Podcast

Oyun ve Bağlanma #Begüm Köseler

Yakın İlişkiler

6 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Uzman Sohbetleri serimizin üçüncü videosunda Begüm Köseler ile birlikteyiz. Uzman psikolog Begüm Köseler ile yaptığımız bu yayınımızda temel olarak oyun ve bağlanma hakkında konuşuyoruz. Yeni podcastimizi hiç vakit kaybetmeden izlemeyi unutmayın!

Bölüm Transkripti

5.252 kelime · ~26 dk okuma

Begüm'cüğüm, hoş geldin. Bugün Yakın İşler'in Psikologlarla Sohbetler serisinde seni arıyoruz. Kendini bize ve takipçilerimizi tanıtabilir misin? Tabii ki de. Benim adım Begüm Köseler, uzman gelişim psikologuyum. Ağırlıklı olarak 06 yaş dönemindeki çocuklar ve evrenleriyle çalışıyorum.

Ebeveyn danışmanlığı yapıyorum. Ve de gelişim psikoloğu olarak aslında daha çok koruyucu, önleyici ruh sağlığı alanında çalışmayı önemli buluyorum. Hani bir sorun oluşmadan önce neler yapılabilir, nasıl ulaşılabilir ebeveynlere bu alanda çalışıyorum diyebilirim. Hoş bulduk. Çok teşekkürler. Beni kabul ettiğiniz için bu podcast'a. Ben teşekkür ederim. Sen bizim davetimizi kırmadın, geldiğini konuşuyorsun bizimle.

Bugün aslında çok önemli bir konu hakkında konuşacağız. Aslında çok merak ediliyor bağlanma, bağlanma ama sanki hep, şey gibi hissediyorum, bağlanmanın hep yetişkinlikteki kısmı hakkında konuşuyoruz. Ama asıl hep söylediğiniz gibi bağlanma daha çok küçük. Yani daha 0-3 yaş dönemi burada çok kritik. O yüzden senin bu alandaki uzmanlığın çok önemli.

Transkriptin tamamını oku

Sen bize anlat bakalım yani bağlanmada ebeveynlerin rolü nedir? Bunlar hakkında sen konuş bizimle. Yakın ilişkilerde, evet benim de takip ettiğimiz üzere aslında daha yetişkinlikteki bağlanma patenleri döneminden bahsediyoruz ama bağlanma aslında 0-3 yaşta hani o ilk temaslarda kurulan bir şey. Şöyle başlayabilirim belki. Şimdi insan yavrusu doğası geriyası bütün fiziksel, duygusal ihtiyaçlarını karşılayabilmek için birine ihtiyaç duyuyor, bir bakım verene. Evet, uzun yıllar aslında ihtiyaç duyuyor.

kaç aylık bir dönem ve çok uzun bir süre boyunca fiziksel ihtiyaçların, işte beslenme, altıleştirme, uyku gibi çok temel ihtiyaçların karşılanması gerekiyor. Aynı zamanda da duygusal ihtiyaçların da yani bir bebeğin duygusal ihtiyaçları karşılanmadığında da maalesef yaşamını sürdüremiyor. Böyle araştırmalar da var. Yani aslında yaşamını sürdürmesi için bir bebeğin ötekine ihtiyacı var, başkasına ihtiyacı var. Bağlanmada belki özünde bu ihtiyaçların karşılayabilmesi için çocukla bakım veren arasında kurulan ilişki temelde diyebilirim.

Peki burada ebeveynlerin nasıl bir rolü var? Zaten aslında bakım veren ebeveyn burada. Bakım veren tabiri kullandığın için çok teşekkür ederim. Ben de çok önemsiyorum bunu. Çünkü her zaman ebeveynler olmuyor bakım verenler değil mi? Kesinlikle Alev. Yani her zaman anne baba ebeveyn diyoruz. Evet anne babalar. Ama her zaman olmuyor yani. Asıl orada bakım veren, belki bir anneanne dedik, belki bir bakıcı, pezevenk. Ama hani bir yetişkin olması, yetişkin, hani mental olarak yetişkin bir beyinde olması birinin, o yüzden bakım vereni kullanmayası da daha çok hani dilime oturtmak anlamında tercih ediyorum. Çok güzel yapıyorsun. Bence çok önemli. Aslında burada istersen şeyden bahsedelim. Çocukların belli takım verenleri tercih etmelerini sağlayan faktörler var değil mi? Yani neden mesela çocuk aynı odadaki bir yetişkinliğiyle diğer yetişkini seçiyor sorusuna nasıl cevap verebiliriz mesela?

Söyle. Aslında aynı sorunun cevabı gibi. Bakım verenin buradaki rolü ne? Ya da belki cevap verilir. Yakınlık önemli. O kişiyle olan yakınlık, temas önemli. O kişinin yaşı demeyeceğim ama mental yaşı önemli. 5 yaşındaki ya da 7 yaşındaki kardeşini bakım veren olarak anlamıyor da bir bebek çocuk. Gerçekten daha belki

Mentör olarak genç yetişkinliğe erişmiş kişiyi bir bakım veren olarak anlıyor. Bir de şöyle aslında iki temel rolden bahsedebiliriz belki bu bakım verenin kim olduğu ve bağlanma yerine katkısı olduğunu. Birincisi bu kişinin güvenli bir temel sunması gerekiyor. Teoride güvenli üst deniyor. İkincisi de güvenli liman yani böyle bir sığınak gibi ya da gemilerin sığındığı belki bir fırtına değil ki de bir liman gibi. Böyle bir görevi var bu bakım verenlerin. Biraz açayım mı buraları? Tabii aç istersen. Aynen. Çok güzel olmuş.

Güvenli, üst... Ben şöyle anlatmayı seviyorum. Sanki böyle bir baz istasyonu gibi. Baz istasyonları nasıldır? Böyle ayakları bayağı sağlam, yere basın, yıkılmayan, kararlı, tutarlı. Bir de böyle verici bir, yayıcı bir özelliği vardır. Çok hoşuma gitti. Canlandırmak iyi oluyor. Anlatırken de öyle bir canlanıyor gözümde bakınmeden. Eğer bu kişi çocuğun ihtiyaçlarını zamanında görebiliyor,

zamanında okuyabiliyor ve doğru okuyabiliyor ve de karşılayabiliyorsa o zaman bu bakım veren, güven veren bir üst gibi düşünebiliyoruz. Sağlıklı bağlanma da yani bizim güvenli bağlanma dediğimiz şeyde de bu temel nokta aslında bu. Şöyle biz de buna ek olarak şöyle bir şey söyleyebilirim. Sağlıklı bir bağlanmanın içinde evet bu temel üstü var ama bir de ayrışma süreci de var. Yani burası da belki anlatılırken kaçabiliyor. O ebeveynin, o bakım evinin ayrışmayı da cesaretlendirmesi gerekiyor. Yani o tutumda güvenli üst olarak çocuğun hayatında olmaya devam etmesi gerekiyor.

Belki bir örnekle açıklayayım bunu. Mesela bir yaşında bir çocuk, işte onun ikinci ayda ne oluyor? Çocuk yeni yürümeye başlıyor, emeklemekten ayağa kalkıyor, yürüyor. Ve keşfedici alan, dünya genişliyor aslında.

Şimdi bu keşif sırasında ebeveynin orada olmaya devam edeceğini, geri dönüp baktığında şöyle bir evet ebeveynim orada, benim güvenlik üstüm burada olmaya devam ediyor kısmını aklını tutabilmesi gerekiyor. Yani ebeveynin orada olduğunu görmesi, bilmesi onun için çok önemli. Mesela geri döndü de dediğim gibi işte orada olmaya devam edecek bir sorusunun cevabı evet ise o zaman çocuk sağlıklı bir keşif alanında, sağlıklı şekilde keşfine devam ediyor. Böyle üst olayı aslında böyle belki anlatılabilir.

Burada çok ufacık bir ekleme yapmak istiyorum sana. Ben, güvenli üst diye kullanıyorsan, ben de bunu sağlam dayanak diyorum. Aslında bu şekilde çevirip kullandım eğitimlerimde ya da podcastlerde. Çünkü çok beğendim bu arada. Güvenli üst tanımı da çok güzel olmuş. Yani o baz istasyonu tabiriyle çok güzeldi. Çünkü sağlam dayanağa girişim de benim şöyle bir şeydir. Ben birer kere insanlara şunu soruyorum.

Her ne olursa olsun hayatınızda olduğunu bildiğiniz kim var? Aslında çocuk için de anlatışın bence çok güzel. Şöyle dönüp baktığında orada olduğunu biliyor muyum çocuk için? Özellikle böyle oyun alanlarında çocukların sık sık onu yaptığında görüyoruz değil mi? Yani kontrol hep böyle bir kontrol. Orada beni bekliyor mu?

Kesinlikle. Yani bir yeri bir parça gözlemleseniz o şeyi birkaç kere görmüş olabilirsiniz gerçekten. Şöyle bir çocuk gidiyor işte ya bir merdivenden tırmanacak ya bir yerin altına gidecek. Bakıyor yani hala orada bunu yapabilir miyim?

self-check gibi yani kendini kontrol gibi eğer oradaysa o kişi bakım veren ve hani güvenli ve sağlam bir şekilde duruyorsa orada o zaman tamam ben keşfetmeye devam ederim bu davranışlarımı yapmaya devam edebilirim diye kendi güvenli keşfine devam ediyor. Burada aslında güvenli üst dediğimiz kişinin çocuğu Keşfini de serbest bırakabilmesi de gerekiyor aslında değil mi? Yani parkta diyelim ki çok güzel bir örnek, parkta bebeğin eğer çocuğun her anında, her noktasında birebir yanında olsa çocuk nasıl hissediyor peki? Kesinlikle, bu çok önemli. Yani güvenli üz olmaya tabii ki hep devam etmek, orada olmaya devam etmek lazım ama çocuğun ihtiyacı dahilinde. Yani benim yardımıma ya da benim orada müdahale etmeme bir gerek yoksa, çocuğumun buna ihtiyacı yoksa, kendi yapabileceğine inanıyorsam, güveniyorsam çocuğuma, o zaman orada durabilirim. Zaten keşif, gelişim hep oralarda başlıyor. Öbür kısımda hani bebeğinin hep müdahale ettiği ya da hani bir şekilde olayın içinde olmaya devam ettiği kısımda çocuğun o gelişimle keşif alanı çok çok daralıyor. O da zaten çok fazla istemediğimiz bir şey gelişimde.

Buradan aslında helikopter bebeğine geçebiliriz, biliyorum ama geçmeyip öncesini anlatayım. Çünkü aslında bu konu çok önemli. Seninle podcasttan önce de sohbet ederken değindik ya, bu sanki güvenli bağlanma için hep çocuğumuzun birebir dibinde olmamız gerekiyor gibi bir yanlış anlaşılma var. Bunu bu konuda uzman kişiler olarak bence mutlaka tekrar tekrar belirtelim. Yani çocuğumuzun

keşfedebilmesi için ona bizim güvenli ama yine de özgür olabildiği bir alan tanımamız lazım. Bu bence çocuğa güvenle yani. Onun bize duyduğu güven tamam ama yetişkin ve ebeveyn olarak bizim de çocuğumuzun yapabilme kapasitesine güvenmemiz gerekiyor. Yani sonuçta yapıp ettikleri var. Onu görüyoruz, o gelişimini görüyoruz. Evet, sınırlı tabii ki çocuk olduğu için. 2 yaşındaki bir çocuktan bahsediyoruz. Ama belki şu hareketi yapması bile onun için çok büyük bir yenilik. Biz bunun yapabilme kapasitesine güvendiğimizde zaten

onun önünü açmış oluyoruz gibi düşünüyorum. O kısımda önemli gerçekten, orada onu yakalamak. Çok güzel bir ayrılma değdik. Gerçekten güvenli bağlanma, hani biz bağlandık mı acaba, iyi mi her şey yolunda derken bazen çok yapışık ve ayrılamaz bir parçanın bütün şeklinde ilerlemiş oluyor yaşlar. O da zaten belki ileride sorunların, sıkıntıların oluştuğu bir yer oluyor.

O yüzden evet, güvenli, üst oluyoruz. Her zaman onların ihtiyaçlarını karşılayan, gören, yakınlık, temas sağlayan ama yine aynı derecede, eşit derecede o keşfetme alanını da sunan yetişkinler, ebeveynler olmalıyız. Evet, çok güzel atıkladın. Burada ufak bir şey daha eklemek istiyorum. Yine aklıma geldi. Geçtiğimiz günlerde öz saygı, öz saygı üzerine bir yayın yapmıştık. Ben bu konuda atölyelerde yapıyorum ve o atölyelerde öz saygıyı anlatırken mesela şunu söylüyorum. Öz saygı iki boyuttan oluşuyor. Biri bizim kendimizi ne kadar değerli hissettiğimiz, yani değerli miyim değil miyim söylesen acaba. Biri de ne kadar yetkin hissettiğimiz, yani zorluklarla başa çıkarken ne kadar yetkin hissettiğimiz.

Eğer ebeveynlerimiz bize daha o kadar küçükken en azından kendi yeteneklerimiz sınırında, yeteneklerimiz dahilinde bizi yetkin görmezlerse, bize güvenemezlerse bizim bir çocuk olarak yetkinliğe sahip olduğumuza inanabilmemiz de çok zor değil mi? Evet, işte konu buradan başlayıp aslında nerelere doğru evriliyor değil mi? Yani bu bağlanma öyle temel bir konu ki çocukta işte özbenlik geliştirildiğinden işte öz saygı işte öz yeterlilik gibi pek çok konulara dayanan bir yer. O yüzden ama böyle iki temel hani en azından ebeveynlerin hani tutması gereken iki temel böyle kımkı var gibi. Biri güzellik üst işte ihtiyaç karşılama hani orada durma ve o sınırı da hani çocuğa da alan açma kısmı.

Bir de güvenli liman da var. Belki biraz ondan da bahsedeceğiz. Ona da değinelim. Evet, evet. Ona da değinelim. Hadi şey yapalım. Güvenli liman derken neyi kastediyoruz? Tamam. Güvenli ürsüz. Evet, tamam. Bir de güvenli limanız çünkü çocuk başına bir şey geldiğinde ya da böyle sıkıcı anlarında

onu aslında her haliyle kabul edecek birine ihtiyaç duyuyor ya da boğulsuz duygular yaşayabilir, işte boğulsuz davranışlar gösteriyor olabilir. Yine de dönüp baktığında hani evet biri orada ama aynı şekilde orada olup bana destek de olan birisi, yardıma da koşan biri olmalı. Yani bir sıkıntı duyduğumda ben, stresli hissettiğimde dönüp bakabileceğim, bana destek olacak güvenli, sıcak bir liman olmalı. Bu da ebeveynin güvenli liman rolü oluyor. Biraz önceki örnekte çocuk o keşif sırasında mesela yere düştü diyelim, ağlamaya başladı. O zaman ebeveynin de, bakım verenin de rolü o ağlamaya cevap verip aslında orada destek olabilmek, ona yardım edebilmek, kapsayabilmek. Bu da güvenli liman rolü oluyor ebeveynlerde. Peki sana burada çok önemli bir sorun var. Bir ebeveyn olarak çocuğun her düştüğünde orada olmalı mı?

Güzel bir soru. Çocuğun her düştüğünde evet, orada olmalı mıyım? Olmalıyım. Ama her düştüğünde kaldırmalı mıyım? Bence ikinci soru. Bu sorunun cevabı her zaman evet değil. Yardıma ihtiyacınız var mı? Nereden bileceğim? Oradaki farkı diye soracaktım ben. Çocukta zaten şey geliyor, şu an yardıma ihtiyacım var, şu an kendi kendime sakinleşemiyorum. Şu an birine ihtiyacım var, beni kapsayan birine ihtiyacım var. Çağrısı geliyor.

Onu gördüğümüzde, evet, gidip bir sorumu var. Belki biraz daha usluzlar dönemindeki çocuktan bahsederken bu böyle ama bir sorum var. Hani iyi misin, her şey yolundaki gibi belki bir soruyla kapsama. Ama daha 0-3 yaştan mesela bahsediyorsak, zaten orada bebekler bile şey yapıyorlar, evet düştüm. Bakıyorum evime, beynime. Orada mı? Orada. Bana bakıyor. Ağlamalıyım, ağlamamalıyım. Eğer bebeğe, eyvah düştü, kaldırırım gibi bir şey girince orada zaten ağlamalıyım. Tamam, çok kötü bir şey oldu. Burada bir anormallik var. O yüzden belki onun fiziksel, bedensel duyumsamasına önce bir izin vermek. Evet, düştü, bir şey oldu. Görüyorum, ben de buradayım. Ama bir dakika, acaba bunun onda yansıması ne?

Bir bakmak biraz, bir iki saniye durmak, bir tepki vermeden. Gerçekten canı acıyorsa zaten bebekler ağlıyor yani. Çok da sıkıntıda gösteriyorlar onu. O zaman evet kapsamak, gidip yardım etmek. Belki 0-3 yaş için konuşuyorum bunları. Peki daha büyük çocuklarda, yani 3 yaş üzerinde nasıl davranmamız gerekir? Orada da belki ilk başta söylediğim gibi hani her şey yolunda mı, iyi misin gibi bir soruyla

önce öyle bir check etmek, bir kontrol etmek gibi. Ondan sonra hani orada yine ilk tepkimiz yani çocuğun tepkisi gelmeden kendi tepkimizi ortaya koymamak belki anahtar nokta diyebilirim. Yani bizim Türk annelerde düştün mü şeyinin aslında ne kadar çocuğun duygu regulasyonunda çok da iyi bir yer etmediğini söylüyorsun değil mi? Yani çocuk korkutup bir şey tam tersi çünkü onu yapmak. Orada zaten algı kendi bedeninden çıkıp başkasının benim bedenimde ne gördüğüne kayıyor. Yani belki orada korkacak hiçbir şey yok ya da hani acımadı bile gerçekten canı.

Ama yani o bedeni duyumsayamayacak şekilde başkasının ne dediğine odaklanmış oluyor çocuk. Annem böyle bir tepki verdiyse de çok korkunç bir şey oldu demek ki. Şu an çok kötü bir durum var değil. Belki ola çığırından çıkıyor. Ama hani o alanı bırakmak zaten biraz önceki de konuştuklarımızda belki bağlantılı yani. O alanı bırakmak, burada da o alanı bırakmaya devam edebilmek o bağlanma şeyinde. Şu şekilde.

Duygularını da keşfetmeye, alan tanımak aslında burada değil mi? Yani ya da acısını, bedenini, bedenin üzerindeki o durumun bedeninde yarattığı sıkıntıyı da anlaması için alan bırakmak, önem taşıyabiliyor buradan. Aynen, hem beden duygusunu, hem de hani ne oldu? Buradaki duygu ne? Hani korktun mu acaba? Canım acıdı.

bir şey oldu sinirli miyim gibi hani bu sorunun cevabını önce bir çocuk kendisinde böyle aramaya çalışmalı. Ondan sonra çocuğun şeyine göre ebeveyn orada yaklaşmalı. Peki oyun oynarken nelere dikkat etmemiz gerekiyor? Bu anlattıklarının özelinde bunu oyuna nasıl bağlayabiliriz? Çünkü sen bu olanda da uzmanlaşıyorsun değil mi?

Evet, evet. Oyun hem konuşmayı sevdiğim bir şey hem de yapmayı sevdiğim bir şey. Bir podcast daha kaydedebiliriz oyun konusunda. Ama bağlanma temeli bir oyun.

Rolü aslında çok büyük. Niye? Çünkü çocuğun bağlanma sonuçta etkileşim ve iletişimle oluyor. Yani bir noktada ebeveynle çocuk arasındaki tutarlı süre gelen etkileşim ve iletişimler sayesinde bir bağ gerçekleşiyor. Ve çocuğun da aslında iletişim dili oyun. Biz mesela özellikle söz öncesi dönemde çocuk uyanıyor ve oyun oynamaya başlıyor. Belki bize oyun gibi gözükmüyor yapıp ettikleri ama çoğu şey işte bir şeylere bir şeylere kakarken bile orada oyun oynuyor. İletişim şekli o yani konuşma dili o. Bebeğin oyuna dahil oluyor. çocuğun oyununu okuyabildiğinde zaten çocuğun dilini de anlamış oluyor. Bu yüzden aslında oyun yoluyla bağ kurmak, oyun yoluyla bakım verenle ilişkiyi geliştirmeyi, nasıl bağlanmayı o şekilde oraya bağlayabiliriz oyunu. O yüzden oyun üzerinden çalışmalarda da biz böyle yapıyoruz. Ebeveynle, bebek arasına bağlanma odaklı çalıştığımızda hep böyle oyun üzerinden gidiyoruz. Biraz belki işte nasıl oynarız

kısmını bundan geçebilirim. Peki, benim bir sorum var. Çocuğun oynanırkenki dilinden bahsettin. Hep şunu düşünüyorum ben. Mesela kendi kızımın da esnası üç yaşında. Bir gün önce yaşadığımız bir olayı ben o oyuncaklarla oynarken onlar üzerinden Defne'deki yansımasını izleyebiliyorum çoğu zaman. Yani işte annem de bana bunu söylemişti. O da ona söylüyor onu. Sonra oyuncağı ona Defne'nin bana verdiği tepkiyi veriyor. Defne de tekrar benim ona verdiğim tepkiyi veriyor. Aslında bütün bir yani o anı tekrar

bebekleriyle, oyuncaklarıyla canlandırmış oluyor. Yani her neyle oynuyorsa o anda. Oradan aslında çocuğun ruh halini, bizim onda yaptığımız şeylerin onda uyandığı hisleri anlayabilmek mümkün değil mi? Kesinlikle. Çünkü oyun çocuğun alanı aslında.

kendi yetişkin dünyasında deneyimlediklerinin bir yansıması oluyor oyunda. Ve onu bakım verenin varlığında da gösterebiliyor olması bence çok güzel bir şey. Belki yetişkin dünyasında baş etmekte zorlandığı işte belki ona fazla gelen olaylar olabiliyor. onu orada oyun yoluyla sürekli oynayıp, bakın Velena'nın yanında onu gösterip aslında bir şekilde iletişim kuruyor. Bu oyunu anlayan ebeveyn zaten orada, evet demek ki böyle bir şey olmuş, yansıması da onda bu diye böyle aklının bir köşesine yazabiliyor. Belki gelip söylemeyecek, bugün okulda şöyle bir şey oldu, işte bana böyle böyle dedi.

okula çocuklardan bahsediyorum. Demeyecek hiçbir zaman. Ama oyun oynarken, evcilik oynarken öğretmenler olacak. Sınıf olacak. Orada bir olay olacak. Bebeğini anlayacaklar mı? Okulda böyle bir şey olmuş. Olabilir gibi. Oyun o anlamda zaten çocukların bile iletişim kurma biçimi. Aynen öyle. O yüzden şey diyorum, nasıl oyun oynayalım kısmında. Oradaki senaryoları çok müdahale etmemek lazım. Çok değiştirmeden.

Çünkü çocuğun alanı, çocuk orada bir şey göstermeye belki çalışıyor. Orada ebeveyn kendi yorumunu ya da kendi böyle bazen ahlaki değerlerini bir anda katıveriyor işin içine. İşte yok, o öyle demez, böyle desin gibi bir yerden yaklaşınca o zaman çocuğun bütün oyununa müdahale etmiş ve o senaryoyu toptan bozmuş oluyor. Bu aslında o iletişim, o senkronizasyon, o akışı bozmuş oluyor. O yüzden hani serbest oyun,

o anlamda çok önemli. Ebeveynin de onu izleyebilmesi. Yani aslında oyun oynarken biz onları böldüğümüz zaman aslında bir şey anlatan bir yetişkinin konuşmasını bölüp kendi istediğimiz şeyi anlatmaktan bir farkı yok değil mi? Hiç yok, hiç yok. Yani orada akış var, bir senaryo var, bir şey anlatılmaya çalışıyor o oyunda. Biz kendi

düşüneceğimizi, kendi yorumumuzu, kendi müdahalelerimizi getirdiğiniz... Evet, tabii ki bu iyi bir yerden çıkıyor ebeveynlerde belki. Ama orada bir kopukluk oluyor. Zaten sonra çoğu çocuk ya oyunu değiştirmek istiyor ya işte çok oyundan keyif almamış oluyor. Ya da mesela ısrarla aslında o oyunu oynamak isteyen çocuk da oluyor. Yani sizin izin... Burada şu örnek çok karşıma gelir. Kılıçlarla oynayan bir çocuk düşünelim.

Orada ebeveyn asla kılıçlarla, orada bir yıkıcı bir durum olmasını istemeyen bir yerden müdahale ettiğinde çocuk onu hiçbir zaman oynayamadı ve hiçbir zaman gösteremedi, o iletişimi kuramadığı için aslında ısrarla onu yapmaya devam ediyor. Bu aslında inatlaşmaya kadar oyundan çıkıp konu çok başka yerlere doğru gitmiş oluyor. Hepsinin bir anlamı var. O çocuğun orada kılıçla oynamasının da belki işte uykuculuğu göstermesinin de orada bir anlamı var. Ama orayı okuyamadığınızda işte böyle karşılıklı dans gibi düşünebiliriz belki. O bozulmuş oluyor, o akış geçmiş oluyor oradan. Çok güzel açıkladın. Ben de düşündülere daldım dinlerken seni. Ebeveyn olarak insan hep kendisini doğru mu yaptım, orada nasıl yaptım diye sorgulamak şeyinde oluyor, beyninde oluyor herhalde.

Peki, o zaman orijinal sorumuza geri dönelim istersen. Bağlanmayla oyunun arasındaki ilişkiyi anlatıyorduk değil mi? Evet. Tam bu sebeplerden dolayı aslında bağlanma ya da bağ kurmayı kurmak için bir araç olarak kullanılabiliyor oyun. Ve aslında bu ebeveyn olduğumuzda çok içten çıkan

da bir şey yani oyun yoluyla bağ kurmaya çalışmak. Çok basit bir örnek vereceğim gibi durabilir ama aslında çok güzel bir örnek. Hepimizin bebeklerle oynadığı CE oyunu mesela. Müthiş bir bağlanma, güçlendirici oyun.

Orada çünkü ben mesela oyun grupları yapıyorum. 0-3 yaş bebekler ve ebeveynleri CE'ye anlatıyorum. Hani ilk başta bir dakika ya şimdi CE dinlemenin gerçek olduğu gibi belki bir saniye sonra ama altını açtığında işte bilimsel makaleler gibi gerçekten gelişimsel sürecini açtığında vay be bir CE oyunu böyle miymiş gibi bir tepkiyle karşılaşıyorum. Çünkü öyle dünyada bütün kültürlerde neredeyse görülüyor.

Bütün bebekler tarafından çok seviliyor. Çünkü çok güzel bir bağlanma oyunu. Kayboluyorum. Ve geliyorum. Mesaj çok basit. Gitsem de merak etme, buradayım. Burada olmaya devam edeceğim. Ve o ayrılık süresi çok kısa olduğu için çok tolere edilebilir oluyor bebek için. O bir endişe ve kaygı da yaratmıyor orada. Hani beş saniyeden bahsediyoruz çünkü. Ve tekrar geri buluştuğunda eğer bebeğin de mutluluk ve heyecanla o buluşmayı gerçekleştiriyorsa bebeğin de zaten çok hoşuna gidiyor ve kahkaha aratmaya başlıyor zaten.

Bu gerçekten bütün dünyadaki devletler için böyle. Çok güzel bir bağlanma... aracı olarak görebiliriz bu oyunu. Kesinlikle öyle. Şeyi düşündüm. İki yaşına kadar çocuklar biz odadan gittiğimiz zaman geri döneceğimizi bilemiyorlar aslında. Yani bunu çok fazla konuşulan bir şey değil, değil mi? Aslında iki yaşına kadar o bilissel yetenek gelişmiyor çocuklarda ve biz her odadan çıktığımızda sanki de asla gelmeyecekmişiz gibi bir korku duyabiliyorlar bunu.

Bunu fark edip, bunu ben anlattığım zaman yetişkinlere gerçekten çok şaşırdıklarını fark ediyorum. Çünkü tabii ki biz kendi aklımızda mutfağa gidip geliyorum, ne var ki bunda diyoruz. Ama aslında öyle değil. Aslında çocuk için mutfağa gidip gelmiyoruz. Onun dünyasından kayboluyoruz. Ve sonra geri geliyoruz. Bu gerçekten çok büyük bir şey. O yüzden de aslında bu CE oyunundaki şeyi de söyleyelim belki. Biz çocuklara

giderim gelmem, başkasının annesi olurum, gideyim en iyisi ben gibi şeyler söylediğinizde aslında onların en büyük korkularını onlara söylemiş oluyoruz değil mi? Daha büyük bir kötülük var mı gerçekten aslında? Bu çok benim gözüme çarptı. Şimdi oyun gruplarında mesela Bir anda yok oluyor, bir anda gidiyor ebeveyni. Ya bir telefon geliyor, tamam belki tuvalete gitmek istiyor vesaire bir şey oluyor ama o an bir anda ortadan kayboluyor. İki yaşında bir çocuk var ve bir anda ebeveyni gitti.

Gelecek mi? Gelmeyecek mi? Nereye gitti? Bunların hiçbir bilgisi yok onda. Ve de aynı bilissel kapasitesi daha zihinsel olarak o kadar gelişmediği için sanıyor ki yani gözden kaybolur bir daha gelmeyecek belki gibi bir şey endişe ediyor. Çok güzel oyun oynarken orada çok içindeyken bir anda kopuyor. Yani ve onun o an o keyifte o oyunda kalması zaten imkansız. Çünkü çok büyük bir

Güven kaybı o. Bir anda zaten ebeveynin nerede diye aramaya başlıyor, şey yapmaya başlıyor. Ta ki tekrar kavuşana kadar. İşte zihninde tutamadığı için o zamana kadar yani uzun bir süre çalışıyormuş.

Başkasını görmesem de dünyada var olmaya devam ediyor algısı. Geç oluşuyor. O yüzden bizim hep söylememiz lazım. Gidiyorum ama geleceğim. İşte belki beş dakika böyle parmakla göstermek lazım. Çok manasız gelebilir bir bebeğe bunu anlatıyormak ama bizim niyetimizi bile orada anlıyorlar gerçekten. O yüzden hep haber vermek, hep şey yapmak o ilişkiyi korumak adına çok önemli.

Ben çok şeyleri öneriyorum mesela CE oyunu biraz daha büyük yaşlarda Saklambaç'a dönüyor mesela. Saklambaç da aynı. bulunabilen. Hani saklanıyorum, yok oluyorum gözden ama tekrar geliyorum hani beni buluyorsun vesaire gibi. Orada da yine saklanma sürelerini çok kısa tutmak önemli. Çok uzun süre hani gözden kaybolmamın gerçekten bir 12 yaşındaki bir çocukla saklanmaç oynuyor gibi değil de gerçekten kısa tolere edilebilir bir yerden oynamak. Bu oyun yoluyla zaten onu yavaş yavaş içselleştirmeye başlıyorlar.

Ben anlatırken aklıma şey geldi. Ben evden çıkarken kedilerime bir de şey diyorum. Ben gidiyorum ama geleceğim diye soruyorum. Şimdi hani kızım da öğrendi giderken soruyor. Biz gidiyoruz ama geri geleceğiz diye kedilere. Önemli bir bilgi ama bilmeleri lazım. Yani gidiyoruz ama geri geleceğiz değil mi? O akılda tutabilme bilgisayar olarak gerçekten epey yorucu bir iş yani. Görmediğim bir şeyim.

dünyada var olmaya devam ettiğini benim aklımda tutmam ve hatta ona göre davranmam gerekiyor şu an. Epey yorucu bir şey aslında bebekler için. O yüzden sürekli belki tekrar etmek bize çok sıkıcı geliyor olabilir ama onlar için öyle değil yani sürekli tekrar yapıp, sürekli söylemek belki baştan onu tekrar anlatmak vs. çok işe yarar oluyor onların.

Kesinlikle öyle. Aslında burada oraya bir ufacık ekleme de yapmak isterim. Bunlar aslında bizim zihnimizde oluşturduğumuz imgelerle de ilgili, değil mi? Yani iki yaşına kadar çocuğun aklında bir anne, baba, her neyse bakım vereni onun imgesi yok. Yani gözünü kapattığında onu canlandırabileceği ve ona

atfettiği özellikler barındıran bir zihinsel imge yok. Şimdi ben mesela gözlerimi kapatsam tanıdığım bütün insanlara dair bir imge oluşuyor aklımda ve sadece o imge üzerinden istersem ben onlarla bir diyalog bile kurabilirdim. Bunlar yok olur ama yani kendi kendime konuşabilirim onlarla. Ama bir bebek için aşağı yukarı iki yaşına kadar tabii ki biraz oynayabilirim ama bu imge söz konusu olmadığı için biz olmadığımızda Bize dair hiçbir şey kalmıyor. Yani biz öyle olduğunu düşünmesek de aslında olmak için gerçek bu. Evet, evet. İşte bu bilgilerin aslında bilince çocuğun, bebeğin gözünden dünyayı görebilme kapasitemiz de genişliyor. O yüzden bu yayın da belki o yüzden önemli. Bunları bu şekilde bebeğine aktarmak, bu bilgileri de o anlamda önemli.

Bunu bilen ebeveyn, aa evet deyip hani belki bir anda çıkıp gidiyorsa odadan ya da haber vermeden bir şeyler yapıyorsa bunu bildiğinde zaten yapmaman için bir neden kalmıyor yani. O yüzden önemli gerçekten bu söylediklerimiz ve ebeveynlere bunu ulaşılabiliyor, biliyor olması. Kesinlikle haklısın. Bugün bir şeyle karşılaştım. Muhtemelen sen de beğenirdin bugün. Ben sormasaydım da Gözde Alpar var. O da psikolog. O da çocuklara odaklanarak çalışıyor. Gözde bugün paylaşmış. Çocukların mesela oyun oynarken, tamam hadi alıyorum seninle yemek yemeğe oturuyoruz. Ya da tamam televizyonu kapat. Gerçekten onu da kapatarak, tamam hadi kapat uyuyorsun. Bunu yapmanın aslında çocuk için ne kadar

Yıkıcı bir şey oldu, zor bir şey oldu. Çünkü düşünsenize, biz telefon oynarken biri gelip elimizden alsa, bir şeyin ortasındayken biri sevdiğimiz bir dizinin ortasındayken biri gelip kapatsa ya da çok sevdiğimiz bir arkadaşımızla konuşurken biri bizi oradan alıp götürürse ne kadar yağsızlık verici bir durum aslında değil mi? Ya işte o biraz belki ebeveyn çocuk arasındaki o dengesizlikten kaynaklanıyor. Yani çocuklar hep edilgen pozisyondalar. Hep biz böyle aktif, etken bir şeyleri yaptıran. Çünkü tabii ki doğası gereği ilişkinin doğası gereği biraz böyle. Sonuçta çocuk yapıp ettikleri yetişkin kadar değil. Ama yetişkin kadar davranılmayı hak ediyorlar yani çocuklar ve yapamıyorlar diye. Hadi kapattık, şimdi buraya gideceğiz. Hadi şimdi buradan böyle geliyoruz falan gibi bir şeyi hak etmiyorlar. Hiçbir yetişkin de hak etmiyor, çocuk da hak etmiyor bence.

O yüzden en çok zorlanılan konular bunlar ama çözümü de bazen çok basit oluyor böyle konuların. Belki 5 dakika önce uyanmak bile ya da 5 dakika önce hazırlanmaya başlamak bile çözüyor bu tarz sorunları. Şunun gibi bir şey önerirsin değil mi? Yani televizyon izlerlerken yanına gelip, tatlım birazdan bir şeyler yiyeceğiz. Sen yavaş yavaş kapatmayı hazırla.

ona göre davran ya da bir kitap okurken tatlım hadi son birkaç sayfa daha oku ama ondan sonra biz bir yere gidiyoruz gibi şeyler söylemekten bahsediyorsun değil mi? Evet, kesinlikle ondan bahsediyorum. Ve aslında onların zaman halkası da bizimle aynı değil. Yani bizim için bir beş dakikayla onların beş dakikası kesinlikle aynı değil.

O yüzden orada da onun gözünden o 5'teki kan'a ne anlama geliyor acaba? Ya da sonuçta tahmin ettiğimizde onun için ne anlama geliyor diye bir bakmak zorunda mıyız? Tabii, tabii, aynen. Evet, ısrar da ediyor oluyorlar. Çok farklı bir yerden geliyor onlar da.

Yani aslında ben mesela artık kızım anladığı için sayıları birazcık daha somutlaştırmaya çalışıyorum. Mesela şimdi dört kere daha bunu yapacağız, ondan sonra kapatacağız gibi. Ama tabii sayı saymayı bilmeyen bir çocuk için bu kolay olmayabilir. Ama somutlaştırarak, çocuğun anlayacağı bir dilde somutlaştırmak kesinlikle çok önemli. Okul öncesi dönemde işte o.

çatlar kullanıyorsa bir saat yürünüyor. Hiç sayıyla alakası yok. İşte bu buradan buraya geldiğinde bir şey söylüyorsun mesela. İşte on beş dakikayı mesela o gösteriyor. Evet bu buradan buraya geldi. Tamam. Çok güzel bir yöntemmiş bu. Evet ben bunu hiç düşünmemiştim. Doğru. Peki başka ne gibi oyunlar var? Şeyden bahsettik. İşte CE'den bahsettik. Stuck'dan baştan bahsettik. Başka ne gibi oyunlar

Çok güzel bir yöntem var. Bağlanma Temelli Oyun Terapisi yönteminden aldığım bir oyun var. Şimdi istersen onu oynayabiliriz. Tamam. CE oyununda olduğu gibi. Zaten çoğu böyle bağlanma temelli oyunlar yani adını öyle koyuyorum ama içinden çıkan doğal oyunlar ya bunlar. Zaten ya hiç malzeme gerektirmiyor ya da çok az malzeme gerektiriyor. Bu oyunun adı da Süt ve Bal.

Tamam. Hazırım oynamaya. Ben süt dediğimde sen aynı şekilde bal diyeceksin. Tamam. Hazırım. Süt.

Bal. Süt. Bal. Süt, süt. Bal, bal. Süt.

Baal! Evet, çok iyi. Öyle devam edebiliriz. Burada şöyle yani hem yüz yüzey, hem sıcak, yakın bir temas, bir ilişki var. Hem de aslında en önemlisi senkronizasyon var yani. Ben nasıl bir tavırda, nasıl sütüyorsam sen de aynı şekilde bağlıyorsun. Çocuklar bununla bayılıyor, gerçekten bayılıyor. Ve orada hani yakında durmak, o ilişkiye odaklanmak,

Bir dans gibi bu oyunda da bahsettim biraz önce ama ne kadar uyumlanır, ne kadar birlikte bir şeyleri yapıp edebiliyorsak o dans o kadar güzel, o kadar ritmik gözüküyor. Tam olarak güzel bir bağlanma temeli bir oyun örneği oldukça. Çok teşekkürler. Aslında bana şey hatırlattı. Geçtiğimiz günlerde yakın ilişkilerde tam da bununla ilgili bir tane kısa bulup çıktık.

Bunu daha çok yapan annelerin çocuklarının, anneler özelinde yapmışlar bu çalışmayı ama bunu daha çok yapan annelerin çocuklarının daha... hızlı konuştuğunu, daha fazla dil gelişimine, dil gelişimi konusunda daha başarılı olduğunu gösteren bir çalışma vardı. Aslında şey, karşıdaki çocuğu taklit ediyorsun, seslerini taklit ediyorsun, onu anlıyormuş gibi yapıyorsun, ona o şekilde karşılık veriyorsun, değil mi? Sohbet ediyorsun aslında.

Bir etkileşim yani hani belki dışarıdan ne yapıyorlar diye saçma sapan bir şeymiş gibi gözükebiliriz ama öyle değil yani bunu sesimizle yapabiliriz, bunu ritimle yapabiliriz, bunu ellerle yapabiliriz. Mesela o da var, onu da çok seviyorum işte ben böyle yaptım da sen böyle yap gibi ya da benim aynam o gibi. konumlanma oluyor, yani bir konuşma oluyor. O yüzden tabii ki o araştırmanın bulgusu da çok anlamlı. Çünkü konuşma da, sohbet de aynı temelde ilerliyor. Aslında yetişkinlerde de böyle. Birbirimizi daha çok taklit ettikçe, yani mesela karşılıklı oturunki kişi de, diyelim ki sen hafifçe bacağını sallıyorsun ve bunu bilmeden yapıyorsun. Eğer ben de bilmeden, ben de bilmeden bacağımı sallamaya başlıyorum ya da mesela sen diyelim ki kafanı böyle sallıyorsun, seni anlıyorum diye ben de hafif hafif sallıyorum.

Bunu tabii ki bilimsizce yapıyoruz ama bunu ne kadar çok yaparsak, yani karşımızdaki insanı ne kadar çok taklit edersek istemsizce, o insan bizden daha fazla hoşlanıyor. Çünkü o benzerlik duygusunu yaratmış oluyoruz. O yüzden çocuklara da bunu uyarlamak hiç zor değil. Yani aslında hep aynı şekilde bağlanıyoruz, değil mi? Bağlanma temel olarak birbirimizden hoşlanma, birbirimize ilgimizi gösterme, birbirimize benzeme ve senkronizasyon üzerine kurulu, uyumlanma üzerine kurulu.

Aynen öyle. Müzik de aslında burada çok önemli. Tam onu soracaktım, evet. Müziğin bu kadar bütün kültürlerde olması, mesela gözüküyor olması, çok eski çağlardan, eski zamanlardan beri bu zamana gelmiş olmasının da altında aslında bu sosyal değeri yatıyor müziğin. Çünkü

Belki çoğu araştırma hatta bunun müzike dair değil de belki ritim, beden hareketlerine birlikte bir şey yapmaya dair olduğunu bile gösteren araştırmalar var. Yani o biraz önce yaptığımız gibi hani uyumlanma, senkronizasyon, aynı anda aynı hareketi, aynı sesi, aynı şeyi çıkarmak bir eşleşme oluyor orada. Eşleşme olduğunda belki de o komplikasyon onun üzerinden ilerliyor. Tam bağlamda da bu en başlarında bahsettiğimiz o karşılıklı etkileşim. O yüzden müziği de mesela biraz önce oyunları anlattık, konuştuk. Müziği de kullanabiliriz. Çocuklar zaten o ritme, ritim tutmaya bayılıyorlar.

Onu her türlü günlük hayata mesela uyarlayabiliriz. En basitinden bir alt değiştirme şeyinde bile bir müzikle onu bir şeyle, bir çocuk şarkısıyla belki birleştirmek. Hatta şeyi çok öneriyorum işte o müziğin içine o çocuğun adını belki bir yerlere sıkıştırmak. Ona belki özel olduğunu, o an onun değerli olduğunu hissettirerek o bir uyumlanmayı hep sağlıyor. Müzik de bu anlamda önemli.

Kesinlikle öyle. Aslında daha çok kendisine şarkı söylenen çocukların dil gelişiminin de daha hızlı olduğunu da biliyoruz değil mi? Çünkü o sesleri ayırt etme, o sesleri alma, o sesleri kullanma yeteneklerini de geliştiriyoruz onlara her şarkı söylediğimizde. Müziğin o kadar çok fazla faydası dediğimde o kadar çok etkisi var ki gelişimde. Anne-bebek ilişkisinden, baba-bebek ilişkisinden böyle bilgisayar süreçlerine, bil süreçlerine kayan böyle çok büyük bir yer fazla. Müziğin çok geniş bir etkisi var kesinlikle. Ben de senin söylediğin gibi alt değiştirme, yemek yedirme ve banyo yaptırma gibi aslında

ekstra yakınlık gerektiren, yani aslında İngilizce'de intimate diye geçen, Türkçe'ye yakınlık diye çevirdiğimiz, o böyle daha özel, daha kişiye ait anların bebekle bakım verene arasında çok özel anlar olduğunu ve o anların mutlaka birazcık daha da fazla yoğun ve sıcak yaşanması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü o tip anlarda göstemesi çok Fiziksel temas çok olduğu için oksitosin üretimi oradan da etkileniyor. Oksitosin hem güven duygusunu yaratıyor, hem strese karşı bizi daha iyi başa çıkmamızı sağlıyor. Güzel şeyleri hatırlamamızı sağlıyor, olumsuzları silmemizi sağlıyor.

O yüzden bir çocuğun bağ kurmak için ihtiyacı olan her şeyi sağlamış oluyor. O yüzden böyle özel anlarda şarkı söylesek, onlarla senin az önce öğrettiğin gibi oyunlar oynasak, o böyle karşılıklı eşleşme hali yakalayabilsek aslında bağlanma konusunda müthiş bir yol katetmiş oluruz. Bilgisi bile çok anlamlı değil mi aslında? Bebek dünyaya geldiği ilk aylarda sadece evlenme pozisyonunda annesini görebilecek seviyede bir görüş açısını, görüş kapasitesine rağip. Bilgi bile aslında ne kadar anlamlı bu bilgileri bildiğimizde. Yani o yakın temasta olmak ve onu sürdürmek,

Ve onu sürdürürken o sıcaklığı işin içine katabilmek, hani başka bir şekilde emzirirken telefonuna mesela bakmamak, onun özel olduğunu hissetmesi, orada sadece beslenme üzerine değil, başka duygusal anlamda böyle bir beslenme üzerine yoğunlaşmamız gerektiğini bilmek, bu ilişki, bu döngüyü kırmadan dansa devam etmeyi sağlıyor. Kesinlikle öyle. Yani bestelken çocukla şu mesafeden kurduğumuz göz temasının ne kadar kıymetli olduğunu bilsek belki telefonlarımızı biraz daha az ilgilenebiliriz bile. Begüm'cüğüm, çok teşekkürler katıldığın için. Bağlanma konuşuyoruz. Çok temel de bir şey olduğu için. Oyun da çok temel. Oradan asla konu nerelere geliyor.

O yüzden çok mutlu oldular. Tabii ki de çok sevindim tekrar konuk olmayı. Tekrardan çok teşekkür ediyorum. İzleyenlere de buradan yeni tanıştıklarımıza teşekkür ediyorum. Bu alanı açtığınız için Yakın İlişkiler ekibi olarak en başta size ve ekibe de çok teşekkür ediyorum. Çok kıymetli çalıştınız. Çok teşekkürler bebeğim. O zaman herkese dinledikleri için teşekkür edip hoşça kalın diyelim. Sevgilerimizi gönderiyoruz.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)