
2.127 kelime · ~11 dk okuma
Hadi, Pegasus'ta görülecek daha çok yer, gezilecek daha nice rotalar var. 150'den fazla şehirde maviliklere dalmak, doğayla baş başa kalmak, farklı kültürlerin izini sürmek, uygun fiyatlarla uzakları yakın etmek var. Herkes hadi deyince gidebilsin diye 20 yıldır Pegasus seni hayallerine ulaştırmak için var. O zaman hadi, Pegasus'la... Peki, şimdi nereye?
Evet... Bugün 8 Mart 2023, Dünya Kadınlar Günü'ne uyan... Pardon, Dünya Emekçi Kadınlar Günü'ne uyandık. Bu emekçi detayını her unuttuğumda gerçekten bir grup kadının arasında bayan deme gafletine düşmüş bir dayı gibi panik oluyorum.
Neyse halbuki yani o kadar abartacak bir şey yok çünkü emekçi olmayan kadın mı var gibi düşünceler geçiyor kafamdan. Yani emekçi olmayan kadın varsa kıraathaneler neden adam dolu gibi bazı sorular. Neyse neticede bugün 8 Mart ve ben ilk defa bugün yürüyüşe gideceğim. İlk defa bugün çalışmıyorum. Benim için harika bir 8 Mart olacağını düşünüyorum.
Dün gökyüzünde çok güzel de bir dolunay vardı. Böyle işte banyomu yaptım. Pijamalarımı giydim. Ve bayağı yatmadan önce içimden geldi. Dua ettim ellerimi açıp. Allah'ım sen gökleri ve yerleri yaratansın. Her şeyi senden ister, senden dilerim. Aileme, sevdiklerime, hem cinslerime ve kuhirlere. Yani aslında senin de önceden altına çizmiş olduğun gibi tüm kullarına. Mutluluk, başarı,
Sağlık, hizmetlerine, erişim hakkı, yaşama hakkı, eşit işe eşit hücret nasip eyle yarabbim dedim. Sen bizi iyi polislerle karşılaştır. Biber gazı solumayan, gözaltına alınmayan kullarından olmayı nasip eyle. Niyet ettim senin için hakkımı savunmaya, gece gece on bin adım atmaya. Amin. Ve bugüne uyandım. Açıkçası ben kafamın içinde böyle bugün bayram erken kalkın çocuklar falan gibi bir sesle uyanırım.
diye düşünüyordum. Öyle bir coşkuyla bir bayram havasında uyanırım gibi düşünüyordum ama kalkar kalkmaz kafamın içinde çalan şey Guns N' Roses Welcome to the Jungle oldu. Bunu buraya yerleştiremem büyük ihtimalle. Lütfen açın dinleyin. Yüksek bir öfkeyle uyandım ama niye böyle oldu anlamadım. Yani ne yaptım? Dua ederken ters bir hareket yaptım da
Yüzyıllardır biriken feminist öfke bir anda benim vücudumda zuhur mu etti ya da ne oldu yani? Neyse yüzümü yıkamaya gittiğimde banyoda fark ettim ki evet ayın o zamanı gelmiş. Reglim bana bir sürpriz yapmaya karar vermiş. Bakar mısınız şu güzelliğe, şu çabaya bakar mısınız ya? Aslında birkaç günü vardı daha gelmesine ama... Demiş ki bizimki bugün ilk defa Kadınlar Günü yürüyüşüne katılıyor. Yalnız bırakmayayım, ben de geliyorum be demiş, gelmeye karar vermiş. İnanılmaz.
E ne yaptık? Tabii ki majestiklerden beşi bir yerde yapıp boynumuza astık. Ve yollara düştük. Bürosunun güllere. Size bugünkü kombinimden birazcık bahsedeyim. 8 Mart kombinim. Rahat kıyafetler tercih ettim. Tight, sıcak tutan bir sweatshirt. Spor ayakkabılar. İnce fakat su geçirmeyen bir mont. Gerçi hava durumuna baktım. Yağmur beklenmiyor. O yüzden şemsiye almadım. Ama olur. Hani su sık bir şey olur. Yani. Ben yine su geçirmeyen montumu giyeyim dedim. Takı tercih etmedim. Küpedir, yüzüktür, kolyedir. Bunları şey yapmadım. Bir şey olur, düşer, takılır, makılır bir yere gibi bazı paranoyalardan ötürü. Makyajıma gelecek olursam günlük bir makyaj tercih ettim. Göz altı kapatıcısı, allık ve böyle incecik bir eyeliner. Ama eyelinerımı yanıma aldım çünkü alına girdikten sonra façamı çekerim diye düşündüm. Ve bu sim tabii ki. Küçük bir çanta göze çarpıyor. Küçük ama kullanışlı bu çantanın içerisinde
Düdüğüm. Sesim kısılır da ses çıkarmak istersem. Powerbank, pet tampon zaten. Ev anahtarı, düdük. Demiştim zaten galiba düdüğüm. Biber gazını çıkardım çantadan açıkçası. Çünkü dedim ihtiyacım olursa polislerden rica ederim sonuçta. Bir fincan biber gazınız var mı diye sorsam beni geri çevireceklerini düşünmüyorum.
Kulaklıklarım var. Neden bilmiyorum. Çıkarmak istemedim. Parfüm ve birazcık daha sim, sim, sim, sim. Maalesef pankartım yok. Bu bilinçli bir tercih. Biraz ayağım alışsın gibi bir katılım olacak benim için çünkü. Görüyorum internetten. Çok güzel şeyler olduğu için, çıta çok yüksek olduğu için... ...senelerce paylaşılacak bir slogan bulmadan pankart yazmayı düşünmüyorum açıkçası. Telefonumdaki mesajlara gelecek olursak.
8 Mart dolayısıyla telefonuma ailemin kadınlarından tebrik ve kutlama mesajları geldi. Bakalım şimdi mesela. Annem mesela Zübeyde Hanım'ı yollamış. Zübeyde Hanım'ın kocaman bir fotoğrafının üzerinde şöyle bir şey yazıyor. Bir kadın dünyayı değiştirir. Ve bence bunu anneler gününde de kullanacak. Teyzem yollamış. Bir Türk bayrağı elbiseli bir kadının yanına Atatürk şoplanmış. Birlikte deniz kenarında yürüyorlar. Rüzgar esiyor. Bunda hiçbir şey yazmıyor. Yani okey. Cumhuriyet bayramında da kullanılabilecek yine bir çalışma.
Yengemin yolladığı görselde çiçek koklayan bir kadın süleyeti var. Ve üzerinde şey yazıyor. Sevgi dolu, sabır timsali tüm kadınlarımızın günü kutlu olsun. Burada biraz pasif agresyon sezdim. Şu an saat bir.
Çeyrek geçiyor, Nişantaşı'na doğru yürüyorum. Neden? Çünkü bir geyiğe buluşacağım. Onu da alıp yürüyüşe birlikte gideceğiz. Daha da şöyle, bir geyiği Nişantaşı'na alacağım. Sonra Beşiktaş'a ineceğim, Cansu'ya alacağım. Hep beraber yürüyüşe doğru yol alacağız. Bu kadar erken gitmemizin sebebi de yine daha önceki deneyimli arkadaşlarımızın saat 5'ten sonra alana giremezsiniz. Kimseyi içeri almıyorlar. Erken erken gelin, buralarda bir yerlerde oturun demesi yararlı bir bilgi.
Birinin terapisi tam 5 dakika sonra falan bitiyor. İşte onu oradan alacağım, beraber yürüyüşe geçeceğiz. Yani... Bir kadını da terapi kapısından alıp yürüyüşe götürmek bilmiyorum. Durumum çok özete gibi. Hiç bak, elimi sürmedim. Kendiliğinden sembolizm. Neyse. Bu bir öncesi sonrası kaydı olacak. Öncesinin şu an sonuna geldik. Sonrasında görüşürüz.
Alo Kayıp Eşya Bürosü, buyurun. Bir saniye, aktarıyorum. Herkese merhaba, hello, bonjour. Kayıp Eşya Bürosu'na tekrar tekrar tekrar hoş geldiniz. Radyo alkışı. Teşekkürler.
Looney Tunes hala açık ara en sevdiğim çizgi film evreni olmayı sürdürüyor. Alemin kralı Bugs Bunny, ki sayesinde Sevil Berber'i, Figaro'nun düğünü falan öğrendik. Bok kalarken asrey değil. Daffy Duck, ben niyeyse çok severdim bu hırslı piçi. Hiperaktivite tanısı konmadığı için canavar addedilen tazmanya birey.
Yer yer crossdresser olmaktan çekinmeyen Avcı Elmar, Marslı Asperger gibi bir çocuk ya da uzaylı artık bilmiyorum. Kızıl pos bıyıklarıyla çok yüksek yoldaş olma potansiyeli taşırken, maalesef vahşi batıda bir haydut olmuş Calamity Sam görüyorsunuz orada da coğrafya kadar. Ve senelerce dişi sandığımız, fakat internetin gelişiyle erkek olduğunu öğrendiğimiz, yani belki de çizgi filmlerin ilk non-binary bireyi, Tweety, Sylvester, Çakal, Roadrunner ve üzerinde akme etiketli ağırlıklar, patlayıcılar, türlü çeşit hırdavat. Hala canım sıkıldıkça açar açar izlerim. Bunların yanında adı sana pek hatırlanmayan iki karakter daha vardı. Sam ve Ralph. Koyun sürüsünü koruyan bir çoban köpeği Sam ve aynı sürüye musallat olan kurt Ralph. Çakalla çok karıştırılırdı Ralph ama dikkatli bakan gözler kırmızı burnundan Ralph'in farklı bir karakter olduğunu hemen anlardı. Bunlar her sabah çayıra gelir, mesai kartlarını basarken gün aydınlaşır, işbaşı düdüğü çaldığında da birbirlerinin ağzına sıçarlardı.
Hatta bir bölümde Sam, Ralph'in eline bir şekilde bir dinamit tutuşturuyor. Dinamit tam patlamak üzereyken Piedos düdüğü çalıyor. Sam, az evvel kuzularını yemeye çalışan kurtun elindeki dinamiti parmağıyla tıs diye söndürüp şöyle diyor. Bugünlük bu kadar yeter Ralph, yorucu bir gündü, yarın devam ederiz. Ve aynı arabayla evlerine dönüyorlar.
Müzikleri ağzımla yapınca telif yemiyormuşum bu bilgi. Kaliteli bilgi. Cihangir'de bir kafede polislerle karşılıklı kahve içerken bunları düşündüm işte. Bige, köpeğine bakacak birini bulamadı ve hayvancağızı evde yalnız bırakamadığı için yürüyüşe gelemedi. Birlikte Beşiktaş'a kadar yürüdük. Ben Bige'yi uğurladıktan sonra Cansu'yla buluştum. Biraz daha sim aldık. Nereden gidebileceğimizi düşündük. Taksim'in kapatılacağı aşikar. Şöyle bir rota çizdik. Otobüsle Fındıklaya kadar gittik. Oradan, dar merdivenlerden Cihangir'e çıkarız diye planladık.
Otobüsteki adamlar Beşiktaş'tan Kabataş'a kadar sıralanmış polisleri görünce, ne oluyor ya niye bu kadar polis var? Her yerde polis Tayyip mi geliyor ne oluyor falan diye kendi aralarında konuşurlarken ben tutamayıp kendimi atladım. Kadınlar günü bugün akşam yürüyüş var dedim. Otobüsteki random dayıyla bambaşka sebeplerden de olsa bunun çok saçma olduğuna dair küçük bir sessizlik paylaşmak ne yalan söyleyeyim çok iyi geldi.
Otobüsten indik. Fındıklı'daki ilk dar merdivenlerden tırmanmaya başladık. Bir yandan yola çık mı? Bir yandan Sinan Çetin'in miydi buralar? Onun oğlu ne yapıyor falan gibi konuşurken ak yola kadar geldik. Köşe başları polis. Kafeler polis. Yollar polis. Hepsiyle göz göze geliyoruz. Bize selam veriyorlar. Biz onlara kolay gelsin diyoruz ama neye kolay gelsin o da belli değil. Yani az sonra senin saçından sürme ihtimali olan devlet görevlisine bakarken
Saniyesinde ne yapsın, o da işini yapıyor, emir kulu falan diye düşünen nöronlarımdan öpüyorum, üstlerini örtüp yatağa yatırıyorum hemen. Çünkü işi bu değil. Polisin iş tanımı mevzuatta şöyle yazıyor. Polis, görevli bulunduğu mülki sınırlar içinde, hizmet branşı yeri ve zamanla bakılmaksızın, bir suçla karşılaştığında suça el koymak, önlemek, sanık ve suç delillerini tespit, muhafaza ve yetkili zabıtaya teslim etmekle görevli ve yetkilidir. İçişleri Bakanlığına bağlıdır.
Önlenecek bir suç? Göremiyorum. Hayır, onlara sorunca da sizi korumak için buradayız diyorlar. Neyden? O da belli değil. Gördüğüm kadarıyla bir kadına 8 polis birden düşüyor. O zaman niye bu kadar kadın ölüyor? Gibi gibi defalarca aslında sorulmuş olan sorular kola kola bir kere de bugün kafamdan geçip gidiyorlar.
Hava güneşli, toplanmaya yavaş yavaş başlayan herkes cengarenk, parlak, simli, çok güzel, bir şekilde de umutlu. İyi ki pankart hazırlamamışım çünkü buradakiler bayağı iyi. Favorim şu, Emine hermez çantanı saraya bırak sokağa gel. Çok iyi. Yapıcı, birleştirici, kocasını ignor edip direkt kadının kendisini muhatap alan bir üslup. Gerçekten çok zekice. Neyse, kafeye giriyoruz. Birer kahve söylüyoruz. Etraftaki herkes telefonlarını şarj ediyor. Birbirine yürüyüşün WhatsApp grubunu ekliyor.
Seyyar satıcılar yine inanılmaz bir atiklikle alandalar, tefşingırdatıyorlar, düdük satıyorlar, polisler kahve içiyor, polislerle yine göz göze geliyoruz, birbirimize gülümsüyoruz. Ben hemen arkasından ne olur ne olmaz koluma avukatımın numarasını yazıyorum. Saat yaklaşıyor. WhatsApp grubuna toplanma mesajları geliyor. Sim kutusuna Rambo gibi iki parmağımı birden daldırıp kelimenin tam anlamıyla simleri yüzüme çalıyorum. Tercihim pembeden yana. Sonra alanda başka arkadaşlarımla karşılaşıyorum, onların da yüzüne sim çalıyorum.
Ben böyle böyle tanımadığım kadınlara da sıradan sim çalarken buluyorum kendimi. Herhalde bir 5-10 kişiyi simledim. Görümceleri kına gecesinde tam tekmil hazırlayan bir mahalle kuaförü gibi simleri kız kardeşlerimin yüzüne çaldım ha çaldım. Helali hoş olsun elmas gibi parlıyordu herkes. İşte gösterilerde ben güzellik uzmanı özgözel değilim diye şaka yaparsın ama hayat sana kamusal alanda tanımadığın insanlara öbek öbek sim sürdürür Özgem.
Sonra bir ara gazeteci bir arkadaşımı daha görüyorum. Diyor ki gel iki cümle et. Ay canım nasıl olur bu benim ilk 8 Mart'ım başkaları konuşsun falan. Aa diyor tamam olsun. Daha güzel işte onu söyle falan. E peki madem deyip simli ellerimi cebime sokuyorum birkaç cümle ediyorum. BBC'de çalışıyormuş çocuk. Ben dur yere BBC'ye röportaj veriyorum. Söylediğim şeyler de şunlar bak. Koyuyorum buraya kaydı. Bugün ilk defa 8 Mart yürüyüşüne katılıyorum. Umarım ki son kez baskılanmış bir 8 Mart yürüyüşüne katılırım. Dünya gözüyle bir onu görmek istedim açıkçası biraz. Seneye daha rahat rahat taksime çıkabildiğimiz bir şeyden önce nereden geldiğimizi görmek istedim. Bak, bak, aa laflara bak. E peki. Büromuzu dinleyen, stand-up takip eden birkaç hanımefendiyle selamlaşıyoruz, kucaklaşıyoruz, ayaküstü muhabbet ediyoruz. Harika bir his.
Seni burada görmek o kadar güzel ki diyorlar bana. Ben tabii ki ne diyeceğimi bilemiyorum. Ne yapıyorum? Hemen hop onların da yüzüne sim çalıveriyorum. Hala da bitmiyor simler. Bitmiyor, bitmiyor, bitmiyor. Çok bereketli bir simmiş. Acaba diyorum bir noktada polise sim çalacak bir yere evrilecek mi bu gece?
Çünkü polise çiçek tutan oldu. Gezi'de kitap okundu. Ki bu orada Siyah Yayın Evi'nin çevreleri bokum gibiydi. Kimse kusura bakmasın. Ama hiç sim sürülmedi polise. Daha önce yapılmadı polise sim sürme. Hepsi de yeni tıraş olmuş bu arada. Sürsem sürerim. Cillop gibi suratları vardı.
Tabii yine nefret dolu bakışlarda seçtim arada, seçmedim değil. Tam olarak nefret ettikleri şeyi de çok anlayamıyorum. Deneyimli bir arkadaşım diyor ki, böyle günlerde polise kumanya vermiyorlar acıkıp daha da sinirlensinler ve bize saldırsınlar diye. Neyse polisler sinirlenmiyor. Demek ki kumanya verilmese bile üniforma cebinden bir çubuk kraker kıtlatın alınmış.
Zaten yürümüyoruz da bu arada. Bu kısım bana da sürpriz oldu. Duruyoruz. Cihangir Otoparkı'nın önünde feminist gece duruşu yapıyoruz. Ve bence bu haliyle de yeterince etkileyici. Çünkü düşünün yani burada bu kadar kadınız. Gökyüzünde dolunay var. Kim bilir kaçımız yakın arkadaşımızla, partnerimizle ya da iş arkadaşlarımızla uyumlana uyumlana şu an reglin ilk günü içerisindeyiz. Kim bilir kaçımızın dişi kamaşıyor. Kim bilir kaçımızın aslında tırnakları çıkmaya başladı.
Bazılarından şöyle şeyler duyuyorum. Bu saate kadar ikinci kaza atmış olmaları lazımdı. Yani herkes için sürprizlerle dolu bir gece oluyor anladığım kadarıyla. Şarkılar söyleniyor, sloganlar atılıyor, mor bayrak bir öne bir arkaya elden ale dolaşıyor, düdükler çalınıyor ve basın açıklamasından sonra kalabalık olaysızca dağılıyor. Göz göze geldiğim herkesin yüzünde aynı cümleyi okuyorum. Bu son. Bu son. Az kaldı sık dişini. Bu son.
Pardon polis bey, şu tarafa gideceğiz de barikatı açabilir misiniz? Neden? Eviniz mi orada? Yok, bira içmek için bir yere oturacağız. Kaç kişisiniz bakayım? Dört. Tamam, buyurun. Kolay gelsin. Size de. Biz götümüzü zibaya koyar koymaz hemen haber geliyor. İki üç kişi polise saldırmış. Polis de durur mu? Yapıştırmış cevabı. İşte plastik mermiler hazır oraya kadar gelmişken kaz bombaları ve Thomas'u artık neyse.
Yani huşu içinde geçen gece bir şekilde yine böyle bitiyor. İnanılmaz. İyi geceler Sam. İyi geceler Ralf. Kayıp eşyalar Bruce. Özgür Özel. Sevgiler. Gelsin baba, gelsin koca. Gelsin, gelsin. Polisiniz, devletiniz. Gelsin, gelsin. Vatkanımız haklarımı versin, versin Aman istemem üzere kalsın
Dövsün, dövsün, seni dövmez mi? Dövsün, dövsün, kız kardeşlerin sözünü duysun. Kadınlar sokaklara götürsün. Çıkmışım ben çekirdek aileyi. Kırmışım kendi resmimi. Bundan böyle ne baykü ne bayan. Hayatta olmam ben adam. Bundan böyle duramam ben devlet.
Sokağa özgürleşmeyin! Bundan öyle duramam ben evde. Sokağa özgürleşmeyin!
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.