Podcast

Sarılmayı Ben Nerden Bileyim?

Yakın İlişkiler

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Hiç çok ihtiyacınız olduğu bir anda, çok sevdiğiniz bir arkadaşınızın kolları arasında huzuru bulduğunuzu hatırlıyor musunuz? Ya da ağlayan bir çocuğu kucağınıza aldığınızda onun ne kadar rahatladığını, hıçkırıklarının dindiğini ve sizinle beraber kendini o sıcaklığa bıraktığını fark ettiniz mi? Bazen partnerimiz bizi sıcacık sarıp sarmaladığında bize ne kadar iyi geliyor öyle değil mi?

Ben Nereden Bileyim serisinin yeni bölümünde Psikolog Dr. Gizem Sürenkök sarılmanın büyüsünü ve iyileştiriciliğini sizlere anlatıyor. Keyifli dinlemeler.

---

Bu podcast ⁠Hiwell⁠ sponsorluğunda sizlere ulaşmaktadır.

Daha iyi hissetmeye başlamak için online terapi uygulaması Hiwell'i kullanmaya başlarken “yakiniliskiler10” kodu ile %10 indirimden faydalanmak için ⁠tıklayın⁠.

---

Kapak Tasarım: Beyza Nur Karlı

Website

Instagram

Twitter

Facebook

YouTube

Linkedin

Görsel: Venus and Adonis - Francisco de Goya

Bölüm Transkripti

2.668 kelime · ~13 dk okuma

Hiç çok ihtiyacınız olduğu bir anda çok sevdiğiniz bir arkadaşınızın kollar arasında huzuru bulduğunuzu hatırlıyor musunuz? Ya da ağlayan bir çocuğu kucağınıza aldığınızda onun ne kadar rahatladığını, hıçkırıklarının dindiğini ve sizinle beraber kendini o sıcaklığa bıraktığını fark ettiniz mi? Bazen partnerimiz bizi sıcacık sarıp sarmaladığında bize ne kadar iyi geliyor öyle değil mi? O sıcacık kucağın içerisinde olmak, kendimize dair o güvenli alan içinde olmak bize hem çok özel hissettiriyor hem de sanki bütün sorunlar o anın, alanın dışında kalmış gibi geliyor bize. Sarılmak gerçekten büyülü bir eylem.

Sarılmak yakın ilişkilerin içerisinde yapabileceğimiz en başarılı, en sağlıklı, en bize iyi hissettiren eylemlerden bir tanesi. Bugünkü yayınımızda sarılmayı ben nereden bileyim diyeceğiz. Ve sarılmanın bize olan faydalarından, ilişkimize olan etkilerinden, sarılmanın farklı tiplerinden ve belki başka sarılmakla ilgili diğer konulardan bahsedeceğiz. Eğer hazırsanız başlayalım. Ben bu bölüm için çok heyecanlıyım.

Ben psikolog Dr. Gizem Sürenkök. Yakın İşler'in Ben Nereden Bileyim serisinin bu bölümünde sarılmak hakkında konuşuyoruz. Ama sarılmak eylemini önce bir tanımlayalım isterseniz. Sarılmak deyince hepimizin aklında aslında bir şeyler canlanıyor. Kollarımızı bir başkasının ya da kendimizin etrafında dolamak suretiyle onların sıcaklığını içimize çekmek.

Transkriptin tamamını oku

Şimdi bu şekilde tanımladığımda biraz daha böyle yakın bir eylem tanımladığımın farkındayım. Ama her sarılma tipi bu şekilde olmak zorunda değil. Farklı sarılma tipleri olduğunu biliyoruz. Mesela yanımıza duran birine kolumuzu atmamız, fotoğraf çekilirken de bir sarılma eylemiyken ve çok da aslında aşırı derecede büyük bir yakınlık göstermezken bir insanı böyle sarıp sarmalamak şu anda size bu podcast çekerken ben bir yandan kendimce gösteriyorum ama tabi siz beni görmüyorsunuz ve böyle bütün kollarınızı o kişinin etrafını sardığınızda kalp kalbe değecek gibi neredeyse yani bütün göğsümüz karşımızdaki insanın göğsüyle birer olana kadar onu böyle sarmalamak da bir sarılma çeşidi O tip sarılmanın farkı ne? O böyle karşılıklı olarak birbirimizi çok yakını hissettiğimizde...

Bizim ventral ve ventral kontak dediğimiz, literatürde böyle geçen, aslında karın karına, göğüs göğüse sarılma anına denk geliyor. Şimdi bu an çok kıymetli. Çünkü bu an bizim karşımızdaki insanla duygularımızın, hatta ritmimizin, mesela kalp atış ritmimizin, tansiyon ritmimizin senkronize olabildiği bir an. Muhteşem bir şey.

Ve en büyük sarılma faydalarını, işte o oksitosini, serotonini, birazdan anlatacağım bunları, böyle daha da fazla salgılamamızı sağlayan, kortizolu, stres hormonu kortizolunun daha da azalmasını sağlayan en kıymetli sarılma bu. Ama bu sarılmayı herkese yapamıyoruz değil mi? Yani böyle bazı insanlarla böyle ucundan kıyısından popolarımız dışarıda kalacak da ancak böyle kollarımız birbirine şöyle bir miktar sarılacak gibi sarılıyoruz. Kimine şöyle oturur pozisyonlarken o kişi böyle arkadan sarılıyor hafifçe. Ama bunların hiçbiri az önce anlattığım o çok böyle kocaman kocaman sarılmayı karşılamıyor.

Bir de böyle sarılmalar vardır. Biri gelir ve sizi öyle bir sarar ki nefesiniz kesilir gibi olur ama bir yandan da çok mutlu hissedersiniz o sarılmanın içerisinde olmaktan. İngilizce bear hug diye geçiyor ayı sarılması. O böyle gerçekten kendimize ancak çok yakın hissettiğimiz, insanlarla yapabildiğimiz sarılma bu.

Sarılmanın bizim için önemine baktığımız aslında tabii ki ta çocukluktan başlayan bir şeyden bahsediyoruz. Çocukluğunda, bebekliğinde hatta, ne kadar fazla kucağa alınırsa bebekler, o kadar sağlıklı. Maalesef, bunu çok üzülerek söylüyorum, çok uzun yıllar, aslında çok yakın bir geçmişe kadar sadece bizim kültürümüzde değil, Amerika'da mesela çocuklara sık sık temas etmenin, onları kucağa almanın, onlarla fiziksel temasta bulunmanın onları şımartacağına inanılıyormuş. Biliyorsunuz bizde de çocuğunu fazla kucağına alma, alışır, şımarır, tepene çıkar gibi söylemler olabiliyor. Ben bu söylemleri duydukça gerçekten böyle tüylerim diken diken oluyor çünkü

Bebekleri şımartmak gerçekten mümkün değil aslında. İki yaşına kadar çocuklara verdiğimiz sevgi, onları şımartmak şöyle dursun, tam tersi onların çok daha sağlıklı, çok daha iyi, çok daha keyifli, akıllı, hayatlarını çok daha iyi regüle eden, duygularını çok daha iyi yönetebilen çocuklar olmalarını sağlıyor. Yetişkinler olmalarını sağlıyor. Biliyorsunuz ben hep bu podcastlerde anlatıyorum. Özellikle hayatımızın ilk 2-3 yılında edindiğimiz deneyimler yetişkinlik ilişkilerimizi belirliyor diyorum. O yüzden nerede bir çocuk görürseniz izniniz olduğu sürece tabii ki çocuğun rızası çocuğun ve ailesinin rızası olduğu sürece

Sarılın, onlara sevgi gösterin, onlara şefkat gösterin. Çünkü onlar gerçekten bunu hem hak ediyorlar hem de çok daha iyi bir toplum için, çok daha sağlıklı bir toplum için de buna çok ihtiyacımız var. Şimdi gelelim... çocukluktaki faydalarından biraz başlayacağım. Arkasından yetişkinliğe de geçeceğim. Yani böyle sizi teknik detaylara boğmak gibi bir niyetim yok ama bir yandan da sarılmanın o güzel taraflarını anlamanızı çok istiyorum. Ve bazılarımızın neden bundan kaçındığını da belki burada biraz daha iyi anlarız diye düşünüyorum.

Şimdi çocukken aslında sarılma eylemi, yani bu size az önce söylediğim ventral kontak dediğimiz şey, göz göze karın karına kontak zaten çocuğun emzirilmesi esnasında bir miktar elde edebildiği bir şey. Ancak her çocuk emzirilmeyebiliyor. Özellikle mamayla beslenen çocuklar, yani biberonla beslenen çocuklar için o pozisyon sağlanmayabiliyor. Bazı bebeklerin mama iskenmelerinde falan beslendiğini görebilirsiniz. Aslında çocukların emzirilmesi tabii ki çok büyük bir artı. Bunun faydaları tartışılmaz. Ama emzirilmeyen bebeklerin dahi biz yine emzirilme pozisyonunda beslenmesini tavsiye ediyoruz.

ki o teması alabilsinler. Özellikle anne ile çocuğun o esnada baş başa kalabilmesi, birbirlerine regüle olabilmeleri, birbirlerine senkronize olabilmeleri, çocuğun duygularının yatışması, kendini iyi hissetmesi, sakinleşebilmesi için çok ama çok önemli. Mesela yeni doğan bir bebeğin daha doğar doğmaz, hatta karın bağı, göbek bağı kesilmeden annenin göğsüne, mümkünse çıplak tenine yatırılması annenin sütünün gelmesini hızlandıran bir eylemdir. Bunu annenin yapamayacağı durumlar doğumlar olabilir.

tavsiye ediyoruz baba doğumda mevcut ise. Gerçekten çocukların hayata geldikleri ilk anlarda çok ama çok değerli bir an bu. Ondan sonra da çocuğun büyüme döneminde anneyle zaten o ten tene teması alabiliyorlar. Babayla da yani aranızda beni dinleyen babalar varsa, baba olmak üzere olanlar varsa, baba olmak isteyenler varsa lütfen bu bilgiyi kullanın. Çocuğunuzu sizin de göğsünüze tutmanız gerçekten çocuğunuza çok iyi gelecek ve sizin aranızdaki bağı çok güçlendirecek bir eylem.

Sarılma eylemi bu şekilde çocuklukta bize sık sık verildiğinde aslında şunu öğreniyoruz. Bir başkasının yani kendimizi yakın ve güvende hissettiğimiz bir başkasının bu eylemi sıcaklık ve huzurla eşleşiyor zihnimizde. O yüzden de aslında o sarılmadan aldığımız faydaları zihnimizde bunlarla eşleştirebiliyoruz. Peki evde bu yapılmıyorsa ne oluyor? Yani bazı evlerde çocuklar kucağa alınmıyor, o kadar temas kurulmuyor çocuklarla. O zaman neler oluyor?

Size bunu anlatmak için aslında birazcık acıklı bir hikayeye değinmek istiyorum. Bizim bağlanma kuramı olarak bahsettiğimiz kuramın ortaya çıkışı kuramın kurucusu John Bowlby'nin 2. Dünya Savaşı'ndan sonra Romanya'daki yetimhanelere davet edilmesiyle başlıyor. Romanya'daki yetimhanelerde 2. Dünya Savaşı'ndan sonra maalesef çok fazla kimsesiz çocuk var. Bu çocukların bakımı ile ilgili kafalarda ciddi bir soru işareti var. Şöyle ki çocukların temelde bütün ihtiyaçlarının karşılandığı düşünülüyor. Bu ne demek? Besleniyorlar, altları değiştiriliyor, temiz kıyafetler içerisinde yatakta yatıyorlar. Ama bu tıpkı bir

fabrika gibi yani seri üretimli bir fabrika gibi hemşehrilerin çocuklarla hiç ama hiç temas kurmadıkları hiç onları kucağa almadıkları hiçbir şekilde duygusal bağ kuramadıkları bir ortam ve bu yetimhanelerdeki durum öyle korkunç hale geliyor ki birçok çocuk ölüyor birçok çocuk ciddi bağlanma sorunları yaşamaya başlıyor ve aslında John Warby'de burada devreye giriyor yani bu çocukların O zamana kadar bilinen bütün temel ihtiyaçları karşılanırken bu çocuklara neler oluyor diye John Bowlby Dünya Sağlık Örgütü davet ediyor ve John Bowlby Bağlanma Kuramını bundan sonra geliştiriyor. Şimdi bu hikayeden sonra da hemen şunu söylemek istiyorum. Çocukken çok fazla sarılmayan, sarılmayan ne kadar zor bir Eylem Türkçe'de sarılınmayan çocuklar ileride ne gibi potansiyel sonuçlarla karşılaşabilirler? Birincisi ve en önemlisi bağlanma sorunları diyoruz. Çünkü sarılma ve fiziksel dokunuşlar çocukken ebeveynle çocuk arasındaki bağı kuran en önemli, en temel

alınardan olduğu için yeterince bu teması edinemeyen çocuklar ileride sağlıklı bağlar kuramayabiliyor ve güven duymak, yakınlık geliştirmek, genel olarak ilişki kurmakla ilgili Problemler yaşıyorlar. Bunu sadece romantik alanda değil, arkadaşlıklarında da görebiliyoruz. Ama eğer beni dinleyenler arasında kendi kendine şunu söyleyen varsa, ben arkadaşlıklarımla çok iyiyim, orada bir sorunum yok. Sadece romantik ilişkilerle yaşıyorum. Bu sık karşılaştığımız bir durum. Romantik ilişkiler, aile ilişkilerini daha fazla andıran, orada yaşadığımız tecrübeleri daha fazla tetikleyen durumlardır. O yüzden arkadaşlık ilişkilerinizle bunu yaşamıyor olmanız gayet normal.

Devam ediyorum. Çocukluğunda fazla bu teması alamayan insanlar ileride duygu regulasyonuyla ilgili problemler yaşayabiliyorlar. Çünkü çok iyi biliyoruz ki, az önce de anlattım, sarılmak bizim duygularımızı regüle etmemize ve stresimizi azaltmamıza yardımcı oluyor. Bunun nöro kimyasal sebeplerini birazdan açıklayacağım.

O yüzden de çocukluğunda bunu alamamış çocuklar ileride bununla ilgili problem yaşayabiliyorlar, duygu regulasyonuyla ilgili problem yaşayabiliyorlar. Kaygı, depresyon gibi mental rahatsızlıkları, kapılma olasılıkları çok daha yüksek oluyor. Başka da mental problemler, yaşama ihtimalleri artıyor maalesef. Az önce bahsettiğim bu yetimhanelere gözlemlenen, bugünümüzde de çok iyi bildiğimiz bir başka şey de, çocukluğunda yeterince fiziksel temas almayan bebeklerin ve Çocukların bazı gelişimsel geriliklere sahip olmaları, burada bir takım problemler yaşamaları, motor becerilerinin, dil gelişimlerinin ya da bilişsel yeteneklerinin gelişmesinde problemler olması. Bu da gerçekten belki onun nasıl bir ilgisi var diyorsunuz ama dokunmak bizim kendimizi bulmamız, kendimizi geliştirmemiz, şefkat alarak büyümemiz için çok önemli. Dokunma sayesinde ebeveynlerinin kendilerine iyi bir güvenli baz oluşturduğunu bilen çocuklar.

başka şeyleri denemek konusunda çok daha meyilli oluyorlar. Yani ebeveynim orada, benim başıma bir şey girirse bana yetişir duygusuna çok daha çabuk sahip oldukları için daha fazla şeyi daha hızlı öğreniyorlar. O yüzden de aslında tekrar söylüyorum, kucaklanan, sarılınan çocuklar şımarmıyor arkadaşlar. Çok daha güzel büyüyorlar.

Yine çocukluğunda bu fiziksel temasla edinemeyen, bebekliğinde bu fiziksel temasla edinemeyen çocukların ileride agresyon gibi, hiperaktivite gibi, kuralları red etme gibi davranışsal problemlerin oluşabildiğini de görüyoruz. Bu çocuklar arkadaşlık kurmakta, sınıfta ders dinlemekte veya kendilerini ifade etmekte güçlükler çekebiliyorlar. Son olarak tabii ki aslında öz saygıyla ilgili problemler de görüyoruz. Çünkü bunu alamayan çocuklar kendilerini yetersiz, sevilmeyen, değersiz hissetmeye çok daha meyili oluyorlar. Ve o yüzden de bu hayatları boyunca üzerine uğraşmaları gereken bir sorun olarak kılabiliyor onlarla.

Bu noktada, bu arada bu bölümün sponsoru olan HiVal'den çok hızlıca bahsetmek istiyorum size. Çocukluğunuzda içinde bulunduğunuz ortam sizin tercihiniz olan, sizin seçiminiz olan bir ortam değildi. O yüzden siz de eğer şu ana kadar bahsettiğim gibi bir aile ortamında büyümek durumunda kaldıysanız ve bugün az önce bahsettiğim konularla ilgili problemler yaşıyorsanız o zaman bir uzman psikolog eşliğinde bu problemlerinize yakından göz atıp bu problemlerimizi bugün nasıl çözebileceğinizi çok daha iyi anlayabilirsiniz. HIVER bir online terapi uygulaması ve bünyesinde barındırdığı lisanslı psikologlar, lisanslı uzman klinik psikologlar tarafından Size gereken desteği vermek konusunda hazır. Girişte uygulamaya neye ihtiyacınız olduğunu daha iyi anlamaya çalışıyor ve size sizin ihtiyacınıza uygun bir psikolog atıyor.

Bu anlamda tam olarak probleminize denk düşecek, size yardımcı olacak psikologları bulmak için HiVerse çok yardımcı olacak. Bu podcastımızın tanımına da mutlaka HiVerse'e nasıl ulaşabileceğinizi mutlaka orada belirteceğiz. Oradan da gidebilirsiniz. Yine yakın ışıklar dinleyicilerine özel olarak verilen indirim koduyla hiveli indirimli deneme fırsatı da elde edebilirsiniz. Bu kodu da tanımda bulabilirsiniz. Şimdi kaldığım yerden devam ediyorum. Yetişkinlere geçeceğim. Çocuklukta bu tip sorunlar yaşayan yetişkinler ilerleyen zamanlarında kendileri de çok fazla sarılmaktan hoşlanmayan fiziksel temas kurmayı

yapamayan insanlar olabiliyorlar. Eğer siz de böyle bir yetişkinseniz ve bundan hoşlanmıyorsanız, bundan rahatsız oluyorsanız, çünkü herkes bundan rahatsız olmak zorunda, siz bundan rahatsız olan bir yetişkinseniz, O zaman neler yapabilirsiniz diye şöyle bir düşününce öncelikle bir problemin kökenine inmemiz lazım. Yani bu nereden başlıyor? Siz dokunmaktan ve dokunulmaktan neden hoşlanmıyorsunuz sorusunu bir sormamız lazım. Bazı tip dokunuşlardan mı hoşlanmıyorsunuz? Mesela el sıkışma ile ilgili bir probleminiz yok ama sarılmayı mı sevmiyorsunuz? Sarılmaya okeysiniz ama mesela

Yanaklarınızdan öpülmesinden mi hoşlanmıyorsunuz? Neyden hoşlanmıyorsunuz? Bunu anlamak ve bunun sebeplerini öğrenmek gerekiyor. Farkındalık kazanmak için. Tam bu noktada aslında psikologlar çok faydalı oluyor.

Onun dışında tabii ki bu sınırlarınızı, dokunmakla ilgili sınırlarınızı yakınızdaki insanlarla paylaşmanız çok önemli. İnsanlar ilk başta bu durumu kendileri üzerine alınabiliyorlar. Yani demek ki benim dokunmamdan hoşlanmıyor ya da benim ona sarılmamdan hoşlanmıyor şeklini algılayabiliyorlar. Burada aslında açık olmak, ben sarılmaktan çok hoşlanmayan bir insanım, seninle ilgisi yok bu durumun gibi bir şey söylemek gerçekten iyi. Yani karşınızdaki insanı takdir ettiğinizi sadece sizin dokunmakla ilgili kendinize çok iyi hissetmediğinizi dile getirebilirsiniz. Burada karşınızdaki insanın ihtiyaçlarına da saygılı olmak önemli çünkü. Ve eğer bu durumu değiştirmek istiyorsanız

O zaman küçük adımlarla başlayın diyoruz muhakkak. Yani küçük küçük dokunma pratiğinde bulunmak, işte mesela sevdiğiniz bir insana bir kere sarılmak gün içerisinde ya da koluna ufacık dokunmak gibi yavaş yavaş başladığınız ve bunun size iyi gelip gelmediğini tarttığınız bir pratik size bence iyi hissettirecektir uzun vadede. Şimdi sarılmaktan bu kadar bahsettim. Detaylarına girmedim. Heyecanlandım diğer konuları anlatırken. Birazcık sarılmanın şeyine de girmek istiyorum. Sarılmak neden bu kadar iyi geliyor bize? Sarıldığımız zaman oksitosin üretiyoruz. Ve oksitosin neden çok önemli? Oksitosin bize kendimizi bir kere her şeyden önce karşımızdaki insana daha yakın hissettiren bir hormon. Yani oksitosin salgıladığımız zaman karşımızdaki insana daha fazla güveniyoruz ve onunla daha fazla bağ kurmak istiyoruz. O yüzden de bizim için karşımızdaki insanla

çok daha yakın bir bağ kurmamız için fiziksel temas çok çok önemli oluyor. Aynı zamanda oksitrusin kendimizi daha mutlu hissetmemizle de ilişkili bulunan bir hormon. O yüzden biliyoruz ki daha fazla sarılan partnerler genel olarak daha iyi bir mod içerisinde oluyorlar ve daha az tartışıyorlar. Hatta başka podcastlarımda eminim bahsetmişimdir bundan ama partnerinizle aynı benzer saatlerde yatağa girerseniz ve benzer saatlerde kalkarsanız yani yatakta birlikte geçirdiğiniz vakti arttırabilirseniz Hele de bir de yatarken sarılırsanız birbirinize işte orada sağlığın oksitosin uzun vadede ilişkinize o kadar iyi geliyor ki hem çok daha az tartışıyorsunuz hem de çok daha ilişkinizden tatmin oluyorsunuz. O yüzden bunu size böyle şeyle yürekten tavsiye ederim.

Diğer taraftan sarılmak, kortisolun sarılmak sayesinde kortisolun daha azaldığını görüyoruz. Bu araştırmalar tarafından bulunan bir şey. Fiziksel temas sayesinde, özellikle dokunma sayesinde bir çalışmada katılımcıların çok daha az kortisol kanlarında ve tükürüklerinde çok daha az kortisol bulunuyor. Yine sarılmanın Kalp atış hızını sağlıksız bir hızdaysa azalttığını ve tansiyonu düşürdüğünü görüyoruz. Başka bir deyiş de aslında sağlığımıza iyi geliyor. Yani kardiyovasküler sağlığımıza çok iyi geliyor. Üstelik daha fazla sarılan insanlar daha az hastalıklara yakalanıyorlar. Bu da bence çok büyülü bir şey. Girişte söylemiştim bunu. O yüzden ne kadar birbirimize bol bol sarılırsak o kadar bunun faydasını görüyoruz. Aynı zamanda sarılmak endorfinleri devreye geçirdiği için endorfinler de çok vücudumuzun doğal ağrı kesicileri olduğu için, yatıştırıcıları olduğu için böyle mesela ağrılı

hastalıklar da fibromiyajı gibi ya da kanser gibi fiziksel temas gören hastaların o fiziksel acıyla çok daha iyi başarıya çıktıklarını görüyoruz. O yüzden lütfen lütfen yakınlarınıza bu teması vermeyi eğer kendinizi rahat hissediyorsanız ihmal etmeyin. Ortalama bir sarılmanın 3 saniye sürdüğünü gösteriyor çalışmalar. Daha kısa sarılmalar da olabilir tabii ki. O genellikle selamlaşmak için kullanılan. Daha uzun, daha böyle sıcacık kucaklamalar, yakınlığı, ihtiyacı, o bağlanma ve bağ kurma duygusunu gösteriyor tabii ki.

Bu arada aklıma şey geldi, sarılmalar her zaman iki kişi arasında da olmuyor. Grup sarılmaları da var ve grup sarılmaları da çok ama çok keyifli olabilir. Bu arada tabii ki daha uzun sarılmalar oksitosinin üretilmesiyle daha fazla ilişkili, salgılanmasıyla çok daha fazla ilişkili. O yüzden ne kadar uzun sarılma o kadar iyi.

Peki benim bir günde kaç tane sarılmaya ihtiyacım var gibi bir soru soruyorsanız kendinize eğer bunu matematiğe bağlamak, sayılara bağlamak istiyorsanız bununla ilgili tam bir sayı yok. Yani aslında ne kadar çok sarılma o kadar iyi demek mümkün. Aslında şu ana kadar anlattıklarımdan sarılmanın faydalarını gördüğünüz için bence bundan sonra sarılabileceğiniz insanlardan bunu talep etme ihtimaliniz de artacak. Bu arada tabii ki sarılmakla ilgili bence en temel şey ve insanların da sarılma konusunda konuştuklarında en çok söyledikleri şeylerden bir tanesi. O sarılmanın sözlerle ifade edilebilecek birçok şeyin yerine geçtiğini,

Bazen bir mesela başsağlığı dileği olur. Sen için buradayım demek olur. Sen için çok mutluyum demek olur. Çok özür dilerim, beni affet demek olur. Her neyse bütün bu cümlelerin aslında yerini alabilecek bir şeydir. Kocaman bir sarılma. O yüzden o sarılmanın gücüne inanın derim.

Ve sarılmayı bu arada iki kişinin birbirinin nefeslerinin senkronize olduğu, kalp atışlarının senkronize olduğu bir durumda yapmak çok da meditatif bir işe de yarıyor. Yani böyle stresli anınızda, yorgun anınızda, sorunlarınıza nasıl başa çıkabileceğinizi bilmediğiniz bir anınızda, yakın bir arkadaşınıza ya da romantik partnerinize Bana biraz sarılır mısın? Demekten lütfen çekinmeyin. Kocaman bir sarılın. Uzun uzun sarılın. O senkronizasyonu hissedin. O metatif halini hissedin. Anda kalın. Tadını çıkartın.

Dediğim gibi yapabileceğimiz bu, bu kadar basit bu davranışın bize olan faydalarından yararlanmayı unutmayın. Umarım bu podcast hoşunuza gitmiştir, keyif almışsınızdır. Önümüzdeki podcastlerde affetmekten bahsedeceğim, unutmaktan bahsedeceğim, takdir etmekten bahsedeceğim. Aklımda çok fazla plan var. Ben yine bir süredir çok yoğunum. Podcastları ihmal ettim ama geri döndüm artık. Bundan sonra düzenli olarak podcastlara ulaşabilirsiniz Spotify üzerinden. Beni dinlemeyi ihmal etmeyin. Sosyal medyadan da benimle iletişimde kalmayı unutmayın. Hepinize kocaman sevgilerimi gönderiyorum. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)