Podcast

2: Korona Dünyayı Nereye Götürüyor

Trend Topic

6 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Nevşin, Trend Topic'in ikinci bölümünde Korona Virüs'ün dünyada yaratacağı siyasi etkileri ele alıyor. Bölümün ikinci yarısında ise konuk olarak Burak Bilgehan Özpek'i ağırlıyor.
Burak Bilgehan Özpek Yazıları ve Podcast Bölümleri: https://daktilo1984.com/



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.312 kelime · ~17 dk okuma

Merhabalar Trend Topik'in ikinci bölümüyle karşınızdayız. Koronadan devam ediyoruz çünkü dünyada gündem değişmiyor, değişemiyor. Korona sebebiyle biz de tabii kayıt alma sistemimizi değiştirdik. Ses biraz değişik gelebilir. Herkes evinde böyle evler üzerinden bir sistem kurduk, öyle kayıt alıyoruz. Ses çok iyiyse kusura bakmayın. Şimdi bu bölümde virüs bizi siyasi olarak nereye götürüyor meselesine bakacağız.

Şu anda virüsün yayılma merkezleri Avrupa, bir de Amerika Birleşik Devletleri'nde New York. Ama tabii malum her şey Çin'de başladı. Koronavirüs dünyanın yeni belasının adı. Çin'de ortaya çıktı ve hızla da yayılıyor. Çin'de ölü sayısında artış var. Enfekte olanların sayısında da artış var. Dünyaya yayılma riski de sürdüğü için uluslararası adımlar da atılmaya çalışılıyor. Hem tedavi için hem de bu yayılmanın kontrolü için.

Li Wenliang diye bir doktor acayip zatüre vakalarıyla karşılaşıyor. Bunun üzerine çalışırken 7 meslektaşıyla birlikte tutuklanıyor. 2 Ocak 2020 tarihli bir haberi buldum ben. Çin basınında çıkmış. Diyor ki Wuhan'da zatüreye benzer bir salgın söylentisi yayan 8 kişi gözaltına alındı diye bir haber geçirmiş. İşte bu 8 kişiden bir tanesi Li Wenliang. Wenliang bu hastalığı yani bu virüsü, Covid-19'u bulan doktor.

Transkriptin tamamını oku

Kendisi de işte kaderin cilvesi değil de bilimin bedeli bazı ülkelerde bu virüsten yaşamını yitirdi. Fakat tabii işte bu virüsü bulduğu zaman Çin devleti tarafından gözaltına alınmıştı. Çin doktor yaşamını yitirdikten sonra ailesinden özür diledi. Kusura bakmayın dedi. Geçtiğimiz günlerde belki siz de bu habere o vesileyle rastlamış olabilirsiniz. Tabii şimdi deniyor ki Çin bu virüsün varlığını inkar etmeyip en başta önlem alsaydı bu kadar yayılmamış olacaktı diyorlar. Bu da uzmanların vurguladığı bir başka gerçek. Şimdi tabii Çin aslında bu hastalığın Amerika Birleşik Devletleri ya da İtalya'dan çıktığına dair propaganda yapıyor son dönemde. Çin hükümet sözcüsü Lian Zhao bir Amerikan askeri bu hastalığı getirmiş olabilir diye bir tweet attı. Çin basınında da deniyor ki şimdi bu virüs İtalya'da çıkmış olabilir deniyor. Bu da şuna dayandırılıyor. İtalya'da Ocak ayında çok sayıda yüksek oranda zatüre görülmüş.

Çin basını aslında o Covid-19 olabilir falan diyorlar. Tabi gazeteci her şeye acaba mı diye şüpheyle bakmak durumunda fakat bir de geçen bölümde de dedik ya faktler var, bir takım bilimsel gerçekler var yani şüphe duyalım falan ama hani dönüp de sonuçta biz bilimsel yöntemle bilimsel gerçeğe bakacağız ve aklı başındaki bilim adamları diyorlar ki yani Bu virüsün çıktığı yer Wuhan Vahşi Hayvan Pazarı. Hatta işte bugün Türk basınına da yansıdı Sözcü Gazetesi haber yapmış. Alman parlamentosuna sekiz yıl önce sunulmuş böyle bir virüs olabilir diye bir rapor. Tabii biz Türkler bunu hemen böyle o kehanet

veya işte komplo hazırlığı falan gibi algılıyoruz ama değil. İşte bu bilimin ta kendisi. Yani bunun üzerine çalışan bilim adamları, Çin'deki tüketim alışkanlıkları, hayvan pazarında o vahşi hayvanların tutulma koşulları falan bunu inceleyip buradan bir hastalık yayılabilir öngörüsünde bulunuyorlar ve bu küresel bir tehlike olabilir diye de Alman parlamentosuna sunuyorlar. Yani asıl mesele bu. Hani buna böyle bir Mostradamus kehaneti falan gibi yaklaşmamak lazım.

Şimdi Amerikan Başkanı Donald Trump bu virüse, yani Covid-19'a Çin virüsü diyor ısrarla. Trump'ın yaklaşımını ırkçı bulanlar var. Neden bu virüsü Çin virüsü deniyorsunuz? Neden bunu kullanıyorsunuz? Çünkü bu Çin virüsünden geliyor. Çünkü bu Çin virüsünden geliyor. Çünkü Çin virüsünden geliyor. Çünkü bu Çin virüsünden geliyor. Çünkü bu Çin virüsünden geliyor. Çünkü bu Çin virüsünden geliyor. Çünkü bu Çin virüsünden geliyor. Çünkü bu Çin virüsünden geliyor. geliyor. Çünkü bu Çin virüsünden geliyor. Çünkü bu Çin virüsünden geliyor. Çünkü bu Çin Trump, virüs Çin'den çıktığı için Çin virüsü diyorum diyor. Şimdi sonuçta Orta Doğu'da deveden insana geçen virüs MERS. Niye MERS? Middle East Respiratory Disease. Diğer bir salgınada Kırım-Kongo kanamalı ateşçiden işte yani yer yer yer isimleri veriliyor. Şimdi tabii Çin'in altı çizilince bu da ökçe bulanlar var.

Her neyse şimdi salgını tabii Çin'den çıktığı için çok şiddetli gördük. Çin şu anda salgını kontrol altına almış olduğunu söylüyor. Sonra İran'ı ve İtalya'yı görüyoruz. İki ülkede hastalığa yaklaşım çok farklı. İtalya virüsü ciddiye alıyor. En başta halk ciddiye almadı, millet sokağa çıktı, parklara, bahçelere gitti falan ama devlet mekanizması olarak bu virüsü ciddiye aldığını görüyoruz. İşte çok paylaşılıyor. Sosyal medyada da görüyoruz ya İtalyan belediye başkanları böyle yarı çıldırmış, insanlara evlerinizde kalın diyorlar.

İran ise işin hala komplo teorisi boyutundan. İran rehberi Hamaney geçen gün konuştu. Şöyle dedi bu virüsle ilgili, İran'da sürekli insanların yaşamını yitirmesine neden olan salgınla ilgili. Biz Amerika'dan yardım falan istemiyoruz, istemez diyor. Ve hatta Hamaney diyor ki bu virüsü Amerikalılar İranlıların DNA kodlarını çözüp sırf İranlıları öldürmek için geliştirdi diyor. Yani Hamaney baya böyle Yeni Akit Gazetesi yazarı tadında takılıyor.

Şimdi tabii asıl İran'da yeni yıl, yani Nevruz bayramı, İran'da doğru düzgün bir sokağa çıkma yasağı ilan edilmediği için, İran'lar her Nevruz'da bunu yaparlar, İran orta sınıfı, büyük kentlerde yaşayan, İran'ın kuzeyinde, Hazar Denizi kıyılarında işte küçük yazlıkları var insanların, yazlık yerler var. Akın akın oraya gittiler bir de. Şimdi ikinci bir patlama bekleniyor. Mesele bu, bu ikinci bir patlamaya neden olacak deniyor.

Bir de tabii İran bir din devleti, o nedenle murafeler de deyim yerindeyse yani devlet güvencesi altında. Mesela geçtiğimiz günlerde İran'da koronaya karşı İslami tıbbın etkili olacağını söyleyip işte hastaların yanına gidip ağızlarına, burunlarına şifa için bir şeyler süren böyle bir mollah gündem olmuştu. Böyle iç içe duruyor adam hastalarla. Böyle tedavi ettiğini söylüyor dini yöntemlerle. Bu Molla'nın işte sözde tedavi ettiği hastalardan bir tanesi olan Mohsen Şerifi öldü. Mohsen Şerifi'nin yaşı da büyük değil. Genç bir adam. Ama işte tedavi olmazsa böyle duayla bu oluyor. Yani işin bir de bu tarafı var. Türbe yalayanları falan zaten hepimiz gördük. Her ne kadar işte kapatılsa da o kumdaki büyük türbe gene de bu tip davranışlar devam ediyor. Ölümlerin önü alınamıyor.

Fakat devletin de yani öyle ciddi bir bunların engelleyelim diye attığı bir adım da göremiyoruz. Ve hep İran'dan sağlık çalışanları da yani biz bu hastalıkla bir başımıza mücadele ediyoruz diyorlar. Ha şimdi diyeceksiniz ki böyle diyorsun da İtalya'da ölen İran'dan çok. Ama tabii işin şu boyutu var. Bir kere bu baskıcı rejimlerin bu meseleye ne kadar hakim olduğu meselesi kocaman bir soru işareti. Kuşkulu. İkincisi tabii sayıları ne kadar doğru veriyorlar. O da kuşkulu.

Mesela Rusya. Rusya şu ana kadar 300 kadar falan bir koronavirüs vakası bildirdi ama bunu kimse ciddiye almıyor. Ya işte Rusya test etmiyor ya biliyor açıklamıyor falan bu işe böyle bakılıyor. Geçelim spektrumun başka bir diğer tarafı Brezilya. Brezilya da ayrı bir mesele. Brezilya'nın artık aşırı sağcı bir lideri var biliyorsunuz Bolsonaro.

Bolsonaro bu virüsü hiç ciddiye almama yolunu seçti. Brezilya'da işte yaklaşık 126 kişi yaşamını yitirdi. Tabi sayı artacak muhtemelen. Sağlık Bakanı diyor ki Brezilya'nın muhtemelen nisan ayında sağlık sistemimiz çökecek diyor ama Bolsonaro'nun umurunda değil. Hatta Bolsonaro geçen hafta Amerika Birleşik Devletleri'ne 20 kişilik bir heyet göndermiş. Yani herkesin seyahatleri durdurdu şu anda. Ve heyetin hepsi korona pozitif olarak çıkmış.

Bolsonaro diyor ki bu sokağa çıkma yasakları falan boş, hiç panik yaratmaya lüzum yok diyor. Tavrı tarzı bu. Kendisi de hatta sürekli işte halkın içine çıkıyor, milleti kucaklıyor falan, böyle görüntüler servis ettiriyor. Brezilyalılar bu durumu her akşam tencere tava çalarak protesto ediyorlar. Ama hani bir başka aşırı sadece lider, baskıcı, popülist lider Bolsonaro'nun da duruma bakışı bu.

Şimdi aslında bu tür sistemlerin, bu rejimlerin başındaki liderler neden böyle davranıyor? Bunun bir izahı var. Çok anlaşılmaz değil. Zira bu tür otoriter rejimler insanlar için, halk için en optimum, en iyisi olduklarını iddia ederler. Dolayısıyla kendilerini bir anlamda kusursuz addederler. Bizden iyisi yok.

en iyisini her zaman biz yaparız derler. Bu rejimlerde salgın olmaz, işte olsa da teğet geçer, bir şey olduysa da bu illa yabancıların, dışarıdan gelenlerin, bir takım güçlerin komplosudur falan böyle izah edilir. Mesela bakın, İran'ın şimdiki Cumhurbaşkanı Ruhani ve Çin'in lideri Xi Jinping ikisi de ilk iktidara geldikleri zaman yolsuzluklarla baş etme sözü vermişlerdi ve bu çok şaşırtmıştı. Çünkü söylem olarak işte İran'da da Çin'de de ikisi de işte mükemmel olduklarını iddia eden sistemler ya kendi içlerinde işte bir tanesi zihni olarak, bir tanesi işte komünist bir rejim olarak adlandırıyor kendisini. Yolsuzluk var denemiyordu bu sistemlerin içerisinde. Hani onun için tabiri caizse bu işte Şii'nin açıklamasında, Ruhani'nin açıklamasında bir anlamda ya yolsuzluk var demesi devrimci falan bulunmuştu. Yani biraz buradan bakın salgına yaklaşımın da aslında böyle olduğunu görüyoruz.

Çin tabii sonradan çok sert önlemler aldı. Hatta insanları böyle drone ile kavaladı sokaklarda falan. Çok baskıcı önlemlerle bir anlamda bu salgını kontrol altına aldı. Ama başta gördüğümüz pattern, bakın işte bu virüsü ciddiye almama, yok sayma, böyle davranış biçimleri olduğunu da görüyoruz.

Peki şimdi hepimizin kafasındaki bir başka soru işareti. Bu virüs bizi, hepimizi bir şekilde daha otoriter rejimlerin kucağına mı atacak acaba? Bunu Burak Bilgahan Özpek'le konuşacağım. Siyaset bilimcisi kendisi. Yakın bir zamanda TOB Üniversitesi'nden kovuldu. Malum işte Türkiye'de bir de artık böyle bir kovulanlar kulübü durumu var.

Kovulanlar farklı alanlarda farklı işler üretiyorlar. Belki kovulanlar kulübünün oluşması da bir yandan hayırlı oldu, bilemiyorum. Neyse, Burak Bilgehan Özpek ile devam edeceğiz. Burak Bilgehan Özpek, merhabalar. Merhaba.

Şimdi sen aynı zamanda Daktilo 1984 internet sitesinde de yazıyorsun, podcastler de yapıyorsun. Bu mesele üzerine yazıyordun zaten. Yani bu virüs, Covid-19 algını bir bençmark tabii ki dünya için, insanlık için öyle görünüyor. Peki bu bizi hakikaten daha otoriter rejimlerle yaşadığımız bir yere mi götürecek? Neden böyle olacak?

Bu konuda aslında çok fazla aceleci davranmamakla beraber şunu söyleyebiliriz. İnsanlar genel itibariyle devleti hayatlarından olabildiğince uzak tutmaya çalışırlar. Yani devletin bizim hayatımızda var olma gerekçesi aslında yine insan doğasında var olan kötülük ve çatışmacı eğilim. İşte Thomas Hobbes'tan bahsediyorum ben yazılarımda. Hobbes'un söylediği şey çok açık. Aslında her insanın yaşamak için verdiği mücadele diğer insanlar için bir tehdit oluşturuyor.

bu insanlar arasında bir rekabet yaratıyor, bir çatışma yaratıyor ve bir anarşi durumu yaratıyor. Devlet dediğimiz mekanizma zaten bu anarşiyi ya da bu çatışmayı çözmek için bizim imdada çıkardığımız bir üst otorite, hepimizden daha güçlü olması gerekiyor. Fakat bu devletin bizim güvenliğimizi sağlarken yani bizi hayatta tutarken yapabileceklerinin haddi hududu yok. Çünkü en fazla gücü bu yapıya atfediyoruz. Onu kadiri mutlak bir şekilde yani her şeyi gücü yeten bir şekilde tanımlıyoruz. Gücü yetmesi gerektiğini düşünüyoruz. Dolayısıyla böyle bir devletin bizim özgürlüklerimizi koruyacağının da normal olarak bir garantisi yok.

siyasi düşünce tarihi Hobbes ile bitmedi. Daha sonraki filozoflar Hobbes'in görüşlerini bir şekilde yeniden değerlendirdiler. Mesela John Locke diye bir filozof var. Bu diyor ki, tamam bir devleti kurduk ama devlete sahip olmamızın bir amacı var ve bu amaç devletin bizim hayatımıza hoyratça müdahale etmesini gerektirmez. Yani ben devleti başka insanlarla iş birliğimin

daha sorunsuz ilerlemesi için kuruyorum. Başka insanlarla işbirliği yapmak için benim mülkiyet özgürlüğüne ihtiyacım var ve kurduğum devletin benim mülkiyetimi ihlal etmesi durumu zaten beni devlet öncesi duruma yani çatışmacı duruma götürür. Dolayısıyla devletin benim kapımın önünde, kapımın eşiğinde bitmesi gerekiyor. Yani bir devlete sahip olmak demek bizi diğer insanlardan ya da doğadaki çatışmalardan koruyabilmeli fakat bir de bizi devletten koruyacak bir mekanizma olmalı gibi bir argümanla geliyor.

Dolayısıyla Thomas Hobbes'in ortaya koyduğu devletin kendi meşrulluk kaynağını aldığı yer sorgulanır hale geliyor. Yani insanların birbirleriyle illaki çatışmacı bir ilişki modeli sürdürdüğü yönündeki bir görüş bu. John Locke da diyor ki insanlar birbirleriyle her zaman çalışmazlar, aynı zamanda iş birliği de yaparlar ve bu iş birliğinin devam etmesi için devlete bizim ihtiyacımız vardır. Dolayısıyla insanın yaşamak için gösterdiği gayret diğer insanlara illaki zarar vermek zorunda değil.

Şimdi genel olarak John Locke'un tabii daha ılımlı, Thomas Hobbes'un çok daha kötümser olduğunu görüyoruz. Fakat bu son Covid-19 meselesi bizi biraz Hobbes'un hayal ettiği dünyaya yaklaştırdığı gibi düşünüyorum ben. Yani değil mi? Mesela Tayvan'da bir Twitter kullanıcısı paylaşmış. Çok acayip. Şimdi tabii Tayvan burada örnek olarak verildi. Çünkü Tayvan daha önce Çin'den salgınlarla karşılaştığı için işte SARS salgını vesaire gibi önlem alma pratiği çok gelişmiş bir ülke olduğu söyleniyor. Covid-19 salgını ortaya çıkar çıkmaz hemen bütün vatandaşlarını tek tek takip edip falan çok sıkı önlemler almış. Mesela bir Twitter kullanıcısı yazmış.

Devlet sürekli cep telefonundan arıyor ve 2-3 saat ulaşamayınca hemen ev telefonundan aranıyor ve diyorlar ki cep telefonunun sinyali kesikti. Telefonu kapanmış çünkü, şarjı bitmiş. Sinyali kesikti, neredesin? Bir yandan insanlar bunu iyi bir uygulama olarak paylaşıyor.

Virüs bulaşmış, devlet adım adım takip ediyor sürekli cep telefonu sinyalinden diye. Bu iyi bir uygulama olarak ya da işte ne yapıyordu? Çin drone'la insanları tek tek kovdu değil mi? Evine dön falan diyordu, drone havada uçuyor falan. Peki bu yeni normalimiz mi olacak?

Ya işte çok enteresan bir durum. Şimdi aslında hepimiz virüsün hem öznesiyiz hem nesnesiyiz. Yani hem virüsü taşıyoruz, yani diğer insanlara tehdit oluşturuyoruz, hem de diğer insanlar bizi tehdit edebiliyor. Dolayısıyla çok çatışmacı bir durum var ve bu çatışmayı çözmesi için devleti imdada çağırıyoruz. Hobbes'ten sonraki filozofların biraz ılımlı hale getirdiği kaderi mutlak devletçi anlayış aslında çok tahmin edilmeyen bir zamanda geri döndü.

İlginç tarafı bunu biz talep ediyoruz. Sadece kendimizi evde kalmaya zorlamıyoruz. Aynı zamanda üst otoriteden, siyasi otoriteden diğer insanları da evlerine sokmasını istiyoruz. Başka insanların hayatlarıyla da alakalıyız. Çünkü bunu istememizin sebebi bizi hayatta tutmasını beklediğimiz bir devlet var. İnsanlar sokaklara çıkarsa,

kahvehanelere giderse, kafeteryalara giderse ya da düğünlere giderse bu bizim hayatımız için de tehlike olabilir diyoruz ve başka insanların hayatlarıyla ilgilenmeye başlıyoruz. Devletin kapasitesine imdadı çağırıyoruz. Çok enteresan bir şey. 2020 senesindeyiz ve biz şu anda devletin bizim hayatlarımızı düzenlemesini, zorla bizi eve tıkmasını, Cep telefonu sinyallerimizi kontrol etmesini, sağlığımızı hızlı bir şekilde denetlemesini, ne yediğimizi, ne içtiğimizi, nasıl yaşadığımızı kontrol etmesini talep ediyoruz. Peki şurada şöyle de enteresan bir şey yok mu? Fakat popülist liderler, baskıcı elimleri olan liderler, Bolsonaro ya da Trump gibi, Tam aksi yönde davranmayı seçti. Yani bu işte evi, böyle sokağa çıkma hesabı falan koymuyor bu liderler. Boş ver, koyuverelim gitsin tadında takılıyorlar. Yani Trump, ya çok da büyütmeyelim, geçer gider bu falan diyor. Bolsonaro zaten hiç yokmuş gibi davranıyor. Hatta hani böyle popülist eğilimlere sahip iktidarın olduğu Türkiye'de de, otoriter eğilimlere sahip olan iktidarın Türkiye'de de değil mi? Mesela çok böyle drakonyan önlemler almadığını görüyoruz. Öyle bir sokağa çıkma hesabı falan almıyor Türkiye. Ve hatta cumhurbaşkanı, İçişlik Bakanı açıklamalarında ya işte gerek yok, düzelir, geçer bu falan. Bunu nasıl açıklıyorsun? Şimdi sistemler arasında bir ayrım yapmak gerekiyor. Popülistlerin iktidarda olduğu devletlerin tepkileri farklı oluyor. Popülistlerin muhalefette olduğu ve iktidarı tehdit ettiği ülkelerde farklı tepkiler veriyorlar. Yani popülistler eğer muhalefette ise mümkün mertebe devletleri virüsle mücadele etmekte, zafiyete düşmüş şekilde resmetmekten çok hoşlanıyor.

Hatta geçtiğimiz günlerde bir haber okudum. Bu Rus medyası biliyorsunuz Avrupa'daki popülist ve aşırıcı rejimleri desteklemeyi çok seviyor. Neyse abi merkezi hükümetlerin başarısız olduğu propagandasını destekleyen yayınlar yapmaya başlamış. Yani popülistler muhalefette iken hükümetleri bunu harca eleştiriyorlar virüse karşı başarısız oldukları için. O bakımdan

Avrupa'nın bu kurucu neoliberal establishment'ı çok fazla kaynak ayırıyor bu meseleye. Yani devletin altyapısal iktidarını göstermek için, temel hizmetleri ya da temel güvenlik konularında devletin duyarlılığını göstermek için çok fazla kaynak ayırıyorlar. İşte Merkel'i görüyoruz, Sarkozy'yi görüyoruz. İngiltere çok fazla pragmatik davranmaya çalışıyor. Bu aslında popülist meydan okumaya karşı bu, Almanya'nın ve Fransa'nın özellikle durduğu nokta, merkez siyaseti güçlendirebilir eğer başarılı olurlarsa. Almanya görebildiğim kadarıyla en başarılı ülke ve ilk anket sonuçlarıyla... Aslında o zaman bu Covid-19 bir anlamda popülizmin sonunu da getirebilir diyorsun, öyle mi? Evet, muhalefetteki hareketler için öyle.

Avrupa'da çok önemli bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Çünkü merkez politika herkesin algıladığının aksine bir neoliberal takıntıyla hareket etmez neviş. Yani merkez politika demek aslında elastik, esnek olabilen pragmatik politikadır. Yani sağ iktisat politikası yoktur, sol iktisat politikası yoktur onlara göre. Doğru iktisat politikası veya yanlış iktisat politikası vardır. Şimdi dolayısıyla bu adamların çat diye 600-700 milyar euro masaya koymaları çok antiliberal gibi gözükebilir. Fakat o çok merkezi bir tabırdır. Kriz anında insanlar tüketim yapamıyorsa ekonomiler çöker ve devlet orada halkın aşırı sağ ve aşırı sola teveccüh göstermemesi için çıkartıp bütün kapasitesini ortaya koyar.

Peki o zaman bu da çok kullanılan bir yorum. Biz sosyalizmin ya da sosyalist politikaları yükselişini görebilir miyiz acaba? Ya da böyle bir talep görebilir miyiz halktan? Merkez siyaset direnirse göremeyiz. Yani merkez siyaset eğer halkı bu krizden korursa, İnsanları mesela karantina ilan ediyorsunuz ya da sokağa çıkmayın diyorsunuz, dükkanlar kapanıyor. Şimdi bu insanların maaşları var, birisi bu maaşları ödeyecek. Şimdi maaşı ödenmeyen insanlar ya aşırı sta grupların hedef kitlesi haline geliyor, bu insanlar göçmenler yüzünden bu virüsün yayıldığının propagandasını yapıyor.

ya da aşırı sol grupların hedef kitlesi haline geliyor. Onlar da işte neoliberal politikaların işçilerin hayatını mahvettiğini söylüyorlar. Merkez siyaset burada çıkıp bütçeden bu insanların maaşlarını üç ay karşıladığı zaman o insanlar aşırı sağ ve aşırı sola çok fazla teveccüh göstermiyorlar haliyle. İşler düzeldikten sonra tekrar eski pragmatik iktisat politikasına geri dönülebilir. Yani o aşırı sağ ve aşırı sol gruplar için ve popülist siyaset için aslında önemli bir fırsat bu. Merkez siyaset için de, establishment için de önemli bir fırsat kendisini gösterme açısından. Öte taraftan senin söylediğin bu iktidardaki adamların tavrı çok ilginç. Şimdi onlar biraz bocaladılar bence geçtiğimiz hafta boyunca. Yani Trump sahneye çıkıp bir yol, bir felsefe çizinceye kadar aslında popülist rejimler biraz daha merkeze gelir gibi bir söylemde bulundular.

Nedir bu merkez? İşte özellikle sağ popülizm için söylüyorum. Savundukları iktisat politikasından biraz yumuşama gösterdiler. İşte Trump'ın sağlık sistemiyle ilgili yaptığı açıklamalar ya da her aileye iktisadi yardım yapma açıklamaları, bunlar aslında Trump'ın telsefesine çok uygun şeyler değil. Dolayısıyla daha merkeze gelmiş. daha popülist dilden konuşmayan bir lider gibi algılanabilirdi. Fakat ilginç bir şekilde Trump burada bir politika değişikliği yaptı. Çünkü bu sene içerisinde başkanlık seçimleri var ve mevcut kriz yönetimindeki sorunlardan dolayı Demokrat Partili adayların popülerite kazandığını gördü.

Onun üzerine bir değişiklik yaptı stratejisinde. Meseleyi devletler arası bir çatışma retoriğine oturttu. Çin virüsü diyerek. Bunu bir devletler arası rekabet pratiğine oturttu. Çünkü normal olarak Nevşin çok enteresan bir şey. Devlet kapasitesi güçleniyor dünya genelinde. Devlete olan ihtiyaç artıyor fakat tehdit başka bir devletten gelmiyor. Yani başka bir devletin impoz ettiği bir tehdit yok. Çünkü bu bir virüs.

Fakat Trump, bunun böyle olmadığını iddia ederek başka bir devletin belki bilinçli bir şekilde, belki ihmarkarlık sonucunda bu virüsü ürettiğini ve Amerikalıların hayatlarının Çin yüzünden tehlike altında olduğunu iddia ediyor. Hani virüsün felsefesini değiştirip bunu bir devletler arası rekabetin, devletler arası siyasetin bir konusu haline getirmeye çalışıyor. Bu bir. İkincisi de çok hızlı borsa düşüşleri olduğu için ve iktisadi hayat dünya genelinde yavaşladığı için şirketlerin varlık değerleri çok hızlı düşmeye başladı ve ekonomilerin aslında burada çok büyük bir tahribatla karşı karşıya kaldıklarını gördük. Böyle bir ihtimal var.

Ve Trump şöyle düşünüyor bu durumda, bu kriz belirli bir tahribat yaratacak. Hepimiz bundan etkileneceğiz. Fakat buna karşı geliştirilecek çözümler bu krizin yaratacağı tahribattan daha fazla olmamalı. Cumhurbaşkanı Erdoğan da galiba öyle düşünüyor değil mi? tamamen durmasın, ekonomi tamamen durmasın, turizm sezonu bu sene boş geçmesin, önlemler alınacaksa da ona göre alınsın. Evet, evet galiba öyle düşünüyor. Şimdi Trump'la Erdoğan arasında bir fark var. Şimdi Trump'ın parası var, Erdoğan'ın parası yok. Trump aslında bu parayı harcayabilir ama harcamamayı tercih ediyor. Çünkü parayı harcadığı takdirde panik havasının piyasayı daha dibe çekeceği kanaatinde.

Erdoğan'ın harcayacak bir parası da yok. Son açıklanan ekonomik paket aslında devletin normal şartlar altında alamayacağı paradan vazgeçmesinden başka bir şey değil. Zaten iktisadi hayat sonlanmış durumda. Zaten kimse vergisini, harcını, diğer yükümlülüklerini yerine getiremeyecek durumda. Bundan vazgeçiyor olmak piyasaya yapılmış bir iyilik değil. Piyasayı tekrar ayakta tutmaya yetecek bir şey de değil.

O yüzden Erdoğan aslında Trump'tan daha mecbur bir pozisyonda. Yani Trump şu anda tamamıyla siyasi bir manevra yapıyor. Tamamıyla seçimlere yönelik bir pragmatizm içerisinde. Fakat Erdoğan'ın bana sorarsanız elindeki enstrümanlar çok kısıtlı. Halka dağıtacak parası yok. Çünkü fonlardaki paralar büyük ihtimalle kullanıldı. Yani işsizlik fonundaki para büyük ihtimalle kullanıldı. Bütçe açığı çok yüksek noktada. Yani şu zamana kadar uygulanan kötü ekonomi politikası şu anda kendisini belli ediyor.

Normalde ülkeler bu paraları varlık fonlarından ya da işte acil durum fonlarından harcayarak kurtarmaya çalışıyorlar ama Türkiye bu paraların hepsini zaten hali hazırda harcadı. Yani şu anda zorunlu bir karantina ya da sokağa çıkma yasağı gibi uygulamalar ekonomiyi tamamıyla öldüreceği için Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kasasında bu ekonomiyi ayakta tutacak bir kaynak yok. Yani bunun dışında bir politika zaten izleyemez. Peki Burak Bilgehan Özbek çok teşekkür ediyorum, ağzına sağlık. Ben teşekkür ederim, hoşça kalın.

Evet, bu hafta da COVID-19 bizi siyasi olarak nereye götürüyor, ne öngöreceğiz, onun üzerine konuşmaya çalıştık, onun üzerine haberleri derledim biraz. Haftaya yine gündemle Trend Topik neyse onunla devam edeceğiz. Trend Topik'i Spotify, Apple Podcasts ve tüm podcast platformlarından deneyebilirsiniz.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)