamam adam komünist değilmiş dese. Ondan sonra yavaş yavaş bunu yapsa belki daha başarılı olacak.

Dolayısıyla ben AKP'li olsam muhtemelen de onlar da bunu hesapladılar. En tartışma yaratacak, en çok tartışma yaratacak, milleti de en çok galeyana getirecek konuları bunların önüne atarım. Bu sefer de yeni bir denklem olmuş oluyor. Bu partiyi yenmek için ne yapacaksın?

Yani düşmanını yenmek için, rakibini yenmek için ona benzemek çok eski bir temadır. Yine is out tartışmasına geldik. Bu da şöyle bir sorunu ortaya çıkarıyor. Bu belediyedeki çant rarkını, rant çarkını yok etmek tam olarak ne demek?

Yerine adil bir düzen koyacağız diyor herkes tabii ki yani kameralar karşısında başka ne diyeceksin ama bu gerçekten mümkün mü? İkincisi akıllıca mı? Belki yerine onlarınkine eş bir düzen kurman lazım. Kendi çarkını besleyecek, kendi medya kuruluşlarını besleyecek.

Yoksa ulusal ölçekte nasıl baş edeceksin? Yani İstanbul, Ankara, İzmir belediyeleri var ama anayasa mahkemesi yok, meclis yok, bakanlıklar yok, başkanlık yok. Ama bu da zor bir iş. Hani AKP ile baş edeceğim diye yaptın, öyle kalması çok zor oluyor.

O genelde kişisel cep doldurmaktan öteye gidemiyor. Yani bir davayı finanse edecek şekilde şerefsizlik yapmak zor bir şey. Büyük bir vizyon gerektiriyor. Sen seneler boyunca çalıp çırpacaksın, yolsuzluk yapacaksın ama kendi cebini doldurmak için değil, stratejik olarak kendi davanı güçlendirmek için ve sonunda karşı tarafı yenmek için.

Yendikten sonra da bu sistemin bu çarkı kapatacaksın. Bir kere meydana gelen hiçbir sistem kendi kendine yok olmayı sevmez. Türkiye tarihi gerçekten çok istisnai çünkü bizim darbeler buna bir örnek. Kendi rejimlerine işte vesayet rejimi denen kuralları koyuyorlar ama kendileri en azından sahneden çekiliyorlar.

Her darbede de böyle oluyor. Sivil yönetime terk ediyorlar. Böyle bir ülke yok. İki kere üç kere bunu yapıp da her seferinde sivil yönetime dönen.

Neyse, yani alkolün sağlığa zararlarından başlayıp da ondan sonra Türkiye'deki darbeci generalleri ne kadar düşünceli olduklarını da bitirmek de tam bizim podcast ile yakışacak bir şey değil mi arkadaşlar? Bu haftalık da bu kadar öyleyse. Gelecek bölümde yine halk için halka rağmen enterlik yapmayı devam edeceğiz. Fularsız enterlikten tek kişilik operasyondan size selamlar.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)