Podcast

Sevilmeyi Ben Nerden Bileyim? #Podbee Dinlesen Duyarsın

Yakın İlişkiler

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Seni bu halinle kimse sevmez. Biraz kilo vermeden seni kimse sevmez. Sen daha çocuk isteme seni sevecek birini zor bulursun. Sen daha kafanda bunlarla devam et, bak bakalım biri seni sevecek mi? Sen daha böyle çelimsiz kalmaya devam et, bak bakalım sana bakan olacak mı? Seni geçmişinde bu yaşadıklarınla kimse sevmez zaten. Böyle bir ailen olduğuna göre seni birinin sevmesi gerçekten çok zor. Yalnız kalacaksın! Bunları hiç duydunuz mu? Hiç bunların ne kadar derine işlediğini fark etmeyen insanların böyle cümlelerine maruz kaldınız mı? Ya daha kötüsü bu cümlelerin ne kadar derine işlediğini bilen ve bunu bile bile yapan insanların manipülasyonlarına maruz kaldınız mı? Maalesef bir çoğumuz sevilmeyeceğimize inandırılıyoruz. Ve sevilmeyeceğine inandırılarak büyüyen insanlar ya da yetişkinliklerinde sevilmeyeceklerine inandırılan insanlar sevilmeyi bilmeyebiliyorlar, sevgiyi alamayabiliyorlar ya da aldıkları sevgiyi kabul edemeyebiliyorlar. Ben Nereden Bileyim serisinin yeni bölümünde Psikolog Dr. Gizem Sürenkök neden sevgiyi kabul edemeyebiliyoruz, sevildiğimizi nereden anlarız, o sevgiyi nasıl kabul edebiliriz, hangi korkularımızla baş etmemiz gerekecek konularını sizlere anlatıyor. Keyifli dinlemeler.

---

Bu podcast Relate sponsorluğunda sizlere ulaşmaktadır.

Relate, ilişkilerini daha iyi deneyimleme yolculuğunda sana eşlik eden güvenilir bir rehber. İndirip ilk 7 günlük ücretsiz deneyime hemen başlayabilirsin.

Website

Instagram

Twitter

Facebook

YouTube

Linkedin

Görsel: Venus and Adonis - Francisco de Goya

Bölüm Transkripti

2.998 kelime · ~15 dk okuma

Seni bu halinle kimse sevmez. Biraz kira vermeden seni kimse sevmez. Sen daha çocuk isteme. Seni sevecek birini zor bulursun. Sen daha kafanda bunlarla devam et. Bak bakalım biri seni sevecek mi? Sen daha böyle çelimsiz kalmaya devam et. Bak bakalım sana bakan olacak mı? Seni geçmişinde bu yaşadıklarınla kimse sevmez zaten.

Böyle bir ailen olduğuna göre seni birinin sevmesi gerçekten çok zor. Yalnız kalacaksın. Bunu hiç duydunuz mu? Hiç bunların ne kadar derine işlediğini fark etmeyen insanların böyle cümlelerine maruz kaldınız mı? Ya da daha kötüsü, bu cümlelerin ne kadar derine işlediğini bilen ve bunu bile bile yapan insanların manipülasyonlarına maruz kaldınız mı?

Maalesef birçoğumuz sevilmeyeceğimize inandırılıyoruz. Ve sevilmeyeceğine inandırılarak büyüyen insanlar ya da yetişkinliklerinde sevilmeyeceklerine inandırılan insanlar sevilmeyi bilmeyebiliyorlar, sevgiyi alamayabiliyorlar ya da aldıkları sevgiyi kabul edemeyebiliyorlar. Bugün ben nereden bileyim'in bu bölümünde sevilmeyi ben nereden bileyim diyerek Neden sevgiyi kabul edemiyoruz? Sevildiğimizi nereden anlarız? O sevgiyi nasıl kabul edebiliriz? Hangi korkularımızla baş etmemiz gerekecek? Bunları hakkında konuşacağız. Biliyorum bu zor bir konu. Biliyorum bunun hakkında konuşmak bile zor. Ama umarım dinleyen herkesin yüreğinde bir yere dokunur ve kendilerinin de sevilmeye değer olduğunu kabul edebilirler diyerek hadi başlayalım.

Transkriptin tamamını oku

Ben psikolog Dr. Gizem Sürenkök. Ben Nereden Bileyim'in bu yeni bölümünde sevilmeyi ben nereden bileyim diyoruz. Peki, sevilmek ne demek? Sevilmek aslında karşımızdan, karşımızdaki insandan bize gelen ilgiyi, anlayışı, şefkati, özeni, takdiri, saygıyı, övgüyü kabul edebilmek demek. En basit haliyle.

karşımızdaki insanın bize gönderdiği sevgi işaretlerini alabilmek demek. Hatta bakın bir adım öteye gidip şunu da tanımlamak istiyorum. Sevilmek biri sizi önemsiyor, biri sizi siz olduğunuz için kabul ediyor ve sizin için en iyisini istiyor demek. Bir insanın sizi zayıf ve güçlü taraflarınızla kabul edebilmesi, sizi değiştirmeye çalışmaması, veya olmadığınız biri gibi davranmanızı istememesi, sizi hem iyi hem kötü zamanlarda sonuna kadar desteklemesi, arkanızda durması, size köstek olmaması, yapabilirsin, ben buradayım, yapamazsam da zaten ben hala burada olacağım demesi, o yolda karşınıza çıkan problemlerde sizi dinlemesi, ihtiyacınız olduğunda destek olması demek.

Size saygı duyması, bugüne kadar getirdiğiniz her şeye saygı duyması demek. Geçmişinize, bugününüze, geleceğinize saygı duyması demek. Yani geçmişten yaşadığınız ilişkileriniz, geçmişten getirdiğiniz aile travmalarınız, Sahip olduğunuz aile bireyleriniz ve bütün yaşantılarınız, bugün yaptığınız tercihler, bugün içinde bulunduğunuz durum, gelecekte yapmayı planladıklarınız, hayalleriniz, hedefleriniz, bunlar zaten sizi oluşturan önemli etmenler. Bunlara saygı duyması demek.

Bu insanın size kendisini yakın hissedebilmesi, o duygusal yakınlığı veya fiziksel yakınlığı sizinle kurmak istemeye hevesli olması demek. Ve o insanın yanında kendinizi güvende hissediyor olmanız. Düşüncelerinizi ifade ederken, kendiniz gibi olurken, kendiniz gibi davranırken... ...bazen çocuk gibi, bazen yetişkin gibi, bazen en saçma esprileri yapma hali... ...bazen en insan üstüne çıkmak istemeyen haliniz... ...en hasta haliniz, en güçlü, en güzel, en yakışıklı haliniz... ...ve o insanın yanında olabilmeniz demek aslında. Kendinizi güvende hissetmeniz ve bunların hepsi, toplamı bunların hepsi birebir birlikte... ...size sevildiğinizi hissettiren, gösteren şeyler aslında. Ama şimdi beni dinlerken eminim bir kısmınız şunu söylediniz. Ben böyle birini nereden bulacağım ya? Böyle biri yok ki.

Böyle biri mümkün değil ki. Bu kadın da aşktan bahsediyor ya da böyle koşulsuz sevilmekten, kimsenin beni değiştirmek istememesinden. Böyle bir şey mümkün mü gerçekten? Evet, mümkün arkadaşlar. Bunun mümkün olmadığına inanmadıkça, bizim bunu hak etmediğimize veya kimsenin bunu hak etmediğine inandıkça...

...bunun mümkün olmamasına sebep oluyoruz aslında bireysel olarak ve topluca. Yani toplumda ısrarla birbirimize söylediğimiz koşulsuz sevgi yoktur zaten... ...ya da aşk dediğin zaten biraz acı içerir. Bunlar ya da işte öyle ilgini göstermeyeceksin hemen gibi şeyler... ...aslında bizi toplu olarak daha kötü ilişkiler sürdürmeye götürüyor maalesef.

O yüzden önce bu söylediklerimin gerçek olabileceğine inanarak başlamamız lazım. Öyle yola çıkmamız lazım. Ya biraz göbeğim var, beni bu halimle kimse sevmez. Ya da işte yüzümde sivilceler var, ben bu halimle beğenilemem zaten. Ya da bir süredir işsizim, kimse benim yüzüme bakmaz. Ya da ben hayatta istediğim hiçbir şeyi elde edemedim bugüne kadar. O yüzden başka bir insan da beni sevemez. Ya da

Benim annem, babam, kardeşim, ablam, abim şöyle bir insan. Bu insanı bilerek kimse beni sevmez. İşte bunlar aslında o kadar bizim içimize yerleştirilmiş şeyler ki ve bunların aslında bizim kendimize dair başlangıç inançlarımızla hiçbir ilgisi yok. Bunlar bizim içimize yerleştirilmiş. Neden sevilemiyoruz biliyor musunuz? Yani neden sevilmeyi bilemiyoruz biliyor musunuz? İşte bunun derine indiğimizde

İlk başta karşımıza çıkan şeylerden bir tanesi geçmiş deneyimlerimiz. Yani eğer geçmişte travmaya maruz kaldıysak, ihmale maruz kaldıysak, istismara maruz kaldıysak, aile içerisinde yaşanan durumlarda ebeveynlerimizin sevgisini hissedemediysek, bakım verenimiz bizimle yeterince ilgilenmediyse, sevgisini göstermediyse, O zaman büyüdüğümüzde de bu sevgiyi nasıl alabileceğimize ve ne beklememiz gerektiğine dair hiçbir fikre sahip olmuyoruz. Dahası, bazen bize yapılan yanlış davranışları sevgiyle karıştırabiliyoruz. Sevginin o demek olduğunu düşündüğümüz için sevginin iyi taraflarını görmüyor, kötü taraflarını ise bazen talep bile ediyoruz.

Yani sanki sürekli tartışmaların olduğu ama sonrasında barışılan ve böyle o yüksek tempolu tartışmaların sonunda... ...af dilenen o ilişkiler sanki daha huzurlu ve iyiymiş gibi hissettiriyor bize. Çünkü sonunda o kaosun sonunda sevgiye ulaşabiliyoruz gibi.

Ama o büyük kaosların olmamasının daha kolay olduğunu, birbirimizi daha sakin bir dille anlayıp, yine belki anlaşmazlıklar yaşayıp ama anlaşabileceğimizi günün sonunda hiç öğrenememiş oluyoruz. Bunu bilmediğimiz için bunu talep edemiyoruz. O büyük kaoslar bize çekici gelebiliyor. Ya da bazen bundan da öte, geçmişte o kadar kalbimiz kırılıyor ki türlü sebeplerle, kendimizi kapatıyoruz ve hiçbir şekilde açmıyoruz. Hiçbir şekilde yüreğimizi, kırılganlığımızı, korkularımızı, hayallerimizi karşımızdaki insana göstermiyoruz. Kapatıyoruz kendimizi tamamen.

O zaman işte öyle bir duvar arıyoruz ki sevgi zaten o duvarı aşıp bize gelemiyor. Dahası da o duvarı aşamadığı için biz de bazen o sevgiyi görmüyoruz. Bazen farkında oluyoruz ve kabul edemiyoruz. Bazense öyle bir duvar arıyoruz ki o sevgiyi zaten daha bize gelmeden ittirmiş oluyoruz. Ve anlamıyoruz bile sevindiğimizi.

Tabii ki doğru rol modellere sahip olamamak, yani sağlıklı ilişkileri bize gösterecek insanların etrafımızda olmaması da bir problem. Sağlıklı ilişkilere rol modeller illa anne babamızda olması gerekmiyor o rol modellerin. Yani tabii ki olsa çok iyi olur ama bazen de olmuyor. Ama etrafta gördüğümüz başka insanlar, Bize iyi ilişkileri ve ilişkinin nasıl olması gerektiğini anlatabilirler. Ama bazen öyle ortamlarda büyüyoruz ki etrafımızda bir tane bile sağlıklı ilişki olmuyor. Gördüğümüz, öğrendiğimiz şey insanların birbirlerinin sevgi adı altında değiştirmeye çalıştığı, birbirine koşuldu sevgi verdiği, birbirini hırpaladığı ilişkiler oluyor.

Bu arada sadece romantik ilişkilerden bahsetmiyorum. Yani sevilmek dediğimizde, mesela biz annemizden sevgiyi ancak daha farklı bir insan olduğumuzda alabileceğimize inandırıldıysak, o zaman aslında bir gün tamamen yabancı olan bir insanın bizi sevebileceğine, olduğumuz halimizle sevebileceğine nasıl inanalım? Yani diyelim ki bu çok fazla kadının başına gelen bir şey. Kadın diye özellikle vurguluyorum çünkü kadınlara daha fazla yapılıyor maalesef toplumsal durumlar gereği. Mesela aile içerisinde annesi tarafından sürekli fiziksel olarak eleştirilen bir kadının yani seni bu kilonda kimse sevmez, biraz daha kilo vermezsen kimse yüzüne bakmaz.

...hadi bak diyelim ki bu insanla birlikte olun ama... ...daha zayıf biri geldiğinde zaten gözü ona kayar gibi... ...tünnelerle... ...kendi bedenini sevmemeye alıştırılmış bir kadın... ...sonra biri gelip de onu bir kilosuyla sevdiğinde... ...buna inanmayabilir. Buna inanmaması çok da doğaldır zaten çünkü... ...en yakın olarak benimsediği, hep onun... ...iyiliğini gözetmesi gerektiğine inandığı annesinden...

Bunun olmayabileceğini, hatta olmayacağını, olmaması gerektiğini öğrenmiş bir kadının daha sonra bedeninin kendisi için yeterince ideal olmayan haliyle sevilebilmesi ne demek hiç düşündünüz mü? Buna nasıl inansın? Nasıl korkuları olmasın? Nasıl kendisini sürekli başka insanlarla kıyaslamasın? Nasıl onu seven kişinin bir gün kendisini başka, bedenen daha güzel olduğunu inandığı insanlar için terk etmeyeceğine inansın? Ne kadar zor bir durum ve biz bunu ne kadar çok birbirimize yapıyoruz. Arkadaşlar arasında bile mesela beden algısını birbirimiz için de bozuyoruz.

Yani iki yakın arkadaşın birbirine böyle şeyler söylediğine ben çok şahit oldum. Siz oldunuz mu? Biraz daha kilo vermelisin bence. Bu halinle çok da yakışmıyor giydiklerin.

Ya da bu haline bakmaz kimse sana abi. Böyle şeyleri duymuşsunuzdur. Ya da belki siz kullandınız. Belki ben de kullandım bu arada. Yani bunlar farkındalık gerektiren şeyler ama her zaman farkına varmıyoruz. Böyle söylememizin. Aslında karşımızdaki insan için ne ifade ettiğini. Ve ondan sonra o insanlar

yabancı insanlarla, o zamana kadar onlar için yabancı olmuş insanlarla bir ilişki kurmaya çalıştıklarında tabii ki o insanların görüşlerine değil de uzun zamandır bildikleri bizim görüşümüze daha fazla önem veriyorlar. Ve o yüzden de hiçbir zaman sevilemeyeceklerine inanıyorlar. Kilo sadece bir örnekti. Mesela, of ya ne kadar tuhaf bir ailem var senin. Aman bunları hiç kimseye söyleme. Biri bunları öğrenirse korkup kaçar senden. Duydunuz mu bu cümleyi hiç? Yani ben sahip olduğum aileyi kendim seçmedim ki. Ben bu ailenin içerisine doğdum. Ben bu anneyi, babayı, kardeşleri, abiyi, ablayı seçmedim ki. Ben bu aile düzenini kendim tercih etmedim ki. O zaman beni seven insandan bunu saklayacaksam, bu sebeple beni sevmeyecekse karşımdaki insanlar, ben ne yapmalıyım? Ne kadar zor bir durum. Neden bunu birbirimize yapıyoruz? Ben bir insanı ailesinden dolayı sevmeyeceksem, zaten o insanla hiç bir araya gelmemeliyim bile. Ben bir insanı onun bütün halleriyle kabul edemeyeceksem,

Ben zaten o insanla ilişkiye başladığımda aklımda onu değiştirmek varsa o ilişkiye hiç başlamamalıyım bile. Çünkü mutsuzluğun reçetesi gibi bir şey her iki taraf içinde. Bunlar yetmezmiş gibi. Bir de toplumsal mesajlar var. Mesela diyelim ki geçmişte çok ilişkiniz oldu.

Eee artık seni kim beğenir? Bu kadar çok insanla bir araya gelmişsin. Mutlaka saklamalısın. Kimseye söylemeden önce bu kadar çok insanla birlikte olduğunu. Bu cinsellik de olabilir. Hiç cinselliğin yaşamadığı, birden çok insanla flört ettiğiniz durumlarda bile bunu duymuş olabilirsiniz.

Sen geçmişin böyle olduğu için asla sevilemezsin. Düzgün kimse sana bakmaz bile. Duydunuz mu hiç bu cümleyi? Birine kurdunuz mu bu cümleyi? Ne kadar çok insan geçmişte yaşadıkları tecrübelerden dolayı bir daha sevilemeyeceklerine inanıyorlar biliyor musunuz? Mesela boşalmış insanlar. Ne kadar çok insan, boşanmış insan daha önce geçmişinde bir evlilik olduğu için, bazen çocuğu olduğu için bir daha hiç kimse tarafından kabul edilmeyeceğine inanıyor. Niye yapıyoruz bunu birbirimize? Neden birbirimize aslında sevilebilir olduğumuzu söylemiyoruz?

Bir de tabii, tabii geçmiş ilişkilerimizden gelen şeyler var. Yani o ayrılıklar esnasında söylenen, seni bu halinle kimse çekmez zaten. Seni çekse çekse ancak ben çekerdim. Ben de şimdi gidiyorum. Seni bu halinle kimse sevmez zaten. Bu cümleyi duyduysanız. Biliyorsunuz bunun ne kadar yıpratıcı, yaralıyıcı olduğunu. O ayrılıklardan sonra uzun süre kendimize gelemediğimizi, gerçekten bizi sevecek bir insanı bir daha bulamayacağımızı, inandığımızı çok iyi biliyor olsanız gerek.

Ama aslında bir şey söyleyeyim mi? Bize bunu söyleyebilmiş bir insanın bize duyduğu sevgiyi, bence oturup bir düşünmek lazım. Bir insan başka bir insana böyle bir cümle kurabiliyorsa, o zaman zaten o sevgide çok büyük bir problem var. Ben karşımdaki insanı, lütfedip sevmiyorum. Ben karşımdaki insanı doğal olarak zaten içimden gelerek, onu her haliyle benimseyerek seviyorum. Aksini yapıyorsam zaten orada çok daha büyük bir problem var. İşte arkadaşlar, bütün bu, bütün bu geçmişten geçirdiklerimiz bizi sevilmeyeceğimize inandırabiliyor.

Peki sevildiğimizi nereden bileceğiz? Nasıl anlayacağız bizi bir insanın sevdiğini? Geçmişten bunları öğrenmediysek bugün bir insanın bizi sevgi duyduğunu nereden anlayacağız? Bize özen gösteriyorsa bir insan, destekliyorsa, baştan anlattım aslında bunları ama birazcık daha gireyim tekrar. Ya da en azından belki başını kaçırdıysanız bir kere daha tekrar etmiş olayım. Bize özen gösteriyorsa bir insan, bizi destekliyorsa, ilgisini, özenini, sevgisini beden diliyle de gösteriyorsa, gözümüzün içine bakıyorsa,

Bize o zamanı ayırıyorsa, bizi önceliklendiriyorsa, bizimle gerçekten kreteli bir vakit geçirmek için çaba harcıyorsa, yani böyle aralıklarda değil, iki toplantı arasında değil, akşam içerisinde ayrılmış, lütfedilmiş bir saat içerisinde değil, gerçekten bizimle olmak için çaba harcıyorsa, düşüncelerimize, değerlerimize, sınırlarımıza, neyi isteyip neyi istemediğimize saygı duyuyorsa, Ve dediğim gibi, bence bu kısmı çünkü çok ama çok önemli. Hayallerimize, hedeflerimize, bugüne kadar getirdiğimiz her şeye saygı gösteriyorsa ve bizi cesaretlendiriyorsa, yapabileceklerimiz için. İşte o zaman o insan bize sevgisini gösteriyor demek oluyor. Peki, nasıl kabul edeceğiz biz bu sevgiyi? Zor ama

Fark ettik diyelim karşımızdaki insanın bizi sevdiğini. Ama biz bir türlü o sevgiyi nasıl alabileceğimizi bilmiyoruz. İşte o zaman yapabileceğimiz bazı şeyler var. Zor biliyorum. Hani bunları böyle laf olsun, kolay olsun diye söylemiyorum. Ama aslında bunlarla başlıyor. Birincisi en önemlisi...

Birazcık daha kalbimizi açarak, biraz daha kırılganlığımızı ortaya koyarak. Yani gerçekten olduğumuz halimizle görülmemizi ve duyulmamızı sağlayarak. Peki yani çok zor değil mi? Ya da çok riskli değil mi? Hani şimdi aranızda eminim dinleyenlerden şunu söyleyen vardır. Ya Gizem çok korkunç bir şey söylüyorsun. Ben kendimi nasıl ortaya koyayım? Ama

Ama hiç onu yapmazsanız hiçbir zaman gerçek halinize sevilmeyeceksiniz ki. Yani şu daha mı iyi? Ömrünüz boyunca hep olmadığınız bir insan olarak hareket etmek. Yani aslında ufacık şeyleri bile kendiniz gibi yapmıyorsanız. O zaman aslında %100 kendiniz değilsiniz o ilişkide. Yani gerçekten şunu tatmak istemez misiniz? %100 gizem olarak sevilmek mesela. Eğer ben %90 gizem olarak seviliyorsam her zaman şu duyguyu içimde yaşıyor olsam gerek. Yani şu %10 kısmı bilse beni asla sevmezdi. Bunun ne kadar büyük bir korku olduğunu idrak ettiğinizde

Bence çok fazla şey değişecek. Yani ömrüm boyunca ben o yüzde 10'luk kısmı... ...karşımdaki insandan saklamaya mı çalışacağım? Geçmişte yaşadığım bir şey olabilir bu. Ailemle ilgili bir deneyim olabilir. Bana dair bir kişilik özelliği olabilir. Gelecekte yapmayı istediğim bir şey olabilir. Ve ben bunu karşımdaki insana söylemiyorsam... ...karşımdaki insan beni gerçekten ben olarak seviyor mu? Eğer bir gün bu kısmı öğrendiğinde çekip gideceğini düşünüyorsam...

Bu korkuyla yaşanır mı sahiden? Bunu durup düşünmek lazım bence. Ve o yüzden de sizi yüzde yüzünüzle sevecek bir insana, kendinizi açmıyorsanız, o zaman bir yandan da çok üzücü değil mi? Ömrünüz boyunca o insan sizi yüzde yüz sevememiş olacak. O insana da haksızlık değil mi? Belki o herinizi görse, sevse, sizi daha da çok bilse, sizi daha da çok sevecek.

Ufak ufak başlamak lazım ama bu arada tabii ki bir anda değil. Her şeyi bir anda paylaşarak değil aslında. Ufak ufak, küçük küçük. Belki daha önce kimseyle paylaşmadığınız bir düşüncenizi söyleyerek başlamalısınız. Ya da bir hayalinizi. Belki kendinizde güçsüz gördüğünüz bir şeyi. Ailenizle ilgili utandığınız, çekindiğiniz bir bilgiyi. Ufak ufak, ufak ufak. Ve karşınızdaki insan zaten sizin için doğru kişiyse, sizi gerçekten seven ve kabul eden bir kişiyse, siz onunla paylaştıkça, onun sizi hala kabul ettiğini, onun sizi hala sevdiğini, hatta bu paylaştıklarınızla sizi daha çok sevdiğini göreceksiniz. Ve öyle öyle ilerleyecek zaten, öyle öyle fark edeceksiniz. Yani ufak bir star olarak başlayacaksınız.

Ve o ufak risklerin sonucunda karşınızdaki insanın hala sizi olduğunu sahanızda gördüğünü ve kabul ettiğini gördükçe daha da çok paylaşmak isteyeceksiniz. Baştan stratejik yaklaştığınızda, baştan saklayarak, gizleyerek olmadığınız biri gibi davrandığınızda o ilişkide sonradan kırılganlık açabilmek çok zor. O ilişkide sonradan ...gizlediğiniz şeyleri tekrar açıp söyleyebilmeniz çok zor. Çünkü karşınızdaki insan da ister istemez bana bunları neden baştan söylemedin? Ya da bana bunları neden gizledin diye sorabilir size. Belki o arzı sizi kabul etmeyeceği için değil ama baştan ona güvenmediğiniz için sarsılabilir size olan inancı. O yüzden en baştan, en...

İlişkinin kurulum aşamasında kendinizi açmanız aslında tabii ki en iyisi, en doğrusu. Ama bir yandan da eminim şu anda beni dinleyen ve zaten halinizde de bir ilişkide olan, çok sevildiğini düşünen ama kendisini olduğu gibi ortaya koyamayan insanlar vardır. Sakladığınız o taraflarınızı yavaş yavaş havalandırmaya ne dersiniz? Ufak ufak, gün yüzüne geçirmeye. Tabii ki hepsini bir anda değil. Ama o halinizde de sevildiğinizi gördüğünüzde bu sıra o kadar iyi gelecek ki, o kadar sıcacık, o kadar muhteşem gelecek ki. Sevildiğimizi, sevilmeyi kabul etmek için karşımızdaki insana güvenmemiz lazım. Onun iyi niyetine, onun bizim iyiliğimizi düşündüğüne inanabilmemiz lazım.

Eğer biz zaten kötü niyet bekliyorsak karşımızdakinden, her an bizi kırmasını, incitmesini bekliyorsak... ...o zaman zaten o ilişkide kendimizi yeterince açamıyoruz. Tabii ki bir insana...

Gün birden güvenmek çok zor. Tabii ki öyle. Tabii ki güven aşama aşama kurulan bir şey, inşa edilen bir şey. O yüzden de her birimiz için bu zaman alıyor. Ama tam da bu sebeple kırılgan olmak ve kendini açmak da adım adım gitmesi gereken bir şey. Yani bir anda karşınızdaki insana her şeyi açmadığınız gibi bir anda da güvenmiyorsunuz. Ama kendinizi ufak ufak açtıkça güvenmeye de başlıyorsunuz.

Ve bunun için gerçekten bir efor sarf etmemiz lazım. Çünkü ancak o zaman gerçekten sevilebilir ve gerçekten sevebiliriz. Bunun için de bu arada sabırlı olmamız gerekiyor. Sabır birçoğumuzun çok eksik olduğu bir konu. Kendimizle ve karşımızdaki insanla sabırlı olmayı bilmemiz gerekiyor.

Tıpkı bir çocuğa öğretir gibi aslında kendimizi sevmeyi ve sevilmeyi öğretiyoruz düşünsenize. O yüzden de bu ilişkinin kendiliğinden doğal, organik, sakin bir şekilde ilerleyişini görmemiz ve dışarıdan müdahale etmeden yavaş yavaş gitmesini sağlamamız lazım. Ancak böyle aslında çok sevildiğimizi biliyoruz. Burada da ihtiyaçlarımızı... ...doğru bir şekilde karşımızdakine aktarabilmek... ...ve o ihtiyaçlarımızdan utanmamamız da gerekiyor. İşte o ikisini yapabilmeye başladığımızda... ...utanmayıp kabul edebildiğimizde ihtiyaçlarımızı... ...ve karşı tarafa aktarabildiğimizde... ...karşı taraf da bunları görüp duyabildiğinde... ...sevildiğimize daha çok inanıyoruz. O yüzden bu da önemli bir aşama.

Bir de arkadaşlar bitirmeden önce ufak bir şey daha söylemek istiyorum. Bizi sevilmeyeceğimize inandıran o insanlar bugün şimdi neredeler? Onlar seviliyorlar mı gerçekten? Gerçekten seviliyorlar mı ama? Mutlular mı?

O insanların kriterleri hiç bizim kriterlerimiz mi gerçekten? Yani mesela o insanların sevgi inancı, başarı inancı, mutluluk inancı... Bunlara baktığınızda kendi kriterlerinizle aynı olduğunu görüyor musunuz? Çünkü çoğu zaman aynı değil. Çoğu zaman mesela o eski sevgili size bir daha asla sevilmeyeceğinizi söyleyen o eski sevgili

Aslında sizin insan olarak artık sevdiğiniz, benimsediğiniz bir insan değil. Onun değer yargıları sizin umurunuzda bile değil bazı açılardan. Peki neden bu açıdan önemli? Neden bunu bırakamıyorsunuz? Neden diğer her şeyden sıyrıldığınızda bu sizinle geliyor?

İşte bunu bir düşünmek lazım. Yani belki mesela annenizden duydunuz yeterince sevilemeyeceğinizi. Belki anneniz hiç sevilmeyi bilmedi. Belki anneniz hiç koşulsuz sevmeyi öğrenemedi. Gerçekten bu kriterleri siz de almak ve taşımak istiyor musunuz yanınızda? Sevilmeyi hiç bilmemiş, öğrenememiş bir insanın

Size sevilemeyeceğinizi söylemesi gerçekten yeterince objektif olabilir mi? O yüzden bize gelen bu sinyallerin, bu düşüncelerin nereden geldiğini bilmek, bunları anlamlandırmak çok önemli. Kendimizi daha iyi tanıyabilmek çok önemli. Tam da bu noktada aslında podcast'ın da sonunda uygulamamız Relayt'i size hatırlatmak istiyorum. Biz Relayt'i aslında tam da bu kişisel farkınalıkları geliştirelim diye yapıyoruz. An be an içeriklerini tam da buna göre hazırlıyoruz. Eğer siz de bir göz atmak isterseniz podcast'ın açıklama kısmında Relayt'i indirebileceğiniz linkleri bulabilirsiniz.

Bana her zaman sosyal medyadan ulaşabileceğinizi biliyorsunuz. Umarım bu podcast size iyi gelmiştir. Ve kendinizi nasıl daha sevilebilir bulabileceğinizi ve neden bugüne kadar sevilebilir bulmadığınızı biraz açıklamıştır size. Tabii ki bu konuda konuşabileceğimiz çok şey vardı. Ama bir bölümlük podcast da bunlar oldu. Eğer daha fazlasını bu konuyla ilgili merak ederseniz bana yazabilirsiniz. Belki sonra başka bir bölüm daha bununla ilgili hazırlarım. Hepinize sevgilerimi gönderiyorum. Dinlediğiniz için çok ama çok teşekkür ederim. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)