
1.684 kelime · ~8 dk okuma
Herkese merhaba. Hayver'le birlikte sunduğumuz Yakından Bakalım Terapi Süreci adlı mini serimizin 3. bölümüne hoş geldiniz. Ben psikolog İdil Salih. Bu bölümde terapinin bize ne gibi faydaları olduğundan, bize neler kattığından bahsedeceğim. Problemlerimiz, sorunlarımız hakkında konuşmak bize ne sağlar? Ya da konuşmak bir şeyleri değiştirmeye yardımcı olabilir mi? Bu podcast yayınında bu gibi sorulara yanıt vermeye çalışacağım.
İlk olarak problemlerimizi konuşmanın onları daha iyi anlamamızı ve anlamlandırmamızı sağladığını söyleyebilirim. Birçoğumuz problemlerimizle yüzleşmekten kaçmayı tercih ediyoruz. Sanki onlarla ilgilendiğimizde kendimizi daha olumsuz etkileyecekmişiz gibi hissedebiliyoruz. Aslında öyle değil. Bir önceki bölümde de söylediğim gibi problemlerimizin yüzüne bakmadıkça onlar arkadan ben buradayım diye bağırıyorlar ve hayatımızın birçok alanını olumsuz etkiliyorlar. Dikkatimizin dağınık olmasına, uyuyamamamıza, ya da gergin hissetmemize yol açabiliyorlar. Tüm bunlara sebep olan problemlerimizi terapi gibi güvenli bir ortamda dile getirdiğimizde rahatlayabiliyoruz ve hatta o problemler üzerine detaylı bir şekilde konuşarak onları aşabiliyoruz.
Bunu hem duygularımızın içimizde büyümek yerine dışarı çıkması hem de üzerine konuştukça farklı bakış açıları geliştirebilmemiz sağlıyor. Terapinin en önemli faydalarından birisinin yaşadığımız zorlukların hayatımıza, duygularımıza ve işlevselliğimize olan etkilerini azaltması olduğunu düşünüyorum. Bununla çok benzer şekilde bazı deneyimler üzerine sesli bir şekilde birisinin bize eşlik ettiği bir ortamda konuşuyor olmak o deneyimleri daha iyi anlamamızı, hatta onlara şekil vermemizi sağlayabiliyor. Birçoğumuz bazı davranışlarını anlamakta zorlanabiliyor. Bazen bir anda partnerimize bağırabiliyoruz ve içimizden ya bunu neden yaptım şimdi diye düşünüp kendimizi pişman ve mahcup bir halde bulabiliyoruz. Bunun gibi anlamlandırmakta zorlandığımız deneyimlerimizi
terapistimizle paylaştığımızda hem onun sorduğu sorular hem de bizim aktif çabamız sayesinde bunu neden yaptığımız sorusunun cevabını kendimize verebiliyoruz. Bu soru üzerine seansta düşündüğümüzde cevabının partnerimizle birkaç gün önce yaşadığımız bir tartışmada ya da ilişkimizde karşılanmayan beklentilerimizle ilgili olduğunu fark edebiliyoruz. Bu da kendi davranışımızın ardında yatan asıl sebebi bulmamızı ve günün sonunda çözebilmek için bir adım atabilmemizi sağlıyor. Bunun dışında birçoğumuz terapiye belirli semptomlar sebebiyle başlıyoruz.
Serimizin ilk bölümünde terapiye gitmemiz gerektiğini gösteren belirtilerden ayrıntılı bir şekilde bahsetmiştik. Dilerseniz o bölümü de dinleyebilirsiniz. Bu semptomlar arasında kendimizi yüksek oranda kaygılı hissetmemiz, depresif bir duygu duruma sahip olmamız, panik atak geçirmemiz ya da bir kayıp yaşamamız gibi farklı birçok durum yer alabilir. Terapi sayesinde yaşadığımız semptomların çıkış sebebini daha iyi anlayabiliyoruz. Bu sayede asıl sebeple baş etmek için daha sağlıklı yöntemler geliştirebiliyoruz ve hatta bu semptomların giderek azaldığını ve yok olduğunu görebiliyoruz.
Bu tip semtomlara sahip olmak hayat kalitemizi büyük oranda düşürüyor ve aslında tatmin olmadığımız bir yaşam sürmemize yol açıyor. Bu semtomların hayatımızı daha az etkilemesini sağlayarak hayat kalitemizi ve hayattan aldığımız tatmini arttırmış oluyoruz. Tabii psikolojik semtomlar kadar aslında fiziksel semtomlar da geliştirebiliyoruz. Egzaman, kronik baş ağrısı, bağırsak problemleri gibi birçok fiziksel rahatsızlığın psikolojik temelleri olabiliyor. Özellikle yoğun stres ve kaygı fiziksel sağlığımızı büyük oranda olumsuz etkileyebiliyor. Terapinin bize kattığı şeylerden birisi de zihinsel bir rahatlamanın yanında fiziksel bir iyileşme de sağlaması.
Birçok kişi fiziksel şikayetlerle hastaneye gidiyor ve şikayetlerinin fiziksel olarak bir kaynağı bir türlü bulunamıyor. Böyle anlarda vücudumuz bize sana söylemek istediğim bir şey var diyor. Terapi sayesinde vücudumuzun da dile getirmek istediklerini duyabiliyoruz ve bu semptomların da bitişini görebiliyoruz. İlişkisel zorluklar terapiye gitmenin en yaygın sebepleri arasında yer alıyor. Terapinin kattığı şeylerden birisi de hem kendimizle hem de çevremizdekilerle daha sağlıklı ilişkiler kurmamızı sağlaması. Hepimizin ilişki kurma şekli geçmiş tecrübelerine hatta ilk ilişkilerine yani ebeveynleriyle kurduğu ilişkiye dayanıyor.
Mesela ebeveynlerimiz ihtiyaçlarımızı karşılamak konusunda geri planda kaldıysa, evimizin içinde yeterince görüldüğümüzü ve duyulduğumuzu hissetmediysek, bize sürekli yetersiz ve değersiz olduğumuzu söyleyen bir iç sese sahip olabiliyoruz. Bu iç ses kurduğumuz ilişkileri bilimsizce de olsa yakından etkileyebiliyor. Ya bu iç sesi doğrulayacak ve bize kendimizi değersiz hissettirecek partnerlere yönelebiliyoruz, ya da partnerimizin aslında bize ne kadar değer verdiğini görmekte zorlanabiliyoruz ve hep daha fazlasını talep edebiliyoruz. İç sesimizin bizi ne yönde etkileyeceği çok bireysel olarak değişebiliyor ve farklı şekiller de ortaya çıkabiliyor.
Ailemizden nasıl birisi olduğumuza dair aldığımız mesajlar, evin içinde gözlemlediğimiz ve bizim kurduğumuz ilişki dinamikleri nasıl birisi haline geldiğimizi çok yakından etkiliyor. Ancak her zaman geldiğimiz noktada o kadar da memnun olmayabiliyoruz. Bu noktada ilişki kurma tarzımızı, bağlanma stillerimizi değiştirmek konusunda terapi bize çok yardımcı oluyor. Terapinin sonucunda içselleştirdiğimiz ilişki dinamiklerini ebeveynlerimizden aldığımız ve bizim özdeşleştiğimiz bazı özellikleri daha net fark edebiliyoruz. Bu sayede geçmişin üzerimizde bıraktığı etkinin hayatımızı artık o kadar da derinden etkilemesinin önüne geçebiliyoruz. Bu da kendimize daha şefkatli ve anlayışlı yaklaşmamızı sağlayabiliyor.
Terapi sayesinde içimizdeki o olumsuz ve yıkıcı sesleri daha ılımlı ve sevgi dolu hale getirmeyi başarabiliyoruz. Kendimizle kurduğumuz ilişkinin değişiminde terapi sayesinde kendimiz daha iyi tanımaya başlamamız yatıyor. Neyi neden yaptığımızı bazı motivasyonlarımızın ardında hangi düşüncelerin, isteklerin ya da fantezilerin yaptığını daha iyi görebiliyoruz. Bunları fark etmek şöyle bir soruyu da beraberinde getirebiliyor. Neyi ben gerçekten kendim isteyerek yapıyorum? Neyi ailem, partnerim ya da arkadaşlarım yani benim için önemli olan ötekiler istediği için yapıyorum?
Bu soruyu kendimize sormak çok kıymetli diye düşünüyorum çünkü doğduğumuz günden beri çevremizdeki kişilerin bizim adımıza kurduğu bir hayat, bizim için arzuladıkları bazı planlar oluyor ve biz de bu isteklerle zaman içinde özdeşleşmeye başlıyoruz. Bazen bu özdeşleşme o kadar fazla oluyor ki biz nerede başlıyorduk? Hangi istek benim, hangisi başkasının? Ayırt etmekte zorlanabiliyoruz. Çerepi sayesinde kendi isteklerimizi diğer insanlarınkilerden ayırmaya ve kendi arzularımızı gerçekleştirmeye daha fazla yaklaşıyoruz.
Bu da kendi yolumuzu bulmamızı ve içimizden geldiği gibi yaşayabilmemizi sağlıyor. Bu durum özellikle partner seçimlerinde ve mesleki tercihlerde çok fazla yaşanabiliyor. Terapi sürecinde ebeveynleri sebebiyle seçtiği işinden ayrılıp, kendi istediği mesleğe yönelmek için cesaret edebilen çok fazla kişi olabiliyor. Aslında terapi, konfor alanından çıkmak ve yeni deneyimlere açık olmak için bir şans, bir cesaret getirebiliyor.
Çünkü bu içinde bulunduğumuz konfor alanı dediğimiz yer maalesef çoğu zaman çok daha konforlu olmuyor. Terapinin ilişki kurma şeklimizi değiştirmeye yardımcı olan yanlarından birisi de sadece kendimize değil diğer insanlara olan bakış açımızı da değiştirmesi. Bağlanma stilleri bizim gözümüzü adeta bir lens haline alabiliyor ve diğer tüm insanları bu lens üzerinden incelemeye başlayabiliyoruz. Bu da aslında kendini gerçekleştiren kehanet misali, beklentilerimizle uyumlu olan dinamiklere yönelmemize yol açabiliyor. Terapide kendi düşünme şeklimizi, bağlanma stillerimizi keşfettikçe insanlara bu lensler üzerinden bakmamaya başlıyoruz. Bu da insanları değerlendirme tarzımızda, onlara yaklaşmamızda köklü bir değişim yaşamamızı sağlıyor.
Terapinin sonucunda ilişki kurma şeklimizi, bağlanma stillerimizi değiştirerek daha sağlıklı, bizi daha fazla tatmin eden, içinde daha huzurlu hissettiğimiz ilişkiler kurabilmeye başlıyoruz. Buna ek olarak kendimizi daha yakından tanıdıkça, kendi eksiklerimizi, kontrol edemediklerimizi, bir türlü aşamadıklarımızı daha fazla fark ettikçe diğer insanlara karşı da daha anlayışlı olmaya başlıyoruz. Çünkü biliyoruz ki onların da geçtiği yollar en az bizimki kadar kendilerine az zorluklar içeriyordu. Bu da onların da eksiklerine karşı daha toleranslı olmamızı sağlıyor. Hatta diğer insanlarla daha fazla empati yapabilmeye de başlıyoruz. Özellikle kendimizle ve çevremizle kurduğumuz ilişkileri değiştirmek kolay değil. Nispeten uzun bir terapi süreci gerektiriyor. Birçoğumuz karışık ve zorlayıcı problemlerimize kolay çözümler arama eğiliminde olabiliyoruz. Halbuki yaşadığımız zorlukların çözümünde kullanabileceğimiz kolay bir formül yok maalesef. HiWell bu problemlerinizi ele almak için adım atabileceğiniz güvenilir bir platform.
Highwell'de farklı alan ve ekollerde çalışan birçok terapist var. Bu yüzden yaşadığınız ve üzerine çalışmak istediğiniz konuyu belirttiğinizde bu konu üzerine eğitim almış uzman bir kişiye yönlendiriliyorsunuz. Bu da beklentilerinize uygun bir sürece başlamanızı sağlıyor. Bunun dışında terapide her şeyi konuşabilme özgürlüğü, olumsuz duygu ve düşüncelerimizle daha rahat temas kurabilmemizi sağlıyor. Birçoğumuz öfkeli, güçsüz ya da çaresiz hissettiğinde bunu inkar etme eğiliminde oluyor. Sanki bu duygular, hisler, diğer olumlu duygular gibi bizim bir parçamız değilmiş gibi davranabiliyoruz. Hatta böyle hissettiğimizde kendimize acımasızca yaklaşarak daha kötü hissedebiliyoruz.
Terapide olumsuz hislerimiz üzerine konuştukça, seanslarda bu duyguları tecrübe ettikçe bunları hissetmeyi kendi hayatımızda normalleştirmeye başlıyoruz. Hatta bu hislerin insan olmanın bir parçası olduğunu fark edebiliyoruz. Bu da kendi duygularımızı hayatımızda daha açıklıkla ve özgürce yaşayabilmemizi sağlıyor. Bununla benzer şekilde bazı olumsuz düşüncelerimizi yargılanma korkusuyla dile getiremeyebiliyoruz. Çünkü toplumsal kurallar ve normlar, aile gelenekleri gibi birçok mekanizma bize bunu düşünemezsin, bunu hissedemezsin diyor. Terapi tüm bu toplumsal yasakların işlemediği bir alan açıyor aslında. Bazen ailenden nefret mi ettiğini hissediyorsun.
Yargılanmaktan korkmadan söyleyebilirsin. Anne olduğun için bazen pişman mı olduğunu hissediyorsun? Yargılanmaktan korkmadan söyleyebilirsin. Çünkü çerepi insanları yargılamanın değil, anlamanın hedeflendiği bir alan. Bu, herkese söylemekten çekindiğimiz duygularımızı, düşüncelerimizi, arzularımızı dile getirmek kendi içimizde de onları yargılamamızın ve dolayısıyla kendimizi yıpratmamızın önüne geçebiliyor. Çünkü nasıl ki toplumsal kurallardan ya da değerlerden dolayı yargılanacağımızı düşünüyorsak aynısını kendimize biz de yapabiliyoruz. Terapistimizin bunlara normal ve anlayışlı bir şekilde yaklaştığını gördükçe
kendimize evet söyledim, bu hisleri kabullendim ve dünyanın sonu gelmedi diyebiliyoruz. Bu da kendi başına çok dönüştürücü bir etki sağlayabiliyor çünkü söyleyemediğimiz hislerimiz, düşüncelerimiz semtom olarak bize geri dönebiliyor. Bir de travmatik deneyimlerin aile içinde kuşaklar arası geçişinden bahsetmek istiyorum. Birçoğumuz ebeveyn olduğumuzda kendi ebeveynimiz gibi olma, onun gibi davranma eğiliminde olabiliyoruz. Bu da çocukluğumuzda bizde travmatik etkiler yaratmış olan deneyimleri kendi çocuğumuza da yaşatmak anlamına gelebiliyor.
Örneğin çocukluğumuzda ebeveynimizin bize bağırmalarına, fiziksel ya da sözel şiddetine maruz kalmış olabiliriz. Terapi sürecinde bu deneyimlerin bizim üzerimizdeki olumsuz etkilerine yakından bakmadıkça benzer bir dinamiği kendi çocuğumuzla da kurabiliyoruz. Bunun normal olduğunu, hatta olması gereken olduğunu bile düşünebiliyoruz. Ancak terapide bu deneyimlerimizin üzerinden detaylıca geçtiğimizde ailemizle daha sağlıklı bir bağ kurabiliyoruz. Ve kendi travmalarımızı da başkalarına yaşatmayı engelleyebiliyoruz. Bu sebeple terapinin en önemli faydalarından birisinin bu kuşaklar arası travmatik deneyimlerin geçişini engellemesi olduğunu düşünüyorum.
Son olarak bölümü bitirmeden terapinin etkilerinin uzun yıllar sürdüğünü de belirtmek istiyorum. Çünkü terapi problemlerimize geçici bir çözüm yolu bulmayı, anı kurtarmayı, bir yara bandı takıp yola devam etmeyi hedeflemiyor. Daha köklü ve içsel bir değişim yaşamayı hedefliyor. Bu anlamda terapi eğer alanında uzman bir terapistle, etik kurallar içinde, teorik arka planına uygun bir şekilde devam ederse, uzun vadede bize daha tatmin olduğumuz bir hayat sunuyor diyebilirim. Bu bölümde terapinin bize neler kattığından, nasıl faydaları olduğundan bahsetmeye çalıştım. Problemlerimizi anlamlandırma, ilişki kurma şeklimizi değiştirme ve travmatik deneyimlerin geçişini engelleme gibi farklı konulara değindim. Siz de terapi sayesinde hayatınızda gördüğünüz değişimleri bizimle,
yakın ilişkilerini Instagram ya da Twitter adresi üzerinden paylaşabilirsiniz. Bölümü sonlandırmadan önce HiVel'e uygulamasından daha ayrıntılı bahsetmek istiyorum. HiVel'de alanında uzman terapistlerle uygun bir ücret karşılığında terapist sürecinize başlayabilirsiniz. HiVel'e web sitesi ya da ip üzerinden hızlı bir şekilde kaydolabilir ve ücretsiz bir ön görüşme yaparak süreç hakkında bilgi edinebilirsiniz.
Hepimizin hayatında değiştirmek istediği bazı dinamikler var. Bunlar için bir adım atarak çok daha mutlu olduğumuz bir hayat sürebiliriz. Bu bölümün sonuna geldik. Yakından bakalım televizyon süreci aldığımız serimize. Önümüzdeki haftada devam ediyor olacağız. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.