
5.930 kelime · ~30 dk okuma
Merhabalar Trend Topik'in yeni bir bölümüne hoş geldiniz. Trend Topik'te bu bölümde ne üzerine konuşacağız? Amerika'da olup bitenler üzerine konuşacağız. Malumunuz George Floyd isimli Afrikalı Amerikalı bir vatandaş polis tarafından öldürüldü. Ya da daha doğrusu polis tutuklamaya çalışırken, polis gözaltına almaya çalışırken George Floyd, George Floyd hayatını kaybetti ve bu olay bir fitili ateşledi. Şimdi Amerika'nın dört bir yanında eylemler var.
Eylemlere katılanlar daha çok Afrikalı, Amerikalı kökenden geliyorlar. Eşitlik istediklerini söylüyorlar. Yeter artık bu ülkede ikinci sınıf olduğumuz diyorlar. Ve bunun karşısında Trump tabii geri adım atmıyor. Kameraların karşısına geçiyor her fırsatta. Benim için öncelik düzeni tesis etmek ve gerekirse askerleri çıkaracağım sokaklara diyor.
İnsanları sakinleştirici bir ton kullanmıyor. Olaylar büyüdükçe büyüyor. Şimdi Amerika Birleşik Devletleri'nde askerin sokağa çıkması tabi bambaşka bir anlam ifade ediyor. Çünkü Amerikan yasaları gereği Amerikan ordusu aslında ülke içerisinde, Amerika Birleşik Devletleri sınırları içerisinde bir operasyon yürütemiyor. Bu yasalara aykırı. Ancak işte Washington DC başkenti olduğu için ve bazı binaların ekstra güvenlik tedbirleri olduğu için belli koşullarda ordu devreye girebiliyor. Bu şekildeymiş düzenlemeler ama Trump'ın bu çaresi tabi Amerika'da büyük şok etkisi yarattı. Yani nasıl oluyor da ordu şimdi sokağa çıkacak ve Amerikan vatandaşlarına karşı mı koyacak?
diye akıllarda bu soru işareti var. Gerginlik tırmandıkça tırmanıyor. İş nereye gidecek? Vallahi şuna çok güldüm. Politico diye bir haber sitesi var ve Brüksel'den haberleri derlediği bir sayfasında Politico'nun şöyle bir yoruma yer verilmiş. Brüksel'den kulis bilgileri aktarıyor. Politico
Ve bir AB diplomatı diyor ki, ya Amerika'da olan bir tane çok endişe verici. Şimdi yakında da seçimler var, Kasım ayında. Ya Donald Trump seçimleri çok az bir farkla kazanırsa ne olur? Ya başkanlık koltuğunu bırakmazsa? Şimdi düşünebiliyor musunuz? Nereden nereye Amerika Birleşik Devletleri ile ilgili, Brüksel'de hani böyle şüpheler, böyle kuşkular, sanki bir üçüncü dünya ülkesiymiş gibi, Trump da böyle bir yeni diktatörmüş gibi ya seçimi kaybetmesine rağmen gitmezse, ya koltuğunu bırakmazsa?
Falan diye konuşuluyor. Tabii belki bunlar abartılı ama yeni bir şey de gördüğümüz açık. Pek çok kentte protestocuların sokaklarda binler, on binler, yüz binler halinde bulunduğunu gördük. Protesto gösterilerinin devam ettiğini gördük. Yer yer polis çok sert önlemler aldı. Yer yer kimi kentlerde de. Amerikan polisi protestocuların yanında durmayı tercih etti. Kimi polis memurları göstericilerle beraber yürüdü, kimi polis şefleri haklısınız, protesto etmek sizin bir hakkınız, biz de sizin bu hakkınızı kullanmanıza yardımcı olacağız dedi. Bunlar önemli gelişmelerdi ama öte yandan da sokaklarda tansiyonun arttığını görüyoruz ve bu neye evrilecek diye insanlar da anlamaya çalışıyor.
Bunu iki kişiyle konuşacağım, iki akademisyenle konuşacağım. Akademisyenlerden bir tanesi Emre Tansu Keten. Hani Türkiye'den nasıl görünüyor ve iktidar nasıl görüyor acaba Amerika Birleşik Devletleri'nde olan biteni? Onu soracağım. Bir diğer akademisyen de Özge Tekin. Özge Tekin de en son Hawaii Üniversitesi siyaset bilimi departmanındaydı. Türkiye'ye yeni döndü. O biraz bize bir çerçeve çizmeye çalışacak. Yani ne oluyor, ne bitiyor Amerika Birleşik Devletleri'nde ve bu iş nereye gideri biraz bize, Özge'ye anlatmaya çalışacak.
Evet, şimdi Amerika'da ne olduğunu, ne bittiğini anlamak için, bize anlatsın diye size işin uzmanını buldum. Hani bu geçen Aziz Üstel bir tweet attı ya, işte şey diyor, işte Amerika'da tanıdığım bilmem kim, bilmem kim, çocukluk arkadaşım bana yazdı. Yıllarca Amerika'da yaşadım ama bıktım buradan artık. Türkiye'ye gelmek istiyorum. Bana bir vatandaşlık ayarla dedi falan diye hani millette dalga geçtim. Bu Aziz Üster'in yazdığı şeyle. Özge biraz öyle. Özge benim tarihsiz eden arkadaşım. Fakat Türkiye'de işte siyaset bilimi okuduktan sonra Amerika'ya gitti. Los Angeles'da çalıştı, Hawaii'de çalıştı. Ne çalıştı derseniz siyaset bilimci kendisi yani. Akademik kariyer yaptı ve yeni döndü Amerika'dan aslında. Onun için hani ne oluyor, ne bitiyor bize Özge anlatsın istedim. Hakikaten oradan yeni gelmiş birisi. Amerika'nın dinamiklerini iyi bilen bir siyaset bilimci anlatsın istedim. Özge hoş geldin.
Hoş bulduk Nevşim. Teşekkür ederim davetini. Memlekete de hoş geldin Özge. Dayanamadın tabii memleket hasretine. Evet dayanamadım. Doğru söylüyorsun. Şimdi biz seninle konuşurken geçen, ya Özge niye döndün falan diye sordum. Dedin ki ya kardeşim sen bu Amerika kocaman bir köy burası. Burası aslında bakma sen. Üçüncü dünya ülkesi. Buradan bir yol olmaz dedin.
Senin yaptığın yerime uyarıma benzer yorumlar geliyor. Bize bir anlatsana. Her kafadan bir ses çıkıyor Türkiye'de. 3 gün öncesine kadar malum biliyorsun Suriye uzmanı olan gazetecilerimiz, şimdi Amerika uzmanı olarak karşımıza çıktılar. Şimdi hakikaten ne oluyor? Bize bir çerçeve çizsene. Amerika'da olanlar ne?
Tamam, teşekkür ederim Neşin. Sen bir tweetten bahsettin, ben de bir tweetten bahsedeyim. Geçen gün gördüm işte Amerika'da olanlar hakkında konuşabilirim çünkü 80'li City'nin bütün bölümlerini izledim. Aynı zamanda da kenarda 300 dolar birikimim var diye birisi tweet atmış, ona çok güldüm. Umarım ben o seviyeden biraz daha üsteyimdir. Dinleyicilerinizden hani olur da... böyle yani neler söylüyor, sallıyor kafasından gibisinden bir düşünen olursa şimdiden affola. Ama ben de işte Amerikalıların dediği gibi iki centimi paylaşayım.
dinleyicilerinle. İlk önce neden insanların Amerika'da olan bitene, bu tarafta yani okyanusun bu tarafında olan insanların Amerika'da olan bitene neden şaşırdığını bir açıklamaya çalıştığım. Çünkü bu aydınlanma bende Amerika'da yaşarken meydana geldi. ayağımı kırdıktan sonra meydana geldi hususi olarak. Şimdi Amerika'nın insanların gözünde bir imajı var. Amerika dışında yaşayan insanların gözünde bir imajı var. Bu da şey, Amerika özgürlükler ülkesi, fırsatlar ülkesi. Tek yapman gereken şey oraya gidip çalışıp çalışıp didinmek. Ondan sonra kendi yeteneğini, kendi bilgini, birikimini kullanmak, göstermek ve o zaman mutlaka bir yere gelirsin.
Böyle bir şey var, imaj var insanların Amerika'ya hayranlıkla bakmasının arkasında. Şimdi böyle bir imaj bence devletlerin bütün böyle kendi kendilerini yaratmaya çalıştıkları mitler gibi. Aynı o grupta. Amerika'nın kendi yarattığı miti bu. Ama tabii bazı şeyleri kenara ayırarak söylemeliyim. Yani istisnalar kaideyi bozmaz diyelim. İstisnanın da istisnası var. Hatta müstesnanları da var. Ama neticede şöyle bir gerçeklik var Amerika'da. Bir kapitalist ülke, gelişmiş bir kapitalist ülke, ve aynı zamanda da inanılmaz eşitsiz bir ülke Amerika. Özellikle sağlık sistemi ve eğitim sistemi fakirler için hem erişilmesi güç hem de inanılmaz derecede pahalı. Burada fakirlikten kastım ne yani, ne diyorum? Çünkü mesela yine insanların gözünde Amerika'nın imajı Amerika bir ortasınız.
ülkesidir. Orta sınıf gelişmiştir. İşte orta sınıfta gidersin, herkesin evi var kapısının önünde iki tane arabası var. İşte evler tek katlı, bahçeli falan. Yani böyle imajlar var insanların kafasında yine. Aslında bu da bir tamamen mitin bir parçası. Amerika'da orta sınıf olmak bile aslında Amerika'da fakir olmak demek. Bir de bu sanırım dünyadaki orta sınıfın değişen konjektüründen falan da kaynaklanıyor aynı zamanda. Her şey çok pahalı, o yüzden diyorsun. İnanılmaz pahalı. İnanılmaz pahalı. Sonuçta bu tip yerler, belki şimdi Almanya da ona dönüşüyor, onu izliyoruz. Bir dönem cazibe merkezi olduğu için aslında her ülkenin iyisi, kalburüstü buralara gidiyor, değil mi? Şimdi onun için orada belki aradan sıyrılmak gitgide zor hale geliyor. Ne bileyim, sen gidiyorsun orada, şöyle düşünüyorum, ortalama bir yerde tıp okudun diyelim ki Amerika Birleşik Devletleri'nde, diyelim doktor çıktın yani bizim tabirle.
Hindistan'ın, Pakistan'ından, Çin'in, işte oranın en iyi doktorları bu sefer Amerika'ya geliyor değil mi çalışmak için? Düşünecek olursan. Doğru. Doktor bir örnek olarak verin ya da herhangi bir şey yani. Ama o bir istisna gibi bir şey yani doktorluk. Başka bir örnek verebilirsin. Mesela mühendislik örneğini verebilirsin. O biraz daha böyle güçlü. Almanya'da öğretmen. Almanya böyle bir yadire merkezi haline geliyor. İşte mesela şimdi Türkiye'de bir sürü
Çok iyi mühendis, çok iyi doktor Almanya'ya gitmeye başladı. Hakikaten Doğu Avrupa'dan öyle, işte Asya'dan öyle falan. Herhalde bu cazibe merkezi olan yerlerde gitgide hayat zorlaşmaya başlıyor. Bir de belki sistemler mi atılma kalıyor bir yerden sonra acaba? Yani bir sistem kuruyorsun, iyi kötü işliyor. Fakat işte koşullar değişirken sistemleri buna adapte etme sıkıntısı mı acaba ortaya çıkıyor?
Bence sorun, Amerika'daki sorun, orta sınıfın fakirleşmesi. Orta sınıf neden fakirleşiyor? Bu da doğru orantılı olarak aldığın ücretin azalması, haklarının giderek azalması ve yani neticede zenginlik biriktirememen. Öyle söyleyeyim. Gerçi ben Amerika'nın en pahalı yerlerinde yaşadım. Yani öyle denk geldi. Böyle mesela gidiyorsun. Sistedim de öyle olmadı. Öyle denk geldi yani. Gittim Los Angeles'da yaşadım. Sonra da gittim Hawaii'de yaşadım. Neyse, tabii bir şey olmuş yani. Dediklerinin hiçbirini Türkiye'de de yapmak mümkün değil yalnız. Hoş geldiniz memlekete, birikin falan, bakalım ne kadar yapabileceksiniz. Onu hep beraber tecrübe eder, görürüz. Şimdi bu George Floyd olayları önüne gelecek olursak, genelde herkesin yaptığı analiz şovu, ya işte artık institutionalized, kurumsallaşmış bir ırkçılık var bu ülkede. İnsanların da canına tak etti arkadaş. Bu mudur? Öyle söylenebilir. Çünkü bu boyuttaki gösteriler... Mesela 1990'larda bir Los Angeles'de bir başkaldırım olmuştu. Orada bir Los Angeles'ı bayağı bir yakmışlardı yine böyle bir olaydan dolayı protesto göstericileri. Mesela bu daha farklı bir boyutta.
Bu daha ulusal bir boyutta yani Minneapolis'de başladı bu olay ve yayıldı. Yani şu anda Amerikan Başkanı'nın evinin önünde göstericiler bekliyorlar. Ve bugün işte Trump elinde İncil'le, tövbe estağfurullah, elinde İncil'le çıkıp işte garip garip şeyler söyledi mesela. Bu biraz daha boyutu yüksek bir başkaldırı. Dolayısıyla gerçekten insanların elbette ki ekonomik faktörler de önemli. Yani bu Covid'den dolayı biliyorsun Amerika'da
işsizlik çok yükselmiş durumda. 40 milyon kişi işsiz kalmış. 40 milyon kişi yani bunu işte geçen insanlar söylüyorlar, belirtiyorlar uzmanlar falan. Çalışabilen ve çalışmak isteyen her 4 kişiden birinin işsiz olması demek bu. Ve işsizlik ağırlıkla servis sektöründe, hizmet sektöründe, Yani Amerika'ya giden herkes bilir yani. Orada restoran sektörü çok büyük bir sektör. Çok fazla çalışanı olan bir sektör aynı zamanda. Ve aynı zamanda da böyle sıçrama basama gibi bir şey yani. Mesela bir şehirden bir şehre taşınıyorsun. En kolay bulabileceğin iş garsonluk. Hani bir yerde bir garsonluk yapıyorsun. Arkadaşının evinde falan kalıyorsun. Ondan sonra bir şekilde devam ediyorsun yoluna. Ama şimdi artık öyle bir imkan da yok. O insanlar tamamen o...
zaten az olan gelirlerini de kaybetmiş durumdalar. E bakıyorsun ekonomik olarak dezavantajda olan gruplar hangi gruplar? İşte gerçekten bu non-white denilen topluluklar yani bunu mesela bazıları işte bu da karşı ırkçılık falan diye karşı çıkıyor. Diyorlar ki işte polis beyaz insana da eziyet ediyor, işte polis şuna da eziyet ediyor, buna da eziyet ediyor falan. Aslında tam olarak öyle değil.
Çünkü mesela Amerika'nın ev sahipliliği oranına bakarsan en çok tapuya, ev tapusuna sahip olan insanların ırkı bölüşümü beyazlar olarak ortaya çıkıyor. Yani bu ne demek? Demek ki beyazların biriktirilmiş zenginliği diğer ırkların biriktirilmiş zenginliğinden daha fazla. Yani böyle bir sonuca gitmek çok da anormal değil. Ama fakir beyazlar yok mu? Elbette ki var.
Ama neticede bizim konuştuğumuz şey bu accumulated wealth yani biriktirilmiş zenginlikten bahsediyoruz. O da beyazlarda daha fazla. Geçen gün istatistiklere bakıyordum. Mesela baktığım istatistiklerden bir tanesi Amerika'da işte veya dünyanın her bir yerinde böyle düşünmek lazım. Polis size dur dediği zaman durmak zorundasınız. Mesela yolda dedi ki sana dur. Sen durmak zorundasın yani yoluna devam edemezsin. İşte bu stop and frisk dedikleri bir politika bu. Son zamanlarda özellikle mesela New York'ta 2002 ile 2013 arasında yani Michael Bloomberg'in belediye başkanlığı yaptığı dönemde en tepeye çıktığı yıl 2011 yılı. 2011 yılında sokakta durdurulan insanların istisiki olarak %57'si, %55'inden fazlası siyah.
Durdurulan insanların %66'sı masum. Yani olayla hiçbir ilgileri yok. Hiçbir vesaire hiçbir şeyleri yok. Yani polis gerekli şüphe görürse Amerika'da, seni orada, o noktada, dünyanın her yerinde olduğu gibi alıp karakola götürebiliyor. Ve o noktadan sonra da zaten sistemin içine sokulmuş oluyorsun. Yani sistemden kastım ne tabii? Cezalandırma sistemi. Cezalandırma sistemin içine sokulmuş oluyorsun. Adını alıyorlar. Yani birazcık... Bu Amerikan filmlerinde gösterilen şeyler var ya böyle işte avukatımı görmek istiyorum falan böyle. Evet. Yani onlar birazcık gerçekten Hollywood seviyesinde hani gerçekliğe en azından azınlıklar için uzak olan şeyler. Çünkü avukatlar pahalı. Mesela bail systemi diye bir sistem var işte. tutuklanıyorsun ya da işte nezarethaneye atılıyorsun. Nezarethaneden çıkartılman için hakim bir belirli bir oran belirliyor. O oranı ödersen diyor, çıkarsın diyor. Ama işte duruşmana geri geleceksin diyor. Yani bu parayla özgürlüğünü satın almak demek aslında. Kefaletsiz. Kefalet ödüyorsun. Aynen kefalet sistemi. Mesela diyelim ki sen siyah bir insansın. İşte günde iki işin var. Üç tane ayrı işte çalışıyorsun. Saat on beş dolardan. Anca çünkü evde iki çocuk var falan. Neyse. Adam diyor ki dört bin dolar. Neden? Çünkü işte atıyorum. Uyduruk bir misdiminir yani. Bir suç. İsterse işlem yapmak zorunda değil. Ama alıyorsun, sokuyor o sistem işine. Hakim de diyor ki dört bin dolar kardeşim. Dört bin dolarına öde çıkarsın. Kadının dört bin doları yok ki.
Nasıl çıkacak o zaman? Mahkeme tarihini bekleyecek falan. Böyle böyle insanlar özgürlüklerinden ediliyor. Yani ırkçılık bunun içerisinde, fakirlik bunun içerisinde. Böyle kombinasyonlar bu sanırım Covid'in de meydana getirdiği işsizlikle bütünleşince gerçekten büyük bir patlamaya dönüştü diye düşünüyorum. Ve sence bu olaylar nereye evrilir?
Olaylar nereye evrilir? En iyi evrileceği yer aslında polislerin vatandaşlarla kurduğu ilişkiyi düzenlemek olur. Yalnız bak şimdi onunla ilgili bir şey okudum bakarken bu meseleye. Reuters zamanında haber yapmış 2013 yılına ait bir makale. Polislerle ilgili düzenlemeler. Şimdi şöyle bir mesele var diyor sistemde. Orada polisler de sendikalı ve sendikalar güçlü anlaşılan. Dolayısıyla polis sendikalarının yaptığı anlaşmalarda sendika bastırıyormuş.
Mesela işte polis diyelim ki böyle bir kusur işledi falan, bu kusurun üstü kapatılsın. Çok bilmem ne delil yoksa polis sorgulanamasın, yargılanamasın vs. Yani aslında o çok ilginç bir şey. Burada polis sendikalarının güçlü olduğu ve polis sendikalarının bu tür düzenlemelerin önünde durduğunu söylüyordu Reuters'ın ortaya çıkardığı. Mesela o bak ilginç geldi bana.
Enteresan bir yaklaşım gerçekten. Şimdi onlar da tabii polislik mesleğinin getirdiği zorlukları ve işte mensuplularını korumaya çalışıyorlar. Yani o zorluklara dayanarak mensuplularını korumaya çalışıyorlar. O da anlaşılır bir durum. Ama yani polislik mesleği çok önemli bir meslek. Bu önemli mesleği yapan insanların, aa kusura bakmayın bizim polisimiz bozuk çıktı, deme lüksü ya da onlar minimum olmalı.
Neden? Neden? Çünkü önemli yani. Pilotluk gibi bir şey bu yani. Anlatabiliyor muyum? Yani şimdi havaalanında pilotlar olduğunu düşün. Uçak uçuruyorsun. Bir tanesi düşürüyor. Aa kusura bakmayın. İşte bozuk bir elma çıktı bu falan. Diyememen lazım yani. O yüzden... Bir de tabii Trump'ın tavrı. Diyorlar ki presidential davranmak yani. Başkan gibi davranmak.
Burada Trump'ın başkan gibi davranmadığını görüyoruz anlaşılan. Trump bir taraf seçti burada. İşte bu protestocular, yasalara riayet etmeyen insanlar bunlar. Biz geleceğiz, düzeni kuracağız tekrar, gerekirse asker girecek işin içine diyerek tarafını seçmiş gibi görünüyor. Bu da herhalde modern Amerikan siyasetinde çok alışık olunan bir şey değil mi, ne dersin?
Yo, bence bu da çok alışık olan bir tavır. Ben zaten Trump'tan ya da Joe Biden olursa Amerikan başkanı olacak, Joe Biden'dan daha farklı bir tavır beklemezdim. Yani bakarsan Amerikan tarihinin sivil dayanışma ve direnme tarihine, Martin Luther King, Jim Crow yasaları kaldırılsın diye o kadar çok uğraştı ki. Senelerce uğraştı. Mesela Selma Köprüsü'nün hikayesine bak. İnsanlar yine copla, öldürmeyle, tacizle yıldırılmaya çalışıldı. Ama baktılar bu işin önü öyle değil. Bir takım tavizler vermek zorundalar. Tabii Amerikan başkanı da destekliyordu bu arada Martin Luther King'i o dönem. Ama o da sonradan gelen bir destek haline dönüştü.
O yüzden Trump'ın davranışına şaşırmadım. Başka bir Amerikan başkanının daha farklı davranacağını da düşünmüyorum açıkçası. Evet Kennedy öpücük veriliyor hep mesela. Hani Kennedy'in zamanında işte Kennedy presidential davrandı günün sonunda diyor kimi yorumcular geldi işte bir orta yol buldu. Ama hangi günün sonunda davrandı?
Hangi günün sonunda davrandı? Bu da mücadele çok dirençli bir mücadele olduğu için oldu. Yani taviz vermek zorunda bırakıldılar. Demeye çalıştığım şey bu. Anladım. Sence Trump taviz verecek mi sonunda? Ne diyorsun, ne öngörüyorsun?
Hayır, ben Trump'ta öyle bir potansiyel kesinlikle görmüyorum. Bir de zaten taviz verilecek mesele çok derin bir mesele. Yani burada insanlar şu anda birbirleriyle kavga ediyorlar. Ben diyorum ki en iyi evrileceği aşama bu protesto gösterilerinin, mesela Gezi'yle karşılaştıralım, tamam mı? Bir karşılaştırma yapalım.
Gezi hareketinin en mükemmel şekilde evrilebileceği nokta bence bu şehirde yani İstanbul'da yaşayan insanlar için bu şehrin yeşilinin korunması noktasıydı. Yani o betonarme yapıların, şehrin açık alanlarını ele geçirme, açlığını durdurabilmek Gezi'nin evrilebileceği yani bu ülkenin vatandaşı, buna da izin vermiyor kardeşim diyebileceği bir noktaydı. Ama tabii Bu tür olaylar her zaman farklı kollardan yayıldığı için olaya başka şeyler girdi vs. vs. O başka bir konuşmanın konusu. Başarısız oldu diyelim. Ama tabii ki arkasında efsanesini bırakarak hala yaşıyor yani. O ruh devam ediyor olanı görebiliyorum. Amerika'da da böyle olacak diye düşünüyorum ben Nefşin açıkçası. Bu isyanlar bastırılacak. Yani birazcık karamsarım ben bu konuda. Siyahi insanların önemli olduğunu, kendi güncel hayatlarında çok önemli olduklarını düşündükleri bu polisle birebir kontak meselesi değişebilir mi? Orası muama benim gözümde. Evet, belki dediğin gibi, bilmiyorum, yeni düzenlemeler yapılacak. Sonra uygulamaya bakıyor tabii aslında her şey. Yani düzenlemeler bir yana her ülkede düzenleme yapılıyor, yasa çıkarılıyor falan ama iş uygulamada çözülüyor aslında bakacak olursan, değil mi?
Tabii yani mesela şimdi ben Arizona'dan bir örnek vereyim mesela. 2010 yılında Arizona'da bir tane yasa çıktı ve bu tamamen Amerika'ya gelen illegal göçmenlerin hayatlarını traumatize etmeye yönelik yani aslında tamamen oldukça ırkçı bir yasa. Polis eğer Arizona'da 2010 yılından itibaren seni sokakta durdurursa ve kimliğini sorarsan ona kimlik göstermek zorundasın. Ve eğer ona yasal bir kimlik gösteremezsen Tamam mı? İşte pasaportundur, vizendir, ne bileyim, evliyetindir. Bunların hepsi paper yani. Gösteremezsen polisin seni alıp nezarethaneye atmaya yetkisi var. Ondan sonra ICE geliyor, seni oradan alıyor ve deport ediyor. Tamam mı? Özge, sana burada bir virgül koymamız lazım. Şimdi bu Türk izleyiciler için, ee ne var burada kardeşim? Der.
Derdinleyen Türk. Çünkü Türkiye'de de bu iş böyledir. Orada Amerika'nın kendine özgü bir durumu var. Bu illegals denilen. Belki biraz onu açmak lazım. Yani kaydı kuydu olmayan insanların da bir şekilde de facto olarak Amerika'da bulunma, yaşama, çalışma hakkı ola gelmiş. Aslında mesele oradan kaynaklanıyor. Yani Türkiye'de sen şimdi normalde
hiç Suriye'yle görünümlü oturdukça birisi yürüsün polis durdurur hani kardeş nerde senin kaydın koydun der gösteremezse sınır dışı eder ve Türkler buna ee ne var bunda diyebilir anlatabiliyor muyum hani farklı politik kültürler doğru söylüyorsun kesinlikle katılıyorum şimdi sen böyle koyunca biraz söylediğim şey saçma göründü gözüme ama bence şöyle bir haklılık payı var bu haklılık payı tamamen olayın pratikliğinden kaynaklanıyor şimdi Amerika'da milyonlarca insan illegal olarak bulunuyor ve çalışıyorlar, para kazanıyorlar, sisteme bir gelir enjekte ediliyor. Bu insanlar var. Ama mesela sana şöyle bir şey sorayım. Sonuçta sen 11 Eylül sürecinden sonra oradaydın, Müslüman bir ülkeden gelmiş birisi olarak. Irkçılıkla karşılaştın mı? Ayrımcılıkla karşılaştın mı? Muhakkak karşılaşmışsındır. Ya da çevrende gördün mü? Yani pratikte nasıl oluyor? Onu anlamak için soruyorum.
Irkçılıkla karşılaştım ama Trump seçildikten sonra karşılaştım. Bir adım daha geri gidersem şu anda düşünüyorum bazı yaşadığım olaylarla ilgili kişisel boyutta. Onlara mesela işte düşük level ırkçılıkta denebilir belki ama bunun Tabii ki bazı nedenleri var ve bu nedenler insanlara yüzeysel gelebilir ama ben doğru olduğunu düşünüyorum. Ben başımı kapasaydım mesela, daha böyle bir dinime bağlı yaşamaya, o metrikler içerisinde yaşamaya çalışıp, onu da güncel hayatta karşımdakini hissettirseydim, gösterseydim bunun benim önemli olduğunu.
O zaman ne tür davranışlarla karşılaşırdım bilmiyorum. Benim Kaliforniya Fresno'da yaşayan Pakistan asıllı bir arkadaşım vardı. Aynı dersi aldığım arkadaşımın ev arkadaşıydı o. Ve onun karşılaştığı hikayeleri yani işte eve geldiğimizde paylaştığında mesela ona karşı yapılan şeylerin açıkça ırkçılık olduğunu görebiliyordum. Ama bana öyle bir şey yapılmadı çünkü ben işte onlar gibiyim yani. Tamam bir aksanım var, bir bilmem nem var işte. ...orientelim biraz doğrusu, gelenin falan. Sen kumral birisisin... ...ve başın da örtülü değil. Dolayısıyla hani blendine de biliyorsun ama... ...daha koyruydun, kahverengi olsaydın... ...hani kahverengi olsaydın... ...o zaman işler senin için değişecekti. Belki işte ev tutarken... ...ev sahibi sana ev vermek istemeyecek miydi? Ya da işte daha mı çok fiyat çekeceklerdi mesela? Ne bileyim, polis... ...akşam seni yürürken görse durduracak mıydı falan? Böyle işler mi?
Vallahi ilk ikisine kesinlikle net olarak cevap veremem. Çünkü bu senin ev sahibinin ne kadar ırkçı olduğu ile ilgili bir mesele. Ama en son söylediğin şey, mesela yolda yürüseydim polis beni durdurur muydu eğer ben işte başörtüsüyle ellerimde poşetlerle falan yürüseydim? Yüksek ihtimal sana evet derdim.
durdurabilme ihtimali daha fazla derdim. Çünkü polislerin her ne kadar biz böyle bir şey kullanmıyoruz, yapmıyoruz, etmiyoruz deseler de bir racial profiling dedikleri suçlu profili çıkartıyorlar ve bunları böyle ırklara göre yayarak enteresan bir şekilde bir racial profiling yapıyorlar. Ve ona uyan insanları sokakta durduruyor. Yani bunların da bir tekniği var aslında adam. Yani şöyle bir bakıyor, büyük, uzun boylu falan, işte siyahi, işte böyle zincirler takmış, bilmem ne. Yani bu adam diyor, uyuşturucu satışçısı olabilir. Yani böyle kategorileri ayırmış, bir tür el kitabı var. Aynen. Böyle böyle böyle böyle. Yani bu Trevor Martin olayı vardı değil mi? Kapşonlu sweatshirt giyen çocuk. Evet kapşonlu bir çocuk, işte 14 yaşında. Ondan sonra elinde bir şey var, ne olduğu belli değil. Diyor ki bu uyuşturucu satıcısı, elinde silah var. Ben bunun yanına yaklaşırsam, benim sözüme itimat etmezse, ona öldürme şeyim var dedi. Çektim vurdu, öldürdü çocuğu. Bu kadar basit yani, 14 yaşında çocuk. Bir de şu olay var, bu toparlayacak olursak, bu protesto gösterilerinde bir tabii etrafın yakılıp yıkılması, bu yağmalar işin bir boyutu olarak konuşuluyor, bir de bunlara counter olarak ortaya çıkan aşırı sağcı gruplar. Bu iş böyle bir hani çatışmaya falan dönebilir mi acaba? Ne diyorsun?
Tabii ki dönebilir. O ihtimal her zaman var. Ya şimdi bir de Amerikan toplumunun bireysel silahlanma istatistikleriyle ilgili başka bir şey daha söyleyeyim. Amerika'da her 100 sivilin %88'ini dağıttığın zaman kontrolünde bir silah var. Öyle bir istatistik çıkıyor yani ortaya.
Şimdi düşünüyorum öyle bir toplum ki her yüzse bile 88 tane silah düşüyor. O zaman herhangi bir çatışma anında bildiğin millet birbirini vurur yani. Zaten geçen, o en son çıkan görüntüleri bakarsan Minneapolis'te veya işte diğer yerlerde Böyle beyaz bir güruh ortaya çıktı, beyaz erkek, orta yaşlı, genç, neyse. Bunlar böyle silahlarını omuzlarına alıyorlar, böyle otomatik silahlarını, assault rifle dedikleri o otomatik silahları alıyorlar. İşte böyle resmen askeri teçhizat takıyorlar, böyle botlar, çizmeler vesaire. Ve böyle gruplar halinde şehirlerde yürüyorlar ve polis de bunlara izin veriyor. Yani aslında bu taktikler düşündüğünde birbirine benzer. Biz mesela Türkiye'de görmedik mi? Gördük.
İran'da yapılmıyor mu? Al işte besleyiciler bunun kurumsallaşmış şeyi yani, gerçeği. Yapılıyor. Bunlar benzer taktikler ama çatışma çıkar mı? Çıkar yani. Devam ederse çıkar diye düşünüyorum yani. Olası görünüyor yani böyle bir şey. İnşallah olmaz ama görünüyor. Bir de tabii işte bu yağma meselesi. Kimi böyle protestolara ilk destek verenler, yağma işi çok doğru değil, niye dükkanları yağmalıyor bu sefer bu insanlar diyenler oldu. O nasıl görünüyor Amerika'dan?
Ya ben hep gezidekiyle karşılaştırıyorum ama tamamen şey yani böyle istem dışı oluyor çünkü o yaşanmış bir tecrübe benim için. Yani bakınca, dönünce işte insanlar atıyorum polis arabalarını yakınca işte otobüslere taş atınca. Yani tabii gezide çok çok daha düşük böyle bir şey olmadı tabii ki karşılaştırılamaz ama. Ben sadece bu yağma olayının durdurulabilir bir şey olduğunu düşünmüyorum. Çünkü bu bir isyan. Yani isyanın bir reçetesi yok yani. Onu yap, bunu yap. Ama şunu yapma reçetesi yok. Olan bir şey bu yani. Birçok kızgın insan bir araya gelince, güvenlik sektörü ortadan kalkınca adam gidiyor, camını kırıyor, alıyor ayakkabısını. Zaten gözü var yani o ayakkabıda. Alıyor ayakkabıyı, gidiyor. Yani bu engellenebilir bir şey değil.
Bunun şeyin önüne de geçtiğini düşünüyorum yani asıl mücadelenin önüne geçtiğini düşünüyorum. O yüzden işte bu mücadeleyi ciddi anlamda destekleyen insanlar engellemeye çalışıyorlar yağmaları. Ama tabii bu çok fazla göz önüne de çıkartılmıyor. Çünkü işte isyan demek, yağma demek, düzensizlik demek, düzensizlik demek, kanunsuzluk demek, kanunsuzluk demek özel bir tehlikede demek. insanlar korkuyorlar. Dolayısıyla da isyanın bu şekilde bastırılması, herhangi bir kazanım olmadan bastırılmasının en kolay nedeni diyeyim yağma var, yağma var deyip onu bastırmak. Yağmaya ben öyle bakıyorum açıkçası. Anladım. Bir bahanesi de oluyor işin. Onun için de bazen işte provokatörler mi yapıyor acaba bu yağma olaylarını da deneyeyim. Yani tabii bir Twitter'da dolaşan videolar gördüm yani. Mesela işte bir tane bir mağazanın camlarını indiriyordu. Siyah giymiş böyle maske takmış, gaz maskesi takmış beyaz bir adam. Onun Minneapolis Departmanı'nda bir polis olduğuna yönelik bir sürü videolar döndü yani. Bir de böyle bir boyutu var bu yağma işinin açıkçası. Kim yapıyor yani?
Özge Tekin, çok teşekkür ediyorum yorumların için. Var mı eklemek istediğin bir şey? Eklemek istediğim hiçbir şey yok. Asıl ben teşekkür ediyorum. Her zaman bize konumuna dahil ettiğin için umarım dinleyicilerin de hoşuna gitmiştir. Evet, umuyorum. Sağ olasın, görüşürüz. Görüşmek üzere, hoşça kal.
Eylemler bir yandan devam ederken tüm dünyada yakından izlerken tabi herkes bir anlam vermeye çalışıyor durduğu yerden. Türkiye'den genellikle bu eylemleri anlamlandırmaya çalışırken Gezi ile çok paralellik kuran oldu. Şimdi ne kadar benzer ne kadar benzemez tabi bu tartışma konusu bir yerlerinden tutabilirsiniz ama farklı kitleler ve farklı ortamlar Amerika Birleşik Devletleri'nin çok böyle kendine özgü yasaları var, regulasyonları var. İşte Özge de bahsetti mesela elinde otomatik silahlarla gezen insanlar görebiliyorsunuz. Bu Amerikan anayasasındaki işte o meşhur ikinci madde Second Amendment dedikleri hak buna çok önem veriyorlar. Mesela onun nedeni felsefesi şu aslında Amerika Birleşik Devletleri kurulurken işin mantığı aşağı yukarı şöyle bir şey özetlemeye çalışırsam hani günün birinde
bir zorba gelir, bir diktatör gelir ve bu ülkenin başına oturur, insanlara zulmederse diye. İnsanların milisleşme hakkı var. İnsanların milis güç kurma hakkı var. Bunun içinde silahı olma hakkı var. Bu çok kuvvetli bir yasa. Amerika Birleşik Devletleri'nin kuruluş pilarlarında bir tanesi. Öyle anlatmaya çalışayım onun için.
Bu yasa değiştirilemiyor. Bu yasaya dayanan regülasyonlar değiştirilemiyor. Obama döneminde epey bu silahlanma konusuyla ilgili adımlar atmaya çalıştı ama olmadı. Bu Amerika Birleşik Devletleri'nin kuruluş felsefesindeki bu perspektif çok enteresan. Şimdi mesela kendilerini kendince Amerika'nın sahibi gören, Grupların da ortaya çıktığını görüyoruz. Mesela hiç duydunuz mu bilmiyorum. Bu eylemler sırasında ortaya çıkanlar oldu. Bugalow hareketi diyorlar kendilerine. Bunlar da beyazlar. Bugalow hareketi. Bunlar şöyle düşünüyorlar. Diyorlar ki ikinci bir Amerikan iç savaşı olacak ve bu sefer bu savaşın katarizörü de ırk meselesi olacak diyorlar. Ve biz diyorlar Amerika'yı kurtaracağız o zaman falan. Bunlar böyle asker kıyafetleri giyen, silahlarla gezen tipler.
İnternette de çok aktif bu Bugalow denilen grup. Yani böyle hareketler de var. Bucahidin diyorlar mesela üyelerine. Mücahit gibi bucahidin falan deniyor. Böyle bir internette bir jargonu da var. Şimdi bir yandan böyle aşırı sağında tabii kafayı çıkardığını görüyoruz. Onun için endişeyle izleyenler var Amerika Birleşik Devletleri'nde ne oluyor ne bitiyor diye.
Ha peki Türkiye'den nasıl görünüyor? Şimdi enteresan bir şey oldu. Kimi kentlerde Amerikan polisi basına karşı da çok sert davranıyor. Mesela bir Avustralyalı gazeteci canlı yayındayken polis tarafından çok sert bir şekilde itildiği yere düştü. Canlı yayında bunu Avustralya televizyonları gösterdi.
Ve tabii şok etkisi yarattı Avustralya'da. Şimdi bizde şok etkisi yaratmıyor gazetecilere genellikle öyle davranıldığı için ama işte o demokratik dünyada bu çok inanılmaz bir şey. Yani yapılmaması gereken bir şey. O şekilde bir algı var. Polisin attığı plastik mermilerden TRT ekibi de nasibini aldı ve bir TRT muhabiri, TRT World muhabiri vuruldu. Bunu hemen Cumhurbaşkanlığı İletişim Danışmanı Fahrettin Altun kınadı bu durumu. Fakat şöyle enteresan bir şey var. Mesela TRT World'un yayın akışına ve aldığı konuklara baktığımız zaman TRT World burada Trump yalnız bir politika izliyor. Mesela Antifa örgütünün YPG ile nasıl iş birliği yaptığı, Ve aslında nasıl bir terörist olduğuna ilişkin yayınlar yapıyor TRT World. Bu çok ilginç. TRT World, TRT'nin İngilizce yayın yapan kanalı. Bilmeyenler için. Şimdi bu enteresan. Bir yandan da öyle Trumpist bir tarafı var hala TRT World'un yayınlarının. Ancak bu olaylar başlar başlamaz. İşte ilk açıklama yapanlardan bir tanesi de Cumhurbaşkanı Erdoğan oldu. Twitter'dan tweet attı. İngilizce'de tweet attı. Dedi ki yani bu ırkçı faşist yaklaşımları kınıyoruz dedi. George Floyd'un ailesine de taziyelerini iletti. Bu da enteresan. Normalde Trump'la Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın arası iyi. TRT bir şekilde ölüp başka bir politika gidiyor ama Cumhurbaşkanı Erdoğan burada protestocularla bir dayanışma mesajı gönderdi. Bu da enteresan bir şekilde dikkat çekti. Şimdi Türkiye'nin duruşu, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yorumunu Emre Tansu Keten'e soracağım. Emre Tansu Keten çok yakın bir zamana kadar Marmara Üniversitesi'ndeydi. Ancak KHK'lı birim insanlarımızdan, üniversiteden atıldı.
kendisi iletişim konusunda çalışan bir bilim insanı. Emre Tansuketen hoş geldiniz. Hoş bulduk. Emre hocam şimdi Cumhurbaşkanı Erdoğan bu olayların başlamasının ardından göstericilere destek veren bir açıklama yaptı. Ve işte faşist, ırkçı uygulamaları kınıyorum dedi. Sert bir açıklama aslında. Fakat hemen aklıma daha geçen yıl yaşanan
Sarı yelekler protesto gösterileri geldi Fransa'daki. Mesela orada Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tavrı daha farklı olmuştu. Orada protestocuları kınıyan, işte bu protestocularla da baş edemediği için böyle Macron'da hafif böyle bir aciz gören bir tavrı vardı Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın. Bu ikisi arasındaki farklılık çok dikkatimi çekti. Acaba dedim burada Amerika Birleşik Devletleri'nde protestocuların siyah olmasını, iktidarın algısını etkiliyor, ne dersiniz?
Şimdi şey, tabi ki İslamcı Hareket ve AKP üzerinde bakarsak, bu CENA'ın dünyadaki gelişmelere yaklaşımcı, arasalcı bir yaklaşım. İlkesel bir yaklaşım değil de arasalcı bir yaklaşım. Yani kendilerine, kendi siyasi söylemlerine bir şey çıkarabildiği yerde bunları destekleyen söylemler üretiyorlar. Ancak kendi siyasi söylemlerine, ülke içinde işine yarayabilecek bir siyasi söylem üretemediği noktada çok da önemsemiyorlar. Geçen sene birçok ülkede, Şili'den Lübnan'a, Kolombiya'ya, Hong Kong'a birçok ayaklanma yaşandı. Bunlara çok ilgi göstermediler aslında. Ama Sarı Yelekliler dediğiniz gibi, gerçekleştiğinde hatta Devlet Bahçeli şey demişti, Sarı Yelekliler ve Özen Bey'in bedeli ağır olur diye bir tehdit etmişti o dönem. Çünkü Sarı Yelekliler meselesinde kendilerini tehlikede görecekleri bir şey var olabilirdi yani Türkiye'de de. ekonominin kötü gidişinden, işsizliğin artmasından, pahalılıktan doğru yeni bir isyan, belki isyan olmasa da eylemler veya tepkinin sokağa yansıması gibi bir şey.
korkuyor olabilirlerdi. Ama Amerika'daki tabii ki şu anki yaşanan şey, onlar için çok daha güvenli olabiliyor. Çünkü onlar... Şimdi Yeni Şafak'ta, Star'da bazı yazıları okudum bir haftadır. Tabii Twitter'da da yoğun bir kampanya yapıyorlar. Burada gördüğümüz aslında bu olayları sadece ırkçılığa, tamamen ırkçılığa hapsedip ve Türkiye'de zaten ırkçılık olmadığı ön kabulüyle, burada zararsız bir noktada Amerika'dan hesap soracak ya da rövenş alacak bir söylem yaratıyorlar. Çünkü
Yusuf Kaplan'ın yazısı üzerine bir tweet atmışsınız. Yusuf Kaplan da acayip. Acayip diyorum çünkü acayip. Hani bu iktidar cenahının ideologlarından biri falan sayılıyor. Yani çok saygı görüyor. Oğuz Hocam falan hani öyle şey yapılan birisi.
Mesela o böyle medeniyetler çatışmasına falan işi bağlamış. Tabii tabii. Biraz da böyle şey mi oluyor acaba ki de siyasal İslam'ın zihninde? İşte siyahlar eşittir Malcolm X, eşittir Muhammed Ali. Yani eşittir işte Amerika'daki İslam anlamlandırma mı oluyor acaba oradaki zihinlerde? Ya öncelikle Yusuf Kaplan'ın bu kadar öne çıkması AKP'nin entelektüel olarak sefilleşmesiyle ilgili bir şey bence. Yani AKP Cenan'da entelektüel anlamda donanımlı sözü dinlenen insan kalmadığı için
baktığımızda. Yusuf Kaplan, Fatih Tezcan gibi insanlar bu tür meseleleri konuşuyor, yazıyor. Bu gerçekten hazin bir şey bence. Yusuf Kaplan'ın yazısı gerçekten yani Müslüman dünyaya zulmeden Batı medeniyetinin, Hristiyan cephenin kendi içinde yanmasına sevinen bir yazı. Ya saçma sapan bir yazı aslında ve yani gerçekten medeniyetler çatışmasına getiriyor işi. Burada aslında bu şey, bu söylem, Batı karşıtı söyleme AKP'de hep vardı. Ama nerede vardı? Mesela kültür ve iktidar söyleme.
Erdoğan'ın açıklamalarıyla ortaya çıkan Kültür Ektidar Söyleyimi, onlardan yazılan binlerce yazı, Batı'yı temel düşman olarak gören ve içerideki sanat dünyasında, üniversitelerde, medyada, eski medyada kalabalık olan ekibi de Batı'nın uzantısı, onların ajanları gibi gören bir söylem aslında. Bu söylemenin politikada bir yansıması hiçbir zaman olmadı. Bu söylemen gayet tabanı harekete geçirmek, tabanda bir Batı karşıtı hissiyatla sanki gerçekten İslam'ı, uygarlığını yükseltiyorlarmış gibi bir hikaye kurmak için anlatılan bir şey. Ama bu Batı karşıtının siyasi anlamda karşılığı olmadı. Hatta bunu Mavi Marmara'da da gördük.
Mavi Marmara olayında yaşanan trajedinin üstüne AKP hiçbir şey yapmadı. Aksine İsrail'e yakınlaşma adımları attı ve Adem Özköse gibi... Hocam şöyle de bir şey var. Batı neresi? Yani Batı dediğimiz aslında şimdi mesela bunların bir takım aslında insanların üzerinde uzlaşmış olduğu bazı prensipler var değil mi? İşte insan hakları gibi vesaire. Şimdi bunları, aa bunlar batı değerleri diye label edip, mesela işte batı deyip böylelikle bir demokrasi baskısından kurtulma eğinimi görüyoruz zaman zaman. Ama hep şu unutuluyor. Yani bu belki bu prensipler ilk başta batıda konuşulmuş olsa da daha sonra tüm insanların bir şeyi eklediği evrensel prensipler aslında. Fakat genelde bizim coğrafyada böyle otoriter eğilimleri olan liderler bu kartı oynamayı pek seviyorlar. Yani işte insan hakkı, işte demokrasi, demokratik haklar, haklar falan ya bunlar batının uydurduğu şeyler deyip bu yükten kurtulup işte biz burada anti-batıcı, anti-emperyalist bir mücadele veriyoruz. Adı altında otoriter sistem kurma pratiklerine göre geldik. Yani bir yandan. Tabii tabii yani tamamen öyle. Batı neresi? Aslında onlar için Batı'nın neresi olduğunu söylenmemesi de iyi bir şey. Yani muğlak bir dış mirak, muğlak bir Türkiye düşmanlığı imgesi. Hem zaten siyasi olarak bir şey yapmaktan kurtarıyor AKP'yi.
Yani Amerika bize saldırıyorsa, yıllardır Türkiye'yi dizayn etmeye çalışıyorsa bunun bir siyasi karşılığı olması gerekiyor değil mi? Ama bir şekilde bunu muğlak bırakarak zaten bunu bir söylem aracı haline getiriyor sadece yani. Ve işe yarar bir söylem aracı haline getirmeye çalışıyor. Şurada gördüğümüz zaman Amerika'yı suçlarken mesela, tabi Amerika, Batı deyince yine de en büyük, en perist ülkedir. Batı deyince akla gelenik ülkedir. Bugün işte Amerika'da, Fransa'da polis şiddetinin yüksek olması aslında kendisini kurtaran da bir şey. Çünkü gezi olaylarından itibaren yaşadığımız bu süreç, yani devletin kolluk kuvvetlerinin kullanılarak tamamen eylemsiz,
bir hale getirilmesi, toplumun ifade özgürlüğünün neredeyse yok edilmesi, insanların çok gereksiz yere tutuklanması gibi bir süreçteyiz ve bu süreçte Batı öteki olarak Türkiye'nin zihnini zorluyordu. Yani Avrupa ve Amerika bu antidemokratik uygulamalara karşı söz söyleyen bir öteki olarak rahatsız edebiliyordu. Ama bugün Amerika'ya bakarak AKP ideologları ne diyor? Bakın siz de bunu yapıyorsunuz. Bakın Amerika bizden daha beter polis şiddeti yapıyor.
Yani burada ötekinin kalmadığı, aslında bütün devletlerin devlet şiddetinde, baskıcılıkta buluştuğu bir distopik dönem gibi geliyor bana. Bu ağır yükten de kurtulmuş oluyor AKP. Bir de herhalde işte burada, bilmiyorum katılır mısınız, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki bu ayaklanmalarla ilgili konuşurken, Türkiye'deki iktidar işin aslında hani sınıfsal ve ekonomik boyutundan hiç bahsetmeyip değil mi yani işin o tarafı yok gibi davranıp başka bir şekilde algılıyor ve öyle tepki veriyor gibi görünüyor. Başta da söylediğim gibi yani sadece ırkçılık Amerika'ya özel bir sorun var. Bu sorun bizde yok ve bu sorun tamamen ırkçılıkla ilgili.
gibi bir söylem var bu Amerika'daki olaylara yönelik AKP tepkisinde. Şey doğru tabii ki, 400 yıllık bir ırkçılık geleneği Amerika'da gerçekten özgün bir deneyim var. Bunu sadece sınıfsal bir temelle açıklayamayız. Ama mesela bu eylemlerde görüyoruz, katılan insanların birçoğu da beyaz. LGBT hareketi içerisinde, feministler içerisinde, çevreciler içerisinde aslında başka bir dinamik de bu kadar büyüttü bu olayı. Tabii ki onları görmek istemiyorlar.
Çünkü şimdi baktığınızda siyahları destekliyoruz diyor AKP'ler ama... Tabii bütün benzetmeler biraz eksiktir ama Amerika ile Türkiye'yi karşılaştırdığımızda iki popülist liderden bahsediyoruz. İki popülist lider de toplumu kültürel ayrımlarıyla oynayan, kültür ayrımlarını politikleştiren liderler. Yani Amerika'da cumhuriyetçiler ve demokratlar. sadece politik olarak ayrılmıyor, kültürel olarak da ayrılıyorlar. Bir taraf daha beyaz üstünlükçü, daha dindar, Kürtaj karşıtı, LGBT karşıtı gibi. Aslında bunları karşılaştırdığımızda tam da Türkiye'de gezide, sokağa çıkanlarla kültürel bir yerde buluşabiliyor Amerika'da çıkanlar, ki zaten o dönem Wall Street işgal hareketi de vardı.
Yani birbirine etkilenen, birbirine yoldaşça bakan hareketlerdi bunlar. Ve bunu Wall Street'ten çok daha geniş bir kapsam olsa bile, Wall Street'in tamamı muhtemelen bu elemlerin içerisindedir. Wall Street aslında desteklediğini, neyi desteklediğini de bilmiyorlar. Yani Türkiye'de tam da düşman oldukları şeyi Amerika'da destekliyor gibiler şu an.
Bir de tabii sosyal medya boyutu var. Hazır sizi bulmuşken, iletişim konusunda çalışan bir bilim insanı olduğunuz... Şimdi eylemler de başka bir şeye dönüştü artık. Öyle değil mi? Çünkü eylemler saniye saniye videoya kaydediliyor. Twitter'da, Reddit'te paylaşılıyor. Milyonlarca kere RT ediliyor, like ediliyor. Yani sokakta yaşanıyor. Sonra bir de sanalda yaşanıyor. Artık çok katmanlı yeni bir eylem türünü görüyoruz herhalde. Tabii tabii, burada bizim Türkiye'de daha da sosyal medyada olmak zorunda. Çünkü gerçekten sokağa çıkamıyorsunuz. Geziden itibaren yaratılan o sokağı yok etme planı bir şekilde başarılı oldu. En ufak bir basın açıklaması. Dün de tam sarı sülüğün anmasına bile saldırdılar. İnsanları gözaltına aldılar. O yüzden bizim için sosyal medyaya taşınmasının başka bir anlamı da var.
Yani biraz da mecburiyetten biz taşıyoruz ve AKP'nin son dönemki performansı sosyal medya konusunda dikkatinizi çekmiştir. Sosyal medyada konuşamayacağımız bir yere doğru da bizi götürmeye çalışıyorlar. İkinci olarak tam da Gezi'ye denk gelmesi bu eylemlerin ilginç bir tesadüfü oldu. Gezi'ye karşı AKP'li hesapların yaptığı manipülasyon taktikleriyle aslında Trumpçıların sosyal medyada eylemlere karşı yaptığı manipülasyon teknikleri çok benzer. Bağlamsız, hakikate dayanmayan, bazı görsellerin öne çıkarıldığı ve çok paylaşıldığı okul izler tarafından bir yıpratma operasyonu gibi bir şey var ve ikisi çok benzer. Yani Trumpçılarla AKP'liler Gezi ve siyah isyanına karşı sosyal medyadaki saldırılarına çok benzer yöntemler kullanıyorlar. Bu anlamda dediğimiz gibi aslında sosyal medyada da bir savaş ve mücadele yaşanıyor. Çok teşekkür ederim hocam ağzınıza sağlık. Ben teşekkür ederim.
Bir tren toplayım daha sonuna geldik. Amerika Birleşik Devletleri'nde ne oluyor ne bitiyor onunla ilgili bir çerçeve çizmeye çalıştık. Bunun üzerine konuşmaya çalıştık. Yeni bölümlerle karşınızda olacağız. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.