
2.465 kelime · ~12 dk okuma
Herkesi mutlu edemeyebileceğini mi kabul etmek daha zor? Yoksa herkesin seni sevmeyebileceğini mi? Herkesle iyi bir şekilde ayrılamayacağını mı kabul etmek daha zor? Yoksa bazı ilişkilerin zaten bitmesi gerektiğini mi? Vazgeçmeyi mi kabullenmek daha zor? Yoksa harekete geçmeyi mi? Bu soruların cevapları kabul etmekle ilgili aslında. Kabullenmek başlı başına çok zor öyle değil mi? Ayrılığı, ölümü,
İyiliği, takdiri, değeri. Vazgeçmeyi, harekete geçmeyi. Birilerinin bizi sevmeyebileceğini. Hepsini kabul etmek gerçekten çok zor. Kabul etmek ne demek? Kabul etmek aslında hayatımızda nasıl bir yere sahip? Ve kabul etmeyi nasıl öğreniriz? Bugünkü podcast'ta bu konuya değinmek istiyorum. Öyleyse hadi başlayalım.
Ben psikolog Dr. Gizem Sürenkök. Ben Nereden Bileyim'in bu yeni bölümünde kabul etmeyi ben nereden bileyim diyoruz. Kabul etmek aslında ne anıma geliyor? Biraz ondan bahsetmek istiyorum. Kabul etmek bir yandan... bir şeyleri olduğu haliyle görmek ve onu ne şekilde kontrol edebiliriz düşüncesinden kurtulmak ve aslında o durumun bizde yarattığı duygularla barışmak anlamına geliyor temelde. Kabul etmek bizim için oldukça farklı alanlarda çok önemli hale geliyor. Mesela mental sağlığımız için veya genel olarak ilişkilerimizin kalitesi için
kariyerimiz için, fiziksel sağlığımız için veya hobilerimiz için aslında. Nereden çıktı derseniz bunların hepsine tek tek değinmek istiyorum. Ama temelinde önce şunu söylemek istiyorum. Eğer kabul etmeyi öğrenebilirsek, kabul etmenin anlamını keşfedip kabul etmeyi hayatımıza uygulamaya başlayabilirsek, O zaman aslında tek bir alanla değişikliğe değil, birçok alanda kendi istediğimiz yönde değişikliğe gidebilmemiz mümkün olacak. Ve aslında vazgeçmeyi mi kabul etmek daha zor, harekete geçmeyi mi diye sorduğum zaman her ikisi de çok zor ama kabul etmek sayesinde her ikisini yapmak da mümkün.
Ne demek istiyorum? Hadi biraz daha açayım. Kabul etmek demek, bir durumun bizde yarattığı bütün duyguları ve düşünceleri hiçbirine takılmadan, hiçbirinin içerisinde boğulmadan, hiçbirine tutunup kalmadan oldukları bütün halleriyle ve bütün aralıklarında kuçaklamak demek aslında. O durum yaşandığı zaman, yani kabul etmenize sebep olacak durum yaşandığı zaman önce kendinize biraz vakit vermek, arkasından duygularınızı bütün boyutlarıyla yaşayabilmek için bilinçli farkınalık tekniklerini kullanmak mümkünse, O duruma dair hissettiğimiz direnç halini kırmak ve son olarak aslında bütün bu süreçte benim işime yaramayan ne vardı, benim işime yaramayan hangi davranışı ben buradan çıkartıp atabilirim diye sorduğumuz zaman onu bulmak ve onu oradan çıkarmak demek.
Şimdi biraz soyut konuşmuş olabileceğimi kabul ediyorum. Biraz daha aslında derine inmek isterim. Daha önceki podcastlerde bahsettiğimi hatırlıyorum bunun. Kontrol ilizyonu. Yani aslında hayatta hiçbir şey üzerine kontrol sahibi değiliz. Hiçbir şekilde bir dakika sonra ne olacağını biz belirleyemiyoruz.
Yani onları kontrol ettiğimizi düşünmek güzel. Ama bir yandan da aslında tam olarak o kontrole sahip değiliz. O yüzden önemli olan kontrol algısına sahip olmamız. Yani benim bir dakika sonra hala bu podcastı kaydediyor olabileceğime güvenmem güzel bir şey. Çünkü bu beni hem bu anda tutuyor hem de bir sonraki anla ilgili daha az kaygılı yapıyor.
Diğer taraftan, kaygım çok yüksekse... ...ve hayata dair kontrol hissini tamamen kaybettiysem... ...o zaman kaygım çok yüksek. Çünkü bir dakika sonra ne olacağına dair hiçbir fikrim yok. Aslında... ...kabul etmek demek... ...bu kontrol ilizyonunun farkına varmak demek. Yani ben... ...mesela karşımdaki insanla bir konuşma yaptığım zaman... ...o konuşmanın nasıl gideceğini kontrol edemem.
Ya da mesela bu podcast size gelirken bu podcastın size yaratacağı etkileri kontrol edemem. Ya da mesela bir yemek yerken o yemeğin bende yaratacağı etkiyi kontrol edemem. Bir yandan da aslında kendimi kontrol edebilirim. Mesela ne yiyip ne yemeyeceğimi kontrol edebilirim. Ya da bu podcastı kaydederken neler söyleyeceğimi kontrol edebilirim.
...veya karşındaki insanla konuşurken ona neler söyleyeceğimi kontrol edebilirim. Ama bütün bunların karşımda yarattığı etkiyi kontrol edemem. Burada neleri kontrol edip edebileceğimizi fark ettiğimiz zaman... ...aslında o kontrol algısının tam olarak nelerle ilişkili olduğunu fark etmeye başlıyoruz. Ve aslında hayat biraz daha kolay hale geliyor.
Üstelik düşününce bir durumun bizde yarattığı duyguları ve düşünceleri de o kadar kontrol edemiyoruz öyle değil mi? Mesela ben şu anda bu podcastı kaydederken size ofisimdeyim ve ofisimdeki bitkilere bakıyorum. Her bir bitkinin benim için farklı bir anlamı var. Bazı bitkiler, çocukluğumdan beri bildiğim bitkiler ve geçmiş deneyimlerimi çağrıştırıyorlar bana. Bazıları ise yeni aldığım bitkiler. Bazılarını bir arkadaşım hediye etti bana. Bunların hepsi o bitkiyle ilgili başka çağrışımlar getiriyor zihnime.
ve ben yetkilen çağrışımları kontrol edemiyorum tek başıma. Ya da mesela bu podcastı kaydederken konuştuklarımın bende yarattığı duyguları kontrol edemeyebiliyorum. Ama aslında bunun hiçbir sakıncası yok. Çünkü bütün duygular ve düşünceler biz onlara takılıp kalmadıkça geçici. Ve eğer aslında zihnimin akışına izin verirsem gidecekler.
Bir önemli şey kontrol etmekle ilgili ...yapmalıyım, şöyle olmalı, böyle olması lazım gibi... ...düşüncelerimizden sıyrılabilmek. Çünkü aslında bütün o düşünceler bizi kontrol ediyor. Mesela diyelim ki partnerinizle ilgili kafanızda bazı... ...yapması gerekenler listesi var. Ama bu yapması gerekenler listesi... ...mesela toplumun iyi bir partnerden bekledikleri gibi bir liste.
Eğer siz bunları partilerinizden sürekli talep ediyorsanız... ...ve bütün bunları aslında siz mutlu olacaksınız diye değil de... ...toplum mutlu olacak diye talep ediyorsanız... ...o zaman aslında karşınızdaki insanı kontrol etmeye çalışıyorsunuz. Ve karşınızdaki insanı kontrol edebilmeniz teori de mümkün değil zaten, pratik de değil. Ve öyle olunca aslında gereksiz yere kendi kendinizi... ...hem de ilişkinizi, hem de partilerinizi zorlar hale geliyorsunuz.
Onun yerine partnerinizi bugünkü haliyle kabul edip... ...onu bu haliyle sevip sevmediğinize karar verseniz... ...harekete mi geçmelisiniz? Yoksa bu insandan vaz mı geçmelisiniz? Buna karar verebilirsiniz. Bir de durumlarla ilgili mesela. Bir durumun değiştirebileceğimiz kısımları var. Değiştiremeyeceğimiz kısımları var. Bir durumu olduğu haliyle ele aldığımız zaman...
O durum içerisinde kontrol edemeyeceklerimizi bir kenara bırakıp... ...arkasından gelişen durumlarla nasıl baş edebileceğimizi daha kolay kestirebiliyoruz. Mesela, neyi kabul etmekte zorlanıyorsunuz diye sorduğum zaman... ...en çok gelen cevaplardan bir tanesi ölümdü. Çok haklısınız, ölümü kabul etmekte çok zorlandığımız bir şey. Sevdiğimiz bir insanın ölümü, hele de ani ölümü... ...gerçekten bizi inanılmaz zor bir durumda hissettirebiliyor. Çünkü hazır olmadığımız bir anda... ...çok sevdiğimiz bir insanın kaybını yaşamaya başlıyoruz. Ama maalesef bu durumla ilgili elimizden hiçbir şey gelmiyor. Yani bu kontrol edebileceğimiz bir durum değil. Diğer taraftan bu kaybın bizde yarattığı duygularla da... Aslında bu duyguları da kontrol edebilmemiz mümkün değil. Çünkü kayıp otomatik olarak... ...üzüntü, hüzün, yas, isyan, bazen öfke... ...bu tip duyguların hepsini açığa çıkartır. Peki o zaman ne yapacağız? Nasıl kabul edeceğiz ölümü? Ölümün bizden alıp götürdüğü kişinin anısını yaşatarak... Yas tutmaya izin vererek ve ölümün bizde yarattığı bütün duygulara saygı duyarak aslında. Mesela bir insan öldükten sonra ona karşı öfke duyuyorsak buna savaşmamız gerekmiyor. Belki önce o öfkeyi atmamız gerekiyor içimizden. Ya da her türlü pazarlık hali. Mesela keşke o ben olsaydım. Ama değiliz. O yüzden bu pazarlık halini de sinire sinire atlatmamız lazım.
Yani bütün duyguları sinire sinire yaşamamız gerekiyor. Acele etmeden. Bunun çünkü bir zamanı yok. Kimsenin yaz süreci diğeriyle aynı değil. O yüzden ölümü kabul etmek kimimiz için bir ay sürerken, kimimiz için iki gün sürerken, kimimiz için yıllar sürüyor. Ve bunun hiçbir sakıncası yok aslında. Sizi insan yapan özelliklerden sadece biri.
Siz bir insanın ölümünü kabul ederken çok zorlanıyor olabilirsiniz ama belki başka şeyleri çok daha rahat kabul edebiliyorsunuz. Hangi konularda daha hassas olduğunuzu belirlemenize yardımcı oluyor hayat bir yandan aslında. Yani belki de siz kaybettiğiniz bu insanın sizdeki parçasını kaybetmekle ilgili de korkuyorsunuz. Çok sevdiğim bir arkadaşımı çok genç bir yaşta kaybettim ben. Ve onun ölümüne kabullenmek benim için çok zor oldu.
O dönemde bana en iyi gelen şeylerden bir tanesi duygularımla savaşmamaktı. Duygularımı olduğu hallerine bırakmak ve o duyguların İçerisinde bazen gülmek, bazen ağlamak, bazen onunla bir hatırayı getirip zihnime ona gülmek, bazen onun erken kaybına üzülmek, bazen yasını tutmak, bazen onun sevdiği insanlarla konuşup... Onun anısını yaşatmak. Ve bu sayede aslında zamanla, yavaş yavaş, çok zaman sonra tabii ki kabullenmeye başlıyor insan. Bazen belki de hala kabullenemiyorsun. Bir yerlerde olduğunu düşünüyorsun. Bir yerlerde yaşamaya devam ettiğini. Ya da zihninde ölümden sonraki yaşamla ilgili kendince çıkarımlarım var. Ve o çıkarımlara inanmayı tercih ediyorsun. Her türlü kabul etmek kolay olmuyor. Kabul etmek zaman alıyor.
Ama işte kendine dair bir şeyler öğreniyorsun. Bu kayıpta direndiğin şey ne? Mesela ben kendi adıma bu kayıpla birlikte... ...çocukluğumu ve ilk gençlik yıllarımı geride bıraktığımı kabullenmekte... ...göçük çektiğimi fark etmiştim. Aslında arkadaşımın kaybı kadar... ...o yıllarımın artık geride kalmış olması... ...o yıllarımı benim gözümde yaşatan yegane insanın artık olmaması... ...benim için önemli bir şeydi.
İşte böyle böyle bir yandan kayıpların, ayrılığın bizdeki kabullenme sürecinde nerelere vardığını görüyoruz. Ve zor tabii ki mesela romantik ayrılıklar da yani ayrılıktan sonra o yaşadığımız ...böyle fiziksel acı gibi. Yüreğimiz parçalanıyor, kalbimize bıçak saplanır gibi oluyor. Bütün o artık beni sevmiyor olamaz. Yani biz... ...biz çok güzel günler yaşadık. Artık bana bunu yapıyor olamaz. Ben onun gözünde eskisi kadar değerli değilim... ...gibi bir gerçeği kabul edemem düşüncesi. Bu düşünce çok gerçek... ...ve çok canımız acıtıyor. Ama zaman içerisinde...
O acının içerisinde kalarak da biraz, o acıyla savaşmadan, o acının bizde yarattığı her türlü yan duyguyu da sararak, kucaklayarak şunu görüyoruz. Eğer ben bu ilişkiyi bu kadar derinden yaşamasaydım, aslında bu ilişkinin mutluluğunu da yaşayamayacaktım. Bu ilişkiyi, bu kadar şu anda bu ilişkinin ayrılığını kabul etmekte zorlanıyorsam, demek ki bu ilişkiyi ben güzel yaşadım. Yani zorlu yaşamış olabilirim ama bir yandan da bana çok şey getirdi bu ilişki. Çok derine işledi bu ilişki. O yüzden bugün ayrılığı kabullenmekte zorlanıyorum. Ama eninde sonunda kabulleneceğim. Yani canımızı acıtan duygularla savaşmak aslında bizim için özellikle güzel değil. Özellikle işimize yarar değil. O can acıtan duyguların nerelerden kaynaklandığını bulmak önemli.
Bütün bu arkada yatan duyguları fark etmeye başladığınızda dediğim gibi kalmalı mıyım, gitmeli miyim? Bu insan için savaşmalı mıyım yoksa bu insandan vaz mı geçmeliyim? Veya mesela bu işte kalmalı mıyım yoksa bu işten artık bu işi bırakıp kendi yoluma mı gitmeliyim? Mesela kendi fiziksel sağlığımla ilgili durumumu doğru değerlendirebilirsem... ...ve o durumumun bende yarattığı duygu ve düşüncelerle savaşmadan onu değerlendirebilirsem... ...belki mesela fiziksel sağlığımla ilgili yapmam gereken şeyleri daha iyi anlayabilirim. Ya da mesela bir arkadaşlığımla ilgili gelişen durumları kabul edemiyorsam... Belki de o arkadaşlığın sürecini anlamaya çalışmalı. Ve süreçte geldiğimiz noktada... ...belki de artık farklı insanlar olduğumuzu... ...ve bu değişimi kabul etmemiz gerektiğini fark etmeliyim. Kabullenme dediğimiz zaman... ...savaşmadan, orada kalarak ve gerçek neyse... Gerçeği bütün haliyle, bütün çıplaklığıyla görerek kalmaktan bahsediyorum. Şu ana kadar hep olumsuz şeylere kabullenmekten bahsettim. Bir de olumlular var öyle değil mi? Mesela sevildiğimizi kabul etmek. Birinin bize artık değer verdiğini kabul etmek.
Birinin bizden mesela hiç sıkılmadan, bizim konuştuklarımızı hiç bunalmadan dinlediğini... ...ve gerçekten her anını bizimle geçirmek istediğini kabul etmek. Gerçekten başarılı olduğumuzu kabul etmek mesela. Sahip olduğumuz noktaya, bugüne kadar geldiğimiz noktaya... ...kendi başarılarımız sayesinde geldiğimizi kabul etmek.
Şans eseri değil de kendimiz savaşa savaşa geldiğimizi kabul etmek. Bunlar da zor şeyler. Tıpkı ölümü, ayrılığı, vazgeçmeyi kabul etmek kadar zor bunlar da. Peki neden? Çünkü geçmişten getirdiğimiz aslında iyi şeylere değer olmadığımız düşüncesi bugün aldığımız iyi şeyleri sahiplenmemizi zor hale getiriyor.
Mesela bir övgüyü kabul edemiyoruz. Veya bir terfiyi kabul edemiyoruz. Veya kendi gerçekten uzun uğraşlar sonucu elde ettiğimiz bir başarıyı kabul edemiyoruz. Nasıl olacak peki? Sahip çıkarak. Yani şuna sahip çıkarak, o zamana kadar uğraştığımız çabaya sahip çıkarak... ...o övgüyü hak ediyorsak mesela, o övgü bize gelmişse zaten... ...demek ki biz o övgüyü hak etmek için çok uğraştık.
Mesela bir insan bizi seviyorsa, bize değer veriyorsa, bu şu anlama geliyor. Biz aslında sevilmeye, değer verilmeye değeriz. Bu noktadayız artık. Daha önce hayatımızdaki insanlar bizi bundan mahrum bırakmış olabilir.
Ama biz buna değeriz ve sonunda bir insan bizim buna değer olduğumuzu gördü. Biz zaten hep buradaydık bu arada. Sadece gelip geçen insanlar onu görmeyi reddediyorlardı. Artık buna sahip çıkabiliriz. Aslında belki başından beri kendimizi sevsek ve kendimizi değerli hissetsek ve başarılarımızı görebilsek iyiydi. Belki bugüne kadar göremedik.
Ama şimdi eğer birilerinden sevgi, övgü, değer, ilgi alıyorsanız sonunda birileri bunu gördüyse sizin bunu görmenize yol açmış olabilir. Burada kastettiğim hep daşonaya bağlı olmalısınız değil tabii ki. Ama eğer bunları kabul etmekle zorlanıyorsanız görmeniz gereken şey sizin kendinizi bunlara değer görmediğiniz Ve artık bunu değiştirmeniz gerektiği olmalı. Eğer kendinizi buna değer görmediğinizi kabul edebilirseniz... ...ondan sonra değişimi başlatabilirsiniz. Çünkü tam o noktada... ...ben ne yaparak bunu kabul edebilirim? Ben ne yaparak aldığım övgüleri... ...veya bu güzel arkadaşlığı... ...ya da bu güzel romantik ilişkiyi kabul edebilirim diye sormaya başlayabilirsiniz.
İşte bütün bu noktalarda kabul etmeyi öğrenmek, hayatımızda olan iyi kötü her şeyin bizimle ilişkili olduğunu, bizde yarattığı duyguları ve düşündeleri bütün genişliğiyle, bütün varlığıyla sarıp sarmalamak bize çok iyi gelecek. Bu yollarda psikolojik desteğe ihtiyaç duyabiliyoruz. Çünkü her zaman gerçeği bütün çıplaklığıyla görmek kolay olmayabiliyor. Birçok gerçeği bir miktar çarpıtarak zihnimize almamıza sebep olan bilissel çarpıtmalarımız var. Mesela ya hep ya hiç düşüncesi gibi, ya da genelleme yapmak gibi, bütün eleştirileri kişisel algılamak gibi.
çarpıtmalardan sıyrılmak mümkün veya geçmişte neden değersiz hissettiğimizi anlamamız mümkün. Ama bunu psikolojik destekle yapmak çok daha kolay. Tam da bu noktada bu podcastin sponsorluğunu yapan HiVal'den bahsetmek istiyorum size. HiVal bir online terapi uygulaması. HiVal'e üye olarak orada kendinize uygun bir terapiste eşleşebilir... ...ve onların son derece güvenli, kendinizi rahat hissedebileceğiniz platformunda... ...terapistinizle online görüşmelere başlayabilirsiniz.
Bu podcastla beraber sizin için bir indirim kodunu tanımlıyoruz. O indirim kodunu bu podcastın description kısmında bulabilirsiniz. Umarım siz de dener ve gerçekten bu bence Türkiye'de çok faydalı olan bu uygulamayı kullanıp kendinize psikolojik destek almak adına bir şans verirsiniz. Çünkü bu arada yardımı kabul etmek de zor.
Hatta yardım isteyemediğimizi kabul etmek de zor. Bunları fark ettiğimiz zaman... ...ben neden birilerinin bana el uzatmasını kabul edemiyorum? Ben neden bazen benim de yardıma muhtaç olduğumu kabul edemiyorum? Bu soruları soruyorsanız kendinize... ...belki de aslında psikolojik destek almak... ...size neden yardımı kabul edemediğinizi gösterecek. Ben size burada bir hint vereyim mi?
Eğer çocukken çok fazla her işinizi kendiniz halletmek zorunda bırakıldıysanız, yani haddinizden erken olgunlaştıysanız, yani siz de şu çok övülen olgun çocuklardansınız, bugün siz de kimseden yardım istemeyi bilmiyor olabilirsiniz. Demişken bu arada son bir şey daha değinmek istiyorum. Başka insanların düşüncelerini ve duygularını değiştiremeyeceğimizi kabul etmekle başlayacak bence değişim. Yani biz mesela birinden yardım etmesini istediğimizde onun bizimle ilgili düşüncelerini kontrol edemeyiz.
Ama biz yardım isteyip istemediğimizi kontrol edebiliriz. Biz mesela karşımızdaki insana sınır koyduğumuzda, bizim canımızı acıtan birine artık böyle davranmaması gerektiğini söylediğimizde onun üzerine tepki vereceğini kontrol edemeyiz. Ama o sınırı koyup koymamayı kontrol edebiliriz. Biz mesela birinin bizi terk edip terk etmeyeceğini kontrol edemeyebiliriz.
Ama o ilişkide iyi davranışlar sergilemeyi ve o insan bizi terk ederse bile ben iyi bir partnerdim demeyi kontrol edebiliriz. Umarım bu podcast size iyi gelmiştir. Umarım bu podcast size kabul etmekte zorlandığınız şeyleri kabul etmekte yardımcı olur. Ben kendi adıma bu podcastı kaydederken ki neleri kabul etmekte zorlandığımı düşündüm.
Ve bu konuda daha farklı nasıl hareket edebileceğimi kendi kendime değerlendirdim. Umarım sizde de aynı etkiyi yaratmıştır. Her zamanki gibi bana sosyal medyadan ulaşabilirsiniz. Yorumlarınızı bana bırakabilirsiniz. Gerçekten sizin bu podcastleri dinlediğinizi duymak, sizden yorumlar almak beni çok mutlu ediyor. Çünkü hep söylediğim gibi podcast kaydetmek çok yalnız bir iş. Ben şimdi bunu kaydederken odamda tek başımayım.
Bu birilerine gidiyor mu? Birilerine dokunuyor mu? Birileri bunu dinliyor mu? İnsan hiç bilemiyor. Yani aslında ben bu podcastı kontrol edebiliyorum belki ama sizin bunu dinleyip dinlemeyeceğinizi kontrol edemiyorum. Neyse eğer siz bu podcastı bu noktaya kadar dinlediyseniz ve bana bir mesaj atmak isterseniz beni sosyal medyadan bulabilirsiniz. Hepinize sevgilerimi gönderiyorum. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.