
1.969 kelime · ~10 dk okuma
Hiç bir zamanlar deliler gibi sevdiğiniz insana karşı artık eskisi gibi hissetmediğiniz oldu mu? O insana bakıp da eskisi kadar heyecanlanmadığınız, sabah yanında uyandığınız zaman eskisi kadar mutlu uyanmadığınız ya da o sizi öptüğü esnada artık ona karşılık vermek istemediğinizi fark ettiğiniz. Size bir şeyler anlatırken ...eskiden onu ilgiyle dinlediğinizi bilirken... ...şu anda artık çok da umursamadığınızı hissettiğiniz... ...ya da hatta keşke sussa, keşke şu anda konuşmasa dediğiniz... ...birlikte vakit geçirmek için can attığınız o insanla şimdi plan yapmak bile istemediğiniz... ...hatta mümkünse yalnız başınıza ya da arkadaşlarınızla vakit geçirmeyi tercih ettiğiniz...
Hiç oldu mu? Bu insan eskiden sizin kalbinizdeki o en derin yerleri harekete geçirirken... ...şimdi yaprak bile oynamıyor mu kalbinizde? Aşk bitmiş olabilir mi acaba? Aşk biter mi hiç? İnsanlar aşk olmaktan vazgeçebilirler mi? Bu zor bir soru, biliyorum. Ama bugün tam da bunu konuşmak için buradayız.
Ben psikolog Dr. Gizem Sürenkök. Yıkın İşker'in bu yeni podcast serisi... ...ben nereden bileyim de... ...sizinle artık aşk olmadığımızı nereden bilebiliriz... ...bunun hakkında konuşmak için buradayız. Eğer beni sosyal medyada takip ediyorsanız... ...geçtiğimiz günlerde takipçilerime bu soruyu yönelttiğimi biliyor olmalısınız. Artık aşk olmadığınızı nereden anladınız... ...ve bu anı hatırlıyorsanız benimle paylaşabilir misiniz diye sormuştum.
Aldığım cevapların sayısının çokluğu gerçekten bir ilişki bilimcisi için çok heyecan verici. Çünkü bana hepimizin ilişkilerimiz hakkında konuşmak için hazır olduğumuzu gösteriyor. Bu yeni podcast serisi, ben nereden bileyim, tam da aslında bu amaçla ortaya çıktı. Hepimizin yaşadığı ortak ilişkisel deneyimler var. Bu deneyimlerin kimileri acı verici, kimileri ise çok heyecan verici. Ama bunları yaşarken kendimizi bu deneyimin içerisinde yapayalnız hissedebiliyoruz. Bunları sadece ben mi yaşıyorum?
Tam olarak nereden anlayabilirim? Mesela aşık olduğumu nereden anlayabilirim? Ya da artık aşık olmadığımı nereden anlayabilirim? Flör şiddetine uğradığımı nereden anlayabilirim? Ya da karşımdaki insanın benden hoşlandığını nereden anlayabilirim?
Mutlu olduğumu nereden anlayabilirim? Mutluluğu hak edip hak etmediğimi nereden anlayabilirim? Gibi sorular soruyor olabilirsiniz kendi kendinize. İşte bu ve bunun gibi soruların tamamı podcast serisinde benim sizlerle konuşacağım konular olarak bizi heyecanla bekliyorlar.
Bugün aşkın bitişi hakkında konuşmak istiyorum. Evet, bu çok acı verici bir deneyim. Hem kişinin kendisi için yani artık aşık olmayan kişi için hem de buna maruz kalan kişi için gerçekten çok zor. Çünkü bir zamanlar heyecan içerisinde birbirine dönük, birbirine bakan iki insan artık eskisi gibi hissetmiyorlar.
Ve bu duyguyu kabullenmek, bu duyguyu karşı tarafa aktarmak, bu duyguyu duyup da ondan sonra içinde bulunduğumuz ilişkiden vazgeçmek gerçekten zaman alıyor. Düşündüğümüzde bunların hepsi bir anda olmuyor tabii ki. Yani aslında karşımızdaki insana bakıp, yok ya ben artık eskisi gibi hissetmiyorum demiyoruz. Bu dünden bugüne değişen bir duygu değil.
Aslında baktığımızda şunu biliyoruz. Hepimiz bazı günler karşımızdaki insanı daha çok, bazı günlerse daha az seviyoruz. Bu son derece normal. İlişkilerdeki sevgi ve bağlılık duygusu günden güne, günler arasında şekil değiştirebilir. Bazı günler karşımızdaki insan çok bizim için heyecan vericidir. Diğer günler kendimizi işte seviyorum gibi hissedebiliriz. Ve bunda aslında bir problem yok.
Ama eğer karşımızdaki insanla ilgili negatif duygularımız, daha da ötesi karşımızdaki insanla ilgili duygusuzluğumuz artık bir süredir devam ediyorsa bu bize aşkın bitmiş olabileceğini gösteriyor. Sizden gelen cevaplar ve bu konuda literatürdeki bütün çalışmalar hepimizin aşkın bittiği dönemde benzer hisler içerisinde olduğumuzu gösteriyor. Nedir bunlar? Karşımızdaki insana karşı artık eski ilgiyi duymamamız, onun ne yaptığıyla çok da ilgilenmememiz, ondan haber almak için ekstra bir gayret göstermememiz, Sabah o kişiye mesaj atmak için veya sabah uyandığımızda onu öpmek için öyle müthiş bir telaşın içerisinde olmadığımız, ona karşı özellikle iyi davranmanın içimizden gelmediği veya o bize sarıldığında bizi öpmek istediğinde bundan kaçınmaya çalıştığımız, fiziksel temasın varsa cinselliğin gitgide azalması, Bunlar hep aşkın azaldığının göstergeleri. Bunların dışında karşımızdaki kişiyi artık çok sık eleştirmeye başlamamız, karşımızdaki kişi hakkında diğer insanlara sürekli şikayette bulunuyor olmamız, karşımızdaki insanın ne yaparsa yapsın bize batması ki bunlar arasında oturuşu, kalkışı, yürüyüşü, konuşuşu, esprileri ya da aslında ağzından çıkabilecek her kelime, her söz
var ve tebelinde aslında şunu görüyoruz. Biz artık bu insanı eskisi gibi idealize etmiyoruz. Hatta idealize etmeyi de bırakın, bu insanın problemli yerlerini aramaya başlamış durumdayız. Onunla vakit geçirmek şöyle dursun, vakit geçirmemek istiyoruz. Ve aslında onunla vakit geçirmekten hoşlanmıyoruz.
E vakit geçirmekten hoşlanmadığımız zaman bunu karşımızdaki insana hissettiriyoruz da bir taraftan. Az önce dedim ya bu bir günle gelişmiyor. Bununla ilgili baktığımız zaman aşık olmama noktasına gelirken üç aşamadan geçtiğimizi görüyoruz. İlk aşama hayal kırıklığı.
Hayal kırıklığını şöyle tanımamak mümkün. İlişkinin ilk aşamalarında yani tutulma döneminde karşımızdaki insanın kelimenin tam anlamıyla müthiş olduğunu düşünüyoruz. Sanki bizim için yaratılmış. Her şeyiyle ama her şeyiyle çok iyi. Yani aslında belki bize sonradan kötü gelebilecek özellikleri bile o esnada gözümüze güzel gözüküyor.
Ne olabilir bunlar? Mesela karşımızdaki insanın sosyal bir ortamda birçok konuşmada yer almasını, insanlarla çok içli dışlı olmasını, çok sosyal olmasını hayranlık verici buluyoruz belki. Zaman içerisinde hayal kırıklığı aşamasına geldiğimizde ise bu bize batmaya başlıyor. Of her konuda konuşuyor diyoruz. Her konuda bir fikri var.
Tam bir sosyal kelebek ve bunu iyi bir şekilde söylemiyoruz tabii ki. Herkese konuşmak zorunda hissediyor kendisini. Ama ben hiç istemiyorum aslında bu kadar sosyalleşmeyi. Ya da mesela fikirlerinin arkasında durması çok hoşumuza gittiği bir insan artık bizi rahatsız ediyor. Çünkü fikirlerin arkasında bu kadar da
...böyle sıkı sıkı durduğun noktada bizi hiç dinlemediğini... ...veya aslında çok kendi düşüncelerine... ...sıkı sıkıya bağlı bir insan olduğunu fark ediyoruz. Ve bu bizi, kendimizi hiç iyi hissettirmiyor. Yani hayal kırıklığı döneminde... ...başlangıçta çok hoşumuza giden o özellikleri... ...veya yeni keşfettiğimiz özellikleri... ...bizi partnerimizden uzaklaştırmaya başlıyor.
Özellikle evliliklerin ilk zamanlarında böyle şeyler yaşamak mümkün. Neden derseniz birçoğumuz eğer evlilik için uygun bir yaştaysak ilişkiye girdikten sonra aşağı yukarı 1,5-2 yıl sonra evlilik kararı almaya daha meyilli oluyoruz. Ve aslında tam da evlendiğimiz noktada tutulmanın etkileri de kendisini yavaş yavaş geride bırakmaya başlıyor. Öyle olunca bir arada olduğumuz bu kişiyle hele de aynı eve girip daha da çok vakit geçirmeye başladığımızda onun gözümüze çok güzel gelen özelliklerin aslında bizim zannettiğimiz gibi olmadığını fark ediyoruz.
Ve bir taraftan da karşımızdaki insanı daha iyi tanıyoruz. Mesela bize gösterdiğinden daha kontrolcü olduğunu fark ediyoruz. Veya zannettiğimiz kadar bize destek olmadığını. ...veya belki de yeterince sorumlu kalmadığını. Bunlar evlilik içerisinde de olabilir, evlilik dışında da olabilir tabii ki. Yani illa 1,5-2 yıl sonra olmak zorunda olmadığı gibi... ...ilişkinin türüne veya insanların birlikte yaşayıp yaşamadığına da bağlı değil. Hepimiz her ilişkide bunu yaşayabiliriz.
Ve bu hayal kırıklığı hissi çoğu zaman partnerle paylaşılmıyor. Yani kişi kendi zihninde ilişkiye dair bir şüphe duymaya başlıyor. Ama bunu partnerine söylemiyor, sessiz kalmayı tercih ediyor. Bazen ender de olsa arkadaşları ile ya da aile bireyleri ile paylaşıyor. Ama partnerine açık açık ben bu konuyla ilgili hayal kırıklığına uğradım veya senin şu şu şu özelliklerine hoşlanmıyorum pek de denmiyor.
Çünkü bu aşamada aslında ilişkinin bu sebeplerden dolayı bitebileceği pek de düşünülmüyor. Daha çok bu problemlerin zamanla halledilebileceği, partnerin zamanla değişebileceği düşünülüyor. İkinci aşamada insanlar artık duygusal olarak kendilerinin karşı tarafı o kadar da yakın hissetmemeye başlıyorlar. İlk zamanlar gözümüze çarpan o olumsuz özellikler, yani ilk aşamada gözümüze çarpan o olumsuz özellikler gitgide bizi daha fazla rahatsız etmeye başlıyor. Bu noktada artık hayal kırıklığı yerini öfkeye ve kar kırıklığına bırakıyor.
Çünkü şunu düşünmeye başlıyoruz. Bizi o kadar seviyor olsa veya bu ilişkiyi o kadar önemsiyor olsa aslında bu noktaya kadar değişirdi. Şimdi tabii buradaki çelişkiyi siz de duymuş olmalısınız. Biz eğer bunu partnerimizle o kadar da çok konuşmadıysak partnerimiz nasıl değişsin?
İşte bu aşama ilişkilerin biraz zorlu olan kısmı. Yani hep de söylemeye çalıştığımız... ...taleplerinizi, sınırlarınızı, değişiklik isteklerinizi karşı tarafa aktarmalısınız... ...o sizin zihninizi okuyamaz dediğimiz nokta tam da burası. Partner zaman içerisinde bizi rahatsız eden hareketlerini sürdürdükçe... ...biz bu davranışları ne unutuyoruz ne de affediyoruz aslında.
Ve bazen bunlara sonradan fark ettiğimiz olumsuz davranışlar da ekleniyor. Mesela bazen partnerimizin olumsuz alışkanlıklarını görüyoruz. Veya takıntılı davranışlarını. Veya bizi aslında çok da önemsemediğini, bize duymadığını. Genellikle ilişkilerin bitiş aşamasına giden yolda bize en çok etkileyen olumsuz durumlar takdir edilmemek.
bize yeterince özen gösterilmediğini düşünmek, yeterince sevginin ifade edilmemesi ve karşı tarafın bizim sınırlarımızı sürekli ihlal etmesi oluyor. Bu noktada kişi artık sevildiğini, önemsendiğini hissetmediği gibi ilişkideki yakınlık duygusunun da azaldığını düşünmeye başlıyor. Son aşamada artık öfke ve kırgınlık hisleri yerini hissizliğe bırakıyor. Yani artık karşımızdaki insanı değiştirmek konusunda bir çaba sarf etmek istemiyoruz bile. Onunla vakit geçirmek istemiyoruz. Ona karşı herhangi bir empati duyamıyoruz.
Aslında bir an önce aramızdaki hissizliğin sonlanmasını ve başka bir değişiklik bu ilişkinin bitmesini talep etmeye başlıyoruz. Artık hissiz olduğumuz noktada karşımızdaki insanı bırakmakla ilgili suçluluk da duymuyoruz aslında. Şimdi düşündüğümüz zaman insanlar özellikle ikinci aşamada karşı tarafla tartışmalar esnasında kırıcı davranışlar göstermeye başlayabiliyorlar. Belki bunlarsa tanıdık geleceklerim. Mahşerin dört atlısı diyoruz. Karşı tarafa çok ağır eleştiriler getirmek, bize yönelten eleştiri oklarını çok hızlıca karşı tarafa göndermek,
Karşımızdaki insana lakap takmak, onunla alay etmek... ...onu küçük düşürecek şekilde konuşmak... ...veya bize anlatmaya çalıştıklarını hiç önemsemediğimizi dile getirmek... ...hatta bazen bu konuşmadan çıkıp gitmek. Bunların hepsi, maaşların dört hattası olarak bilinen bu davranışlar... ...ilişkinin sonunun gelmesini hızlandıran faktörler.
Peki her ilişki bitmek zorunda mı? Yani aşk her zaman bitmek zorunda mı? Eminim bu soruyu birçoğunuz kendinize sormuşsunuzdur. Çalışmalara göre ilk zamanlarda hissettiğimiz o yoğun aşk duygusu herkes için bitmek zorunda değil. Şanslı bir azınlık ilk zamanlarda hissettiği gibi hissetmeye devam ediyor ilişki içerisinde.
Birçoğumuz için ise ilk zamanlarda hissettiğimiz o heyecan duygusu, karşımızdaki insanı idealize etme, ona karşı beslediğimiz o yoğun aşk duygusu zamanla yerini daha sakin, daha huzurlu, daha sevecen bir sevgiye bırakıyor. ama kendimiz o kadar güvende, huzurlu, anlaşılmış, sevilmiş hissediyoruz ki o kadar güvenli ve konforlu bir alan ki bu ama bakın burada alışkanlıktan veya başka bir şey aramaya olan isteksizlikten dolayı kalmaktan bahsetmiyorum gerçekten kendini iyi hisseden, iyi hissettiğimiz kendimizi ve potansiyelimizi keşfetmeye açık olduğumuz partnerimizin varlığından emin olduğumuz Güzel bir sevgiden bahsediyorum. Heyecansız olmak zorunda değil bu sevgi. İlk zamanlardaki kadar yoğun, çok yoğun. heyecan içermemesinden bahsediyorum. O noktaya geldiğimizde de bu arada ilişkiler gayet güzel gidiyor. Ama bazı ilişkiler için o ilk baştaki yüksek heyecan yerini bu tatlı, huzurlu alana bırakamayabiliyor. Bazen de bu tatlı, huzurlu alan bir süre sonra bize sıkıcı gelmeye başlıyor.
Her ikisi de mümkün, her ikisi de son derece insani. Ve aslında şu da gayet sık karşılaşılan bir durum. Birlikte yola çıkan iki kişi zaman içerisinde farklılaşıyor. Farklı şeyler istemeye başlıyorlar hayattan.
Yani ilk zamanlar ortak hedefler var, ortak hayaller var, ortak yapılmak istenen şeyler var. Ama artık iki insan hayatlarını farklı şekillerde ilerlemek istiyorlar, farklı hedefler belirliyorlar. Karakter özellikleri değişiyor, artık daha farklı şeyler talep ediyorlar. Ve artık ilişki ilerleyemeyebiliyor.
Yani aşk bitebiliyor ve bu çok acı ve kelimelere döküldüğünde belki çok kolaymış gibi kesinlikle değil. Ama önemli olan aşkın bittiğini fark ettiğimiz zaman bunu süründürmemek. Çünkü sevmediğimiz bir insanla, artık aşık olmadığımız bir insanla vakit geçirirken istemeden de olsa onun kalbini kırmaya başlıyoruz. Onu çok fazla eleştiriyoruz. Ona kötü davranıyoruz. Onun öz saygısını azaltacak eylemlerde bulunuyoruz.
Ve aslında o çok sevdiğimiz, belki de bir arkadaş olarak her zaman önemseyeceğimiz o kişiye kötülük yapıyoruz yanında kalarak. Eğer siz de bu noktadaysanız... İlişkinizin bir şekilde düzelebileceğini düşünüyorsanız o zaman partnerinizle yine de ona karşı artık eskisi gibi hissetmediğinizi konuşmanız iyi bir fikir olabilir. Eğer ona neden böyle hissettiğinizi ve böyle hissetmemek için neye ihtiyacınız olduğunu açıklayabilirseniz belki de bir yol alabilirsiniz.
Ya da eğer durumun düzelmeyeceğine inanıyorsanız, o zaman ilişkiyi çok geçmeden bitirmek ikiniz için de yapılması gereken en iyi davranış olabilir. Tabii ki ilişkileri bitirmek veya bir ilişkinin bitebileceğini kabul etmek hepimiz için kaçındığımız, bize zor gelen bir şey. Ama aşkın kendisi varken aşkın bitişi de mevcut. Bu podcastımızda aşkın bittiğini nereden bilebiliriz, bunun hakkında konuştuk.
Bir sonraki podcastımızda mutlu olmakla, mutlu olduğumuzu anlamakla ve mutlu olduğumuzu anladığımız anlarda neler yaptığımızla ilgili konuşmayı planlıyorum. Eğer sizin ben nereden bilebilirim sorunlarınız varsa, ilişkisel deneyimleriniz hakkında sizin de merak ettikleriniz varsa bana her zaman yazabilirsiniz. Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim. Hepiniz sevgiyle kalın. Hoşça kalın. Buraya bir alternatif sonla bırakıyorum. Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim. Eğer henüz yakın işleri takip etmiyorsanız sosyal medyadaki birçok platformda bizi bulabilirsiniz. Ve buradan podcastlerimizi ve yaptığımız diğer çalışmaları takip edebilirsiniz. Hepiniz sevgiyle kalın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.