Podcast

17: Gezi

Trend Topic

6 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Gezi'nin üzerinden 7 sene geçti. Nevşin, Trend Topic'in 17. bölümünde Gezi'yi ve yaşanan süreci ele alıyor.



Bu podcast, On Dijital Bankacılık hakkında reklam içerir. Bankacılık On'la Rahat. Dünya Döndükçe EFT-Havale- Fast Ücreti Yok. ON Mobil'i _ndir!
Bu podcast, Pegasus hakkında reklam içerir. Yeni seyahat rotanı planlamak için hemen https://www.flypgs.com/ ’u veya Pegasus Mobil uygulamasını ziyaret et!
Bu podcast, Garanti BBVA hakkında reklam içerir.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

1.693 kelime · ~8 dk okuma

Gezi 7 yaşında. Hani olaylar vardır ya, yıllar sonra konusu bir şekilde açılacak. Ben de oradaydım diyeceğiniz. Gezi de işte bunlardan bir tanesi.

Her şey 27 Mayıs 2013'te başladı. Gece 22 civarı Gezi Parkı'na giren iş makineleri parkta yıkıma başladı. Mesele şuydu, 1 Haziran 2011'de o zaman başbakanı olan Tayyip Erdoğan Topçu Kışlası projesini duyurdu. Gezi Parkı'nın bulunduğu yer Taksim Topçu Kışlası'ydı. Taksim Topçu Kışlası'nı yeniden biz inşa ediyoruz. İşte bu.

16 Eylül 2011 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi'nin aldığı kararla yapının kentsel tasarım projesiyle bir bütünlük içerisinde değerlendirilerek Topçu Kışlası'nın tekrar inşa edilmesi kararlaştırıldı. Fakat 17 Ocak 2013 tarihinde Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu yapanın inşasına Gezi Parkı'nın İstanbul'un belleğinde yer ettiği gerekçesiyle onay vermedi. Bu karara İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu nezdinde itiraz edildi. Üst kurul 1 Mart 2013 tarihinde bölgesel kurulun kararını iptal ederek kışlanın tekrar inşasına kesin onay verdi.

Transkriptin tamamını oku

31 Mayıs 2013 tarihinde Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu tarafından Gezi Parkı'nda topçuk işlesi yapımına onay veren karara İstanbul 6. İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı verdi. Bu durdurma kararına rağmen iş makinelerinin Gezi Parkı'na girmesi sosyal medyada duyuldu. Bunun üzerine Taksim dayanışması, eylemciler Gezi Parkı'na gitti, eylemler başladı. 50 kadar eylemci sabaha kadar nöbet tuttu. Sabaha karşı polis tazlikli su ve gazla eylemcilere müdahale etti. Hatta gece eylemcilerin çadırları ateşe verildi, eylemciler çekilmedi. Parka atılan ilk pankart, 28

Mayıs, direnişçilere rağmen yıkım makineleri yeniden parka girmeye çalıştı. Makineleri o zaman BDP milletvekili olan Sırrı Süreyya Önder durdurdu. CHP milletvekilleri de desteğe gitti, basın açıklaması yaptılar. 31 Mayıs günü polisin çok sert müdahalesi başladı. Tansiyon çok yükseldi. Olaylar devam etti. Eylemler sırasında kimi işletmeler dükkanlarını sığınmaları için eylemcileri açtı,

Kimileri kapadı. İşler bu noktadan sonra kızışmaya başladı. 31 Mayıs gecesi eylemler zirveye ulaştı. O gecede meşhur penguen olayı yaşandı. Malumunuz ben de o dönem CNN Türk'te çalışıyordum. Şöyle oldu aslında, bizler gün içerisinde eylemlerden her haber bülteninde Gezi Parkı'na bağlanıp, Taksim'e bağlanıp son durumu alıyorduk muhabir arkadaşlarımızdan ve eylemleri peyderpey gösteriyorduk. Ancak 31 Mayıs gecesi, eylemlerin zirveye ulaştığı, doruğa ulaştığı gece, zafiyet yaşandı kanalda, bir refleks eksikliği yaşandı ve haber merkezi son dakika olarak eylemlere girmedi. Onun yerine Akış'ta bulunan, aslında çok da güzel bir BBC belgeseli olan İmparator Penguenlerin

Yolculuğunu anlatan penguen belgeseli yayına girdi. Yayın akışında bir değişiklik yapılmadı. Ve insanlar tabii bu duruma tepki gösterdi. Çünkü İstanbul'da yaşayan insanlar görüyorlar, duyuyorlar. İstanbul'da yer yerinden oynuyor. Ama işte Türkiye'nin en çok izlenen o dönem Haber kanalı CNN Türkiye açıyorsunuz.

karşınıza Penguin belgeseli çıkıyor. Böyle bir talihsizlik yaşandı. Bundan sonra da CNN Türk Penguin takımı adından kolay kolay kurtulamadı. Bir Haziran günü ise mucize gibiydi. Ben de oradaydım. Eylemler gece boyu sürdü. Öğleye doğru park birden açıldı.

Park açıldığı an oradaydım. Gözlerime inanamamıştım ben de. Çünkü o zamana kadar işte harbiyeden kalabalık eylemciler parka yaklaşmaya çalışıyorlardı. Polis gaz atarak cevap veriyordu. Gazdan parka yaklaşmak mümkün olmuyordu. Sonra birdenbire polisin gaz atması kesildi. Kesildi ve eylemciler parka doğru yürümeye başladı. Ben de kalabalığın içerisindeydim. Şaşırarak ne oldu niye polis gaz atmıyor diye parka doğru yürüdük. Parka girdik. Parka girildiğinde de aslında bakacak olursanız kimse ne yapacağını bilmiyordu. Tüm eylemciler

akın akın parka girmeye başladı. O gece başka da tarihi bir şey yaşandı. Boğaziçi Köprüsü, yani o zaman Boğaziçi Köprüsü'ydü, Birinci Köprü'den eylemciler yürüyerek yüzlerce kişi Kadıköy'den Taksim'e doğru yürüdüler ve ilk kez Boğaziçi Köprüsü'nden böyle bir manzara ortaya çıktı. Eylemciler arasında herkes vardı, aslında herkes oradaydı. Futbol taraftarları, beyaz yakalılar, mavi yakalılar, hatta şurada hiç unutmuyorum, BDP ve Vatan Partisi kortejleri dediğin grupları da uzun süre yan yana durdu parkta ve park çevresinde yapılan eylemlerde. Enteresan bir anda, herhalde bir daha hiç böyle bir şey görülmez en azından uzun süre.

Park açıldıktan sonra parka çadırlar kuruldu ve orada kalmaya başladı eylemciler. Hatta işte o dönem acaba ne olacak, ne kadar burada kalınacak diye konuşuluyordu ve Danimarka, Kopenhag'daki işte Cristiana örneği veriliyordu. Cristiana'da 68 kuşağının o dönem işte eylemci ruhunu ortaya çıkardığı böyle küçük bir yerleşim birimi Bir nevi otonom gibi, yani tam otonom değil tabii ama işte otonom gibi giriyorsunuz, içeride para geçmiyor, takas yöntemiyle bir şeyler alıyorsunuz falan. Kendi içerisinde bir komün hayatı gibi bir yer. İşte bu Danimarka'da Cristiano gibi olur mu falan tartışmaları yapılıyordu. Cristiano'dan nereden nereye? Çok enteresandı. Kime büyük işletmeler, eylemcilere yemek gönderiyordu, ünlüler geliyordu. Okan Bayülgen mesela parka gelip kitap okumuştu.

Buradaki her adam ve kadın bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeştirler. Kolları açık, kökleri derindedir. Her bir adam ve bir kadın bir ağaç kadar çıplak, bir ağaç kadar savunmasızdır. Toprağından beslenmek, havayı solumak isterler yalnızca.

Belki her biri farklı düşünür, farklı adamları sever, farklı partilere oy verir, farklı takımları tutarlar. Ama hepsi birden topraklarını sever, temiz havayı solumak ister, biber gazını ve baskıyı ve karanlığı istemezler. Daha kimler kimler? Nihat Doğan, Halit Ergenç, Belgüzel Korel katılanlar arasındaydı. Mehmet Alabora simge isim oldu. Alabora'nın Gezi'ye desteği sonra başına epey iş açtı. Mehmet Ali Alabora o zamanlar çok popüler bir sanatçıydı Türkiye'de hakikaten. Şöyle bir demeç vermişti. Mesele sadece ağaç değil arkadaş. Anlamadınız mı? Sözü hükümetçe epey kullanıldı. Bunların derdi çevre değil, istedikleri ülkeyi karıştırmak söylemi iktidar tarafından epeyce kullanıldı. Alabora sonrasında bir basın toplantısı yapmış ve hakkındaki iddialara yanıt vermişti. Benim için mesele Gezi Parkı kadar emek sinemasını yok eden işi, şehir tiyatrolarındaki yönetmelik değişikliği,

devlet tiyatrolarının kapanmak üzere oluşuyor gibi birçok meselenin ifade edilmesi haline geldi. Ben mesele sadece Gezi Parkı değil derken bunu kastediyordum. Alabora hakkında gezi soruşturması kapsamında tutuklama kararı çıktığında hatırlatalım. Mehmet Ali Alabora Birleşik Krallık'ta yaşamına devam ediyor. Bizi dinliyorsa buradan da kendisine selam edelim. Devam edelim. Aslında mesele gerçekten de ağaçtan ötesiydi tabii ki. Hükümetin otoriter eğilimleri güçleniyor, baskı artıyordu. O zaman Başbakan olan Erdoğan'ın çatlasanız da patlasanız da topçu kışlasını yapacağı sözü insanları incitmiş, öfkelendirmişti.

Önce o zaman Taksim'deki kardeşlerimize de bir müjde verelim. Değil mi? Önce Taksim'deki kışla. İnşallah Taksim kışlası da isteseler de istemeseler de tarihine uygun olarak o da yapılacak. Ve orada ne yapacağız biliyor musunuz? Orada bir tarih müzesi yapacağız. Bir şehir müzesi yapacağız.

Eylemciler hem çevreyi hem de hukuku korumak istiyordu aslında. Erdoğan bir de gezi öncesi anayasaya saygı duymadığını söylemek için iki ay yaşın yazdığı anayasa tabirini kullandı. Hangi din olursa olsun bir din yanlışı değil doğruyu emrediyor. Ve doğruyu emrediyorsa bunu din emrediyor diye karşısında mı duracaksınız?

iki tane Ayyaş'ın yaptığı yasa sizin için muteber oluyor da inancın emrettiği bir gerçek bir vaka niçin sizler için reddedilmesi gereken bir olay haline geliyor? Erdoğan'ın iki ay yaş diyerek kastettiği Atatürk ve İnönü'ydü. Bu sözlerde tuz biber oldu. Park 1 Haziran'da açıldığında Erdoğan yurt dışındaydı, fastaydı. Söylentilere göre parkın açılması kararına çok sinirlenmiş. Hatta elindeki iPad'i haberleri izlerken yere atmıştı. Bu tabii işin dedikodusu, bilmiyoruz. Böyle dendi ama oldu mu olmadı mı kim bilir. Belki ileride o zaman Erdoğan'ın yanında olanlar anlatırlar.

15 Haziran'da parka sert müdahale yapıldı. Park tekrar kapatıldı. Bu noktadan sonra yapılan müdahaleler çok sertti. Kafasını çıkarana polis gaz atıyordu. Taksim şişli sürekli gaz altındaydı. Yanında süt taşımak, gözlere limon sıkmak vakayı adiyeden olmuştu.

Olaylar tüm Türkiye'ye yayıldı. Türk Tabipler Birliği'nin yaptığı açıklamaya göre 12 Haziran itibariyle olaylar esnasında tazdikli su, kısa mesafeli biber gaza atışları ve plastik kurşunlardan dolayı 7478 kişi yaralanmıştı. Olayların olduğu günlerde 7 polis intihar etti. Emniyet olaylarla ilgisi yok dedi ama bu 7 intiharda tarihe not düşüldü. 15 günde 150 bin gaz bombası atıldı. 3000 ton su sıkıldı. Bunlar resmi rakamlar. Dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler'in söylediği, biber gazımız organiktir sözü tarihe geçti. Polis plastik mermi de kullandı. 91 kişi kafa travmasına uğradı. 10 kişi gözünü kaybetti. 1 kişinin dalağı alındı.

Olaylar tüm ülkeye yayıldı ama hükümet geri adım atmadı. Erdoğan, biz de kendi yüzde ellimizi evde zor tutuyoruz dedi. Erdoğan'ın bu sözü sonrasında polise destek vermek için eylemcilere saldıran sopalı, bıçaklı vatandaşlar görüldü. Giziden sonra hiçbir şey bir daha eskisi gibi olmadı. Olaylardan bir yıl sonra, eylemler sırasında ekmek için sokağa çıkan ancak polis tarafından vurularak öldürülen Berkin Elvan'ın annesini Recep Tayyip Erdoğan Gaziantep Meetinginde yuhalattı. Bir celaze yaşandı. Maalesef terör örgütlerinin

içine aldığı terör örgütlerinin içinde ne yazık ki yüzü poşulu eline sapan verilmiş cebinde demir bilyelerle olan bir çocuk orada maalesef bir biber gazına o da muhatap oluyor. Kardeşlerim polis orada yüzü poşulu elinde sapanla Demir bilyeleri savuran O kişinin Kaç yaşında olduğunu nereden ayıracak? Ve çok enteresan Annesi diyor ki Evladımın katili başbakanlıyor Ben Evlada sevgi muhabbeti bilirim ama Sizin evladınızın mezarına Karanfil ve demir bilye atışınızı pek anlamadım Bir başka korkunç ölümde üniversite öğrencisi Ali İsmail Korkmaz'ın ölümüydü. Ali İsmail Korkmaz, eylemler sırasında eli sopalı kişilerce dövülerek öldürüldü. Ali İsmail Korkmaz'ın ölümüyle ilgili olarak beşi tutuklu sekiz sanık hakkında suç kastıyla kasten adam öldürmek suçundan ömür boyu hapis cezası istendi. 21 Ocak 2015 tarihinde görülen davada Mevlüt Saldoğan kasten ölüme sebebiyet vermek suçundan 13 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Cezası geleceğini etkisi göz önüne alınarak 10 yıl 10 aya indirilerek tutukluluk halinin devamına karar verildi. Tutuksuz sanık polis Yalçın Akbulut 12 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Aynı gerekçeyle 10 yıl hapisle birlikte tutuklamasına karar verilerek cezaevine gönderildi. Fırıncılar İsmail Ramazan Koyuncu ve Muhammed Vatansever yaralama suçundan 8'er yıl hapis cezasına çarptırıldılar. Cezaları suça yardım düzeyinde kaldığı için 3 yıl 4 aya indirildi.

diğer polis memurları Şaban Gökpınar ve Hüseyin Ergin delil yetersizliğinden berat ettiler. Gezi eylemlerine karşı iktidarın tutumu dünyanın Türkiye'ye bakışını değiştirdi. Şimdi Erdoğan o zamana kadar demokrat Müslüman bir lider olarak tanımlanıyordu. Batı Türkiye'deki sekülerlerin otoriter eğilimleri olduğunu düşünüyordu. İslamcı siyasetin Türkiye'ye demokrasi inşa edeceği fikri vardı. Gezi bu algıyı yıktı.

Yabancı yatırımcı Türkiye'den yavaş yavaş çıkmaya başladı. Dünyanın Erdoğan'a bakışı değişti. Bunun sonucunda dolar fırladı, faizler arttı. Hükümet bu nedenle gezinin ardında dış güçler faiz lobisi var söylemini kullanmaya başladı. Bizim yürüyüşümüzde istikrar vardır.

Bizim yürüyüşümüzde güven vardır. Bu mücadelenin karşısında iyi bilin ki faiz lobisi vardır. Amerika'daki gazetelere ilan verme gayreti içerisine girenler bu lobinin ta kendileridir. Bu süreçte eylemcilerle empati kuran ya da kurmaya çalışan isimler zaman içerisinde AKP'den uzaklaştırıldı. Gezi'den sonra Türkiye derin bir şekilde ayrıştı. Aslında düşünecek olursak Gezi bitmedi. Gezi devam ediyor. O dönemde atılan siyasi tohumlar, Türkiye'nin ayrışması hala olduğu gibi sürüyor. Gezi eylemleri tarihe not olarak düştü. O dönemde iktidarda olan siyasetçilerin Gezi'yi anlayamaması da

tarihe kazındı. Biz de buna tanıplık ediyoruz. Çentopi'yi Kod.B Medya ile birlikte hazırlıyoruz. Yeni bölümde görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)