Podcast

303: Zenginleşmenin Sırrı Ankara Koridorlarında Saklı #Podbee Dinlesen Duyarsın

Trend Topic

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Ünlü ekonomi dergisi Capital, Türkiye’nin en büyük şirketlerini açıkladı. Çorum merkezli Ahlatcı Kuyumculuk ilk 10’a demir atmış görünüyor. Grup, son olarak Adabank’ı da satın aldı.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.686 kelime · ~18 dk okuma

Herkese merhaba, bu kaydı 10 Ağustos'ta alıyoruz. Sosyal medyanın gündeminde futbol var. Yani futbol hep olur da 3-4 gündür futboldan başka bir şey yok. Disney bitti bu başladı. Aktüel futbol gündeminden hiç anlamam, onu söyleyeyim. Kim kimi transfer etmiş gerçekten bilmiyorum. Fakat 3-4 gündür tren topikleri taraftarlar belirliyor. Önce Beşiktaşlıların Başkan Ahmet Nur Çebiye varyansını vardı. Ardından Fenerbahçeliler Ali Koca seslendi. Taraftarlar transfer bekliyor. Anladığım bu. Ben bu futbol gündemi ne zaman bitecek diye bekliyorum bu arada.

Acaba derken bu sefer de Fenerbahçe Teknik Direktörü İsmail Kartal tren topik oldu. Basın toplantısı yapmış ve gazetecilerin karşısına çıkıp soruları yanıtlamış. Ben toplantının tamamını izlemedim fakat önüme düşen bir soru ve bir cevap bence enteresandı. Onu da sizlerle paylaşmak istedim. Zaten bu iki ses Twitter'da da viral olmuş. Hiç bilmeyeni özetlemeyeceğim. Bu işin özeti olmaz. Ama siz şunu bilin. Şimdi Galatasaray'la Fenerbahçe arasında bir transfer gerilimi var belli ki.

Fenerbahçeliler transfer bekliyor. İddia o ki Galatasaray, Fener'in transferlerine taş koyuyor. Ortamda biraz gergin anladığımız kadarıyla. Şimdi daha fazlası da var da, özetle budur yani. Sadece bu bilgiler ışığında önce bir soruyu dinleyelim.

Transkriptin tamamını oku

Yarınki maçta başarılar diliyorum hocam. Rakibiniz Galatasaray bütün transfer politikalarını Fenerbahçe üzerinden yönetiyor. Önce Zaha, Szymajski, Cengiz Ünder, Mert Müldür bütün bunlar da devreye girdiler ve belki de Fenerbahçe'nin transferlerini yavaşlatıyorlar. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce etik mi? Onun dışında siz ihtiyacınız olmayan bir transferi sadece rakibiniz istiyor diye yapar mısınız?

Bakın konuya uzağız, detaylara hakim değiliz. Bu kadar bilgiyle bile muhabirin Galatasaray'a öfkeli olduğunu anlayabiliyoruz değil mi? Yani haklılığını, haksızlığını bir tarafa bırakıyorum. Muhabirin öfkesini hissediyoruz ama. Bana kalırsa son derece rigid biçimde belli ediyor öfkesini. Sert, esnek değil. Belli ki Fenerbahçeli bir muhabir bu.

Bunun benzerini politika gündemli habercilikte de görüyoruz. Hem iktidar basınında hem de muhalif medyada. Duygu dolu bir gazetecilik, tavır sahibi. Buna aktivist gazetecilik diyelim. Biraz önce dinlediğiniz soru üzerinden böyle gazetecilik olmaz diyenler var.

Şimdi biraz önce dinlediğimiz soru gerçekten tuhaf bir örnekti. Onu bir kenara koymak lazım ama genel olarak aktivist gazeteciliği ele alalım. Olmasın böyle gazetecilik, kınansın böyle gazetecik diyenler var. Bu soru gerçekten tuhaf bir örnek olmuş fakat komple aktivist gazeteciliği böyle kötü örnekler üzerinden çöpe atmamalıyız. Bu işi çok daha derinlikli yapabilen isimler var. Zaten aktivist gazetecilik sadece Türkiye'yi özgü de değildir. Dünyanın her yerinde var.

Yani aktivist gazetecilik olabilir. Hatta belki olmalıdır da. Tek renk bu olmasın elbette. Her tür gazetecilik olsun ama aktivist gazetecilik de olmalıdır. Bu tondaki gazeteciliğin de toplumsal düzen içinde işlevleri var. Yani var olmasında hiçbir mahsur yok. Ama sorun şu, bizde biliyorsunuz Cumhurbaşkanı sadece kendi tarafındaki aktivist gazetecilerin karşısına çıkıyor.

Bayağıdır, tırnak için de söyleyeyim, bayağıdır normal bir gazeteciyle bir söyleşisini izlemedik Erdoğan'ın. Yani herhalde 10 yıldan fazla olmuştur. O da katıldığı programlarda sorulara gelen cevapları promptırdan okuyor. Herkes de bunu biliyor ve normal karşılıyor. Hulk TV'nin 2 yıl önceki haberinden dinleyelim.

Ekranlara bir kare yansıdı bu kez de elektronik suflör yani prompter cihazı. Kameranın objektifine takılı bir camdan yani prompter cihazından akan yazıları okuyordu Erdoğan canlı yayın sırasında. Yangını söndürmeyi rahatlattık. Hem de oradaki personeli boşaltma noktasında attığımız adımlar takdire şayandı.

Bu promptırdan cevap okuma işi göstere göstere yapılan bir şey değil. Ama artık reddedilemeyecek kadar da gerçek. Yani sır da değil. Evet, Erdoğan gelen soruların cevaplarını promptırdan okuyor.

Bizde bazen sorulara cevaplar hazırlanır ve soru geldiğinde o cevaplar okunur. Buna artık normal karşılıyoruz. İnsanlar da gördüğüm kadarıyla bunu görüyor, biliyor yani. Fakat artık ne olacak gidiyor? Normal karşılıyor. E tabii, çok kritik önemdeki bir kişiyseniz Basra Demeç verirken risk almamalısınız. Çünkü aldığınız risk sizi değil, aynı zamanda sorumluluğunuzu ilgilendiren tüm alanları kapsıyor. O halde ciddi olmalısınız.

Cidden söylüyorum. Yer yer buna katılabiliriz de. Gerçekten de. Mesela ülke diken üstündedir. Bütün ülke bu yayına kilitlenmiştir. Tüm gözler bu yetkili kişinin açıklamasındadır. Hadi iyi niyetle davranalım. Bazı soruları zaten tahmin ederek yazılı cevaplar hazırlayıp okuyabilirsiniz. Bence bunda bir mahsur yok. Ama... Bu dediğim gibi çok diken üstü bir günde normal karşılanabilir. Sıradan bir şey değildir yani. 10 binde 1 olması gereken bir iştir. Ama normalleşti. İsmail Hoca da bence soruya güzel cevap vermiş ama cevabı elindeki kağıttan okumuş. Bir teknik adam olarak bu konuları çok yersiz buluyorum. Her kulüp, her futbolcuya kendi şartları çerçevesinde talip olabilir. Bu doğrultuda verilen teklifler de o oyuncuya ne kadar ihtiyacınız olduğuna bağlıdır.

Bir kulüp diğerinin daha yüksek teklif ya da farklı şartlar sunarak oyuncuyu transfer edebilir. Bu konularda çalım atıldığı ifadelerini doğru bulmuyorum. Konu ne ölçüde hassas hiçbir haberim yok arkadaşlar. Yani meseleye biraz baktım gerilimli bir transfer dönemi var. E zaten Galatasaray ve Fenerbahçe arasında da varoluşsal bir gerilim var. Ama ben bugünün duygusunu bilmiyorum. Ne tip bir gerilim var? Bu gerilimin boyutları neler? Her sene olan şeylerden mi? İnanın hiç haberim yok. Konuyu hiç bilmediğimizi varsayalım. İsmail Hoca'nın bu tekniğinden, yani yazılı okuma tekniğinden bana şu geçti. Demek ki dedim, ehemmiyet gösterilmesi gereken bir konu bu. Dil sürçmesinden doğacak risklerden endişe ediliyor. Titiz hazırlanmış bir metin okunuyor.

Ya da o konu bir hassasiyet taşıdığı için o konuda derin bir iz bırakıyorsunuz. Yani derdiniz ne olursa olsun konunun ehemmiyetini ortaya koyuyorsunuz. Bu diyorsunuz önemli bir konu. Öyle basitçe açıklamaya geçmem. Hazırlık yaptım. Yazdığım metni okuyorum. Metnin içeriğinden bağımsız söylüyorum tabii. İçerik ayrı. Genel bir gerginlik yurt çapına yayılmış durumda. Bir salalım diyoruz da salamıyoruz. Taraflar gergin, sanatçılar gergin, cumhurbaşkanı da gergin.

Siyasetçiler de gergin. Genel olarak hepimiz bir gerginiz. Salalım bir diyeceğim ama gergin olmakta da haksız değiliz. Yani salmayalım, bırakın gergin kalsın. Futbol gündeminin sosyal medyayı domini etmesinden de birkaç sonuç çıkıyor. Demek ki memlekette ekonomi ve siyaset gündemi o hararetli ritmini kaybetmiş. Meydan futbol taraftarlarına kalmış.

10 Ağustos itibariyle trend topik Fener'in maçı var Eştegi. İkinci sırada da Beşiktaş'ın maçı var. O halde biz de fırsattan istifade edelim ve trend olmayan bir hikaye anlatalım size. Ünlü ekonomi dergisi Kapital'in, geçen hafta Türkiye'nin en büyük 10 şirketinden biri olarak gösterdiği ahlakçı kuyumculuğun hikayesini dinleyeceksiniz bu bölümde. Sizlere bu grubun nasıl banka sermayeleri haline geldiğini anlatacağız. Konu belli, o halde uzatmayalım. Ben Ozan Gündoğdu, hazırsanız başlayalım.

Ünlü ekonomi dergisi Kapital her yıl olduğu gibi bu yılda Türkiye'nin en büyük 500 şirketini açıkladı. Son 5 yılda istikrarlı biçimde yükselen Çorum merkezli Ahlatçı kuyumculuk, listenin ilk 10'una demir atmış görünüyor. Bu yıl Türkiye'nin en değerli 8. şirketi olan Ahlatçı kuyumculuğu sahibi Ahmet Ahlatçı da kişisel servetini son 5 yılda hızla büyütüyor. Kamuoyu Ahlatçı adını son 5 yılda duymaya başlasa da, Şirketin kökleri 39 yıl öncesine kadar, yani taa 1984'e kadar dayanıyor. Çorum'un Eğridere ilçesinde küçük bir kuyumcu dükkanı olarak kuruluyor ahlakçı kuyumculuk. Ahmet Kuyumculuk diye böyle bir tabelası var, sitelerine de koymuşlar. Daha sonra imalata da başlıyorlar, derken giderek büyüyorlar, farklı sektörlerde de yatırım yapıyorlar. Grubun 39 yıllık hikayesini anlatacak değilim, biz daha çok son 5 yılla ilgileneceğiz.

2018 yılına gelindiğinde, Türkiye'nin en çok altın ihracatı yapan firmaları arasında ikinci sıraya kadar yükseliyor Ahlatçı. Aslında şirketin kaderi de o yıl değişiyor. Venezuela ile Türkiye arasında gelişen ilişkiler, Ahlatçı kuyumculuğunda yıldızını parlatıyor. Venezuela devlet başkanı Nicolás Maduro, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yeni sistemin ilk başkanı olarak yemin törenine katıldı. Ayrıca Türk iş adamlarıyla toplantılar yaptı.

Ankara'ya gelmeden önce Erdoğan için yeni çok kutuplu dünyanın lideri demişti. Hatta Erdoğan'ın yemin töreninden bir klibi Selvi Boylum-Al Yazmalım şarkısı eşliğinde Twitter hesabından yayınladı. Tarih 9 Temmuz 2018. Venezuela Devlet Başkanı Nicola Maduro Türkiye'ye gelmiş. Ziyaretin nedeni Erdoğan'ın 24 Haziran'daki seçim zaferi. Ertesi gün kabine açıklanacak. Maduro'nun ziyareti de Türk basınında ilgiyle karşılanıyor.

Fakat basın, daha ziyade Maduro'nun Nusret'e gitmesiyle, bonfile yiyişiyle, Ertuğrul dizisini çok sevmesiyle ilgileniyor. Fakat Amerikan ambargosu altında, ekonomisi çok zor durumda olan Venezuela ve Türkiye yakınlaşmasının arka planını çok kurcalamıyor. Halbuki mesele Türkiye ile Venezuela arasındaki altın ticareti. Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro açıklama yaptı. Ardından gerekli adımlar atıldı. Venezuela altınlarını Türkiye'de rafine etme kararı aldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın göreve başlama töreni için Türkiye'ye gelen Maduro, Türkiye ile altın konusunda neler yapabileceğimizi konuşmamız gerekli, Türkiye ile çok daha büyük işler yapmak istiyoruz demişti.

Maduro'nun Türkiye'yi ziyarete sırasında bu konu masaya yatırılıyor. Protokoller imzalıyor, prensipte anlaşılıyor. Maduro'nun Türkiye ziyaretinin hemen ardından, yani birkaç ay sonra diyelim, 3 Aralık 2018'de Erdoğan da Venezuela'ya gidiyor. Basın toplantısında Maduro, Türkiye ve Venezuela arasındaki ekonomik ilişkilere değinip, Türkiye bizim yol arkadaşımız oldu dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a Maduro tarafından basın toplantısı öncesinde Venezuela'nın en yüksek şeref nişanı olan El Libertador nişanı ve Simon Bolivar'ın kılıcının replikası verildi. Venezuela'nın binlerce kilometre uzaktaki Türkiye ile ilgilenmesi doğaldı. O yıl itibariyle ekonomileri çok zor durumdaydı ve Amerikan ambargosu altındalardı. Yani uzatılan her ele atlayacak durumdalardı. Türkiye'de Amerikan Başkanı Trump ile gerilimliydi. Hatırlarsınız Trump'ın tetiklediği Rahip Brunson Dolar Krizi Türkiye'deki temel gündemdi o dönemde. İşte böyle bir ziyarette Erdoğan'ın Venezuela heyetinin içinde Ahmet Ahlatçı da vardı. Ahlatçı ziyareti Anadolu Ajansı'na şu sözlerle anlatmış.

Cumhurbaşkanımız Venezuela ziyaretinde devlet başkanı Nicolás Maduro ile görüşmüştü. Görüşmeleri esnasında Sayın Cumhurbaşkanımız beni yanlarına çağırdılar ve ev sahibi devlet başkanına tanıtarak Çorum'da modern bir altın rafinerisine sahip olduğumuzu söylediler. Venezuela'nın altın üreticisi bir ülke olması nedeniyle Sayın Nicolás Maduro da bizimle yakından ilgilendi. Ahmet Ahlakçı'nın da aralarında bulunduğu heyet Aralık 2018'de Türkiye'ye döner ve bir ay sonra bu seferde Maduro'nun ekonomiden sorumlu başkan yanımcısı Tarek Zaydan el-Assami Meddah Türkiye'ye gelir. İsim Arapça gibi gelebi olabilir ama kendisi Venezuelalı fakat babası Lübnanlıymış ondan isim böyle. Neyse bunu geçelim. Meddah'ın uçağı Türkiye'de İstanbul'a ya da Ankara'ya değil Amasya Merzivon Havalimanına iniyor.

Orada kendisini Çorum varisi ile birlikte Ahmet Ahlatçı karşılayacak. Kısa bir otomobil yolculuğunun ardından da son durak Çorum Organize Sanayi Bölgesi'ndeki Ahlatçı altın rafinerisi. Venezuela'dan getirilecek altınlar bu rafineride işlenecek. O yıl Venezuela Türkiye'ye rafineride işlenip geri satın alınmak üzere 900 milyon dolar değerinde altın satmıştı. Önceki yıla göre Venezuela ile altın ticareti 9'a katlanmıştı. Yüzde 800'üden fazla artmıştı. Altınların çoğu ahlakçının rafinerisinde işlenip Venezuela'ya geri gönderiliyordu. Böylece şirket olağanüstü hızla büyümeye başlamıştı.

Ekonomist dergisinin Türkiye'nin en zengin ilk 100 kişisi listesine ilk kez 2018'de 94. sıradan girmişti Ahmet Ahlakçı. Çorumlu ünlü iş insanı Ahlakçı listede 2019'da 87.liğe, 2020'de 85.liğe, 2021'de 80.liğe, 2022'de de 74.liğe yükseldi.

Fakat bu sıralamalar ahlakçının Türkiye'nin altın ticaretindeki önemini anlatmaya yetmiyor. Bu yılki Fortune 500 listesine göre ahlakçı kuyumculuk 147.7 milyar TL'lik net satış ile listenin 9. sırasında. Ancak grubun listedeki tek şirketi ahlakçı kuyumculuk değil. Aynı zamanda ahlakçı metal rafineri de 72.7 milyar TL'lik satış ile aynı listenin 13. sırasında yer aldı. Bir yandan Türk lirası değer kaybediyor ve altına talep artıyordu. Bir yandan da Türkiye'nin altın ticareti katlanıyordu. Hem ithalat hem ihracat. 2018'den itibaren altın ithalatı her geçen yıl bir öncekini katlayacaktı.

Altın fiyatlarındaki artış ve ekonomideki belirsizlik ortamı güvenli liman olarak nitelendirilen altına olan talebi tarihi seviyelere çıkardı. Altına olan taleple birlikte Ağustos ayında gerçekleştirilen altın ithalatı 1989'dan bu yana en yüksek rakama ulaştı. Ticaret Bakanlığı verilerine göre altın ithalatı aylık bazda %394 ile yaklaşık 4 kat arttı. Gelen altınların çoğu Ahlat'ın rafinerisinde işleniyor, daha sonra iç piyasaya sunuluyor ya da ihraç ediliyordu.

Bu süre içinde ahlakçı, Türkiye'nin altın ticaretinde tekel konumuna yükseldi. Türkiye'deki altın piyasasını belirleyen de ahlakçı kuyumculuk oldu. O kadar ki Merkez Bankası'nın kapalı çarşıda farklılaşan döviz kuruna ahlakçı döviz aracılığıyla müdahale ettiği de iddia edildi. Bu iddia teyide muhtaç ama altın ticaretini resmi veriler onaylıyor. TÜİK verilerine göre Türkiye 2021'de 56 ton altın ithal etmişti. 56 ton. 2022'de bu sayı 5'e katlanarak 265 tona yükseldi. Bunca işlenmemiş altın Türkiye'de ne olacaktı?

Çoğu Ahlatçı Rafineri'de işlendikten sonra kime satılıyordu bu kadar altın? Burada devreye Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası girecekti. TCMB 2022 yılında 148 ton net altın satın alarak dünyada en çok altın satın alan Merkez Bankası oldu. 148 ton. Daha fazla altın satın alan 2022'de başka bir Merkez Bankası yok. 2023 yılına kadar her ay tonlarca altın alıyordu Merkez Bankası.

Türk Lirası'nın gücüne güç katan kaynaklardan biri Merkez Bankası'nın altın rezervleri, Temmuz ayında yapılan 11 tonluk alımla birlikte son iki yılın en yüksek düzeyine çıktı. Merkez Bankası 2022'nin sonuna dek altın toplamaya devam etti. Fakat 2023'e girilmesiyle birlikte altın rezervlerinde çok sert düşüşler yaşanmaya başladı. Merkez Bankası'nın bankacılık kesimine döviz enjekte ettiği, bu sayede bankalar arası piyasada döviz kurunu sabit tutabildiği zaten bilinen bir gerçekti. Yani rezervleri kullanarak bankacılık piyasasındaki dövizi sabit tutuyordu. Dövizin talep kısmı vardı ama arz kısmının merkez bankası oluşturuyordu.

Fakat kapalı çarşıya hükmü geçmemeye başlamıştı. Kapalı çarşıdaki döviz kuruyla merkezin döviz kuru arasındaki makas 2023 yılı itibariyle açılmaya başladı. Çift kurulu bir sisteme geçiyordu. Bankalar döviz vermeyi bırakınca ticaret erbapları kapalı çarşıya akın ediyordu.

Dövizde ilginç gelişmeler yaşanıyor efendim. Bankalar bir süredir kısıtlı döviz satarken döviz alım satım makası da açıldı. Vatandaşsa kur daha da yükselecek beklencesiyle kapalı çarşıya ve döviz bürolarına hakan etti. Döviz bürolarının önünde kuyruklar oluştu. Hal böyle olunca kapalı çarşıya da müdahale etmek gerekecekti. Peki nasıl? Bankalar zaten Merkez Bankası'yla aynı sistemin parçasıydı. Fakat kapalı çarşıda işler tümüyle arz ve talebe göre belirleniyordu. Merkezin veya BDDK'nın hükmü kapalı çarşıda yetersiz kalıyordu. Böylece Merkez Bankası'nın kapalı çarşıya altın sattığı, karşılığında TL'ye aldığı, böylece TL'lerin dolara akmasının engellendiği iddia edildi. Veriler de iddia güçlendiriyordu. Ekonomi gazetecisi Barış Soyda'nın 28 Nisan'daki yayınından dinleyelim. Merkez Bankası altın mı satıyor? Bu olağan bir uygulama değil. Merkez Bankası rezervlerinden altın satışı yapması ama verilere baktığımızda gerçekten de altın rezervlerinden satış yapıldığını görüyoruz. Bu tablo geçen hafta 29 tona yakın altın rezervinin, Merkez Bankası net altın rezervinin, bu net kelimesi önemli. Çünkü 507 kendi hesabıyla bu net altın rezervini hesaplıyor. Ve orada geçen hafta sadece 29 tona yakın bir düşüş var. Ondan önceki haftada 14.4 tonluk bir düşüş. Ondan önceki haftada bu arada 8 tonluk yine bir gerileme yaşandığı görülüyor. Tüm bu operasyonlar esnasında bunca altın ticaretinin merkezinde de ahlatçı kuyumculuk vardı. Venezuela, Türkiye ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası arasındaki altın üçgeninde ahlatçı grubu kritik önemdeydi. Çorum'daki altın rafinerisi Türkiye'nin toplam ihracatının %3'ünü karşılamaya başlamıştı. Bu çok büyük bir rakam.

altın ticaretinde Ahlatçı tekel pozisyonuna yükseliyordu. Bloomberg Milyarderler Endeksine göre Ahmet Ahlatçı'nın 2023'teki net serveti 5 milyar doların üzerine çıktı. Bu veriyi baz alırsak eğer, Türkiye'nin en zengin kişisi konumunda artık Ahmet Ahlatçı. Böyle bir zenginleşmede sonraki durak banka sahipliğidir. Çünkü bu sayede servetinizi korur ve para yaratabilirsiniz. Banka sermayeleri olmak, bu sermaye grupları için bir nevi sınıf atlamaktır.

Peki hangi banka? Bu soruya kısa bir aradan sonra cevap verelim. Para yaratma gücü kimdedir? Parayı kim yaratır? Ekonomi 101 ders alanlar bilirler ki bu yetki merkez bankalarındadır. Ancak özellikle 1980'den sonra fiziki paraların yerine dijital paraların ve dijital banka hesaplarının geçmesiyle işler değişmeye başladı. Merkez bankasının bu yetkisi yani para yaratma yetkisi bir miktar doğrudan normal mevduat bankalarına doğru transfer oluyordu. Bizzat bankaların kendileri de para yaratma gücüne sahip oldular.

olmayan bir parayı kredi olarak tanımlayabiliyor, ardından düzenleyici kurumlarının oranlarını susturabilmek için mevduat topluyorlardı. Yani önce mevduat toplayıp bu mevduatları kredi olarak dağıtan bankacık sistemi yavaş yavaş geride kalıyordu. Artık önce krediyi dağıtıyor, sonra mevduat topluyorlardı. Yani bizzat para yaratabiliyordu bankalar. Böylece banka sahibi olmanın da gücü artmaya başladı 90'lı ve 2000'li yıllarda. Bankacılık sektörünün alameti farikası yoktan para yaratma yeteneğidir. Finans sermayesinin kalbi bu nedenle bankalardır. Yine bu nedenle bankacılık sektörü tam rekabet kurallarına kapalıdır.

Bakın tekrar ediyorum, bankacılık sektörü tam rekabet kurallarına kapalıdır. Yani sektöre giriş ve çıkış serbest değildir. Siz herhangi bir malı istediğiniz zaman satmak için devlete bildirimde bulunur ve bu işe başlayabilirsiniz. Fakat her önüne gelen banka sahibi olamaz. Her parası olan banka satın alamaz. Özellikle 2001 krizinden sonra yapılan düzenlemelerle BDDK bu konudaki etkili kurumdur.

Örneğin, tasarruf mevduatı sigorta fonu yani TMSF, elindeki bir bankayı satabilir ama bu satışın gerçekleşmesi BDDK'nın onayına tabidir. 2001'den önce kurulup da batan bankalar ise TMSF'nin elindeydi. İşte bu bankalardan biri, adı 1998'de skandalla anılan Türk Ticaret Bankasıydı. Türk Banka, 2022'de faaliyet izni yeniden verildi ve çalışmalara başlandı.

Organize suç örgütü lideri Alaaddin Çakıcı'nın ihale sürecinde isminin karıştığı ve Mesut Yılmaz hükümetinin düşmesine neden olan Türk Ticaret Bankası'na yeniden faaliyet izni verildi ve bankanın %98,5 oranında hissesi tasarruf mevduatı sigorta fonunu. TMSF'nin elindeki en gözde bankalardan biriydi Türk Bank. 1994 krizinden sonra TMSF el koymuştu bankaya. 1998'de satılmak istendiğinde devreye Alaaddin Çakıcı girmiş ve bankanın korkmaz yiğite satılması için ihaleye giren iş adamlarını tehdit etmişti. O zamanlar tabii Susurluk da gündemde, bu iş baya gündem olmuştu.

Hatta bu skandal nedeniyle dönemin hükümeti düşmüş, Başbakan Mesut Yılmaz da Yüce Divan'a sevk edilmişti. 2006'da da Yılmaz görevi suistimal suçundan suçlu bulunmuş ama cezası ertelenmişti. 98 yılında hükümet düşülen bir bankaydı yani Türk Ticaret Bankası. İşte böyle bir banka Türk Ticaret Bankası ve 110 yıllık bir geçmişi var. TMSF'ye devredildiği 1994'te Türkiye'nin en büyük bankalarından biri olan Türk Bank, Bu zamana dek defalarca kez satıldı fakat satış onaylanmamıştı. Türkiye 6 Şubat depremleriyle sarsılmışken kamuoyu tümüyle seçimleri gözlerken 28 Şubat'ta Türk Bank yine ihaleye çıkarıldı. Kimsenin tabi ilgisini çekmedi bu ihale çünkü gündem bambaşkaydı. Özelleştirme İdaresi'nin şartnamesine göre ihaleye katılmak isteyen şirketler

38 milyon TL bedeli gözden çıkarmalıydı. Yani ihaleye girmenin şartı zaten 38 milyon TL'den vazgeçmekti. Şartnameyi satın almak için de 50 bin TL ödenmeliydi. Yani öyle her isteyen bu ihaleye girememeliydi. Şartnameyi 13 şirket satın aldı. Yani 13 şirket 50 bin lirayı vermiş, şartnameyi satın almış.

İhaleye de 7 şirket katılıyor. Yani bu 7 şirket 38 milyon lirayı gösterilen hesaplara yatırmış, 50 bin lira tutarındaki şartnameyi de satın almış. Ne paralar değil mi? Sırf ihale tecrübesi yaşamak için bu kadar para vermezsiniz herhalde. İhale 22 Mart'ta başladı. İhale komisyonu daha baştan Ahlatçı Holding, Can Holding, Paribu ve Makara Kripto Para firmalarının ihaleye katılamayacağını bildirdi.

Hayda. 7 şirket var ihalede, 4'ü bir gerekçe gösterilemeden el çektiriliyor. Böylece 7 şirketten 4'ü gidiyor, geriye kalıyor 3 şirket. Kim onlar? Çelikler İnşaat, Akın Tekstil ve Türkiye İhracatçılar Meclisi'nin 2022'de kurduğu İhracatı Geliştirme AŞ. Kısa adıyla İGE. Peki ihaleyi kim aldı?

Haftanın önemli günden maddelerinden bir tanesi, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun Türk Ticaret Bankası için açtığı ihaleydi. Bu ihalede en yüksek teklifi Türkiye İhracatçılar Meclisi'nin ortaklığıyla kurulmuş olan İhracatı Geliştirme AŞ verdi, 455 milyon liralık bir teklifle. İhaleyi İge almıştı fakat bu belli ki sürpriz bir gelişme değildi. Zaten her şey İge'nin o ihaleyi alması için organize olmuştu. Evet, en yüksek teklifi de İge vermişti ama izaha muhtaç bir durum yaşanıyordu. 7 şirketin 4'ü ihaleden el çektirilmişti. 450 milyon lira muhammen bedelle bu ihale başlamış, ilk teklifi 455 milyon TL ile İge vermişti. İlk teklif İge'nin. Peki diğerleri?

Gözler doğal olarak çelikler inşaata ve akın tekstile çevrildi. Fakat sessizlik hakimdi salona. Önce 4 şirketin el çektirildiği ihaleye devam eden 2 şirkette teklif vermedi. 38 milyon lira verip ihaleyi sadece izlemiş oldular.

Böylece Türk Bank, ilk ve tek teklifin sahibi İGE'ye 455 milyon liraya satılmış oldu. Yedi şirketin dördüne el çektirilmiş, diğer ikisi de teklif bile vermemişti. 14 Mayıs seçimine 12 gün kala. 2 Mayıs'ta BDDK'dan onay geldi.

Türk Bank artık IG'nin idi. Biz seçimlere odaklanmışken bu satış hiç gündeme giremedi. Ahlatçı Holding Türk Bank'ı istiyordu ama belli ki Türk Bank'ın adresi IG'ydi. Ahlatçı da diretmedi. Oyunu kurallarına göre oynayarak zenginleşen Ahlatçı, tıpkı Türk Bank gibi yıllardır satılan ama satışın BDDK tarafından onaylanmadığı bir diğer banka Ada Bank'a gözünü dikti.

Uzan grubuna ait bu banka da 2003 yılında TMSF'ye geçmişti. Uzun zamandır adını duymuyor olabilirsiniz ama 90'lı yılların en popüler bankalarından da Adabank. Geçip giden zaman size çok şey kaybettiriyor. Zamanı kazanca çevirmek sizin elinizde. Adabank'a gelin, güvenli, yüksek, özel faiz kazanın. Adabank.

Uzanlara dönük operasyonla 2003'te TMSF'ye devredilen Adabank bu zamana kadar 10-13 kez satılmış. Satışları BDDK onaylamamış ama. Ama 13 kez satılmış. Mesela 2014'te Remzigür ve G-Capital bankaya 75 milyon dolar teklif etmiş. 75 milyon dolar. TMSF satışı onaylanmış ama satış dediğim gibi BDDK'ya takılmış.

Hatta en son 2019'da TMSF satışın 60 milyon dolara nafi dış ticaret aşığı gerçekleştiğini bile duyuruyor. Yani TMSF başkan açıklama bile yapıyor ama BDDK yine onaylamıyor. Bu şekilde 2003'ten beri 13 kez satılıyor Adabank. 14. ihale de 19 Nisan'da açılıyor. Seçimlere bir aydan az zaman varken, o esnada gündemimiz, bir ay sonra eşcinse olup olmayacağımız bu arada. Tayyip Erdoğan, İçsek'in,

Çok şükür ya. Artık erkekle erkek evlenmiyor. Direkten döndük. Türkiye acaba erkeklerle erkekler birbirine mi girişecek? Çiçek oğlum çiçek mi açacak diye endişelenirken Ada Bank'ta ihale açıldı. Resmi gazetedeki ilana göre Ada Bank için 210 milyon TL'lik Muhammem Bedel belirlendi. O günkü dolar kuruyla Muhammem Bedel'in karşılığı 10.8 milyon dolardı. 19 Nisan'da açılan ihale iki seçim arasında.

Türkiye'de bankacılık sektörü deyim yerindeyse kılını kıpırdatamıyorken 24 Mayıs 2023'te yapılacaktı. Normal şartlar altında bu kadar ucuza satışa çıkarılan bir banka için çok sayıda teklif alınması gerekirdi. Son tekliften %82 daha ucuza belirlenen bir muhammen bedel vardı ortada. 60 milyon dolar teklif edilmişti bu bankaya ve şu anda muhammen bedel 11 milyon dolardan daha azdı.

Fakat ilginç bir şey oldu. İhaleye çok sayıda şirketin katılması beklenirken sadece tek bir şirket katıldı. Tek bir şirket. Ahlatçı Holding. Tek başına. Ne dese alacak. İhale 210 milyon lira bedelle başladı. Ahlatçı, 215 milyon lira teklifle Ada Bankı bünyesine kattı.

Afiyet bal şeker olsun. Türk Bank ihalesinden izaha muhtaç biçimde 22 Mart'ta el çektirilen ahlakçı, Ada Bank ihalesine tek başına girdi ve 4 yıl önce bankaya teklif eden bedelden %82 daha ucuza Ada Bank'ı satın aldı. Türk Bank'a niyet, Ada Bank'a kısmet. Banka sahipliğine izin almak, bu düzenin en merkezine, para yaratma gücüne haiz hale gelmek ciddi bir ayrıcalıktır.

Bizde bu ayrıcalığa sahip sermaye grupları TÜSİAD bünyesinde örgütlüdür. Koç, Sabancı, Şahenk, Çalık ve Özye'in bizdeki banka patronlarıdır. Şimdi bu lige Çorum'dan bir isim Ahmet Ahlakçı da girmiş oldu. Uzanların son lokması Ahmet Ahlakçı'ya düştü. Ben bu hikayeyi 10 Ağustos günü yayınlanan Bir Gün Gazetesi'ne de yazmıştım. Bir okuyucu Big Short falan hikayeye şunun filmini çekmek lazım demiş. Haklıdır da. Türkiye'de para İstanbul'da kazanılır ama kazanmanın yolu Ankara koridorlarından geçer. Bu hikaye de aslında söz konusu bu tezin kanıtıdır. Bu yalnızca Türkler için de böyle değildir.

Yabancı sermaye de Türkiye'de paranın kaynağının Ankara koridorları olduğunu bilir. Bakın birazdan dinleyeceğiniz konuşma yapılalı daha bir ay olmadı. Şu anda Mehmet Bey Hindistan'da mali hazine bakanları toplantısına Merkez Bankası Başkanı ile beraber katıldılar. Ve oradan Suud'taki katılıma veyahut da Katar'a kendisi de yetişecek. Orada beraber devam edecek. Bu üç ülkeye Türkiye'nin ciddi bir inşallah yatırım imkanı olacak ve bu ziyaretlerimizde bunu görüyorum. Ama bunun yanında da bu ülkelerin Türkiye'den belli asetleri satın alma durumları da olacak.

Ama bazı cambazların söylediği gibi yok, o taşı satıyorlar, şu oluyor, bu oluyor. Böyle bir şey yok. Biz neyin satılacağını, neyin satılmayacağını çok iyi biliriz. Neyin satılıp, neyin satılmayacağını en iyi bilen liderimiz başımızda olduğu müddetçe türküm bileği bükülmez. Trendtopiyi PodB Media ile beraber hazırlıyoruz. Bir sonraki bölüme kadar asgari ücretten çok kazanıyorsunuz diye kendinizi zenginden saymamanızı dilerim. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)