Podcast

Mutlu Olmayı Hak Ettiğimi Ben Nerden Bileyim?

Yakın İlişkiler

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Uzun zamandır bu anı bekliyorsun. Şimdi sevdiğin insanın gözlerine bakarak o çok güzel gün batımını seyretmek üzere, manzaranın en mükemmel olduğu yerdesin. Gün batımına saniyeler kalmış durumda... O anda manzaranın kenarında fark ettiğin şey, heyecanla beklediğin gün batımını ve sevdiğinle o değerli anı bozuyor. Bir anda mutluluğun uzaklaşıyor. Ben Nereden Bileyim serimizin yeni bölümünde mutlu olmayı hak ettiğimi nereden bileyim sorusunun peşindeyiz. Keyifli dinlemeler. Bölüm akışı: (3:00) Mutluluğu hak etmediğini düşünen kişlerin sıklıkla belirttikleri (3:54) Bir düşünün uzun süre sonra ailenizi göreceksiniz (5:54) Geçmişten gelen değersizlik hislerinin üstesinden nasıl geliriz?  (6:45) Kurtulan suçluluğu (Survivor guilt) (8:20) Mutlu olmak için büyün koşullar mükkemmel olmalı (9:05) Mutlu olmak, hemen şu an (10:13) Kendini sabote etmek (10:48) Kendimizi affetmek için... (12:20) Geçmişten gelen travmanız varsa, yalnız değilsiniz.      (13:53) Kendimizi ve karşımızdaki kişiyi eleştirmekten vazgeçmek (16:44) Zayıf yönleri daha sevilesi halde görmek (17:23) Özşefkat (18:24) Bir sonraki bölümde hangi konuyu anlatmamı istersiniz?
Sesi düzenleyen: Çağrı Küpeli
Kapak Tasarım: Beyza Nur Karlı
Instagram
Twitter
Facebook
YouTube
Linkedin
Görsel: Venus and Adonis - Francisco de Goya



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.067 kelime · ~10 dk okuma

Uzun zamandır bu anı bekliyorsun. Şimdi sevdiğin insanın gözlerine bakarak o çok güzel gün batımını seyretmek üzere manzaranın en mükemmel olduğu yerdesin. Gün batımına saniyeler kalmış durumda. O kişinin kollarındasın, sıcaklığını hissediyorsun. Nefesini hissediyorsun. O anda, tam o anda

bir kenarında park edilmiş duran bir arabayı fark ediyorsun. Bu araban burada işi ne? Bu araba burada olmasaydı gün batımı daha güzel olmaz mıydı? Neden tam olarak oraya park etmiş olabilirler ki? Gerçekten insanlar çok düşüncesiz öyle değil mi? Yani şimdi o araba orada olmasaydı gün batımını çok daha güzel seyredebilecektin.

Ama gün batımı o esnada çoktan ilerlemiş durumda. Ve sen gün batımını sevdiğin insanla... ...sımsıkı sarılarak izleme şansını kaybetmiş durumdasın. Bu anlattığım tanıdık geldi mi sana? Peki... ...ya... ...çok mutlu olduğumuz, çok iyi hissettiğimiz tam o anda... ...o anın gerçekliğini sorgulama hali. Ben şu anda bunu gerçekten yaşıyor muyum? Ben bunu hak ettim mi?

Transkriptin tamamını oku

Ya da ben aslında... ...karşımdaki insan rol yapıyor ve bunu anlamıyor olabilir miyim? Ben iyi bir insan mıyım gerçekten bu kadar güzel şeylerin olmasını hak edecek? Karşımdaki insanın bana bu kadar romantik ve iyi davranmasını... ...hak edecek bir şey yaptım mı? O kadar değerli miyim? Ben sevilmeyi hak ediyor muyum? Başka bir an... ...başka bir nokta... ...tam yine çok güzel şeylerin olduğu esnada...

Eskiden daha güzeldi sanki. Daha güzel öpüşüyorduk. Eskiden daha romantiktik, beni daha çok seviyordu. Of, hiçbir zaman eskisi gibi olmayacağız. Bu cümle tanıdık geliyor mu peki?

Ya da yine her şeyin çok güzel olduğu bir anda aslında şu, şu ve şu da olmuş olsaydı daha iyi olurdu. Onları tamamlayınca kendimi daha iyi hissedeceğim. Ama onlar olana kadar yeterince mutlu olmayı hak etmiyorum düşüncesi. Eğer sen de bütün bunlardan muzdaripsen klubimize hoş geldin. Mutluluğu hak etmediğini düşünenlerden birisin. Peki biz neden böyleyiz Sahi?

Ben psikolog Dr. Gizem Sürenkök. Bugünkü podcastımızda mutlu olmayı hak ettiğimi ben nereden bileyim hakkında konuşacağız. Gerçekten mutlu olmayı hak ediyor muyuz? Yoksa mutlu olmayı hak etmek diye bir kavram hiç yok mu?

Ama düşününce bazılarımız için çok zor değil mi? O anda kalmak, o anın tadını çıkarmak. Daha sonra zaman geçip gittikten sonra bunun pişmanlığını yaşamamak. Ya da mesela çok güzel gözüken bir akşamın sonunda o akşam olup biten tek bir kötü ana takılmamak.

Ya da mesela mükemmel geçmiş akademik hayatımızda bir dersten kötü yaptıysak o dersi düşünmemek. Ya da mesela hayatımızda birçok arkadaşımız varken tek bir arkadaşımızla yaşadığımız o problemde kalmamak. Bunlar mutluluğu hak etmediğini düşünen insanların sıklıkla belirttiği darbanışlar. Problem aslında şu, bu darbanışları gösterdiğimiz zaman sadece o anı kaçırmış olmakla kalmıyoruz. Beklentilerimizi yarattığımız, geçmişte kalacak, gelecekte yaşayacağımız birçok anı da bu sayede sabot etmiş oluyoruz.

Aslında şöyle, mesela düşünün yurt dışında yaşıyorsunuz veya ailenizden uzakta bir yerlerdesiniz ve ailenizle görüşmeye heyecan atıyorsunuz. Birlikte çok güzel vakit geçireceksiniz. Belki uzun zamandır görüşmemenin acısını çıkartacaksınız. Heyecanla bekliyorsunuz bunu, yanlarına gidiyorsunuz ve ufacık bir tartışma yaşanıyor. O tartışmanın içerisinde bir anda yükseliyorsunuz, sinirler geriliyor, bir güzel kavga ediliyor.

Ve sanki o ziyaret olduğu gibi bozulmuş oluyor. Yani dönüp baktığınızda mesela bütün ziyaretinizi sadece o kavga üzerinden hatırlıyorsunuz. O esnada mesela 15 gün birlikteydiniz diyelim ki. 15 günün 14 güne çok güzel geçmiş de olsa sizin için o bir gün yaşanmış tartışma zihninizde yer etmiş durumda.

İşte bütün bunlar aslında mutluluğu hak etmediğini düşünen insanların sık yaptığı davranışlar ve düşünüp bakınca bu tip davranışlarda ortaklaşan insanların geçmişlerinden getirdiği bir takım değersizlik hisleri olduğunu görüyoruz. Bugün biraz bunlardan bahsetmek istiyorum ve bunlardan bahsederken aslında bunların üstesinden nasıl geliriz biraz da onlara değinmek istiyorum. çoğu zaman geçmişte yaşadığımız bazı tırnak işareti içerisindeki günahların bizi bugün mutlu olmaktan alıkoyduğunu düşünürüz mesela şöyle bir örnek vereyim diyelim ki bir önceki ilişkinizde partnerinize bir kötülük yaptınız ve ilişkiniz bundan dolayı bitti yani kötülük derken kastettiğim mesela ona karşı yeterince anlayışlı olmadınız ilgi alanlarını desteklemediniz yeterince ya da belki bir adım daha ileri gittiniz onu aldattınız ve bu çok yanlış bir davranıştı bunu biliyorsunuz ve artık yeni bir insansınız ama bir ilişkiye başladığınız zaman hala acaba geçmişteki günahlarımdan dolayı

Bugün de mutlu olamayacak mıyım? diye düşünebilirsiniz. Birçoğumuz yapıyoruz bunu. Geçmişte iyi bir insan gibi davranmamış olmanın bugün veya gelecekte bizi mutluluktan alıkoyacağını düşünüyoruz.

Bazen geçmişte yaşanan olumsuz durumlardan bizim sıyrılabilmiş olmamız ama başkalarına sıyrılamamış olması da bizi yine mutluluğa karşı daha temkinli hale getirebiliyor. Hemen buna da bir örnek vereyim. Diyelim ki çok zorlu bir halde büyüdünüz. Üç kardeştiniz ve siz üç kardeşin arasında kendisini daha İyi hissetmeyi başarabilen, daha hayatı tutunmuş ve daha kendisini ilerletebilen insansınız. Diğer kardeşleriniz öyle olamadı. Alevi problemlerden daha fazla etkilendiler. O zaman siz... Bu halinizde mutlu olduğunuz her seferinde ben kurtuldum ama onlar kurtulamadı. Kurtulan suçluluğu diyoruz buna. Bunu yaşamaya başlıyor. Hayatta kalan suçluluğu. Survivor's guilt diye geçer. Yani ben neden mutluyum da diğerleri değil ve ben o zaman mutlu olmayı hak etmiyorum.

İşte böyle yapa yapa aslında sizin belki tırnaklarınızla kazıyarak verdiğiniz o mücadeleyi bu sefer geride bırakmış oluyorsunuz mutlu olmadığınızı düşünerek sürekli. Ya da mesela çocuklukta yaşadığımız travmalar bizi gerçekten mutluluğun çok ama çok zor elde edilebilir ve ancak onu hak edecek bütün kriterleri tamamlayan insanlara bahşedilmiş bir şey olduğuna inandırabiliyor. Ve biz geçmişte yaşadığımız travmalardan dolayı kendimizin kesinlikle sevilmeyen, kesinlikle mutluluğu hak etmeyen, kesinlikle değer verilmeyi hak etmeyen bir insan olduğuna inanıyoruz. O yüzden de karşımızda bize bunları hissettiren biri veya bir durum olduğunda Bu mesela çok güzel bir tarifi almak olabilir. Çok güzel bir romantik ilişkiye başlamak olabilir. Arkadaşlarımız tarafından çok sevilip sarmalanmak olabilir. Hemen bunu sorgulamaya başlıyoruz. Hayır, hayır bu gerçek olamaz. Ben bunu hak etmiyorum ki. Ben iyi bir şeyi hak etmiyorum. Ben gerçekten bunları hak edecek hiçbir şey yapmadım.

Ya da bazen bütün bunların dışında çok mükemmelliğçi bir insan oluyoruz ve mutlu olmamız için ancak bütün koşulların sağlanmış olması gerektiğine inanıyoruz. Ancak bütün koşullar denk gelir ve %100 iyi olursa biz mutluluğu böyle doyasıya yaşayabileceğimize inanıyoruz ve o an olana kadar mutlu olmadığımızı düşünüyoruz sürekli. Peki nasıl düzelteceğiz biz bu durumu? Geriye dönüp geçmişi değiştiremiyoruz. Geçmiş travmalarımızla baş edemiyoruz belki. Ya da bugün kendi içimizdeki o her şeyi mükemmel yapma halinden kurtulamıyoruz. Ama bütün bunlar olurken hayat akıp geçiyor değil mi?

Mutlu olmak için çok fazla beklemenin bize bir faydası olmadığını görüyoruz. Mutlu olmak için aslında hemen şu anda aksiyona geçmemiz gerekiyor. Ve bunun da en etkili yöntemlerinden bir tanesi kendini affetmek. Kendini affetmek derken şunu kastediyorum. Önce affetmeyi doğru tanımlayalım.

karşımızdaki insandan, bu senaryoda kendimizden bir aç almaktan vazgeçmek anlamına geliyor. Yani kendimize yaptığımız belli başlı davranışlardan dolayı öfkeli olmayı bırakmak ve tamam yani o esnada öyle olması gerekiyordu ve ben bunu yaptım, şu anda artık bu durumla ilgili kendimi suçlu hissetmem, benim hiçbir işime yaramıyor diyebilmekten geçiyor. Bunu yapmak hepimiz için kolay değil. Zaten birçoğumuz bir davranışta bulunurken o davranışın birçok sonucunu düşünerek hareket ediyoruz ve o olası kötü sonuçlar içerisinde zihnimizde boğulup gidiyoruz zaten.

Ama kendimi affetmek kavramını hayatımıza biraz daha entegre etmeye başladığımızda bir şeyler değişiyor. Çünkü birçok zaman mutluluğu sabote etme davranışımız bizim kendimizi affedemememizden kaynaklanıyor. Yani biz kendimizi ödüllendirmek istemiyoruz mutlu olarak. Kendimizi cezalandırmak istiyoruz. Kendimizi cezalandırmak istediğimiz için de mutlu olduğumuz anlarda bir şeyler çıkartıyoruz.

Ama kendini affeden insanlar kendilerini cezalandırmak zorunda hissetmiyorlar. Ve mutlu olmayı kucaklayabiliyorlar. Mutluluk kavramını kucaklayabiliyorlar aslında. Çünkü mutlu olmak kaçınılması gereken bir durum olmuyor o esnada. Burada geçmiş davranışlarımızla barışmanın en etkili yöntemlerinden bir tanesi o zamanki koşullar içerisinde en iyisini yaptığımıza inanmaya başlamak.

Çünkü buradan dönüp bakınca geçmişte farklı davranabileceğimiz tabii ki sürüyle sefer var. Ama farklı davranabileceğimizi sadece şu anda biliyoruz. O zaman bütün bunları görebilecek noktada değildik. Ya deneyimsel olarak eksiktik, ya bilgisayar olarak şu anki kadar başarılı değildik. Ya da belki sadece o anda öyle olmasının daha iyi olduğunu düşünüyorduk.

Ne fark eder ki? Çünkü aslında o esnada bize sunulan bütün bilgi ve deneyimle alabileceğimiz en iyi kararları almıştık aslında. Bütün hayatımız boyunca anlar içerisinde etrafımıza bakıp o anki uyaranlardan çıkardığımız sonuçlarla atmamız gereken adımları atıyoruz. Ve eğer özellikle bir sabote etme davranışı söz konusu değilse zaten yapabileceğimizin en iyisini yapıyoruz. Ve geçmişte eğer şu ya da bu sebeple en doğru davranışı yapamadıysanız bile bugün o davranışa takılıp kaldığınızda aslında şu anda da en doğrusunu yapmamış oluyoruz.

O yüzden de geçmiş işte neleri daha iyi yapabilirdik sorusu bir yerden sonra bugünü bozan ve geçmişimizi de daha iyi götürmeyen bir hal alıyor. Eğer geçmişten gelen bir travmanız varsa ve bununla uğraşmakta zorluk çekiyorsanız yalnız değilsiniz. Birçoğumuz çocukluğumuzda veya ergenliğimizde hatta yetişkinliğimizde başımıza gelen travmalarla uğraşıyoruz. Ve bu konuda eğer kendi başınıza yeterince yol kat edemediğinize inanıyorsanız Bu konuda mutlaka uzman birinden psikolojik destek alabilirsiniz. Çünkü travmalarımızın bizi konumlandırdığı yer çoğu zaman daha güçsüz, daha kontrole sahip olmayan bir yer oluyor. Ve travmalarımıza daha farklı, daha profesyonel birinin desteğiyle daha

kontrolde bir bakış açısından baktığımız zaman aslında o travmadan ne şekilde çıktığımızı, travmaya karşı verdiğimiz mücadeleyi ve bu mücadelenin sonunda ne kadar güçlendiğimizi görebiliyoruz. Ve aslında travmalardan belki kaçmak %100 mümkün değil hayatta. Çünkü her şeyin kontrolü bizde değil maalesef. Ama travmalar başımıza geldiğinde onlara karşı nasıl daha farklı yaklaşabiliriz? Bunu keşfetmek bugünkü halimizin elinde. O yüzden de profesyonel birinden destek alarak travmalarımızı bugünkü mutluluğumuzun önünde bir engel teşkil etmekten kurtulabiliriz aslında.

Yine önemli başka bir konu kendimizi eleştirmekten vazgeçmek. Kendimizi ve tabii ki karşımızdaki insanı eleştirmekten vazgeçmek. Çünkü eleştirmek istedikten sonra O kadar çok şey bulabiliriz ki hiçbir zaman, hiçbir an ne biz, ne bir başkası, ne bir ortam, ne bir ilişki mükemmel. Her şeyin içerisinde bir problem, bir sıkıntı var zaten. Ama eğer biz o sıkıntıları kucaklamazsak ve sürekli oluşan her şeyin daha iyisinin mümkün olduğunu görerek daha iyisini yakalamaya çalışırsak

o zaman zaten elimizdeki anlar akıp gidiyor. Şimdi kişinin kendisini eleştirmekten vazgeçmesinin ya da karşısındaki insanı eleştirmekten vazgeçmesinin çok da kolay olmadığının farkındayım. Burada önerebileceğim en etkili yöntem hepimizin güçlü ve zayıf yönleri olduğunu farketmemiz aslında. Yani güçlü olduğumuz özellikler kadar zayıf olduğumuz özellikler de olacak ve bunların olması zaten bizi İnsan olarak biricik yapan şey. Benim mesela güçlü özelliklerimin yanında zayıf özelliklerim hiç olmasaydı bugün ben ben olmazdım. Aslında benim zayıf özelliklerim bugün beni buraya getiren şeylerin arasında.

başarılı olmanın arkasında sadece güçlü özelliklerimiz olduğunu inandığımızda aslında o kadar büyük bir haksızlık ediyoruz ki kendimize. Çünkü doğru kombinasyon aslında zayıf ve güçlünün bir şekilde kendine has bir şekilde bir araya gelmesi ve bizi bir yola sürüklemesi. Mesela belki dikkatimizi çok toparlayamadığımız için bir işi değil de başka bir işi yapmayı tercih ediyoruz ya da belli adaptasyonlardan dolayı bir yolu değil de diğer yolu tercih ediyoruz. Belki kaygılı bir insanız ve mesela çok böyle bütün detaylara dikkat eden bir insanız ve bu halimiz belki bizim en zayıf özelliğimiz ama bir yandan da bütün detaylara dikkat eden bir insan olduğumuz için şu anki mesleğimizi yapabiliyoruz.

Ya da belki duygusal olarak çok hassasız ve bu bazen bizim için yorucu oluyor. Ama bir yandan da duygusal olarak çok hassas olduğumuz için şu anki mesleğimizi yapabiliyoruz. Aslında söylemeye çalıştığım şey, zayıf ve güçlü özelliklerimiz böyle listelenecek ve güçlü özelliklerim doğrusunda zayıf özelliklerimden kurtulayım denecek şeyler değil. Zayıf özelliklerimiz de bizi biz yapıyor.

Ve ancak onlarla barışabildiğimizde ve onların bize getirdiği o biricik özelliği farkettiğimizde kendimizle daha iyi bir ilişki kurabiliyoruz. Benzer şeyler arkadaşlarımız, partnerlerimiz, ebeveynlerimiz için de geçerli. Herkesin zayıf yönleri var. Bu zayıf yönler tabii ki size zarar vermediği sürece, buranın altını çiziyorum.

Belki de onları sizin için daha sevilesi yapan şeyler. Mesela belki dönüp bakınca partnerinizin daha konuşkan bir insan olmasını tercih ederdiniz. Ama belki de partnerinizin konuşkan olmaması onu sizin için özel kılan davranışlarından birinin altında yatan temel özellik. Ya da arkadaşlarınızdan birinin bir özelliğini eleştiriyorsunuz ama belki de tam o sebeple siz arkadaş olabildiniz. İşte bütün bunlar bizi

öz şefkate getiriyor. Biz kendimize de başkalarına da anlayışlı ve kucaklayıcı olabildiğimiz zaman aslında mutluluğa gitme yönünde çok büyük bir adım atıyoruz. O yüzden öz şefkati yüksek olan insanlar daha mutlu insanlar da oluyorlar. Sevgili dinleyiciler! Aslında bugün varmaya çalıştığım şey şu. Mutlu olmak gerçekten hayatta zor yakalanan bir şey değil.

Sadece mutluluğu o anda fark etmek, mutlu anların içerisinde o anları sorgulamadan kalabilmek, o anın tadını çıkartabilmek zor olan. Ve eğer kendimizle birazcık daha barışık, kendimize karşı biraz daha az yargılayıcı ve geçmişten getirdiğimiz her türlü özelliğimize karşı biraz daha fazla affedici ve sevecen olabilirsek bugün daha mutlu, ve mutlu anlarımızı daha uzun sürdürebilir noktaya gelebiliriz diye düşünüyorum. Bugün beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim. Umarım podcastımız hoşunuza gitmiştir. Bir sonraki podcastımızda ne hakkında konuşacağımızı henüz benle belirlemedim. Eğer beni sosyal medyadan takip etmiyorsanız belki şu anda bunu yapabilirsiniz. Böylece bir sonraki podcastımız için soracağım soruyu görebilirsiniz. Eğer sizin de önerileriniz varsa bana her türlü ulaşabilir ve mesaj bırakabilirsiniz.

Hepinize sevgilerimi gönderiyorum. İyi haftalar, hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)