Podcast

Gizem Sürenkök ile İlişki Sürdürme Kılavuzu Bölüm 3 - Duyarlı Olmak

Yakın İlişkiler

5 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bu videomuzda ilişkilerde duyarlı ve hassas olmaktan bahsediyoruz. İlişkilerde duyarlılığın önemi nedir ve algılanan partner duyarlılığı nedir gibi sorulara yanıt veriyoruz. Sizin de partnerlerin birbirini anlaması ya da birbirlerine şefkat göstermesi ile ilgili sorularınız varsa buyrun yayına! 00:00 Giriş 00:51 Algılanan partner duyarlılığı nedir? 03:27 Algılanan partner duyarlılığının bize etkileri nelerdir? 04:01 Birbirimizin çağrılarını nasıl anlayabiliriz? 04:52 Ebeveyn-çocuk ilişkisinin anlaşılmaya ve anlamaya etkisi nedir? 06:29 Birbirimizi anlamak ne demek? Empati ve aktif dinlemek ne demek? 09:55 Çağrılarımızı karşıya aktaramadığımız zamanlarda neden oluyor? Website: www.yakiniliskiler.com Instagram: www.instagram.com/yakiniliskiler Facebook: www.facebook.com/yakiniliskiler Twitter: www.twitter.com/yakin_iliskiler Linkedin: https://www.linkedin.com/company/yakiniliskiler/



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.623 kelime · ~8 dk okuma

Merhaba yakın ilişkiler severler. Ben Dr. Dizamsu Rankel. Bugün podcast serimizin yeni bölümüyle karşınızdayım. Hatırlarsanız bir süredir ilişkileri sürdürme konusunda konuşuyorduk. Bundan önce sizinle birbirimize karşı nasıl daha olumlu ve açık olmalıyız bunlardan bahsettik. Bugün değinmek istediğim konu birbirimize karşı daha duyarlı ve hassas olmak. Peki duyarlı olmak ne demek? İlişkilerde ne önemi var? Hemen bunu tanımlayalım ve ondan sonra devam edelim.

Literatürde algılanan partner duyarlılığı diye geçen bu kavram aslında ilişkilerimiz için inanılmaz büyük bir öneme sahip. Ne demek bu? Biz partnerimizin bizi ne kadar iyi anladığını hissediyorsak o kadar mutlu oluyoruz aslında ilişkide. Ve anlamak yeterli değil aslında, anlaşılmak yeterli değil aslında. Anlaşılmak istiyoruz, onaylanmak istiyoruz ve arkasından partnerimiz anladığı şeylerle ilgili bize şefkat göstersin istiyoruz.

Yani ağırlanan partner duyarlılığı bu üç farklı kavramı da içinde barındırıyor. Peki, bunları birazcık daha açalım tek tek. Birbirimizi anlamak ne demek? Birbirimizi onaylamak ne demek? Ve birbirimize bu anlamda şefkat göstermek ne demek? Şefkat göstermek olmadan mesela yeterince hassas olmuş oluyor mu partnerlerimiz? Yeterince duyarlı olmuş oluyorlar mı? Her şeyden önce şöyle başlayalım.

Transkriptin tamamını oku

İlişkiler içerisinde hepimiz birbirimize sıklıkla böyle minik sinyaller, çağrılar gönderiyoruz. Şimdi bu aslında romantik ilişkilere özgü değil sadece. Mesela ebeveyn çocuk ilişkisinde de ebeveyn o çocuğuna ama çocuk ebeveynine büyük ölçüde birçok sinyal gönderir. Yani küçük bir bebek bile ağladığı zaman aslında ebeveynlerine ya da bakım verenlerine benimle ilgilenmiyordur. O benimle ilgilinin anlamı bazen

Altım doludur, bazen acıktımdır, bazen sadece kucaklanmak istiyorum, biraz benimle vakit geçirir. Şimdi aynı şeyler yetişkinlikte de geçerli. Biz partnerlerimize bu çağrıları gönderdiğimiz zaman bazen diyoruz ki, benim sevinmeye çok ihtiyacım var, ne olur biraz benimle vakit geçir. Bazen diyoruz ki, benim şu anda birazcık Böyle motive edilmeye, bir hedefe doğru yönlendirilmeye ihtiyacım var. Ne olur biraz beni gaza getir. Bazen diyoruz ki, beni biraz güvenim sarsıldı. Ne olur beni bizim ilişkimizin devam ettiğine ve aslında iyi olduğumuza, her şeyin iyi olacağına inandır.

Bazen diyoruz ki bir yerlerde bir şeyler kötü gidiyor. İlişkimizde değil, ilişki dışındaki bir yerlerde bir şeyler kötü gidiyor. Gel beni her şeyin düzeleceğine inandır. Böyle farklı farklı şekillerde, farklı farklı yerlerde aslında partnerimizin yanımızda olmasını ve yanımızda olduğunu bize hissettirmesini istiyoruz. Aslında bu konuşmalar esnasında çoğu zaman ve konuşmamak zorunda değil bu çağrılar esnasında diyeyim. Çoğu zaman aslında biz

Çözüm beklemiyoruz ve çözüm aramıyoruz. Bütün istediğimiz anlaşılmak, onaylanmak ve birbirimize şefkatle sarıp sarmalaması ve bize kendimizi iyi hissettirmesi. Kadınla erkek arasına bu anlamda da bir fark bulunmuyor. Algılanan partner duyarlılığı, hepimizde çok daha yüksek ilişki tatmini, çok daha fazla iyilik hissi, Hatta sağlıklı bir yaşam anlamına geliyor. Uyku kalitemiz bile algılan partner duyarlılığıyla birebir ilişkili. Algılan partner duyarlılığı yüksek olan ilişkilerdeki insanlar daha iyi uyuyorlar, daha iyi yaşıyorlar. İlişkilerini de daha iyi yaşıyorlar. O yüzden aslında birbirimizi doğru algılamamız her koşulda bize çok olumlu geri dönüyor. Peki bunu nasıl sağlayacağız? Birbirimizin çarelerini nasıl okuyacağız? Ve neden bazen kaçırıyoruz birbirimizin çarelerini? Şimdi düşündüğümüz zaman

Karşımızdaki insan bazen bir bakışıyla, bazen mesela omuzlarının düşüklüğüyle, bazen bir sözüyle ya da bir tartışma esnasındaki bir davranışıyla bizi çağırıyor. Benimle ilgilen diyor. Bazen biz kendimizi çok kötü hissettiğimiz için, stres altında olduğumuz için, bazen onu duymak, yani o çağrıyı duymak işimize gelmediği için, bazen sadece kendimizle meşgul olduğumuz için, bazen ilişkide kendimizi müthiş konforlu ve rahat hissettiğimiz ve özellikle partnerimize ilgilenme gereksizliğini duymadığımız için bu çağrıları görmezden gelebiliyoruz. Bazen bu çağrılar ne demek? Gerçekten insanlar birbirlerinin ihtiyaçlarına karşılık verirler mi? Bundan haberimiz bile olmuyor. Çünkü böyle bir şey hiç deneyimlememiş oluyoruz. Aslında ebeveyn çocuk ilişkisinin

yetişkinleştirme etkisini burada gözlemleyebiliriz. Çünkü erken çocukluk döneminde ihtiyaçları doğru karşılanan, ihtiyaçları hızla karşılanan Çocuklar bu ihtiyacı başkasından aldıklarında da karşılanmayı öğreniyorlar. Ama diğer türlü kendi ihtiyaçları karşılanmamış çocuklar başkalarının ihtiyaçlarını duymayı görmeyi öğrenemeyebiliyorlar. İşte burada da aslında bağlanma stillerinin önemi devreye giriyor. Çünkü baktığımızda da çocuklukta bizim güvenli bağlanmamızı en iyi tahmin eden belirleyici ebeveyn hassasiyeti, ebeveyn duyarlılığı. Ve ebeveyn duyarlılığı şu üç şeyden oluşuyor.

çocuğun ihtiyaçlarını fark et, çocuğun ihtiyaçlarını doğru yorumla, çocuğun ihtiyaçlarını alabilecek ilk anda gider. Bu üçünü tutarlı bir şekilde sürekli yerine getiren ebeveynler çocuklarıyla güvenli bir bağ kurmayı başarıyorlar aslında. Yani dikkat ederseniz burada çocuğumla bütün günü birlikte geçmeyeyim, çocuğumun yanından hiç ayrılmayayım gibi bir şey söz konusu değil. Önemli olan çocuğun ihtiyaçlarının yanında olan kişi tarafından doğru alınabileceğini anlaması.

Aynı şey içkinlikte de geçerli aslında. Biz eğer partnerimizin, bizim mesela bir yüz ifadenizden, bir bakışımızdan, vücudumuzun gergin duruşundan ne hissettiğimizi, neye ihtiyacımız olduğunu anlayabileceğini biliyorsak, o zaman kendimizi çok daha güvenli hissediyoruz o ilişkide. Ama bazen bazı ilişkilerde böyle olmuyor, öyle değil mi? Şimdi baktığınız zaman, ben yine söylüyorum, söylüyorum, oraya geri döneyim. Nasıl yapacağız bunu?

Birbirimizi anlamak ne demek? Birbirimizi anlamak birçok şeyden geçiyor tabii ki. Burada önemli iki kavram var. Bir tanesi empati yeteneği, duygusal zeka ve empati yeteneği. Diğeri ise aktif dinleme. Empati ne demek? Biz empatiyi aslında her zaman doğru anlamayabiliyoruz. Empati, ben o koşulda ne yaşardım demek değil. O durum benim başıma gelseydi ne yaşardım demek değil. Empati, bu insan bu durum içerisindeyken nasıl tepki vermiş?

Yani diyelim ki benim başıma bir şey geldi ve anlatıyorum bu durumu. Aa ben olsam hiç öyle yapmazdım ya da ben olsam hiç öyle hissetmezdim dediğiniz noktada asla empati yapmış olmuyorsunuz. Önemli olan gizem o noktada neyi hissetti. Gizem olarak geçmiş tecrübeleriyle o durumu nasıl algılar ve o duruma nasıl tepki verir? Bunu anlamayı başardığımız noktada empati kurmuş oluyoruz aslında. Ve empati yapmanın

Temel yöntemlerinden biri de aktif dinleme. Peki aktif dinleme ne demek? Biz karşımızdaki insanları dinliyoruz. Dinliyoruz ama o dinlemeler esnasında hep ya dikkatimiz dağılıyor, ya yargılıyoruz karşımızdaki insanı, ya bir cevap yetiştirme telaşında oluyoruz, ya onun söylediklerini bir saldırı olarak algılıyoruz, ya düzeltme isteği duyuyoruz. Hiçbir noktada

O insanın anlattıklarını üzerine bir yargı koymadan dinleme ve gerçekten onun neye ihtiyacı var onu anlamaya çalışma çabası göstermiyoruz bazen maalesef. Ve öyle olunca da aslında karşımızdaki insanın ipuçlarını kaçırıyoruz. İpuçları derken aslında burada çağrıları kastediyorum. İşte tam da bu noktada karşımızdaki insanın çağrılarını kaçırınca karşımızdaki insan da kendine her şeyden önce anlaşılmamış hissediyor.

Bazen karşınızdaki insanın çağrıları daha açık olabilir. Yani partilerin size gelip mesela patronuyla yaşadığı bir sıkıntıdan açık açık bahsedebilirim ve burada diyebilirim ki Beni anlıyor musun? Beni rahatlatmana çok ihtiyacım var. Bu işi kaybetmeyeceğimi düşünmeye çok ihtiyacım var. Bana yardımcı olabilir misin bu konuda diyebilirim. Ama çoğu zaman bunu söylemiyoruz maalesef. Onun yerine problemimizi anlatıyoruz ve karşımızdaki insanın bizim anlattığımız problemi olduğu gibi anlamasını, sonra bize evet çok zor bir durumdan geçiyor musun gerçekten demesini, ki bunu onaylama diyoruz. Arkasından da bize bu yaşadığımız zor durum içerisinde şefkaç sunmasını bekliyoruz.

Ama çoğu zaman birbirlerini çok iyi tanısalar da partnerler, anlama evrasında kalıyorlar. Sizi dinledikten sonra partneriniz size, evet kötü bir durummuş, hadi gel yemek yiyelim derse, o zaman şöyle hissediyorsunuz, ya demek ki benim anlattığım aslında o kadar da karşımdaki insanı etkilemedi, oturup bunu o vakit ayırmadı, onun yerine benim dikkatimi dağıtmayı tercih etti. Şimdi burada da her zaman doğru yorumlayamayabiliyoruz. Bazen karşımızdaki insan hadi yemek yiyelim dediğinde amacı bizim dikkatimizi atıp bizi daha iyi hissettirmek olabiliyor. Ama buradaki mesele bizim ihtiyacımızın o olmaması. Bizim ihtiyacımız o anda o kişinin belki bize bir sarılması, belki bize bir canım ya çok zor zamanlardan geçiyorsun, sana nasıl yardımcı olabiliyorum? Ya da canım çok zor zamanlardan geçiyorsun ama emin ol sen müstesinden gelirsin ve her şey yoluna girecek demesi.

Peki diyelim ki siz neye ihtiyacınız olduğunu biliyorsunuz ama bunu karşı tarafa aktaramıyorsunuz. Bu mümkün mü? Kesinlikle mümkün. Çağrılarımızı yeterince açık tutmadığımız çok zaman alıyor maalesef. Peki neden? Reddedilmekten korkuyoruz. Yani ben bana sarılmana, bana iyi hissettirmene ihtiyacım var demek reddedilmekten korkan bir birey için çok zor. Çünkü karşıdaki insan bunu vermezse talep etmiş ve alamamış olacak.

Talep etmediğimiz zaman karşımızdakini suçlamak daha kolay. Anlamadı, o yüzden vermedi gibi bir şey söylemek de daha kolay. Ama talep edip de vermediğini görünce bu sefer kendimize çok değersiz hissedebiliyoruz. Algılanan partner duyarlılığında, yani karşımızdaki insana gösterdiğimiz hassasiyette başka bir suçlu faktör de var. Mesela çok yoğun bir iş dönemi geçiriyor olabilirsiniz, yoğun stres altında olabilirsiniz, ailevi problemlerle başa çıkmaya çalışıyor olabilirsiniz ve böyle bir dönemde

Aslında normalde hassas bir partnerken partnerinize bunu gösteremiyor olabilirsiniz. Ya da bazen mizacımız gereği ya da bağlanma stillerimizden dolayı karşımızdaki insanın çağrılarını okumak ve karşılamakta düşük çekebiliyoruz. Mesela kaçından bağlanan insanlar karşıdaki insanın şey, kaç, anlayış çağrısını kendilerinde tetikledikleri yerlerden dolayı kaçırabiliyorlar, kaçırmayı tercih edebiliyorlar. Tabii bunu tercih ederken, bilinçli bir tercihten bahsetmiyorum ama O tip sinyaller, katililen insanlarda bir şey yapmalıyım duygusunu tetiklediği için onları geriyor ve onu yok saymayı tercih edebiliyorlar, duvar örmeyi tercih edebiliyorlar. Kaygılı bağlanan insanlar da bu çağrıları her zaman doğru algılayamayabiliyorlar. Çünkü kaygılı bağlanan insanlar da biraz daha kendi ihtiyaçlarına dönüp, önce benimle ilgilen, ben kendimi iyi hissedeyim çünkü ben sürekli olarak korkuyorum bir olumsuzluk olmasından, duygusunda oldukları için onlar da bazen bu çağrıyı okumaktan kaçınabiliyorlar ya da kaçınabiliyorlar derken onlar da bu çağrıyı okuyamayabiliyorlar demek istiyorum. Yine de bu podcast'ı dinlediyseniz bu noktaya kadar size şunu söylemek istiyorum. Bir araştırma var. Bu araştırmaya göre partnerin çağrısını duyabilen insanların %86'sı

6 yıl sonra hala partnerleriyle birlikteyken, bu çağrıları düzenli okuyamayan, tutarlı okuyamayan partnerlerin sadece %33'ü hala ilişkin içerisindeler. %86'ı %33. Bayağı büyük bir farktan bahsediyoruz. O yüzden eğer siz de bu konuda zorluk çektiğinizi düşünüyorsanız, Farklı yöze konuşabilirsiniz. ''Ben sana nasıl daha fazla seni anladığımı hissettirebilirim?'' diyebilirsiniz. Veya ''Sana nasıl daha fazla anlayış gösterebilirim?'' ya da ''Sana karşı hissettiğim şeyleri sana nasıl aktarabilirim?'' Bunu sorabilirsiniz. Veya partilerinizin çağrılarının yeterince açık olmadığını hissediyorsanız, partilerinize biraz daha direkt olması, ihtiyaçlarını size daha açık bir şekilde, daha doğrudan söylemesini onunla konuşabilirsiniz. Aslında birçok yöntem var. İlişkinin içerisinde, ilişkinin dinamiğine bağlı olarak da değişebilecek yöntemler. Önemli olan sizin öncelikle bu konuda istekli ve hevesli olmanız.

Beni dilediğiniz için çok teşekkür ederim. Bugünkü podcastımızda hassasiyet, uyarlı olmak bunlar hakkında konuştuk. Bir sonraki podcastımızda dokunmanın öneminden bahsetmek istiyorum ilişki sürdürmekte. Bizimle kalın, yakın işleri takip etmiyorsanız takip etmeyi unutmayın. Herkese sevgiler, hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)