Podcast

Sınır Koymayı Ben Nerden Bileyim?

Yakın İlişkiler

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

“Bütün gün çok ama çok yoruldum. Tek hayalim işten eve gelip kanepeye uzanıp ayaklarımı uzatmak. Ama o da ne? Telefonum çalıyor. Arayan çok yakın bir arkadaşım. Benimle görüşmeye ihtiyacı var. Benimse oradan oraya gidecek gücüm bile yok... Arkadaşıma hayır desem, bu beni bencil mi yapar?” Ben Nerden Bileyim serisinin 4.bölümünde konu: sınırlar. Bölüm akışı: (2:13) Sınırlara giriş (3:38) Sınır kavramını küçükken öğrenebilsek... (5:24) “Öyle de hissedilir mi canım!”  (6:47) “Böyle düşünülür mü canım!” (7 58) Arkadaşlık ilişkileri içerisinde sınırları       (9:43) 6 Sınır Tipi (14:10) Sınırlar ve esneklik (14:58) Sınırlarımın ihlal edildiğini nerden bileyim?  (17:00) Sınırları ilk defa koymak
Sesi düzenleyen: Çağrı Küpeli
Kapak Tasarım: Beyza Nur Karlı
Instagram
Twitter
Facebook
YouTube
Linkedin
Görsel: Venus and Adonis - Francisco de Goya



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.371 kelime · ~12 dk okuma

Bütün gün çok ama çok yoruldum. İşten eve gelirken hayal ettiğim tek şey, kanepeye uzanıp ayaklarımı uzatmak. Ama o da ne? Telefonum çalıyor. Arayan çok yakın bir arkadaşım. Benimle görüşmeye ihtiyacı var. Benimse oradan oraya gidecek gücüm bile yok. Hatta işten eve gidecek gücüm bile yok. Ama arkadaşıma hayır desem şimdi, bu beni bencil mi yapar gerçekten?

Ya da çok üzücü, çok stresli bir günün sonunda telefonum çalıyor. Arayan kişi annem. Benimle konuşmak istedikleri var. Benimle konuşmayı bütün gün beklediğini biliyorum. Ama telefonu açtığım zaman benim şu an duygusu olarak kaldıramayacağım konulardan bahsedeceğimizin farkındayım.

O telefonu açmalı mıyım? Açtığım zaman konuşurken anneme, anne ben bugün gerçekten bunları konuşabilecek durumda hissetmiyorum. Yarın konuşsak olur mu desem? Bu beni kötü bir evlat mı yapar? Eve girdim. Eşim ve kızım heyecanlı beni bekliyorlar.

Transkriptin tamamını oku

Ama ben çok yorgunum ve şu anda bütün istediğim bir saat kadar kimseyle konuşmamak. Birazcık kendimle baş başa kalıp enerjimi toparlayabilsem hem eşime hem kızıma çok daha kaliteli bir vakit ayırabileceğimi biliyorum. Desem ki eve girince ne olur bir saat beni bir kendimle bırakın ondan sonra geleceğim söz veriyorum. Bu beni kötü bir eş, kötü bir anne yapar mı gerçekten?

Ya da diyelim ki bir konuda arkadaşımın canı çok sıkkın ve benimle derdini paylaştığında ben de tabii ki onun üzüntüsü için üzülüyorum ama o meseleye onun kadar canım sıkılmıyor. Bu beni kaygısız, duygusuz, umursamaz bir insan mı yapar? Bütün bu sorular, şu ana kadar sorduğum sınırlarla ilgili sorular. Aslında sınırlar hayatımızın çok içinde.

Ve biz sınırlar hakkında konuşmayı, düşünmeyi erteledikçe kendimizle daha iyi ilişkiler kurmaktan alıkoyuyoruz aslında. Ben psikolog Dr. Gizem Sürenkök. Yeni serimizin 4. bölümünde sizlerle sınırlar hakkında konuşmak istiyorum. Bugünkü sorumuz ben sınırlarımı koymayı ve korumayı nereden bileyim? Sınırlar konusunda bu hafta sosyal medyada soru sorduğumda en sık karşılaştığım cevap bir soru oldu. Ben sınır koymayı bilmiyorum bana bu konuda yardımcı olabilir misiniz?

Ben sınırlarımın ne olduğunu bilmiyorum ya da hangi konularda sınır koyabileceğimi bilmiyorum. Bana yardımcı olur musunuz? İşte bu podcast'te hem biraz sınır tiplerinden bahsedelim hem sınır ihlali ne demek bunu anlayalım hem de sınır koymak bizi bencil ve kötü bir insan yapar mı? Bundan konuşalım istiyorum.

Öncelikle sınırlar ne demek? Ne işe yarar? Biraz bundan bahsedeyim. Sınırlar beni karşımdakinden, beni ötekinden, beni diğer bütün insanlardan ayıran, koruyan ama aynı zamanda benim sorumluluk alanımı belirleyen ve beni yaptığım o alan içerisinde yaptığım işlerden sorumlu tutan Önemli bir kavram. Tam da bu yüzden sınır koymak beni koruduğu gibi bir yandan beni zorluyor da. Çünkü bir kere sınırı koyduğum zaman o sınıra ait bütün sorumluluğu alıyorum, tutarlı davranmak zorundayım ve karşılaşacağım engellerle savaşmak da zorundayım. Sınır kavramını daha küçükken öğrenebilsek aslında o alanı korumak, o alanla tutarlı olmak bizim için biraz daha kolay olacak.

Ancak bizim kültürümüzde sınır kavramı o kadar da kolay öğrenilmiyor. Çünkü ebeveynlerimiz ya da bakım verenlerimiz diyeyim, bizim üzerimizde çok fazla tahakküme sahip oluyorlar. Kendimiz için karar alabilmek, mesela ben bunu giymek istemiyorum, ben bu şekilde konuşmak istemiyorum, ben bize gelen misafirin yanına oturmak istemiyorum, ben istemediğim bir insanı yanağından dahi olsa öpmek istemiyorum diyemiyoruz. Sevmediğimiz akrabalarımızı arayıp bayramlarını kutlamak ya da hoşumuza gitmeyen komşularımızla sohbet etmek durumunda kalabiliyoruz. Çünkü bunlar toplumun uygun gördüğü, bizimse bir şekilde mecbur bırakıldığımız kıstaslar oluyor. Çocuk dediğinin kendi bedeninden, kendi mesela üşümesinden, kendi açlığından, mesul olabileceğini kabul etmek istemiyoruz. Mesela bir çocuk aç olmadığını söylediğinde illa ağzına yemekleri tıkıştırmak zorunda hissediyoruz. Çünkü ebeveyn olarak onun açlığından tamamen biz sorumluyuz. Ya da çocuğumuzun üşüdüğünü kendi üşümemizden biliyoruz. Ben üşüyorum ya o üşüyordur. Ama onun bedeni benden farklı ve kendisine sorduğunda üşümediğini söylüyorsa ve artık bunun bilincinde olabileceği bir yaştaysa

O zaman neden ben üşümediğini söyleyen bir çocuğu kat kat giydiriyorum? İşte burası bir soru işareti. Böyle yetiştirdiğimiz çocukların kendi bedenlerinden, kendi hislerinden sorumlu olmaması aslında çok da şaşırtıcı değil. Benzer bir şekilde bir şey hisseden çocuğuma öyle de hissedilir mi canım?

Buna da ağlanır mı hiç? Of, buna mı gerçekten üzülüyorsun? gibi şeyler söyleyebiliyorum. Ben böyle yaptıkça çocuğum kendi hislerine sahip çıkmayı öğrenemiyor. Çocuğum kendi hislerinin doğru, geçerli ve kendisine ait olduğunu öğrenemiyor. O zaman da aslında kendi duygularının sorumluluğunu alamıyor, öyle değil mi?

Ya da mesela çocuklarımıza, aa olur mu hiç, tabii ki oyuncaklarını arkadaşlarına paylaşacaksın diyoruz. Çocuğum diyor ki bana, evet ama ben şu şu şu oyuncaklarımı paylaşırım ama şunu istemiyorum çünkü bu benim için çok özel. Ben diyorum ki, hayır canım onu da paylaşmalısın tabii ki. Ama burada çocuğumun çizmeye çalıştığı bir sınır var. Belli bir yere kadar oyuncaklarını paylaşabileceğini söylüyor. Bir tanesini korumak istiyor. Ama ben karşımdaki insanlara hoş görünmek için, ayıp olmasın diye çocuğumun oradaki sınırlarını hiçe sayıyor ve bütün oyuncaklarını paylaşması konusunda ısrarcı oluyorum.

Çocuğum kendisini kucağına almasından hoşlanmadığı bir insandan rahatsız olduğunu dile getirdiğinde ben, ''Aa ama onlar bizim çok yakın arkadaşımız, hiç olur mu?'' ''Tabii ki onunla vakit geçireceksin, tabii ki o seni kucağına almak istediğinde gideceksin kucağına'' diyorum. Bir de tabii çok sık yaptığınız... Öyle düşündün mü canım? Bu düşündüğün çok saçma. Bu düşüneceğin de hiç olmamış. Burada da böyle söylenir mi? Burada da böyle yapılır mı? gibi yorumlarım var. Bu sayede çocuğumun kendi fiziksel, maddi, duygusal, bilissel sınırlarını korumasına bir türlü izin vermiyorum. Onları koymasına bile izin vermiyorum. Çocuğumun bana hayır demesine müsaade etmiyorum.

E peki bu çocuk nasıl öğrenecek sınırlarını koymayı? Nereden bilecek gerçekten doğru yerde sınır koymayı? İşte böyle böyle büyüdüğümüz zaman ilerleyen dönemde başka insanların bizim adımıza karar vermesini, mesela üşüdüğümüzü veya kötü hissetmemiz gerektiğini veya bir konuda ne düşünmemiz gerektiğini başka insanların belirlemesini bekliyoruz. Bunun farkında değiliz ama böyle olduğu için ilişkiler içerisinde... ...ben benim, sen de sensin, ikimiz bir araya gelip bir ilişkiyi oluşturuyoruz ama... ...birbirimizden farklı duygularımız, farklı düşüncelerimiz, farklı ihtiyaçlarımız olabilir gibi cümleler kuramamaya başlıyoruz.

Bu sadece romantik ilişkiler için de geçerli değil aslında. Mesela arkadaşlık ilişkileri içerisinde benim hoşlanmadığım bir insanla arkadaşım görüştüğü zaman bu benim için büyük bir mesele haline geliyor. Arkadaşımın ne düşünmesi, o kişiyle ilgili ne hissetmesi gerektiğini ben belirlemeliyim gibi hissediyorum. Arkadaşımın kendi sınırları olabileceği, arkadaşımın kendi duygularını bu konuda belirleyebileceğini kabul etmekten hoşlanmıyorum.

İş arkadaşlarımın ne düşünmesi gerektiğini belirlemeye çalışıyorum. Veya partnerimin bir konuda nasıl hissetmesi gerektiği konusunda en çok ben fikre sahibim. Partnerimin ailesiyle olan ilişkilerini belirleyebiliyorum. Partnerimin nereye gidebileceğini, kimlerle görüşebileceğini, hangi durumlarda nasıl giyinmesi gerektiğini belirleyebiliyorum mesela.

Ben belirleme teşebbüsünde bulunuyorum. Karşımdaki insan da bunu kabul ediyor. Çünkü bu karşılıklı hepimiz benzer kültürlerde büyümüş durumdayız. O yüzden de eğer birimiz biraz daha farklı yetiştirildiysek ve sınır kavramını daha iyi öğrenmişsek bu ilişkide problemler çıkartıyor. Ne kadar da bencisin. Nasıl olur da benim gibi düşünmezsin? Nasıl olur da benim gibi hissetmezsin? Nasıl olur da benim senin için getirdiğim bu bu bu uygun koşullara uyum sağlamazsın? gibi yorumlarda bulunabiliyoruz. Bunu çok kişisel algılıyoruz. Sanki karşımızdaki insanın hayır demesi aslında bizi sevmemesinden kaynaklı diye düşünüyoruz. Onun kendi ihtiyaçları, kendi değerleri olabileceği düşüncesi çünkü bize çok yabancı.

Şu ana kadar getirdiğim örnekler içerisinde birçok farklı sınır tipine değindiğimi duymuş olduğunuzu tahmin ediyorum. Ama biraz daha bilimsel konuşmak gerekirse 6 temel sınır tipinden bahsetmemiz mümkün. Bir tanesi fiziksel sınırlar. Mesela kim ne kadar yakınımıza girebiliyor?

Kim evimize gelebiliyor? Kim bizi uyurken görebiliyor? Kiminle öpüşmekten hoşlanıyoruz da kiminle el sıkışmayı tercih ediyoruz? Kiminle daha uzun süre göz teması kurabiliyoruz da kiminle biraz daha mesafeli olmayı tercih ediyoruz? Bunlar hep fiziksel sınırlarla ilgili. Bir de duygusal sınırlar var. Duygusal sınırlar benim duygularımı diğer insanların duygularının ayıran yegane sınır tipi. Ben kendi deneyimlerimle, kendime getirdiklerimle bir uyaran karşısında belli bir şekilde hissedebilirken bir başkası kendi deneyimleri sonucunda başka türlü hissedebilir. Ben onunkine karışamayacağım gibi o da benim nasıl hissedeceğimi belirleyemez. Bunlar da duygusal sınırlar.

Çok benzerini düşüncesel sınırlar içerisinde de kullanıyoruz. Yani bir konu hakkında ben düşüncemde özgür olduğum gibi başka bir insan da özgür. Ne ben onun düşüncesini değiştirebilirim ne o benim düşüncemi değiştirebilir. Aynı fikirde olursak ne güzel. Ama eğer aynı fikirde değilsek de, bu konuda aynı fikirde değiliz, bu konuda anlaşamadığımızı anlaşalım diyerek yola devam edebilme şansı tanıyor bize düşüncesel sınırlar. Maddi sınırlar

Hangi eşyalarımız ya da hangi sahip olduğumuz mal, mülk bunları paylaşmak istiyoruz? Hangilerini kiminle paylaşmak istiyoruz? Bu anlamda bize yardımcı oluyor. Mesela belki ben arabamı kardeşime vermekte problem yaşamıyorum ama bir arkadaşıma verirken bundan çok hoşlanmıyorum. Benim maddi sınırlarımla ilgili. Ya da mesela kıyafetlerimi paylaşmakta problemim yok ama kitaplarımı paylaşmayı hiç istemiyorum. İşte bu maddi sınırlar sayesinde bana esneklik veriyor. Neler benim alanım içerisinde korunma ihtiyacı ile burada duruyor, neler başkasıyla paylaşılabilir.

Zamansal sınırlar benim kendi zamanımı, kendi istediğim gibi belirleyebilme özgürlüğünü bana sunuyor. Eğer ben o akşam kendimle vakit geçirmek istiyorsam, mesela bir dizi seyretmek istiyorsam, biri beni arayıp, hadi gel bir şeyler yapalım dediğinde oraya gitme zorunluluğu hissetmememi sağlıyor. Çünkü ben bu akşamı kendime ayırmışım. Ya da o hafta sonu yapmayı planladığım bir şey varken ailem eğer bana bir şey yapmayı empoze ediyorsa ben onlara hayır bu hafta sonu ben kendimle vakit geçirmek istiyorum, kendi planlarım dahilinde vakit geçirmek istiyorum diyebiliyorum. Tabii ki zamansal sınırlar

çalışma koşullarımıza çok bağlı ve bununla çok değişkenlik gösteriyor. Ama aslında iş yeri kültüründe bile zamansal sınırlara daha çok saygı duyulan iş yerlerinde çalışanların çok daha verimli, çok daha üretken olduğunu biliyoruz. Şu an bahsetmek istediğim sınır tipi altıncı sınır tipi de cinsel sınırlar. Ben cinsellik konusunda neye açığım, ne kadara açığım bunları belirleyen önemli bir kavram cinsel sınırlar. Ben bir kişiyle çok daha farklı şeylere açıkken başka bir kişiyle çok daha kapalı olabilirim. Ben bir kişiyle mesela seksing konusunda çok rahatken bir başkasıyla seksing yapmak istemeyebilirim.

Benzer şey pozisyonlar için de geçerli. Bazı insanlarla bazı pozisyonları okeyken başka bir insanı reddedebilirim. Bir partnerimle yapmak istediklerimi bir sonraki partnerimle yapmamayı tercih edebilirim. Bunlar benim cinsel sınırlarım ve cinsel sınırlarım aslında aynı cinsel birleşmede bile farklılık gösterebilir. Mesela başlangıçta tamam dediğim bir şeye zaman içerisinde hayır demeye başlayabilirim ve karşımdaki insanın buna saygı duyması gerekir. Ne cinsel sınırlarım, ne fiziksel sınırlarım, ne duygusal, ne düşüncesel sınırlarım karşımdaki insanla ilişkili değil aslında. Bunlar benim belirlediğim, benim çizdiğim, İhtiyaçlar ve değerlerle ilişkili. Tabii ki sınırların esnek olması önemli. Yani aslında karşımdaki kişiye göre biraz daha esnetilebilir sınırlarım olabilir. Ama her sınırım esnetilebilir olursa burada problem başlıyor.

Yani söylemeye çalıştığım şey hepimizin belli kırmızı çizgilerinin olması gerektiği. Her konuda, hayır bunun ötesine geçmiyorum ya da şu konuda fikrimi değiştirmiyorum, şu konuda hislerim bana ait ve bununla ilgili bir değişiklik yapmak istemiyorum. Ya da sahip olduğum şu, şu ve şunu kimseyle ama kimseyle paylaşmak istemiyorum diyebilmek benim bireysel özgürlüğüm içerisinde olmalı. İlişkide olduğum herkes, bu ister romantik ilişki olsun, ister arkadaşlık ilişkisi olsun, ister ebeveyn çocuk ilişkisi olsun, benim bu sınırlarımın saygı gösterdiği sürece ben kendimi mutlu hissediyorum. Sınırlar konusundaki en önemli aslında soru işareti bu. Sınırlarımın ihlal edildiğini nereden bileyim? Ya da sınırlarımın korunduğunu nereden bileyim?

Siz bir ilişki içerisinde eğer kendinizi sürekli bunalmış hissediyorsanız, o ilişki içerisinde kendiniz gibi davranamadığınızı, kendiniz gibi hissedemediğinizi düşünüyorsanız, kendinizi sürekli karşı tarafa hesap vermek zorunda hissediyorsanız, köşeye sıkışmış hissediyorsanız, bunlar genellikle sınır ihlaliyle ilgili oluyor. Sınır ihlali çoğu zaman bizde öfke ve rahatsızlık hissi olarak tezahür ediyor. Sınırlarımızı doğru koymadığımızda veya sınırlarımızı korumak konusunda problemler yaşadığımızda bir süre bunu idare edebiliyoruz. Bir süre yüksek bir öfke göstermeden ya da hadi ağzımızın tadı bozulmasın fikrini bir süre götürebiliyoruz. Ama bir noktada öfke patlamaları yaşıyoruz. Karşımızdaki insanlar da şaşırıyor aslında. Şu ana kadar hiç hayır demediğimiz bir yerde mesela hayır demeye başlıyoruz.

Ama bugüne kadar bu problemsizdi. Ama artık değil. Aslında artık değil, değil işte. Aslında hep benim bununla ilgili bir sıkıntım vardı. Ama ben bunu dile getirememiştim. Tam da bu sebeple sınırlarımız ihlal edildiğinde o noktada bir şey yapmamız gerekiyor.

Sınır ihlallerine her zaman sözlü bir karşılık vermemiz gerekmiyor. Aslında sınırlarla ilgili birçok insan bununla ilgili sorun yaşıyor. Sanki karşıdaki kişiye bir şey söylemek zorunda ve bu tarz yüzleşmeler hepimize zor geliyor. İnsanlar her zaman bir şey söyleyerek konmak zorunda değil. Davranışlarımızla ya da aslında davranmayışlarımızla da sınır koyabiliyoruz. Mesela telefonu açmamak da bir sınır koymaktır. Ya da telefonu açıp şu anda konuşamıyorum demek de bir sınır koymaktır. Yani sınır koymayı önemli olan bir yerden yapmaya başlamak.

Ve eğer hayatınız boyunca sınır koymakta güçlük çekmiş bir insansanız, sınırları ilk koymaya başladığınızda bu size çok tuhaf gelecek. Karnınızı bencil, hatta yer yer kaba hissedeceksiniz. Hatta sınır koymaya ilk başladığımızda çoğumuz biraz fazla rijit davranıyoruz. Yani böyle fazla keskin sınırlar koyuyoruz.

Çünkü henüz tam olarak nasıl sınır koymamız gerektiğini bilmiyoruz. O yüzden de koymuşken böyle kocaman kocaman sınırlar koymak daha kolayımıza geliyor. Hatta mesela çok manipülasyon altında kaldığımız, toksik bir ilişkiden çıktığımız zaman bir sonraki ilişkimizde böyle keskin sınırlar koymak sık gördüğümüz bir davranıştır. Çünkü bir öncekinde o kadar çok sınırlarımız ihlal edilmiştir ki bu sefer güvenle başlamak isteriz.

Ama çok keskin sınırlar da bizi zorlar. O yüzden sınırların esnek olması güzeldir aslında. Yani siz de şimdi sınır koymaya başladığınızda ilk başta bunlar size biraz eylete gelirse şaşırmayın ve aslında devam etmeye çalışın. Çünkü sınırlar koymaya başladıkça kendimizi daha özgür ve daha iyi hissetmeye başlıyoruz.

Sınır koymamak kendimize sürekli hayır demekle eşdeğer çünkü. Kendimize hayır demek aslında daha otomatik bir davranış. Başkalarına hayır demektense kendimize hayır demeyi tercih ediyoruz. Ama sınır koymaya başladıkça başkalarına da hayır diyebilmeyi ve kendi ihtiyaçlarımızı ve değerlerimizi biraz daha önceliğe almayı öğrenmiş oluyoruz. Sınır koymanın öz şefkatle çok ilişkili olduğunu söyleyerek bitirmek istiyorum. Kendimizi sevmek, kendimizle daha iyi bir ilişki kurmak aslında kendimizin ihtiyaçlarını ve değerlerini iyi tanımaktan geçiyor. Ben bu hayatta neye önem veriyorum?

Benim bu hayatta neye ihtiyacım var? Ben mutlu hissetmek veya kendimi iyi hissetmek için ne yapmak istiyorum? Bu soruların cevaplarını verdiğimiz zaman bu soruların cevaplarını hayatımıza entegre etmeye başlamak için iyi bir noktada oluyoruz. Hayır, tabii ki her zaman kolay olmuyor. Bunun farkındayım. Böyle çok hayalperest bir yerden önce bunları belirleyelim de ondan sonrası çok kolay demiyorum. Ama bunları belirlemeden yol almamız da mümkün değil. Bunu söylemek istiyorum.

Ve ihtiyaçlarımızı, değerlerimizi tespit ederken kendi sınırlarımızın içerisinde nerede iyi, nerede kötü, nerede daha güçlü, nerede daha zayıf olduğumuzu da fark ediyoruz. Ve özçelikler tam olarak kendimizi bütün bu eksikliklerimizle ve güçlü taraflarımızla kabul etmekten geçtiği için aslında ihtiyaçlarımızı da kendi güçlü ve zayıf alanlarımıza göre belirlemeyi de öğreniyoruz. O yüzden sınırı koydukça kendinize daha barışık, daha iyi bir ilişki içerisinde de olacaksınız. Bugün beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim. Umarım sınırlarla ilgili kafanızda biraz daha net cevaplar alabilmişsinizdir. Bir sonraki hafta toksik ilişkilerden bahsetmek istiyorum. Nereden bileyim toksik bir ilişki içerisinde olduğumu sorusunun cevabını aramak istiyorum sizlerle birlikte. Umarım takipte kalırsınız. Hepinize sevgilerimi gönderiyorum. Çok güzel bir hafta diliyorum. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)