
3.058 kelime · ~15 dk okuma
Yaşadığınız durumla nasıl baş edebileceğinizi bilmediğiniz oldu mu? Ya da çok yoğun duyguların içerisinde kaybolmuş gibi hissettiğiniz ve nasıl geriye dönebilirim, nasıl bu durum yaşamdan önceki halime geri dönebilirim diye düşündüğünüz oldu mu? Eskiden podcast girişinde bu soruları sorduğum zaman birisi olarak bu sorulara cevap vermemizi bekliyordum. Ama 6 Şubat'tan beridir öyle görünüyor ki, steppran felaketinden sonra birçoğumuz benzer hisler içerisindeyiz ve bu soruları kendimize soruyoruz. Nasıl böyle oldu? Neden böyle hissediyorum? Bu hisler hiç geçecek mi? Veya bu hislerin geçmesi için ben ne yapabilirim?
Bir daha kendimi iç güvende hissedebilecek miyim? Çok uzun zamandır podcast kaydetmekle ilgili sıkıntılar yaşıyordum. Sıkı takipçilerim belki fark etmiştir. Önce uzun süre hasta oldum. Sonra da zaten deprem oldu. Ve depremden sonra ben de açıkçası paralize olmuş gibi hissettim. Konuşmak, bir şeyler üretmek. Özellikle de zihnimi toplayıp podcast kaydetmek benim için çok zor oldu.
Ama sizlerden gelen mesajlar, etrafımdan duyduklarım, bu tip podcastların, bu tip konuşmaların iyi hissettirdiği yönündeydi. Öyle olunca ben de bugün tekrar bu podcastı kaydetmek için mikrofon başına geçtim. Ama hala biraz hastayım, o yüzden lütfen sesimi mazur görün. Elimden geldiği kadar Bugünkü konumuzla ilgili zihnimi toparlayıp sizlerle aklımdakileri paylaşmak istiyorum. Tabii ki bu podcast'ı kaydetmek benim için de hiç kolay değil. Çünkü bu konuları konuşmakta ben de çok zorlanıyorum. Herkes gibi benim de bu deprem felaketinin etkilenen tanıklarım oldu. Benim de bu durumdan sonra bazı kaygılarım tetiklendi. Onları yönetmekte zorluk çektiğim anlar oldu.
Bugünün sonunda baş etme becerisi, bugün üzerine konuşmak istediğim baş etme becerisi hepimizin ihtiyacı olan şey. Aslında hepimiz bir durumla baş etmeyi biliyoruz. Ama bir durumla sağlıkla baş etmeyi biliyor muyuz? Bence önemli olan konu da bu. O yüzden hadi gelin biraz bugün kendimize iyi gelecek baş etme becerileri hakkında konuşalım.
Umarım o podcast'ın bitirişinde ben de daha iyi hissediyor olurum. Çünkü podcast çekmek bir tarafıyla bence çok bencilce. Çünkü bize de iyi geliyor burada düşüncelerimizi anlatmak, sizlerle paylaşmak. Ama tabii ki dinleyen tarafa da iyi geliyor. Çünkü bir başkasının bu konuda belki benzer hissettiğini duyuyorsunuz. Belki bazı bilmediğiniz şeyleri fark ediyorsunuz. O yüzden karşılıklı olarak birbirimize iyi geldiğimize inanıyorum.
Ben psikolog Dr. Gizem Sürenkök. Ben Nereden Bileyim serisinin bu yeni bölümünde baş etmeyi ben nereden bileyim diyorum ve başlıyorum. Yaşadığımız durum, yaşadığımız afet aslında çok büyük bir toplumsal travma. Bu konuyla ilgili belki sizler de görmüşsünüzdür. Bu durumu travmalar nitelendirmenin, bazı yapısal ve siyasi yanlışların üzerine kapatabildiğine yönelik yazılar vardı. Ben buna hem katılıyorum hem katılmıyorum aslında. Çünkü bence bu bir travma.
Nereden bakarsanız bakın, travma. Ama bu travma hakkında konuşurken, bu travmanın bizi ne şekilde etkediğini konuşurken bunun farklı boyutlarına bakmak mümkün. Çünkü doğal bir afetin sonucunda oluşmuş bir travmanın daha ötesinden geçerek insan eliyle oluşturulmuş bir travmanın içerisinde kaldık bence. Depremden sonra yaşananlar, depremden sonra insanların hissettikleri çaresizlik duygusu. Sadece doğal afetin kendisiyle ilgili değildi çünkü.
Ve maalesef insan eliyle vücut bulmuş travmalar bize daha büyük izler bırakıyorlar. Kendimizi güvende hissetme veya kontrolde hissetme halimizi daha çok etkiliyorlar. O yüzden de bu travmanın toplumsal tarafını asla pas geçemeyiz. Bugün baş etme becerileri hakkında konuşurken sadece deprem sonrası hakkında konuşmak istemiyorum. Her ne kadar çok ilişkili olsa da bugün size anlatacağım şeylerin herhangi büyük bir travmadan sonra ya da sizi üzerinizde kötü hissettiren baş etmekte güçlük çektiğiniz herhangi bir durumdan sonra kullanılabilir olduğunu anlatmak isterim öncelikle. Çünkü her türlü
Başımıza gelen durumları nasıl analiz edebiliriz? Hangi soruları sorabiliriz sonrasında? Ve nasıl üstesinden gelebiliriz? Bunu bilmemiz her durumda işimize yarıyor. Belki depremden sonra sizlerin de duyduğu ikincil travma dediğimiz bir durum da var. Yani durumu bizzat yaşamak değil de duruma tanık olmak. Ve duruma tanık olan halimize bile bu durumdan etkileniyor olmamız.
O yüzden aslında baş etme becerileri her pozisyonda işimize yarayan beceriler. Yaşadığımız bu büyük durumdan sonra hissettiğimiz duygular içerisinde korku, kaygı, yas, endişe, güvensizlik duygusu olması çok normal. Eğer siz de bunlardan birini veya birçoğunu hissediyorsanız hiç de yalnız değilsiniz. Bütün bu duygular bir anda, aslında bilmediğimiz bir anda başımıza gelen ve üzerinde hiçbir kontrole sahip olmadığını hissettiğimiz bir durumla ilişkili. Üzerinde hiçbir kontrole sahip değil miydik aslında diye soruyu alabilirsiniz kendinize. Bu aslında sadece depreme dair değil. Birçok travmatik durumla ilgili kendimize sorduğumuz bir şey. Ve bazen cevabımız
doğal afetin üzerinde kontrole sahip değildik. Ama o depremden daha fazla etkilenmemize sebep olan şeyler, insanların belki bireysel olarak bizim değil ama bazı insanların kontrole sahip olduğu durumlardı. Daha iyi binalar, daha sağlam binalar, daha Doğru yerlere yapılmış binalar veya insanlara aşılanabilmiş olan deprem bilinci, verilmiş eğitimler. Deprem sonrasında, hemen afet sonrasında yapılabilecekleri ilişkim, daha önceden verilmiş eğitimler, hazırlanmış toplanma bölgeleri veya erzak, çadır gibi Bu durumdan direkt etkilenmiş insanların hemen koşabileceği bir takım ihtiyaçlar hazırda bekletilmiş olsaydı veya önceden dediğim gibi insanlar biraz olsun bu durumun olabilirliğine hazırlanmış olsaydı belki bugün verdiğimiz kayıp daha az olacaktı. Tabii ki bunu yüzde yüz bilebilmek mümkün değil. Ama başımıza gelen durumun nasıl daha iyi kontrol edilebileceğini sormadan edemiyoruz. Bu dediğim gibi diğer travmatik durumlar için de geçerli.
Ve bu sorunun cevabında yapılabilecek şeyleri gördüğümüzde aslında kendimizi daha kötü hissetmemiz de çok anlaşılır. Şu anda hepimizin daha iyi hissedebilmesi için zaten aslında bundan sonra neler yapabiliriz, neler yapıp bir daha böyle bir durum yaşanmasın, bu ölçekte bir durum yaşanmasın diye nasıl uğraşabiliriz sorusunu sormamız gerekiyor kendimize. Baş etmekle ilgili en önemli şeylerden biri de bu aslında. Başımıza gelen durumdan sonra, başımıza gelen durumdan neler öğrendiğimizi, neler çıkardığımızı ve bundan sonra hiçbir zaman bu olaydan önceki insanla aynı olmayacağımızı kabul etmek. Çünkü birçoğumuz şöyle hissetmek istiyoruz.
6 Şubat'tayız şu anda bu durum. Ben 5 Şubat'a geri dönmek istiyorum. 5 Şubat'taki mutlu... Bunları düşünmeyen halime geri dönmek istiyorum diyenlerimiz var aramızda. Tabi ki bu duygu çok anlaşılır. Bu duyguyu küçümsemememiz lazım. Ama diğer taraftan biliyoruz ki bir daha hiçbirimiz hiçbir zaman 5 Şubat'taki halimize dönemeyeceğiz. Eğer bu afette bireysel olarak kayıplar vermediyseniz bile sadece bu durumu
...bu durumun yaşandığını gördüğünüz için... ...bu durumun nelere sebep olduğunu gördüğünüz için... ...bu durumun sizde yarattığı... ...belki kaygı, belki empati, belki şefkat... ...bütün bu duyguları bir kere hissetmiş olduğunuz için... ...bir daha siz hiçbir zaman... ...5 Şubat'a ki insan olmayacaksınız. Bunu bilerek... ...bu yolculuğa çıktığımız gerekiyor maalesef. Bu süreçte... Belki bize bir nebze olsun iyi hissettirecek olan şey... ...bunun aslında hep beraber geçerli olması. Yani hiçbirimiz bir daha 5 Şubat'taki insanlar olmayacağız. Ve bunun bu kadar geniş çaplı olması... ...belki de aslında daha önce yapılmış hataların... ...tekrar yapılmamasını sağlamak için bir umuttur bize. Daha farklı hareket etmek için bir umuttur bize.
Baş etmekle ilgili en önemli şeylerden bir tanesi bu süreç içerisinde kendimize iyi bakmak. Biliyorum depremden sonra ya da aslında başka büyük travmatik olaylardan sonra da kendimizi çok kötü hissediyoruz. Ve hiçbir şey yapmak içimizden gelmiyor. Uyuyamıyoruz, yemek yiyemiyoruz. Dışarı çıkıp bir yürüyüş yapamıyoruz. Arkadaşlarımıza oturmak ya da eğlenmek bile bize kötü gelebiliyor.
Depremin üzerinden bir ay geçti. Ben hala bunları yapmakta çok düşük çeken insanlar duyuyorum. Siz de bunlardan biri olabilirsiniz. Ya da belki dinleyicilerimiz arasında. Bunları hiç yaşamamış olanlar da vardır.
Her ikisinin de oldukça anlaşılır olduğunu söyleyerek başlayayım önce. Çünkü bu kadar büyük olaylara hepimiz farklı tepkiler veriyoruz. Kimimiz mesela donup kalıyor. Paralize oluyor. Hiçbir şey yapamıyor. Aklından geçen tek şey Ceren'in pozisyonunda ya da kendini iyicene kapatarak bir yorganın altına girip öylece kalmak ve bu sürecin, bu acının geçmesini beklemek oluyor.
Kimimiz kendisini işe veriyor, durmaksızın çalışarak bir şekilde bu süreçten çıkmaya çalışıyor, zihnini dağıtmaya çalışıyor. Bu tip böyle deprem gibi durumlardan sonra mutlaka görmüşsünüzdür ya siz böyle yaptınız ya arkadaşlarınız arasında böyle yapanlar var. Kendilerini tamamen yardım kolilerinin veya işte o afetten sonraki koordinasyonun içerisine atıp Uyumadan, hiç dinlenmeden, günlerce, saatlerce çalışan insanlar oldu. Bu da bir baş etme şekli. Bu da bir baş etme mekanizması.
Kimimiz? Ağladık, bağırdık. Twitter'da veya başka sosyal medya kanallarında durmaksızın söylendik, yazı yazdık. Veya paylaşımlar yaptık, destek çağrılarında bulunduk. Ve bu şekilde acımızı aslında dile getirdik. O acıyla bu şekilde savaşmayı tercih ettik. Bu da bir baş etme yöntemi. Kimimiz?
Sanki hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam etmek istedi. Hayatına devam etmek için çaba harcadı. Bu da aslında bir baş etme yöntemi. Hiçbir şey olmamış gibi davranmak. Biliyorum bazılarımız böyle yapanlara çok kızdık. Hiç canınız acımıyor mu? Hiç mi empati kuramıyorsunuz dedik.
Ama bunun da aslında daha önce yaşadıkları belki süreçlerle ilgili olduğunu hatırlamamız lazım. Aslına bakarsanız, travmatik durumlardan sonra hepimizin verdiği tepkiler daha önceki deneyimlerimizle çok ilişkili. Maalesef etrafımıza baktığımızda kimin daha önce ne yaşadığını bilmiyoruz. Daha önce çok travmatik olaylar yaşamış olan insanlar bugün yaşadıkları başka travmatik olaylara bazen dışarıdan sağlıksız görünen tepkiler verebiliyorlar. Ama zaten hiçbirimizin birbirimizin tepkisini yargılama hakkı yok. Çünkü bütün tepkilerimiz de biricik. O yüzden de
O tepkiyi verirken eğer başka insanların alanına girmiyorsak, başka insanların sınırlarına ihlal etmiyorsak aslında istediğimiz gibi davranmakta özgürüz. Verdiğimiz tepkilerin ne kadar sağlıklı olduğunu tartışabiliriz. Ama bir yandan da bu kadar büyük, bu kadar anormal bir durumun sonrasında hepimizin verdiği tepkiler kendi içerisinde normal. Tepkilerimizden bağımsız olarak, istersek sürekli yardımda bulunanlardan alalım. İstersek donup kalmışlardan alalım. Bir şekilde...
kendi bakımımızda maalesef ihmal etmememiz gerekiyor. Bunu söylemek bir yandan bencilce algılanabiliyor. Tabii ki bunun da sebebini anlayabiliyorum. Ama şunu çok iyi biliyoruz ki eğer biz başka insanlara destek vermesi gereken bir pozisyondaysak bu oksijen maskesi konusu gibi tıpkı Önce kendi bakımımızı yapmak zorundayız ki biz devam edebilelim ki başka insanlara destek olabilelim. Bu aslında afet bölgesine gidip oraya yardım götürmekle de çok ilişkili. Eğer biz oraya gidip bunu yapabilecek durumda değilsek o zaman oraya gittiğimizde aslında belki de yardımcı olmaktan ziyade
Köstek oluyoruz belki. Varlığımızla orada ekstra iş çıkartıyoruz, ekstra bir barınma ihtiyacı, ekstra bir yemek ihtiyacı. Eğer biz kendi ihtiyaçlarımızı karşılayıp kendimize iyi bakabilecek duruma geldikten sonra, kendi gücümüzü topladıktan sonra, kendi yetkinlik alanımız içerisinde başka insanlara yardımcı olabiliyorsak, bu aslında en ideali, bu aslında en çok yapmamız gereken. Tabii bu arada en önemli baş etme becerilerinden bir tanesi bu anlamda kendimize iyi bakmak kapsamı içerisinde bol bol yürüyüş yapmak, egzersiz yapmak.
meditasyon yapmak, kas gevşetme hareketleri yapmak ve nefes alıp verme egzersizleri yapmak. Tabi ki depremin ilk günlerinde bunlar böyle işinin de çok ehli olmayan insanlar tarafından nefes alıp veririn rahatlayın gibi böyle basitçe kullanıldığında tabi ki birçok kişinin tepkisini çekti. Çok anlaşılır. Ama uzun vadede kaygımızı ve stresimizi azaltmanın etkili yöntemleri arasında yürüyüş yapmayı, nefes alıp verme egzersizleri yapmayı ve başka rahatlama egzersizleri yapmayı sayıyoruz. Bu egzersizler stres reaksiyonumuzu azalttığı için aslında duruma gösterdiğimiz o yoğun tepkileri biraz olsun kontrol edebilmemizi sağlıyor.
O yüzden basit deyip geçmeyip bunları bir miktar yapabilmemiz lazım. Çünkü yine bu travmatik durumlardan sonra kaygımız çok tetiklenebiliyor. Ve sadece olan olaya karşı duyduğumuz acı değil, bir yandan da kendi güvenliğimizle ilgili, sevdiklerimizin güvenliğiyle ilgili duyduğumuz kaygı da bizi bazen paralize edebiliyor. O yüzden bu rahatlama egzersizleri kendi olumsuz duygularımızı yönetebilerek günlük yaşam fonksiyonlarımızı devam edebilmemizi de sağlıyor. Bir başka çok önemli baş etme becerisi başka insanlarla temasta olmak.
Özellikle kendimizi izole etmeye meyilli olduğumuzda bu tip yoğun stres uyandıran, güvensizlik uyandıran durumlardan sonra kendimizi başka insanlara karşı da kapatabiliyoruz. Yalnız başımıza kalmak istiyoruz. Ancak bu tip doğal afetlerden sonra bize en iyi gelen şeylerden bir tanesi başka insanlarla temas kurmak. Bunu sadece diğer insanlara yardımcı olmak anlamında söylemiyorum. Orayı ayrıca konuşmak istiyorum çünkü. Bunu sevdiğimiz insanlarla temasa geçmek, onlarla konuşmak, kaygılarımızı, olumlu olumsuz bütün duygularımızı onlarla paylaşmak üzerinden söylüyorum. Çünkü aslında bu tip duygular paylaştıkça birazcık daha yönetilebilir hale geliyorlar. Kendi içimizde bıraktığımızda bütün bu duyguları
Ve özellikle yalnız kalarak ruminasyon dediğimiz sürekli olumsuz düşünme röngüsüne girdiğimizde... ...içinden çıkamadığımız sürekli en kötü senaryoları düşünüp... ...en kötü senaryoları kafamızda sürekli tekrar ettiğimiz bir hale getirebiliyoruz durumu.
Aslında bu en kötü senaryoları sürekli düşünmeye çalışmanın da... ...kendi içinde bir adaptasyon olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Çok kaygılı olduğumuzda ve kontrolü kaybetmiş gibi hissettiğimizde... ...eğer bütün senaryoları aklımızdan geçirmeyi başarırsak... ...o zaman bütün senaryolara, olabilecek en kötü senaryolara dahi... ...bir çözüm bulabileceğimize dair bir inanca sahip oluyoruz.
Sanki her şeyi düşünürsem o düşüncelerin sonunda kendimi güvende tutabilirim gibi. Maalesef bütün kötü senaryoları düşünebilmemiz mümkün değil. Ama bununla beraber bütün iyi senaryoları da düşünebilmemiz mümkün değil. O yüzden kendimizi sadece kötü senaryoların içerisinde tuttuğumuzda hiçbir yere çıkamıyor ve kendimizi giderek daha da kötü hissediyoruz. O yüzden burada sağlıklı olan
Aklımızdaki kötü senaryoları bile güvenliğimiz diğer insanlarla paylaşarak bunlar hakkında fikir almak, belki çözüm yolları geliştirmek, belki çıkış stratejileri geliştirmek ve böylece kendimizi daha iyi hissetmek. Yine bu tarz doğal afetlerden sonra sevdiğimiz insanlarla temasa geçerek Böyle bir afet bizim başımıza gelse nasıl planlama yapabiliriz diye konuşmak da zor bir konuşma olsa da aslında bize çok iyi geliyor. Çünkü deprem kaygısı gibi yoğun kaygıların aslında en iyi baş atma yöntemi bu kaygılarla Bir nevi üzerine giderek savaşmak. Şunu kastediyorum, üzerine giderek derken. Böyle bir deprem olduğu takdirde evimizdeki güvenli alanları belirlemek, evimizdeki eşyaları sabitlemek, deprem çantası oluşturmak, depremden sonra dışarı çıkabildiğimiz varsayımıyla insanlarla nerede bir araya gelebileceğimizi belirlemek,
Şehri nasıl gerekirse terk edebileceğimizi belirlemek. Mahallemizdeki insanlarla böyle bir durumda arama kurtarma çalışmaları için veya diğer insana destek olmak için neler yapabiliriz diye bir araya gelmek. Ve böylece aslında kontrolün bir miktar bizde olduğunu hissedebilmek çok önemli. Tabii ki binamızda yapabiliyorsak mutlaka bir etütü yaptırmak. Güvenli binalarda oturduğumuzdan emin olmaya çalışmak da yine yapabileceğimiz şeyler arasında.
Bu yöntemleri söylerken, bu yöntemlerin hepimiz için yapılabilir olmadığının farkında olarak söylediğimi bilmenizi isterim. Ama yine de sadıklarım arasında ne kadar çoğunu yapabilirseniz, o kadar kendinizi daha iyi ve güvende hissedeceksiniz. O yüzden umarım bugün belki bu podcast'ı dinledikten sonra buna bir kulak verirsiniz. Tabii başkalarıyla temasa geçmenin bir diğer tarafı da dayanışma içerisinde olmak. Bunu başkalarına, ben iyi durumdayım, onlar kötü durumda, o zaman ben onlara acıyarak yardım edeyim bir yerden söylemiyorum tabii ki. Bunu hayırseverlik diyoruz ve aslında istediğimiz şey hayırseverlik yapmak değil. İstediğimiz şey yardımcı olmak, istediğimiz şey dayanışma içerisinde olmak.
Bugün ben, yarın bir başkası. Aslında hepimiz bu toplumun bir üyesiyiz ve hepimiz her an ihtiyaç halinde olabiliriz. Ve bugün her birimizin yetkinlik alanı içerisinde diğerine yardımcı olabilmesi kadar kıymetli bir şey yok. Bu bizim hayatta neden var olduğumuzun da önemli cevaplarından bir tanesi bence. Ben neden mesela psikoloğum? Eğer başka insanların biraz daha iyi hissetmesine ya da belki böyle bir durum için biraz daha az kötü hissetmesine yardımcı olmak benim asli görevim değilse ben neden bu mesleği seçtim?
Veya lojistikle ilgilenen bir insan veya bir mühendis veya bir gazeteci. Eğer her birimiz yaptığımız mesleğin asıl amacını bu tip büyük afetlerde kullanmıyorsak o zaman aslında mesleğimizi ana fikrine karşı çıkıyoruz gibi geliyor bana. O yüzden de kendi yetkinlik alanımız içerisinde, neresinden tutabiliyorsak orasından tutup devam etmemiz gerekiyor. Toplumsal dayanışma bunu gerektiriyor. Ve toplumsal dayanışma aslında bu tarz büyük afetlerden sonra en iyi başa çıkma şekli. Açık ara. Çünkü bize umut veriyor. Çünkü bize umut aşılıyor. Çünkü diyoruz ki, evet bu başımıza geldi. Bu, bunun
Üstesinden yine birbirimizle elini tutarak geleceğiz. Yine birbirimize destek olarak geleceğiz. Çünkü biz bir bütünün parçasıyız. Bunu hissettiriyor bize dayanışma. O yüzden de dayanışmanın içerisinde kalmamız lazım.
Hazır bundan bahsetmişken, kendi mesleğimiz ve kendi yetkinlik alanlarımızdan bahsetmişken size çok kısaca bugün Relayit içerisinde uygulamamız, mobil uygulamamız Relayit içerisinde herkese ücretsiz olarak sunduğumuz bazı yolculukları söylemek istiyorum. Şu anda Relayit'i indirip Deprem kaygısıyla baş etmek, depremin yarattığı belirsizlikle baş etmek, depremi çocuklara anlatmak, depremi uzaktan deneyimlemek, depremize de yakınlarımızla temas etmek gibi yolculuklara tamamen ücretsiz olarak ulaşabilirsiniz. Ve bu yolculukların her birinde aslında bu duygu ve durumlarla nasıl baş edebileceğinizi öğrenebileceğiniz görevler ve bilgiler sunuyoruz size. O yüzden size çok iyi hissettirebilir bu. Açıkçası bu yolculukları hazırlamak bize çok iyi hissettirdi. Çünkü kendi yetkini kalanımız içerisinde insanlar için bir şey yapabilmiş hissettik kendimizi. Umarım siz de faydalanabilirsiniz bundan.
Şimdi bundan bahsetmişken de aslında profesyonel yardımın, bu tip süreçlerde profesyonel psikolojik yardımın ne kadar önemli olduğundan bahsetmek istiyorum. Bugün depremden direkt etkilenmiş olanlara sunulan birçok ücretsiz yardım mevcut. Bununla ilgili zaten çok fazla dernek açıklama yaptı. Diğer taraftan depremi uzaktan tanık olanlar olarak biz de bu travmayla baş etmekte zorlanıyor olabiliriz. O yüzden eğer siz de böyle bir durumdaysanız lütfen uzman birinden destek almaya çalışın. Eğer birebir destek alamıyorsanız lütfen...
Bu konuyla ilgili uzman insanların yazdığı yazıları okuyun. Katılabiliyorsanız uzman insanların verdiği seminerlere katılın. Lütfen gerçekten bu işi bilen insanların size sunduğu bilgilerle kalın. Çünkü çok fazla yanlış bilgi var etrafta. Ve gerçekten bunlar bize uzun vadede iyi hissettirmeyebiliyor.
Bize iyi hissettirmeyen ve çok da iyi gelmeyen başartma yöntemlerinden bir tanesi de aslında bu süreçte sosyal medyayla kurduğumuz ilişki. Tabii ki iyi ki sosyal medya varmış. Çünkü bu sayede yardım ihtiyaçlarını çok daha fazla görebildik, belki karşılayabildik. Ama bir yandan da sosyal medya aracılığıyla gerçekten yaşanan acının çok fazla medya, medyatik hale gelişini gördük. Yani belki pornografikleştirilmesini gördük. Ve bu çok rahatsız edici. Çünkü insanların acılarının yaşayışında bile onları rahat bırakamadık.
Ve bir yandan da maruz kaldığımız bütün görüntüler bizim de kaygımızı ve bütün olumsuz duygularımızı tekrar tekrar tetikledi. O yüzden eğer siz de sıkı bir sosyal medya kullanıcısı iseniz, Lütfen elinizden geldiği kadar maruz kaldığınız görüntüleri, maruz kaldığınız haberleri sınırlandırmaya, elinizden geldiğince güvendiğiniz, doğru bildiğiniz kaynaklardan haber almaya çalışın. Aksi takdirde gerçekten insanın psikolojik sağlığını koruması mümkün olmuyor. Bütün bence bunların sonunda çok hızlıca şeyi de söylemek istiyorum. Sağlıksız başarılı becerilerinden bahsederken, tabii ki alkol ve uyuşturucu madde kullanımı. Ya da çok fazla yemek yemek, çok fazla uyumak gibi. Gerçeklikten biraz daha kaçmaya çalıştığımız yöntemler. Veya hiçbir şey olmamış gibi davranma hali. Bunlar aslında bizim
yaşadığımız durumu proses etmemize engel oluyor. Halbuki travma, biz onu proses ettiğimizde etkisini azaltmaya başlıyor. Ondan çıkarmamız gereken sonuçları çıkardıktan sonra yol almaya başlıyoruz. O yüzden önce yaşadıklarımızı, bütün duygularımızı, bütün süreçlerimizi bir kabul etmemiz. Yargılamadan kendimizi ve başkalarını yargılamadan kabul etmemiz.
Arkasından bugün saydığım sağlıklı baş etme yöntemlerinden birini veya baş birini veya çoğunu kullanmamız. Ve ondan sonra da dediğim gibi çıkaracağımız dersleri çıkarmamız gerekiyor. Bence çıkaracağımız dersleri çıkartırken de tam orayla bitirmek istiyorum. Belki de hayattaki amacımızı bulmamıza yardımcı olacağını bu sürecin hatırlatmak isterim. Ben kendi adıma 99 depreminden sonra insanlara dokunabileceğim bir meslek yapmaya karar vermiştim. Ve bu depremde böyle bir pozisyonda olmak bana
...daha az acı hissettiren en der şeylerden bir tanesi oldu. Umarım siz de en azından bu kadar büyük bir afetin sonucunda... ...benim hayattaki amacım ne? Ben insanlara nasıl yardımcı olabilirim? Benim en iyi yapabileceğim şey ne? Sorusunu kendinize sorarsınız ve bu sorunun etrafında şekillendirirsiniz hayatınızı. Bunun size çok iyi geleceğine eminim.
Uzun bir aradan sonra bu podcast umarım size çok iyi gelmiştir. Açıkçası ben konuşurken gerçekten daha iyi hissettim kendimi. Bana biliyorsunuz her zaman sosyal medyadan ulaşabilirsiniz. Bundan sonraki podcastler için konu önerisi getirmek isterseniz lütfen yazın bana. Çünkü ben de depremden sonra hangi konulara konuşmam gerektiğiyle ilgili biraz zorlanıyorum. O yüzden konu önerilerine çok büyük bir mutluluk karşılayacağımı emin olabilirsiniz. Hepinize sevgilerimi gönderiyorum. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.