Podcast

S1E5: Vazgeçmenin Gücü

Bibliyoterapi

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bibliyoterapi’nin beşinci bölümünde Aslı ve Tuna, vazgeçmenin yolları üzerine konuşuyor, vazgeçmenin zorluğuna derman arıyor.
Aslı ve Tuna’ya [email protected] mail adresinden yazabilirsiniz.

Bölüm Künyesi:
Elizabeth Gilbert - Ye, Dua Et, Sev,
Guy Finley – Vazgeçebilmek,
Peyami Safa – Fatih Harbiye,
Herman Melville – Moby Dick,
Bonus: Robert McKee- Öykü: Senaryo Yazımının Özü, Yapısı ve İlkeleri.




See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.873 kelime · ~19 dk okuma

Dermanı Kitaplarda Arayanların Haftalık Podcast'ı BiblioTerapi'den herkese merhaba. Ben Aslı Perker. Ben Tunuk İremitçi. Muallim okuyabilir miyim? Tabii, buyurun. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için BiblioTerapi ne yapıyor? Başlıyor.

Evet, şimdi direkt sorumuza geçelim. Bırakmayı, vazgeçmeyi kolaylaştırmak için okuyabileceğimiz kitaplar hangileri? Rumuz, Yedinci Not Defteri. Böyle bir rumuzu var gönderen soruyu. Vazgeçmeyi kolaylaştırıcı kitaplar. Evet. Hangileri? Şimdi ben direkt bir alıntıyla başlayabilir miyim? Tabi ki. Kitabın adını söylemeden önce alıntıyı okuyayım.

Evrende aramanın fiziği diye bir şey olduğuna inanıyorum. Yerçekim kanunu kadar gerçek bir doğa kanunu. Aramanın fiziğini şöyle tarif edebilirim. Tanıdık ve sana iyi gelen her şeyi geride bırakacak kadar cesursan, bu evinden öfke duyduğun eski olaylara kadar her şey olabilir. Ve gerçeği aramak için yola çıkarsan, içsel ya da dışsal, ve bu yolculukta önüne çıkan her şeye bir ipucu olarak bakabilir, karşılaştığın insanların öğretmenlerin olduğuna inanır ve her şeyden önemlisi kendinle ilgili bazı gerçeklerle yüzleşmeye hazır olursan, gerçekler de seni bulacaktır. Yani ben öyle inanıyorum.

Transkriptin tamamını oku

Bu Elizabeth Gilbert'ın Ye, Dua Et, Sev adlı kitabından bir alıntı. Evet, çok tanınmış bir kitap. Evet, çok tanınmış bir kitap. Sonra çok büyük bir Hollywood filmi de oldu. Julia Roberts başrolünde oynadı. Güzel de oynadı. Javier Bardem oynuyordu. Javier Bardem oynuyordu, doğru söylüyorsun. Brezilyalı iş adamı rolünde. Ben kitabı daha çok beğenmiştim. O yüzden filmi çok sevmemiştim.

Elizabeth Gilbert benim çok sevdiğim bir yazar, şöyle de aslında çok sevdiğim bir yazar oldu. İlk Ted Talk'larından birini yaptı diye hatırlıyorum. Bu Ted Talk'la ilk başladığında. O mu sardı başımıza bu Ted Talk işini yani? Biraz müsebbibi, evet sayılabilir diyeceğim de öyle değildir. Muhtemelen yani ben hatırlamadığım bir sürü bir şey vardı ama ilklerden biriydi. Ve çok etkileyici bir konuşması vardı. Yine bu minimalde konuşuyordu, çok hoşuma gitmişti. Ondan sonra ben bu yazarı takip etmeye başladım.

Bir gezi kitabı gibi aslında değil mi? Yedua etse. Evet, evet. Bir yolculuk yapıyor tabii ki yine bir yol hikayesi. İksel ve dışsal yolculuklar aynı zamanda. Evet, evet. Ve bir şey arıyor, bir şey bulmaya çalışıyor. Bir şeyden vazgeçip mi çıkıyor bu yolculuğa peki? Evet, geçmişini geride bırakıp, hayal kırıklıklarını, kalp kırıklıklarını geride bırakıp yola çıkıyor.

Şimdi bu arada benim ilgimi... Bir de kariyeri de geride bırakıyor. Yani bir noktaya gelmek için hayatını harcadığı bir kariyeri var. Bu kariyeri de geride bırakıyor. Evliliği ve kalp kırıklıkları ile beraber. Ve ondan sonra ver elini İtalya, ver elini Hindistan. Bir de ne? Endonezya. Oraları gidiyor, yiyor, dua ediyor. Ve seviyor. Seviyor, sevişiyor.

Evet. Şimdi şöyle, neden bu kitabı düşündüm aslında? Tabi yani kitabın zaten ana temasını bırakıp gitmek, vazgeçmek oluşturuyor ama... Biri bu gerçekleri bulma konusu benim için çok önemli. Ben zaten şey derim yani hayatın fukkodu hakikattir. Bu da benim lafım naçizane. Gerçekleri bildiğin zaman, kalbindeki gerçekle karşılaştığın zaman ondan sonra problemlerin tek tek çözüldüğüne inanıyorum. Şifa vardır bunda diyorsun. Evet.

Peki diyorum, bu gerçeklerle neden karşılaşamayız diyorum. İşte bu kitaptaki bu alıntı gibi de bana öyle geliyor. Neden karşılaşamayız? Bir şeylere saplandığımız zaman, tutunduğumuz zaman, bırakamadığımız zaman. Başka bir alıntıyla cevap verebilir miyim? Buyurun. Bağımlılık, tutkuya dayalı her aşk hikayesinin ayırt edici özelliğidir. Peki ben şunu sormak istiyorum sayın Elizabeth Hanım'a ve sana aynı zamanda dinleyicimiz adına da. Bağımlılık tutkuya dayalı her aşk hikayesinin ayırt edici özelliğidir derken bir bağımlılıktan kurtulmak da vazgeçmek sayılır mı? Tabii ki. Evet de yani vazgeçmek her şeyden vazgeçmek diyebiliyoruz. İşinden, işte eşinden, bir bağımlılığından. Bunların hepsi bağımlılık aslında. Bence hepsi bağımlılık. Hatta duygular bile bağımlılık yaratıyorlar.

Evet öyle ama buradan nihilist bir yere gitmeyelim. O da tehlikeli çünkü. Bunlara ihtiyacımız var. Bir çerçeveye ihtiyacımız var. Ama o çerçevenin içine çok fazla sıkıştığımız zaman eğer hiç şöyle ufacık bir marjine çıkıp şöyle bir bakamıyorsak bu sefer pek çok şeyi kaçırabiliriz hayatta tabii ki.

Biz şimdi bu dinleyicimizin neyden vazgeçmek istediğini bilmiyoruz. Bu konuda bize herhangi bir şey de bulunmadı. Ama bu kitapta bir yolculuğa çıkmasını tavsiye edebiliriz. Gerçek hayatta da keşke çıkabilseydik ama şimdi dolar kurlarından sonra efendim yemek için İtalya'ya gideceğim. İşte maneviyat için Hindistan'a gideceğim. Sonra zevklerle maneviyatı dengelemek için de Endonezya'ya üçüncü de gideceğim falan zor. Ben kendi kendime yurt içinde bir karşılığını aradım bunun. Mesela İtalya yerine Hatay'a gidilebilir.

Haa, çok harika fikir. Ben Hatay'da yediğim yemeği hiçbir yerde yemedim. Evet, bravo. Hindistan yerine Konya'ya niye gitmeyelim efendim? Neden olmasın? Mevlana Hazretleri bizi orada bekliyor. En sonunda da bunları dengelemek için İzmir'e gidilebilir, Endonezya yerine. Evet. Eğer dolar kurlarından muz daripseniz ve Elizabeth Gilbert'in yaptığı seyahati yapamazsanız, bunun yerli ve milli versiyonu olarak Hatay, Konya ve İzmir'de yiyip, dua edip, sevebilirsiniz.

Ama her yolculuğa çıkanın vazgeçebileceğini de tabii düşünmüyoruz. Tabii bu biraz Ferrarisini satan bilge kitabı gibi aslında. Evet, bırakıp her şeyini geride bırakıp. O güne kadar uğruna mücadele ettiği, acılığa çektiği, hayatını feda ettiği her şeyin boş olduğunu karar verip, hepsinden vazgeçip ondan sonra ver elini yeni denizler, yeni hayatlar diyen birinin hikayesi.

Evet. Tabii zor da biraz. Yıllara dayanacak bir şey. Değil mi? Yani bu bizim önerdiğimiz kitap ve bu şifa şekli, yıllara dayanacak bir hayat tarzı. Herkes kendi versiyonunu yaratabilir. Bir hayat tarzı ama. Yani bir yaşam tarzı. Böyle kendi kendine, tamam ben bu içsel yolculuğu yaşayacağım. Hadi dışsalı yaşama, içsel yolculuğu yaşayacağım ve bir şeylerden vazgeçeceğim. Demen lazım. Bu o kadar söylendiği kadar kolay bir şey değil tabii. E tabi biraz da cukkanın da yerinde olması lazım. Öyle kolay kolay vazgeçilmiyor bu işlerden. Sadece o da değil. Yani birine çok tutkuyla aşık olabilirsin. Ve sen ne yaparsan yap, ne kadar çabalarsan çabala, o henüz bitmemiş olabilir. 18 ay bir kimyadan bahsediliyor ya. O bitmemiş olabilir. Vazgeçilmeyebilirsin. Bağımlılık o. Bağımlılıktan kurtuluş. Yani aslında pek çok vazgeçiş hikayesi...

Bağımlılıklardan kurtuluş hikayeleridir. Evet, doğru. Ve bir bağımlılığın mevcut olduğunu sende tespit etmek de şifaya doğru giden ilk adımdır. Daha önce de söylediğimiz gibi. Evet, doğru. Benim daha böyle hap gibi bir önerim de var. İkinci kitap olsun bu. İkinci kitabımıza geçiyor muyuz diye soracaktım ben. Hangisi o zaman? Vazgeçebilmek. Vazgeçebilmek, evet. Bak zaten... Bir Aslı Perker, Yelda Cumalioğlu yayıncılık başarısı dediğimiz. Evet, evet. Vazgeçebilmek, evet. Vazgeçebilmek, Secret of Letting Go, kitabın İngilizcesi. İlk Londra Kitap Fuarı'nda bir işte böyle dolaşıyoruz Yelda'yla beraber, destek yayınlarının sahibi.

Dedi ki Yelda, bak dede şunlardan biz daha önce kitaplar almıştık. Sen git onlarla konuş ben geziyorum. Gittim oturdum falan. Bu kitap önüme geldi. Secret of Letting Go. Tabii çok büyüleyici bir adı var çünkü hepimiz istiyoruz ya. Evet. Hepimiz o güçlü insan olmak istiyoruz. Aslında mesele bu. Bir de biz burada hani Raymond Chandler'ı seviyoruz diye, Oğuz Atay'ı seviyoruz diye, Buket Uzuner'i seviyoruz diye... Tam Pınar seviyoruz diye kişisel gelişim kitaplarında ne yapmıyoruz? Tukaka etmiyoruz. Hayır asla etmiyoruz çünkü bir kere... İyi olanların da hakkını veriyoruz. Hem iyi olanlar var hem bazı insana o iyi geliyorsa bilemezsin. Yani öyle bir ayrımcılık, elitistlik diyeyim olamaz. Hani şu iyidir, şunlar okunsun, bunlar hiç okunmasın. Ben mesela şeye çok kızarım.

Ya aman, o işte Beyaz Dizi okuyor, polisi okuyor. Ben New York'ta yaşarken çok severdim mesela. Bir binerim metroya, çeşit çeşit kitap okuyan insan var. Beyaz Dizi okuyan var, polisi okuyan var, edebiyat okuyan var. Herkesin şifası kendine göre. Yani evet, yeter ki insanlar okusun bence. Başka bir şeye saplanmak yerine. Doğru. Vazgeçebilmek de dünyada olduğu kadar Türkiye'de de... Çok sattı. ...sayenizde başarılı olmuş bir kitap. Evet, onu... Bak şöyle bir itirafta bulunayım. Kitapta tabii ki bütün kişisel gelişim kitaplarında olduğu gibi çok tekrar var.

Tekrar tekrar böyle şey işte diyor ki, şimdi size şunu anlatacağım. E tamam, sen onu bize birazcık anlatmıştın. Oradan devam etseydin. Yok, araya bir reklam giriyor. Anlatacağım, dur bekle diyor. Heyecanlan falan diye. Böyle bir handikapı var. Fakat kitap gerçekten... Nasıl bir şifa öneriyor bize? İşte adı gibi. Yani adım adım sana şeyi gösteriyor. İşte alışkanlıklarından nasıl kurtulabilirsin? Maddeler halinde veriyor bayağı. Hiçbir şey vazgeçilmez değildir mi diyor mesela.

E öyle diyor. Evet. Ama sen öyle zannedersin diyor. Peki öyle zannetmekten kurtulmanın yolu ne diyor. Ki doğru. Dediğim gibi ya bu çok büyük güç isteyen bir şey ve bence hepimiz o güçlü insan olmak istiyoruz. Kızım boş ver ya denir ya hani mesela. Boş ver sen onu. Allah Allah. Ama sen boş verememiştin kendininkini. Her neyse vazgeçemediğin şey. O yüzden en baştan tabii şeyleri de belki seçimleri de iyi yapmak gerekiyor. Zaten her seçim bir vazgeçiş kendiliğinden.

Dur bunu açman gerekebilir. Açabilecek gibi hissediyorsan bak bu büyük lafı et. Evet tabii her seçim bir vazgeçiş. Zaten bana ait değil. Her tercih bir vazgeçiş. Bir tercih yaptığın zaman pek çok seçeneği elemiş oluyorsun. Kendi hayatına bir seçim yaptığın zaman zaten otomatikman vazgeçmiş olduğun bir sürü şık oluyor. Ve onlar da paralel evrende kuantum felsefesine göre başka yaşanmamış aslılar olarak yaşamaya devam ediyorlar. Yani kuantuma kafayı takıp oralara dalmak isteyenlere Allah kolaylık versin diyoruz.

Ama kişisel gelişim benim için şu anda iyidir diyenler için de vazgeçebilme kitabının sunabileceği böyle şeyler var. Tercih yaptığımız anda zaten vazgeçmiş oluyoruz bir şekilde. Evet, doğru. Çok güzel. Çok güzel bir nokta. Tam lafı uzatacaktım, toparladım yani. Ben uzatayım mı? Uzat. Bilirsin, çok severim. Şöyle bir şey oldu Tuna. Bundan böyle bir galiba altı ay önce falandı. Yayın evinde çalışan genç bir editör arkadaş, daha yeni başlamış bir arkadaş, bayağı genç.

Beni aradı ve dedi ki, ya dedi bir arkadaşım bir iş teklif etti dedi. Bu çocuk da şey bölümü mezun olsa, karşılaştırmalı edebiyat, sağlam bir tezi var falan. Ben okudum tezini. Zaten öyle aslında tanıştık bile diyebiliriz. Çok beğenmiştim. Eğitimim bu yönde bir çocuk. Fakat işte dedi ki, beni bir arkadaşım aradı. Bana dedi bir sigorta işi teklif etti dedi. Sigortacılık işi teklif etti. Ayda dedi işte 5-6 bin lira dedi kazancı var dedi falan filan. Ben dedi ne yapayım dedi. Koş deseydin.

Deseydin bu devirden. Tabii ki öyle demedim. Hedefler neymiş canım deseydin. Tabii ki öyle demedim. Ve ben şöyle dedim. Hani dedi ki, sen olsaydın ne yapardın dedi. Evet. Soru bu. Ben dedim ki, ben olsaydım ne yaptığım çok ortada dedim. Bugün hepimiz bunu görüyoruz. Sigorta şirketlerim var şu anda deseydin yani. Ne yaptın çok belli. Hepimiz görüyoruz. Ben dedim, zaten bu yolu tercih etmişim. Ama bak dedim, sana şunu söyleyeceğim. Bence böyle bir iş yapabilirsin. Zannetme ki ben sana vay ne yaptın derim, darılırım. Öyle bir şey yok.

Fakat dedim sonra 45 yaşına geleceksin, bir kurumsal bir işte çalışmış olacaksın işte 20 yıldır, 25 yıldır. Ondan sonra çok bunalmış olacaksın ve bir gün bir yaratıcı yazarlık dersine katılacaksın. Ben biliyorsun yaratıcı yazarlık derse veriyorum ve böyle çok büyük bir kitle var karşımda. Yaratıcı yazarlık derslerine katılacaksın. CEO olarak falan mesela. Ve diyeceksin ki, hayatımı boşa harcadım. Ben aslında böyle bir iş yapmak istemiyordum. Bu hayattan çok yoruldum, çok bıktım. Böyle bir şey yapmak istemiyordum. Ben neden bu yola girdim diyeceksin dedim. Eğer bunu diyeceksen, şimdiden yani ben seni uyarayım, bana en azından bunu bir gün deme dedim. Hobi olarak sigortacılığı gene yap deseydiler. O da dedi ki... Ama sağlam bir işin olsun, edebiyatçı olabilir.

Ama böyle olmaz ki Tuna. Yani ben bilmiyorum ya. Biliyorum, etebüyatçıların çok sevdiği bir iş böyle söylenmek de. Vay efendim, keşke başka iş yapsaydık da falan. Ben yaptığım işten çok memnunum. Ben de memnunum. E o zaman? Ben hiç şikayet etmiyorum ki. Yani sen daha ne istiyorsun? Oturduğun yerde çalışıyorsun. Evet. Kitap yazıyorsun, satıyor, müzik yapıyorsun. Ben ne hayal ettiysem 18 yaşında onu yaşıyorum şu an. E tamam yani. Daha ne ister ki bir insan? 2022 yılında seninle podcast yapmayı hayal ediyordum 18 yaşında. Çok şükür gerçekleşti bakalım. Neyse yani hani bu bana göre çok güzel bir örnek. Çok güzel bir hikayemişti. Tabii ya da çok güzel bir örnek evet. Yani neyden vazgeçeceğin önemli. Belki o günün için paradan vazgeçiyorsun ama çok uzun vadede mutluluğunu seçmiş olma ihtimalin çok yüksek. Üçüncü kitabımızda bu konuyu konuşurken sen aslında akıl ettin. Peyami Safa. Evet. Fatih Harbiye. Fatih Harbiye'de aslında bir bağımlılık, vazgeçiş, yanlış yerlere sapış, ondan sonra toparlanmaya çalışma öyküsü gibi şeyden dolayı aklıma geldi bu vazgeçmekten bahsederken. Fatih Harbiye'den bahsedeceğim şimdi biraz. İnsanların, biz insanların isteklerimizle ihtiyaçlarımız bazen örtüşmeyebiliyor.

Mesela bir şeye istek duyuyoruz, bir şeyi yapmaya çok istiyoruz ama asıl ihtiyacımız başka bir şey olabiliyor. Bir örnek vermek gerekirse mesela çok Kazanova olmak isteyen bir erkek, olabildiği kadar çok sayıda kadınla beraber olmak istiyor. Kafayı buna takmış ama aslında asıl ihtiyacı belki de annesinin anısıyla barışmak. Bu senaryo tekniklerinde de olan bir şey. Robert McKee'nin Story diye bir kitabı var. Plato yayınlarından yayınlanmış. Sinan Çetir'in de herhalde Çiçek Abbas'tan sonra Vatan-ı Millet'e yaptığı tek hayırlı hareket bu kitabı çivirtip yayınlamaktır diyorum. Yani böyle senaryo yazarlarının kutsal kitabı gibi. Robert McKee orada söyler.

Bir insanın istekleriyle asıl ihtiyaç duyduğu şeyler aynı olmayabilir. Ve bu çatışma? Bu çatışma insanı drama sürükler, huzursuzluğa sürükler. Çünkü aslında neye ihtiyaç duyduğumuzu anlamadığımız için bize zarara dokunacak şeyler izin peşinden tutkuyla koşuyor olabiliriz. Yani vazgeçmek biraz da aslında... Seçim, doğru seçimi yapmak. Yani bir şeyden vazgeçeceksek eğer vazgeçmek söz konusuysa neye ihtiyacımız olduğunu

Anlayabilmekten, bilmekten geçiyor. Belki de o çok istediğimiz şey, o kariyer, demin senin anlattığın hikayedeki gibi, mesela o sigorta şirketinde üst düzey yönetici olmak, o istediğimiz şey değil bizim ihtiyaç duyduğumuz belki de. Ama onu istiyoruz. Neden? Çünkü onu istiyoruz, evet.

Ne istediğimizi de çok bilmiyoruz ama istiyoruz. Neye ihtiyacımız olduğunu çünkü sorgulamamış ya da fark etmemişiz şimdiye kadar. Bunu yani tabii genç yaşta yapmak gerçekten çok zor değil mi? Böyle hani bir mentor anlayışı vardır ya, etrafında keşke bir mentor olsa da ondan bir şeyler kapabilsen, öğrensen. Ben hep böyle mesela bir yaşlı bilge kadın arayışım vardır benim. Hayatım boyunca bunu aramışımdır. Tam bulabildiğimi de söyleyemiyorum çünkü belki öyle biri yok. Benim yaşlardan aldığım tavsiyelerden de bir numara çıkmadı.

Çok da öyle bir şey var değil mi Fatih Harbiye'de? Fatih Harbiye'de Neriman var gencimiz. Bu Neriman'da zaten Fatih Harbiye demek Fatih Doğu'yu Harbiye'de Batı'yı temsil ediyor. Hal aldığı gibi. Fatih yazıyor benim nüfus kağıdımda ve hayatım Harbiye'de geçiyor şu anda olduğu için. Çok enteresan, çok güzel. Bu kitap bu şekilde benim her zaman ilgimi çekmiştir. Şinasi ve Neriman'dır asıl karakterler. Bunlar işte Fatih'te daha geleneksel bir ortamda büyümüş olan ama böyle hali vaktinde yerinde bir ailenin

ileride herkesin evlenmelerini bekledikleri çocukluk arkadaşı iki gençtir fakat başka birisi girer Neriman'ın hayatına ve harbiyede kızı böyle batılı bir yaşam tarzında bal olarak götürmeye başlar ama özenti bir batılı yaşam tarzıdır bu da fakat Neriman'ın gözü boyanır oradaki hayatı canı çekmeye başlar Fatih'teki doğup büyüdüğü hayat gözüne küçük tatsız görünmeye başlar ve en sonunda bu ikisi arasında bir seçim yapmak zorunda kalır dramatik bir şekilde ve Neriman Asıl neye ihtiyaç duyduğunu sonunda keşfeder. Ama bir dakika, burada önemli bir şey var. Biraz önce aslında ben o yüzden bu kitapta bu var dedim. Yani bir mentor durumu var bu kitapta. Ona, Neriman'a teşkil eden başka bir örnek var. Evet. Ve Neriman o yüzden... İbretlik bir hikaye var yani. İbretlik bir hikaye var kitapta. O yüzden. İbret alıyor. O yüzden. Zaten işte biz bu yüzden diyoruz ya, kitaplar şifadır diye. Evet. Bakınız, yaşanmışı var. İbret verirler bazen bize. O ibreti hatırlıyor musun?

Yani başka bir genç kızın başına gelen bir hikayeden dolayı. Yıkıcı bir Rus genciydi mi? Evet, Rus bir kız, Rus bir gitaristle aşk yaşıyor. Fakat ikisi de çok fakirler. Bu yoksulluktan dolayı ayrılıyorlar. Ondan sonra kız zengin bir adamla evleniyor. Fakat mutlu olamıyor. Adamı sevmediğini fark ediyor. Sonra adamdan kaçıp Rus gitaristi geri dönüyor. İstanbul'da geçiyor bu arada öykü.

Fakat bu sefer de Rus gitarist kızı istemiyor ve kız bunun verdiği acıyla canına kıyıyor. Neriman'ın da büyük dayısı ve onun çocukları, bunlar böyle Galatasaray Liseli, Batılı işte o tarz yaşayan insanlar falan, onlardan biri anlatıyor bu hikayeyi de Neriman'a zaten. Neriman tam Şinasi'den ayrılıp, Fatih'den ayrılıp Harbiyeli'ye tam Balo'ya koşacakken o hikaye karşısına çıkıyor. Bunu dinleyip ibret alıyor ve asıl kendisinin neye ihtiyaç duyduğunu keşfedip bu şekilde şey yapabiliyor. Bir tane de küçük alıntı yapabilir miyim? Tabii, lütfen.

Annesi, babası ona halis bir şarklı ihtiyatları vermişlerdi. Anadolu'da birçok memuriyetlerde gezen Faiz Bey, Neriman'ı 7 yaşına kadar saf Türk muhitlerinde büyütmüştü. Fakat İstanbul'a yerleştikten sonra Neriman'ın akrabalarından, bilhassa büyük dayısının ailesinden aldığı tesirler bambaşkadır. Çok güzel. Ya şöyle, şimdi tabi burada demode bir fikir bu değil mi?

Aman Fatih'teki hep Fatih'te kalsın. Aman o klasik çerçevede tanıdığı bildiği ailenin çocuğuyla evlensin. Demode ama günümüzdeki, günümüzde de Türkiye'deki bütün kutuplaşma Fatih'le Harbiye arasında yaşanıyor hala. Ona geleceğim yani çok demode gibi görünmekle beraber aslında hiç demoda değil hala olan şey. Dizilerimizde falan da hala bunun etkileri sürüyor.

Bir de yani konuyu başka bir yerinden anlamak için bu vazgeçebilmek konusunu anlamak için bence gayet iyi bir örnek. Teşekkür ederim seçim beğendiğiniz için. Bu arada ama ben şimdi söyleyeyim bu kitap benim en sevdiğim kitaplardan biri. İlk bu kitabı söylediğinde hatırlarsan böyle gözlerim falan doldu ben bu Fatih Harbiye kitabını çok severim. Hatta zannediyorum o kadar etkilenmişim ki onu da işin doğrusu seninle konuşurken fark ettim. Benim Vakit Hazan adlı kitabımda da bir Fatih Harbiye konusu vardır. Yani Fatih'teki konaktan kız Nişantaşı'ndaki bir apartman dairesine taşınır ve çok mutsuz olur. O asla bunu istememektedir. O da babasının yenilikçi zihniyetiyle bunu yapar. Psikolojik tahlilleri çok başarılı, kısacık bir roman zaten Fatih Harbiye. 1930'ların başında Türk insanının yaşadığı kimlik sorunlarını Neriman'ın kişiliğinde izliyoruz ve Neriman'ın tercihlerini ve vazgeçişini tanıtıyoruz. E işte yani kimlik sorunu dediğin şey zaten vazgeçebilmek ya da vazgeçememek yani bir şeye saplantılı olarak kalmak zaten bir sorunun önde gideni. Evet ve orada işte vazgeçiş bir şifa olabiliyor. Peyami Safa da belki de bize bu şifayı öneriyordur. Evet.

Geçelim mi dördüncü kitabımıza? Geçmeden önce ben manevi bir kez daha okuyayım. Özleyenler vardır. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için Biblioterapi ne yapıyor? Devam ediyor. Dördüncü

kitap. Vazgeçemeyenlerin sonu ne olur? Sonu ne olur ve benim vazgeçemediğim bir kitap. Evet. Allah sonumu hayretsin yani gerçekten. Moby Dick. Hadi bakalım geldik yine Moby Dick'e, Beyaz Balina. Moby Dick'i herkes okumuş olabilir ama bana göre tekrar tekrar dönüp bakılması, başka anlamlar çıkartılması gereken bir şey. Nitekim ben Moby Dick'i vazgeçebilmek konusuna bağlayacağımı bir gün hiç düşünmezdim. Bu senin... Vazgeçmeyenlerin sonu. Sonu ne olur diye senin aklından çıktı.

Sen kitabı çok sevdiğin için birden aklıma geldi. Evet yani şimdi şöyle hani kaptana hap, bacağını kaptırmış olduğu beyaz balinaya bu kadar saplanmasaydı, ondan intikam alma fikrine bu kadar saplanmasaydı. Sanki balina evine gelmiş de bacağını ısırmış. Gidiyorsun balinayı cürütüyorsun, ısırır tabii. Sonra da bir de intikam peşinde.

Bu intikamdan vazgeçebilseydi, yani egosunu aslında herhalde törpüleyebilseydi. Çünkü ilk çıktıklarında bunlar denilse aslında son derece ticari bir iş için çıkıyorlar. Kaptan Ahab kimseye söylemiyor. Ekmeğindeler yani. Tabii tabii, herkes ekmeğinde. Kaptan Ahab kimseye ben bu balinanın canını okumak istiyorum demiyor.

Sonradan sonraya böyle anlaşılıyor ve öyle de bir şey adam ki manipülatif bir adam ki çıkıyor böyle güvertede büyük konuşma yapıyor. Herkes yumruklarını havada sallıyor falan yani bu baynağı öldüreceğiz diye. Konu o değil. Tam bir diktatör lider yani. Tam bir diktatör lider. Ben dolayısıyla onda şey olduğunu düşünüyorum zaten. Narsistik kişilik bozukluğu olduğunu düşünüyorum. Kaptan Ahab'da. Pek çok sorundan oluşan bir kombin var onda bence. Yani bence babasıyla falan da bir sorun olabilir.

Evet olabilir ya işin doğrusu hani dediğim gibi bunun böyle derinlemesine bir bakmak lazım çünkü hiçbir zaman o balina o balina değil zaten. Ayrıca sosyopat bir taraftan da. Evet. Balina, balina mı bir de? Yani şimdi Herman Melville yani bunun ne şeyde, minvalde acaba o balina nereye koydu? İnsan doğa çatışması aslında. Sadece o mu? Yoksa o balina vazgeçilemeyen ve kin güdülen ve bir türlü yenişemeyen bir iş, bir aşk mı, bir ilişki mi, bir anne baba ilişkisi mi? Yani ne gene? Vazgeçilmesinde... Gene ne? Hayır olan her şey temsil ediyor yani. Evet, yani zaten öyle sembolik bir yanı var diye düşünüyorum. Bu dediğim gibi kitabı daha önce her konuda düşünmüştüm, vazgeçebilmek konusunda hiç düşünmemiştim. Bunlar bana da yeni gelen fikirler. Üzerine biraz daha araştırma yapacağım. Büyük kitaplar insanın hayatının farklı evrelerinde, farklı açılardan yaklaşıp başka şekillerde okuyabildikleri kitaplar oluyorlar. Çok doğru.

Dolayısıyla bu kitabı öneriyoruz. Yani vazgeçemezsen... Bir ibret hikayesi. Neydi? Yedinci not defteri. Hani vazgeçemediğinde bir şeyden çok fazla tutunduğunda bir fikre de olabilir bu. Dediğim gibi neyden vazgeçmekten bahsettiğini bilmiyoruz ama... Bir fikre de çok fazla tutunduğunda o fikir sonunda seni yenebilir. Tıpkı Beyaz Balina'nın Kaptan Ahab'ı yenmesi gibi. Yenmek bile istemezken.

Bak bu da güzel. Ne muhatap olacak zaten balina, albino balina kocaman. Dünyanın en halis... Halis mucizesi yaratığı. En sakin yaratıklarıdır. Memelisi. Memeliler, yani balık bile değildirler onlar. Gayet kaliteli hayvanlardır balinalar. Allah'ın ahabıyla o muhatap olacak hali yok ya. Ahab gelip bir şey yapıyor. Zaten biraz böyle sonunda kazara ölüyor yani. Ahab hani böyle ip boynuna dolanıyor. Öyle suların altına şey kaçmaya çalışırken. Evet hatırladım sahneyi. Öyle çekiştiriyor. Neydi son söylediğim fikir? Yani bir şey, bir şeyin, fikrin seni yenmesi. Bunun üzerinde duralım. Hep beraber duralım. Sayın 7. not defteri de dursun. Biz de duralım. Yani bir fikre çok fazla saplandığın zaman o fikir seni yenebilir. Bu fikir her şey olabilir. Bu fikir politik de olabilir. İyi bir fikir de olabilir.

İyi bir fikir de olabilir ama seni delirtebilir. Bu şey gibi hani bir film vardı, Matematik Dehası Adam. Böyle Russell Crowe oynamıştı. John Nash Akıl Oyunları. Aaa bravo! Hemen de hatırladım, sen sen sen. Yani ondaki gibi hani sonunda adamın bir fikri ya bir buluşu ya bir yetenek. Bunlar da insanı gerçekten delirtebilir, yoldan çıkartabilir. Yani işte biraz önce sen de demiştin, yapışmamak lazım. Saplanmamak lazım. Saplanmamak lazım. Daha doğrusu işte vazgeçebilme icabında bilmek lazım yani. Bir şey söyleyeceğim. Ben bu konuşma esnasında bir şey fark ettim. Meğer ne kadar çok konuda önemliymiş vazgeçebilmek. İnan bana ben bunu fark etmemişim. Yani şu vazgeçebilmek denen kitabı yayın evi için satın aldım ben işte o kitabı. O zaman İngilizcesini okudum. O zaman bile bu kadar iyi anlamadığımı söyleyebilirim. Vazgeçebilmenin aslında ne kadar önemli bir şey olduğunu.

Demek podcastçilin böyle bir faydası var. Bize de fayda. Tabi ki. Hep karşıya değil. Kendimize de. Teşekkür ediyoruz dinleyicimiz 7. Not Defteri'ni. Evet bizi de aydınlattığı için. Bize de değişik şeyler düşünme şansı verdiği için. Şimdi künyeleri mi? Künyeleri ben bir söyleyeyim. Şöyle başlayayım, bakayım. Elizabeth Gilbert dedik. Ye, dua, et, sev. Pegasus yayınları 490 sayfa. Çeviren Zeynep Kumruluoğlu, Gamze Bulut. Vazgeçebilmek destek yayınları 231 sayfa. Ben bunun çevirenini bulamadım. İnternetten baktım. Kendim de hatırlamıyorum kime çevirtmiştik biz bu kitabı.

Fakat şunu söylemeliyim ki çevirisi zaten çok çok başarılı değildi. Sonradan hatta bir daha çevirildi. Belki de o yüzden bir karışıklık olmuş, yazılmamış. Üçüncü kitabımız Fatih Harbiye, Peyami Safa, Alkım yayın evi, 124 sayfa. O şeyde Moby Dick, Herman Melville, yani bunun çok fazla yayıncısı var. Hani seç, beğen, al. Ama ben her zaman böyle telifi düşmüş ve çok fazla yayın evi tarafından yayınlanmış kitaplar söz konusu olduğu zaman, bana çünkü çok soruluyor hangi yayın evininkini alayım, ben her zaman derim ki... Bilinen büyük bir yayın evinin muhakkak baskısını al. Tabii çevirisi güzel olsun diye. Bil bakalım ne oldu. Yapı kredi yayınlarından var Mobidik, Beyaz Balina. 736 sayfa çeviren kim? Sabahattin Eyüboğlu. Evet yani dolayısıyla... Haddinizi bilin. Herkes akıllı olsun. Yani şöyle mesela Sabahattin Eyüboğlu'nun Orhan Veli Kanık, Nurullah Ataç ve Melih Ceddet Ana ile birlikte çıkarttığı tercüme diye bir dergi var. Hani böyle bir güven veriyor insana.

Bunları tavsiye ediyoruz. Manimizi okumadan önce şunu söylüyoruz. Bize lütfen e-maillerinizi gönderin. Biblioterapy at podbimedia.com.

Ayrıca kitaplarla ilgili bilgiyi de açıklamalar bölümünde bulabilirsiniz. Linklerini de bulabilirsiniz. Lütfen oraya da bir göz atın. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasını inananlar için Biblioterapi şimdilik ne yapıyor? Bitiyor efendim. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)