
5.013 kelime · ~25 dk okuma
Hiç bir konuyu çok merak edip onun hakkında araştırma yapmak konusuna yanıp tutuştuğunuz oldu mu? En son ne zaman bir konuyu düşündüğünüzde gözlerinizin içi parladı ve böyle o konu hakkında durmaksızın konuşmak istediniz veya o konuyu birilerine aktarmak istediniz? Merak duygusu pek çoğumuzda eksik olan bir duygu. Halbuki merak bizi yaşatan ve daha ileri götüren bir duygu.
Bugün sizlerle merak konusunu konuşmak istiyorum ve merak etmeyi ben nereden bileyim sorusuna cevap aramak istiyorum. Ama bunu tek başıma yapmayacağım. Yanımda sevgili Çağrı Küperi var. Çağrı'yı Merak Listesi isimli podcast'ten de biliyor olabilirsiniz. Kendisi bugün bana konuk oldu ve kendisiyle birlikte bu soruya cevap arayacağız. Ben psikolog doktor Gizem Sürenkök, ben nereden bileyim'in bu yeni bölümünde merak etmeyi ben nereden bileyim diyoruz.
Şarkı... Hoş geldin Çağrı'cım. Hoş bulduk. Ya çok teşekkür ederim davet için. Hani kendimi şanslı hissediyorum. Herhalde konusuyla böyle olunca bir de yakın ilişkiler tarafından seninle beraber sohbet etmek ismi beni çok heyecanlandırıyor. Çünkü senin ilk böyle podcastınızda benden konuk olmuştun. İlişkiler üzerineydi. Ondan sonra canlı podcastler de yaptık. O yüzden şu an böyle daha rahat bir şekilde buradayım. Ama artık seninle kaçıncı radyomuz bilmiyoruz.
Evet, bir de tabii soru merak düzenli olmuş da ben de cevabını biliyormuyum merak ettim konuların bir tanesi. Emin değilim. Çağrı'ya ben konuk olduğumda Çağrı, ilişkilerle ilgili en çok neyi merak ediyorsun diye bir soru sordu bana ve ben kala kaldım. Neyi merak, her şeyi. Bir dakika ama en çok neyi merak ediyorum diye. Çağrı hadi o zaman bize anlat bakalım. Merak etmek, senin için ne demek?
Ya merak etmek herhangi bir konuda aslında derinlemesi, öğrenme isteği bende bir şey gibi geliyor. Yani bir konuyla ilgili herhangi bir şeyle ilgili kısıtlayamıyorum kendimi ama bazı dönemlerde bir şeyler daha öne çıkıyor içimde ve o merak ettiğim konuyla ilgili daha fazla araştırma, daha fazla bir konuda uzman olan kişilerle sohbet etme ya da hiç alakası olmayan kişilere gidip o konularda ne düşünüyorlarmış diye sorma isteği canlanıyor bende. Ve bu çok çocuksu geliyor bana içimde canlandığı zaman çünkü o Sorun cevabını bulmadığımda, içimdeki ses sürekli onunla ilgili yeni sorular bulmaya çalışıyor, böyle üretiyor ve koşmak istiyorum onun peşinden. Ve o böyle açlık gibi, doyurmak istediğim bir şey dönüşüyor. İlk böyle aklıma gelen bu. Şimdi sana psikolog tarafından bir şey sormak istiyorum. Ne diyor? Yani çocukken de meraklı bir çocuk muydun? Evet, falsıyla meraklıydım.
Peki çocukluğunu düşündüğünde merak duygunun sende yarattığı ilk imge ne? Meraklı çareyi düşün yani. Nasıl bir şey canlanıyor gözünde? Çok ufak soru soruyordum ama sonraki sorulardan sonra canlanan asıl imge ansiklopediler canlanıyor gözümde. Bizim zamanımızda ansiklopediler var arkadaşlar.
Ya evet çünkü şeydi, çok fazla soru sorunca aileler çok fazla soru soran çocuk istemez yani, susturmak isterler. Bende onu çağrı olarak eldivene var, antropediler var, aa tamam ben bunları bununla ilgili okuyayım, olmuştum. Tabii sonunda bunları okuyup anlatınca da bu sefer çok ukala çocuk şeyi ödüngesi canlanıyor. En çok ne okumayı senin hatırlıyorsun, var mı öyle bir şey?
Ya hatırladığım aslında bir şey yok ama bilimle ilişkileri daha çok okumayı sevmiştim. Ansöbet'te özellikle konular olduğu zaman biri o, iki de tarihle ilgili konulardı galiba. Hani mitolojiyle ilgili konular öz ikisini birleştirdiğim zaman diyebilirim. O konulara bakmak böyle daha keyifli geliyordu. Peki bugünkü çağrının en çok merak ettiği alanlar benzer mi?
Benzer değil aslında. Ya tabii ki yine benzerlik var, mitoloji hala benim için ön taraftan. Ama son özellikle de beş yılımda daha çok şey yaptığım şey, insan nasıl öğrenir sorusunun biraz daha peşindeyim. Bu sorunun cevabını bulamayacağını bildiğim için de bu hep böyle gündemimde sıcak kalıyor. Yeni bir konuyu insan nasıl öğrenebilir? Bu konuda aslında neler, hangi sorular daha çok cezbeler? Ya da insan neden bunları merak etmiyor? Soruları daha çok ön planımda şu anda. Peki mesela,
Elinde sihirli bir değnek olsaydı insanların en çok neyi merak etmişsin isterdin? Ah bu soruya çeşitli cevaplarım var. İlk tabii öyle kendim şey hissettim. Böyle Miss Turkey'de, Mr. Turkey'de sordurdunuz. Bu arada dinleyenlere şunu söyleyelim. Çağrı'ya daha önce, ben soracağımı sonraya söylemiyorum. Gerçekten çok spontan çekiyoruz podcast'ı. Ve o yüzden Çağrı da bilmiyor ne soracağımı. Ben de bilmiyorum bu arada. Devam ediyoruz bakalım neler çıkacak. Teşekkür ederim bana vakit kazandığını düşünmek için.
İlk başta galiba insanların neyi merak etmeyi isterdim? Kendilerini merak etmeyi isterdim. Çünkü baktığım zaman özellikle şu anki kişisel dünyada kendimizle ilgili bağlantıları, kendimizi sevmediğimiz sürece, kendimizle aslında o bağlantıyı güçlendirmediğimiz sürece sanki başka şeylere de o kadar nasıl diyeyim keyifle ve merakla bakmıyoruz gibi. Ya da baksak bile hep taraftan aslında onlar tam oturmuyor, bir yerlerde eksik kalıyor. O yüzden kendi içine döndürmek insanlar çok iyi elindirgi veriyor. Çünkü bir taraftan tabi çok uluyor ama barışta sağlayacak şeylerin bir tanesi gibi geliyor. O yüzden tam bir Miss Turkey konuşması oldu. Ama onun dışında galiba baktığımda da şey olabilir ya. Yani neden aslında merak konusunda konuşuyoruz madem? Neden merak dediğimiz zaman herkes aslında bunun
çok fazla yapılmaması gerektiğini düşünüyorlar zihinlerin. Belki bunu değiştirmek isterdim. Merak edilmemesi gerektiğini düşünüyorlar anlamında söylüyorsun. Doğru. Merak kediyi öldürür falan gibi şeyler var mı? Evet. Bunun gibi tabi daha argoda, Türkçe'de daha şeyleri de var. Bu arada ben girmiyorum, girmiyorum. Yani onun gibi sorular neden? Çünkü merak aslında bence öğrenmemizi sağlayan, hayatta kalmamızı sağlayan ve sürekli gelişen dünyada o belirsizlik de dolu bir dünyamızda. Bizim yeni beceriler kazanmamızın en kolay ve en basit yolunu açan beceri. Ama hepimiz o kadar korkuyoruz ki
Yeni bir işe girdiğimizde merak ettiğimiz soruları sormuyoruz. Yeni bir ilişkiye başladığımızda dinimize gelen meraklı soruların hiçbirisini sormak istemiyoruz. Çünkü ya sorarsam ne korkutursam oluyor. İş yerinde de öyle. Yeni arkadaşlar tanıştığımıza da benzeri. Eğitim veriyorum. Eğitime gelen insanlar bir dolu soruları var ama sormuyorlar. Sonra birkaç gün sonra gelip, aa ben sana bu soruyu soracaktım ama sormadım. Neden sormadın? Çünkü meraklı görünmek istemiyor.
Bu bir sebep, ben şunu da görüyorum bu arada konuştuğum insanlarda, merak ettikleri soruları öğrenecekleri cevapları öğrenmemekten korktukları için de sormayabiliyorlar. Yani mesela diyelim ki bir ilişkiye başlıyorlar ve o insanı tanımaktan korkuyorlar çünkü öğrendikleri cevaplar onları o ilişkiye daha çok bağlayabilir ya da o ilişkiden kaçırabilir. Yani sadece kendi görüntü, nasıl karşı taraf beni algılayacaktan öte Ya bu cevaplarla baş edemezsem sorusu da olabiliyor. Evet. Benim son, en azından flörsüm bu yüzden bittiği için biliyorum. Senin gündeminde neler var merakında? Bak yine sordun. Ben senin o az önce Mr. Turkey Mr. Turkey cevabında olduğu gibi aslında kendimizi, kendimizle ilişkimizi merak etmek doğal olarak ve psikolog olarak benim için çok önemli. Çünkü kendi davranışlarımızın altında yatan şeyleri yakalayabildiğimizde onları
Değiştirmek ya da kabullenmek önemli oluyor. Bu arada istersen şey de söyleyeyim. Gelecek hafta kabul etmeyi ben nereden bileyim hakkında konuşacağız. O yüzden kendimizi kabul etmek de önemli bir tema burada. Yani kendimizdeki doğruları yanlışları nasıl kabul edebiliriz? Kendimizle nasıl daha iyi bir ilişki kurabiliriz? Burada önemli bir şey haline geliyor. Ama bir yandan da bence şu soru geliyor insanın hakkına.
Kendimi tanımaya çalışıyorken kendimle çok mu meşgul oluyorum? Ve acaba öyle olunca dış dünyada olup biteni kaçırıyor muyum? Çünkü bazen bu da insanları endişelendirebiliyor yani. Çok mu karnıma dönüyor? Mesela sen meraklıyken çok mu kendi içinde yaşıyorsun bu merakını? Çünkü bence yaşamıyorsun. Bir sürü konu kalıyorsun, konuşuyorsun başka insanlarla.
Hem kendi içimde yaşıyorum hem yaşamıyorum. Bazı şeyleri o cevapların çok fazla şeyleri beğenmiyorum. Kendime o konuyla ilgili özellikle bir şey çok kendimi bilmeliyim hissettiğim bir konuysa genelde sormaya ya da kenarda araştırmaya doğru çekilip katılıyorum yani şey yapmıyorum açıklıyorum. Ama sormaktan kaçmıyorum. Özellikle de podcast yapmaya başladığımdan beri artık daha rahat bir şekilde merak ettim konuları soruyorum. Ama bazen tabi zor oluyor. Yani çünkü çoğu insan kendisine sormadığı sorular sorulunca
kendisi de cevap bulamadığı zaman kalabiliyor. Geçen bir arkadaşım öyle oldu. Yani oturup geyik yapıyorduk ve ben geyik sırasında bir anda çok basit bir şey dedim ya en büyük korku ne diye sordum o anda. Sohbet ona doğru gidiyordu. Ve karşımda kaldı ve bir saat boyunca nasıl cevap vereceğini düşünüp bir saat sürdü gerçekten. En sonunda bir saat sonra bana sinirlendi. Çünkü
Neden bu soruyu sordun?" diye. Ama o anda aslında bir konu oraya gidiyordu ve merak ettiğim bir soruydu. Ve bunu kendim geri çekmedim. Pişman değilim, özel konusu şeydi ama yani sormaktan çekinmiyorum artık daha fazla. Tabii şurada var, hat bilmek de gerekiyor, yani sınır bilmek de gerekiyor. Çünkü merakla ilgili bence en büyük sorunlardan bir tanesi ya da korkmamız şeyim, sınırımızı bilmiyoruz. Sınır bilmeyince de her şeyi merak ettiğin zaman da o sınırı çok kolay aşabiliyorsun. Çünkü çok özel sorular sorabiliyorsun insanlara. O sorular da rahatsız ediliyor.
Doğru, yani şimdi merak etmek aslında kendimize yöneltir. Mesela şey soru çok güzel bence. Benim en büyük korkum ne? Ya da benim en büyük amacım ne? Kendime dair merak ettiğim şeyleri keşfetmek, yavaş yavaş açmak benim kendimle daha sağlam bir ilişki kurmamı sağlıyor. Bir yandan da merak ettiğimiz zaman mesela yakını kuruyoruz. Ben seninle ilgili soruları sordukça sana, seni daha yakından tanıyorum.
Seni daha çok sevme ihtimalim artıyor. Ama başlangıçtaki şeyim kötüyse mesela, negatif bir şeyim varsa, seninle yakınlık kazandıkça sana muhtemelen daha az hoşlanıyor oluyorum. O merak orada da öyle bir şey tarafı da var. Ama diğer taraftan sınır burada, sorduğum soruların nerelere gittiğini düşünerek de sormam gerekiyor. Peki bunu nasıl koruyabiliriz sence?
Ben şuna inanıyorum, tabi örnek verirken hep yanlış söylemişsin ama Aristoteles deyip bu sefer doğru kişinin olduğunu söylüyorum. Umarım Sokrates değildir. Sınırın ancak denendikten sonra bir sınırın sınır olduğunu anlamanın yolu onu aşmaktan geçer diyordu. Gerçekten de böyle oluyor aslında. Çünkü benim için sınır olmayan şey bir başkası için sınır olabiliyor. Bazı insanların sınırı çok daha geniş, çok daha dar. Ben genelde bunu sorarak gidiyorum, o tarafta anlamaya çalışıyorum. Ve bir soru ya da merak etme konuğumun sınırını aştığını görüyorsam, onun yüzünden okuyabiliyorsam o tarafa girmiyorum ve genelde özrümü diliyorum. Ama sormadan da bilemiyorum. O yüzden de bazen haddim olmadan bazı şeylere burnumu soktuğumda olabilir. Çünkü o yüzden öyle görünüyorum. Bir taraftan da dışarıdan da merak sitesi olunca
merakta çok ilişkilendirildiğim için şeyi var. O yüzden de insan bunu biraz daha tolere gösteriyorlar diye düşünüyorum şu an çevremde. ama bu çok net geliyor bana yani o sınırı aştığını görüp de ondan sonrasında ona göre aksiyon almak belki de değişmeden daha fazlasına gitmeden orada durabilmek bana iyi gelen bir şey tabi bu da şunu da getiriyor bana şeyde merak etmenin bir sınırı yok çünkü yani hayal gücümüz o kadar geniş ki sorular da öyle ve ne kadar çok soru sorarsak o kadar fazla aslında öğrenme şeyimiz oluyor ama bazı sorular için de cevaplarını bulmayı beklememek gerekiyor bence benim bu taraftan heyecanlanan taraf o yani doğru soruyu sorabilmek O zaman bir konuyu farklı nasıl sorabilirsin? Bu mesela benim çok güzel bir merak konusu. O zaman mesela diyelim ki bir soruyu sordun ve karşıdaki insan bu sorudan rahatsız oldu. Aynı soruyu başka şekilde de sorabilirsin. Evet, tercih etmesem de bazen deniyorum karşımdaki şeye göre. Bu şey değil mi psikologlar? Psikologlar kesinlikle sokatik yönlendirmeyi çok iyi yapıyorlar.
ve hani onlardan gelen şeyler. Ya ama rahatsız ettiği zaman da eğer zaten yakınlığımız varsa onun üzerine konuşmak da bana iyi gelen bir şey. Çünkü birisinin bir şeyi rahatsız ediyorsa benden alakalı olmayabilir. Ama işte orada da hazır buluştuk önemli. Yani bana nasıl olduğu zaman, bazen rahatsız olduğu sorulara o zaman o anda konuşmaya hazır değilim. Ama biraz demlenme süresi verirsem hazır olabildiğim noktaya gelebiliyorum. O yüzden de merak bana bu şeyi gösteriyor. Biraz böyle şey yaptım.
Ben çok hoşuma gitti bu konu. Çünkü şeyi gösteriyorsun aslında. Çok doğru bir noktada şunu anlatıyorsun. Biz kendi sırlarımızı kendimiz korumalıyız. Yani bize sorulan sorulara cevap verip vermemek aslında bizim tercihimiz. Yani ben o konuyu konuşmaya hazır olabilirim, olmayabilirim. O konuyu konuşmaktan hoşlanabilirim, hoşlanmayabilirim. Ama bu benim insetifim ve benim sana söylemem lazım. Çağrı ben bu konuyla ilgili konuşmak istemiyorum. Ya da bu konu biraz beni geriyor. Daha sonra konuşsak. Ya da şu anda yorgun hissediyorum, stresliyim, bu konuyu hiç açmayalım. Bunların hepsi aslında hayır demenin farklı yolları. Ama bir yandan da kırıcı bir şey değil. Çünkü benim de sınırlarım var ve bunları sevdiğim bir insana aktarabilmek de benim en doğal hakkım. Ve iyi bir ilişkiniz varsa sende atamam hiç sorun değil tabii ki diyebilirsin ve hayatımızda normal devam edebiliriz aslında.
Kesinlikle, yani bana öyle geliyor zaten çünkü benim işte şeyim de hayırda evet kadar değerli geliyor bana. Çünkü hatta Marshall Rosenberg sözünde şey diyordu, hayırın içerisinde fark etmeniz milyonlarca farklı seçenek ve olasılık vardır. Buna nasıl gördüğün aslında seni belirliyor. Ama biz galiba hayır cevabını çok sevmediğimiz için hayır olunca o seçenekleri göremiyoruz, körleşiyoruz oradan. Aslında meraklı bir insan için her hayır yeni bir tane evete doğruyu açılan bir kapı açıyor.
Çabuk felsefeyi bir şey söyle. Şey geldi aklıma. Hayırdan hoşlanmıyoruz çünkü hayırı çok kişisel alıyoruz. Sanki... Mesela sen bana bir şey sordun ve ben çağırdım konuşmayalım dedim. Senin o anda aklından geçen şey gizem bu konuyu konuşmak istemiyor değil de gizem benimle bu konuyu konuşmak istiyor. Beni reddetti. Seni reddetti. Beni arkadaşlığından çıkarttı. Aynen yani hayır. Ama her iki bu tamamen bana da ayrı bir konu olabilir ve bence aslında şöyle bir merak...
Uyandıran bir tarafı da var. Yani ben bu konuyu neden konuşmak istemiyorum? Yani acaba bu konu benim için keyifli bir konu mu değil? Ya da bir yarama mı dokunuyor? Ya da az önce senin söylediğin şey çok güzeldi. Belki biraz demlenmeye ihtiyacım var. Üzerine düşünmeye ihtiyacım var. Ama... Şimdi burada ilişkilerden... Tabii ki ilişkilere çekeceğim bu konuyu. Aklıma şey geldi. Ben geçenlerde Twitter'da şunu sormuştum. Birinin sizi sevdiğini nasıl anlarsınız? Hatta bir de şey sormuştum. Birinin size artık aşk olmadığını nereden anlarsınız?
İkisinin ortak bir cevap vardı. Merak. Yani birimizi merak ettiğinde onun bizi sevdiğini anlarız. Birimizi merak etmediğinde onun artık gizliliğinin ve ilgisinin azaldığını anlarız. Yani merak aslında burada mesela çok kullanılan bir şey değil mi? Birini merak etmek. Yani hatta orada şeyde falan örtülüyor değil mi? Birisine karşı aslında merak onunla ilgili olan seviye gösterir ama...
sevgisizliğin karşıtı, nefret değildi, umursamazlıktır, kayısızlıktır diyordu. Merak etmemek. Gerçekten bu çok net yani. Ben de birisiyle çok hoşlandığım zaman Instagram'da girip postuma baktığımı, beğendiğimi, storyime, hikayelerime bakıyorum diye bakıyorum. Ve birisinin aynısını ben aslında bayağıdır hoşlanmadığımı düşündüğümde fark ettim ki, girip storylerime bakıp kim bakmış diye bakmıyorum artık, kontrol etmiyorum. Çünkü merak etmiyorum o sefer.
Ve evet, tamam deyip geçiyormuşum. Geçen bunun üzerine konuşurken, ya da belki senin tweetinden sonra mıydı? Bunu fark ettim. İlginç geldi, evet tamam. Okey, fan oldum ben gerçekten. Burada şeyi söyleyebilir miyim? O zaman Çağrı'nın kendisine hoşlanıp hoşlanmadığını merak eden insanlar bunu takip edebilirler. Bakıp bakıyorum, mesaj atıyorum hemen. Aha gördüm. Çağrı burada kendimizi merak etmekten bahsetmişken, bir küçük bir ara verelim ve şeyi sormak istiyorum ben dinleyicilere.
Relayt app'i duydunuz mu? Hiç kullandınız mı? Relayt bizim üzerine çalıştığımız ve çok sevdiğimiz bir uygulama. Relayt'te kendimizi tanıma yönünde ortaya çıkardığımız bir sürü yolculuk var. Bu yolculuklarda sizin özellikle üzerine uğraşmak istediğiniz bir konuyu seçip o konuda otuz adım boyunca kendinizle aslında uğraşıp çok daha kendinizi keşfederek daha iyi hissetme yolculuğuna çıkıyorsunuz.
Eğer aranızda hiç denememiş olanlar varsa belki bu podcast'ı dinledikten sonra Light'ı bir yükleyip bakabilirler nasıl hissettiklerini onunla ilgili. Onunla bir söylemeden geçmeyeyim istedim. Teşekkür ederim. Böyle şey var gerçekten. Bu sadece romantik ilişki için geçer değil bence. Mesela arkadaşlık ilişkilerinde de. Yani bir insan bizi merak ediyorsa daha çok arayıp soruyor. Ya da daha çok, a oradan ısın, işte ne yapıyorsun, nasıl gidiyor, daha çok ilgileniyor hayatımızı. Bizi merak ediyor. Yani mesela ebeveynlerimizin de bize karşı ilgisini
O meraktan da anlıyoruz. Merak bir yandan şefkat de içeriyor. Mesela, iyi misin? Hasta mısın? Bugün nasıl hissediyorsun? Şey, mesela çok bazı erorenin çocuk ilişkilerine görüyoruz, bazı arkadaşlık ilişkilerine görüyoruz. Mesela, bir şey anlatıyorsun, anlatıyorsun, anlatıyorsun. Devamı getirmiyor. Yani orada bir merak eden bir soru sormuyor. Konu değişiyor ya da kendisine dönüyor. Şey diyorsun yani, bende değil ilgisi. Ama çok tekrarlandığın zaman mesela o insana, koprumuza dahi sebep olabiliyor. Tabii ki. Zaten onun için her şeyi merak etmiyor ama
Meraklı olmanın mesela bu tür konuşmalara çok güzel bir artısı var. Gönülden dinlemek deniyor ya da işte üçüncü kalpten dinlemek falan gibi isimler koymuş koçlar. Çok ilginç geliyor bu tabirler ama. O derin dinleme dediğimiz şey için de meraklı olunca öyle dinliyorsun. Çünkü karşı tarafın anlattığı şeylerde ne var? Anlatırken nereden nesip veriyor? Nereden gözünü kaçırıyor? Acaba anlatırken gerçekten bana tam olarak mı anlatıyor yoksa sakladığı bir şey mi var? Dinlemek çok iyi geliyor çünkü dinliyorum, o da aptal ama o da sıkılmıyorum. O yüzden de soru soruyorsun.
Bu bana çok iyi hissettiren bir şey. Birisi bana yaptığı zaman da ben kendimi gerçekten değerli ve o anda karşıma kişiye çok güzel bir bağ kurmuş olarak hissediyorum. O yüzden çok iyi hissettiren bir şey. Burada bir bilgi vereceğim. Heyecanla bekliyorum bunu söylemeyi.
Şimdi hep böyle bir yüzün çekiciliğinin nereden geldiği sorulan bir sorudur. Neredenmiş? Bir faktörü merak göstermek, mesela ilgi göstermek. Yani şimdi çok böyle objektif kriterler var mesela gözün büyüklüğü, işte alnın çıkıklığı, yanakların çıkıklığı filan gibi şeyler. Bunlar böyle, atıyorum göz büyüklüğü ve alnın çıkıklığı bebeksi faktörlere hitap ediyor. İşte ne bileyim çenenin, erkeklerde çenenin uzun geniş olması veya kadınlarda elmacık kemikleri.
Bir üçüncü faktör var ve bence en etkileyici olan kısmı, karşımızdaki insan bizi dinlerken, bir, göz bebekleri büyüyor mu? İki, kaşlarını kaldırıyor mu? Şah çağırıp giderken yapıyor o adam. Kaşlarını kaldırıyor mu? Üç, gülümseme alanı ne kadar? Böyle kocaman gülümsüyor mu? Bunların üçü... ilgiyle dinlendiğimizi gösteriyor. Seni merak ediyorum, seni ilgileniyorum. Öyle olunca, karşımızdaki insanın ilgisinin bizde olduğunu fark edince bir, daha çok anlatasımız geliyor, böyle kendimizi değerli ve önemli hissediyoruz. İki, o insandan etkilenmeden fazla etkilenmeye başlıyoruz. O yüzden de aslında bir insanın ilgisini çekmek istiyorsan dikkatle dinlemek ve ilgini göstermek, yani merak etmek çok önemli bir şey.
Ya insanları meraklı olarak dikkat etmek yanında izlemek çok iyi hissettiren bir şey benim için bu tarafından ama herkes için bence böyle. Sadece olay bazı şeyden bazı insanların Çok ince şeyleri de merak ediyoruz. Yani işte sabaha uyandın. Büyük ihtimalle uyandı işe gidiyor, okula gidiyor, bir yere gidiyor. Ama o günaydın mesafeden sonra gidiyor. O bekleyiş var ya, o merak inanılmaz derecede o süreyi de uzatıyor sanki. Zamanı da kırıyor orada. O gelmesini, beklediğin şeyleri de. Zamanı kırıyor gibi, o kişiyle daha fazla ilgileniyoruz, daha fazlasını istiyoruz gibi gösteren bir şey var. Ve merak etmediğim insanlar sanki bu sürede inanılmaz derecede kısılıyor ya böyle.
Bu da bana çok şey getiriyor. Kimle bağlantı kurmak, kimle arkadaşlık ortamında bulunmak seninle çok net gösteriyor gibi geliyor bana. O yüzden çok güzel bir özerlendirme testi gibi. Bir insanı dinlerken zamanını uzadır mı hissediyorsun, kısalmıyor mu hissediyorsun gibi geliyor bana. Zamanın göreceli olduğunu çok o kadar güzel anlattın ki. İlişkilerde mi? Pardon. Sevdiğimiz insanlarla vakit geçirirken zaman bize gerçekten daha kısa geliyor. Böyle doymuyoruz hani. Günler çok hızlı geçiyor, saatler çok hızlı geçiyor. İşte uzak mesafe ilişkilerde bir araya geldiğiniz zaman böyle hemencik bitiyor. Ama sevmediğim insanla da vakit geçmek bilmiyor. Belki ben sana bir soru daha sorabilir miyim? Tabii ki. İlişkilerde merak, nasıl aslında meraklı olmayı nasıl bilebiliriz? Ya da nasıl aslında sağlıklı bir merakla sahip olabiliriz ilişkilerde?
Kontrolcü olmayan bir yerden söylüyorsun. Kontrolcü olmamayı sağlayarak nasıl yapabiliriz? Yoksa tiyatro toksik ilişkilerde de merak giden olmazlıkları da var ya. Her şeyini karıştırmaya, söylediği her cümleyi kontrol etmeye çalışmaya, kiminle görüştüğümden her şeye karar veren bir toksiklik var. Orası.
Evet evet zaten onu biliyorum senin de Tarık'ın orayı vurgulayalım istedim. Çünkü bence o merak hesap verme, hesap alma duygusunun ötesine geçtiğinde çok tatlı bir merak. Yani az önce söyledin ya günaydın, uyandın mı? Uyansın ki bir an önce benimle konuşmaya başlasın aslında. Yoksa uyuyup uyuyup uyumadığı ile ilgili bir meselemiz yok.
Ben o insanı daha yakından tanımak istiyorum çünkü o insana dair belki başka birinin bilmediği bir şey ben bilmek istiyorum, özel olmak istiyorum. Ya da Zeynep daha önce konuştuğumuz kırılganlık konusu. Yani ben onun böyle en hassas, onu o yapan özelliklerini bilmek istiyorum ki her şeyiyle sevmek istiyorum gibi bir yerden olduğuna merak bence çok tatlı ve ilişkiye çok iyi geliyor. O matese geçtiğinde hesap sormaya ya da o insanı kontrol etmeye gittiğinde merak artık sağlıklı değil, tam tersi ilişkiye zarar veren bir şey. Ama mesela ben o insanım...
O insanın farklı özelliklerini, farklı yönlerini tanımak istiyorum. Mesela dışarıda nasıl davranır? Sinema gittiğimizde ne yapar? Yemek yerken nasıl yemek yer? En çok hangi yemekleri sever? Elimi nasıl tutuyor? Ya da mesela öpüşürken nelerden hoşlanıyor? Gözümün içine bakarken farklı bakışlarını ne anlatmak istiyor?
Bunların hepsini bileyim ki, bir yandan da mental imge dediğimiz, o zihnimdeki yere onu böyle farklı şeylerle kazıyabileyim. Mesela nasıl kokuyor? Bayram sonra nasıl kokuyor? Parfümüyle nasıl kokuyor? Spor yaptıktan sonra nasıl kokuyor? İyi kokuyor, kötü kokuyor? Bunların hepsi bu arada.
Bu arada mesela çok alakasız bir yere geldik ama, iğrenme konusuyla ilgili yapılan çalışmalarda şeyi görüyoruz. Çok yakın hissettiğimiz insanlar karşılığında iğrenme duygumuz da azalıyor. Aslında mesela kötü koku dediğimiz şey, ben de sevdiğimiz biri için kötü koku bile olmuyor. Kesinlikle buna katılıyorum. Yani kokular çok ilginç zaten. Hafıza'ya da çok güzel bir şey geliyor ya böyle. Çok uzamadan duyun, görmedin, duymadın bir insanın bile hayatında olmayan bir insanın kokusu bir anda sana tüm inceleri canlandırıyor. Aynen öyle. O yüzden o özellikle ilişkinin ilk 1,5-2 yıllık sürecinde merak etmek bize o insana daha fazla mutlu geçirmeye itiliyor. Onu daha çok anlamak istiyoruz. Her farklı durumda, her farklı yerdeki bütün böyle el hareketleri, kol hareketleri, yüz ifadeleri, dediğim gibi kokusu, sesi, fısıldarken nasıl, bağırırken nasıl, öfkeliyken, mutluyken her şeyini anlıyoruz ve onu böyle
Resmen ilmek ilmek kafamızdaki mental imgeyi işliyoruz. Bayağıca o insan yanımızda yokken bile ben de gözümü kapatıp onu çağırabiliyordum yanıma. Çok güzel bir şeymiş. Peki Miran sorumuz, merak etmeyin ben nereden bileyim'e yanıt verdik mi sence?
Bence verdik. Yani şöyle merak etmeyi ben nereden bileyim. Öncelikle şöyle düşünüyorum ben. Merak konusun aslında ilgiyi çalıştırıyor ya. Yani merak eşittir ilgi. Şimdi biz romantik ilişkiler konusunda konuştuk. Hayata dair meraktan oraya da değinelim. Burası eksik kaldı. Hissediyorum şu anda. Orayı da konuşalım. Şimdi hayata karşı merak duymadığımızda
Sence nasıl bir yaşantımız oluyor? Çok sıkıcı oluyor. Burada mı sıkıcı derken sıkılmaktan bahsetmiyorum. Ben sıkılmayı çok seviyorum. Çünkü yalnız kalabilmeyi becerdik. İstanbul Canlı Podcast ile konuştuk. O andan beri sıkılmak bana çok iyi gelen bir şey. Çünkü yeni bir şey üretmenin, yeni bir fikir bulmanın çok güzel bir alımına doğru götürüyor. Burada bahsettiğim sıkıcı hali hiçbir şey yapmaktan, yemekten zevk almamak, yürümekten zevk almak, insanla buluşmaktan zevk almamak hali. Çünkü merak etmeyince
Zaten insan her şeyi bildiğini düşündüğü bir evreye giriyor. O zaman yeni bir şey mi ne şaşırtabiliyor? Ne mutlu yüzünü güldürebiliyor? Ne de işte herhangi birisiyle yeni bir şey konuşmak istiyor. Çünkü artık onların hepsi boş gelmeye başlıyor gibi geliyor bana. Bu da sanki hayata dair tüsmek ve bir taraftan da belki ileri doğru, depresona doğru giden yol açıyor gibi geliyor bana. Sana nasıl geliyor? Tamam, söyleyecektim. Daha depresif bir yere sürüklüyor bizi.
Ve aslında yaşam amacımızı kaybediyoruz gibi neredeyse. Umut etmek, hayal etmek. Yani üretmekten geçiyor ya, bence yani benim için yaşamın anlamı hep üretmekten geçiyor. Üretmek için ama merak etmem ve daha fazlasını merak etmem lazım. Öyle olunca da bir amaç doğrultusunda farklı sorular sormam, o soruların cevaplarını bulmam. Çünkü o amaca iyilik göstermem lazım. O da merakımın canlı olması anlamına geliyor.
O yüzden de hayal kurmak, kendimizi farklı yerlerde farklı şeyler yaparken düşünmek, oralara nasıl ve ne şekilde gidebiliriz onlara sorularını sormak sanki hayata dair merakı canı tutan bir şey gibi bence. Evet, zaten yaratıcılık dediğimiz şeyin içerisinde tamamen merak var. Yani farklı, hiçbirisiyle alakalı olmayan iki tane nesneyi yayın alıp bunların aslında nasıl birbirlikte bir bağlantısı olacağını sormak mesela. Geçen gün ben hem Instagram'a yaptım hem de işte bir yerde ders veriyordum orada da bunu yaptım. Bir dinozor fotoğrafıyla bir tane bardak fotoğrafını koydum ve dedim ki bunlar nasıl bir bağlantı var? Çünkü normalde hiçbir şey yok gibi gözüküyor.
Ama biraz aslında yaratıcı dediğim şeyde bir kilit var. O kilit açıldığı anda bağlantılar gelmeye başlıyor. Bu da merakla oluyor zaten. O merak ettiğim için bunları yapıyoruz. Yeni bir şey yaratabiliyoruz. Hayatı daha iyi umut ediyoruz ve diyoruz ki ya şu an değil ama 10 yıl sonra gerçekten dünyayı şöyle değiştirebiliriz. Ve benim gördüğüm fikirlerle bunlar deyince heyecanı da yaratıyor. Bu çok, dediğim gibi yaşamın belki anlamı bulmak için de o merak peşinde koşmak çok iyi hissettiren, güzel gelen bir duygu benim için.
Anlam bulmak konusu kesinlikle merakla çok ilişkili. Merak, amaç ve anlam yani birbirleriyle çok bağlantılı. O yüzden o merakı canlı tuttukça aslında hayatımızda daha anlamlı hale gelir. Tabii şey var, merakla şey konuşmadık ama neden mesela bir sözden merak etmeyi kötülüyoruz yani neden duruyoruz?
Çünkü okul sistemin içerisine girdiğimizde bizi disipline etme ihtiyacı hissediyor. Bütün devletler bunu yapmış yani. Aslında baktığımız zaman tarihsel boyutta yönetebilmek için insanların aslında tek düze düşmesine ihtiyaç var. Meraklı insanlar çok sevilmez.
Çünkü sevilmediği yerlerde hep bir aslında duruhanlık vardır aslında. Stabilite vardır. Yani değişmek istemezler. Statik hoca yapılardır. Çünkü birileri soru sorarsa ya değişmek istersen korksan paniğine kapılıp kendi var olan şeyi korumak istiyor. Şirketler de bunu yapıyor. İlişkilerle de çok fazla bu var. Çünkü yeni bir şey yazdığım zaman merak edip yeni bir şey sorduğum zaman ya ama elimdekini koruyamazsam refleksine dönüyorum. Zaten o zaman koruyamıyoruz.
Devletler bunu istediği için de eğitim sistemlerimiz merak üzerinden gitmiyor. Mesela bu konuda en sevimli öğretmen bir tanesi, Recilio Emilia yaklaşımı. Aslında bizim köy enstitülerinden fikir alıp uyguladıkları şey de çocukların merak peşinden koşacak bir alanlar yaratıyorlar. Hatta öğretmenlerin tüm görevi çocuklarla nasıl merak gezecekleri şeyi oluştururlar, bunu yapmak. Hatta şey çok güzel, bir tane örnek var işte, bir yabancı birisi gözlem için gidiyor Recilio Emilia okullarına bir tanesine.
ve okulda gittiği zaman Taci Gözlemli öğretmenlerle beraber camın üzerine bir tane kağıttan öğretmen kuş resmini yapıştırmış köşesine ve sadece o çocuklar bir bakıyorlar ki kuş aslında bir anda duvara geliyor ve duvarda kuşu izlemeye başlıyorlar bir bakıyorlar ondan sonra kuşun aşağıdan aşağıya inmiş kuş yerleştiriyor sonra birisi diyor ki kuşu nasıl yakalarız çocuklardan bir tanesi ekmek getiriyor mutfaktan ekmeği kırıntısı döküyor aşağıya üç kuş buraya gelecek yiyecek hadi gelin izleyelim sonra bir tanesi diyor ki salaksınız kuş oraya gelmez ki sizi görüyor sizi saklanmanız lazım Sırtlar kendine saklanacak yer yaratıyorlar. Sonra kuş yavaş yavaş oraya doğru geliyor. Sonra ki biz bunu yakalayalım bir tane yuva yapalım. Yerken yine yuva yapıyorlar. Kuş o yuvaya girecek diye bekliyorlar. Sonra kuş tabi ki gölgeyi her zaman üzerinden geçiyor ve girmiyor. Çocuk tarafından kendisi diyor ki bizi gördü korktu. Bir başkası diyor ki hayır öyle değil o aslında onun gölgesiydi bak kuş burada deyip konuşuyor. Çocuklar aslında hem gölgenin nasıl yaratabildiğini hem bu taraftan da güneş ışınının aslında gölgelerle beraber nasıl değiştiğini gösterip dünyanın yuvarlak olduğunu ve güneş ışınlarının gün içerisinde değiştiğini anlatıyor.
6 yaşlı çocuk bir anda bunun dersini öğrenebiliyor. Ve bu merakı sayesinde aslında bunu yapabiliyor. O kadar güzel anlattın ki Tarık, gerçekten. Türk kahvaltımı gerçekten çok etkili hiçbir şekilde anlattın ya. Yüzümde canlandırdım ben o kuşun hareketini o yüzden çok anlayamadım. Gerçekten çok güzel anlattın. 1980'lerde keşke video kaydı olsaymış. Hakikaten ya. Çağrı bu gerçekten çok güzel bir örnekmiş. Teşekkürler anlattığın için. Ya merak duygusunu aslında canlı tutmak için peki ne yapmamız lazım? Ya tam sistem bize merak duymamayı öğretiyor. Peki biz ne yapacağız canlı tutmak için? Soru sorma becerisi. Benim gördüğüm en güzel aslında olay
bir noktayla ilgili herkesin sorduğu soruların dışında hangi soruyu sorabiliriz? Bunun üzerine gitmek zaten meraklı yoksa çok çıkartıyor. Çünkü cevap önemli değil. Yani neden bu soru yerine şu soruyu sorayım? Bu soru nasıl insanlardan etki bırakıyor gibi yeni sorular sormaya başladığımızda ve cevabın tek değil de çok farklı olabileceğini, çok fazla olabileceğini fark ettiğimizde zaten o bence o şeyde verdiğim, yaratıcıda verdiğim örnek gibi kilit açılıyor ve sorulmaya başlıyoruz. Ve beslemek için de sürekli
Farkla alakası olmayan yani pratiklerden bir tanesi alakası olmayan nesneleri alıp bundan arasında bağlantı kurmak için sorular sormaya başlamak. Sonra gelen cevapların ne kadar absürt ya da saçma olduğundan çok ne kadar eğlenceli olduğunu görüp yine eğlendirmekten geçiyor ve merak böyle bence tekrardan canlanıyor. Ve tabii ki etrafımızda bizim gibi merak edecek insanları toplamaya başlamak. Çünkü hep var yani bizim hissettiğimiz duyguları da bizi daha hızlı etkileyen kişiler, çevremizdeki bizim oluşturduğumuz insanlar. Bazı insanlar merak duygusunu da istemiyor, yeni bir şey istemek için. Onların yanında merak etmekten de kaçıyoruz. Yani ben mesela bazı insan yanındayken çok soru sormuyorum. Geçen bir şey dedik ki bana, Çağrı sen konuşuyor musun? Hiç bizle konuşmuyordun. Yani evet. Güzel bir gözlem.
Orada fikirlerimi çok söylemeyi tercih etmiyorum. Orası çünkü öyle bir bana şeyi vermiyor, meraklı olmayı ya da soru sormayı vermiyor. O yüzden çevreyi de biraz buna göre değiştirmek, bizim gibi düşünen ya da farklı düşünceleri olan insanlarla kulüpler kurmak mesela güzel bir yöntem oluyor. Bu söylediklerim üzerine üç tane şey söylemek istiyorum ilişkilere dair. Birincisi çok sorulan bir soru, ilişkin ve tutkuyu nasıl canlı tutarım? Soru sorarak. Aslında gerçekten uzun süreli ilişkilerle dahi birbirimize sormadığımız çok fazla soru var. Aslında ilişkilerin başında da yakını kurmak için de hatta
şeyde koyalım, ilişkilerle yakını kurmayı sağlayan 36 soru vardır. Art Aaron'ın çok ünlü bir çalışması. O 36 soruyu henüz birbirinize hiç sormadıysanız sorabilirsiniz şimdi. Aslında uzun süreli ilişkilerde de bence insanların birbirlerine sorabilecekleri çok soru var. Hatta yani çok basit bir günün nasıl geçti, bugün neler yaptın sorusu bile çok şey değiştirebiliyor çünkü bunu çok ihmal edebiliyoruz. Yani aynı evin içinde ev arkadaşı gibi olup birbirini hiç sormadan sadece beraber yan yana oturup yemek yiyen ve
yatan insanlar dönüşebiliyor. Sadece bugün neler yaptın, günün nasıl geçti, kimlere kızdın, kimlerle mutlu oldun soruları bile ilişkideki tutkuyu, canlılığı artırabiliyor. Bu birinci söylemek istediğim şey. İkinci söylemek istediğim şey yine aslında sağlıklı ilişkiler bizi keşfetmeye yönlendiren insanlarla kurulan ilişkiler. O yüzden eğer bir insan sizdeki merak duygusunu teşvik ediyorsa, besliyorsa o ilişki aslında güzel bir noktaya kesinlikle değiniyor. Onu da söylemek istiyorum. Bir üçümüzü de bahsettiğim kulüplerle ilgili.
Mesela bir ilişkiniz yoksa ve yeni bir partnerle birlikte olmak için fırsat arıyorsanız, aslında bu tarz kulüpler flört etmek için çok iyi. Neden? Çünkü iyi alanlarımızın ortak olduğu insanlarla tanışmak, onlarla flört etmek aslında daha sağlıklı bir ilişkiye götüren bir yol bizi. O yüzden bu tarz kulüpleri araştırmak ve onlarla ayrılmaya çalışmak iyi bir fikir olabilir diye böyle küçük tiyolarda eklemeden geçmeyeyim dedim. Çok iyi yaptın. Çok da iyi geldi. Çok teşekkür ederim.
Ben de teşekkür ederim. Dinleyen herkese çok teşekkür ederiz. Çağrıyı da beni de sosyal medyadan takip etmiyorsanız edebilirsiniz. Her zaman bize sorularınızı gönderebilirsiniz. Herkese sevgilerimizi gönderiyoruz. Hoşçakalın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.