
3.679 kelime · ~18 dk okuma
Evet, Trend Topik başlıyor. Trend Topik için haftalık haber podcastınız diyoruz ama gündem o kadar yoğun ki belli olmaz. Yani belki haftada iki, üçte çıkabiliriz Trend Topik podcasti. Onun için sürpriz bölümler için takipte kalın. Tabii koronayla devam ediyoruz. Korona ve eğlence sektörü üzerine konuşacağız, konuşturacağız bu sefer. Malum evlerimize kapandık. Yani tabii kapanabilenlerimiz kapandık. Çalışmak zorunda olanlar var. Onun dışında insanlar evlerinde oturmaya çalışıyorlar.
Şimdi evlerinde oturanlar ne yapıyorlar? Gördüğüm kadarıyla evlerde bol bol spor tüketiyoruz. 202 kişi karınçalışacak. 204. Aman yarabbim. 2000 tekrar. Six pack deyince herkes tabii bir kendini kaybetti. Kaç oldu? 300. Hazır. Planktesin. Planktesin. Şimdi bana dokunuyor herkes. Şimdi bana dokunuyor herkes. 25, 25. 1. 1. 2. 2. 3. 3. High five. 4.
Push, push. Ece iyice bana benzedin kardeşim, iyice. Push, push. 13. Şimdi bu Halil Kılıç'ın Instagram hesabından yaptığı günlük antrenmanlardan bir tanesi. Pek çok antrenör gibi, pek çok sporcu gibi, spor eğitmeni gibi, görün belli saatlerinde Instagram hesabından canlı böyle işte antrenmanlar paylaşıyor insanların. İnsanlar da canlı yayında hocayla beraber bu ev antrenmanlarını yapabiliyorlar. Tabii Halil Kılıç tek değil, bunun gibi pek çok eğitmen var. Şimdi markalar da gördüğüm kadarıyla bu işe girmiş durumda. Mesela Boyner birtakım online spor derslerine sponsor oluyor. Adidas bir online ders aplikasyonu yapmış. Bu krizin başından beri diyoruz ya bu kriz sektörleri şekillendirecek diye. Bakın işte mesela spor daha doğrusu fitness alanında bu şekillenmeyi görüyoruz.
Bu alan büyüyecek. Online spor, online eğitim öyle görünüyor. Bir de ne yapmışız? Bir de bol bol alkol tüketmekteymişiz. Sözcü Gazetesi bir market zincirinden bir data derlemiş. Bakın o datayı sizlerle paylaşayım. 1-10 Mart, 11-22 Mart arası alkol satışlarındaki büyüme. Şarap, şampanya ürünlerinde %83'lük bir büyüme var. Yani evde oturanlar bol bol şarap içmiş. Likör %74 büyüme. Rom %73.
Rakı %66, Cin, Vodka, Tequila %64, Cognac %63, Whisky %61, Bira %35 oranında daha fazla satılmış. Evlerimizde oturduğumuzdan beri spor yapıyoruz ve alkol tüketiyoruz. Öyle anlaşılıyor. Peki başka ne yapıyoruz? Bir de sanat tüketiyoruz tabii. Bir tıkla işte konserler, filmler, diziler ayağımıza gelsin istiyoruz. Fakat şöyle bir şey var. Sanat aslında öğretime çok pahalı bir şey. Sanatı öğretebilmek için işte altyapı lazım, kültüvasyon lazım, ciddi emek lazım. Dolayısıyla bedava olması imkansız bir ürün. Şimdi salgın nedeniyle insanlar konserlere gidemiyorlar, tiyatrolara gidemiyorlar. Ve tabii bir de şöyle bir şey var, sanatta da bir tıkla ulaşıyoruz ama bizim genellikle Türkiye'de online içeriye para verme alışkanlığımız yok gibi. Haber tüketiminde de böyle ya mesela, bir tıkla her habere ulaşalım istiyor Türkiye'de haber tüketicisi genellikle. Ve buna para vermek istemiyor. İşte bunu bir dönem Hürriyet denemişti. Hürriyet hala Doğan grubundayken. Hürriyet Dünyası diye ayrıca bir uygulama başlattı Hürriyet. Hani Hürriyet Plus gibi. Oradaki bir takım işte özel haberler, işte özel yazılara ancak işte parayla üye olan ulaşacaktı falan. O uygulama tutmadı.
Haberi de satmak zor, parayla sanatı da satmak zor. Şimdi sanatın, sanatçının hali ne olacak? Biraz böyle sosyal medyayı kurcaladığımız zaman, internete baktığımız zaman, şimdi Avrupa'da farklı uygulamalar var. Mesela Berlin'de kimi popüler DJ'ler canlı yayında konserler veriyorlar. Berlin Filharmonik Orkestrası yayınlarını bedavaya açtı. Şimdi bilmeyenler için, belki pek çoğunuz duymuştur ama, dijitalde konserlerin yer aldığı uygulamalar var. Bir takım aplikasyonlar var.
Burada işte çeşitli flermoyan orkestralarının daha önce vermiş olduğu konserleri izleyebiliyorsunuz. Bu konserleri aslında paralı izliyorsunuz ama bu işte korona krizi nedeniyle bir takım konserler bedavaya açılmış durumda, bedavaya izleyebiliyorsunuz. Peki nasıl oluyor da bu yayınlar bedavaya açılıyor, bu insanlar amme hizmeti mi yapıyor diye düşünürken, Doğan Duru Red grubunun solisti Doğan Duru'nun attığı bir tweet'e denk geldim. Almanya koronavirüs tedbirleri kapsamında faaliyet ve etkinliklere askıya alınan sanatçıları desteklemek için 50 milyar euroluk destek paketi açıkladı demiş Doğan. Doğan'ın tweet'i üzerine baktım evet gerçekten öyle yani. Almanya böyle bir destek paketi ayırmış Alman sanatçılar için. Tabii bizde böyle bir paket. Malumunuz söz konusu değil. Bizde açıklanan paket işte ev kredilerinde kolaylaştırma önlemleri içeriyor. Uçak bileti alırken bir miktar daha ucuz alınacak falan. Bizdeki paket böyle bir şey çıktı. Yani kime hayrı var belli değil. Şimdi, peki sanatçı ne yapacak? Bunu konuşacağız.
Doğan, merhabalar. Öncelikle yeni albümün çıktı galiba. Hayırlı olsun. Çok teşekkürler. Aynen. 13 Mart'ta çıktı. 13 Mart, Cuma günü. Aynı zamanlara denk geliyor zaten. Koronanın da Türkiye'de bir şekilde konuşulur oluyor. Aynen. Bunun etkisi ne olacak senin bu yeni albüme? Tabii ki kötü. Sonuçta bir sürü röportaj yaptık. Bir sürü televizyon röportajı çektik. Birçoğu gündem dolayısıyla yayınlanmayacak. Şu an çok daha önemli ve başka bir gündem var.
Ama bir yandan da insanlar evdeler ve belki daha çok müzik dinlemeye fırsatı bulacaklar. Sonuçta orada duruyor o müzik. Bu ilet gittikten sonra dünyadan belki tekrar insanlar müzik, sinema, tiyatro ya da diğer kültür-sanat ilişkilerine yönelebilirler. Almanya 50 milyar euro ayırdı böyle bir sanat.
Ya şimdi tabi çok normal, Türkiye'de kültür politikaları zaten malum yıllardır iktidarla da alakası yok. Daha önceki iktidarlarda da aynı şekilde çok fazla şey görmüyordu, revaç görmüyordu ama AKP iktidarıyla daha da kötü olmaya başlamıştı. Ben biliyorsun aynı zamanda operacıyım ve o zamanlarda opera ve balenin durumunu çok iyi bildiğimden ki devlete bağlı bir kurum, diğer eğlence sektörüne bağlı kültür ve sanat aktiviteleri özel tiyatrolar ya da bu ve benzeri şeyler genelde bu tarz olaylardan en çok etkilenen kurumlar zaten. Ama bu çok global bir problem ve çok ciddi bir problem. Biz ilk iptalimizi galiba 25 gün önce yaptık. O zaman insanlar işte bu kadar hayatlarını kapatmamışlardı ve biz uçağımızı iptal ettik, konseri iptal ettik. Hatta bu yüzden de epey eleştiri aldık. Ama iyi ki öyle yapmışız çünkü daha da kötüye gitti her şey ve daha da kötüye gidecek belli ki. Ama tabii sadece biz değil, çalışmak zorunda olanlar, kendi mesleklerini yapanlar bir şekilde zor duruma düşüyor böyle koşullarda, böyle durumlarda çünkü... Mesela online konserler var bir yandan işte. Mesela bu acaba sektör oraya mı kayacak? Fakat online konserlere kayılırsa o zaman sadece sponsorlar üzerinden mi para kazanabileceksiniz? Öngörünüz nedir? Ya biz online konser daha önce veriyorduk. Aslında yapılan bir şey online konser. Yeni bir şey değil, yeni gibi gözükse de.
Ama şu anda bir takım sponsorlarla konserler yapıldığını ben de görüyorum. Yapılabilir, çalışabilir bir sistem. Ama ben bir aydır aşağı yukarı evdeyim. Yani 23 hafta falan oldu. Biz de mesela band olarak bir araya gelemiyoruz. Yani herkes tek başına bir şey yapmak zorunda. Bir araya geldiğimiz zaman zaten o karantinayı bozuyoruz. Dolayısıyla bizim adımıza bir araya gelip, yani red olarak bir konser vermemiz neredeyse imkansız. Ama teker teker bir şey yapabiliriz belki.
Ben bunun deneneceğini ve buradan bir şey çıkacağını düşünüyorum. Bir taraftan da yaza kadar bu işin çözümlenmesi için de umutla hayal kuruyorum. Yani başka... Sizde Almanya'daki gibi destek paketi açıklanmış olsa falan en azından işte ne bileyim eğlence vergisi falan diye bir şey var değil mi bu konser verdiğiniz zaman vesaire. En azından o vergiler askıya alınsa nasıl olur?
Ya şimdi çok zor bir sektör, yani sektörleşmemiş bir sektör olduğu için bu konuya ben çok iyimser olsa bile devletin çözüm bulabileceğini sanmıyorum. Yani biz burada çok küçük bir parçayız. Bence toplumun tamamına yönelik bir açıklama, bir destek açıklaması herkesin işine yarayacaktır. Bizim özelimizde bir şey ben bile hayal edemiyorum. Böyle bir şey ben düşünemiyorum. Çünkü müzik sektöründe çoğu şey zaten kurumsal değil. Dolayısıyla iptal edilmiş konserlerin parası mı verilecek? Mümkün olmaz. Bir sürü mekan var. Onlara destek mi verilecek? Hangi birine verilecek? orada çalışan garsonu var, orada çalışan barmeni var, teknisyeni var. Bana insanları rahatlatacak daha toplumsal, ekonomik yardımlar, paketler daha faydalı olur gibi geliyor. Yani Almanya'nın yaptığı şey işin kaymağı, onun Türkiye'de olacağını zaten hiçbir şekilde düşünmüyorum. Ama kaldı ki şu an işe gidemeyen garsonu var, barmeni var. Yani insanların elektrik paraları, su paraları, doğal gaz paraları, internet paraları ödense aynı zamanda da beslenmeleri için bir destek paketleri sunsalar,
Bence çok faydalı olur. Şu an insanlar bakkala markete gitmeye bile korkuyorlar. Anlatabildim mi? Yani bunlar aslında oraya gittiğinde o virüsle başkalarını da buluşturuyorsun ve aslında devlet için de kötü. Devlet üstüne de büyük biniyor. Ne kadar insan hastalanırsa, ne kadar uzun zaman sürerse bu virüsün yayılımı aslında devlet orada o noktada daha çok şey kaybedecek. Dolayısıyla o kayıpları önlemek için insanları mutlu bir şekilde evinde tutmak durumunda ve koşulunda olmalı. Bence birinci yapması gereken. Daha sonra tabii tedavi kısmı var, işin karantina kısmı var ama bence ilk planda insanları gerçekten gönüllü bir şekilde değil, zorunlu bir şekilde evde tutup onların ihtiyaçlarını karşılamak durumunda. İşin eğlencesiymiş, kültürüymüş, sanatıymış. Bence çok sonraki adımlar gibi geliyor bana. Anladım. Çok teşekkürler Doğan Duru. Ben teşekkür ederim. Görüşürüz.
Şimdi bazı markaların desteklediği sosyal medya üzerinden yayınlanan canlı müzik aktiviteleri var. Fakat küçük tiyatrolar içinde çok zor bir dönem geliyor. Mert Fırat, merhabalar. Merhabalar. Şimdi bu virüs, bu salgın sanatı da vurdu, onu da konuşuyoruz. Tiyatrolar, tiyatrolar ne yapacak? Şimdi siz DASDAS'da ne yapacaksınız?
Biz şimdi aslında Dastas'ta bir süredir duruyoruz tabii. 10 Mart, işte 12 Mart gibi kapattık. Devamında var olan projelerimizi yeniden gözden geçirmeye başladık. Önümüzdeki sezonda hangisiyle devam ederiz, ne yaparız? Tam öyle bir süreçteydik. Tam böyle yeni repertuarı yapmıştık zaten. Onun kastı ve hazırlıkları içindeydik.
Tabii şimdi onu biraz durdurduk çünkü biz sezonluk bile bir iş yapmamış olduk aslında. Yani bizim sezon genelde 50 Ekim ayı gibi açılır. Ekim, Kasım, Aralık, Ocak derken, Şubat'la birlikte zaten bitti. Yani Mart, Nisan, Mayıs ve Haziran'a devam eden o dört ayı yaşayamadık ki biz tiyatrolar olarak hem...
Tiyatro Kooperatifi olarak hem de Kadıköy'deki platform olarak aslında sezonun mümkün bir mertebe uzatma kararı almıştık. Hani bize bu sekiz ay, dokuz aylık süreci yetmiyor. Bizim kendimizi sürdürmek için dokuz aydan öte Haziran, Temmuz, Ağustos'ta da mutlaka bir şeyler yapıyor olmamız lazım ve tiyatrolarımızı açık tutalım diye bir karar almıştık. Ama tabii böyle bir şey olunca olay bambaşka bir yere geldi. Şimdi bakalım hani kimler nasıl hayatta kalacak, nasıl ayakta kalacak? Bir yandan onunla mücadele isteme ediyoruz. Herhalde küçük tiyatroların hiç şansı yok, öyle görünüyor. Yani aslında bence küçük tiyatroların şansı yok değil. Yani eğer şimdiye kadar kurulmuş, daha başta kurduğu yapıyı... Yani minimum personel, minimum gider. Yani birazcık da biriktirebildiği bir şey varsa ki... Küçük tiyatrolarda bu çok zor oluyor tabii.
gerek işletmecileri için, gerek oradaki işle dönen yapı için çok zor oluyor. Bazıları da öyle bir temkinle yaklaşmış olabilir diye bir umudum var. Ancak öyle devam edebilir diye düşünüyorum. Ama bir yandan işte devlet desteği bekliyoruz bir taraftan. İşte belediyeler bu konuda çok duyarlılar ama imkanları kısıtlı.
Sabit giderleri nasıl azaltacaksınız? Bir yer kirası ödüyorsunuz değil mi? Belki devamlı çalışan bir personel var, bu personelin maaşları ödenmeye devam edecek. Şimdi devlet desteği belediyelerden desteklediniz ya, mesela bu anlamda mı bir devlet desteği, nasıl devlet destek olabilir tiyatrolara?
Evet aslında şimdi yani bizim ön gördüğümüz şeyler işte bu tam da kiralar kiralardan doyacak stopajlar, maaşlardan doyacak SGK'lar, maaşlardan doyacak stopajlar bütün hepsinin vergileri. Ve tabii hani iş yapmadan maaş verebilmek imkansızlaşıyor tabii belli bir zaman sonra. Durumda çok ortada pandemi, yani global krizin içindeyken... ...şu an tek destek verebilecek tam anlamıyla devlet. Devlet bu noktada bizim mevcut varsa vergi borcu, onu ötelemeli. Yoksa işte bu devlet kredisi... ...aslında böyle bir yıl geri ödemesiz devlet kredileri, devlet destekli krediler oluyor. Neden devlet destekli kredi diyoruz?
Bu tip durumların içinde aslında kredi çekerken arkadaşlarımızın ya da bu girişimcilerin bazı teminatlar ödemesi gerekiyor. Ticari olarak herkes için öyle zaten. Bir teminat göstermesi gerekiyor. Ya mektup olarak, ya nakit olarak, ya bir mülk olarak taşınması olması gerekiyor.
Onları olmayan tiyatrolar çok mümkün. Platformda 60, kooperatifte 38 tane tiyatroyuz biz. Yani dolayısıyla sadece İstanbul kapsayan bir şeyden bahsediyorum ben. Daha da kapsayıcı olmaya çalışıyoruz yaptığımız toplantılarla, devam ettiriyoruz o toplantıları. O tarafta görüyoruz ki biz ancak bunu böyle ileri vadeli kredilerle, ödenmez hibelerle aşabiliriz. Başka türlü buradan çıkış yolu çok zor görünüyor. Olabilir mi? Yani bir online'a, üretime geçebilir misiniz? Belki bilmiyorum yani online, şu açık, Birtakım tiyatrolar, belki online'dan bilet satma... Yani böyle bir şeye dönüşebilir mi acaba bilmiyorum. Bir süre öyle devam ediyor. İnsanlar böyle içerikler üretiyorlar ama şu anda bir şey satmak o kadar zor ki. Yani bu şartların içindeyken. İnsanlar seyirlerinden çıkamıyor. Hepimiz aynı krizin içindeyken ve hepimiz... ...aslında iş üretemiyorken. Şimdi ben başkalarının gözünden, seyircinin gözünden de bakıyorum. Sağ olsunlar çok da destek veriyorlar o anlamda. ve ayakta kalmamız için de çok kaygılanıyorlar, mailler atıyorlar, çeşitli sosyal medyalardan yazıyorlar bizi aslında. Ama şöyle bir şey var ki, yani desteksiz olmasına imkan yok. Dijital, şimdi ve buradanın gücünü bir yere kadar aslında karşıya yansıtabiliyor. E tabii bir noktada bizi idare edebilir.
Bazı finansal küçük problemleri çözebilir. Ama yani birebir o işletme kültürünün içinde var olan şeyleri çözemez. Gelirleri çözemez. Ama şeyler var. Mesela böyle hani işte maaşın %60'ının karşılandığı bir, aynı zamanda KOSGEV'in de açıkladığı bir kredi var. IGEA diye bir şey var, bir işsizlik fonu. Oradan böyle bir şey çıkıyor. Ama şunu başvuran iş insanlarıyla konuşuyor gazeteciler de. Bayağı zormuş galiba onları almak.
Çok kolay değil diyorlar yani. Evet, kağıt üstünde çok kolay gibi görünse de öyle değil aslında. Bir yandan da bizim kooperatifin, yani şeyinden de sürekli paylaşıyoruz. Bu arada biz bakanlıkla da bunu konuştuk. Yurt dışındaki diğer modelleri de aktardık. Hani ne oluyor, ne bitiyor? İşte İngiltere ne yapıyor, Almanya ne yapıyor? Almanya'da mesela 50 milyon euroluk bir, tam böyle küçük tiyatro ve işte... ...varmısız tiyatro işletmecilerine, freelance sanatçılara falan böyle ayrılmış bir bütçe var. 50 milyon euroluk.
İngiltere'de keza çok ciddi bir bütçe oluşturdular. 180 milyon poundluk, 190 milyon poundluk Art Council bir fon açıkladı İngiltere'de. Sürekli böyle benzer paketler açıklanıyor. Evet, Mert Fırat bir dizi boyutu var işin tabii. Şimdi bu setlerin durması, durmaması meselesi. Duran setler var, durmayan setler var. Sen ne diyorsun? Yani örgütlü ve örgütçü bir oyuncu olarak. Yani durdurmamak imkansız setleri. Yani zaten halk sağlığı için karar alıp...
Biz kendi tiyatrolarımızı uyguladık. Zaten ondan sonra da kamunun kararı da bu yönde oldu. Hatta ilk haklarını yemin ediyorum onlar harekete geçtiler o tarafta. Kendi etkinliklerini durdurdular. Sonrasında zaten biz de devam etmemiz imkansızdı. Harekete geçtik ve hızla durdurduk. Mart sonunda artık etkinliği devam eden hiçbir tiyatro kalmamıştı zaten. Ya da gösteri merkezi özellikle. Dizilerde de şimdi bu aynı şeyi beklememiz gerekiyor. Şundan dolayı. Orada da çok ciddi bir yayılma gücü olabilir. Çünkü en ufak sette 70-80 kişi çalışıyor.
Şimdi bu kadar insan çalışırken onlar seyahat ediyorlar, toplantılaşmayla geliyorlar, servisle geliyorlar. Bir buçuk metrelik mesafeyi korumak çok imkansız bir şey. Dolayısıyla bir şekilde etkileşiyorlar. Ben hiç doğru bulmuyorum ve bununla da ilgili zaten Oyuncular Sendikası'yla da birlikte desteğimizi de veriyoruz. Bir mücadele yürüyor bir taraftan. Umarım ona da el atılıp bir yasak getirilir. Şu anda hala idare ediliyor benim anladığım kadarıyla.
Çünkü bir karar vericisi hemen uygulanır ve... Evet, kimi oyuncuların da böyle... ...işte biz işimizin başındayız, çekimlere devam ediyoruz gibi... ...paylaşımlar oldu, o paylaşımların kimileri çekti falan filan. Ne diyorsun? Valla kimileri paylaştığını takip edemedim. Ama yani burada işimizin... Erkan paylaşmış, onu söyleyebilirim sana, biliyorsun. Dün epey sosyal medyada şey paylaşıldı, Erkan PTK'nın videosu. Ne diyeyim, hani artık yani şimdi oyunculuk neden yapılıyor?
Erkan'ın üzerinde söylemiyorum. Kendisini tanımıyorum zaten. Ama hani dizileri, televizyonda yaptığımız işleri falan sadece para için yapmıyorsak... Hani benim birçok arkadaşım da öyle yapmıyor. Oradaki ekipler de öyle. Tiyatro da aynı şekilde. Orada bir misyon var. Ortak dertlerin çözüm noktası bizim için aslında sahne. Ekran. Yani de yaptığımız iş. Yani şimdi oradan, o amaçtan sapmaya başlıyor bu tip tavırlar.
Çünkü o misyondan uzaklaşmış oluyoruz. Bunun için de halk sağlığı da bir şey. En önemli nokta zaten. Bizimki bir mertebe. Yaptığımız oyunlarda, açtığımız salonlarda zaten derdi olmayan hiçbir şey yapmıyoruz. Sahneye aktarmıyoruz. Bunlardan dolayı da bedel ödüyoruz. Maddi manevi bedeller ödüyoruz karşılığında.
Dolayısıyla halk sağlığının bu kadar ciddi konu olduğu bir durumda... ...bir oyuncunun sanatını icra ettiğini eğer düşünüyorsa... ...burada tam tersine kendisi siper etmesi lazım ki... ...devam etmesin. Hani bir kişinin başına, bir ailenin başına bir şey gelir... ...bedenin ömrünün sonuna kadar ödeyemeyeceğim bir şey olur yani. Allah sağlık versin. Ben teşekkür ederim. Versin, cümlemize amin. Kolay gelsin. Tamam, görüşürüz, izninizle, bay bay.
Az önce Mert Fırat'a sorduğum mesele, Erkan Petekkaya'nın ATV'de bir dizisi var, Gel Dese Aşk diye. Petekkaya set arkadaşlarıyla Instagram üzerinden bir paylaşım yaptı. Ay korona korona nereden geldin başıma? Ay korona korona nereden geldin başıma? Hayatımdan çektir git! Hayatımdan çektir git! Ya hayatımdan defol git! Hayatımdan defol git! Ya Ayşe teyze, Mehmet abi, Halil abi, Ali abi Halecalet'in mahalle otur oturduğun yerde! Halecalet'in mahalle otur oturduğun yerde! Halecalet'in mahalle lütfen otur evinde! Halecalet'in mahalle lütfen otur evinde!
Evden çıkma Türkiye, evde otur Türkiye. Evden çıkma Türkiye, evde otur Türkiye. Lütfen çıkma Türkiye, lütfen otur Türkiye. Lütfen İşin bir de sinema endüstrisi boyutu var. Rex ve Atlas sinemalarının kapandığını öğrendik maalesef. Amerika Birleşik Devletleri'nde federal hükümet 2 trilyon dolar destek yardımını senatodan geçirdi. Bu paket geçmeden önce Amerika'nın en büyük sinema zinciri AMC CEO'su Adam Aaron CNN'e konuşmuş ve destek ihtiyacının altını çizmişti.
Fixed expenses. You can be sure we're trying to lower those fixed expenses. But literally we don't have a penny of revenue coming in the door. Literally this week, we will probably be spending $30 million maybe to stay in business and our revenues this week are zero. What we need is liquidity and only the government's going to be able to provide that.
Peki bu salgın süreci Türkiye'deki sinema endüstrisinde nasıl etkileyecek? Shantyev Films'in sahibi Metin Antal'la konuşacağız. Şimdi siz hem film yapımcısınız hem de dağıtımcısınız. Yurt dışından da film alıyorsunuz. Son salgın durumunda sinema endüstrisi nasıl etkilenecek?
Tabii şu anda ileriye dönük nasıl etkileneceğimize dair tahmin yürütmek çok zor. Fakat bir gerçek belki şu anda dünyadaki tahmin ediyorum ki bütün sinemalar bir şekilde kapandı. Yurt dışından e-mail'ler alıyoruz, yapımcılardan, ortak çalıştığımız şirketlerden. Bu durumu birlikte aşacağız. Tekrardan her şey düzelecek gibi moral verici e-mail'ler alıyoruz. Fakat sanırım onlar da bilmiyor. Hiçbirimiz bilmiyoruz. Hayatın ve dünyanın bu virüsten sonra nasıl olacağını, nasıl atlatılacağını bilmiyoruz açıkçası. Sinema Endüstrisi adına da bir şey söylemek çok kolay değil.
Evet, şu anda bir şey söylemek kolay değil ama insanlar bir süre sinemalara gitmeyecekler. O belli oldu. Herhalde yani artık full online'a kayış mı olacak en azından bir sezon için? Öyle bir şey mi planlıyorsunuz? Evet, zaten online'da bizim şu anda mevcut şirketimizin ve yani sektöründe birçok içeriği bulunuyor. İçerik her zaman bir şekilde bir ekranın elinden seyredilecek. Bir sinema perdesi olmayabilir. Bir cep telefonu, iPad, televizyon veya bilgisayar olabilir.
İnsanların bir şekilde içeriğe ihtiyacı her zaman olacaktır tabii ki. Sinema bir süreliğine olmayacak gibi gözüküyor hayatımızda her zaman. Biliyor muyuz mesela Netflix gibi platformların kullanımında acaba böyle küresel bir patlava görüyor olmamız lazım herhalde değil mi? Sizde bir rakam, gözlem vs. var mı?
Yani Netflix böyle bir datayı paylaşmıyor. Belki bize gelen şeylerde T-Vote yani parayla satın alınan iTunes'da olan, Apple'ın networking'de olan filmlerimizin artışını ancak görebiliriz. Tabii ki bu da günlük bildirilmiyor bize. Ancak ay sonunda, önümüzdeki ay, bu ayın bütün satın almalarını göreceğiz. Ben orada bir yükselme bekliyorum.
Netflix'e yani kullanıcı olarak gördüğüm benim, bu belki internete yüklenmeden olabilir fakat Netflix'in menüleri yavaş çalışmaya başladı mesela bende öyle. Bu da tahmin ediyorum ki ciddi bir yüklenme var şu anda Netflix'e. İnsanlar belki sadece akşamları seyrederken şimdi 24 saat bir şekilde kendilerini oyalamak için Netflix, Amazon veyahut da işte Blue TV bu tip platformlara başvuruyor. Üretilen filmlerin içeriğini de, yani sinemanın da içeriğini de değiştirir mi bu acaba orta vadede, ne dersiniz? Yani sinema filmi farklı bir şeydir de, şimdi ne olursa olsun online'e verilen içerik daha farklı bir şeydir, dolayısıyla bir mentalite değişikliği olur der misiniz?
Zaten son yıllarda dijitalin büyümesiyle yapılan filmlerin de şekli hitap ettiği kitle değişmeye başladı. Biliyorsunuz yani bu sadece Türkiye'de değil ağırlıklı Türkiye'de de hissediyoruz bunu. Bir şekilde seyirciye göre film yapılıyor. Çok az, tırnak içinde art az veya festival filmleri dediğimiz filmler var ki yönetmeni, yazarı, yapımcısı açıkçası ne kadar sevileceğini hesaba katmak kafalarındaki hikayenin filmini çekiyor. Fakat bunların da çok ticari karşılığı bugün olmadığından dolayı birçok yapımcı zaten uzun süredir seyirciye göre içerik üretmeye başladı bile. Evet. Şimdi siz Sofra Sırları filmini de YouTube'da ücretsiz yayına aldınız. Niye böyle bir şey yaptınız? Bir de onu sorayım.
Bu aslında bizim için de bir deneyim. Bir şekilde kendimize ileride ürettiğimiz içerikleri izleyiciye nasıl ulaştıracağımıza dair çalışmalar yapıyoruz, denemeler yapıyoruz. Filmlerimiz bütün dijital platformlarda var. Aynı zamanda korsan yayında çok büyük ülkemizde. Korsanda da birçok filmimiz var. Biz bunlarla her gün baş etmeye çalışıyoruz ancak
Bu YouTube'un Sofrasırlarıyla bir denemeydi bizim için. Aslında biz bunu sadece kendi hesaplarımızdan duyurmuştuk. Bizim hesaplarımızı takip eden kişilere bir nevi belki bir hediye olarak bunu bu süreçte bir vakitlere geçirecek bir şey. Bence en az 30.000 izlendi bu oranlara. Şu anda 30.000 kişide. Yani Sofrasırları çok ticari sinemaya diye adlandırılabilecek bir film değil. O yüzden de herkese hitap etmiyor. Özellikle biraz yaş grubu.
daha üst segmente hitap ettiği için açıkçası çok büyük bir patlama değil ama 30 bin izlenme bizim beklediğimizin üstünde bir izlenme oldu. Bu son işte 4-5 günde diyelim. Hiç fena değil. Bir de tabii iptal olan film festivalleri var işte, Cannes gibi. Burada tabii biz festival tarafına verilen ödülleri vesaire görüyoruz ama orada aynı zamanda bu işin ticareti de dönüyor malumunuz. Alınıyor, satılıyor yapımlar. Şimdi bu tip organizasyonların iptal edilmesinin etkisi ne olacak?
Bunun aynı şekilde Cannes şu anda dünyadaki içeriğin üretilmesindeki en büyük marketlerden bir tanesi. Evet, gördüğünüz yarışmanın dışında orada binlerce film, binlerce senaryo daha doğrusu bizim gibi ortak yapımcılarla buluşuyor ve orada bunlar çalışılıyor ve ya yeşil ışık yanılıyor, bu filmler yapılıyor ya da yapılmıyor. Tabii ki bu da anlaşmalar imzalandıktan sonra olacaktır. Bu ciddi bir şey. Özellikle sektör için Cannes çok çok önemli bir festival ve bir market diyelim. Tahmin ediyorum ki gelecekte fakat yine bu koronayı nasıl atlatacağız? Ne kadar kısa bir sürede atlatacağız? Eğer 1-2 hafta içerisinde veya 1 ay içerisinde bir atlatacaksak belki her şey tekrar eskisine dönecek.
eski düzen bir şekilde geri gelecek. Bu daha da uzar, daha büyük acılar, daha büyük kayıplar verirse dünya bambaşka bir yer olacak ve bir noktada da artık yüz yüze gelmeden, karşılıklı oturmadan görüntülü konferanslar yaparak, insanların birbiriyle bu şekilde iletişim kurması sağlanarak bu projeler bir şekilde yine yapılır diye düşünüyorum. Evet, yüz yüze görüşmek çok daha etkili fakat Bu süreçte belki de bunu öğreneceğiz. Birbirimize temas etmeden, belki görüntülü, belki sadece konuşarak bazı şeyleri yapıyor olacağız gibi geliyor bana. Teşekkürler Metin Bey. Teşekkürler. Evet, Tren Topiği'nin üçüncü bölümünün sonuna geldik ve bu salgının eğlence endüstrisinin etkilerine baktık. Tren Topiği'yi Spotify, Apple Podcasts ve tüm podcast uygulamalarından dinleyebilirsiniz. Yeni bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.