Podcast

Gizem Sürenkök ile İlişki Sürdürme Kılavuzu Bölüm 6 - İlişkide İletişim

Yakın İlişkiler

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

İlişki Sürdürme Klavuzu Serisi’nin bu videosunda ilişkilerimizde sağlıklı iletişimin öneminden bahsediyoruz.  Empati ve aktif dinlemenin iletişimdeki önemi nedir ve iletişimde farkında olmadan sık sık yaptığımız hatalar nelerdir gibi sorulara yanıt veriyoruz. Eğer sizin de çevrenizdekilerle kurduğunuz iletişimlerinizle ilgili sorularınız varsa ve bu konuda bilgilenmek istiyorsanız, keyifli seyirler dileriz!

01:10 İletişimin üç temel noktası nedir?

03:47 Empatinin aslında doğru tanımı nedir?

04:20 Empati yeteceğini geliştirebilmek için neler yapılmalıdır?

04:54 Aktif dinlemenin tanımı ve ilişkilerdeki önemi nedir?

07:10 İletişimde sık yapılan hatalar nelerdir?

11:27 Tam orta noktada uzlaşma sağlayabilmek mümkün müdür?

Website: www.yakiniliskiler.com

Instagram: www.instagram.com/yakiniliskiler

Facebook: www.facebook.com/yakiniliskiler

Twitter: www.twitter.com/yakin_iliskiler

Linkedin: https://www.linkedin.com/company/yaki...




Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠podbeemedia.com⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.017 kelime · ~10 dk okuma

Herkese merhaba! Ben Dr. Güzem Sürenkök. Yakın ilişkilerin yeni podcast bölümünde yine karşınızdayım. İlişki sürdürme kılavuzuna devam edelim diyoruz ve bugün sizlerle konuşmak istediğim konu iletişim. İletişimle ilgili konuştuğumuz zaman ister istemez bende şöyle bir duygu uyanıyor. Şimdi ben size bunları anlatıyorum anlatıyorum sanki ben bunları çok mu iyi yapıyorum her seferinde.

Tabii ki öyle değil. O yüzden bu podcast'ı dinlerken biraz şunu düşünmenizi isterim. Yani bunlar aslında ulaşabileceğimiz en ideal seviye. Ama oraya ulaşmak hepimiz için çok da zor aslında. Elimizden geldiği kadar bunları aklımızda bulundurup hatalarımızın farkına varabildiğimiz zaman ve geri adım atmayı becerebildiğimiz zaman bence daha doğru bir yere varabiliyoruz iletişim konusunda. Yoksa hepimizin iletişim konusunda hatalara düştüğü bir gerçek.

Şimdi, iletişimden bahsettiğimiz zaman üç temel faktörden bahsediyoruz. Bir, mesajı veren. İki, mesajın kendisi. Üç, mesajı alan. Mesajı veren kişi konuştuğu şeyi anlatırken karşı taraf, mesela ben şu anda size bu podcast'ı çekerken bir şeyler anlatıyorum size.

Transkriptin tamamını oku

Ama bu anlattıklarım doğal olarak benim deneyimlerimden, benim bilgilerimden, benim bugüne kadar yaşadığım her şeyden etkileniyor. Mesela ben size bu podcastı çekerken, bu podcastı çekmeden bir saat önce çok sevdiğim bir insanla bir tartışma yaşamış olsam yüksek ihtimalle bugün size anlatacağım şeyler bu tartışmanın etkilenmiş olurdu. Sonra benim size anlattığım şeyler var. O da mesaj kısmı. Yani bu bilgiyi ben size aktarırken elimden geldiği kadar açık bir şekilde anlatmaya çalışsam da sonuç olarak mesajın içeriği size tam olarak benim anlatmak istediğim gibi gitmeyebilir. Neden? Çünkü sonuçta mesajı alan sizin de belli deneyimleriniz var, belli düşünceleriniz var, belli inanışlarınız var. ve benim anlattığım şeyler size tam tekabül edebilir ya da of bu kadın ne anlatıyordu diyebilirsiniz veya ben bugün öyle bir örnek veririm ki siz de tam ona benzer bir örnek yaşamışsınızdır ah tam beni anlatıyordu diyebilirsiniz işte bütün bunların hepsi aslında bizim iletişimimizi belirliyor yani ben size bunları anlatırken benim ne kadar kendimden bir şeyler katarak anlattığım kendi deneyimlerimle harmanladığım mesajın kendisi

Ve sizin bunları ne şekilde anladığınız aslında üç farklı faktör. Ve bu üç farklı faktörün bir araya gelip de güzel bir şeyler oluşturması her zaman mümkün olmayabiliyor. O yüzden bazen biz canım diyoruz, karşımızdaki canım çıksın anlayabiliyor. İşte öyle durumlar yaşanıyor. Daha önceki bir podcastımızda şundan bahsetmiştik. Sevgili Bilge Kolları çektiğimiz bir podcastı.

Bazen biz karşı tarafı bir şey söylediğimizde karşı taraf için hiçbir şey ifade etmiyor bu. Niye? Çünkü benim aklımda olan şey karşı tarafta. bir yer edinmemiş. O insanın da öyle bir deneyimi yok. Geçenlerde çok sevdiğim bir öğrencimle konuşuyorduk. Bana şunu söyledi. Ben bazen partnerime duygularımı anlatıyorum. Şöyle hissettim. Oradan da böyle hissettim. Ondan sonra da böyle hissettim. Ama erkek arkadaşım bana böyle bakıyor. Yani bakıyor ve hiçbir şey anlamadığına ben ona yüzde yüz yeminim. Çünkü o böyle bir duyguyu daha önce hiç hissetmemiş. O yüzden benim böyle bir şeyi hissediyor olmam onun için aslında anlaması çok zor bir durum diye konuşuyorduk.

Gerçekten de böyle bu arada. Buradan da aslında empati yapmaya da girmek istiyorum. Biz empati hep şöyle tanımlıyoruz. Yanlış olarak şöyle tanımlıyoruz. Sanki karşı tarafın yerine kendimizi koymak. Ama böyle bir şey zaten mümkün değil. Çünkü ben karşı tarafın yaşadığı durumun içerisinde olsam onunla aynı tepkileri veremem ki. Çünkü benim bugüne kadar getirdiğim deneyimler veya benim bugüne kadar o konuyla ilgili bilgim

o olayı yaşayan kişiden çok farklı. O yüzden ben o kişiyi dinlediğim zaman onun o durumda ne hissettiğini, ne yaşadığını anlayabilmem için ancak onun kafasına bürünebilmem lazım ve o da her zaman kolay değil. O yüzden de aslında empati yeteneğimizi geliştirmek için ne kadar çok farklı insan neyi nasıl yaşıyor diye düşündükçe buradan besleniyoruz, oralardan bir şeyler çıkartabiliyoruz. O yüzden aslında diziyi izlemek, filmi izlemek, kitap okumak çok iyi çünkü Oradaki farklı karakterler farklı, insanlar farklı, yetiştiriliş biçimleri neyle sonuçlanıyor? Evet onlar tabi ki senaryo ya da işte hikaye. Ama sonuçta onları yazan kişilerin girikiminden çıktığı için bize aslında fikir verebiliyor. Empati yapmak konusundan bahsetmişken, daha önceki podcastlerimizde de karşımıza çıkan bir başka kavramdan bahsetmek istiyorum. O da aktif dinleme.

Karşımızdaki insanlar konuşurken onları dinlemek hiç kolay değil, değil mi? Onlar bir şey söylüyorlar, o anda bizim aklımızda belli yerler böyle pıt pıt pıt uyanıyor. Yani aslında onların söylediği bir kelime. Diyelim ki onlar bize kahve diyorlar. Onlar kahve dediklerinde bizim aklımızda kahve ile ilgili belki bir sürü şey uyanıyor.

Ve o uyanan şeyle onların kastettiği şey bazen birbirine denk düşmüyor. Denk düşmediği zaman ne yapacağız? Biz kendi yolumuzda, kendi uyanan nöron networkümüzde ilerlerken, yolculuğumuzda ilerlerken onların söylediklerini kaçırabiliyoruz bazen değil mi? Karşımızdaki insanın söylediklerini kaçırabiliyoruz bazen. Bazen mesela karşımızdaki bir şey söylüyor, biz ona bir tepki veriyoruz. Yüzümüzün ifadesiyle bir tepki veriyoruz. Hiç o tepkiyi vermek istemiyoruz ama vermiş oluyoruz.

Diyelim ki yemeği hiç sevmediğiniz bir şey var sofrada ve onunla ilgili konuşuluyor. Hiç fark etmeden bile o yemekten hoşlanmadığınızı belli ediyorsunuz. Aslında bir şey söylemiyorsunuz ama belli ediyorsunuz. Atif dilemede karşımızdakini nötr, yargısız bir ifadeyle dinlemek yatıyor aslında. Yani karşımızdaki insana onun anlattıklarıyla ilgili olumsuz bir şey hissettirmemek, onu yargılamamak, onu anlattığı haliyle ve anlattığı mesajla kabul etmek yatıyor.

Biz onunla aynı fikirde olmayabiliriz. Veya söyledikleri bize hiçbir şey ifade etmeyebilir. Ama sonuç olarak dinlerken bunu karşı tarafa hissettirmemek, ama rol yaparak değil, gerçekten onu anlamaya çalışarak dinlediğimizde bir şeyler değişmeye başlıyor. Bu ilişki sürdürmek de çok önemli bir konu. Çünkü eğer biz karşımızdaki insana, ya sana ne kadar saçma sapan şeylerden bahsediyorsun gibi hissettirdiğimiz zaman karşı taraf bizim

onunla aynı sayfada olduğumuzu düşünmüyor aslında. Ve bizi yanında değil de karşısında hissediyor neredeyse. Bizi ikna etme çabasına giriyor belki. Ama eğer karşımızdaki insanı gerçekten söylemeye çalıştığı şeylerle anlayabilsek veya en azından anlamak için gayret sarf etsek, karşımızdaki insan da bizimle çok daha rahat iletiştiğini fark ediyor. Bütün bunlardan bahsetmişken, iletişimde sık yapılan hatalara da değinmek istiyorum.

Ve tekrar şu uyarıyla değinmek istiyorum. Bunları hepimiz yapıyoruz. Ne kadar az yapsak o kadar iyiyiz sadece. Bunlardan bir tanesi, konuşurken duygularımızı çok abartarak ifade etmek. Mesela, ''Ay bana böyle söylediğine inanamıyorum. Bana nasıl böyle bir haksızlık edersin?'' Şimdi burada aslında mesajın çok dışına çıkmış oluyoruz ve tamamen hissettiğimiz duygu içerisindeyiz ve karşı tarafı suçluyoruz. ''Sen bana bir haksızlık ettin.'' Ama önce karşı tarafın ne ifade ettiğini ve

Hangi noktalardan bizim yetişimi kurmaya çalıştığını kaçırabiliyoruz? Veya Allah'ım çok üzülüyorum, çok üzdün beni. Şimdi burada da var. Ben üzüldüm, üzülüyorum ve ben üzüldüğüme göre senin daha fazla konuşmaya hakkın yok gibi. Ama benim duygularım, benim abartılı bir şekilde ifade edilmiş duygularım aslında karşı tarafın verdiği mesajı dinlememe engel oluyor. Ve o zaman da zaten karşı taraf kendisini hiçbir şekilde duyulmuş ya da anlaşılmış hissetmiyor.

İkincisi, tartışmalar esnasında bazen geçmiş konuları gündeme getiriyoruz. Şimdi böyle söylüyorsun ama geçenlerde annemlerle konuşurken hiç böyle söylememiştim. Orada zaten ben bir şey hakkında konuşmuştum. Beni hiç savunmamıştın. Ama bugünkü tartışmanın onunla hiç ilgisi yok. Olsun. Oradan benim hakkımda kalmıştı ve bugün bunu gündeme getirmek istiyorum. Ama böyle yaptığımızda bugünkü konu bu sefer güme gidiyor. Bugünkü konu hakkında konuşmuş ve

Anlaşmış hissedemiyoruz kendimizi. Üç gün öncesinin konusunu konuşmaktan, bu sefer bugünün konusunu da gelecek sefere bırakıyoruz. Ve böylece böylece aslında konular birikiyor ve geçmişin etkisinden, geçmişten getirdiklerimizden bir türlü vazgeçememiş oluyoruz. Geçmişteki problemlerimizi çözdüysek, o zaman onları orada bırakmamız gerekiyor. Tekrar tekrar gündeme geçirdiğimizde iki taraf da çok daha fazla yıpranıyor.

Bununla birlikte bir başka yaptığımız hata da bir tartışmayı yaparken konunun özünden çıkıp bambaşka tartışma konularını o konuşmana içine sokmak. Yani belki mesela siz o esnada partnerinizle akşam yiyeceğiniz yemeği nerede yiyeceğiniz hakkında konuşuyorsunuz ve bir türlü anlaşamıyorsunuz. Tam o esnada ne yiyeceğiniz veya ondan sonra hangi arkadaşlarınızla buluşacağınız veya o arkadaşlarınız hakkında ne düşündüğünüz gibi konular hakkında tartışmaya başlarsanız Bu şuna sebep oluyor. Artık tek cephede tartışmıyorsunuz. Birden fazla alan var. Ve o birden fazla alanda konu o kadar dağılıyor ki aslında belki küçücük olan ve çok rahatlıkla çözebileceğiniz bir şeyi alıp çok fazla genele yaymış oluyorsunuz. Yani tek bir yerde çıkan ufacık bir yangındansa kocaman bir alana sıçramış bir yangını söndürmek zorunda kalıyorsunuz. Öyle olduğu zaman insanın dikkati dağılıyor.

yorgun düşüyor, tükeniyor ve daha fazla tartışmak istemeyebiliyor. Aslında mesela partnerlerimizden gördüğümüz o duvar örme veya kendini kapatma darmışlığı böyle zamanlarda sıklıkla ortaya çıkabiliyor. İnsanlar tek bir konu hakkında daha rahat konuşabilecekken bir anda kendilerini birçok farklı yerden saldırıya uğramış hissedebiliyorlar. Bu da tartışmalar için çok kötü sonuçlar verebiliyor maalesef.

Yine tartışmalar içerisinde yaptığımız hatalardan biri haklı-haksız savaşına girmek. Ben haklıyım. Kabul et bu konuda kesinlikle ben haklıyım ve sen haksızsın. Ya da şu konuda haksız olduğunu kabul etmeden bir kelime daha fazla konuşmak istemiyorum. Bu eğer sizin de söylediğiniz bir cümleyse. Bu cümlenin aslında karşı taraf için ne kadar yıpratıcı olduğunu fark etmemiz lazım gibi geliyor.

Benim de arada kurduğum, şimdi konuştum size bahsederken Allah'ım ben ne yapıyorum dediğim şeylerden bir tanesi. Karşı taraf mutlaka konuştuğumuz zaman bir hatasını kabul etsin de öyle ilerleyelim, isteyebiliyoruz. Ama aslında böyle yaptığımızda sanki koşullu bir anlaşma var. Önce sen bir kabul et de ondan sonra bakarız, ondan sonra konuşuruz. Orada bir samimi bir... İki tarafta birbirini anlamak istiyor, iki tarafta birbirini dinlemek istiyor, iki tarafta birbirini seviyor aslında ve bir uzlaşı noktası bulmaya çalışıyor gibi bir duygudan öte ben haklıyım ya da sen haklısın kavgası başlıyor.

Burada bu arada şunu da söylemem lazım. Uzlaşmak derken The Mortal Ota'da uzlaşmak aslında oldukça zor. Yani bu çok verdiğim bir örnek ama ben Galatasaraylıysam eşim Fenerbahçeliyse diyelim ki ne yapacağız yani Beşiktaş'ta mı buluşacağız? Böyle bir şey mümkün değil. İkimiz de diyelim ki kendi takımlarımızın en iyi olduğunu düşünüyorsak. E ne yapacağız? Yani ben kendi takımımdan, eşim kendi takımımdan vazgeçmiyorsa o zaman aslında şunu söylememiz gerekiyor. Anlaşamadığımızı anlaşalım. İngilizce böyle bir tabir var, benim çok sevdiğim. Let's agree to disagree. Yani bu konu aslında o kadar da dünyanın sonu bir konu değil. Sen öyle düşünebilirsin, ben böyle düşünebilirim ve bu şekilde devam edebiliriz hayatımıza. Tabii ki her konu için böyle söyleyemiyoruz. Her konu için anlaşamadığımızda anlaşamıyoruz ama

Anlaşabildiğimiz yerlerde belki yani anlaşamadığımızda anlaşabildiğimiz konular olabilir diye düşünmek lazım. Bunun yanı sıra bazen benim söylediğimde ya da bazen karşı tarafın söylediğinde de buluşabiliriz. Yani ben kendi iddiamdan vazgeçebilirim ya da karşımdaki insan kendi iddiasından vazgeçebilir ya da bazen gerçekten de ortaya yakın bir yerlerde buluşabiliriz. Önemli olan şey bunları dengede yapabilmek. Yani eğer hep benim söylediğimde buluşuyorsak veya hep karşı tarafın söylediğinde buluşuyorsak bir süre sonra sözünde buluşulmayan taraf kendisini duyulmamış hissetmeye başlıyor. Tam ortalıkta da buluşmak neden peki çok ideal değil? Çünkü o zaman iki taraf da aslında kendinden vermiş oluyor değil mi? Eşkıda fedakarlık yapmak iyidir ama bunu sürekli yaparsak bu sefer benim ihtiyaçlarım, benim sesim ya da karşı tarafın ihtiyaçları, karşı tarafın sesi

Hiçbir zaman tam olarak karşılanmamış, duyulmamış oluyor. O yüzden aslında bende, onda, ortada ve hiç ulaşamamayı bir dengede yaşamak gerekiyor ilişki içerisinde. Yine iletişimde yaptığımız hatalardan bir tanesi küstük, küs kalmak. Yani karşı tarafı ikna edemediğimde, bu bu arada haklı haksız savaşından sonra çok ortaya çıkar.

karşı tarafı ikna edemediğimde o zaman daha fazla konuşmamak ya da hatta o benden özür dileyene ya da işte benim söylediğim lafa gelene kadar karşı tarafa sessiz muamele de dediğimiz küslük davranışını göstermek, göstermesi kurmamak, o odada yokmuş gibi davranmak, kafanı çevirmek bunlar işte küslük davranışları ve bunlar ilişkiye çok kötü geliyor. Neden? Çünkü karşı tarafa şunu söylüyoruz ben seni benimle aynı noktada buluşana kadar İnsan yerine koymuyorum arkadaşım. Ancak benimle aynı fikirde olursan ya da benden özür dilersen, benim haklılığımı kabul edersen ben seni muhatap alıyorum. O zamana kadar muhatap almıyorum. Ve bu dışlanmaya benzer bir etki yaratıyor karşı taraf üzerinde. Red edilme, dışlanma, yok sayılma. Gerçekten uzun vadede küslük davranışı ilişki için çok zararlı bir duygusal manipülasyondur. O yüzden bunu yapmamamız gerekiyor.

Son olarak şundan bahsetmek istiyorum. Her türlü tartışmada, her türlü iletişimde bir sürü duygu hissetmemiz çok normal. Duygular bizim uyaranlara verdiğimiz tepkileri içerir. Ve doğal olarak tartışmalar esnasında birbirimizle olumlu olumsuz birçok his uyandırmamız mümkün. Bu tip anlarda duygularımızın geçici olduğunu, yani öfkemizin de, kırgınlığımızın da veya o anki stresimizin de

Bir süre sonra kalmayacağına ama günün sonunda eğer biz iyi bir ilişkideysek, sağlıklı bir ilişkideysek, ilişkinizin baki olduğuna odaklanabilirsek, işte o zaman daha sağlıklı iletişimler kurabiliyoruz, daha sağlıklı tartışmalar yürütebiliyoruz. Bugün sağlıklı yetişimden bahsettik. Umarım verdiğim örnekler hakkınıza yatmıştır. Umarım konuştuğum konulardan siz de kendi hayatınıza uyarlayabileceğiniz noktalar çıkarmışsınızdır. Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim. Bir sonraki ilişki sürdürme bölümünde görüşmek üzere. Hepinize sevgiler.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)