Podcast

Öz Şefkat Nedir?

Yakın İlişkiler

6 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bu podcast yayınımızda öz saygı ve öz şefkat hakkında konuşuyoruz. “Öz saygımız nelerden etkilenir?”, “Neden bazılarımızda daha düşüktür?” ve “Kendimizi sevmezsek başkalarının da bizi sevmesine izin veremez miyiz?” gibi soruların yanıtlarını vermeye çalışıyoruz. Siz de bu konularla ilgili merak ya da endişe taşıyorsanız buyrun yayına!

Bölüm Transkripti

3.143 kelime · ~16 dk okuma

Merhaba, Yakın İşler Podcast serisinin Özçevikat bölümüne hoş geldiniz. Bugün adını anlayabileceğiniz üzere Özçevikat üzerine konuşacağız. Yanımda Gizem Hoca, orada mı bilmiyorum aslında sizin ekranınızda, ve Rengim var. Orada mı? Herkes de farklı.

Öyle. O zaman hiç şey yapmadan, zaman kaybetmeden konumuza girelim. Öncelikle öz şefkat nedir? Bunu konuşalım. Öz saygı nedir? Öz şefkat nedir? Öz sevgi nedir? Bunları konuşalım kısaca. Öyle başlayalım. Tamam. İsterseniz öz saygıyla başlayalım. Çünkü aslında öz saygı çok daha uzun süredir psikoloji literatüründe olan bir kavram. Daha eski bir kavram.

Öz saygıyı çok temelde şöyle açıklamak mümkün. Siz kendinizi nasıl değerlendiriyorsunuz? İyi mi, kötü mü? Yani çok basit bir değerlendirme. Ben iyi bir insan mıyım, kötü bir insan mıyım? Ben bir şeye değer miyim? Değer değil miyim? Söyleyemedim ama... Değmez miyim? Değmez miyim? Evet, doğru. Bu kadar kolay diye düşünmemiş oldum.

Transkriptin tamamını oku

Öz saygı aslında buna verdiğimiz cevaptan oluşuyor. Yani siz kendinizin iyi bir insan olduğunu ve bir takım şeylere değer olduğunu düşünüyorsanız öz saygınız daha yüksek oluyor. Tam tersi de daha düşük oluyor. Ama öz saygının bir de iki tane alt başlığı var diyebiliyoruz. Burada da yetkinliklerden bahsetmek mümkün ve değerlilik isminden. Yani yetkinlik aslında

sahip olduğunuz değerin içinin dolu olduğunu da gösteren bir şey. Yani hem bir şeylere sahipsiniz, yani bir takım yetkinliklere sahipsiniz, hem de aslında bir takım şeylere değersiniz. İkisi bir arada olduğunda zaten, ikisinin de yüksek olduğunuzda öz saygınız yüksek oluyor. Ama tabii şey mümkün, hiçbir yetkinliğiniz olmadan ben her şeye değerim duygusunu hissetmek veya aslında birçok yetkinliğiniz olmasına rağmen kendinizi hiçbir şeye değer hissetmemek de mümkün.

veya ikisinin de sıfır olması da mümkün tabii. Ama temel olarak bunlardan bahsedebiliriz. Peki, burada yetkinlikler, yani şey dediniz ya, buna sahip olmayıp, ya da daha doğrusu yetkinliklere sahip olmayıp bunu hissetmek de mümkün dediniz ya, burada aslında yetkinlik de, hissedilen yetkinlik mi önemli yoksa gerçekten bir... somut bir yetkinlik de önemlidir diyebiliyorum. Hissediyorum ama aslında arkası dolduysa orada yine de bir eksiklik var mıdır aslında? Buradan aslında birazcık narsizmle karıştırılabilen bir kavram olabiliyormuş gibi hissediyorum. Saygısı, şefkat. O yüzden orayla bir ayrıştırmaya çalışsak, zor olmuş gibi geldi bana. Ayrıştıralım. Haklısın, yüksek öz saygı narsizmle ciddi ilişkisiyle ilişkilendirilen bir kavram. İçinin dolu olması tabii ki önemli. Yani yetkinsin ama, yani yetkin hissediyorsun ama gerçekten yetkin misin? Burada tabii yetkinliği birazcık da şununla ilgili de söylememiz lazım. Burada yetkinlik, zorluklarla başa çıkabilme kapasitesi aynı zamanda. Yani zorlu

birçok şekilde tanımlayabilirsin. Yani zorluk mesela düştüğün zaman kalkabilmek, bir şeyde başarısız olduğunda tekrar yola çıkmak olduğu kadar mesela bir ilişkiye başlayabilmek ya da ilişki içerisindeki bir çatışmayı yönetebilmek bunların hepsi aslında zorluklarla başa çıkabilme kapasitene işaret eden bir durum, değil mi? O yüzden de yetkinliğin hakikaten içinin dolu olması gerekiyor. Senin östergahın yüksek nereden besleniyorsun? Mesela kişisel başarıların olabilir. Yani bir östergah kaynağı odur, değil mi? Kişisel başarıların. İşte birçok şey girebilir buna. Yani iş hayatındaki başarıların olabilir, akademik başarıların olabilir. Ya da ne bileyim, sporcusundur, öyle bir başarı olabilir. Dans ediyorsundur, öyle bir başarı olabilir. Ama bunun dışında aslında başka östergah kaynakları da var. Mesela...

bir başkasının üzerinde etkin var mı? Yani mesela sen öyle bir şey yaptın ki bir başkasının hayatını etkiledin. Olumlu anlamda söylüyorum sadece bunu. Yani çok kötü şekilde etkilemeler de mümkün ama olumlu anlamda söylüyorum. Veya etrafındaki insanların seni kabul ettiğini veya sana değer verdiğini hissedebiliyor musun? Bir başka ölçüde

...kendi doğrularına göre hareket edebilme gücüne sahip misin? Yani savruluyor musun? Yoksa hayır, bunlar benim doğrularım ve ben bunlara göre... ...yolumu çizeceğim diyebiliyor musun? Bunların hepsi aslında öz saygı kaynağı, öz saygıyı besleyen... ...konular. Ben mesela hiçbir zaman böyle... ...el incelikleri gerektiren şeylerde çok iyi olmamışım. Mesela bir şey çizmek, işte bir şey kesmek falan gibi. Ben mesela o tarz şeylerde... Kötü olmak benim... O yüzden mesela hiç rahatsızlığı da etmemiştir yani. Hiçbir zaman böyle, ben bunu niye çizemedim diye üzülmem mesela. Ama hani... Ne bileyim, şu an... Başarılı hissettiğim bir konuda, mesela işte... Son 15 yıldır falan basketbol oynuyorum muhtemelen. Bu konuda kendimi çok kötü hissetseydim. Hakikaten iyi olmadığımı düşünseydim. Bu benim...

öz saygımı ve aslında özgüvenimi daha çok etkilerdi gibi hissediyorum. O yüzden, hani şeyi düşündüm ben bu yüzden. Aslında burada öz saygı birazcık da neye değer verdiğimizle çok paralel gidiyormuş gibi hissettim. Çok doğru söylüyorsun. Akademik başarıya hiç önem vermeyen bir insan mesela, akademik olarak başarılı olmasından beslenemez. Yani niye beslense ki? Çünkü birazcık şöyle bir şey diyeyim mi? Biz kendi kimliğimizi tanımlarken

Beynimiz bir takım kısa yollar kullanıyor. Yani sen kimsin Orhan dediğim zaman mesela sana. Senin bir sürü etiketin var değil mi? Seni sen yapan bir sürü etiket var. Ama hangileri en önce geliyor? Yani eğer önce gelenler arasında basketbol oynayan biri varsa etiket olarak basketbolcu demek şey yaptı basketbol oynayan biri seçen olabilecek.

Diyelim ki basketbolu oynamak senin etiketlerinden bir tanesiyse ve bu etiket senin için önemliyse... ...o zaman zaten buradan öz saygın beslenebiliyor. Ama senin etiketlerin arasında öz saygın atıyorum, ilk onda gelmiyorsun. Basketbolda başarılı olup olmamak... ...senin öz saygını besleyen ana arterlerden bir tanesi olmuyor. Düşük öz saygı mesela neyden kaynaklanır? Biraz bundan bahsedelim isterseniz. Çünkü... Besleyen kaynakları söyledik ama yani bu kaynaklar nasıl oluşuyor ya da... ...o kullandığımız etiketlere verdiğimiz değerler nereden geliyor? Aslında burada erken dönem... ...deneyimlerimiz çok önemli hale geliyor. Mesela... ...şöyle düşünün, şu çok büyük bir kriterde. Siz akademik olarak başarılısınızdır ama... ...başarınızı takdir edecek eve ve inlere sahip değilsinizdir. Bu mesela düşük baş sağlığa yol açan... ...sebeplerden bir tanesi olabiliyor. Veya... Mesela zorbalığa uğramak erken yaşta, uzak ergenlik döneminde. Şöyle düşünün, zorbalığa uğradığınız zaman sizin yanınızda destek olacak ebeveynlere sahip olduğunuzda o zorbalığınızın öz sargı üzerindeki etkisi çok daha azalıyor. Ama eğer ebeveynleriniz size zorbalığa uğradığınız esnada yeteri kadar destek vermiyorsa ya da, bence burası çok enteresan, gerçekçi bir destek vermiyorsa, yani şey diyorsa, ya onlar ne anlar?

Onlar seni bilmiyor falan gibi böyle. Sen ne kadar mükemmelsin onların haberi yok. Gerçekçe olmayan bir şekilde yaklaştıklarında da aslında öz saygımız bundan zarar görüyor. Yani ebeveynlik burada, ebeveynliğin burada sağladığı destek, desteğin şekli bile önemli. Bir de tabii şey erken dönem reddedilme durumlarında çok fazla erken dönemde reddedilen çocukların reddedilme hassasiyetleri ve reddedilme hassasiyetleri yüksek.

öz saygıları düşük oluyor. O kadar çok erken tecrübelerimiz önem kazanıyor ki öz saygımızı ve başarımızı, başarı olarak gördüğümüz şeyleri belirlememizde. Bunun da öneminden bahsetmeden geçmek istemedim burayı. Burada aslında mesela bunu hayatın birçok alanında da görmek mümkün gibi geliyor bana. Bazı insanlar mesela vücudlarına baktıklarında, aynaya baktıklarında her zaman için kendileriyle ilgili eleştirecek veya çirkin bulacak bir şeyler hep bulabiliyorlar. Bazı insanlar da bunun tam tersi şekilde aynaya baktıklarında her zaman kendilerini mutlu da hissedebiliyorlar bununla ilgili. Öyle bir insan varsa helal olsun. Varsa evet, var. Ne kadar iyi. Bilmiyorum var mı ama varsa tebrikler.

Şey, hiç bozmaz umarım kendisini. İnsan spektrumun öbür ucuna bir şey koymak istiyor, değil mi? Evet, aynen öyle. Düşününce aslında hayatımızın küçüklüğümüzde bizi etkileyen her türlü sorununa da yansıyor bir şekilde gibi. Aslında beden kavramı üzerine çok bence önemli bir noktaya değindim.

Çocuklukta ebeveynlerimizden gördüğümüz kendi bedenimize dair algı o kadar kritik ki. Şöyle bir bulgu var ve ben bunun hakkında konuşmayı çok seviyorum. Çocukluklarında kilolarından bağımsız bir şekilde ebeveynleri tarafından kilolu algılanan çocuklar gerçekten kilo almaya da daha meyilli oluyorlar ileride. Üstelik de bu insanın bedenlerine dair öz faydası çok daha düşük oluyor.

Yani ebeveynimizin bizi nasıl gördüğü, nasıl değerlendirdiği, bizim aslında kendimizi nasıl gördüğümüz, nasıl değerlendirdiğimiz haline geliyor. Şey gibi, burada duyduğumuz o ses, yani ebeveynimizden duyduğumuz o ses, bir noktadan sonra beynimizin içine giriyor ve bizimle kalmaya, bizimle konuşmaya devam ediyor. Yani ebeveyniniz değişse bile ya da ebeveyninizle ilişkiniz azalsa bile ya da artık ebeveyninizi o kadar çok takmadığınızı düşünseniz bile o ebeveyn Sizin kendi kritik iç sesiniz olarak zihniniz içinde konuşmaya devam ediyor ve susturamıyorsunuz. Aslında bence tam tersini de aynı bir etkisi olabiliyor. Küçükken çok böyle zayıf, çıtıtıtı falan olarak hani bunlarla nitelendirilmiş çocuklarda da bence büyüdüklerinde hep o kalıba sığma isteği oluşup dolayısıyla gene kendilerini aynı da sürekli kritize ediyor olabilirler.

Evet, evet. Bence de öyle. Ya ben mesela küçüktüğümden beri çok çok zayıf olmuş bir insan olarak. Ben mesela diyetisyene falan da gittim bunun için. Hep mesela hani şey yani ben mesela hani küçükken böyle çok fazla NBA maçı izliyordum. Hani saat farkı dolayısıyla böyle gece üçte, dörtte falan oluyordu o maçlar. Ve böyle her gün kalkıp izliyordum. Yine de nasıl bir azim gerçekten ben de bilmiyorum. Helal olsun. Evet.

Ve sonra gidip okulda uyuyordum mesela. Güzeldi baya. Önceliklerini bilen bir bey. Neyse. Geceleri mesela bir şey yediğimde falan böyle...

çok, çok... İçimde böyle çok kötü bir hissediyordum ve şey gibi geliyordu, sanki ben onu yediğim anda... böyle... hani... 30-40 kilo falan alacakmışım gibi bir anda. Öyle bir hissettim. Evet, evet. Gerçekten mesela böyle o anda hemen spor yapmak falan istiyordum yani. Hani hakikaten çok iki taraflı bir şey bence de o. Yani... Hani... Hatta çok sağlıklı bir kiloda bir insan da bunu hissedebilir eğer... bu sağlıklı kilosu çok fazla ona...

salkısızmış gibi empoze edilirse sanki bebeğinleri tarafından. Söylediğiniz şeyler bana şunu da düşündürttü. Belki izleyenlerimiz arasında, dinleyenlerimiz arasında bunu bilmeyenler varsa diye söyleyeyim. Birçok yeme bozukluğunun altında aslında österga eksikliği de yeter ama şu da yeter, kontrol etme duygusu. Yani hayatında kontrol edemediğim birçok

...şey, sende kontrol edebildiğin bir alanda... ...bir alana yansın. Yani aslında ne yediğimiz, vücudumuza ne girdiği ve bizi nasıl şekillendirdiği... ...bizim kontrolümüz altındadır. Ve mesela anoreks ya da bulim ya da... ...bu bozukluklara, bu yeme bozukluklarına sahip olan bireylere baktığınız zaman çoğunlukla... ...her birinin başka bir alanında kontrol edememe durumuyla karşı karşıya olduklarını görürsünüz.

O yüzden bu şey, yani bu yediğim bende 30 kilo almaya sebep oldu duygusu mesela çok sık rastlanıyordu. Orkun seni tenzih ederek söylüyorum yani sana dair bir şey söyledim de. Zaten Orkun daha yani çocukluğundan bahsediyor da ben daha yetişkinlerdeki yeme bozukluklarından bahsediyorum. Sadece o bana hatırlattığı için söyledim. O yüzden Orkun dediğim gibi seni tenzih ediyorum burada. Şey...

Yani o yüzden aslında yere bozuklukların öz saygıyla ve nasıl dışarıdan nasıl görüldüğümüzle de böyle de bir ilgisi var. Buradan konuyu şeye bağlamak istiyorum. Hani, okey, olumlu özelliklerimize saygı duymak süper. Ama bir yandan da sonuçta hiçbirimiz de mükemmel değiliz. Hepimiz insanız yani. Hepimizin çok fazla mükemmelden

birazcık azıcık uzak özellikleri var. O yüzden aslında bunlara şefkat duyabilmek de önemli. Yani sonuçta onlara sahip olacağımız için birçoğuna. Aslında biraz da onun üzerine konuşalım istiyorum ben. Hani bunu nasıl aslında kendi içimize teşvik edebiliriz? Tabii ya öz saygıdan zaten aslında

Safi öz saygıdan bahsetmenin artık çok da iyi olmadığını düşünüyoruz. Çünkü öz saygının fazlası yararlı, zarar. Bir de öz saygıda öz saygıdan öz saygıyı besleyen kaynaklar. Az önce biraz söyledik ama burada toplumsal normlar da çok önem taşımaya başlamışlar. Kadınlar çok fazla bedensel olarak çekicilikten besleniyorlar. Erkekler çok fazla profesyonel başarıdan besleniyorlar. Gördüğünüz gibi burada aslında yani bizi empoze edilen ne önemlidir bakış açısı kendimizde hemen yansımasını buluyor. O yüzden öz şefkat

Tamam, bahsettiğimizde öz şefkat daha kapsayıcı, daha böyle bir hakikaten şefkatli, adı üzerinde şefkatli bir tarafı var öz şefkatin. Öz şefkat de, hemen bahsedelim ama şunu söyleyeyim, öz şefkat hiçbir şekilde kendine acımak, ya yazık sana, yine başına kötü şeyler geldi demek değil aslında. Çünkü böyle anlaşılıyor ve burada... Böyle anlaşıldığı için insanlar kendilerine şefkat göstermekten kaçınıyorlar. Çünkü bir de şöyle bir yanılsama var. Sanki hep üzerimize ters psikoloji işe yarayacak ya da işte ne kadar kendi başarısızlığımızdan konuşursak kendi içimizde o kadar motive olup daha iyisini yapabilirim gibi bir algı var. Halbuki... Birçok araştırma bunu tam tersine söylüyor. Yani kendimize bu kadar böyle acımasız eleştirilerle bulunduğumuz zaman... ...motiv olmaktansa yapacağımız işten de vazgeçtiğimizi, yani hedefe doğru ilerleyemediğimizi gösteriyor. O yüzden de öz şefkat önemli. Öz şefkatin, öz şefkati tanımlamak gerekirse, öz şefkatin üç tane alt başlığı var dememiz lazım sanırım.

Önce tanımlamaya çalışalım. Şimdi tanımlarken... ...ne demek aslında öz şefkat? Bir başkasına gösterebildiğimiz... ...sevgiyi, ilgiyi, özeni, şefkati... ...dönüp kendimize de gösterebilmek. Yani aslında bu öz şefkat. Ama alt başlıklarında şu var. Birincisi... ...deneyimlerimizin... ...başka insanlarla benzer olduğunu fark edebilmek. Yani bir başarısızlık yaşıyorsanız veya bir olumsuzluk yaşıyorsanız... ...aslında bunun...

Sadece size dair olmadığını, sadece size has olmadığını, herkesin bu tip durumlarla karşı karşıya gelebildiğini fark etmek. Hata yaptığınızda bile, Orhan'ın az önce söylediği, hayır mükemmel olmak zorunda değilim. Yani herkes hata yapabilir. O yüzden bu anlamda kendime anlayış gösterebilirim diyebilmek.

Bir de aslında tabii bunu yapabilmek için, bu ikisi de yapabilmek için farkındalık geliştirebilmek. Yani ben şu an ne hissediyorum, niye hissediyorum ve hissettiğim şey aslında çok doğal diyebilmek. Bütün bunları birleştirdiğimizde öz şefkate varıyoruz. O yüzden de aslında çok kritik. Ve hiçbirini de ihmal etmeden aslında öz şefkate ulaşabilmek gerekiyor.

Kimseye takılmasın hocam. Hani dediğin şeyde oranın kendine ay kıyamam sana neler geldi başıma falan hani bu demek değil tam olarak. Ama bu da aslında içine giriyor bir noktada değil mi? Çünkü bir başkasına o gelse başıma ona da deriz böyle. Üzülme, herkese olur. Kendinize de deme, sana da olur. Tabii tabii. Yani aslında şu şekilde bir söylemek istedim. Ah zavallı, başına da neler geldi. Yani o böyle...

...işi dramatize etmek. Yani ne kadar zavallı durumdasın, ne kadar acımasız durumdasın değil. Bundan kaçınmak. Küçük örnek aslında birazcık. Küçük, evet. Aynen. O, o. Ama Rengim Senin Verdiğin Örnek çok doğru. Yani hani bir başkasına yaptığımız o. Canım benim, kıyamam sana. Yani başına neler geldi. Ama bak işte herkesin başına geliyor. İşte... Ya da sen yalnız değilsin bu duygunda. Ya da... ...sen gerçekten bu kadar...

olumsuz olmasını hak etmedin ya da bazen uğraşsan da olmayabiliyor bu çok rastlanan bir durum diyebilmek. Ya bu cümleleri nasıl biz sevdiğimiz insanlara çok kolay kurabiliyorsak kendimize de bunu kurabilmek aslında günün sonunda bence önemli olan. Yani aslında birazcık günün sonunda sevdiğimiz insanlara davranmak istediğimiz gibi aslında kendimize de davranmaya çalışmak Evet ve bunu asla yapmıyoruz. Yani düşünüyorum ben mesela. Şimdi öz şefkat kavramı altında sorduğumuz bir takım sorular var işte. Kendinize nasıl davranıyorsunuz gün içerisinde de? Mesela yemek yerken nasıl davranıyorsunuz? Böyle yemeğin tadına vara vara, yavaş yavaş yani vücudunuzu besleyerek mi, vücudunuza bir iyilik yaptığınızı düşünerek mi besleniyorsunuz? Yoksa böyle... Tıkabasa mı yiyorsunuz? Ki çoğu zaman aslında tıkabasa, koşturmaca esnasını yiyoruz.

Ya da mesela gün içerisinde nasıl hareket ediyorsunuz? Böyle sürekli koşturarak, sürekli bir yere yetişmeye çalışarak, kendinize sürekli yine geç kaldığını, yine bilmem ne diyerek mi? Yoksa yavaş yavaş yani keyfini çıkartar mısınız? Hayır, büyük bir kısımımız koşturmacayla apar topar yaşıyor işte. Yani kendimize yaptığımız birçok şeyi, işte banyoda yıkanırken böyle bastıra bastıra mı yıkanıyorsun? Yoksa gerçekten yani ben şu anda keyifle duş alıyorum, banyoda. Bunu hiçbiri yapmıyoruz.

Ya aynen öyle. Aslında buna ihtiyacımız var ve bunları yapmıyoruz. Halbuki, mesela ben düşünüyorum, ben kızını yıkarken... ...keyifle yani, onun böyle keyif almasını sağlayarak yıkamaya çalışıyorum. Biz ona yemek yedirirken daha yavaş yavaş... ...ya sevdiğim bir insana yaparken bunları çok daha... ...sevkatle yapıyorum, kendime yapmıyorum bunu. İşte bunların farkına varabildiğimiz noktada aslında... ...değişmeye başlıyor... ...algılayışlarımız.

Ben bir soru sorayım. Evet, sen söyle. Hani Orhan sen şey demiştin ya, sevdiğimiz insana davranmak istediğimiz gibi kendimize davranmak. Aslında yani bazen sevdiğimiz insana da ona verdiğimiz değeri gösteremiyoruz. Evet, ben de tam bu konuda ben böyle bir şey soracaktım. Sen aslında başta da bunu sormak istediğini söylemiştin, ondan geldi aklıma.

Hani bu kendimize şefkat gösteremiyorsak, doğru düzgün kendimizi sevmeyi beceremiyorsak... ...bir başkasını da aslında aynı şekilde sevemez miyiz, noktası. Bu da birazcık aklına kafana... ...bu kızını çok tatlı istiyorum dediğim zaman şey geldi. Demek ki kendimizden daha iyi başlayan o davranabiliyormuşum geldi. Ya orada mesele şu aslında, bir başkasına bunu yaptığımızda... ...yani mesela en yakın arkadaşımıza şefkat gösterdiğimizde işte...

Ona çok daha iyi davrandığımızda aslında mesela onun bu şefkate ihtiyacı olduğunu gördüğümüz için öyle davranıyoruz. Yani onun ne kadar üzüldüğünü, sıkıntı yaşadığını, desteğe ihtiyacı olduğunu gördüğümüz için böyle yaklaşıyoruz. Ama kendimizi böyle göremiyoruz ki. Yani kendimizi dışarıdan bakıp... Ya şu anda benim kafamın okşanmasına ihtiyacı var. Birinin de gelip böyle... Yani bir bana sarılıp... Ya canım benim, sen uğraştın ama yapamadın.

Demesine ihtiyacım var mıydı? Bu şekilde görmediğimiz için... Tam tersi de şunu yapıyoruz. Ya ne kadar beceriksizsin sen ya. Ne kadar yani bunu da beceremedin, bunu da yapamadın. Bu da olmadı. Sanki bunu söylediğimiz bir yere varacakmışız gibi. Zaten beceremediysek bunu söyledikten sonra daha mı çok becereceğiz? Böyle bir şey yok tabii ki. Ama sanki... Yani o daha çok işe yararmış gibi bunu yapmaya çalışıyoruz.

Bence Orhun'un sorduğu başlangıçta şu soru... ...önemli. Şu şekilde sormak istiyorum, Rengim. Senin sorduğun soruyu şöyle değiştireceğim. Biz kendimizi sevmeden başkasının bizi sevmesine izin verebilir miyiz? Yani sevgiye değer olduğunu düşünmüyor olman ihtimali dolayısıyla.

Aslında bence de çok temel olan soru bu. Çünkü aslında öz saygı, öz şefkat, reddedilme hassasiyeti, kaygılı bağlanma... Bunların hepsi aslında bir şamasal bir döngü. Bu döngü de hep şu var. Ben zaten sevilmeyeceğim. Ben zaten değer görmeyeceğim. Sonra sen o yargılarla, o önyargılarla ilişkiye başlıyorsun. Sonra da gerçekten kendine gerçekleştiren kehanet vardır sosyal psikolojide. Zaten öyle başlarsan öyle oluyor. Ve oraya doğru yönlendiriyorsun ilişkiyi. Günün sonunda da mesela birçok öz saygısı düşük olan insan şunu yapıyor. Karşıdaki insan ona güzel şeyler söylüyor.

Doğru değil ki. Niye söylüyor bunu? Ne tıkarı var benden? Ya da gerçekten benim güzel olduğumu mu düşünüyor? Ne saçma. Güzel değilim ki ben. Ya da akıllı olduğumu mu düşünüyor gerçekten yani? Ve bu iltifatlar, bu güzel sözler, bu övgüler sanki şeymiş gibi. Yalanmış gibi. Ya da altında mutlaka başka bir sebep varmış gibi. Gerçekten istedilemezmiş gibi geliyor bu insanlara. Çünkü bu insanlar kendilerine bunu söyleyemiyorlar ki başkasının aldığına inansın. Çünkü biz

genel olarak insanların hayattaki ilişkilenmesi şu şekilde olabilir. Biz karşımızdaki insanların bir, bizi kabul etmesini, iki, bizim kendimiz hakkında var olan görüşlerimizi desteklemesini istiyoruz. Bizim kendimiz hakkındaki görüşümüz olumlu değilse, karşımızdakinden olumlu bir görüş geldiğinde, ne bilecek bu ya bizi? Yani, gibi bir düşünce oluyor. Ne bir tanım, yanlış tanımışsın. Aynen öyle, yani.

O da öyle olunca o döngüyü besleyip duruyorsun sürekli. Halbuki onu kırabilsen, zaten sevilebilsen, yani sevilmeyi kabul edebilsen, övgüyü kabul edebilsen, o zaman o döngüyü kırabildiğin için zaten iyileşme başlıyor. Bizim de yapmaya çalıştığımız bütün bu işte... seminerlerde, atölyelerde, bu podcastlerde bunu anlatabilmek. Yani döngüyü kırmaya yardımcı olun. Karşınızdaki insan seni seviyorsa açın kendinizi, sevilebilin yani. Çünkü sevgiyi reddettiğinizde, ilgiyi, şefkati reddettiğinizde aslında uzun zamanda kendi kendinize zarar veriyorsunuz. Evet. Şu an şeyi düşündüm de yani öz saygı, öz şefkat

seviyesi nispeten yüksek olduğunu düşünen bir insan olarak, ki ekip de bununla gülüp benimle bayağı dalga da geçilir genelde. Yani şey, hakikaten çok sık yaşadığımı fark ettim ilişkilerinde. Ya ben insanı sevmeye çalışıyorum, neden bunu kabul etmiyorsunu hissettiğimi. çok fark ettim mesela şu an tekrar düşününce ve bana mesela bu şeyi de konuşmamız gerektiğini düşünürdü bu konuyu konuşurken. Bugün aslında birazcık hafiften toparlasak iyi olacak ama bu konuyla ilgili aslında birazcık daha böyle hem öz şefkat, öz saygı seviyesinden düşük olduğunu düşündüğümüz bir insana

Nasıl yardımcı olabiliriz? Hem de kendimiz böyle olduğunu düşünüyorsak bunu nasıl arttırabiliriz? Bundan sonraki aslında Öz Şefkat bölümümüzde tekrar bir konuşalım diye düşünüyorum. Buradan da aslında teaser olsun bu şekilde. Onlarla konuşulacağız bir dahaki bölümde. O zaman bugünlük podcastımızı kapatabiliriz bence. İzlediğiniz için, izlediğiniz için teşekkür ederiz. Umarım güvendesinizdir ve ellerinizi yıkama devam ediyorsunuzdur hala. Hepinize iyi günler. Hoşçakalın. Görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)