
2.941 kelime · ~15 dk okuma
Hiç terk edildiniz mi? Hiç canınızın çok yandığı bir ilişkinin sonunda o ilişkten çıkmak zorunda bırakıldınız mı? Hiç beklemediğiniz bir anda sevdiğiniz kişi tarafından ortada bırakılmış gibi hissettiniz mi? Ya da hiç terk ettiniz mi birini, hiç o insanın canının yanacağını bilmenize rağmen?
Bu zor adımı attınız mı? Ve ondan sonra bunun getirdiği hem ciddi bir suçluluk ama bir yandan da ciddi bir rahatlama istediğiniz içerisinde kalakaldınız mı? Ayrılıklar zor, ayrılıklar hakkında konuşmak da zor. Bugünkü podcast ayrılmak üzerine. Aslına bakarsanız ben bu podcastı kaydetmeyi uzun zamandır erteliyorum. Çünkü ayrılık hakkında konuşmak bana da hiç kolay gelmiyor. Nereden bakarsanız bakın yaşadığımız ayrılık tecrübeleri bizi hep bir yerlerden yakalıyor. Bugün herhangi biriniz
Yaşadığınız ayrılık acısını tekrar anlatmayı deneseniz, sanki o gün yaşamıştısını anlatabilirsiniz. Çünkü yaşadığımız kalp kırıklığı bizi kolay kolay bırakmıyor. Üzerinden uzun zaman geçse bile, o insanı görmek, o insanla ilgili bir şey düşünmek, o insanın dair bir şarkı dinlemek burnumuzun direğini sızlatabiliyor. Öyleyse gelin, bugün ayrılık hakkında konuşalım. Ayrılığı ben nereden bileyim diyelim.
ve hadi bakalım podcastımıza bir giriş yapalım. Ben psikolog Dr. Gizem Sürenkök. Ben nereden bileyim'in bu yeni bölümünde sizlerle ayrılık hakkında konuşuyorum.
Ayrılık dediğimiz zaman aslında birçok farklı ayrılıktan bahsetsek de bugün üzerine eğilmek istediğim konu romantik ayrılık. Çünkü aslına baktığımızda insanlar ailelerinden de ayrılabiliyorlar. Arkadaşlarından da ayrılabiliyorlar. Sevdikleri bir şehre, sevdikleri bir ülkeyi terk edebiliyorlar. Bunların hepsi ayrılık. Hepsinin getirdiği bir kendince yaz süreci, bazen bir travma var. Ama bugün romantik ilişkiler hakkında konuşuyoruz.
ve romantik ilişkilerdeki ayrılık süreçlerinin nasıl her birimiz için bir miktar farklı ama aynı zamanda hepimiz için bir miktar aynı olduğunu da konuşmak istiyorum. Ayrılıklar çoğumuz için olumsuz tecrübeler olarak nitelendirilse de aslında bazen çok rahatlatıcı bile olabiliyorlar. Özellikle uzun zamandır bir ilişkin içerisindeyseniz ve o ilişkiden nasıl çıkacağınızı bir türlü kestiremiyorsanız O ilişkin içerisinde kendinizi hiç iyi hissetmiyorsanız ama bu konuşmayı nasıl bir türlü yapabileceğinizi bilmiyorsanız sonunda o yara bandını çekmek tek seferde sizi çok rahatlatabiliyor. Ama eğer yara bandını çeken sizseniz ve karşı taraf buna hiç hazır değilse o zaman karşı taraf için bu süreç yıpratıcı olabiliyor. Terk edilen insanlar için ayrılık sürecini atlatmak biraz daha zor. Zira terk eden kişi çoktandır bu süreç üzerinde düşünmüş oluyor.
Ayrılıkların bizim canımızı ne kadar acıttığı, ne kadar kalp kırıklığı yarattığı ilişkinin süresiyle çok alakalı. Eğer ilişkide henüz bir bağlanma durumu gerçekleşmediyse, partnerler hala birbirlerini tanıma, flört etme, birbirlerine karşı yeni planlar yapma, noktasındaysa, o zaman ayrılık yine de canı acıtıyor tabii ki. Ama üstesinden gelmek biraz daha kolay oluyor. Yeni bir ilişkiye başlamak, kişinin kendisini yeniden tanımlayabilmesi çok daha yapılabilir bir noktada hissettiriyor kendisini.
Diğer taraftan eğer uzun süreli bir ilişkin içerisindeysek, ilişkide bağlanma oluştuysa, yani partnerimiz o çok sık kullandığım tabirle zihnimizin içine, derimizin altına işlediyse, o partnerle biz artık ciddi anlamda benzerlikler geliştirdiysek, birbirimize iç içe geçtiysek, işte o noktada, bu noktada kendi başınıza yeniden hayata başlayabileceğimize inanmak, ve kendimizi yeniden keşfetmek gerçekten çok zor oluyor. Eğer siz de öyle bir ilişkinin bitimindeyseniz ve ayrılık sürecinin içerisindeyseniz o zaman kendinize şefkat göstermekte zorlanıyor olabilirsiniz. O zaman belki hala o kişiyi çok özlüyormuş gibi hissediyor ama aynı zamanda ona karşı çok öfkeli olduğunuzu da kabul ediyor olabilirsiniz. Bu iki farklı hissi aynı anda yaşamak hiç olmamızın başına gelen bir durum. Ve aslında çok da tuhaf geliyor onun içerisindeyken. Bir zamanlar çok sevdiğimiz o kişiye, o kişiye dair bir öfke duymak, o kişiyle yaşadıklarımızı hiç yaşamamış varsaymak istemek. Bunlar da çok anlaşılır. O çok ünlü Eternal Sunshine of the Spotless Mind filmini izlemediyseniz izlemenizi mutlaka öneririm. Bilenler bilir o filmde ayrıldıktan sonra kişi eski sevgisini unutmak için beynindeki hatıraları sildirmeye çalışıyordu. Onu yapmayana kadar çok istiyoruz her birimiz değil mi? Sanki o günler hiç yaşanmamış gibi olsun diye. Ama böyle bir şey mümkün mü gerçekten? Yani bunun teknik olarak mümkün olmamasının yanı sıra o insanla yaşadığımız şeylerin bizi ne kadar biz yaptığını hatırlamamız gerekiyor. Çünkü mesela ben bugün gizemsem
Benim olduğum noktada bundan önceki bütün ilişkilerimin bir payı var. Tabii ki sadece romantik ilişkilerimin değil. Ama romantik ilişkilerimin çok büyük bir payı var. Mesela bir partnerimden diyelim ki filmlerin ne kadar güzel olduğunu öğreniyorum. Başka bir partnerimden kendimle ilgili daha önce hiç keşfetmediğim bir şeyi keşfetmeyi öğreniyorum.
Her biri benim üzerime ekliyor ve o insanı hayatımdan çıkartsam bile aslında o insanın bana yaşattıkları, o insanın bana öğrettikleri, o insan sayesinde keşfettiklerim benimle kalıyor. O yüzden de İlişkiler bitse de o insanlar bizimle bir nevi kalmaya devam ediyorlar. Yani ayrılıkla sevdaya dahil mi sorusuna biraz cevap da oluyor bu. İnsanları tamamen hayatımızdan silip atmıyoruz. Diğer taraftan bazı ilişkiler bize gerçekten çok zarar vermiş oluyor. Bize istemediğimiz alışkanlıklar kazandırmış olabiliyor ya da bize hiç iyi hissettirmeyen davranışlar veya düşünceler eklemiş oluyor.
O insanları sanki öyle bir hissediyoruz ki o insanları hayatımızdan çıkarttığında onarımıza kazandıkları olumsuz şeyler de çıkacakmış gibi. Öyle olmak zorunda değil. Çoğu zaman kendi üzerimize uğraşmamız gerekiyor. Varmak istediğim nokta şu aslında. Ayrılıklardan sonra kişinin bir kendini yeniden tanımı ve keşfetme süreci olmalı. Biz ilişkiler içerisinde değişiyor, gelişiyoruz. Bazen olumlu yönde, bazen olumsuz yönde, bazen her ikisi de birlikte.
Bu süreçte kendimizi yeniden tanımladığımızda, kendi kimliğimizi, kendi alışkanlıklarımızı, kendi düşüncelerimizi, kendi duygularımızı baştan tanımladığımızda nelerin bu yeni benlik içerisinde kalması gerektiğine kendimiz karar veriyoruz. Ve buna kendimiz karar verebilmenin ne kadar etkin bir eylem olduğunu hatırlatmak istiyorum size. İlişkiler içerisinde bazen kendimizi çok edilgen, çok pasif konumda bulabiliyoruz. Sanki bizim adımıza kararlar alınıyor, bizim adımıza ilişkilerin kaderi belirleniyor. Bizim adımıza nasıl hissetmemiz, neler düşünmemiz gerektiği belirleniyor gibi gelebiliyor. Halbuki ayrıldığımız andan itibaren hayatımızın gidişatı bizim elimizde.
Her şeyi biz belirleyebiliriz. Tabii ki ilişkilerin içerisinde de belirlememiz gerekiyor ama bazen bunu unutabiliyoruz. O yüzden burada bir hatırlatmak istedim. İlişkideyseniz ve... bu podcast'ı dinliyor ya da izliyorsanız unutmayın, her karar aslında sizin elinizde. Kimsenin sizin adınıza, sizin yaşantınıza dair kararlar almasına izin vermeyin. Bir ilişkin içerisindeyseniz de bunları duymanızı istedim. Çünkü bazen ilişkin içerisinde de unutuyoruz ne kadar etkin bir aktör olduğumuzu. O yüzden kimsenin bizim adımıza, bize sormadan kararlar almasına izin vermememiz önemli. Kararları birlikte alabilmemiz önemli. Gelelim ayrılık konusuna tekrar.
Bu ayrılıklarda en sorumuza giden şey, ilişki içerisinde bize çok önem verdiğini, bizi çok sevdiğini, bize çok iyi hissettirdiğini düşündüğümüz bir insanın, çok güvenliğimiz o insanın artık o noktada olmaması. Bizi hiç sevmemiş miydi? Hiçbir zaman güvenmemeli miydik o insana? Hiç güzel şeyler yaşamadık mı? Yani bütün kurduğumuz hayaller yalan mıydı? Aslında bu soruların cevabı zannettiğimiz gibi olumsuz olmak zorunda değil. O insan bizi çok büyük ihtimalle sevmişti tabii ki. Veya onunla kurduğumuz hayallerin hepsi çok güzeldi, bazıları gerçekte olabilirdi. O insana güvenmekte haksız değildik çünkü güvendiğimiz noktalarda bizim güvenimizi hak edecek şekilde davranıyordu. Ama insanlar değişiyor, ilişkiler de değişiyor. Bugün geldiğimiz noktada belki artık ona güvenemiyoruz ama bu geçmişte yaşadıklarımızın güzelliğini ve önemini değiştirmiyor.
Maalesef çoğumuz ayrılık konuşması yaparken veya ayrılıktan sonra o hesaplaşmaları yaparken birbirimize kötü şeyler söyleyebiliyoruz. Birbirimizin önemini, birbirimize verdiğimiz değeri inkar edebiliyoruz veya yaşanan her şeyi yok sayabiliyoruz. İşte bu aslında karşımıza kişiye kötü geldiği kadar bize de kötü geliyor. Çünkü geçmişte yaşadığımız bir dönemi, önemsemiyormuş gibi davranmak ya da hissetmek zorundaymışız gibi geliyor. Halbuki gerçek böyle değil. Onları biz yaşadık. O esnada biz mutluyduk. O dönemde biz aşk hissediyorduk kendimizi. O gün bitti. Bugün bu duyguların karşılığı olmayabilir ama o noktada vardı.
O yüzden de karşımızdaki insanla konuşurken, ayrılık konuşması yaparken o günleri olumlu hatırlamanın bir sakıncası yok. O insanı geçmişte yaşadığımız durumlarla ilgili yüceltmenin de bir sakıncası yok. Ben çok güzel günler yaşattım ama artık eskisi gibi hissetmiyorum. Bir zamanlar birbirimize çok iyi geliyorduk ama artık eskisi gibi olmuyor.
Bu tip cümleler sizi küçültmüyor. Aslında tam tersi karşısındaki kişiye yaşadığı zamanların, geçmişte yaşanan zamanların bir önemi olduğunu, bir anlamı olduğunu, o gün bitse bile bu duygular, gelecekte de bu duyguları hep güzel hatırlayabileceğini gösteriyor. O yüzden de bunları esirgediğimiz zaman hem kendimizden hem karşımızdakinden aslında kimseye bir iyilik yapmıyoruz. Bu birbirimize karşı olumsuz şeyler söyleme dönemi aslında ayrılıktan sonra yaşadığımız yasın aşamalarıyla da ilgili. Ayrılığın ilk döneminde hepimiz inkar dediğimiz, yani kim derdi ki biz böyle olacaktık? Kim derdi ki birbirini çok seven bu iki insan ayrılacaktı?
Hayır, hayır bu gerçek olamaz. Bir şekilde biz tekrar bir araya geliriz. Bir yanlışlık olmalı. Duygularını yaşıyoruz. Bunlar çok anlaşılır. Ve aslında belki de beynimizin yaşananları idrak etmesi için gereken süreyi sağlayan bir aşama. Yani bu dönemde olan biteni inkar ettiğimizde ve yavaş yavaş adapte olduğumuzda belki o ilk şokun etkisini azaltıyoruz.
İnkar döneminden sonra öfke dönemine geçiyoruz. Öfke dönemi, işte bu az önce bahsettiğim, karşımızdaki insanla böyle hayatımızdan tamamen söküp atmak istediğimiz, ben neden yaşadım ki bu insanla bunları dediğimiz, keşke hiç yaşamasaydım, keşke hayatımda hiç yeri olmasaydı dediğimiz dönem. O dönemde kendi arkadaşlarımıza bile, eğer hala o eski partnerimize ilişkideyse, o arkadaşlarımıza bile kızıyoruz. Bıraksana onu, bana ne kadar kötü davrandın, sen niye onunla hala görüşüyorsun gibi şeyler söylüyoruz.
Bu da çok anlaşılır aslında. Yani ben ve öteki haline geliyoruz. Ama bu da bir yandan bir geçişe işareti öyle değil mi? Bir zamanlar bizdik. Ben ve o, biz. Ama şimdi ayrıyız. Ben ve o. Eğer benim yanımdaysan onun yanında olmamalısın duygusunu hissetmeye başlıyoruz.
Bu arada şunu söylemeden geçemem. Böyle hissetmemiz, arkadaşlarımızın davranışlarına müdahale etmemiz için geçerli bir sebep değil maalesef. Arkadaşlarımız bu noktada kiminle arkadaşlar devam etmek istediklerini, belki de ikimizle de arkadaşlar devam etmek istediklerini kendileri değerlendirmeli ve kendileri karar vermeli. Ama maalesef biz burada böyle hissetmeye engel olamayabiliyoruz.
Öfkeden sonraki aşama pazarlık aşaması. Pazarlık aşamasında çok değiştiğimizi, her şeyi farklı yapabileceğimizi, eğer bir şansımız daha olsa her şeyi düzeltebileceğimizi düşünmeye başlıyoruz. Bunun için her şeyi yapmaya hazırız. Aralığın üzerinden daha çok kısa bir süre geçmiş olsa bile artık bambaşka bir insan olduğumuzu mesela iddia edebiliyoruz. Artık hiç tartışma çıkarmayacağımızı, artık hiç yanlış şeyler söylemeyeceğimizi, artık hep uslu bir çocuk olacağımızı ve bundan sonra her şeyin daha güzel, daha güzel olacağını iddia ediyoruz. Genelde böyle zamanlarda karşı tarafın aklında yanan şey şu oluyor. Peki madem bu kadar kolaydı, neden daha önce yapmadın?
Çünkü bu kadar kolay değil. Evet, böyle inanmak, bunu söylemek çok bence çok anlaşılır, çok insani. Her şeyi değiştirebileceğimize inanmak, onu bir kere öpsek, ona bir kere sarılsak, bir kere gözlerimizin içine baksa, bir kere ne kadar acı çektiğimizi görse, bir kere onu ne kadar çok sevdiğimizi anlasa, her şey düzelecek. Böyle düşünmek tabii ki çok Çok normal, çok insani ama maalesef gerçekçi değil. İşte o yüzden pazarlık aşaması da genellikle hüsranla sonuçlanıyor. Denemeye başlasak bile tekrar ilişkiye bir şeyler tam da değişmediği için çoğu zaman yine bitiyor. Gelelim bir sonraki aşama olan depresyon ya da derin üzüntü aşamasına. Bu noktada artık ayrılığın gerçek olduğunu ve o insanı ilişkisel anlamda kaybettiğimizi anlıyoruz.
Bu noktada kendimiz de baş başa kalıyor ve ayrılığın bizde nelere yol açtığını daha iyi değerlendirmeye başlıyoruz. O insana tekrar bir araya gelmeyecek olduğumuz düşüncesi, yasın belki de en bize çarpan aşaması. O insanla tekrar bir arada olamayacağım düşüncesi kendimizi aslında onsuz yeniden tanımlamayı da getiriyor. Evet hemen bu noktaya geçemiyoruz ama şunları fark etmeye başlıyoruz. Mesela olmadan yapmak istemediklerim, olmadan gitmek istemediklerim, olmadan kendimi de sevmediğim özellikler.
Ama bunlar yerini zaman içerisinde o olmasa da gidebileceğim, o olmasa da yapabileceğim, o olmasa bile aslında bende kalın özelliklere bırakıyor. Ve tam da bu aşamada depresyondan sonraki kabullenme aşamasına geçiyoruz. Artık ayrılığı kabullenmiş durumdayız ve ayrılıktan sonra kendimizi yeniden tanımlamaya hazırız. Bu aşamaya gelmek hiç kolay değil. 5 aşamadan bahsettim ayrılıktan sonra yaşadığımız. Ve bu 5 aşama her birimiz için gerçekten zaman dalıyor. Kimi zaman bütün bu aşamalardan hızlıca geçtiğimizi düşünüyoruz. Sanki böyle birkaç günde bir sonraki aşamaya geçiyoruz. İşte tamam 5 aşamaya her birine 2'şer gün versek 10 gün sonra tamamız bitti. Maalesef böyle değil. Hatta bazılarımız bir aşamadan bir aşama sonra geçtiğimizi zannederken kendimizi ilk aşamada bulabiliyoruz.
Bunların hepsi sonraki normal ve yasın ayrılıktan sonraki ayrılığı atlatma döneminin çok kişisel olduğunu söylemek istiyorum. Kimimiz 6 ayda kendimize zor gelirken, kimimiz için bu süre çok daha uzun vakit alabiliyor. Kimimiz başka bir ilişkiye girmeyi çözüm yolunu bulurken, kimimiz önce kendisini baştan tanımlayabilmek istiyor. Başka bir ilişki ayrılıktan sonra çözülmüyor peki? Bu soruyu birçoğunuzun sorduğuna eminim. Evet bazılarımız yeni bir ilişkiye girdiğimiz zaman ancak kendimizi bir önceki ilişkiyi unutmuş gibi hissedebiliyoruz. Ancak eğer arada yeterli zaman bırakmazsak ve kendimizi bulmazsak arada işte o zaman yeni ilişkimizde bir önceki partnerle yeni partnerimizi kıyaslamalar yapmamız
kendimizi hayal kırıklığına uğramış hissetmemiz veya henüz yeni insana alışamadığımız için onun da kalbini kırmamız maalesef yaşadığımız, tecrübe ettiğimiz durumlar arasında. Tabii ki yeni birlikte olduğunuz kişiye sürecinizi dürüstlükle aktarabilir, bir geçiş aşamasında olduğunuzdan bahsedebilirsiniz ama herkesin bu konuda size destek yaklaşmayacağını da tahmin edebiliyorum. Yaklaşmalılar mı? Bunlar çok insani süreçler olduğu için tabii ki birbirimize anlayış gösterebiliriz. Ama bence daha doğru olan kendimizi bu vakte ayırarak önce bir önceki insanla ilgili duygularımızı kapatabilmek, ondan sonra yeni kişiye geçebilmek.
Tabii ki hiçbirimiz makina değiliz. Yani bir tuşla açılıp kapanmıyor duygularımız. Öyle olduğu için az önce kullandığım kelime kapatmayı birazcık daha açayım. İngilizcesi closure ve Türkçe'ye biz kapanış diye çeviriyoruz. Aslında bir önceki ilişkimizin bir kapanışa varması. Hani o eskiden televizyonlarda olan istiklal marşı ve kapanış dediğimiz aşamanın yaşanması gibi söyleyelim.
o yaşanmadan aslında kanal kapanmıyor hala orada görüntüler görünmeye devam ediyor bazılarımız bunu mesela çok büyük bir kavga ederek ilişkinin sonunda yaşıyoruz bazılarımız bir kapanış konuşması yapıyor karşılıklı gerçek ayrılık konuşmasından bazen 3-4 ay sonra tekrar bir eski partnerimizle bir telefon konuşması yapıyoruz bir araya geliyoruz ya da bir mesajlaşma yaşıyoruz ve orada O duygularımızı tekrar dile getiriyoruz. O birikmiş şeyleri atıyoruz içimizden. Neler konusunda kalp kırıklığı yaşadık. Neler bekledik. Neler umduk. Neler olmadı. Bunları bir konuşuyoruz. Arkasından gerçekten vedalaşıyoruz. Tamam yani belli ki daha fazla birlikte olamayacağız. ya da bazen bunların hiçbirini alamıyoruz. Özellikle ayrılık ani geldiyse, biz hiç beklemiyorduysak, o ilişki bizim zihnimizde bir süre açık kalıyor. O kişiyi unutmanız gerçekten zor oluyor. Öyle durumlardaysanız, mesela ghosting'e uğradıysanız veya uzun süreli bir ilişkinin içerisinde hiçbir açıklama yapılmadan size partneriniz gittiyse,
O zaman o kapanışı almak birazcık daha zor. Böyle bir durumda eski partnerinize ona hiç göndermeyeceğiniz uzun bir mektup yazabilir ya da bir ses kaydı bırakabilir ya da bir video çekebilirsiniz. Önemli olan bu konuştuklarınızı, yazdıklarınızı ona göndermeniz değil. Aslında ilişkinizin muhasebesini yapmanız. Çünkü ayrılıklardan sonra dönüp şuna bakıyoruz. Ben bu ilişkide neler yaşadım?
Mutlu anlarım neydi? Mutsuz anlarım neydi? Olabileceğine inandığım şeyler neydi? Hayallerim neydi? Hayal kırıklıklarım neydi? Ve bence... Bence böyle bir puzzle oluşturuyoruz. Böyle her bir parçasını tek tek oturttuğumuz.
Ama puzzle'ın bazı parçaları bizde değil, partnerimizde. O yüzden oralar eksik kalıyor. İşte kapanış konuşması, kapanış mesajlaşması, her neyse onu yapabildiğimizde bazen o eksik parçaları bulup oturtabiliyoruz. Bazen de o konuşmayı hiç yapamadığımız için kendi kendimize o düşünce akışını bir mektupla, bir ses kaydıyla, bir videoyla yaptığımızda bazen o puzzle parçalarını bulabiliyoruz. Bazense, maalesef, o puzzle parçaları hep kayıp kalıyor.
Ve zamana biraz bırakmamız gerekiyor ki o puzzle'ın eksik parçalarını aramaya devam etmeyelim. Ve hayatımıza o puzzle'ın öyle eksik olduğunu bilerek devam edebilelim. Gelelim ayrılığı atlatmanın psikolojik taraflarına. Ayrılıktan sonra her birimiz derin bir üzüntü, öfke, hayal kırıklığı, yetersizlik hissi, bir daha asla sevilemeyeceğim duygusu yaşayabiliyoruz.
Bunun yanı sıra hatam bende. Ben bir daha hiçbir zaman iyi bir ilişki kuramam. Zaten şu ana kadar da kuramadım. Gördüğüme bak terk edildim. Gördüğüme bak yürütemedim gibi cümleleri de kendimize kurmaktan imtina etmiyoruz. Ne kadar beceriksizim. Ne kadar aptalım. Asla sevilmeyi hak etmiyorum. Ben zaten çok değersizim gibi cümleler de peşimizi bırakmayabiliyor. Eğer siz de böyle cümleleri kurduruyorsanız yani bu cümleler size hiç yabancı gelmiyorsa
Önce şöyle bir düşünmenizi isterim. Yakın bir arkadaşının sevgilisinden ayrıldığında ona bunları söylüyor musunuz? Sen de ne kadar bir beceriksizsin bak gördün mü yine terk edildin. Böyle bir cümleyi hiç bugüne kadar bir arkadaşınıza kurdunuz mu? Kursanız o insan sizinle arkadaş kalmaya devam eder miydi? O zaman siz neden kendinize bu cümleleri kuruyorsanız? Bunlar öz şefkat eksikliğinin önemli işaretleri. Ayrılıktan sonra ayrılığı atlatmanın zor olması öz şefkat eksikliğiyle de çok ilişkili.
Eğer siz de ayrılığı atlatmakta zorlanıyorsanız belki de psikolojik destek almayı düşünmelisiniz. Psikolojik destek almak demişken bu bölümün sponsoru olan HiVal'den bahsetmek istiyorum. HiVal bir online terapi uygulaması. Dünyasındaki psikologlar aracılığıyla size en uygun olan psikoloğu buluyor, kızını eşleştiriyor ve güvenli bir ortamda onunla konuşmanızı sağlıyor.
Yakın işgalere özgü olarak bize hazırladıkları indirim kodunu kullanarak siz de indirimli bir şekilde Highwall'dan yararlanmaya başlayabilirsiniz. İndirim kodumuzu aşağıdaki tanım kısmında bulabilir ve hemen bu podcastı dinledikten sonra halbuki de deneyebilirsiniz. Bir psikologla çalıştığınız zaman o az önce bahsettiğim puzzle kısmını birlikte tamamlayabiliyorsunuz psikologla. Yani aslında bütün bu süreci, ne yaşadınız, neler oldu, nasıl gitti bunların hepsini sizinle birlikte değerlendirecek biri oluyor.
ve belki kendinizin bile fark etmediği dinamikleri, yaşadığınız olaylar içerisinde hem sizin tavırlarınızı hem de partnerinizin tavırlarını, o tavırların oluşturduğu etkileri bir uzmanla beraber konuştuğunuzda, hele de bunu düzenli ve tutarlı bir şekilde yaptığınızda Aslında ayrılığı kafanızda oturtmanız ve ayrılıktan çıkartabileceğiniz dersler çıkartmanız çok daha kolay oluyor. Ders çıkartmak demişken, aslında bizim psikolojide en önem verdiğimiz şeylerden bir tanesi, travmanın sonrası iyileşimi. Ayrılığı bir travma olarak kabul edersek, travmanın büyüklüğü kişiye göre değişir tabii ki ve sürece göre değişir tabii ki. Aslında ayrılıklardan sonra ben bu ilişkiden neler öğrendim, ben bu ilişkiden kendime neler kattım, ben bu ilişkiden bir sonraki ilişkime dair neleri yapacağımı ve neleri yapmayacağımı öğrendim sorularını sorduğunuzda aslında o ilişkiyi yaşamış olmanın daha büyük bir anlamı oluyor. Çünkü her ilişki bize bir şey katıyor ve her ilişkiden sonra birazcık daha farklı bir insan haline geliyoruz.
Yeni oluştuğumuz insanı sevebilmek, kabullenebilmek. Veya eğer bu insana çok hoşnut değilsek ayrılık öncesi insana dönebilmek için ilişkin iyi bir muhasebesini yapmamız bize kesinlikle faydalı. Ayrılık hakkında konuşmaya devam edebilirim ama bugünlük burada bırakalım isterseniz. Bir başka podcastte ayrılığa giden süreci, nelerin bizi ayrılığa sürüklediğini ve bu tip durumları yaşamadan önce belki de ilişkiyi daha iyi hale getirebilecek bazı stratejileri sizinle paylaşmayı çok isterim.
Ama ona başka bir zaman konuşalım. Umarım bu podcast hoşunuza gitmiştir. Umarım siz de kendinizden bir şeyler bulmuşsunuzdur burada. Bana her zaman sosyal medyadan yazabileceğinizi biliyorsunuz. Hepinize sevgilerimi gönderiyorum. Hoşçakalın!
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.