Podcast

S1E3: Enseyi Karartmayalım

Bibliyoterapi

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bibliyoterapi'nin bu bölümünde Aslı ve Tuna, enselerini karartanlar için derman arıyor.

Aslı ve Tuna’ya [email protected] mail adresinden yazabilirsiniz.

Bölüm Künyesi:
Aslı Perker - Sen Beni Aşağılayabilirsin Ama Ben Aşağılanmam,
Lisa Aisato - Hayatın Tüm Renkleri,
Muhammad Ali, Hana Yasmeen Ali - Kelebeğin Ruhu,
Kate Atkinson - Hayat, Sil Baştan,
Çetin Altan - Enseyi Karartmayın,
Bonus: Aliya İzzetbegovic - Tarihe Tanıklığım.



See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.437 kelime · ~17 dk okuma

Merhabalar Biblioterapi'ye. Hoş geldiniz. Her zamanki gibi kitaplarla dertlerinize deva olmaya çalışacağız. Ben Aslı Perker ve sevgili Tuna Kiremitçi. Dünya halinden daralanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için Biblioterapi ne yapıyor? Başlıyor.

Tuna çok seviyor manisini, o yüzden hemen ona girmek istiyor. Ama ben de çok beğeniyorum. Teşekkürler. Çok zarifsiniz. Şimdi bu geçtiğimiz iki, üç hafta önce gelen bir e-mail. Çok yeni ve yaşanan o böyle inanılmaz bir ekonomik dalgalanma vardı ya, onunla alakalı bir e-mail.

Tabii o haftada bence hepimiz şöyle bir şey olduk. Ne oluyor? Takip edemez hale geldik. Birden döviz kurları arttı. Zamlar geldi. Yani bir şey hissine hepimiz kapıldık. Bir şeyler oluyor. Biz yetişemiyoruz ve acaba aç mı kalacağız? Sesini yaşadık. Fakat daha kötü şeyler yaşayanlar da oldu. Bu e-mail öyle bir e-mail. 48 yaşındayım. Geçtiğimiz haftalarda 20 yıllık birikimim neredeyse eridi gitti.

Transkriptin tamamını oku

Artık 2022'den ne bekleyeceğimi bile bilmiyorum. Hadi bakalım buna da bir şey önerin de görelim. Ah be. İlhan A. Evet, zor bir durum. Üzücü bir durum. Çünkü hani böyle bir şeyin tesadüfi var mı? Yani hani paranı kaybettin. Sana ben ne diyebilirim ki? Çok iyi tabii ki çok iyi. Baş ver, yine kazanırsın falan. Yine kazanırsın diye versin. Adam diyor ki yani yirmi yıllık birikimimdir ya. Evet, yirmi yaşında birine bunu dersin. Hani baş ver bu da sana ders olsun diye. Zaten yirmi yaşında birinin parası olmaz o kadar.

Otuz yaşında birine de dersin, kırk yaşında birine de dersin de... ...şimdi gelmiş zaten ellisine merdiven dayamış. Ya emekli olayım da rahat rahat şu hayatta biraz huzur bulayımı düşünmeye başlamış birisinin başına gelmesi... ...tabii ekstra üzücü. Evet. Ya şimdi şöyle, biz çünkü ideal bir dünya var kafamızda. Onu da yaşadığımızı düşünüyoruz.

Yani her şeyi düzgün yaparsak hayatında bize öyle davranacağını düşünüyoruz. İşte ben hani şu okullara gittim, şu işleri yaptım, şu yaşımla evlendim, çalıştım, paramı biriktirdim, evimi aldım, şu kadardı, işte kenara koydum falan. Ve öyle gidecek zannediyoruz. Nedense de düşünmekten vazgeçmiyoruz. Evet, yani tabii umut...

Umut önemli, onsuza yaşanmıyor. Fakat dünyanın adil bir yer olmadığını artık biraz kabullenmemiz gerekiyor. Yani kalp kırıklıkları bu dünyada yaşanacak, bunu da bilmemiz gerekiyor. Hani bu kadar, zaten dünyada bu kadar şey olup biterken senin hayatının böyle tereyağından kıl çeker gibi yaşanması... Yok öyle, yok öyle bir şey. Yok öyle bir şey yok, evet. Bu e-mail'i okur okumaz tabii aklıma ilk gelen şeylerden biri Diyojen oldu. Birinci kitabımıza geçtik. Yani geçeyim hani böyle illa adını koymamız gerekmiyor da. Çünkü kinik felsefeye ben bir dönem çok merak salmıştım. Yani stoacı felsefe, sonra kinik felsefe. Kinik felsefenin kurucusu Diyojen değil ama onu dünyaya tanıtan kişi Diyojen. Sinoplu Diyojen. İşte hani bilirsin, hatırlarsın böyle şeyde bir kübün içinde yaşayan, bir elinde şeyiyle gezen...

Gölge etme başka ihsan istemem. İhsan istemem diyen, o da işte zannedersem, yaşlatılamıyorsam, İskender geliyor, bunun başında duruyor. Gölgesi düşüyor üstüne. Ha şöyle çünkü, bu Diyojen'in çok metini duyuyor. Ve diyor ki, ben bu adamla tanışmak istiyorum. Ve ayağına gidiyor. Ayağına gidiyor, tabii tabii. Ayağına gidiyor. Sinop'ta mı oluyor? Yok, Atina'da oluyor. Çünkü Diyojen, aslında babası çok zengin, kuyumcu bir adam ve bankacı.

Fakat bir kalpazanlık yapıyor, para basıyor, sahte para basıyor baba. Bu yüzden Diojan babasıyla beraber Sinop'tan kovuluyor, Anadolu'dan kovuluyor, Atina'ya gidiyor. Yine geldik para sorununa. Evet, aynen. Ondan sonra kinik olmaya karar veriyor Diojan. Yani hani hiçbir beklentisi olmasın hayattan. Parası da olmasın, pulu da olmasın. Zannedersem Atina'da yatarken başına Büyük İskender geliyor. Ve diyor ki, senin için ben ne yapabilirim? İşte o zaman diyor.

Gölge ekme başkasını istemem. Çünkü o anda güneşin altına yatmış, güneş ne diyor diyorsun. Daha önemli ne olabilir? Çünkü hayattan beklentisi bu kadar. Güneş olsun, hava, işte elindeki kepçesini bile çünkü artık bırakmış, avucunun o işi gördüğünü anlıyor, onunla yemek yiyor. Arada bir Büyük İskender'i tersleyeyim.

Şimdi Diogen Vekinik felsefe diyor ki, hayattan hiçbir beklentin olmazsa hiçbir kaybın da olmaz. Fakirlik insanı işte felsefeye sürükler. O yüzden bu bir yol. Hayattan beklentilerini bitirmen...

Bir yol. Ya o kadarı zor tabii günümüz dünyasında ama beklentileri de kontrol altına almak mümkün. Yani beklentilerle pişmanlıkların arasına sıkışıyor ya insan çünkü. Hani bu günümüzde anı yaşamak, anı yaşamak diye çok şey var. Hani bunların için dünyanın ilk mindfulness'çıları diyoruz ya biz. Evet, evet. İlk farkındalıkçıları. Epic Tetos olsun, Diyojen olsun. Evet. Yani bu geçmişin pişmanlıkları ve geleceğin beklentileri arasında aslında yaşadığımız hayatı kaçırıyoruz her zaman.

Şu an çok önemli bir laf ediyorsun da onu inşallah birileri not ediyordur. Ben kaçırıyorum. Aslında çok güzel bir laf ettin. Bazen kafam çalışıyor. Neyse şükür bugün o gün. Evet. Bu bakımdan Diyojen'in kitabı tabii şifa verici bir kitap diyebiliriz. Nasıl bir şifa arıyoruz burada? Beklentilerini nasıl bitirebileceğin konusunda ve bunun sana geri dönüşü ne olur? Bunun faydaları ne olur? Bunu anlayabilmek için evet Diyojen'e bakılabilir.

Bu minvalde öneriyorum. Şart değil. Çünkü zor bir yol. Çok büyük bir felsefe. Aynı zamanda çok da basit. Basitliğinden geliyor aslında büyüklüğü. Evet. Bütün bu tür filozoflar çok... ...ya ben bunu nasıl düşünemedim denilecek basitlikle şeyleri yakalamışlar. Yani o sadeleşmeye ulaşmış olan insanlar. Hayatı sadeleştirmekten geçen bir yol var ama gerçekten bir günümüzde de. Bir alıntı yapacaksın galiba. Evet, bak şimdi aklıma şu geldi çünkü hani biz böyle diyoruz ya... ...bizim yaşadığımız çağ çok değişik bir çağ, çok enteresan bir çağ. Böyle bir şey yaşanmadı falan. Böyle çağ görülmedi. Diyojen'in şöyle bir lafı var. Bir şehir pahalı ya da ucuz değildir. İnsanlar ucuz ya da pahalı yaşar.

Alır konuşmuş. Düşün ki şehir pahalılığından falan bahsediyor. Böyle bir hayattan bahsediyor. Bundan iki bin beş yüz yıl önce. Bu en enteresan çağda biz yaşıyoruz ve her şey bizim başımıza geliyor. Sözü de biraz egosantrik ve narsistik bir söz aslında. Biz o kadar önemli bir kuşağız ki dünyanın en berbat kuşağı da bize denk geldi. Yok öyle bir şey. Yani sonuçta... İnsanlar çağlar boyunca çok büyük dramlardan ve zorluklardan bireysel ve toplumsal olarak geçmişler. Umutlarını kaybetmeyenler olmuş. Bireysel hayatlarımızda da bunu yaşıyoruz. Zaman zaman umudumuzu kaybetmiyor muyuz? Yani burada konuşuyoruz vıdı vıdı ama...

...benim de, senin de umutsuzluğa kapıldığımız zamanlar olmuştur. İşte kitaplarda şifa aramışız ki, şimdi de bunu paylaşmaya çalışıyoruz insanlarla. Tamam, bu böyle. Kabul ediyorum. Ve bundan sonrasında ne yapacağım önemli, nasıl devam edeceğim önemli. Ben bu minvalde, Hayatın Tüm Renkleri diye bir kitap önermek istiyorum. İkinci kitabımız. Evet, yani hani birinci de kendimi biraz...

Reklamını yapmış gibi oldum Diyojen'le ama gerçekten bu arada Diyojen bence çok çalışılması gereken bir filozof. Kinnik felsefe de öyle. Hayatın Tüm Renkleri bir ilüstrasyon kitabı aslında Tuna. Sen de gördün galiba. Gördüm, harika. Gerçekten çok güzel. Gerçekten güzel kitap. Epsilon yayınlarından çıkmış. İllüstrasyonlar var ve şiir tadında da cümlelerle bu... ...illüstrasyonlar desteklenmiş. Peki ne anlatıyor? Neden bunu öneriyorsun? Her şeyi anlatıyor aşağı yukarı hayatla ilgili. Hayatı anlatıyor. Yani bir kişinin öyle almış, öyle ele almış. Bir çocuk doğuyor ve o çocuğun bütün hayatını ele alıyor.

Onun işte gençliği, ergenliği, işte anne babadan kopuşu, ondan sonra hayatın içinde kendi başına varoluşu, ondan sonra da işte yaşlanışı, hatta belki kendi çocuklarının olması ve onlar tarafından bırakılıp gidilmesi vesaire. Hayal kırıklıkları da var. Kitapta çok güzel hayal kırıklıkları var ve ondan sonra tekrar çok güzel hayağa kalkış var. Ben bu yüzden öneriyorum. Yani benim için çok çarpıcı oldu. Tam da böyle yeni yıldan önce elime geçmişti kitap. Şu bakımdan çok çarpıcı oldu. Evet, hayat gerçekten böyle bir yer. Bir düştüğümüz, bir kalktığımız. Çok da güzel bir baskı. Evet. Epsilon yayınlarını kutluyorum, tebrik ediyorum. Gerçekten o uzun uzun böyle dalıp gidebileceğiniz...

Harika çizimler, ilustrasyonlar var içerisinde ve bunlar çok kaliteli bir şekilde basılmışlar. Sert kapak. Sert kapak, evet. Hardcover diyorsunuz değil mi siz dünyasında? Arşivlik bir kitap. Arşivlik bir kitap. Hatta masaüstü kitabı olarak bile kullanılabilir. Yani böyle koyarsın, isteyen gelir karıştırır, içi açılır insanın gibi. Harika çizimler, çok güzel şiirsel metinler ve hayat gerçekten de böyle bir şey. Editen bir kitap insana. Ben 17 yaşındaki yeğenime okudum. Bir de böyle başını çok güzel omzuma koydu, yanıma oturdu. Ben kitabı tek tek böyle onunla beraber baktım. Biraz aslında galiba şeyi görmesini istedim. Tam da işte çok zor günlerden geçiliyor. Dolar almış başını gidiyor euro. O günlerde tam şeyi görmesini istedim. Yani yalnız değilsin. Hani bir tek biz bunları yaşamıyoruz. Bak hayat böyle bir maalesef. Zaten kitapların en iyi tarafı bu yalnız değilsin duygusunu bize vermeleri değil mi? Her kötü şey bizim başımıza gelmiyor. Bizimle beraber bunu paylaşan. Özellikle bugünlerde değil mi? Pek çok, pek çok kişi var. Dolayısıyla yalnız değiliz yani. Bu da bir nebze teselli olur. Biz programın adını mı değiştirsek? Yalnız değilsin diye. Çünkü her seferinde bundan bahsediyoruz. Ama kitapların en büyük faydası o zaten. Bize yalnız olmadığımızı hissettirmeleri. Şimdi ikinci kitabımız Muhammed Ali... Üçüncü oldu şimdi bak. Ya tamam, şimdi sen boş ver onu. Rakamlarla başlayalım. Üçe beşe bakmayalım. Üçe beşe bakma Tuna, neyse o. Muhammed Ali kelebek gibi uç, arı gibi sok. Hayır yok, bu benim notum ya.

Kitabın adı o değil. Kitabın adı, söylüyorum, Kelebeğin Ruhu. Kelebeğin Ruhu, evet. O benim notum. Kelebek gibi uç, arı gibi sok. E tabi en meşhur sözü bile değil mi? Muhammed Ali'nin kızıyla beraber yazdığı bir otobiyografi.

Yani şuradan benim aklıma gelmişti bu. Yani böyle bir durum yaşasam bana hangi kitabı tavsiye etseler, hoşuma gider diye düşündüm. Muhammed Ali'nin hayatını tavsiye etsinler abi bu ara dedim. Çünkü Muhammed Ali bir kavga insanı, hem fiziksel olarak bir kavga insanı. Yani boks sporunu seversiniz, sevmezsiniz, spordan sayarsınız, saymazsınız, izlersiniz, izlemezsiniz ama Muhammed Ali bunları çok aşmış bir figür tabii talihin içerisinde. Irkçılığın hüküm sürdüğü bir ülkede büyümüş.

Din değiştiriyor. Din değiştiriyor ve İslam'a karşı büyük önyargıların yaşandığı bir dönemde Amerika'da dinini değiştiriyor. Geri de dönmüyor bundan. Vietnam Savaşı'na gitmeyi reddettiği için arsiklet boks şampiyonluğu unvanı elinden alınıyor. Sonra gidiyor bir daha dövüşüyor bunun için.

Sonra Parkinson hastası oluyor, emekli olduktan sonra bu hastalıkla büyük bir mücadele. Bir pes etmeme hikayesi Muhammed Ali'nin hikayesi. Kızıyla beraber, kızı da yazar, beraber bu hikayeyi otobiyografik olarak ele almışlar. Muhammed Ali çünkü şeydir, belki gençler hatırlamazlar ama Dünya Arsiklet Boks Şampiyonası finalleri oynadığı zaman saat farkından dolayı NBA maçları gibi Türkiye'de sabaha karşı TRT verirdi canlı o maçları.

Ve boksla, sporla hiç alakası olmayan amcaların, teyzelerin sırf Muhammed Ali'ye dua etmek için sabaha karşı kalkıp televizyon karşısına geçtiklerini ben hatırlarım. Ama şey fikri hoşumuza gidiyordu. Yani böyle bir adam bu kadar hani şimdiki influencer gibi yani bu kadar etkili bir rol modeli adamın bence Müslümanlar geçmiş olmasının da bir etkisi vardı bizim ülkemiz üzerinde. Tabi canım, Kur'an okuyorlardı insanlar Muhammed Ali için sabaha karşı yani. O kadar bir aman bizim evladımız, ay başına bir şey, ay yumruk daldı inşallah. Yüzünü deyip, yüzünü deyip. Aman aman diye bütün teyzeler, amcalar bir Muhammed Ali evladımız diye seyrederlerdi. Ve dolayısıyla da dünyada da çok sevilen bir figür tabi.

Bu pes etmeme hikayesi yani. Gerçekten Muhammed Ali'yi artık sporun ve boksun üzerinde bir figür haline getirmiş. İlham kaynağı. İlham kaynağı. Kadınlara da bak, işin tuhafı. Kadınlar da Muhammed Ali'yi bilir. Onun o hayata karşı duruşunu, güçlü duruşunu, savaşını bilir. Ben Muhammed Ali'yle ilgili pek çok şey okumuşumdur mesela. Ne boksla bir alakan var, efendim ne de erkeklerden hoşlanıyorum ama...

Heteroseksüel olmanıza rağmen, kendilerini pek matah bulmuyorum. Ama buna rağmen Muhammed Ali mesela benim hep ilgimi çekmiş bir rol modelidir, bir figürdür. O yüzden tam 12'den. Evet, böyle bir şey insanların yani tarihte figürleşmiş, örnekleşmiş insanların otobiyografilerini ben çok severim bu anlamda. Birkaç kitap içerisinden seçim yaptık. Bundan sonra Mandela da olabilir, Aliye İzzet Begoviç de olabilir. O da bence Aliye İzzet Begoviç'in kitabı da, şimdi hatırlamıyorum adını onu. Tarihe Tanıklı. O da çok etkili.

Yani çok zor şartlar altında, büyük baskılar altında yaşamışlar. Ve Ernst Hemingway'in bir sözü vardır ya, cesaret baskı altındaki zarafettir. Yani büyük hayat ve toplumsal ve siyasi baskıların altında olmalarından... ...ayrıca zarifliklerini kaybetmemiş ve mücadeleye devam etmiş insanların hikayeleri... ...bana her zaman motive edici ve şifa verici gelir. Bak, bir şey söyleyeceğim. Ben şu an o kadar motive oldum ki böyle bayağı falan diye ayağa kalkacağım. İlhan Bey, biz daha ne yapalım bilmiyorum yani. Yürü be! Değil mi? En fazla bir de bir şey enjekte edebilirdik bence. Evet İlhan Bey, gardınızı düşürmeyelim. Benim bir tane önerim var, Hayat Sil Baştan kitap. Ben bunu ilk bestseller olmuştu, büyük hareket yaratmıştı New York'ta özellikle. O zaman okumuştum.

Bu da şöyle bir hikaye, bir kadın doğuyor ve 1910'larda, tam böyle yanlış hatırlamıyorsam, 1910'larda doğuyor. Fakat bu kadın sürekli aynı hayatı yaşıyor, tekrar tekrar yaşıyor. Nasıl yani? Yani bir hayatı doğuyor ya, ölüyor tekrar aynı hayatı doğuyor. Tekrar aynı hayata, aynı hayat, aynı hayat ve hani böyle... Ceza gibi. Şey gibi. E hadi bakalım o zaman madem onu beğenmedin, bu sefer ne yapıyorsun? Fakat öyle bir şanssızlığı var ki birinci Dünya Savaşı'na denk geliyor, ikinci Dünya Savaşı'na denk geliyor. Hani böyle arada... Ne yapsan olmaz. Arada böyle Hitler'i öldürebilme ihtimali de var mesela. Sekizinci'de falan böyle bir şeyi kalkışırım ben olsun, evet.

Yani o bakımdan aslında şimdi ben bunu neden öneriyorum? Evet nasıl bir şifa arıyoruz bir kere eğlenceli tamam bana göre hani böyle bir mizah anlayışı güzel ama özellikle de şu tamam tamam İlhan Bey bu sefer çuvalladınız tamam peki bir daha sar baştan yapsaydık. Aynı şeye düşecek miydiniz? Aynı tufaya düşecek miydiniz mesela? Yahut... Yani şimdi tufaya da düşmek demek tabii biraz ayıp oluyor. Tonda'ya basmak vardır bir de. Onu da çok severim ben. Çünkü kendi elinde olmayan şartlardan da... ...meydana gelmiş bir olay yaşamış. Nereden bilsin İlhan Bey böyle bir çılgınlık yaşayacağını piyasada. Ama şöyle bir şey var, yani bu kadar belirsiz zaten bir ortamda herhangi bir şeye kalkışmak saçma değil mi? Yani ben burada bir kere eleştiriye açığım, yani buna karşı görüşe de açığım ama... Yahudilerin meşhur bir lafı vardır, yani şey derler, en büyük yatırım önce yatırımına sahip çıkmaktır.

Yani var olan paranı eğer çok büyük şeylerle oynamıyorsan, borsacı değilsen boş versen artık öyle dolarları, altınları, onları, bunları. Sen kendi işine bak. Ama şansını denemek artık kumar şeyim. Ben de mesela niye zaafımın olmadığını hiç anlamadığım konulardan biri kumardır mesela. Zaafsızlığına ünlü bir insan değilim ama... Yani on gün Kıbrıs'ta geçireyim, aklımın ucundan geçmez ki. Ya şurada da bir kasino var, gideyim şurada iki şey atayım falan diye. Dolayısıyla da ben böyle şey yani senet almak, satmak, işte doları şuradan almak, buradan bozdurmak falan gibi şeyler hiç aklıma gelmez. Fakat yani insanlarda böyle bir şey de var. Tabii yatırımını korumak için de bunu yapabiliyorlar insanlar aynı zamanda.

E tabii yani, ama işte yatırım kurulmuş olmadı en nihayetinde. Hani bu kadar büyük bir çılgınlığa kendini kaptırabilirsin, hiç kaptırmayabilirsin. Bu gerçekten seçim meselesi. Ama işte İlhan Bey, hani şimdi aynısı bir daha olacak çünkü. Aynısı olacak. Aynı şeyi yapacak mısın? Çünkü hani derslerinden öğrenmek denen şeyden bahsediyorsak, bu Sil Baştan Hayat, Sil Baştan kitabı bir numaralı örneklerindendir.

Evet, ara manimizi okuyayım o zaman. Hadi oku o zaman. Dünya halinden daralanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasını inananlar için Biblioterapi ne yapıyor? Devam ediyor. Evet. Şimdi çok önemli bir kitaba geliyorum.

Benim böyle hayat mottom gibidir. Olur olmadık her yerde enseyi karartma derim. Evet. Hatırladığınızı zannedersem. Çetin Altan. Evet. Ne haddime ise ya da ne akla hizmetse daha gencecik yaşımda çok Çetin Altan'ı okurdum ben. Hangimiz okumadık? Çetin Altan köşelerinde okurdum. Hatta yanlış hatırlamıyorsam yirmi üç, yirmi dört yaşlarımda onunla bir şeye de gitmiştim.

Röportaja da gitmiştim. Şimdi geriye baktığında... Nasıl geçtiğini çok merak ediyorum. Ben de merak ediyorum. Hiçbir şey... Yani ne anladım ki ben acaba anlattıklarından? En son... İyi davranmış mıydı sana? İyi davranmıştı bir de... Tamam o zaman iyi geçmiştir. Eşi Somaz Kamran'ı ben çok severim. Evet çok kıymetlidir kendisi. Çok kıymetli bir yazardır. Kendisi de oradaydı. Zannediyorum onun da sayesinde daha güzel geçti o günüm diye düşünüyorum. Göztepe'deki eve gittin herhalde.

Vallahi hiç onu hatırlayamıyorum. Çok heyecanlıydım. Fakat Çetin Altan'ın ben yine İlhan Bey'e ve onun İlhan Bey gibi hepimize çok iyi geleceğini düşünüyorum şu bakımdan. Efendim, babam gibi konuşuyorum şimdi ama bu ülke hiç değişmez. Yani değişmez. Tamam mı? Yani neler neler gördü bu ülke. Ne inişler, ne çıkışlar, ne ekonomik krizler. Yani ne bilmiyorum, hatırlıyor musun? Hani dinleyenler hatırlar mı? 2001'de mesela korkunç bir kriz yaşandı. 94 krizi vardı ondan önce. 94 krizini ben... Devaluasyonu. Hani ben küçüktüm diyeyim. Hani küçüktüm derken üniversitedeymişim. Bana dokunmamıştır, anlamamışımdır. Parayla pullaçak alakamızın olmadığı bir yaştı. Evet, olmadığı bir çağ.

Ama 2001'de ben hatırlıyorum yani cebimizde gerçekten para yoktu, kiramızı veremiyorduk ve et alamıyorduk o günlerde. Çok dramatik şeyler yaşadık. İnsanların sağlığına mal oldu, insanların ömründen ömür götürdü. Evet. Böyle bir şeydi yani. Patronlar hapislere girdi vesaire bir şey. Yani böyle çok karışık bir ortam yaşandı. Geçen gün bunu konuştuk. Hani bugünlerden daha mı kötüydü? Daha mı iyiydi? Daha iyiydi. Pardon, daha kötüydü o dönem. Çünkü şimdiki kadar büyük bir ekonomi yine de yoktu. Bu kadar iş imkanı yoktu. Şimdi çok farklı alanlarda iş imkanları var.

Neyse lafı biraz uzattım şunu diyeceğim yani Çetin Altın'ın Enseyi Karartmayın öyküleri bütün köşe yazılarından bazı hikayelerinden derlenmiş bir kitap ve bu ülkede ne yaşandığını tekrar tekrar tekrar tekrar anlatıyor bakıyorsun ki zaten 10 yılda bir Biz aynı şeyi yaşamışız. Bir de Türkiye'de hem çok hızlı değişiyor her şey, hem de iki yüz yıldır hiç değişmiyor. Evet. Böyle de enteresan bir ülkeyiz. Çetin Altan da gelmiş geçmiş en büyük köşe yazarı bence. Yani köşe yazarlığı bir sanatsa eğer... Muharirlilik derler ya eskiler, ediplikle muharirliliği ayırarlar. Yani muharirlilik konusunda bence gerçek bir klasik Çetin Altan ve...

...olumsuzlukları kıyasiye eleştirip, en sonunda onu ümitli bir yere bağlayıp... ...aman enseyi karartmayalım diye bitirelim. Evet. Yani şey çok önemli, daha önceki programlarda da konuşmuştuk. Bilgi sahibi olmak çok önemli. Şimdi bugün yaşayan mesela genç kuşak şey diye düşünebilir. Biz en korkunç zamanda yaşıyoruz diye düşünebilir. Biz en korkunç zamanda yaşamıyoruz.

Hep böyle zamanlar var. Bu onlardan sadece biri. Ve daha öncekilerin içinden nasıl çıkıldı belki ona bir bakılabilir. Bunun içinden nasıl çıkılacak bu hayal edilebilir. Ve zaten enseyi karartmayın İlhan Bey'e söylenecek de bence en güzel şeydir. Enseyi karartmayalım İlhan Bey. O zaman senin ekleyeceğin bir şeyin var mı Tunay? Yani bu kitaplarımızın hepsinde ayrı ayrı şifalar var ama... ...kitap okumanın başlı başına bir şifa verici, şifa kaynağı olduğunu da tekrar hatırlatalım. Çünkü Rus klasiklerini okuduğun zaman da o dönemin Rusçasını... ...ya da Fransa'nın on dokuzuncu yüzyıldaki halini falan karşılaştırdığımız zaman... ...insanlığın nasıl sınavlardan geçtiğini ve bu sınavlara nasıl ayakta kaldığını... bir şekilde umudu devam ettirmeye başardıklarını görüp feyiz alabileceğimiz pek çok karakterle karşılaşıyoruz aslında. Bizim aklımıza gelenler bu bölüm için bunlar oldu. Bunları da tavsiye ediyoruz tekrar şifa için, şifa niyetine. Şeyi söyleyeyim bir de yani en baştaki şeye geri dönecek olursam, iki seçimin var ya böyle diyojan gibi diyeceksin ki ben elimi eteğimi her şeyden çekiyorum, bir beklentim yok.

Böyle yaşayacağım, şey demişti hocam, fakirlik insanı felsefeye yeter, filozof yapar. Hakikaten ya öyle olacağım diyeceksin. Zor iş ya. O zor. Günümüzde o iş zor. Çok zor. Yani onu beceremiyorsan da o zaman ben hani bu yaşadığım şeye benzer neler yaşanmış, onlarda neler olmuş, bu işin içinden nasıl çıkacağım, ona bakacaksın. Yani ya Diyojen okuyacaksınız. Ya Muhammed Ali. Ya Muhammed Ali, ya bu dört kitabı okuyacaksınız.

Ben kitapların künyelerini vereyim. Hayatın tüm renkleri Lisa Isato tarafından yapılmış. Epsilon Yayın Evi. 192 sayfa çeviren Ayşe Erbulak. Sevgili Ayşe Erbulak. Norveççi olması da ayrıca kitabın orijinalinin çok tatlı bence. Çünkü biz böyle hani kuzey bambaşka hayatlar yaşıyor diye düşünüyoruz.

Onlar çok daha medeniler, çok daha rahatlar, çok daha tatlılar falan. Aman efendim, tuzları da kuru bunların zaten. Fakat böyle bu tarz kitaplara bakınca yani Kuzey Edebiyatı'na da bakılınca aslında... ...onlar da aynen bizim gibi insanlar ve bizim hislerimizi paylaşıyorlar. E tabii canım, Finlandiya'nın daha yüz yıl önce içinde bulunduğu durumu hatırlarsak... ...gerçekten üzülürüz.

O da doğru. Bu ayrı bir konu olsun çünkü bu Finlandiya'nın o 100 yıl önceki durumu bir başlı başına bölüm eder. Onu konuşalım bence daha sonra. Evet ama bu İskandinavlar da her zaman böyle değildiler. Evet doğru. Çetin Altan'ın Enseyi Karartmayın Everest yayınlarından tek ciltte 730 sayfa bu.

Ama her Türk gencinin okuması gerekiyor. Best of yapmışlar herhalde. Best of Çetin Altan gibi. Yani hani şey de var içinde, kadınlarla ilgili böyle Çetin Altan biliyorsun hani böyle bazı kadın öyküleri falan da vardır onun. Çok tabii demode bir kafayla kadına yaklaşımı farklı ama hani onlar da vardır. Eleştirimi de getiririm diyorsun burada yani. Efendim getiririm. Onlara da bakılması faydalı.

Kate Atkinson'un hayat sil baştan yapı kredi yayınları 496 sayfa çeviren Duygu Akın Muhammed Ali, Hana Yasmin Ali. Kızı yani. Kızı, evet. Kelebeğin Ruhu, Ketebe Yayınları, 248 sayfa çeviren prof. doktor Sezai Saraç. Bu da bana çok güven veriyor. Böyle prof. doktor gördün mü? Diyorum ki prof. doktor bile Muhammed Ali'den bir şey anlıyorsa ve bunu bize anlatıyorsa vardır bir hayrı diye düşünüyorum. Evet, emin ellerdeyiz. Emin ellerdeyiz diye düşünüyorum. O zaman biblioterapiyi dinlediğiniz için teşekkür ediyoruz.

Dünya halinden daralanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasını inananlar için Biblioterapi şimdilik ne yapıyor? Bitiyor.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)