Podcast

Neden Ciddi Bir İlişkiye Başlamaktan Korkuyorum?

Yakın İlişkiler

5 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bu podcast yayınımızda kaçıngan bağlanma konusu üzerine konuşuyoruz. Kaçıngan bağlanma nedir ve kaçıngan bağlanmanın ilişkilere etkisi nelerdir gibi sorulara yanıt veriyoruz. Sizin de kaçıngan bağlanan kişilerin kendilerini nasıl gördükleri ya da duygulara nasıl adapte oldukları ile ilgili sorularınız varsa buyrun yayına!



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

3.293 kelime · ~16 dk okuma

Merhaba, Yakın İşler Podcast'a hoş geldiniz. Bugün kaçıngan bağlanan insanları üzerine konuşacağız ve kaçıngan bağlanma üzerine konuşacağız. Ben Orhun, yanımda Gizem Hoca var. Öncelikle bu konuyla ilgili konuşurken aslında kaçıngan bağlanmayla ilgili aslında bağlanma üzerine kısaca başlamak ve onu bir tanımlamak daha iyi olabilir diye düşünüyorum. İstiyorsanız önce onu konuşarak başlayalım.

Aslında çok yakınlarda kaygılı bağlanma podcastımız çıktı. Bağlanma stilleri veya bağlanma kavramı üzerine konuştuğumuzda hemen şunu söylemek mümkün. Erken dönemdeki deneyimlerimiz bizim gelecekteki kurduğumuz ilişkileri etkiliyor. Hemen böyle bir cümleyle tanımlamamız gerekirse erken dönemde özellikle 0-3 yaş arası bize bakım veren insanlarla yaşadığımız deneyimler bizim beklentilerimizi şekillendirdikleri için gelecekteki ilişkilerimizden de benzer şeyler bekliyoruz.

Burada çok hızlıca 3 ana kategoriden bahsedeceğim ama hep söylediğimiz şey bu kategorileri sadece kolaylık olsun diye söylüyoruz. Yoksa aslında özellikle yetişkinlikte daha böyle bir spektrum üzerinden anlatmak mümkün. Birazdan buraya gelelim. Bu üç ana bağlanma stili olarak güvenli, kaygılı ve kaçınganı söylemek mümkün. Güvenli bağlanan çocukların ebeveynleri onlara tutarlı bir şekilde sevgi, şefkat ve ilgi veriyorlar. Ve bu çocuklar şunu öğreniyorlar. Ben başka insanlara güvenebilirim. İhtiyacım olduğunda onları yanımda bulabilirim. Bir sıkıntım olduğunda bir başkasına yardım isteyebilirim.

Transkriptin tamamını oku

Kaygılı bağlanan çocukların, bakım verenlerin onlara yeteri kadar tutarlı bir şekilde bu sevgi, ilgi ve şefkati vermediklerini görüyoruz. Yani bir oralar bir değiller, bir oralar bir değiller. Ve çocuk şunu öğreniyor, ben birinin orada olup olmayacağını bilemem. Yok diye varsaymıyorum ama varlığından da emin değilim. Her zaman güvenemem buna.

Aynen öyle. O yüzden hep bir yalnız bırakılma, terk edilme, orada bulamama korkusunu içlerinde taşıdıkları için de hep birazcık daha hiperaktivasyon diyoruz buna. Hep böyle daha yoğun, daha yüksekten tepkilerle yaşıyorlar. Kaçıngan bağlanan çocuklar ise erken dönemde bakım verenlerin orada olmadıklarını öğreniyorlar aslında. Yani nasıl tutarlı bir şekilde bu çocukların bakım verenleri bu çocuklara

Sevgiyi, ilgiyi, şefkati vermiyorlar. Yani vermiyorlar derken gerçekten de mesela çocuk kucağa alınmak istiyor, alınmıyor. İhtiyaçları karşılanmıyor. Duygusal bu, şöyle söylemeye çalışmıyorum kesinlikle. Duygusal ihmal veya bilerek yapılmış bir kötülük falan gibi bir şeyden bahsetmiyorum. Kesinlikle öyle değil.

Ama genelde şunu görüyoruz. Yani bu çocukların bakım verenleri de başka türlü sevgi göstermeyi, başka türlü şefkat göstermeyi bilmedikleri için onlara mesafeli yaklaşıyorlar. Ve çocuklar da şunu öğreniyorlar. Ben düşersem beni kaldıran biri yok. Yok. Ya olabilir mi değil. Yok. O yüzden de ben düştüğüm zaman kendim kalkmak zorundayım. Kendi ihtiyacımı kendim karşılamak zorundayım. Ve bu bakış açısı iletişkinlikte de devam ediyor.

Hemen şunu söyleyelim, bu çocuklar düştüklerine canı acımıyor değil. Bu çocukların mutsuz olmamaları söz konusu değil. Tabi ki bu çocukların da bu ilgiye, sevgiye ihtiyaçları var. Ama karşılanmadığı için kendi kendilerine yetmeyi öğrenmiş durumdalar. Bunu özellikle söylüyorum.

Bakıldığı zaman mesela işte bu çocuklarla yapılan çalışmalarda, bu çocuklara bakıldığında mesela bebeğin odadan çıkıyor, normalde beklediğimiz şey bebeğin ağlaması, bakım vereniyle yakınlık kurmayı talep etmiştir. Ama öyle olmuyor. Onun yerine Mesela şöyle bir bakıp kafalarını çeviriyorlar ve sanki her şey normalmiş gibi devam ediyorlar. Ama aslında içlerinde fizyolojik çalışmalardan biliyoruz ki aslında onlar da stresi yoğun bir şekilde yaşıyorlar. Tıpkı diğer çocuklar gibi sadece davranışlarına vurmuyorlar.

Dediniz yani bu direkt olarak çocuğu yok saymak anlamına gelmiyor. Yani bir kötü bebeğinlik özellikle yapılan bir şey değil belki ama bu mesele sanırım belli dönemlerde hani eğitimde de kullanılan veya bazı kültürlerle özdeşleştirilen de bir bebeğinlik türü olarak da görür yani. Hatta mesela sanırım Alman kültürüyle falan mesela şey özdeşleşir, hani düşen bir çocuğu bırak kendi kalkmayı öğrensin falan tarzı şeyle mesela. Hani aslında bunun da vermek istediğin mesajı belki veriyorsundur ama aslında yanında bunun çok da onu ilerleyenlerden olumsuz etkileyecek başka bir mesaj daha veriyorsun yani bu tarz diye bir beynlik yaptığında.

Kesinlikle haklısın. Bir kere zaten bazı kültürlerde kaçından bağlanma çok daha fazla gözüküyor. Genelde bireyci toplumlarda. Ve burada şu var. Evet, çocuk tabii ki kendi başına kalkmayı öğrenebilir, öğrenmeli de gerektiği zamanlarda. Ama bunu o kadar erken öğrenemez. O kadar erken ancak şunu yapabilirsin. İyi misin canım?

Tamam, kalk istersen kendine, ben buradayım ihtiyacı olursa. Ama işte burada o yok. Burada zaten hani o ilgi yok. Çocuk zaten kendi başına kalkıp, toparlanıp, hatta ağlamayıp devam etmek zorunda. Çok güzel değil mi? Mesela bazı kültürlerde duygu göstermek, özel olumsuz duyguları göstermek olumsuz karşılanır. Kaçıngan bağlanmada da şunu görüyoruz. Kaçıngan bağlanan bireylerin ebeveynleri

olumsuz duyguların gösterilmesinden hoşlanmadıklarını sürekli ifade ediyorlar. Buna da ağlanır mı? Kalk, kalk bir şey olmadı ki. İyisin, iyi bir şey yok. Geçti. Sen bebek misin ki ağlıyorsun? Bebek yani, evet çocuk da ağlıyor. O yüzden erken olgunlaşmadan, yani çocuğu haddinden önce, vaktinden önce olgunlaştırmaya bir teşebbüs de bu. Ve çocuk

Bu sefer duygu regulasyonu dediğimiz kavramı doğru bir şekilde öğrenemiyor. Çünkü duygu regulasyonunda olumsuz duyguların bir şeyi vardır. Yani eğer kendini kötü hissediyorsan üzülürsün. Ama maalesef kaçıngan bağlanan bireyler olumsuz hissettiklerini o kadar çok bastırıyorlar ki bazen onun adını bile koyamıyorlar hatta yani.

Burada aslında şey çok önemli bir nokta yani. Bu duygulara üzülmüyorlar demiyoruz ya da öfkelenmiyorlar demiyoruz. Sadece bu duyguları dışa vurmamayı o kadar kendilerine öğretmişler ki belki de yer yer bu duyguları yok saymak veya bastırmak aslında bu duyguları yaşama şekli. Yaşamıyorlar değil yine, kesinlikle. Kesinlikle öyle, evet. Yani şunu bilinç düzeyinde fark etmiyor olabilirler. Bazen yaşadıkları stresin ne kadar yoğun olduğunu. Çünkü kaçıngan bağlanmanın özünde kendini hep

güçlü göstermek ve güçlü göstermek için de güçlü hissetmek yeter. Ben her şeye yeterim. Ben hallederim. Başka birine ihtiyacım yok. Ona mı kaldım? Niye yardım isteyeceğim ki? İşte ben başkasına yardım istemek sanki kötü bir şeymiş gibi, muhtaç olmamış gibi kurgulandığı için kaçıngan bireyin zihninde. Bundan kaçınmak için kendilerini hep güçlü ve olumlu görüyorlar. Zaten kaçıngan bağlanmanın temelinde kaygılı bağlanmanın tam zıttı olarak, birebir zıttı olarak kişinin kendisini olumlu görmesi, karşıdaki insanları olumsuz görmesi yeter. Kaygılı bağlanmada da şey demiştik, Kendimi olumsuz görüyorum, karşımdaki insanı olumlu görüyorum. Burada tam tersi. Şimdi bundan dolayı da ben kendimi güçsüz hissediyorsam veya bir şey üzüldüysem... ...bunun yaşadığımı kabul etmek de bazen bir zayıflık göstergesi olabiliyor kaçıngan insanlar için. Ama tam da bu sebeple kaçıngan insanlarda biz psikosomatik belirtileri daha çok görüyoruz. Bir yerlerin ağrıması, o gerginliğin vücuda yansıması. Çünkü dışarı vurulmuyor.

Evet, yani sonuçta bu duygular yine varlar ve bir şekilde yüzeye çıkmak zorundalar. Kaçıngan bağlanan insanların aslında duygusal alet çantalarında böyle direkt olarak bu duygularını aslında yaşadıkları ama bazen bilinç seviyesine dahi farkında olmadıkları bu duyguları dışarıyla özdeşleştirebilecekleri savunma mekanizmaları var. Buna mesela nersesizmi de örnek verebiliriz galiba değil mi? Her zaman olmasa da.

Yani narsizmle kaçıngan bağlanma arasında bir korelasyon var ama çok dikkatli bir şekilde söylüyorum bunu. Her kaçıngan bağlanan insan narsist demek değil bu. Her narsist kaçıngan bağlanıyor demek de değil bu. Sadece aralarına bir ilişki olduğu düşünülüyor ama burayı hala %100 netleştirmediği için günümüzde yapılan çalışmalar. Sadece şunu söyleyebilirim. Narses insanların da kendilerine dair gerçekçi olmayan bir olumluluk algısı vardır. Kaçıngan bağlanan insanlar da kendileri hakkında olumlu düşünürler. Bazen yeterince doğru olmasa da bu, yeterince gerçekten zannettikleri kadar güçlü veya başarılı olamasalar da böyle bir benzerlik olduğunu söylemek mümkün tabii ki. Yani narsizmde aslında biraz gerçeklikle bağı güçlü olmayan bir olumlu kişisel algıdan bahsediyoruz. Ama aslında bu kaçıngan insanlarda her zaman böyle olmak zorunda değil. Hakikaten var olan ve temeli olan bir olumlu algı da olabilir aynı şekilde bu.

Zaten aslında kaçıngan bağlı insanlar kendilerine yetmeyi öğrendikleri için çoğunlukla zaten her işi kendileri halledebiliyorlar. Bunun nesi kötü dersek, hayat o kadar kolay değil aslında. Çünkü evet, insanın kendine yetmesi iyi bir şey ama mutlaka şu deli, ihtiyacım olduğunda başkasından da yardım isteyebilirim koşuluyla ama işte kaçıngan insanlar ihtiyacım olduğunda dönebilirim mi başından reddettikleri için hayır ben zaten bir başkasından yardım isteyemem çünkü İstesem de orada olmayacak, istesem de benim ihtiyacımı gidermeyecek. Burada bu arada çok böyle şeyden bahsetmiyorum özellikle. Ne atıyorum, bir şey taşınacak, yardımcı olur musun ya da beni bir yere bırakabilir misin? O da mesela, evet hani çok... Ben mesela az önce ofise girerken işte iki elimde doluydu, yemek vardı ellerimde ve hani anahtarım da cebimdeydi. Böyle şey oldum, kapının önüne durdum.

Sonra kapıya basabilirim, aslında gayet zile basabilirim ama onun yerine elimden bırakıp, anahtarımı çıkarıp kendim açtım kapıyı mesela. Düşününce, çok büyük de düşünebiliriz. İnsanlar çok büyük alanlarda etkilenir ama aslında çok günlük hayatımızda da bizi etkileyebilen bir şey. Bu çok basit.

bağlamlar ya da bizi etkileyen bir şey. Tabii, tabii. Kesinlikle öyle. Yani çok böyle şey, pratik bir örnek verdik. Bir yandan da ama işte kötü bir şey yaşıyorum ve aslında bunu biriyle paylaşırsam çok daha iyi hissedeceğim kendimi. Belki fikir alacağım, belki sadece bir ağlayacağım ve rahatlayacağım ama bunu da yapmıyor kaçından insanlar. Çünkü bir şey anlattıklarında anlaşılmayacaklarını ya da karşıdaki insanın onun yanı başında olmayacağını varsayıyorlar.

O yüzden de hiç anlatmamayı tercih ediyorlar. Kendi kendine yetebilme duygusu bazı yönlerden olumlu bir şey. Tabii ki bir insanın kendi yemeğini yapabilmesi, kendi işte çamaşırını, bulaşırını yıkayabilmesi gibi şeyler mesela kesinlikle herkesin yapabiliyor olması gereken şeyler belki ama bir yandan da sonuçta bir toplumda yaşıyoruz hepimiz. Hiçbirimiz tek başımıza bir mağarada yaşamıyoruz. Bu sebeple

ve yani baktığımız zaman günlük hayatımızda hani yediğimiz yemek de başkasının yetiştirdiği şeylerden geliyor ya da işte giydiğimiz kıyafet de başkasının ürettiği yerlerden geliyor. Aslında zaten günlük hayatımızda biz farkında olmasak da başka insanların yardımını alıyoruz zaten. O yüzden hani bu toplumun parçası olduğumuz için aslında yardım almanın kötü bir şey olmadığını ve bunun hayatımızın parçası olduğunun farkına varmak bile tek başına kaçıngan insanları veya kendi kendine yetebilmenin çok önceliğini alan insanları aslında çok daha rahatlatabilecek bir şey olabilir yani. Tabii, yani kesinlikle öyle. Aslında zaten şunu söylüyoruz, insanın ait olma ihtiyacının temelinde mesela daha az tetikte olma, rızkları paylaşabilme ve yükü paylaşabilme yatıyor. Ama kaçından bağlanan insanlar her şeye kendilerine yetişmeye çalıştıkları için hem bütün rızklarla sadece kendileri boğuşuyorlar hem de bütün yükü sadece kendileri taşıyorlar. Çok çok çok yorucu bir şey.

İlişki, romantik ilişki içerisine girdiklerinde de zaten yani o ilişkideki problemlerin içerisinde kendi ifade edememek, o paylaşımları yapamamak da tek başına yorucu. Ve tam da bu sebeple bunun yorucu geldiği noktada da şunu söylemeye başlıyorlar. Ben bunda mı uğraşacağım ya? Çok fazla karşı taraf talepkar. Ya da işte ben daha iyisine layığım.

Evet, aslında ben de tam onu soracaktım. Kaçıngan bağlanan insanlar ilişkilerinde, romantik ilişkilerinde ya da duygusal yakınlığı yüksek olması beklenen ilişkilerinde, arkadaşlık olabilir bu, ebeveynleriyle ilişkileri olabilir vs. bu ilişkilerinde ne gibi sorunlar yaşıyorlar? Zaten bir örnek vermiştiniz, bunun dışında da aslında Şimdi önce şunu söyleyelim, bir genel önyargıyı kırmak istiyorum. Biz böyle kaçıngan insanları şey gibi biraz tanımlıyoruz kendi kafamızda. Aa işte onlar böyle şey, zaten böyle burunları havada duran, herkese çok mesafeli yaklaşan, işte kimseyle yakınlık kurmayan insanlar gibi tanımlıyoruz kafamızda. Ama aslında öyle değil. Yani o bizim birazcık medyanında, sosyal medyanında. Karikatürze edilmiş bir versiyon aslında. Aynen öyle. Tabii ki öyle insanlar var ama bir spektrumdan bahsediyorsak onlar gerçekten daha ekstremde ve o kadar da çok yoklar aslında. Daha çok kaçıngan bağlanan insanları normal zamanda kaçıngan olduğunu ayırt etmek bile güç. Yani aslında böyle çok hoş sohbetler, nazikler, konuşma istansızlığı sizinle ilgililer ve bunu rol olarak da söylemiyorum yani rol yapıyorlar sonra ortaya çıkar gibi bir şey de değil. Öyle der gerçekten çünkü.

Ne zaman ama yakını kurmak gibi onların bağlanmaya dair, bir insanla ilişkilenmeye dair duygularını tetikleyecek zamanlar olduğunda o zaman bundan hoşlanmıyorlar. Bağlanma veya duygusal bir şeyler yaşama ihtimali onlara kendilerini güçsüz hissettirebilen bir şey. Duygularıyla ilişkide olmalarını gerektirebilen bir durum. O yüzden de panikletici bir tarafı var. O yüzden kaçınıyorlar aslında. Kaçınılmak kelimesi tam olarak oradan geliyor. Yani uzun süre sizi kaçınılan bir insanla ilişkide olup bunu hiç anlamayabilirsiniz. Her şey gayet yolundadır. Keyifli ilerliyordur. Ta ki şunu fark edene kadar.

Ya ben bu insanın iç dünyasında daha hiçbir şey bilmiyorum. Ya da hiç gelecek planı yapmıyor benimle. Ya da aa bu kadar zaman geçti, ben daha hiçbir yakın arkadaşıyla tanışmadım, ailesiyle tanışmadım. Şu ana kadar sosyal medyada benimle ilgili hiçbir şey paylaşmadı. Ya da hala mesela ben ve sen kavramları var, biz kavramı yok. Benim üzüldüğüme üzüldüğünü hissedemiyorum.

ya da bunlarda eksiklikleri hissediyorum, yoğun eksiklikleri hissediyorum. Buraya kadar zaten aslında fark etmiyoruz. Ta ki burada şeyi anladığımızda, aa duygusal olarak aslında benim kadar burada değiller. İşte orada da şöyle problemler çıkabiliyor. Eğer partnerleri kaygılı bağlanan birisi veya ihtiyaçları bu yönde olan bir insansı, bu sefer ihtiyaçlarını dile getirdikleri zaman kaçıngal bağlanan insanlar, Bir dakika ya ben buna gelemem. Bu çok fazla duygusuna çok hızlı kapılıyorlar. Asıl mesele o. Kaçıngan insanların şunu yaptığını daha çok görüyoruz. İlişkideki problemleri çözmektense kesip atmak, kestirip atmak. kalıp savaşmaktansa ne uğraşacağım ben bununla deyip ortadan kaybolmak ya da işte of çok üstüme geldi ya da çok bunaltıyor beni gibi şeyleri daha hızlı, daha çabuk söylediklerini yani daha aslında objektif olarak buna varmadan onların olumsuz işaretleri daha hızlı okuduklarını ve buna yorduklarını görüyoruz.

Yani kaçıngan insanlar aslında ilişkilerde olumsuz durumlara, tartışmalara da daha az tolerans gösteriyorlar yani. Öyle diyebilir miyiz? Şöyle söyleyelim. Partilerden gelen olumsuzluklara daha az tolerans gösteriyor diyebiliriz. Tartışmalar, yani diyelim ki kaçıngan partilerinize ilişkinizi yürütüyorsunuz. Tartışmalar esnasında şunu görürsünüz. Daha hızlı duvar ölürler. Daha hızlı o konuşmalar içerisinden çıkarlar. Taviz vermeye daha kapalılar aslında mesela. Kesinlikle öyle. Uzlaşmaya daha kapalılar. Herhangi bir şekilde duygusunu göstermesini isterseniz, bu öfke dahi olsa bunu göstermekten hoşlanmazlar. Çünkü öfke bile aslında bir onlar için güçsüzlük belirtisi olabiliyor. O yüzden bunu yapmak istemiyorlar. Yani özellikle duygusal konularda daha mesafeli dururlar. Tamamen kaygılı bağlanmada bunu anlatmıştım. Kaygılı bağlanan insanlar hiperaktivasyon dediğimiz, yükselterek tepki verirken, duygularını daha yoğunlaştırarak tepki verirken, kaçıngan bağlanan insanlar duygularını bastırarak ve onları hissetmemiş gibi davranarak, hatta belki öyle düşünerek tepki verdiklerinden bu tip böyle ipuçlarını bile okumamak yönünde hareket ederler. Ama bu neye yol açıyor?

Bunu çok fazla genellediklerinden, olumlu ipuçlarını da kaçırıyorlar. Yani karşı taraf onlara sevgi verdiğinde, şefkat verdiğinde, buradayım dediğinde, seni seviyorum dediğinde, bir ihtiyacın olduğu zaman ben sana yardımcı olabilirim dediğinde de, onu da kaçırdıkları için veya yeterince iyi kaydetmedikleri için diyelim zihinlerini, o zaman bu olumlu detaylar da kaçmış oluyor ve karşı taraf olumsuz algılanmaya devam ediyor. Peki bu olumlu detayları kaçırmakla beraber belki şeyden bahsedebilir miyiz? Olumlu detayların gerçek olacağına ya da gerçek olduğuna inanmamaktan bahsedebilir miyiz? Tabii, tabii ki. Zaten bizim o hep tekrar... Samimi olduğumu mesela. Aynen öyle. Ben niye hep aynı insanlarla birlikteyim? Niye hiç benim ihtiyaçlarımı karşılamayan insanlarla birlikteyim? Diyen duyarız. Ve baktığımızda aslında ya gerçekten bunlara karşılamayacaklarından emin oldukları insanları seçiyorlar... ...ya da karşıdaki insan karşılama çabasında bulunsa da bunu görmezden geliyorlar.

Tabii ki bilerek yapılmış bir şeyden bahsetmiyorum. Kesinlikle öyle anlaşılmasını istemem. Bu onların adaptasyonu. Yani ben bağlanma kavramında bunu ısrarla söylemek istiyorum. Biz bağlanma stillerimizi geliştiğimiz, büyüdüğümüz, içinde olduğumuz durumlara daha iyi adapte olabilmek için geliştiriyoruz. Eğer biri size ihtiyacınız olan olumlu duyguları vermiyorsa, bunu öğrenerek büyüdüyseniz o zaman bunları talep etmemeyi öğrenerek adapte oluyorsunuz zaten duruma.

Kaygılı insanlarla nasıl ilişki kurduğunu konuştuk. Yani kaçıngan bir insan başka bir kaçıngan insanla ilişki kurabilirse nasıl ilişki kuruyor peki? Ben kurabileceğini düşünüyorum. Hatta kaçıngan bağlanan insanların kaçıngan bağlanan insanlarla tabii ki spektrumdaki yerlerine göre yürütebileceklerini de düşünüyorum. Yani aslında kaçıngan bağlanan insanlarla ilgili şöyle bir yanlış bence

fikir var. Sanki kaçıngan bağlanan insanın üstüne çok gidersem işte onu böyle içine açmaya zorlarsam ve işte böyle sürekli olarak onu yakını kurmaya çekersem aşacak, iyileşecek, düzelecek. Yenebilirim, başarabilirim bunu. Duygusu o kadar yoğun ki insanlarda. Halbuki kaçıngan bağlanan insanlarla ilgili tam tersini söylüyoruz. Alan tanıyın, yavaş yavaş ilerleyin, sabırlı olun. Çünkü kaçıngan bağlanan insanın

sizi bir olumlulukla eşleştirebilmesi için zihninde zamana ihtiyacı var. Bu insan zaten olumsuzla başlıyor. E siz onun üstüne gittiğinizde onun o kaçıngan tepkilerini aktif ediyorsunuz sürekli. Ve aslında beklentilerini de tasdikliyorsunuz. Evet çok üstüme geliyor. Evet benden çok şey talep ediyor. Evet ben ona yetemem. Evet zaten hani tek başıma ben daha iyiyim. Bundansa gerçekten onun hızında ilerlediğinizde

Yavaş yavaş yani. Ben buradayım. İhtiyacın olduğunda gelebilirsin. Evet ben de onu soracaktım. Aslında kaçıngan bağlanan insanlara özür dilerim böldüm sözünüzü. Duvarlarını aslında aşmak için veya...

doğru kelime burada hangisi olur? Neler yapabilir saygılı bir insan veya bu kaçıngan insanla bağ kuran herhangi biri hatta genel olarak? Aslında çok güzel bence soruyorsun. Duvar aşmak, duvar yıkmak tabileri de güzel oldu çünkü tam da onları yapmayalım diyorum.

Tam da şunu yapalım diyorum, o duvarlardan bir tuğla bir tuğla alarak o duvarları indirmeye çalışalım diyorum. Çünkü gerçekten bu şey gibi, bu insanlar bu sınırları niye koyuyorlar? Çünkü buna ihtiyaçları var değil mi? Yani biz aslında o duvarı böyle aşıp içine girmeye çalıştığımız zaman o kişilerin o duygusal iç dünyalarına duvar aşıp girmeye çalıştığımız zaman müthiş bir ihlal yapıyoruz ve karşıdaki insanı o kadar baskı altına alıyoruz, o kadar korkutuyoruz, terörize ediyoruz aslında. Biliyorum belki böyle söyleyince tuhaf gelecek insanlar ama tam olarak bu yaptığınız, yani sen kendi kaçıngan tanımlayan bir insansın, sen söyle böyle hissetmiyor musun? Biri böyle girip çok özel bir soru sorduğunda ben buna hazır değilim yani çok fazla yakın.

Mesela ben şahsen hani bu böyle bir şey olduğunda hakikaten güç bulamadığımı hissediyorum. Yani benim bunu, ben bunu konuşacak gücü hissetmiyorum şu an kendimde hisse oluyor. Ve evet hani yıkmak veya aşmak mesela aslında o zaman çok hızlı çözüme ulaşmak istediğimiz için belki de yaptığımız bir şey. Ama aslında çözüme ulaşmaya çalışırken direkt olarak çözüme olan yolu yok etmiş oluyoruz. İnsana başka bir duvar daha yaratmasına sebep olduğumuz için çoğu zaman. Aynen öyle, çünkü orada şey oluyor, ben ne yapacağım şimdi, ben bu soruya nasıl cevap vereceğimi bilmiyorum. Bu arada şimdi sen kaçıngazsın, ben de sana özel bir soru sordum ama bizim aramızdaki ilişkiye yakın olduğu için rahat sordum.

Dinleyenlerin aklına böyle bir soru uyandıysa diye şey yapıyorum, söylüyorum. Şimdi o yüzden de bu duvarları gerçekten aşama aşama açmamız lazım. Bu da gerçekten böyle şeyle yakınlık kuracak davranışlar göstererek ama yavaş yavaş göstererek. Bu kişinin iyileştirilmesi gereken bir insan olduğunu varsaymayarak, o insanın bu davranışları belli sebepler sonucunda edindiğini ve ona ancak sabırla, şefkatle yaklaşırsak bize güvenmeye başlayacağını varsaymamız lazım. Aslında işin özü ne? Bağlanma bir koşullanma durumu. Yani başta nötr başladığımız ya da olumsuz başladığımız fark etmez bir insanla olumlu tecrübeler edindikçe onu olumlu ve güvenli bir yere yerleştiriyoruz. O yüzden de kaçıngan bağlanan kişi partneriyle olumlu tecrübeler edindikçe, şu duyguyu hissettikçe, hayır yani beni olduğum gibi kabul ediyor.

Benim onun yanında duygularımı bastırmama gerek yok. Veya ben ona kendimi açtığım böyle minicik pencerelerde şey hissetmedim. İhlal olmuş gibi, üstüme gelinmiş gibi hissetmedim. Ve bir sonraki sefer de ona birazcık daha o duvarı azıcık daha açabileceğimi inanıyorum. Duygusunu onda oturtabildiğimizde zaten yavaş yavaş o insan da kendisini açıyor.

Ama bir taraftan da şunu mutlaka söylemek istiyorum, hatta öyle bitirelim istiyorum. Karşınızdaki insan ciddi bir şekilde kaçınılansa ve bu sizin ihtiyaçlarınıza olduğu gibi tersse, o insanın böyle bir gün 180 derece değişip de sizin ihtiyaçlarınızı çok iyi anlayan ve böyle mükemmel karşılayan bir insan olmasını bekleyerek ancak vakit kaybedersiniz, maalesef. ki evet karşımızdaki insan nasıl bir yetiştirilişinden gelen inançlarını ve aslında davranış şekillerini değiştirmesini bekliyoruz. Bu kadar hani böyle olacak bir şey değil gerçekten. Kesinlikle değil. Ve yani bir ömür boyunca bunların sıfırlanmasının da ben gerçekçi olduğuna inanmıyorum. Bağlanma stillerimiz değişebilir mi? Tabii ki değişebilir.

Öğrenilmiş güven. Öğrenilmiş güvenli bağlanma diyoruz. Kazanılmış güvenli bağlanma diyoruz. Ama hala şunu unutmamak lazım. Çok stresli olduğumuz anlarda, çok yoğun stres yaşadığımız anlarda anında ilk öğrendiğimizde kaçarız. Refleksif davranışlarımıza. Danıyoruz. Kesinlikle öyle. O yüzden de diyelim ki partilerinize aşama kaydettiniz, yakınlık kurdunuz ama mesela çok yoğun bir tartışma anında veya çok üzüldüğünde kendini kapatıyorsa bu aslında onun koruma mekanizması. Bunu aslında daha iyisini bilmediği için veya bu onun

En çok denediği ve en çok işe yaradığı yöntemi olduğu için bunu yaptığını unutmayın. Ve bırakın, yani birazcık bu anlamda bırakın, hani o kabuğunda demek ki o kozaya biraz girip rahatlamaya ihtiyacı var. Bırakın oradan çıkıp zaten kendisi gelecektir eğer siz de o yakınlığı kurmayı başardıysanız. Ama zaten ısrarla, yani siz deniyorsunuz ve o kaçıyor. Bu döngüyü sürdürmenin size hiçbir faydası yok, ona da hiçbir faydası yok. O ilişkiden de mutluluk gelme ihtimali çok zor zaten.

Bunu da söylemek istiyorum muhakkak burada. Bunu da söylemişken bence bugünkü podcastımızı yavaştan kapatabiliriz. Dinlediğiniz için teşekkür ederiz. Herkese teşekkürler. Sorularınız olursa yorumlarda yazmayı unutmayın. Korkuluk Açılmacı Bağlanma stili üzerine de bir podcastımız yakında geliyor. Merak etmeyin. Herkese sevgiler.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)