Podcast

S1E7: Kız Gibi

Bibliyoterapi

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bibliyoterapi’nin bu bölümünde Aslı ve Tuna, kız gibiliğin şifasına dalıyor.

Aslı ve Tuna’ya [email protected] mail adresinden yazabilirsiniz.

Bölüm Künyesi:

Clarissa Pintola Estes - Kurtlarla Koşan Kadınlar,
Astrid Lindgren - Pippi Uzunçorap,
Ezgi Aksoy - Kız Gibi,
Halide Edib Adıvar - Mor Salkımlı Ev.

Bonus 1: Buket Uzuner - Su / Uyumsuz Defne Kaman’ın Maceraları,
Bonus 2: Emily Hughes - Özgür,
Bonus 3: Stephen Davies - Hilda ve …



See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.948 kelime · ~20 dk okuma

Dermanı Kitaplarda Arayanların Haftalık Podcast'ı BiblioTerapi'den herkese merhaba. Ben Aslı Perker. Ben Tunuk İremitçi. Muallim okuyabilir miyim? Tabii, buyurun. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için BiblioTerapi ne yapıyor? Başlıyor.

Merhabalar sevgili biblioterapi dinleyenleri. Tunacığım sana da merhaba. Merhabalar cümleten hoş bulduk. Şimdi hemen sorumuza geçiyorum. Benim özellikle çok sevdiğim bir soru oldu bu. Bir dinleyici sorusu.

Evet. Sevgili kitap terapisti, sekiz yaşında bir kızım var... ...ve onun güçlü bir kadın olarak yetişmesini istiyorum. Önerebileceğiniz kitaplar var mı? Hande Kaplan Avukat. Şimdi...

Transkriptin tamamını oku

Evet, güçlü bir kız yetiştiriyoruz. Evet, öyle dedin şey. Evet, Raki Balboa'nın müziği miydi o? Evet, tabii ki. Şimdi benim de çok önemsediğim bir konu...

Hatta senin de önemsemen gerekir. Çünkü senin de dört buçuk yaşında kızın var. Evet, kız babası ve kız annesi olarak burada bulunuyoruz. Bu yüzden de bu konuyu sevdik. Çok sevdik. Zaten benim hani doğduğu günden beri, hatta Leyla doğmadan önce aklımda olan bir meseleydi bu. Ben hamileydim, 8 aylık. Leyla'nın babasıyla beraber bir akşam yemeğine katılmıştık. Çok geç saatte geri dönüyorduk ve böyle dönüşte bir taksici yüzünden aslında konunun hiç bizimle alakası yokken, taksici yüzünden aramızda bir münakaşa başladı eve geldiğimizde.

Evde bu münakaşa başladı falan. Ben de o zamana kadar son derece şey olarak biliniyorum. Yani tartışmalarda yoğun ben, yoğun. Girmiyorum tartışmaya. Çünkü biliyorum çoğunun yüzeysel konular olduğunu ve birazdan geçeceğini. Öyle fazla efor sarf etmem tartışmaya. Fakat o gün yine boş, bomboş bir konu olmasına rağmen... Tartışacağını tuttu. Hayır, öyle değil. İçimdeki kaplan çıktı. Hatırlatıyorum, sekiz aylık hamileyim. Kükredin mi? Kükredim. Hatta belki tırmalamış bile olabilirim o karambolde. Her şey olmuş olabilir.

Bak dedim, ben bugüne kadar biliyorum tartışmalarda hep sessiz kaldım, alttan aldım, hani büyütmedim vesaire. Bu olabilir. Fakat ben şimdi dedim bir kız çocuğuna hamileyim, bir kız çocuğu dünyaya getireceğim. Ve bu çocuk bu eve girdiği andan itibaren artık sen bir söylersen ben de bir söylerim.

Çünkü ben çocuğumun şöyle yetişmesini istemiyorum, yani kızımın. Ya benim annem böyle hani yazardı, entelektüel bir kadındı, çok okurdu vs. ama böyle tartışmalarda hep geri adım atardı. Hayır, bu bunu söylemeyecek. Böyle bir imaj yaratmak istemiyorum.

Böyle bir rol model olmak istemiyorum. İstemiyorum, evet. O yüzden lütfen demiştim, buna çok dikkat edelim. Ama tabii alışkanlıklar o kadar kolay değiştirilmiyor. Maalesef bazı olaylar yaşandı. Şimdi şu, hani bu davranışa örnek ya...

Aslında ne okumalıyımdan ziyade okumalıyım önce. Eline kitabı alacaksın ve oturacaksın. Her ne olursa olsun mu? Okuyacaksın. Evet. Yani ben şunu yaptığımı biliyorum. Bazı kitapları İngilizce okumayı seviyorum ya. Ipad'den okuyordum. Fakat Leyla şimdi o zaman küçük. Benim elimde iPad'i gördüğü zaman anlamayacak onun oradan kitap okuduğumu. Zannedecek ki ben de açtım YouTube'dan, çizgi film seyrediyorum zannedecek ya. O yüzden ben alıyordum bir kitabı, büyükçe bir kitabı, açıyordum, ortasına iPad koyup oradan okuyordum. Gerçekten bunu yaptım, hem de çok kereler yaptım. Hiç böyle Tom Mix ya da Texas koyardınız ama iPad tamamen 21. yüzyıla hoş geldiniz olmuş. Evet ama yani çünkü çocuğun gözüne aslında ben o resmi sokmak istiyorum. Şimdi artık çok iyi biliyor mesela. Analog getirsin çocuk evet. iPad'daki oldu yemin ediyorum A kuşağı. Bırak eksiyezi bu A kuşağı oldu. Başa döndük artık değil mi? Dikiş dikiyor yani evet. Kurtlarla koşan kadınlardan bir alıntı yapabilir miyim? Bu kitaptaki malzeme diyor Clarissa P. Estes, Amerika'da bir yüngeyen bir psikanalist olan kendisi. Bu kitaptaki malzeme sizi cesaretlendirmek için seçilmiştir. Bu çalışma kendi içsel ufuklarında zahmetli yolculuklara çıkanlar dahil olmak üzere hem kendi yoluna gidenlere hem de dünya için zorluklara göğüs gelenlere destek olmak üzere sunulmuştur.

Şimdi Kurtlarla Koşan Kadınlar aslında feminist psikanalizin önemli kitaplarından biriydi ve çok sık referans gösteriliyordu yakın geçmişe kadar. Şimdi de öyledir belki bilmiyorum. Vahşi Kadının Gücüyle Temas kitabın alt başlığı da zaten. Evet. Kadınların içlerindeki doğal sese kulak vermelerini öğütleyen eser, kadının varoluşu ve toplumdaki yerini ele alırken kadınları kurtlarla özdeşleştiriyor. Şimdi bu mesaj çok aslında benim hoşuma giden bir şey. Hani bizim de şeydir ya, Türk'ün soyu kurttan gelir. Asena. Asena. Evet. Çünkü Estes şey yapıyor ya, kendi mitolojisinden, kendi kültürünün masallarından çok etkilenerek bunları yazıyor. Sonra dünyadaki bütün masalları ve mitleri uzanmış. Zaten Jungian olduğu için de kolektif bilinçaltıyla her zaman ilgileniyor. Ve evrensel arketipleri derlemiş, kadınlık üzerinden analiz etmiş. Kolektif bilinçaltındaki arketipleri ve kabulleri feminist bir bağlamda ne yapmış? Sorgulamış.

Çok güzel böyle bir kitabı, bir tasvirde bulundun. Çok güzel. Benim demek istediğim şu, bütün mitolojilerde aslında bir kadın, kadının vahşi yönü, içindeki o hayvani güç... Bunun çok kıymetli olduğunu savunuyor, evet. Evet, bu tabii ki çok kıymetli. Şimdi bu kitabı mesela okumak küçük kız çocuğu için çok kolay olmayabilir. Ama annenin zaten öncelikle okuması. Ve belki böyle bunu kendi süzgecinden geçirerek çocuğuna öyle masallar olarak anlatması lazım. Çünkü kitap kan revan içinde bir kitap. Yani bir yandan da hani bayağı böyle ağır kadınsal meseleler var içinde. Evet, yani anneye bir perspektif kazandırması açısından önemli olacak bir kitap.

Bu kitapla ilgili başka bir şey söylemeyeceksen buna çok benzer başka bir kitaba... Yani kadınları kurtlarla özdeşleştiriyor ve iki varlığı da böyle çok güçlü, yavruları ve eşlerine düşkün değişen koşulları ayak uydurmak zorunda kalan ve çoğunlukla da hakkı yenen, hor görülen, yanlış anlaşılan ve vahşi olduğu için de o içindeki vahşi güçten dolayı da Ataerkil sistemin korkarak ve bastırmaya çalışarak yaklaştıkları bir doğa gücü olarak aslında nitelenmiş. Biraz önce aslında hani onun üstüne mi aklına geldi de hemen söyledim bunu bilmiyorum da benim dedim ya hani içimden bir kaplan çıktı. Kaplan dedin kurt geldi aklıma. Atladım ve yani diyorum ya hani tırmalamış da olabilirim. Yani tırmaladım demiyorum. Ama yapmış olabilirim. Çünkü ben bir kadın olarak onu net olarak hissediyorum. İçimdeki vahşi gücün farkındayım. Özellikle de konu çocuk olduğunda. Kendi çocuğun olduğunda. Çok böyle hani dişlerimizi gösterebileceğimizi biliyorum. Bu illaki çocuğun başına bir şey gelmesi değil, çocuğunun iyi yetişmesi. İşte onun güçlü bir karakter görerek yetişmesi söz konusu olduğunda da olabilir. Yani ben orada da dişlerimi gösterebilirim.

ki öyle yaptım hani böyle hani şu an ellerimi yapıyorum tabi kimse görmüyor ama hani kedinin böyle tırnaklarına çıkması gibi Evet, gözüm de canlandı ve ürperdim. Biraz bana Buket Uzuner'in tabii Defne Kaman'ın maceralarını da hatırlattı. Yani o da kadının kalim gücüyle doğa arasındaki ilişki üzerinde durduğu için... ...biz Buket Uzuner sever bir podcast olduğumuzdan dolayı selam yollamayı seviyoruz üstada. Bir şey söyleyeceğim. Bu Estes'in yaklaşımı bana çok değişik bir şey düşündürdü. Kadınlar doğdukları günden itibaren aslında çok bedensel acıyı biliyorlar. Tamam mı? Yani... Biz işte regle oluyoruz. Ağrılı, sancılı oluyor. İlk gözlerin büyümeye başlaması gerçekten yine sancılı bir süreç. Ondan sonra en artık gözde görünen çocuk doğurmak. Doğurduktan sonra emzirme bölümü. Yani aslında bizde sonra menopoz. Bizde bayağı bir şey var. Hastalıkları katmıyorum bile işin içine. Tamam mı? Şimdi biz bu kadar acıyı çekerken... ...erkeklerin bedensel olarak...

Hiçbir şeyleri yok. Doğuyorlar, merhabalar. Ya şey, hep gidiyorlar. Bir tane uzantım var, ona da taktım kafayı, gidiyorum. Yani hani şimdi acaba bu yüzden mi biraz acı arayışında oluyorlar? Erkekler mi? Evet. Savaş mesela. Yani hani o kadar acıdan bir haberler ki, onun kötü bir şey olduğunu belki de anlamıyorlar. Evet, erkekler savaşı sever.

İşte acaba sebeplerinden biri bu mu? Erkek gibi hissediyorlar kendilerini çünkü. Ben askerdeyken bir gün bizim elimize silah vermişlerdi. O da boş bir tüfekti yani. Piyerli tüfeği. Birden herkesin yürüyüşü değişti. Gözümün önünde. Gerçekten böyle... Ben erkek oldum. Evet, sanki Vietnam komondosu gibi yürümeye başladı herkes. E tabii fallik de bir zaten obje olduğunu hep söylerler. Yani tüfeğin, silahın. Her şey öyle gerçi ama bu belki de hani ergonomik olarak... ...kullanışlı olan hep aynı penis şeklidir. Ondan da olayı olabilir bilmiyoruz ama... ...sembolizmde hani bu hep konuşulur. Evet, peki ikinci kitabımız çocukları o zaman şey yapalım mı?

Çocuklara söyleyelim. Birincisi çok anneler için ve böyle entelektüel bir şey oldu. Bir de 500 küsur sayfa bir kitap ama okuduğunuza pişman olmayacaksınız kurtlarla koşan kadınlara ki çoğu dinleyicimizin okumuş olduğunda eminim. Pipi uzun çorap. Şimdi bir şey söyleyeceğim. Ben şimdi ya diyorum falan. Nostaljik bir hisle söylüyorum. Ben Pip ve Uzun Çorabı ilk gördüğümde ekranda gördüm ben. Okumadım çocukken. Kitap olarak var mıydı bilmiyorum ama gösterildi. Ben şoka girdim. Ben allak bullak oldum. Grotesk çünkü evet. Ve ben çok korktum. Bu yüzden bile aslında okutulması lazım bu kitabın kız çocuklarına. Çünkü ben korktum. Çünkü sınırları olmayan bir karakter.

Ve tip de çok enteresan tabii. O da zaten şeyle alakalı yani tipinin öyle olmasının sebebi hiç ilk kapağını falan kitabın gördün mü? Gördüm, evet bugün bir daha baktım. Öyle tatlı bir tip ki yani böyle bir çorabı şey düşmüş, öteki çorabı nerede? Farklı renklerde çorap var zaten. Farklı renklerde, bacı açık, üstü başı dağınık falan. Baştan aşağı yani oluşturulmuş bir kız karakteri. Fiziksel olarak da güçlü bile. Tek eliyle atı kaldırabiliyor. Evet. Hırsızları yakalayıp başının üstünde taşıyıp bir tarafı atabiliyor falan. Yazarı yanlış hatırlamıyorsam kendi kızından yola çıkarak mı yazıyor? Kendi kızının sınıf arkadaşından yola çıkmış. Kızı uydurmuş bu ismi zaten bana uzun çoraptan bir masal anlat diye hastaymış kızı akciğer iltihabından yatarken bulmuşlar böylece beraber anne kız sonra da Astrid Lindgren kendisi bacağını kırmış yatarken de e bari ben bunları yazmaya başlayayım artık demiş ve böylece de bu klasik ortaya çıkmış çocuklar için

Yanlara doğru dimdik açılan iki örgü halinde havuç kırmızı saçlar, küçük patates şeklinde çilli burun, bembeyaz dişli büyük bir ağız, orası burası yamalı mavi elbise, biri yeşil, diğeri kavun içi uzun çoraplar ve omzunda maymunuyla ıssız köşkte yaşayan tek başına ana özgür bir kız. Tek yaşına şimdi mesela hani bu beni dediğim gibi yani korkutan bir şey olmuştu. Yok, anne yok, baba yok. Kendi başına yaşıyor, kendi kuralları var, kendi dünyası var. Annesi ölmüş, babası da korsan denizlerde kaybolmuş. Evet, o da yok. Evet. Ve hani böyle bu çok net hatırlıyorum. Yani böyle ağzım açık baktığımı ve ben bununla ne yapayım diye düşündüm. Bak işin doğrusu bu pipi uzun çorap kaldırıldığında yayından ben biraz rahatladım.

Gerildim, gerilmiştim yani. Yani ben bir de Anadolu'dayız o zaman, tamam mı? Biz işte Tahin'le falan geziyoruz ya. Anadolu'dayız, yani anlattığı şey bana o kadar uzak ki. Tamam, bizim aile içinde çok özgürlükçü bir yaklaşımımız var ama... ...ben toplum içerisinde yaşıyorum ve kurallara uyuyorum bir kız çocuğu olarak. Ve anlattığı şey bana korkutucu geldi, ciddi söylüyorum. Bak, ben bunu Leyla'ya okutmadım. Bu yayından sonra ilk işim Leyla'ya bunu okutmak. Buradan bir şifa umabiliriz yani. Tabii canım, yani çocuğa şunu demeyeceğiz. Çocuğum, yavrum, git omzuna bir tane maymun koy, tek başına evde yaşa demiyoruz da. Yani hayal gücün bu kadar özgür olabilir, bu kadar geniş olabilir. Hayal gücü üstüne bir şey olabilir. Bunun gibi aslında başka şeyler de var. Bak, biz bunu daha önce hani konuşmadık ama. Özgür Kız diye bir kitap var. Sen bence bunu Lerzan'a kesinlikle almalı ve okumalısın. O da taze kitaptandı.

Benim hayran olduğum ve Leyla'nın sürekli okuduğu bir kitap. O da böyle doğadan kopartılıp şehre getiriliyor. Doğada doğmuş, büyümüş hayvanlarla beraber. Hani bir çift acıyor buna, alıyor biz bunu ay yazık şehre götürelim falan diye. Kız orada şehirde çıldırıyor, diyor ki bu insanlar ne biçim insanlar? Bunlar ne biçim yemek yiyor? Bunlar nasıl yaşıyor? Çok sıkıcı buluyor onların hayatını. Doğaya dönmek istiyor ve dönüyor. Yani hani bunlar böyle çocuklara ya bir de özgürlük duyguları olsun. Tamam öyle hayal etsin, kaçacağını hayal etsin. Ne var yani? Pipi Uzunçarap'ın zaten çok kıymetli bir şey olduğu şuradan belli. Dünyanın her yerinde gericileri delirtmiş.

Muhafazakarları çıldırtmış. Bak onlardan biri de bendim. Gerici değil mi? Salak, 9 yaşında ama gerici olmuş, korkuyor.

Çünkü böyle bir çocuksu bir grotesk tarafı da var hatta. Astrid Lindgren demiş ki, gücü olan ama bu gücü kötüye kullanmayan bir insana duyduğum çocukça özlemi temsil ediyor demiş. Tabii doğru. Uzun çorap için. Doğru. Evet yani çünkü hani o maceranın içerisinde aklına kimseye kötülük yapmak gelmiyor. Ama belalı da bir taraftan. Korsan olup ortalığı duman etmek gibi hayalleri de var bir yedi zaman.

Ya aslında bak bu İsveçliydi değil mi? İsveç, evet. Bir yazarı. Şimdi fark ettim ki Hilda diye bir seri var. Belki biliyorsundur şey Netflix'te de dizi olarak var. Çizgi film yani çocuklar için. Bu Hilda serisinin üç kitabını mı çevirisini yaptım. Çevirirken bu kadar mı eğlenilir? Yani çocuk kitabı çeviriyorum bu arada.

...hahaha gülüyorum, Leyla'ya sesleniyorum, gel gel bak şunu dinle, çok komik değil mi? Şimdi fark ediyorum aslında çok pipi, uzun çorap ekolünde bir kitabı da. Çok etkilemiş, bir de feminist çocuk kitabı yazmak da çok enteresan bir kafa tabii. Yani çocuklara daha o zamandan bu vizyonu vermeye çalışmak. Bir de villa villakulla diye bir köyde yaşıyor işte İsveç'te. Ve köylüler devamlı bunu adam etmeye çalışıyorlar, evet. Yani sürekli geleneklere uygun davran, göreneklere uygun davran, sen ne biçim kızsın, nereden geldin, bu ne biçim saç, bu ne biçim çorap falan diye kızı sürekli böyle daraltmaya çalışıyorlar. Fakat kız... Hayal gücüne ket vurmayı ve bu geleneksel toplumsal rolleri kabul etmeyi reddediyor. Reddediyor ve tek başına bunların karşısında duruyor. Çünkü parası da var. Bir de altın sikke dolu bir tane küpü var. O para hiç azalmıyor. Nereden geldiği de belli değil o paranın. Dolayısıyla da kimseye tamah da etmiyor.

Helal be. Helal be. İşte Pipti ya. Biz de Yürü ve Pip biliyoruz yani. Pip bir ıssız köşkte, Pip bir korsan ve Pip bir cincin arasında niye de üç tane macerası var. O zaman dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için biblio terapi ne yapıyor? Devam ediyor.

Üçüncü kitabımıza geçelim. Evet. Üçüncü kitabımız aslında ilk kitaba çok benziyor. Estes'in kitabına çok benziyor. Onun Türk versiyonunu. Bakın çok iddialı bir şey söylüyorum. Bence bu kitabı okunmayan bir Türk kadını, annesi, genç kızı kalmamalı.

Kız gibi Ezgi Aksoy. Bu Estes'in kitabından farklı olarak hani Estes mitoloji, masal, toprak hikayeleri gibi bir şey anlatırken... ...Ezgi acayip güzel bir şey yapmış. Ben kitabı gerçekten çok büyük zevkle okudum.

Gerçek, çok güçlü kadın hikayelerini, var olan yaşamış kadın hikayelerini anlatmış. Ne bileyim, bu arada da kitabı yanlışlıkla yanında getiriyorum diye... ...kırmızı kapaklı Alper Canıgüz'ün kitabını getirmişim. Alper seni andı herhalde evet.

O yüzden aslında çok güzel alıntılarım vardı kitaptan okumak istiyordum ama şöyle anlatayım. Mesela Hindistan'ın en alt kastında doğmuş, büyümüş. Hani biliyorsun onlar böyle dokunulmazlar falan hani gibi kastları var. Orada doğmuş, büyümüş işte daha küçücük yaşta bir şeye satılmış, kocaya satılmış. Efendim ondan sonra defalarca tecavüze uğramış. Bir kadının daha sonra güçlenip kendisinin bir mafya lideri gibi olup... Bütün erkeklerin resmen kılıçtan geçirmesi hikayesi var. Tarantino filmi gibi. Tarantino filmindeki güçlü kadınlar filmlerindeki misali. Bunun gibi bir sürü hikaye var. Kitabın kaç sayfa olduğunu da tam hatırlamıyorum. 300-350 sayfa. Ben küçük bir alıntı yapabilirim istersen. Pakistan'ın aktivist Sabine Mahmut demiş ki... ...korku sadece kafandaki bir çizgidir.

O çizginin hangi tarafında duracağını seçebilirsin. Bravo! Ama çok güzel yani şöyle söyleyeyim sen bunu herhalde... Nasıl fena değilim değil mi? Evet, evet. Girdin mi gözüme? Girdim. Çünkü bu da benim en sevdiğim kitaptan, laflardan biri. Gerçekten öyle. O yüzden Hande Hanım'ın da, bence diğer annelerin de bu kitabı hem okuması gerekiyor... ...hem de gerçekten bir noktadan sonra bence genç kızlara... Sanıyorum 12 yaşından itibaren, bunlar çünkü 12 yaşında artık her şeyi biliyorlar zaten.

Bunlar... Suya götürürler, susuz getirirler diyor. Dış dünyada her şeyi görüyorlar, biliyorlar, duyuyorlar belki daha bile önce. 12'den itibaren son derece rahatlıkla, içimiz rahat bir şekilde okutabileceğimiz bir kitap oldu. Hem de aynı zamanda dış dünyayla temas ettiği zaman kafasında oluşacak sorular ve belki de... Çok güzel, bravo. Canının acımalarına karşı da bir şifa olabilecek kitaplar bunlar. Ben bir de kendimden de yola çıkarak şöyle düşünüyorum. Yani kendi küçüklüğümden yola çıkarak şöyle düşünüyorum. Bazı kitapları çok böyle yaş kaygısı duymadan... ...biraz erkenden de okuyabiliriz, okutabiliriz, verebiliriz. Yani bizim küçüklüğümüzü hatırlarsan biz gitmişiz deli gibi bütün klasikleri okumuşuz.

Anladık mı? Allah aşkına ya sen, Savaş ve Barış. Yani küçükken ben okudum ben. Ne anladım ondan? Bunlar zaten her 10 yılda bir okunması gereken kitaplar. Çünkü her defasında başka bir kitap haline geliyor. Ama şöyle bir şey var, muhakkak bilinç altında ya da işte bilinç dışı deniliyor şimdi ona. Oraya bir şey giriyor, orada bir şey kalıyor. O yüzden aslında çok... Yok da böyle, bu şey hani yeni biz jenerasyon anneler, ay kaç yaş o? Kaç yaş arttı? Falan bunu çok gözetiyoruz. Bazen ben diyorum ki, biraz böyle bizim yılların, bizim büyüdüğümüz yılların taktikleri kullanılabilir. Biraz bırakınız yapsınlar. Ezgi Aksu'nun bu kitabının ismi bana bir şey hatırlattı. Always'in Like a Girl diye bir kampanyası vardı. Always markasının. Kız gibi. Bir takım yetişkinlere, yani yetişkin kadın ve erkeklere böyle diyorlar ki videoyu YouTube'da seyredebilir isteyenler. Çok duygulandırıcı bir şeydi gerçekten de. Bir tane genç kadına soruyorlar, kız gibi koş bize diyorlar. Böyle koşan kız taklidi yaparak koşuyor. Kız gibi koş diye bir erkeğe söylüyorlar. Erkek böyle kırıta kırıta alay eder gibi koşuyor falan. Sonra 10 yaşında kızlar geliyorlar. Aa çok güzel. Ve onlara soruyorlar kız gibi koş diye ve işte o zaman görüyorsun kız nasıl koşar. Oo çok güzelmiş bunu bilmiyordum. YouTube'da var Always'in Like a Girl kampanyası. Kız gibi koşmak ne demek diye soruyorlar kızlardan birine. Tabii ki elinden geldiğince ve gücünün yettiğince en hızlı şekilde koşmak. Çok güzel. Hiç düşmemişler bak tuzağa hiç düşmemişler yani. Evet.

Belki de Ezgi bundan şey olmuştur, ilham almıştır bilmiyorum ama. Çünkü ilham alınası bir şeydi. Gerçi ondan ilham almadıysa bile zaten aklın yolu birdir. Kitabın bu arada kapağı da çok güzel. Hakikaten bakmaya doyamıyorum kapağına. Gelelim bir sonraki kitaba.

Türk Edebiyatı'na mı uzanıyoruz yoksa? Yani Türk Edebiyatı'nın geçmişine uzanıyoruz. Şimdi ben zaten bu kitabı tavsiye etmek için yer ararım. Bu benim olayım. Ben nereye de bir söyleşeye falan katılsam bu kitabı böyle... Allem ederim, kallem ederim diyorsun. Lafı ben buraya getiririm. Tamam mı? Halide Edip adı var. Mor Salkımlı Ev.

Benim en sevdiğim kitaplardan biri şu hayatta kaç kez okuduğumu bilmiyorum. Kendime okuduğum gibi bir de bir yaz babamı ele geçirdim. Karşılıklı böyle oturduk sahile gidiyorduk. Böyle şezlongları birbirine çeviriyorduk. Suratlar birbirini görecek şekilde. Kitabı ona okuyordum bir de.

Ne şanslı babalar var. Sen de bir tanesi olursun diye düşünüyorum. Şimdi şöyle bir önemi var. Bir kere Halide Edip Adıvar'ın çok küçüklüğünden başlıyor. Beş yaşından falan başlayarak anlattığı, hatırladığı kadarıyla hikayesi. Bu bir günlük. 1918'e kadar. Zaten 1918'den sonra Türkün Ateşli İmtihanı anıları var. O bildiği mücadele yılları. Çocukluğumdan 1918'e kadar olan dönem. 5 yaşında falan başlıyor ve çok gerçekten çok böyle yürek burkan içini böyle... Bir alıntı yapabilir miyim? Yap tabii. İçimde mor salkımlı bir ev var diyor. Beşiktaş taraflarında idi. Çocukluğum o evde geçti. Gittim, aradım, bulamadım. Yanmış. Onu yazacağım.

Bak ben gerçekten bunu ne zaman okusam benim gözlerim doluyor. Ben çok kötü oluyorum. Şimdi de bak bir doldu. Bu kadar mı naif söylenir ama onu yazacağım. Onu yazacağım diyor. Mükemmel ve gerçekten o böyle Halide Edip'in o büyüdüğü ev, o evin içindeki o karanlık hal. Çünkü annesi hasta, babası sürekli işe gidiyor, geliyor. Çocuğu yazar yapmak için her şey hazır yani. Gerçekten ve böyle sonra annenin ölümü, o bembeyaz suratı, Halide'nin yalnız kalışı.

Tabii ki hani şeyleri var. Sonra bir işte babasının yeni eşinin gelmesi. Böyle şeyi görüyorsun yani Halide Edip adı var artık. O olmaktan çıkıyor. O müthiş karakter, o edebiyatçı, o işte ikon olmaktan çıkıyor. O minik Halide'yi görüyorsun ve çok fena içine işliyor.

İstanbul'la ilgili de çok güzel anlattığı şeyler var. Yani o İstanbul'un sokakları, o bir işte Beşiktaş'taki ev, eve gelen işte bazı elemanların yemekleri, yapış şekilleri vesaire öyle detayları da çok güzel var. Halde Edip Adıvarı'nın yani Mors halkının evini bence yine her Türk okumalı. Sorsana, niye sormadın sen bugün? Hiç sıkıştırmadın beni. Bundan ne şifa arıyorsun? Tamam diyecektim. Lafı ağzımdan aldım. Yani güçlü bir kız yetiştirmek isteyen anneler, annelerimiz bu kitapta nasıl bir şifa bulacaklar?

Halide Edip Adıvar'ı bulacaklar. Halide Edip Adıvar ne kadar güçlü bir karakter. Ondan hala şifa mı olur? Kesinlikle. Ondan hala şifa mı olur? Her şeyi zamanın ötesinde yapabilmiş bir karakter. Şimdi şöyle, Halide Edip'i çok eleştiren de vardır. Hatta benim evde bir tane New York Times'dan çıktısını almıştım. 1922 yılında Halide Edip'le ilgili yayınlanan çok böyle...

İnanılmaz, eleştiren bir yazı var. Evet, Robert Kolej'de... Robert mi o zaman? Amerikan mı? Neyse. Üsküdar Amerikan belki de. Şu an hatırlayamıyorum. Halide onu da okuyor. Oradaki alt sınıftan bir kız. Diyor ki, ben size anlatayım Türk jandarkını. Çünkü daha önce Halide ile ilgili böyle bir makale yayınlanmış.

Türk Jandarkı diye, orada çok övülüyor falan filan. Bu kız da diyor ki, bir de diyor, ben size anlatayım, o diyor, Türk Jandarkı nasıl bir şeydir, diyor. Mesela böyle çok eleştirdi. Ama yani siyasi şeylere bulaşan sanatçı eleştirilir. Evet. Onu zaten göze alacaksın. Yani senin sanatçılığın ne kadar yetkin, ne kadar iyi yazarsın, ne kadar iyi... Sanatçısın falan. Bunlar birden önemsizleşir. Senin o günkü dandik bir siyasi mesele hakkında ettiğin laf birden öne çıkar. Bugün Twitter'a yazsaydı da aynı şey olacaktı. Zaten bir de şöyle bir şey var. Şimdi hani arkasından böyle çok birbirine tezat kaynaklar, fikirler olduğu zaman şimdi orada karar vermek çok güç. Çünkü yani hani kendini savunabilecek bir hali de yok. Evet.

Halide derken yani, Hali-de. Evet, genelde ölmek yazarlar için büyük bir avantajdır. Kısmetse biz de öleceğiz yani. Yani darısı başımıza inşallah. Çünkü öldükleri zaman yazarlar, yazdıklarıyla okur arasından çekilirler. Oh şükür. Ve oh şükür bir söz vardır, insan ancak öldüğü zaman yazar olur diye. Efraim Kişron'un ünlü İsrailli mizahçı. Böyle bir avantajı var ölmenin yazarlar için. Tabi dezavantajı da siyasi konularda kendilerini savunamıyorlar artık. Yani nasıl geçen bölümlerde Refika Ali Karay'ı öyle andık. Ya ben onu yaptım ama sorun bakalım niye yaptım diyemiyor artık yazar tabi. Şimdi Halide Edip adı var da onu diyorum yani siyasi kimliğini belki eleştireceğiniz yanları olur falan onu çıkartın. Çok güçlü bir kadın karakter. Ve bundan 100 yıl önce yaşamış bir kadın karakter bu ülkede, bu topraklarda. Ben hep şunu söylerim, böyle karşıma hani böyle... ...bir kadın çıktığı zaman, ya ben de yapacaklarımı işte yapamadım. Annem izin vermedi, babam izin vermedi, öyle olmadı böyle. Yok, öyle değil. Yani bu ülkede Halide Edip adı var. Çok cesur adımlar atabildiyse... ...sen de yapacaksın. Atılabiliyor demektir. Atılabiliyor, sen de yapacaksın. Bu senin boynunun borcu. O yüzden okunması gerekiyor. Üstad, Selimi'lere bir son sözü yazmış en son can yayınlarından yapılan baskıya.

Mor salkınlı ev yakın tarihimizin ruhi iklimini anlamak, kavramak ve o iklimde yaşamak açısından eşsiz bir anı kitabıdır." diyor. Ya bak gördünüz mü? Sayın Selim Bileri Hocam. Selim Bey öyle diyorsa? Öyledir. Bize dinlemek düşer. O zaman künyeleri ben bir vereyim bakalım. Evet güçlü bir kız yetiştirmek isteyen anneler ve babalar da neden babalar olmasın? Ama tabii birinci derecede anneler. Ya soruyu soran hani Hande Hanım da o yüzden böyle dedik ama evet doğru. Yani şimdi artık günümüzde babalara çok görev düşüyor.

Büyümekte olan kızların yaralanmaya açık, hassas ve dünyayı tanımaya çalışan bu kızların... ...şifa niyetini okuyabilecekleri kitapları paylaşmaya çalıştık. Evet. Neydi bunlar? Bakalım. Bir dakika, şeyi söylesene. Senin kızının söylediği bir şey var ya, benim çok hoşuma geliyor. Dünyanın en feminist bakış açısı herhalde. Hangisi? Babalar evde... Ha, anneler işe giderler, babalar evde oturur, kızlarıyla oyun oynar. Bence bu bir manifesto. Beni işsiz güçsüz sanmasından da kaynaklanıyor olabilir tabii.

Ama çok güzel yani böyle bakıyor olmasının çok böyle normalleştirilmesi... ...sizin bunu bu kadar güzel karşılıyor olmanız... Ben de itiraz etmedim zaten, evet öyle dedim. Tamam. O zaman geldik künyemize. Kurtlarla Koşan Kadınlar, Clarissa Pinkola Estes. Ayrıntı yayınları 544 sayfa.

Çeviren Hakan Atalay. Kurtlarla koşan kadınların şöyle bir şeyi de var. Vahşi kadın arketipine dair mit ve öyküler diye alt başlığı var. Not düşelim. Pippi Uzun Çorap, Astrid Lindogen mi bu? Nasıl okunuyor? Linden. Linden diye mi okunuyor? Peki. Pegasus Çocuk Yayınları 424 sayfa. Çeviren Ali Arda. Bu 424 sayfa 3 kitap seti olduğu için. Evet, hatta kutu olarak onu çok şık bir kutuyla basmışlar. Evet, Kız Gibi, Ezgi Aksoy, Kara Karga yayınları. Mor Salkınlı Ev, Halide Edip adı var. Can Yayınları, 343 sayfa. Her zaman dediğim gibi bu kitaplarla ilgili bilgileri ve linkleri açıklamalar bölümünde bulabilirsiniz.

Ve lütfen bize e-maillerinizi, mesajlarınızı, sorularınızı ve görüşlerinizi elbette biblioterapi.podbimedia.com adresinden gönderin. Çok teşekkür ediyoruz. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için Biblioterapi şimdilik ne yapıyor? Bitiyor.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)