
4.228 kelime · ~21 dk okuma
Herkese merhaba. Bugünkü uzman sohbetleri serimizde. Konuğum çok sevgili Dr. Özge Kantaş. Özge ile biz uzun süredir takip ediyorduk birbirimizi ama sonunda podcast için bir araya gelebildik. Özgeciğim hoş geldin. Çok teşekkürler davetimizi kabul ettiğin için.
Hoş bulduk Gizemciğim. Çok keyifle, heyecanla, iple çekerek geldim ben de. Ne güzel oldu beni davet ettiğin için. Yakın ilişkilerin bir parçası olabilmeye böylelikle dahil olduğum için ben de çok keyifli ve sevinçliyim.
Çok teşekkürler. Ben bugün önce şunu söyleyeyim dinleyenlere. Bugün ilişki motivasyonu hakkında konuşacağız. Özge zaten bu konuyla yakından ilgileniyor. Özge'cim sen kendini tanıtmak ister misin? Seni bilmeyen varsa daha detaylı bir öğrensin. Tamam. Bence bu hala dünya üzerindeki en zor soru. Sen kimsin sorusu.
Kendimin... Hani hangi ben? Çünkü bir sürü benden oluşuyoruz. Benlik dediğimiz şey rollerden oluşuyor, farklı farklı. Burada hangi özge var? Belki ondan bahsetmek daha kolay olabilir benim için. Hala da bu soru bana her soru... Benlik çalışan biri olmama rağmen bu soruyu her sorduğumda da, her sorulduğumda da... ...Allah şimdi ne söylesem diye bir yeniden bir heyecan basıyor. O zaman ben şimdi burada Yakın İlişkiler Podcast'inde motivasyon araştırmacısı olarak buradayım.
Bir sosyal psikologum, aynı zamanda da psikodramaterapistiyim. Şu ana kadar farklı yaş gruplarıyla, farklı alt alanlarla, farklı gruplarla, popülasyonlarla birçok birçok birçok farklı projelerde çalıştım ama aynı zamanda da araştırmacı kimliğim benim bütün bu uygulama ve çalışmalarımı yönlendiren, şekillendiren şeydi. ve hem kendi hayatımı böyle yönünü değiştiren hem de araştırmalarımın yönünü değiştiren bir kuram. Self Determination Teori'yi çalışmak üzere Amerika'ya geldim ben bundan dört sene önce. Rochester Üniversitesi'nde motivasyon laboratöründe çalıştım. Hala da bu uluslararası bir araştırma grubunun bir parçasıyım. Öz yönetim kuramı diye belki Türkçe'ye çevirirsek biraz daha bir şeyler şekillenebilir kulakta ama anlatacağım. Böyle bırakmayacağım.
Belirsiz kavramları ortaya atıp giden uzmanlarda da olmak istemiyorum. Öyle olursam dürt beni. Tabii tabii hemen oralardan toparlarız merak etme. Mealini vermeden gitmeyelim yani konuştuğumuz şeylerin. Böyleyken böyle yani kişinin kendisiyle olan ilişkisi, kişinin başkalarıyla olan ilişkisi, kişinin grupla, grupların gruplarla olan ilişkilerini yani iki çocuğun, üç yaşında iki çocuğun birbiriyle oyun oynamasından tut da iki ülkenin ya da iki ulusun iki
milletin birbiriyle olan ilişkisine kadar oradaki motivasyonel süreçleri çalışmak benim tutkum, diyeyim. Çok teşekkür ederim. O zaman podcastı şimdi çok şey bir soruyla açacağım. Hazır mısın?
Yok yok gerçekten çok basit bir şey soracağım aslında ama bir yandan da en basit sorular böyle en şeydir ya... Ay ben buna nasıl cevap vereceğim derse, neresinden başlayayım? Motivasyon nedir? Korktun değil mi?
Motivasyon, çok teşekkür ederim bunu sorarak başladığım için. Bence gerçekten konuştuğumuz şeyleri şekillendirecek ve anlam kazandıracak şey motivasyon derken neden bahsediyor olduğumuz. Çünkü günlük hayatta çok dileplesenk olmuş kelimelerdir. Motivasyonum yok, motivasyonum var, motivasyonum az, motivasyonum çok. gibi hani böyle sanki üç buçuk kilo ile işte ne bileyim hani yarım ton arasında bir şey olsa iyi olurmuş ve ölçülebilirmiş hani o açıdan hani kuantifiye edilebilirmiş gibi anlaşılan bir kavram motivasyon. Oysa biz motivasyonun niceliğinden değil niteliğinden daha çok bahsediyoruz. Yani motivasyon dediğimiz şey belki bundan yüz küsur yıl daha önceye gittiğiniz zaman bizim bu yaptığımız çalışmalardan öncesinde
ünlü psikolog William James'in daha çok anlattığı haliyle, seni enerji veren, seni harekete geçiren şey, seni neyi niye yaptığın bir nevi. Motivasyondan kastımız bu. Ben bunu niye yapıyorum? Ben ya da bugün burada niye varım? Sen bu podcast'i niye çekiyorsun? Yani niye sorusunun cevabı aslında bizim motivasyonumuz.
Amacım ne? Beni ne harekete geçirdi? Buradan ne elde etmek istiyorum? Bununla neye varmak istiyorum? Buradaki benim altında yatan, bana enerji veren, beni buna sevk eden değerim ne? Hedefim ne? Konusu hani motivasyon olarak özetlenebilir. En kısa tabiriyle seni harekete geçiren şey. Peki o zaman motivasyonla amaç sence aynı şey midir?
Aynı şey değil, amaç senin motivasyonunu şekillendiren şey oluyor. Yani çok çok basit, bütün yetişkin hayatının belki de tamamını kaplayan bir şey çalışmak, iş, işe gitmek. Günün sekiz saatini kapsayan bir şey. Şöyle bir komik bir şey görmüştüm, işte hayalimdeki iş yeri falan filan, işte insanlar bir şeyler paylaşırken. Hayalimdeki çalışma ortamı diye, pardon. Birisi de şey yazmış, hayalimdeki çalışma ortamı diye bir şey mi olur? İnsan hayalinde çalışmayı hayal etmez. Hani o mecburiyetten yapılan bir şey olur diye. Dolayısıyla hani çalışma konusundaki motivasyon da burada amacım para mı kazanmak? Burada amacım ürün mü ortaya koymak? Burada amacım
anlamlı ilişkiler mi kurmak? Burada amacım birinin bir şeyine yardım mı etmek böylelikle yoksa sadece paramı kazanmak. Bu amacımın ne olduğu benim motivasyonumu belirler, şekillendirir ama motivasyonla amaç aynı şey değildir. İlişkide de benzer bir şekilde. Bazen ilişki arayışındaki insanların şey dediğini duyabiliyoruz. Bir ilişkim olsa hayatındaki her şey yoluna girecek. Bir sevgilim olsa ben de kendime iyi bakarım. Bir sevgilim olsa ben de spora yazılırım. Hayatın diğer taraflarını da böyle çokça etkileyen bir kalıp cümle. Elimizden tutanımız mı var ki biz de işte şey yapalım, sinemaya gitsek ne gitmesek ne falan gibi.
ya da hayatındaki bütün sorunları ilişkiye bağlayan, kötü bir ilişkim olduğu için böyle oluyor, veda ya da tam tersi, ilişkim olsa hayatındaki sorunlar kalmaz, ortadan kalkar gibi. Buradaki ilişkideki motivasyonun ne olduğu, Bunu bilemiyoruz. Bu cümleler hala muallak. Ama amaç ilişki gibi gözüküyor. Yani bir ilişki olsa ya da işte olmasa gibi. Kimisi de ilişkiden kurtulmak istiyor. Çok kötü ilişkiler içerisinde, toksik ilişkiler içerisinde olduğunda ayrılmak ve bırakmak da zor bir şey olabilir. Orada ki bırakamama motivasyonu ne? Ayrılamama motivasyonu ne? O önemli.
Dolayısıyla amaç farklı olabilir ama o amaç motivasyonun kendisini şekillendiren bir hale geliyor. Ödül-ceza mekanizması ilişkilerde de çok çalışıyor maalesef ve ödülle ceza aynı şeydir ilişkide. Deneyimin kendisinden daha ziyade Hani o ödülle cezalandırılmak kavramı da var ya hatta gelişim psikolojisinde, eğitim psikolojisinde. En son senden önce çektiğim uzman podcastında tam olarak bu konuyu konuştuk. Şey mi? Punished by Rewards konusunu mu? Evet, aynen. Ödülsüz ve cezasız disiplin etmek kavramını konuştuk da ödül nasıl ceza olur tam olarak bundan bahsetmiştik.
Yani zaten dinleyiciler orayı çok iyi biliyor o zaman. Hiç oraya girmiyorum. Ama hani dedin ya, disiplin nasıl olacaktı? Disiplin aslında bir düzenlenme hali. Hani disiplinden kastımız hani şey... Lisede disipline gitmek ne demekti? Cezalandırmak. Disiplin cezalar olarak algıladığımız bir şey çünkü bizim. Disipline gitti. Eyvahlar olsun. Şimdi ilişkide de disiplin hani meselesi aynı şey. Hani ödüllendirileceğim ya da cezalandırılacağım. Oysa...
Bizim motivasyon penceresinden gördüğümüz şey, nasıl düzenleniyorsun? Neye göre düzenleniyorsun? Düzenlenme ve yönetim süreci, yani kendini, ilişkini, süreçlerini yönetebilme süreci, ben özümü yönetirken, ilişkimde, işimde, ebeveynliğimde, yaptığım egzersizde, arkadaşlıklarımda, ben kendimi düzenlerken gerekçem ne? Niçin yapıyorum bunu? Sen beni buraya çağırdın.
ya hiç istemiyorum ama gizeme de çok ayıp olacak, ya çok utanırım ondan sonra diyorsam eğer, ben cezalandırılmaktan korkarak bu ilişkiyi sürdürüyorumdur zaten. İlişki motivasyonum, buraya katılma motivasyonum, işte sen beni dışlama, sen bana kızma, küsme diye olmuş olur. Dolayısıyla sonuçları da ona göre değişiyor. Yani bu dışsal bir motivasyon. Hani Gizem bana kızmasın, Gizem bana küsmesin, aman ayıp olmasın diye yapıyorsam eğer bunu, bu bir dışsal motivasyon. Ama ya bu benim de amacıma çok uygun, bu benim de hayatımdaki değerleri çok bütünlüyor. İnsanların ilişki konusunda özellikle de ilişki motivasyonu dedi bir de Gizem. Uf! Nasıl güzel. Ben de en azından bir katkı sağlayabilirim, bileyim böylelikle. Daha çok kişi bilsin diyorsam eğer burada, buraya dahil olurken. Hem de zaten Gizem'le sohbet etmek de nasıl keyifli, nasıl keyifli. İşte o zaman özel bir motivasyonla, içsel bir motivasyonla burada duruyorum, burada bulunuyorum demektir. Bak, davranış aynı. İkisinde de geldim mi geldim ama neyle geldim? Motivasyonum neydi? Yani romantik ilişkiler ve arkadaşlık ilişkileri, iş ilişkileri, bütün bu ilişkilerin altında da benzer motivasyonel süreçler yatıyor. Mecbur muyum? İstiyor muyum? Bence en böyle kritik ayrımlardan biri.
Peki, çok güzel açıkladın. Bence şey soracağım sana. Bizim de bununla ilgili bir çalışmamız vardı. Bu ödül ve ceza kavramından bahsederken ilişkilerde, aslında birçok davranış ödül ve ceza üzerinden de konuşulduğu için. Bütün özellikle romantik ilişkilerden bahsediyorum. Orayı birazcık daha netleştireyim. Romantik ilişkilerde partnerlerimiz bizim için hem ödül hem ceza değil mi? Yani o biraz böyle
Bizim kullandığımız makalede şöyle bir örnek vermiştik. Bir geyik savanada susuz su içmek istiyor. Yani suya gitmesi lazım. Çünkü susuzluktan ölür. Ama bir taraftan da suyun olduğu bölgede bir sürü yabani hayvan var. Şimdi su mu içsin yoksa
Hangisini tercih etsin? Asıl romantik ilişkilerde biraz böyle değil mi? Çünkü bizim en çok canımızı yakanlar en çok sevdiklerimiz. Çünkü hem yaklaşmak istiyoruz hem de yaklaştıkça kendimizi savunmasız bırakıyoruz. Şimdi nasıl dengeleyeceğiz bunu?
Yani aslında bu ilk ilişkimiz, ebeveynimizle olan ilişkimize dönüp baktığımızda da hem bağlanmak istiyoruz, hem ayrışmak istiyoruz, hem de özgürleşmek istiyoruz, keşfetmek istiyoruz. O parkta oynayan bir çocuğun tahtire validen kaydırağa doğru koşarken Ürkekçe dönüp arkasına bakıp, hâlâ bende mi, hâlâ bana bakıyor mu, hâlâ bağımız sürüyor mu, hâlâ güvende miyim ve hâlâ birbirimize ait miyiz, birbirimizle bir bütün müyüz diye dönüp ürkek bakışı gibi yetişkin ilişkilerimizde de hem yapışmak istiyoruz hem de... Kalkıp böyle bir keşfe çıkmak, bir özgürleşmek. Ben de kendi arkadaşlarımla bir vakit geçireyim, partnerimden bağımsız ailemle belki bir tatile çıkayım ya da kendi kendime bir etkinlikte bulunayım. Ya da kafam şişti. Tek başıma hiçbir şey olmaksızın, battaniyenin altında, hiç kimse hiçbir şeyin hesabını vermeden bir uzanayım istiyoruz. Bu da bir kendinle temas edebilme hali. İhtiyacım ne?
Ve buradaki motivasyon özgün kendimi ortaya koyabildiğim sürece, ilişki içerisindeki bütün motivasyonlarım özerktir. Ama eğer, ya şimdi ben kız arkadaşlarımla akşam bir kahve içmeye çıkarsam, işte sevgilim ya da kocam surat asar bana, gitmeyeyim deyip yapmaktan vazgeçiyorsam, bu gene cezalandırılma korkusu. ya da ödüllendirilme beklentisi. Bak ben senin için kızlarla kahve içmeye gitmedim ama sen halı saha maçına gidiyorsun. Daha sonra benim kendime ödül olarak beklediğim şeyle dönüp partnerimi cezalandırabiliyorum. Başına kalkmak dediğimiz şey bir yerde.
Aynen öyle. Çünkü ben senin beni cezalandırabilme ihtimaline karşın, kendimi ödüllendirmek amacıyla vazgeçtim bir şeyden, dolayısıyla senin de hakkın yok aynısına. Böyle bir noktada, bu o park örneğine geri döndüğümüzde, kaydıraktan taht revalliye geçme, yanımda bankta otur diyen ebeveyn duruşu aslında. Keşfetme, özgürleşme. Başına bir şey gelir, yanımda kal. Bu da ilişkilerde bir yerden sonra, her ne kadar ilişkiler şey olarak başlasa da,
sadece ve sadece birbirimiz varız. Sadece ve sadece bütün ihtiyaçlarımızı birbirimizle giderebiliriz. O benim hem en yakın arkadaşım, hem sevgilim, hem şuyum, hem buyum, hem kardeşim, hem anam, hem babam. Farkına varmadan bütün yumurtaları tek bir sepede doldurduğumuzda sepetin altı delindiğinde, çıktığında cumhurluğup bütün yumurtalar kırılıyor. Anam da gitti, babam da gitti, kocam da gitti, ne bileyim en yakın arkadaşım da gitti, kardeşim de gitti noktasına geliyoruz. O kırılganlık biraz da o yüzden. Halbuki araştırma, ilişki araştırmaları özellikle sosyolojik araştırmalar bize daha antropolojik araştırmalar şeyi de çok güzel söylüyor.
Bundan 50 yıl, 100 yıl önce, 200 yıl önce sadece ve sadece sen ve ben gibi bir ilişki biçimi yoktu, daha kolektif. Herkesin birbirinin başka ihtiyaçlarını da görebildiği, örneğin çocuk bakarken hani kabilenin diğer kadınlarından destek alındığı, avlanırken, ya da ne bileyim, ticarete, pazara çıkarken toplumun diğer üyeleriyle beraber hareket edildiği, dolayısıyla iş birliğinin olduğu ama sevgi ve aşk dendiğinde Eğer mümkünse o tek bir kişiye olan sadakatin olduğu bir süreç vardı. Ama şimdi iki kişi, iki yetişkin, cinsiyetinden bağımsız olarak birbirinin bütün ve tamamıyla tüm ihtiyaçlarını karşılama konusunda birbirine yemin ettiğinde bu gerçek yani toplumsal gerçekliğin biraz dışına çıkıyor. Çünkü ne olursa olsun ilişkinin ilk başındaki o dopamin seviyesiyle beraber ihmal edilen diğer bütün roller ilişki ilerledikçe tekrar gündeme gelme ve belirmeye başlıyor. Ben şey yapacaktım orada ben bir işte
A2'de kursuna gidiyordum, yarım bıraktım. Benim o akşamları resim işte bilmem ne vardı. Ben A dizisini seviyordum ama sen B dizisini seviyorsun diye vazgeçtim ondan. Şimdi canım da istiyor tekrar A dizisi izlemek istiyorum. Kavga sebebi mi olmalı bu gibi ihtiyaç yok olmaz, şekil değiştirir orada. Ve ilişki motivasyonuna baktığımız zaman da üç temel psikolojik ihtiyacımız var. İlişkisellik, evet zaten bizi ilişki içinde tutan şey, o karşılıklı alma-verme dengesi. Fakat göz ardı edilen diğer iki ihtiyaç, özellik ve yetkinlik. Yani ben hala bir ilişki içerisinde kendimi yetkin, becerikli ve başarılı hissetmek istiyorum.
ve kararlarım, tercihlerim, seçimlerim, davranışlarım kendimden menkul olsun istiyorum. beklentisiyle ya da ceza korkusuyla olsun istemiyorum. Özellikle en çok katledilen ihtiyaç ilişkilerin içerisinde, yani doyumsuz ilişkilerin içerisinde diyeyim, o onayı, o sevgiyi, o sıcaklığı, o tırnak içerisindeki ilişkiyi sürdürebilmek için özelliklerinden vazgeçen birçok insan var ve Yani bu elinde sonunda patlıyor. Ya ilişki patlıyor ya kişi kendi patlıyor. Yani aha nereye kadar diye.
Bu da koşulu sevgi zaten. Gerçekçi, anlamlı, karşılıklı ve duyarlı sevgi olmuş olmuyor. İlişki duyarlılığı en önemli göstergelerinden bir tanesi zaten değil mi? İlişkinin ne kadar uzun süreceği ve ne kadar uzun süreceğinin olmasa da en azından doyum içinde olacağı. Doyum, sağlıklı olması için. Yani burada aslında istersen birazcık daha somutlaştıralım.
Şunu mesela ben dile getirmeye çalışıyorum. Diyelim ki siz bir insanla birlikte olmaya başladınız ve o esnada siz... Örneğin hayatınızda dans vardı. Bu insan sizi zaten dans ederken tanıdı ve hayatınızın önemli bir parçası olduğunu biliyor. Daha sonra siz ilişkiye başlıyorsunuz. Kısa bir süre sonra diyor ki...
Dans etmen beni mutlu etmiyor. Türlü sebeplerle olabilir. Yani diyelim ki çok zaman harcıyorsun ve o yüzden ben bizden çaldığını düşünüyorum. O yüzden dansı bırakmanı istiyorum. Başka sebepler de olabilir ama onlara hiç girmeyelim. Peki şimdi diyelim ki siz dansı bırakmak, yani ilişkisellik motivasyonunuzdan dolayı
İlişkiyi kurtarmak adına, ilişkiyi sürdürebilmek adına dansı bıraktınız. Ama siz artık o ilişkinin başındaki insan değilsiniz. O insan sizi o özelliğinize sevmişti. Genelde zaten ne için seviliyorsak onun için terk ediliriz ilişkilerde. Öyle bir taraf da var değil mi?
Yani aman ne kadar bıcır bıcır, nasıl da tatlı, işte herkesle de ne kadar sosyal girişken falan filan denen kişiler. Bir yerde mesela, ay bu da herkesle içli dışlı oluyor, işte ay ne cıvık, işte aman da bana özel vakit ayırmıyor, sürekli başkalarıyla konuşuyor. Ama onu sevmişti. Dolayısıyla bu ne için sevdiysek... Daha sonra onun için terk eder hale gelebiliyoruz insanları. Bu da biraz da şey, çok seversem değişir, çok seversem düzelir. Hani hadi bu olumlu bir özellik de hani girişkenlik, sosyallik ya da dansçılık. Ama hoşumuza gitmeyen, içimize sinmeyen kendi, değerlerimize kendi, doğrularımıza uymayan şeyler için de çok seversem değişir, çok seversem düzelir. Yeterince seversem olur.
kendimi böyle saçımı süpürge edersem vazgeçer falan gibi gerçek dışı beklentiler. Oradaki o üç bacaktan bahsettim ya, yani özellik bir ilişki, daha doğrusu içsel motivasyonumuzla bir ilişki yaşamak için ihtiyaç duyduğumuz üç şey var, özellik, ilişkisellik, yetkinlik. Bizim bir kere özelliklerimizi ve yetkinliğimizi katleden, daha doğrusu feda eden bir şey. Yani, tamam, ben dansı bırakayım, sen yeter ki beni sev. Veya, işte, olumsuz alışkanlıklardan, işte, sigarayı bırakmazsan senden ayrılırım vs. Hani, iyi bir şey istiyor aslında ama denetleyerek yapıyor bunu, kontrol ederek, tehdit ederek, tenkit ederek yapıyor. O yüzden de ters tepiyor, gizli gizli yapmalar ortaya çıkıyor vs.
Bu üç ihtiyacın aynı anda olabilmesi mümkün? Hani böyle bir ilişki mümkün? Böyle bir dünya mümkün? Değil mi? Mutlaka bu soru gelecek. Çünkü podcast'ı dinleyen bir insan direkt bunu soracak. Ya böyle bir ilişki var mı ki? Var aslında. Var yani kişinin kendi...
özelliğini koruyarak bir yandan ilişkisel ihtiyaçlarını giderebildiği, aynı zamanda kendini bu ikisinin de becerdiği için yetkin hissedebildiği ilişkiler var. Diğer yetkinlikleri konusunda da destek aldığı, örneğin iki insanın bir arada yaşaması zor bir şey gerçekten, beceremedikleri, bilemedikleri ya da hiç onu öyle düşünmedikleri ya da daha önceki partnerlerinden belki hiç böyle bir talep almadıkları şeyler olabilir. Bu konudaki yetkinliklerini de desteklemek, yapabileceklerini, ne istediklerini, ne bekledikleri konusunda daha açık olmak, o yetkinliği destekleyen bir şey. Örneğin, işte güzel bir şey yaptı partneriniz size. Zaten yapması gereken şeydi.
yani zaten olması gereken bu dediğimizde yetkinliğini ve özelliğini baltalamış oluyoruz. Çünkü yani bu bir meziyet değil, bu bir yetkinlik değil. Zaten de senin bunu yapman gerekiyordu, yapmasaydın görürdün gününü gibi bir mesaj vermiş oluyoruz orada ve bu da özel değil. Yani bu senin kendi kararın ya da kendi ben menkul gerekçenle yaptığın bir şey değil, benden korktuğun için yaptığın bir şey olmalı, noktasına geliyor. Bir kafa karıştırıcı örnekte, ben dedikten sonra yapmanın ne anlamı var? Hadi onu da konuşalım, bence önemli.
Hani ben söylemeden yapman gerekiyordu, ben söyledikten sonra yapmanın ne anlamı var? Şimdi nasıl söylendiği ve nasıl yapıldığı da önemli. Hani aman şu çenesini kapatsın, yeter ki sussun, yani bana salça olmasın diye yapılan şeyler tatmin etmiyor tabii ki. Hani oradaki ilişkisellik ihtiyacını tatmin etmiyor. Kişi kendini önemsenmiş, korunmuş, kollanmış, duyulmuş hissetmiyor.
Fakat yani ya senin bunu önemsediğini düşündüm, senin bunu önemsediğini anladım ve sen bunu söyledikten sonra ben bunu senin için yaptım. Sen geçenlerde canım şunu çekiyordu dedin ya, ben bunu gittim aldım. Ya da ben bunu pişirdim. Ya da ne bileyim, şuradaki şu bibloyu oradan bu tarafa koydum. Belki bu kadar bile basit bir şey. Bunu senin için yaptım.
Bir de bu var. Burada niye yaptım? Partnerimin hoşuna gittiğini bildiğim ve partnerimin mutluluğunu önemsediğim için yaptım. Bir de aman başıma bela olmasın diye yaptım. Hani biri dışsal motivasyon, biri içsel motivasyon baktığımız zaman. O yüzden de evet, ben söyledikten sonra yapmasının ne anlamı var? Ne anlamı var? Ona bakarım yani. Anlamı var mı? Ne anlam için yapmış? Ben söyledikten sonra yapmasının harbiden ne anlamı var?
Korktuğu için mi yapmış? Çekindiği için mi yapmış? Arıza çıkmasın diye mi yapmış? Beni önemsediği için mi yapmış? Cinsel ilişkide bile. Hani bazen taraflardan biri birinin canı istemiyor, öbürünün canı istiyor. Hani ikisinin de aynı anda mı istemeli?
cinselliği neden ve nasıl başlatıyor? Burada da aynı motivasyon skalası geçerli. Hayır demekten korktuğu için mi o cinselliği başlatıyor ya da devam ettiriyor? Güçsüz gözükmemek için mi? Veya işte aman sevdiğimi başkasına kaptırmayayım diye mi? Neden? Yani dışsal bir korku mu var orada?
dışarıdan beni harekete geçiren bir şey mi var yani? İşte terk edilme korkusu gibi, onaylanma kaygısı gibi, beğenilme ihtiyacı gibi vs. Böyle bir dış güç mü beni harekete geçiriyor? O en basit, en doğal olarak kendiliğinden belki de gelişmesini beklediğimiz ama gene de en zor olan cinsel süreçler için bile Yoksa benim içimden mi geliyor, yani partnerimin içimden mi geliyor birbirlerine öyle dokunmak, birbirlerinin keyif aldığı yerleri keşfetmek, birbirlerinin keyif aldıkları biçimlerde cinselliği yaşamak ve buna eşlik etmek, biri başlattığında öbürünün de buna eşlik etmesi içten gelen bir şey mi? Bu da ilişkinin kalitesini etkiliyor.
Burada küçük bir soru sorarak bunu netleştirmek istiyorum. Kimsenin hakkında bu soru kalmasın diye. Şimdi diyelim ki karşı taraftan böyle bir talep geldi ama siz o gün, o esnada hakkınızda öyle bir şey yoktu. Tabii ki reddetmek hakkınız. Ama diğer taraftan eğer karşınıza... Şurayı iyi ayırt etmek lazım bence. Ya sorun çıkmasın, ya işte
sorun çıkmasın diye birlikte oluyorsanız orada mesele var ama ya benim aklımda yoktu ama ya olabilir de yani çoktan istemiyor değilim durumundaysanız ve o yani size zarar verecek durumda değil ama karşınızdaki insanla ilişkinizi iyi hissettirecek yani ceza size kaç defa ceza vermiş ya da ödül olmuş olsun diye değil de gerçekten ilişki motivasyonu içerisinde istiyorsanız Bir problem yok öyle değil mi? Yani orayı bence... Hayır demekte de bir sakınca yok. Hayır, iyi değilim. Hani şu an canım hiç istemiyor çünkü bugün kafamda iş yerindeki şu sorun var ya da bugün inanılmaz belim ağrıdı şu sebepten dolayı veya aklım Ayşe'ye Fatma'ya takıldı.
Belki bu da başka bir kapı açar. Yani otantiklik o yüzden önemli. İlişki ihtiyacı, o ilişkisellik ihtiyacı zaten karşılıklı alma, verme, korunma, kullanma, duyulma, önemsenme ve anlaşılmaktan ibaret. Yoksa canım cicim demekten ibaret değil. Kavga ederken birbirlerine daha da hiddetli bir şekilde aşkım diyen çiftleri canlandırır gözünü. Ama aşkım falan değil mi?
Hani orada hani Allah da seni kahretsin diyemediği için hala hani aşkım demeye devam eden. Dolayısıyla ne söylediğimiz, ne yaptığımız değil, niye yaptığımız ve nasıl yaptığımız ya da niye yapmadığımız. Tabii. Ya işte burada şey sorusu çok gelen bir soru da o yüzden.
Ben eğer ilişki özellikle cinsellik üzerine ben başlatan taraf değilsem ama yine de yani benim için problem değil o yüzden problem değil derken yani ben özellikle sana ekstra istemiyorum ama olsun diyerek o ilişkiye başlamak illa kötü bir şey olmak zorunda değil eğer motivasyonunuz içsel bir motivasyonsa, dışsal bir motivasyon değilse orayı netleştirmek istiyorum. Çünkü çok soruluyor bu soru. Yani neden yapıyorsunuz? Neden yapıyorsunuz? Yani neden evet diyorum, neden hayır diyorum? Bu sadece cinsellik için değil. Hadi akşam dürüm yemeğe gidelim mi konusunda da aynı şey olabilir. Ne bileyim, hani evin duvarlarını macenta rengine boyayalım mı dendiğinde de aynı şey olabilir.
Çok tipik bir örnek şey değil midir? Bizim bu vakalelerde çok geçer. Hangi filme gideceğiz? Romantik komediye mi, aksiyon filmine mi? Diyelim ki çok fazla störeotipik örnekleri oldu ama daha iyi anlaşılır. Yani siz diyelim ki aksiyon filmine gitmek istiyorsunuz ama partneriniz romantik komedide ısrarcı. Yani eğer siz romantik komediye ay dırdır etmesin ki gidelim diye mi gidiyorsunuz yoksa ya mutlu olacak benim için de çok büyük bir sakıncası yok o zaman gidelim hani bu da iyi bir şey bizim ilişkimiz için diye mi gidiyorsunuz değil mi? Bu bile çok basit bir örnek.
Hatta zaten bu söylediğin şey gene senin özel kararın olmuş oluyor. Yani tatile nereye gidelim? A şehrine mi, B şehrine mi? Sinemaya nereye gidelim? A'ya mı, B'ye mi? Eğer taraflardan birisi bir şeyi daha çok istiyorsa o anda, daha tutkuyla istiyorsa, daha çok önemsiyorsa ve öteki için o o kadar da elzem değilse, belki ihtiyacını erteleyebilirse, belki bu seferlik hani... Eğer partnerimi mutlu görmek benim de hoşuma gidecek diyebiliyorsa,
Bu da yine özel bir karardır. Başkasının bizim adımıza karar vermesi denetlenmiş hissetmediğimiz sürece çok o ilişkide yükleri de hafifleten bir şey. Yani sürekli karar veren ben olmalıyım, her şeyde ben… O zaman o şey oluyor, o underdog, topdog, nasıl Türkçeleştirebiliriz onu?
Ders havası aslında kimin sürekli karar verdiği, iktidarda olduğu şey haline gelir. Ama tabii burayı vurgulamak isterim. Yani hep karşı tarafın isteğini yerine getirmeye çalışmak da İhtisar motivasyonla dahi olsa bir süre sonra kişinin artık kendi sınırları, kendi ihtiyaçları bunları yitirdiği ve hep karşımdakini mutlu görmeliyim hale dönüştüğü noktada zararlı tabii. Onu da istersen belirtip toparlayalım.
O da hani şey, Rabbena hep bana oluyor yani. Böyle sürekli bir tarafın dediği naz. Ya bu sefer buna gidelim, bir sonrakine de ona gidelim. Ya da sen ona o zaman ben onu hiç istemiyorum. Sen onu öbür arkadaşlarınla yap. Bunu da beraber şimdi burada yapalım. Gibi bunları konuşabilmek. Evetlerin, hayırların havada uçuşmasında hiçbir sakınca yok. Nasıl olduğu önemli bunların.
Nasıl yapıldığı önemli. Ama tabii hani geçenlerde sen de Twitter'da yazmıştın o toksik ilişkileri anlatan şarkılar falan diye. Dünya tatlısı o şarkılar. Hani gerçeği yansıtıyor. Hani öyle şarkılar yazılmasın falan diye yazmadığını biliyorum. Tabii ki öyle bir şey dememiştim.
Ama biraz şey böyle hani şarkılarımızı sanki hani gizem süren kök elimizden alıyor şarkıları gibi bir şeye geldi. Halbuki playlist'lerimi bir görseler yani. Neden olmasın hani onlar çok iyi birer gözlem ve ortaya koyma hali. Hani böyle çocukluğumdan böyle ilk hatırladığım şarkılardan bir tanesi böyle o zaman Muazzez Abacı'nın dev yılları. İşte seninle cehennem ödüldür bana, sensiz cennet bile sürgün sayılır. Hani o ilişkideki ödül ceza süreçlerinin herhalde böyle zihnimize zihnimize kazındığı.
Türk filmleri, şarkılar, klipler... Yani yeterince acı çekmezsek o ilişki iyi bir ilişki değildir zannedebiliyoruz. Bu da bir kalıp yargımız, ilişkilere dair kalıp yargılarımız. süründürürsen değerli olursun. Kavuşamazsan aşk olur. Kavuşamazsan aşktır gibi. Bunlar hani hep kalıp yargılarımız. O bizim ilişki dediğimizde algıladığımız şeyin
içini doldurduğumuz, o şemanın içini doldurduğumuz şeyler. İlkokul 1'de nasıl kümeleri çizerdik, A kümesi, B kümesi içine yazardık böyle. Elma, armut, muz, bilmem ne meyve kümesinin içine. O ise mesela meyve kümesinin içinde Amerika'da ayva yok.
Çünkü yok. Ama yani hani bu kadar basit meyveler, sebzeler kümesinin içinde bile durumdan duruma, zamandan zamana, mekandan mekana değişebilirken içini neyin doldurdu? İlişki dediğimiz şeyin içini de... Nihai noktada kendimiz dolduruyor olabiliyoruz. Dışarıdan gelen bu aşk için ölmeli aşk o zaman aşklar. Şarkı olarak söyleyince çok güzel. Belki eğer öyle yaşıyorsak bunu dışa vurmak için çok şahane. Fakat gerçekten ben bunu mu yaşamak istiyorum? Ben böyle bir aşkın içerisinde mi olmak istiyorum?
kendime size sorduğumuzda evet ve hayır deme hakkına sahibiz. Tek bir aşk yok, tek bir ilişki biçimi yok. Özelliğin, ilişkiselliğin ve yetkinliğin desteklendiği bütün ilişkiler doyumlu ilişkidir. Bu belki bir çiftin beraber beyzbol maçına gitmesiyle hani olabilecek bir şeyken bir başkasının birlikte en iyi temizlik deterjanını bulup evi dip köşe temizlemesiyle olabilir. Hepsi aşk, hepsi ilişki. Dolayısıyla önemli olan ben bu ilişkide ben gibi hissediyor muyum kendimi? Ben bu ilişkide yetkinliklerimin desteklendiğini, onaylandığını hissediyor muyum? Ben bu ilişkide karşılıklı, duyarlılık buluyor muyum? Bir de hani ben de bunu partnerime yapıyor muyum?
Karşılıklılık ilkesi, değil mi? Evet. Ben onun yetkinliklerine ne kadar destekliyim, ben onun kararlarına ne kadar saygılıyım, ben onun ihtiyaçlarına ne kadar duyarlıyım. Bu tam bir alma-verme dengesi. Öteki türlüsü kendimize bir bakıcı seçmek, bulmak gibi bir şey oluyor. O da doyumlu bir aşk, doyumlu bir ilişki olmuş olmuyor. Naçizane, ilişki motivasyonuyla ilgili en böyle kısaca ilk aklıma gelenlerden bahsedebileceklerim bunlar. Bilmiyorum süremizin de dışına çıktık mı?
Yok Özgeciğim bence çok güzel oldu. Yani artık bitirebiliriz bana kalırsa. Çünkü hani hep yarım saat şey var ya yarım saatten fazla dikkat toparlayamayız ama bence çok güzel noktalara değindik. Yani çok güzel anlattın. Çok teşekkür ederim bütün dinleyicilerimiz adına sana. Bence yani hani ilişki motivasyonu konusunda ilk gün
Yarım saatlik bir konuşmada bence söylenebilecek her şeyi söyledin ama düşündüm sen konuşurken bunun bir mesela toksik ilişki, ödül ceza nasıl toksik bir hale dönüşür gibi kısmını da daha sonra bir podcast'e konuşalım da isterim. Böyle bir başka podcast'e de buluşalım bence derim yani. Ne zaman istersen. Şimdilik o zaman şu soruyla, hem bu bilgiyle hem de bu soruyla bırakalım dinleyicilerimizi. Neyi niye yapıyorsunuz? Bir ilişkinin içerisindeyken ya da bir ilişkinin dışındayken. Bu sorunun cevabı o motivasyonunuzun niteliğini, içsel ya da dışsal oluşunu etkileyen, bu da nihayetinde sizin iyi oluşunuzu etkileyen bir cevap olacaktır.
Çok teşekkürler katıldığın için Teker. Herkese sevgilerimizi gönderiyorum. Bugün Özge Kantaş ile birlikteydik. Bize çok güzel bilgiler verdi. Beğendiyseniz kanalımıza abone olmayı unutmayın. Spotify'da ya da Youtube'da podcastlerimizi takip edebilirsiniz. Herkese sevgiler, çok teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.