
2.379 kelime · ~12 dk okuma
Hiç gerçekten olduğunuz halinizle başka birinin karşısına çıkmaktan korktunuz mu? Hiç sizinle ilgili olumsuz şeyler düşünürler diye kendi duygularınızı ve düşüncelerinizi söylemekten çekindiniz mi? Hiç partnerinize sizi çok kırdığını dile getirmekten, sırf sizi terk etmesin veya büyük bir kavga çıkmasın diye söylemekten vazgeçtiğiniz oldu mu? Hiç ebeveynleriniz sizi kıran bir şeyi ısrarla yaptığında... ...onlara beni gerçekten incitiyor demekten imtina ettiğiniz... ...ve onun yerine güçlü durmaya çalıştığınız oldu mu? Arkadaşlarınız sizin kalbinizi kıracak veya sizi küçük düşürecek bir şey yaptığında... ...ve bunun farkına bile varmadıklarında... Bunu içinize attığınız ve belki de onlarla birlikte gülüyormuş gibi davrandığınız... ...yine de için için kendinizi çok kötü hissettiğiniz oldu mu? Bütün bunlar kırılganlarımızın, daha da önemlisi kırılganlarımızı saklamaya çalışmamızın işaretleri. Bugün sizinle kırılganlıklar hakkında konuşmak istiyorum.
Son zamanların popüler konusu kırılganlık. Gerçekte ne demek? İlişkiler özelinde kırılganlık ne demek? Kırılganlığa neden ihtiyacımız var? Kırılganlık aslında bizi nasıl daha güçlü yapıyor? Bunlar hakkında konuşalım istiyorum.
Ben psikolog doktor Gizem Sürenkörk. Ben Nereden Bileyim serisinin 15. bölümü olan Kılganlığı Ben Nereden Bileyim'e hoş geldiniz. Bu konu hakkında konuşmak doğrusu isterseniz benim için de çok kolay değil. Bu konuya başlarken kırılganlığı nasıl tanımlayayım veya nasıl örnekler vereyim diye düşünürken kendim de kırılgan olmaktan zaman zaman ne kadar kaçtığımı fark ettim aslında.
Hep belli bir maske, belli bir tutum takılmaya çalışıyoruz aslında. O güçlü durmak. Kendimizi içinde bulunduğumuz durumda olabilecek en iyi halimizle göstermek. Gerek iş ilişkilerimizde, gerek aile ilişkilerimizde, gerek arkadaşlık ilişkilerimizde, gerekse romantik ilişkilerimizde. Biraz daha...
...olduğumuz, o belki şaşkın, ne yapacağını bilemez... ...kendisini tam olarak nasıl güvende hissedeceğinden emin olaması halimizi... ...bir şekilde kapatmaya çalışıyoruz, üstüne örtmeye çalışıyoruz. Ve bunun bizi daha iyi bir belki, daha iyi bir çalışan, daha iyi bir eş... ...daha iyi bir evlat olacağını düşünüyoruz. Mesela ağlarken kendimizi göstermemeye çalışıyoruz. Veya bir konu bizim kalbimizi kırdıysa bunu dile getirmemeye çalışıyoruz.
Veya tartışmalar esnasında oturup sakin kalamıyoruz. Çünkü sakin kalmak aslında gerçekten üzüldüğümüz ve incinliğimizi gösterecekken... ...biz sesimizi yükseltip bağırıyoruz. Çünkü öyle yaptığımızda karşı tarafı bastırabiliriz ve... ...öfke aslında kırılganlığımızı gizlemenin en güzel yöntemlerinden biridir. Yani... Buna üzüldüm demek yerine buna sinirlendim dediğimizde bu çok daha kolaydır aslında. Çünkü üzülmek maalesef bizim zihnimizde zayıflıkla eş. Ama sinir o kadar zayıflıkla eş değil.
Peki kırılgan olmak gerçekten ne demek? Yani sadece incinebilirliğimizi ortaya koymak mı demek? Yoksa birinin karşısında savunmasız kalmak mı demek? Aslında her ikisi de. Yani kırılganlığın tam... karşıladığı yerde hem karşımızdaki insanların önünde savunmasız kalmak, duvarlarımızın arkasına sığınmamak, bir maske takmamak var. Hem de tabii ki aslında sevdiğimiz insanlara
...ne kadar incenebilir olduğumuzu ve tam nerelerden incenebilir olduğumuzu göstermek var. Belki mesela kendimize dair daha önce hiç paylaşmadığımız bir hayali paylaşmak var. Ya da geçmişte yaşadığımız bir travmayı anlatmak var. Bazen bu bir korkumuzu paylaşmak oluyor. Bazen ise o esnada olaşan bir durumla ilgili rahatsızlığımızı dile getirmek oluyor.
Her ne olursa olsun genellikle buna sahip çıkmak, yani bu korkulara, bu duygulara, bu düşüncelere sahip çıkmak bizim için çok zor. Çünkü karşımızdaki insana mesela içine bulunduğumuz konunun bizim için önemli olduğunu, bizim kalbimizi kırabileceğini gösterdiğimiz anda aslında ona o konuyu ...tekrar tekrar gündeme getirmesi için bir fırsat vermiş oluyoruz. Diyelim ki bir tartışma esnasında... ...ailemizle ilgili bir yorum yapılıyor... ...ve biz buna çok sinirleniyoruz. Aslında bu karşımızdaki için bir mesaj değil mi? Aile konusunda ben hassasım. Şu an konuştuğumuz konuyla ilgili ben hassasım ve... ...tekrar bu konu konuşulduğunda sen bu konuya değinirsen ben yine... ...kırılacağım, sinirleneceğim... ...ve yanılamama basmış olacaksın aslında.
Ve bu maalesef birçoğumuzun ilişkide birbirine yaptığı bir şey. Birbirimizin hassas noktalarını bilmek ve bunlar üzerinden gitmek. Ama kırılganlık tam da bu noktada aşırı derecede büyük bir önem taşıyor. Çünkü kırılgan olmayı öğrenmeden ilişkilerde gerçek yakınlığı kurmamız mümkün değil. Yani istediğiniz kadar bir ilişkin içerisinde tanık işareti içerisinde güçlü görünün. Özgüvenli görünün. Her şeyi çok iyi biliyormuş ve çok iyi yapıyormuş gibi görünün. Hiç hata yapmıyormuş gibi görünün.
İşte bu sizin o ilişkide gerçek mutluluğu yakalayabileceğiniz anlamına gelmiyor. Hatta maalesef bütün bu stratejiler, bütün bu duvarın arkasında gizlenmeler... ...gerçek yakınlığın önündeki en büyük engeli teşkil ediyor. Yani önemli olan o duvarın arkasından şöyle hafifçe kafamızı kaldırıp... Kenarından, üstünden, bir yerlerden karşı tarafa bakmak. Ve ben buradayım demek. Ben bu duvarın arkasındayım. Buralarda bir yerdeyim. Burada sana göstermekten korktuğum küçük bir çocuk var. Biraz ürkek. Tam olarak ne istediğini bilmiyor. Ne hissedeceğini bilmiyor. Senin güzel bir cümlenle de ne hissedeceğini bilmiyor. Çünkü övülmek, karşı taraftan güzel sözler duymak da çok alışkın olduğu bir şey değil.
Veya şu an ilişkide terk edilmekten korktuğu zaman da ne hissedeceğini bilmiyor. O yüzden ya çok büyük bir tepki veriyor ki sen onun ne kadar korktuğunu fark etme... ...ya da hiç tepki vermiyormuş gibi davranıp duvarın arkasında sığınıp... ...orada böyle ellerini kavuşturmuş, oturmuş bekliyor ki bir an önce bu durumlar geçsin. Her türlü sahip çıkamıyor o korkuya. Şunu söyleyemiyorum, beni terk etmenden çok korkuyorum. Çünkü ben bu ilişkin içerisinde mutluyum.
Ve aslında iyi bir şeyler yapabileceğimize inanıyorum. Ne yapabilirim de biz bu ilişkiyi daha iyi hale getirebiliriz? İşte bu kırılganlık aslında. Bu bir ilişkideki kırılganlık. Bir tarafında da bunu mesela hayata dair yapabiliriz. Mesela diyelim ki bir hedefiniz var. Bir yeni bir kariyere geçmek istiyorsunuz.
Ve ödünüz kopuyor. Çünkü içinde bulunduğunuz alan, içinde bulunduğunuz yer konforlu. İçinde bulunduğunuz yere hakimsiniz. Burayı iyi biliyorsunuz. Bu işi bir süredir yapıyorsunuz. Ve cesaret etmek başka bir işe, başka bir dünyaya, başka insanlara... Belki eleştirilmeye, bazı konularda başarısız olmaya hazır hissetmiyorsunuz kendinizi. Burada da kırılganlığın gücü giriyor devreye. Eğer kırılganlığınızı kabul edip... Olsun, başarısız olabilirim. Düşebilirim, yanlış yapabilirim. Eleştirilebilirim. Yeni tanıştığım insanlarla hiçbir şekilde anlaşamayabilirim. Belki korkunç bir yeni patronum olacak. Ama eğer olduğum yerde kalmaya devam edersem...
Kendimi artık geliştiremiyorum diyorsanız... ...o zaman kılganlığınıza sahip çıkmalı. Ve kılganlığınızın farkına vararak o adımı atmalısınız. Aslında Şebnem Ferah'ın bir şarkı sözü vardı. ''Uçmayı istiyorsan düşmeyi de bileceksin'' diye. ''Korkarak yaşıyorsan yalnızca hayatı seyredersin'' Aslında tam da böyle. Hep korkarak yaşadıkça... Düşmekten korktukça uçmayı bilmiyoruz. Harekete geçemiyoruz. Mesela ilişkilerimizde. Kötü giden bir ilişkinin içerisinde sürdürmeye devam ediyoruz. Çünkü hayır ben bunu istemiyorum. Bu benim ihtiyaçlarımı karşılamıyor. Bu beni... Ben bu ilişkinin içerisinde ben gibi olamıyorum demek... ...kırılganlığımızı kabul etmek. Belki başarısızlığımızı kabul etmek demek o ilişkinin içerisinde.
Ama şu var ki onu kabul ettiğimiz andan itibaren aslında bütün diğer kapıları açılacak... ...ve biz çok daha iyi hissedeceğiz kendimizi. Bizi mutsuz eden kariyerimizi bırakıp devam ettiğimiz zaman çok daha iyi hissedeceğiz kendimizi. Aranızda vazgeçmeyi ben nereden bileyim podcastini dinleyenler vardır mutlaka. Orada bahsettiğim vazgeçmek, kılgınlıklarımıza sahip çıkmakla çok ilgili. Bu kendimizde olan, kendimize ilgili olan kısmıydı.
Bunun dışında tabii yine kendimizle ilgili mesela spora başlamaya karar vermek, daha farklı beslenmeye karar vermek, bir hobi edinmeye karar vermek, yeni bir şehre taşınmaya karar vermek bunların hepsi kişinin kendi Duygularını, düşüncelerini çıplak halleriyle görüp, tamam ben bunları duyuyorum, görüyorum. Bu bir risk ama ben bu riski alıyorum. Bu bir bilinmezlik ama ben bu bilinmezliğe dalıyorum diyebilmeyi içeriyor. Ve kırılganlık aslında kendi başına tamamen bir risk ve bilinmezlik durumu. Ben kendimi açıyorum. Şu andan itibaren ne olacağına dair bir fikrim yok. Ama hazırım bu riski almaya. Hazırım bu yola çıkmaya demek.
Aynı şeyi aslında tekrar dönüp romantik ilişkilere götürmek istiyorum size. İlişkilerde de bu demek. Ben kendimi olduğum halimle bu ilişkiye açıyorum. Ben kendimi, bütün beklentilerim, ihtiyaçlarım, hayallerim, bugüne kadar getirdiklerim... ...bütün duygusal yüklerimle bu ilişkinin içerisine giriyorum. Ben buyum. Bu halimle. Bugüne kadar başıma gelenler, bugüne kadar yaşadığım korkular, bugüne kadar ki bütün hassasiyetlerimle ben benim. Ve bu ilişkiye böyle giriyorum, böyle başlıyorum. Kıvılkanlık. Aslında karşımızdaki insana her şeyi olduğu gibi henüz vakti gelmemişken anlatmak değil. Kırılganlık aslında duygularımızla ilgili açık olmak bir ilişkinin içerisinde. Kırılganlık ilişkinin içerisinde dürüst olmak. Kırılganlık ilişkinin içerisinde ben de önemliyim diyebilmek. Veya kırılganlık özür dilemeyi bilebilmek.
Ben şu konuda daha farklı davranabilirdim demek. Ben şu cümleyi kurmasaydım gerçekten aslında sana daha iyi hissettirebilirdim demek. Ben şu tartışmada şu davranışı göstermeseydim aslında daha iyi giderdi bu tartışma diyebilmek. Kırılganlık aslında kendi değerimizi kanıtlamaya çalışmadan olduğumuz halimizde kalabilmek... ...ve insanların bizi bu halimizle de beğenebileceğini, sevebileceğini, onaylayabileceğini görmek demek. Yani kendimizi sürekli en iyi versiyonumuza çıkarmaya çalışmadan...
En iyi versiyon derken burada erişilemez bir en ideal versiyondan bahsediyorum. En mükemmel, en temiz, en güzel, en başarılı, en iyi. O halimizi çıkarmaya çalışmadan kalabilmek demek. Peki bir ilişkide nasıl daha kırılgın olabiliriz? Nasıl daha o ilişkinin içerisinde yakınlık kurabiliriz? Aslında yakınlık dediğimiz kavramın özünde kırılganlık yaratıyor çünkü.
Ve yakının birçok boyutu, birçok şekli var. Yani yakınlık sadece fiziksel yakınlık değil. Ha bu arada fiziksel yakınlık demişken, aslında fiziksel temas ve cinsellik yine bizim çok kırılgan olduğumuz bir yer. Çünkü aslında şöyle bir düşününce, fiziksel olarak da en çıplak olduğumuz yer. Ve cinsellik esnasında oldukça savunmasız durumdayız. Nasıl görünüyorum? Neler yapıyorum? Nasıl sesler çıkartıyorum? Başarılı mıyım? İyi miyim? Karşı tarafı haz veriyor muyum? Ben buradan haz alıyor muyum? Bütün bu sorular içerisinde boğulurken mesela akıştan kaçıyoruz.
Cinselliğin akışı içerisinde kalamıyoruz ve aslında kırılganlığımızdan da kaçıyoruz. Yani gerçek bir cinsellik, gerçek bir cinselhaz, gerçek bir fiziksel yakınlık da aslında orada kırılgan olmayı başarabilmekten geçiyor. Yani gerçekten mesela çıplak kalabilmekten, gerçekten performans kaygısı veya nasıl görünüyorum, nasıl duyuluyorum kaygısı duymadan orada kalabilmek demek. Veya mesela entelektüel yakınlık. Kişinin neyi bildiği, neyi bilmediği, hangi konularda iyi olduğu veya iyi olmadığından bağımsız. Ben bunları biliyorum, sen bunları biliyorsun. Gel birbirimizi besleyelim demek. Duygusal yakınlık. Benim bu korkularım var, benim bu hayallerim var, benim bu yaşantılarım var. Sende neler var? Gel bunları paylaşalım, paylaşalım ve bir arada büyüyelim demek.
Bir de tabii kırılganlığı ilişki özelilere tanımlamak lazım. Ben kırılgan olmayı nasıl buluyorum? Karşımdakinin karşısında nasıl kırılgan kalıyorum? Birlikte konuşalım.
Ben partnerime kırılgan kaldığımda, geçmişteki ilişkilerimle iler romantik bağlamda olması gerekmiyor. Bir arkadaşlık ilişkimle, ailenle ilişkimle, kendimi savunmasız ve incinebilir hissettiğimde... ...bu ne demekti, benim için ne anlama geldi, ne oldu da ben böyle hissettim? Ve neden şu anda bu durumla ilgili...
...bazı defans mekanizmalarım var. Neden bu duvarları ördüm? Mesela duvarıma koyduğum bütün tuğlaları tek tek anlatabilmek demek. Bak şöyle bir şey olmuştu ve ben orada ilk tuğlayı koydum. Mesela ilkokulda başıma şöyle bir şey gelmişti ve ben orada anladım ki... ...şöyle bir şey yaptığımda bana çok gülüyorlar ve ben... ...bana öyle gülünmesinden hiç hoşlanmadım.
Ya da mesela ne söyleyeceğimi hiç düşünmeden bir soruya cevap verdim ve öğretmenim benimle dalga geçti. Ve ben o noktadan sonra karar verdim ki bir daha hiç düşünmeden konuşmayacağım. Hiçbir soruya öyle elimi kaldırmayacağım. Bu mesela bir tuğla. Duvarımızdaki bir tuğla. O zaman neden bunu anlatmıyoruz? Neden paylaşmıyoruz?
Korkularımızdan neden bahsetmiyoruz ilişkilerde? Ya da mesela diyelim ki iş yerinde olup biten kendimizi savunmasız, güçsüz, dışlanmış hissettiğimiz zamanları. Mesela sokakta karşılaştığımız bir insanla içine girdiğimiz tuhaf bir deneyimi. Neden anlatmıyoruz? O kadar çok insan farklarıyla
Kendi duygusal deneyimlerimle çok az konuştuğumdan bahsediyor ki, o kadar çok, ben ona neden anlatayım işte yaşadıklarımı, ya da onun dışında yaşadıklarımı, ne önemi var ki, niye ilgilensin ki, benim işte başımdan geçenler onun neden merak alanına girsin ki diye o kadar çok soruluyor ki. Bunu lütfen yapmayın. Ben podcastlerde genellikle böyle tavsiyeler vermekten kaçınmaya çalışıyorum. Ama eğer iyi bir ilişkimiz olmasını istiyorsak burasının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Birbirimize gün içerisindeki yaşantılarımızı, başımızdan geçenleri hesap verir gibi değil. Ama gerçekten paylaşmak için. Ben bugün bunları yaşadım. Şu kişiye çok kızdım. Şu toplantıda kendimi çok kötü hissettim. Burada bunlar oldu. Bunları anlatmak aslında o insanı hayatımıza dahil etmek demek. Aksi takdirde o insan sadece iyi vakitleri veya yüzeysel vakitleri paylaştığımız biri haline geliyor.
Mesela ilişkideki kırılganlık birlikte bir hedef koyabilmek demek. Beraber bir takım olabilmek demek. Bu kavramı benden daha önce duymuş olabilirsiniz. Birlikte mücadele etmek demek. Birlikte mücadele etmek ne demek? Bir düşünsenize bir takım oyununda, mesela bir futbol takımında biri sakatlık yaşadığında, o sakatlığını göstermeden diyelim ki ayağı çok ciddi bir şekilde burkuldu.
O burkulmasını göstermeden oynamaya devam ettiğinde o takımın oyunu için iyi bir şey mi yapıyor, kötü bir şey mi yapıyor? Aslında belki o an için durumu kurtarmaya çalışıyor ama uzun vadede sakatlığını çok daha kötü hale getiriyor, öyle değil mi? Halbuki o orada gerçekten benim ayağım burkuldu, ben daha fazla oynayamayacağım dese... ...takım onu kompansa edecek bir şeyler yapabilir. O yüzden aslında bu kendimizi takım hissettiğimiz... ...romantik ilişkimiz için de, arkadaşlık ilişkilerimiz için de önemli. Ben şu anda oynayabilecek gücü bulamıyorum. Benim ayağım burkuldu veya kalbim kırıldı. Bana yardımcı olur musun?
Yardımcı olmak, destek istemek de çok önemli. Çünkü en yapamadığımız yerlerden bir tanesi burası. Ben bunu bilmiyorum. Bana anlatır mısın? Ben bunu beceremiyorum. Benimle gelir misin? Ben yalnız başıma gitmek istemiyorum. Bana katılır mısın? Yeni bir ortama gireceğim ve tanışacağım insanlarla ilgili hiçbir fikrim yok. Benimle gelip bana destek olur musun?
Bu sorular neden zor? Neden karşımızdaki insana? Benim şu anda sevgiye, sevilmeye çok ihtiyacım var. Gelip biraz başıma okşar mısın diyemiyoruz. Neden bunu dediğimizde sanki korkunç bir şey istiyormuşuz gibi? Ya da bunu söyleyebilmek bizi çok zayıf, çok muhtaç yapıyor? Neden? Mesela şöyle düşünün. Ben sabah podcast çekerken yanı başımda kedim Bella var. Ve
Şu geldi aklıma. Mesela Bella, sevilmek istediğinde. Direkt yanıma geliyor. Kafasını bana yaslıyor. Göbeğini açıyor. Beni sevmiyor. Benim ihtiyacım var şu anda buna. Tabii ki benim de onun sevilmeye ihtiyacı olduğunu anlayıp... ...ya da o bana herhangi bir işaret göstermeden... ...gidip onu okşayıp, sevdiğim, öptüğüm, kokladığım sürüyle sefer var.
Ama birçok zaman ben yoğun olduğumda, dalgın olduğumda, onunla ilgilenmeye henüz fırsat bulamadığımda, gelip kendini bırakıveriyor önüme. Mesela klavyemin üstüne, mesela telefonumun üstüne. Gelip bana diyor ki, benim şu anda sevilmeye ihtiyacım var, neden bana onu vermiyorsun? Göbeğini açıyor mesela, olabilecek en savunmasız alanında bir kedi için. Ve ben onu seviyorum.
O benden talep ediyor, ben onu seviyorum. O kırılganlığını gösteriyor, bu sayede sevgi alıyor. Bence bunu hepimiz yapabilmeliyiz. Umarım bu podcast hoşunuza gitmiştir. Kırılganlık aslında bizim zayıflığımız değil. Kırılganlık bizim gücümüz. Kırılgan olabilmeye başladığımız anda daha çok sevineceğiz. Daha sağlıklı ilişkiler kuracağız. Kendimizi gerçekten olduğumuz halimizle ilişkin içerisinde hissedebileceğiz.
Kırılgan olduğumuz zaman aslında gerçek anlamda var olabilmeye başlayacağız. Maskelerimiz olmadan, duvarların arkasında saklanmadan. Küçük bir çocuk gibi aslında, küçük bir çocuğun o benim hakkımda ne düşünürler sorusunu sormadan yaptıkları gibi. Nasıl görünüyorum, bu kıyafet bana yakıştı mı?
Şimdi ben şu cümleyi kurdum ama benim hakkımda ne düşünürler? Böyle bağırdım ama nasıl oldu şimdi? Anneme anne gel dedim ama yani acaba benim hakkımda ne düşünür? Bunları hiç hesaba katmadan, olabildiğince saf haliyle, varoluşu gibi biz de kılganlıklarımıza sahip çıkarsak öyle olabileceğiz.
Hepinize sevgilerimi gönderiyorum. Sosyal medyadan haberleşmeye devam edelim. Eğer beni takip etmiyorsanız Twitter'da veya Instagram'da beni rahatlıkla bulabilirsiniz. Mesaj atabilirsiniz. Podcast hakkındaki düşüncelerinizi ve sonraki podcastlar için konu önerilerinizi bana atabilirsiniz. Hepinize çok güzel bir pazar günü diliyorum. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.