
2.870 kelime · ~14 dk okuma
İlişkin içerisindeyken, aslında anlamlı bir sürede geçmişken, hala karşımızdaki kişinin her an gidebileceğini düşünüyorsak, bu bizi nasıl hissettirir? Aklımızda hep, şimdi bir şey olsa, ben gitsem, bir şekilde terk etsem onu, beni özler mi? Ya da arkamdan hiç üzülür mü? Yoksa hemen başka birini mi bulmaya çalışır gibi sorular geçiyorsa, Bu bizim kendimizi ne kadar güvende hissettiğimizin işareti. Peki, sıkıntılarımız varsa o ilişkide ve karşımızdaki insana bunu açıklıyorsak onun bizim için çaba harcayacağına güvenebiliyor muyuz gerçekten? Yoksa umursamayacağına ve bununla ilgili anlamlı bir çaba sarf etmeyeceğine mi inanıyoruz?
Peki ya karşımızdaki kişi arkadaşlarıyla görüşmeye gittiğinde... ...ilişkimizden bahsettiğinde doğal olarak... ...arkadaşlarının bizim ilişkimiz hakkında neler söyleyeceğini düşünüyoruz? Güzel şeyler mi söylerler? Yoksa ilişkimizi kötüleyip partnerimizin hakkını mı karıştırırlar? Bundan dolayı şüphe duyuyor muyuz?
Neden karşımızdaki insan nasılsın, iyi misin, her şey yolunda mı diye sorduğunda bir şey yok diye cevap veriyoruz. Emin misin, iyi gözükmüyorsun? Bir şey yok. En az beş kere sorması gerekiyor neyimiz olduğunu söylememiz için. Ya da ara ara onu kıskandırma ya da ürkütme çabalarına giriyorsak
ve bizi kaybedebileceğini düşünmesini istiyorsak bu aslında peşimizden gelip gelmeyeceğini test etmek için olabilir mi? Bütün bunlar, bütün bu örnekler ilişkideki kaygının işareti, ilişki kaygısının işareti ve ilişki kaygısı temelinde kaygılı bağlanma dediğimiz duruma tekabül ediyor. Ben psikolog Dr. Gizem Sürenkök. Yakın Işıkların Ben Nereden Bileyim serisinin bu bölümünde kaygılı bağlanmayı ben nereden bileyim diyoruz ve onun hakkında konuşuyoruz. Hepiniz bölümümüze hoş geldiniz. Psikoloji literatürünün en önemli kuramlarından bir tanesi bağlanma kuramı.
Bu podcast'ı dinleyenler bu kavrama aşina olabilirler. Zira yakın ilişkiler içerisinde benim durup durup anlattığım, birçok davranışı açıklamakta kullandığım önemli kuramlardan bir tanesi. Ama hem bizi ilk defa dinliyorsanız bağlanma kuramına çok hızlıca bir göz gezdirmekte fayda olduğunu düşünüyorum. Temelinde insanların hayatta kalmasını sağlamak olan bağlanma kuramı şunu söyler, hepimizin bir kişiyle, en az bir kişiyle sıcak ve kesintisiz bir ilişki kurmaya ihtiyacı vardır. Eğer bu ihtiyacımız karşılanmazsa, Hayatımız boyunca tanıştığımız, hayatımıza giren insanlara yeterince güven duymayı öğrenemeyebiliriz. Güven duymamak aslında şu anlama geliyor. Başım sıkıştığında, bir derdim olduğunda karşımdaki kişiye dönebilir miyim? Ondan yardım isteyebilir miyim? Onun orada olmasını bekleyebilir miyim?
Çocukluğumuzda edindiğimiz deneyimler, çocukluğumuzda ebeveynlerimizle geçirdiğimiz yaşantılar aslında bu anlamda bizim zihnimizdeki güvene dair şemaların oluşmasına sebep oluyor. Şema derken aslında böyle çok teknik bir terim kullanmak istemiyorum. Çok basit haliyle şunu söylüyorum. Eğer ihtiyaçlarımız olduğu zaman bu ihtiyaçlarımızı giderecek temel figürün hemen orada olabileceğine inanıyorsak yani düştüğümüzde dizimiz kanadığında elimizden tutup bizi kaldıracak bir insanın varlığından eminsek bu bizim güvenli bağlandığımızın işareti. Ama hepimiz her zaman bu kadar şanslı olmayabiliyoruz. Bazılarımızın erken çocukluk deneyimlerinde düştüğü zaman hiç kaldırılmamak var.
Dizimiz açılsa da kanasa da hiçbir şekilde kimsenin bizimle ilgilenmemiş olması var. Ya da hatta bazılarımızın aman ne olacak ondan alt tarafı dizin kanıyor, kalk normal hayatına geri dön laflarının duymuşluğu var. Bu şekilde tutarlı bir şekilde sürekli böyle davranılan çocuklar ilerleyen hayatlarında düştükleri zaman kimsenin onları kaldırmayacağından emin oluyorlar ve kendi başlarının çaresine bakmayı öğreniyorlar. Bu çocuklara daha çok kaçıngan bağlanan çocuklar diyoruz ve yetişkinliklerinde de genelde böyle bağlandıklarını biliyoruz. Ama bu podcast'ın konusu kaçıngan bağlananlar değil. Kalp bağlanan çocuklar düştükleri zaman dizleri kanadığında dönüp baktıklarında ebeveynlerini bazen orada buluyorlar, bazen orada bulamıyorlar. Yani ihtiyaçlarının karşılanmasına dair beklentileri zaman zaman karşılanıyor, zaman zaman karşılanmıyor. Böyle olunca bir sonraki düşmelerinde yanlarında birini bulup bulamayacaklarını bilmiyorlar. Peki yanlarında birini bulmayı nasıl sağlayabilirler?
Düşününce eğer daha kocaman ağlarlarsa, daha büyük yaygını kopartırlarsa yani reaksiyonlarını normalde olacağından daha da büyük hale getirirlerse birilerinin yanlarına gelme ihtimali daha büyük. Bunun ne kadar büyük bir öğreti olduğunu düşünsenize. Yani ben ihtiyacım olduğunda birinin orada olmayabileceğini düşünüyorum ve onun orada olmasını sağlamak için tepkilerimi Elimden geldiği kadar, en iyi bildiğim şekliyle yani, abartmaya çalışıyorum. Bu daha çok öfkelenmek olabilir, daha çok ağlamak olabilir, yere kapaklanıp tepinmek olabilir, çığlığı basmak olabilir, küçük bir çocuk için yüksek tepki ne demekse olabilir.
Peki ben bunları öğrenerek büyürsem yetişkinlikte ne yapmayı beklerim? Aslında yine aynı şekilde tepkilerimi normalde olacağından biraz daha abartılı yaşamayı bekleyebilirim. Buna biz hiperaktivasyon diyoruz ve kaygılı bağlanan insanlar da stres durumlarında genellikle bu hiperaktivasyonun yani abartılı tepkinin oluştuğunu görüyoruz. Peki nedir aslında kaygılı bağlanan insanlarla stres oluşturan durumlar? Her türlü ilişkisel problem veya problem olması bile gerekmiyor. Her türlü olumsuz ipucu veya nötr ipucu kaygılı bağlanan insanda kaygı uyandırabilir. Şimdi duydunuz olumsuz ipucu dedim, ilişki problemi dedim. Bunları tanımlamak daha kolay. Mesela karşımızdaki insanı arayıp aradığımızda açmıyorsa
Onunla konuşmaya çalıştığımızda bizimle yeterince iletişim kurmuyorsa, ona soru sorduğumuzda yeterince ihtiyacımızı giderecek cevapları alamıyorsak, elini tutmaya çalıştığımızda elini çekiyorsa veya tartıştığımız zamanlarda bize kötü davranıyorsa, Bunlar zaten çok alenen, çok gözle görülebilir negatif işaretler. Bunları alıp olumsuz değerlendirmek son derece kolay. Hatta o kadar ki ilişki kaygısı olmayan bir insanı bile kaygılandırabilecek durumlar bunlar. ama kaygısı yüksek insanlar sadece bu durumları olumsuz algılamakla kalmıyorlar ki dediğim gibi bunlar normal olandı üzerine bir de nötr olabilecek hatta belki bazı insanlar tarafından olumlu sayılabilecek işaretleri bile olumsuz algılayabiliyorlar yani kaygılı bağlanan insanlar bir türlü ilişkin içerisinde güvende ve emniyette olduklarından emin olamıyorlar nasıl yani derseniz mesela akıllarında hep Acaba karşımdaki beni özler mi? Acaba beni karşımdaki yeterince seviyor mu? Acaba karşımdaki kişi için yeterince iyi miyim? Acaba karşımdaki kişi bir başkasını bana tercih eder mi? gibi sorular sormaktan vazgeçemedikleri için zihinleri hep bu kaygıyla meşgul oluyor. Öyle olduğu için karşı taraftan çok aleni, çok böyle gözle görülür sumut bir sevgi, ilgi, şefkat ipucu yakalayamadıklarında
İşte o zaman kaygılarından dolayı bazen daha büyük tepkiler göstermeye meyilde oluyorlar. Bunun da üzerine bir de şunu yapma davranışları olabiliyor. Mesela ilişki içerisinde tartışmalar yaşandığında o tartışmaların normal seyrinde sönümlenmesine izin vermeyip Tam yatışabilecekken tekrar tartışmayı başlattıkları, tam sakinleşebilmiş gibi gözükmüşken ama bir de şunu demiştin diyerek tekrar tartışmayı yeniden başlattıkları sık gördüğümüz bir eğilim. Başka bir deyişle, kaygılı insan bir kavganın sonunda hızlıca rahatlayamıyor. Karşı taraftan olumlu işaretleri alsa bile, tam kendi isteğine uygun işaretleri aramaya devam ediyor. Ama bana şu şu şu cümleleri kurmadın. Ama bana şu şekilde sarılmadın. İyi ama tamam bütün o güzel şeyleri söyledin. Belki bana sarıldın, sıcaklığını hissettirdin. Ama beni öpmedin. Yani sürekli o kavga uzuyor, uzuyor. Kaygılık işi daha çok emin olmak istiyor. Barıştık mı? Gerçekten karşımdaki insan beni seviyor mu? Gidecek mi? Şimdi tamam kalacağım dedi ama doğruyu söylüyor mu? Ya yanlış söylüyorsa?
O yüzden böyle tekrar tekrar sormak, tekrar tekrar sevildiğini, bu tartışmanın uzamayacağını, en azından karşı taraf tarafının uzatılmayacağını duymak istiyor. Ve bu sürekli bir rahatlatılma ihtiyacı aslında sadece kavganın değil, ilişkinin de seyrini belirliyor. Bu seyirin altında aslında belki şaşırtıcı, birçok insan için şaşırtıcı ama hep bir terk edilme korkusu var. Yani karşındaki insan bizi çok sevse bile, bu sevgisini gerçekten çok güzel gösterse bile, ilişkimizde her şey yolundaysa bile her an Terk edilmeyi bekliyor kaygılı birey. Yani her şey gülü gülistanlıksa bile her an bir problem olacak. İlişkide bir sıkıntı olacak. Henüz açığa çıkmamış bir sorun biraz sonra açığa çıkacak. Ve partnerim zaten benimle durmayı istemeyecek. akıllarında bu. Çünkü düşünce karşı tarafın zaten orada olmamak için bir bahane aradığı yönünde. Yani seviyorsa bile partnerimiz bizi aslında sevmediğinin farkında olmadığı içindir. Seviyorsa bile bizi şu anda aslında daha iyisinin mevcut olduğunu henüz idrak edemediği içindir gibi bir bakış açısı oluyor kaygılı bağlanan bireylere.
O yüzden biraz daha partnere karşı hep orada olmalıyız, hep birlikte olmalıyız, hep birlikte plan yapmalıyız, hep ben senin nerede ne yaptığına dair bilgi sahibi olmalıyım gibi biraz fazla kontrolcü, biraz fazla kıskanç, davranışlarda sergilemeye meyilli oluyorlar. Tabii ki burada yapmaya çalıştığım şey bu davranışların altında yatan sebepleri açıklayarak ''Aa bu davranışları mazur görelim.'' demeye çalışmıyorum. Sadece bu davranışları açıklayarak karşımızdaki insanın bizden talep ettiği davranışların arkasında ne gibi motivasyonlar yattığını bilelim istiyorum. Peki karşımızdaki insanın kaygısını yatıştırmak mümkün mü? Yani böyle bir şey olabilir mi? Partnerimiz kaygılı bağlanıyorsa, biz değil de partnerimizde ise bu ilişki kaygısı, biz onu nasıl yatıştırabiliriz?
Aslında kaygılı partnerle birlikte olmak bolca sabır gerektiriyor. Bunu kötü bir şekilde de söylemiyorum hiç. Çünkü bu podcastı çekerken de aslında şu konuda çok açık olmalıyım. Ben kendimi de kaygılı bağlanan bir insanım. Psikologlar da kaygıyla ilgili sıkıntı yaşayabilirler ya da kaygılı bağlanabilirler ya da tabii ki başka sıkıntıları da olabilir. Ve ben bu konuda hep çok açık, yüreklilikle bunu söylüyorum.
Ve o yüzden de çok rahat bir şekilde tekrar söyleyeceğim ki kaygılı bağlanan insanların partnerleri gerçekten çok sabırlı olmak durumunda. Çünkü bizim bu sürekli beni seviyor musun, yanımda olacak mısın diye tekrar tekrar sorup tekrar tekrar cevap alma taleplerimize karşılık vermekte eğer bir an olsun problem yaşarlarsa, bir an olsun artık yoruldum ben bunu söylemekten insana kapılırlarsa o zaman bizim kaygılarımız tekrar alevlenebiliyor. Ama bunu böyle çok kötü bir senaryo çizmek için söylemiyorum. Aslında ilişkiler zaman içerisinde iki taraf birbirini daha iyi tanıdıkça kaygılı bağlanan kişi için bir güven alanı oluşturmaya başlayabiliyor. Yani eğer ben partnerimin ipuçlarından, işaretlerinden beni sevdiğini, beni anladığını, benim ihtiyaçlarımı gördüğünü ve
bir sıkıntım olduğunda orada olacağını gözlemleyebiliyorsam, anlayabiliyorsam aslında her dakika beni sevdiğini, benimle olacağını duymak zorunda değilim ondan. Tabii ki tartışma anlarında, tartışma anları özellikle stres yaratan durumlar olduğu için biraz daha alevlenebiliyor kaygımız. Ama böyle anlarda da tartışmaları doğru yönetebilmeyi öğrenmek önemli her iki taraf içinde. Kaygılı bağlanan bireyler olarak bizim öfkemizle ilgili daha fazla problem yaşayabileceğimizi baştan kabul etmemiz gerekiyor. Podcast'ın başında söylediğim bu hiperaktivasyon meselesi var ya bizi birazcık kendi düşüncelerimizin içerisinde dönüp dönüp durmaya meyilli kılıyor. Bu şu demek, diyelim ki tartışma içerisinde kendimi haksız davranmış hissediyorum. Mesela partnerim bana bir şey söyledi.
Ben sakinleşmek için zaman talep ettiğimde bile veya karşımdaki insan o tartışmaya biraz ara verelim dediğinde bile zihnimin içerisinde sürekli durup durup bana nasıl öyle der? Bana neden böyle şeyler söyledi? Hiç hak etmiyorum ben bunu aslında. Biraz sonra tekrar konuşmaya başladığımızda bununla ilgili hesap sormalıyım ondan gibi düşünceler geçebiliyor aklımızdan.
Öyle olunca mesela o ara vermiş olmayı hiçbir şekilde sakinleşmek, zihnimizi olumsuz düşüncelerden arındırmak için kullanmıyoruz. Aslında zihnimizin içerisinde biraz sonra yaşayacağımız tartışmanın provalarını yapıyoruz. Ve öyle olunca sakinleşmemiş halimizle tartışmaya geri döndüğümüzde partnerimizin ve kendimizin tansiyonunu tekrar yükseltmek bizim için hiç de zor olmuyor. O yüzden de aslında bizim kendimizi yatıştırmayı, kendi kendimizi sakinleştirmeyi öğrenmemiz yapmamız gereken ilk şeylerden bir tanesi. Kaygılı zihinlere çok iyi gelen yöntemlerden bir tanesi meditasyon. Veya illa meditasyon olması gerekmiyor ama anda kalma egzersizleri demeliyim. Çünkü kaygı
Hepimiz için gelecekle ilgili bir durum. Gelecek derken kastettiğim şey bir sene sonrası, on sene sonrası değil. Kaygılı zihin üç saniye sonrası hakkında da kaygı duyar. Kaygılı zihin bir dakika sonrasını da dert eder. O yüzden aslında tartışmaya ara verdiğinde de sonraki kavganın kaygısını duyar veya tartışmanın içerisinde bile tartışmada söylenilen bir cümlenin
daha sonra tartışma bitip yatıştırıldıktan sonra her şey normale döndükten sonra bile o ilişkide yaratabileceği tahribatın hesabını zihninde kurmaya başlar. Yani o sürekli çok çok çok çok düşünme hali, ruminasyon yapma hali kaygılı zihin için eğer zihin durdurulmuyorsa çok normaldir. Bu sebeple anda kalma egzersizleri bizi gelecekten şu anki ana getirir. Biraz sakinleştirir. Tamam, bak o korktuğun tartışma şu anda olmuyor. Olmama ihtimali var. Ve bu kendi kendimizi telkin etme. İngilizce'de self-talk diye de geçiyor. Yani kendi kendimizle konuşma halinin.
...çok büyük faydaları olduğunu biliyoruz. Yani biz kendimizle... ...hayır, bu durum yatışacak. Şu anda bu tartışmanın içerisinde... ...birbirinizi kırabilecek şeyler söylemiş olabilirsiniz. Ama aslında belki de bu anın stresiyle... ...birbirinizi yanlış anlıyor durumdasınız. Ve biraz sonra tekrar konuştuğunuzda... ...karşımızdaki insanın... ...bize söylediklerini daha farklı algılayabilir olacağız... ...cümlesini kendi kendimize söylememiz... ...aslında tartışma içerisinde bizi yatıştıracak...
...önlemlerden bir tanesi. Bununla birlikte... ...o arayı bizim talep etmemiz, o ara esnasında zihnimizi dağıtacak... ...bu bir telefon konuşması olur, girip bir duş almak olur... ...yapabiliyorsak bir dizinin bir bölümünü seyretmek olur. Yani birazcık odak noktamızı oradaki olumsuzluktan... başka bir şey çevirmek kaygımızı yönetmek anlamında gerçekten yardımcı oluyor. Tabii ki ilişkiler sadece tartışma anlarından oluşmuyor ve kaygılı bağlanma davranışlarımız bizi sadece tartışma anlarında yakalamıyor. Kaygılı bağlanan bireyler genellikle ilişkilere başladıkları andan itibaren
kaygılarının karşı tarafı bir şekilde aktarıyorlar. Nasıl oluyor? Karşımızdaki insanın bizi terk etme ihtimali olduğundan sürekli olarak şüphelendiğimiz için onu kendimize bir an önce bağlamaya çalışıyoruz. Bunu yaparken çolukla ona bir an önce içimizi açıp onunla gelecek planları yapmaya çalışıyoruz. Mesela daha iki haftadır birlikteyken oturup gelecek yazım planı yapıyorsak bu karşımızdaki insan için biraz korkutucu olabiliyor.
Veya ona çok daha hızlı sevgi sözcükleri söylüyor. Veya ilişkin içerisinde kendi ihtiyaçlarımızdan biraz vazgeçip partnerimizin ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarımızın önüne koyabiliyoruz. Veya çok hoşlanmadığım şeyler olsa dahi ilişkide, aman bana olan sevgisi bitmesin, aman bir şekilde her şey yoluna gitsin diyerek problemlerimizi dile getirmekten kaçınıyoruz. Ancak bu tip davranışlar yani problemleri dile getirmemek veya sınır ihlallerinden bahsetmemek daha önceki podcastlarımda bağlanma stilinden bağımsız olarak söylediğim bir şeye sebep oluyor. O da öfke patlamaları. Yani zaten haksızlığa uğradığını düşünmeye meyilde olan kaygılı bireyler sınır ihlalleri ve
ihtiyaçlarının göz ardı edilmesi durumunu bir süre sonra büyük öfke patlamalarıyla karşılarındaki insanlara aktarıyorlar. Ama böyle olunca ilişkideki o öfke yoğunlukları tolere edilemeyebiliyor. Bir de tabii kaygılı bireylerin yaşadığı reddedilme hassasiyeti durumuna da değinmeden geçmek istemiyorum. Kaygılı bireyler erken çocukluk döneminde reddedilme deneyimini yaşadıkları için bu reddedilme deneyimini ilişkilerinde de beklemeye meyilde oluyorlar.
Böyle olunca partnerliğinin ipuçlarını sürekli kollayıp hangi durumda aslında onları reddettiklerini yakalamaya çalışıyorlar ve böyle olunca küçük durumlardan büyük sonuçlar çıkarıp tabiri caizse çok sevmem bu kelimeyi kullanmayı ama alınganlık yapabiliyoruz ve bunu genellikle de partnerimize böyle büyük tepkilerle gösteriyoruz ve ilişki problemleri ortaya çıktığında da bak gördün mü ben biliyordum zaten benimle ilgili sorunlar olduğunu diyerek aslında kendi kehanetimizi kendimiz gerçekleştirmiş oluyoruz. İşte bu durumlardan uzak kalmanın yöntemlerinden bir tanesi de, o olumsuz beklentilerle ilgili çalışmanız. Yani biz ilişkinin içerisinde zaten her şeyin ters gideceğini düşünüyorsak, bir şekilde ilişkiyi sabote etmeyene daha meyilli oluyoruz. Bunu şuradan da anlıyorum. Mesela ben bu hafta bu podcast'ı çektiğim için sosyal medyada kaygınız neler tetikliyor diye sorduğumda gelen cevaplarda sıklıkla belirsizlik durumları veya karşı taraftan sevildiğimi sürekli duymamak gibi cevaplar vardı. Ve bu bana şunu düşündürttü. Dediğim gibi yani kendim de bundan muzdarip olduğum için belki o belirsizlik durumlarını
Bazen de biz belirsizlik olarak algılıyoruz. Yani bazen aslında her şey güzel bir şekilde ortadayken biz olumsuz olan ipuçlarını okumaya daha meyilli olduğumuz için ve olumlu ipuçlarını biraz daha dışarı bıraktığımız için zihnimizde türlü bilissel çarpıtmalarla durum olduğundan daha negatif algılayabiliyoruz. Şimdi bunları söylediğim zaman şunu söylemeye çalışmıyorum. Hayır, ilişkileriniz çok iyi ama kaygılı bağlanan bireler olarak siz onları kötüye yormaya meyilesiniz demeye çalışmıyorum tabii ki. Yani burada objektif olmakta fayda var. Şunu söylemek istiyorum. Kaygılı bağlanan bireler olarak size kendinizi güvende hissettirmeyen, belirsizlik durumunu körüklemeyi seven, sizi sürekli tehdit altında hissettiren insanlarla birlikte olmaktan kaçınmalısınız.
Yani aslında sevgisini ifade edemeyen, bunu illa dile dökemeyen demiyorum bakın, herhangi bir yolla sevgisini göstermeyen, sizi kıskandıran, size sürekli olarak bir sıkıntı olabileceği sinyerini veren insanlar, sizin ilişki kaygınıza hiç iyi gelmezler. Böyle insanlarla ilişkinizi sürdürdüğünüz zaman aslında yönetebileceğiniz bir kaygı seviyeniz varsa bile bunu yönetememeye başlıyorsunuz. O yüzden de partner seçimi burada çok kritik. Yani bize kendimizi iyi hissettirecek, bize kaygımızla başa çıkarken yardımcı olabilecek, bize sabırlı, anlayışlı, şefkatli yaklaşabilecek insanlara ihtiyacımız var. Ve bu sebeple
partnerinizi bu anlamda değerlendirmemiz çok önemli. Ama burada şunu da eklemeden geçmek istemiyorum. Kaygılı bağlanan bireylerin partnerleri kendileri bu konuda partnerlerine destek olsalar dahi bazen kendilerini çok yetersiz, çok beceriksiz hissedebiliyorlar. Yani kaygılı bağlanan bireyler Hep daha fazla sevgi gösterisi talep ettikleri için bir süre sonra partnerleri ama ben elimden gelen her şeyi yapıyorum, yine de karşımdaki insanın kaygısını yatıştıramıyorum duygusuna kapanabiliyor. Üstelik de kaygılı bağlanan bireyler olarak biz
kendimizi olayların merkezine koyup her şeyi bizim üzerimizden algılamaya, yani egosentrik davranmaya daha meyilli oluyoruz. Böyle olduğunda karşımızdaki kişinin ihtiyaçlarını gözden kaçırabiliyoruz. Yani biraz şöyle bir durum aslında. Karşımızdaki kişi bize bir problemini anlatırken, aman canım o da bir şey mi? Gel önce benim kaygımla ilgilenelim gibi bir şey talep etmeye başlayabiliyoruz. Bu da karşımızdaki insana görülmemiş, duyulmamış hissettirebiliyor.
O yüzden eğer bu tip maillerinizi biliyorsanız siz de partnerinize bunları açıkça konuşmaya cesaretini göstermenizi tavsiye ederim. Yani oturup, ben de sana kendi yetersiz hissettiriyor muyum zaman zaman? Bununla ilgili ne yapabilirim? Senin benim kaygım için yardımcı olmaya çalıştığın ama benim gözden kaçırdığım durumlar oluyor mu? Ya da benim senden bunu talep ederken bazen bunu sana kendini kötü hissettirecek şekilde talep ettiğim oluyor mu? Konuşmasını yapmak ilişkinize çok iyi gelebilir aslında. Ya da eğer
ikili bir konuşma içerisinde karşınızdaki insanı dinlemekten vazgeçtiğinizi ve sadece kendi problemleriniz hakkında konuşmaya başladığınızı yakalarsanız, bu podcasti dinledikten sonra bununla ilgili daha fazla farkındalık yaşayacağınızı biliyorum, o zaman odağı tekrar karşı tarafa çevirmeye çalışabilirsiniz. Bu kadar küçük değişiklikler bile aslında ilişkilerde çok anlamlı, olumlu ilerlemelere yol açabiliyor. O yüzden mutlaka denemenizi tavsiye ederim. Hatta bunu söylemişken bana her zaman sorulan güvensiz bağlanma güvenli bağlanmaya döner mi sorusunda cevaplamış olayım. Tabii ki daha güvenli ilişkiler kurarak
kendi kaygınızın farkına vararak ve bununla ilgili çaba harcayarak, yetişemediğiniz yerlerde profesyonel destek alarak bu anlamda ciddi aşama kaydedebilirsiniz. Bir bağlanmayı, güvensiz bir bağlanmayı, güvenli bağlanmaya çevirmediğin en önemli yolu aslında güvenli bir ilişkinin içerisinde olabilmemiz ve kendi kaygımızla nasıl başa çıkabileceğimizi öğrenmemiz. O yüzden burada iyi bir ilişki ve profesyonel destek en iyi çözüm diyebiliriz çok rahatlıkla. Her zamanki gibi bana bu podcastta da yorumlarınızla, sorularınızla, mesajlarınızla yardımcı olduğunuz için çok çok çok teşekkür ederim.
Umarım kaygılı bağlanma hakkında kafanızdaki soruların bir kısmına cevap alabilmişsinizdir. Eğer aklınıza başka sorular kaldıysa da bana mutlaka yazın. Nasıl ulaşacağınızı biliyorsunuz tabii ki. Ve bir sonraki podcastımızda biraz da kaçıngan bağlanmaya değinmek istiyorum.
Hem kendisi kaçıngan bağlanan hem de partnerleri kaçıngan bağlanan insanlara biraz bilgi vermek, biraz onların tecrübelerinden bahsetmek istiyorum. Umarım o bölümü de heyecanlı beklersiniz. Hepinize sevgilerimi gönderiyorum ve çok güzel bir hafta diliyorum. Sevgiyle kalın, hoşça kalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.