Podcast

S1E9: Hiwell ile 8 Mart Özel: Özgür Kız

Bibliyoterapi

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bibliyoterapi‘nin bu bölümünde Aslı ve Tuna, online terapi platformu Hiwell ile bu güçlü haftaya özel; kadın varoluşumuza nasıl bir güçle ve şefkatle yaklaşacağımızın dermanını arıyor.

Bu podcast, Hiwell hakkında reklam içerir.

Hiwell'e üye olurken kullanabileceğiniz BIB15 kodu ile bu hafta boyunca %15 indirim fırsatından yararlanabilirsiniz.

Aslı ve Tuna’ya [email protected] mail adresinden yazabilirsiniz.

Bölüm Künyesi:
Yaprak Zihnioğlu - Kadınsız İnkılap,
Simone de Beauvoir - Kadınlığımın Hikayesi,
Simone de Beauvoir - Genç Kızlık Çağı,
Harriet Lerner - Dans Eden Benlikler & Kadınlar İçin Kilit İlişkilerde Cesur Değişimler Rehberi,
Maya Angelou - Kızıma Mektuplar.
Bonus 1: Aslı Perker - Vakit Hazan,
Bonus 2: Simone de Beauvoir - İkinci Cinsiyet,
Bonus 3: Nezihe Muhiddin - Benliğim Benimdir,
Bonus 4: Simone de Beauvoir - Bir Genç Kızın Anıları.
See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

5.042 kelime · ~25 dk okuma

Dermanı Kitaplarda Arayanların Haftalık Podcast'ı BiblioTerapi'den herkese merhaba. Ben Aslı Perker. Ben Tunuk İremitçi. Malum okuyabilir miyim? Tabii, buyurun. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasını inananlar için BiblioTerapi ne yapıyor? Başlıyor.

Merhabalar sevgili BiblioTerapi dinleyenleri. Bu bölümümüzde sizlere ve bu güçlü haftaya özel bir soru seçtik. Sorumuzu bu bölümümüzün destekçisi bünyesinde farklı ekollerden çok sayıda uzman psikoloğun sizlere online destek vermeye hazır olduğu terapi platformu HiVer'le cevaplayacağız. Hayvel'in amacı, ihtiyaç duyduğunuz destek için bünyesinde bulunan en uygun terapistle sizleri eşleştirmesi. Hayvel'e üye olmadan sizler için hazırlanmış sorulara verdiğiniz cevaplarla sizi en uygun terapistle eşleştiren Hayvel ardından eşleştiğiniz terapistle 15 dakika ön görüşme imkanı veriyor. Anlaşırsanız ne mutlu ama aklınızda bir soru işareti kalırsa bu işlemi hiçbir ücret ödemeden tekrar yapabilirsiniz.

Hayvel'deki terapi seanslarınız kayıt altına alınmadan, gizliliğinize ve paylaşımlarınızın mahremiyetine son derece hassasiyet gösteren altyapı ekibiyle internet üzerinden video görüşmeler şeklinde gerçekleşiyor. süreçte aklınıza takılan soru veya sorunlarınızı HiVal'e danışan destek hattından her zaman ulaştırabilirsiniz. Siz de kendiniz için böyle bir destek eli düşlüyorsanız, HiVal App.com adresinden web sitesini ziyaret ederek veya HiVal Mobile uygulamasını telefonunuzu indirerek HiVal'e mail adresinizle kolayca üye olabilirsiniz.

Transkriptin tamamını oku

Tabii çok güzel çünkü şöyle bir terapi seansı için şöyle denilir Tuna. Aslında terapi psikologunu aradığın zaman telefonda bile başlar. Hani arıyorsun randevu almak için ya. Evet. Tabii direkt psikologunla konuşmuyorsun, terapistinle konuşmuyorsun. Onun bir sekreteri oluyor, onunla konuşuyorsun.

Aslında terapi orada bile başlıyor. Bilmiyorum hiç bunu hissettin mi, denedin mi, gördün mü ama ben mesela biliyorum. Gerçekten bazısından o kadar güzel bir enerji alıyorsun ki yani o sekreterle konuşmandan enerji dediğim şu mambocambo değil. Yani gerçekten sorması gereken soruları soruyor sana. Doğru yerde olduğunu hissediyorsun. Ben genelde asistanlarla konuşurken daha çok gerilirim.

Bak işte gördün mü? Demek ki orada zaten bir sorun var. On beş dakikalık görüşmeler dediği Highwell'in. Çok önemli bir şey. Yani içine sinirini bulman için bu zaten aslında çok önemli. Yani biz gidiyoruz, hadi diyoruz. Biri önermiş oluyor. Kalkıyoruz, gidiyoruz. Önce konuşmayı yapıyoruz. Çok da içimize sinmiyor. Gergin oluyoruz. Gidiyoruz. Aslında olmuyor ve ona devam ediyoruz. Aslında öyle olmaması lazım. Highwell'in bu bakımdan benim çok hoşuma giden bir yanı var. Gerçekten çok faydalı.

Evet, sorumuza geçelim mi o zaman? Geçelim, evet. Çok sert bir soru. Kazık. Haydi hayırlısı. Evet. Sevgili Biblio Terapi, tefim hazır, düdüğüm hazır, geliyor 8 Mart.

Sizlere de bu kutlu gün için bir soru sormak isterim. Kendimi arayışımda eminim uzun yolum, yıllarım var. Terapiye yeni başladım. Geçen hafta yedinci seansımdı. Hissiyatım kendi kuyruğumu yiyormuşum gibi. Düşünüyorum. Bu kadın varoluşumuza, belki insanlığımıza, cinselliğimize, kimliğimize nasıl bir şefkatle yaklaşmamız gerek? Ne dersiniz sevgili Biblioterapi? Bana özgür kız diyebilirsiniz. Şimdiden bir gün değil, her gün için dünyadaki tüm kadınların kadınlar günün

kutlarım. Evet, diyoruz. Şimdi şöyle, bu benim için çok heyecanlı bir bölüm, çok heyecanlı bir soru, çok heyecanlı bir bölüm. Hazırlanırken şunu fark ettim Tuna, aslında hayatım boyunca sanki bu programa hazırlanmışım gibi. Yani bu konuya, hani yıllardır, her yıl 8 Mart oluyor değil mi? Ama ben nedense bu yıl çok yoğun hissettim bunu ve sanki hep bunun için hazırlanmışım. İşte ne bileyim vakit hazanı, Yazarken orada benim çünkü Handan diye çok genç bir kız karakterim var, baş kahramanım o. Onu çalışırken mesela aslında en azından Türk ve Osmanlı tarihindeki... ...feminizmin dibine kadar inmişim. Var çünkü bu şimdi şaşırtacağız belki biraz dinleyenleri Osmanlı'da feminizmi vardı diye. Konuşacağız bunları. Çok heyecanlıyım o yüzden. Evet Nezihe Muhittin'i hatırlamıyorum diye bana kızmandan belliyiz zaten.

Şaka bir yana, çalışırken en çok şey öğrendiğim bölüm bu oldu benim de. Ay ne kadar güzel, çok memnun oldum. Hemen başlayalım istersen o zaman. Ya şimdi şöyle, önce bu sorunun altyapısına şöyle bir bakacak olursak... Hani yedinci terapimdeyim diyor, kendime şefkatle davranmak diyor. Yani bir kadın kimliği var burada, adı Özgür Kız.

Belli ki bunun araştırması devam ediyor. Yani bulmuş değil. Hiçbirimiz zaten hemen öyle bulamıyoruz. Ben 47 yaşındayım, bilindiği üzere. Yeni yeni belki bulmuş olabilirim diye düşünüyorum ki daha değişiklikler yaşayacaktır. Yani kendi kimlik arayışımız çok önemli. Bunu bence gerçekten terapi odasında yapmak, bilen biriyle yapmak daha da önemli.

Zaten hani bu biblioterapi yazdığım köşede ben hep şunu söylüyorum. Muhakkak gidin bir uzmanla görüşün. Yani biz burada evet kitapları öneriyoruz vs. ama bazı derin konularda kendinizi gerçekten sıkışmış hissettiğiniz konularda muhakkak bir terapist görün. Bu öyle bir konu. Yani çünkü kadın kimliği maalesef çok sıkışmış.

sıkıştırılmış, bilerek. Üzerine çıkılmış, tepinilmiş, ezilmeye defalarca çalışılmış bir mesele. O yüzden aslında böyle bir adım atıyormuşuz gibi oluyor, sanki ilerlemişiz gibi oluyor. Bir bakıyoruz, hayda, yine 50 yıl geriye düştük.

Bak şimdi aklıma geldi, yani şuradan aklıma gelmişti. Simone de Beauvoir'dan da konuşacağız bu bölümde. Simone de Beauvoir ikinci seksi, yanlış hatırlamıyorsam 1949'da mı? 1949. 1949'da yayınlıyor ikinci cinsiyeti. Ve mesela 1975'te verdiği bir röportajda diyor ki, maalesef 25 yıl geçti işte kaç yılsa hiçbir şey değişmedi. O zaman diyor bir şey olmuştu, bir sarsıntı olmuştu. Herkesler buna kızıyor, bağırıyor, çağırıyor falan. Hani bu bir şeyi değiştirecek zannettim diyor, yine değişmedi. Çünkü dış etkenler çok önemli.

Ne kadar yol alırsak alalım bizi geride tutacak bir şey oluyor. Mesela pandemi. Birleşmiş Milletler araştırmasına yayınladı bunu göre. Kadın hakları geçtiğimiz pandemide iki yıl içerisinde 25 yıl geri gitmiş.

Alınan haklar, 25 yıl geriye gitmiş. Hep işte bizi böyle... Biz hani böyle bir açılıyoruz, gidiyoruz, bir tür kampanyalar, metullar, bir şeyler, bir şeyler, bir şeyler... Hepsi birbirini destekliyor. Hop! Bir pandemi geliyor, bizi geri geri çekiyor. Bir dünya savaşı geliyor.

Hadi bizi gene geri çekiyor. Hiçbir bahane kaçırmıyorlar yani. Hiçbir bahane kaçırılmıyor ama neyse şimdi gel istersen Nezihe Muhittin'den konuşmaya başlayalım. Birinci kitabımızla başlayalım. Unutturulmuş bir kadın. Tabii işte mesela hem de nasıl unutturulmak sanki hiç yaşamadı. Mesela biz Türkiye'de bir adından bahsederken hiç Nezihe Muhittin'i konuşur muyuz?

Hayır konuşmayız. Ben şöyle bir öğrenmişim vaktiyle ondan sonra unutmuşum gene. Yani sen bu kitabın üzerinde duralım dediğin zaman tekrar araştırmaya başladım. Araştırdıkça mahcup hissettim kendimi. Aynı zamanda da hayret ettim nasıl böyle bir kadın unutturulmuş olabilir diye. Yani ilk kadın halk fırkasını aslında kuruyor. Düşün, bunun için bir girişinde bulunuyor. Ve bu yeteri kadar... O zaman kadınların henüz oy hakkı olmadığı için partiyi de kuramıyorlar. Şimdi kimdir Neziha Muhittin diye kısaca baktığım zaman... Bir kere kandillili bir iyi aile kızı. Yani orta sınıftan gelen, çok iyi eğitim görmüş. Gerçek bir entelektüel.

İkinci meşrutiyet döneminde yayın hayatına girmiş, fikirleriyle göze çarpmış, polemiklere girişmiş, Cumhuriyet'in kuruluş döneminde kadınlardan beklenmeyecek taleplerde bulunmuş, dönemin iktidarıyla ters düşüncede umutturulmuş, susturulmuş, aşağılanmış, değersizleştirilmiş, toplumdan dışlanmış ve sessizleştirilmiş bir kadın. Ve zaten sessizlik içerisinde aslında biraz da dertle ölüyor yani. Nezihe Muhittin, Cumhuriyet'ten çok önce başlıyor kadın hareketine. Benim Benliğim diye zannedersem bir kitabı var belki sizin notların arasında vardır. Ben buraya yazmayı unutmuşum. Orada mesela kadın cinselliğinden inanılmaz şeyle bahsediyor. Yani rahatlıkla bahsediyor.

Tabii o zaman için çok şok edici haller bunlar. O zamanın kadın dergileri var. Mesela kadın dünyası var. İnci var. Bunların hepsinde Nezihe Muhittin var. Ve dediğim gibi evlilik müessesesinin yanlışlıklarından bahsediyor. Kadın cinselliğinin yanlışlarından bahsediliyor. Kadınların ikinci sınıf vatandaş olarak görülmesinden şikayetlerini söylüyor.

Yani o dönem için aslında hiç olunmadık şeyler değil. Çünkü şöyle o dönem zaten çok güzel bir kadın hareketi var Osmanlı'da. Diziyi Muhittin başı çekenlerden biri. Şimdi yaprak zihni oldu zaten yazarın adını da zikredelim burada. Bu kitaptan öğrendiğimiz en enteresan şey zaten Türk kadınına bütün hakları yukarıdan bahşedilmiştir. Onlar hiçbir şey yapmadan aman efendim bu haklara sahip olmuşlardır. Mitini aslında alaşağı eden ve Türk kadının ne kadar eski zamandan beri bir hak mücadelesi içinde olduğunu ve bu hakların hepsini aslında kopara kopara kadının kendisinin aldığını. Açığa çıkaran bir kitap olması açısından çok önemli. Kitabın adını söylemedik bu arada onu söyleyelim de Kadınsız İnkılap Nezihe Muhittin kitabın adı. Daha sonra Künye'de de vereceğiz. Yani bu kitap evet çok güzel anlatıyor. Nezihe Muhittin nezdinde Osmanlı Kadın Harekatı'nın detaylarını da çok güzel anlatıyor. Bu Cumhuriyet'in ilk dönemindeki.

Evet. Gerçekten okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Bunu soracak mısın? Şifa nerede diye yoksa? Şunu söyleyeceğim. 20 kadar romanı var Nezihe Mühittin'in. Çünkü sosyal ve politik alanından dışlandıktan sonra dönemin iktidarı ile ters düşüyor. Dönemin iktidarı ile ters düşüp bu yalnızlaştırıldıktan ve dışlandıktan sonra edebiyata veriyor kendisini. 20 kadar romanı var. 300'e yakın öyküsü var. Kadın Yolu diye bir dergi çıkarmış. Siyasi faaliyetlerde bulunmuş.

1927'den itibaren fakat unutturulmuş kendisi ve bu kadar verimli de bir entelektüel olmasına rağmen unutulmuş olması gerçekten tarihin ne kadar bazen acımasız ve haksız olduğuna dair bir örnek gibi geldi. Hayır bu işte biraz önce söylediğim şey bu yani... Bağımsız düşünen bir kadın çünkü kendisine verilen rolü kabul etmiyor. Ben kendi rolümü kendim olurum arkadaş dediği için bir taraftan da o zamanın Meclisinde bile kadınlar milletvekili olmak istediklerinde o zamanın milletvekilleri alay ediyorlar onlarla. Ne olacaklar canım? Günün tayyör modasını mı tartacaklar meclise gelip bunlar diye? Halbuki çok ciddi konuları konuşuyorlar. Tabii muhtemelen o erkekler o dergileri okumuyor. Kadın dünyasını yahut inciyi falan okumuyor.

Çünkü çok tabii enteresan o dergilerin kapaklarında galiba 1922'ye kadar falan hep böyle batılı kadınların fotoğrafları kullanılıyor. İçeride işte pudra reklamları vesaire var. Hani konular hep öyle zannedilmiş olabilir. Halbuki içeride çok ciddi konular konuşuluyor. Üstüne üstlük bilmem kimin kızı atıyorum Nezihe yerine. Artık kendi ismini kullanmış. Çünkü ilk başlarda bu dergilerde hep birinin kızı olarak geçiyorlar. Artık bu dergilerde yavaş yavaş kendi isimleriyle makalelere yayınlanmaya başlıyor. Bu da çok önemli tabii.

Fatma Gül Berktaş'ın bu kitap hakkında söylediği bir sözler var. Ben onu da aktarmak istedim. Geçmişte yaşananlar, çekilen acılar ve harcanan çabalar belleklerden silinip gidiyor. Ve bizler, kadınlardan bahsediyor, hep çocuk kalmaya mahkum oluyoruz.

İşte bunun içindir ki kadınların kendilerini tarihe yazmaya, geçmişi araştırmaya, başka kuşakların mücadeleleriyle bağlar kurmaya ve kendilerinden esirgenmiş olan bilgi ve birikime sahip çıkmaya ihtiyaçları var. Bu yüzden de Kadınsız İnkılap kitabının okunmasını salık veriyor Yaprak Zihnoğlu'nun. Çünkü sonra Türk kadınlar birliğine dönüşüyor ya kadınlar halk fırkasının kurulmasına izin vermediği zaman 13 arkadaşıyla beraber kuruyorlar bunu ve en büyük isteği inkılabın yani cumhuriyet inkılabının kadınlarla beraber kadın haklarıyla beraber gerçekleşmesi ama inkılap kadınsız gerçekleşmeyi tercih ediyor. Ve bu hep böyle yani dünya hikayesinin... O dönemin aslında bütün ülkelerindeki rejimler gibi... O dönem değil, her dönem. Bugünle aynı şey. Zannetme ki bir şey değişti. Hiçbir şey değişmiyor. Dediğim tam olarak bu. Şimdi mesela bu Özgür Kız Rumuzlu dinleyicimizin gerçekten bu kitabı okuması gerekiyor. Bu tarihi bilmesi gerekiyor. Şunu çok iyi görmesi gerekiyor. Her siyasi görüşten kadının bence bu kitabı okuması lazım. Tabii tabii canım. Kendisine en ilericiyim ben diyenin de, kendisine en muhafazakarım efendim diyenin de... Bu kitabı okuması ve aslında hangi aynı dertlerden erkekler ve kadınlar olarak müzdarip olduğumuzu görmesi gerekiyor. Nasıl unutturulduğunu.

Unutturulmuş bir insanın hikayesi yani. Sadece bu kadın değil, kadın haklarının nasıl sürekli unutturulduğunu anlaması gerekiyor. Ve bugün yapılmaması için elinden geleni yapması gerekiyor. Yani konu bu. Sürekli bunu hatırlamamız gerekiyor. Bu şey gibi ya, soykırımları unutturmamak gibi bir şey bu. Evet. Hani çünkü unutursan yine başına gelebilir, yine başına gelebilir. Fakat kadınlık meselesinde tabii şöyle bir dert var. Unutmak zorunda kalıyoruz biliyor musun? Çünkü bizim başımızda çok iş var. Çok aslında pratik yerlerden konuşmak lazım bence. Çok böyle teorik konuşunca havada kalıyor bazı kavramlar. Efendim işte mesela bana göre hani Simone de Beauvoir illa ki ben çok bahsedeceğim. Oraya doğru geçeceğiz galiba. Sürekli araya gireceğim tabii. Çünkü mesela Simone de Beauvoir çok böyle teorik konuşur. İşte aynı zamanda Komünist Parti üyesidir ama oradan da çıkmıştır. Marksizm, zebalar, feminist hareketi hepsini birbirine bağlar. Çok teorik bir yerden konuşur ve çok çok önemli bir şey var. Çocuksuz bir kadın olarak konuşur.

Eksik. Hiç kimse kusuruma bakmasın. Eksik. Yani şöyle, söylediği şeylerin hepsi çok kıymetli ki ben bunları okuyup kendime katan biriyim fakat çocuksuz bir kadının Hamilelik halinin, hamilelik öncesi, hamilelik sırası, hamilelik sonrası bir kadının beyin kimyasını nasıl değiştirdiğine şahit olmadan bunu anlamak çok güç. Yani tam olarak pratiğini anlamak için çok güç. Teoride konuşursun. Pratikte şu oluyor Tuna. Bir kere biz hamile kaldığımız anda kadınlar, bu arada biliyorsun ben de 14 yıl direndim çocuk yapmamak konusunda. Ben çocuk istemiyordum.

14. yıldan sonra bir takım olaylar, kazalar sonucu hamile kaldım ve doğurmaya karar verdim. Şu an çok memnunum, o ayrı bir mesele. Fakat birdenbire şu oldu, bir baktım, ocağı açık bırakıyorum, gidiyorum. Daha önce anladığım şeyleri anlamıyorum. O zaman işte mesela polisiye filmleri seyretmeyi çok severim, seyredemiyorum. Üzülüyorum, korkuyorum, bir haller oluyor falan filan. O zaman okuduğum bir şey, işte böyle bir takım kitaplara sardım tabii. Bakıyorum hani nedir, ne değildir diye. Şunu gördüm. Hamile kalan kadınların hormonlarında tabii çok büyük değişimler oluyor. Deli gibi görülebiliriz dışarıdan. Yani muhtemelen öyle görünüyoruz. Bizim kaygı durumumuz azalsın diye biraz IQ'muz düşüyor. Şimdi böyle bir şey var. Tamam mı? Böyle bir gerçek varken senin IQ'un düşüyor. Sen eski zekana sahip değilsin.

Biri hatta ben geçen gün böyle storylerde, instagramda coştum, gürledim, estim bu konuda falan. Biri şöyle yazmış. Yani işte bilmem ne üniversitesen böyle Harvard gibi bir üniversite. Mezun kadınım iki çocuktan sonra beynim süngere döndü diyor. Şimdi bu ne demek biliyor musun? Ben şimdi bunu şey demiyorum. Ah ah anneler biz neler çekiyoruz demiyorum.

Biz kendi hareketimizi sürekli geriye çekmek zorunda kalıyoruz. Çünkü o arada çocuk bakıyoruz. Aklımız zaten duruyor. İstediğimiz kadar gelişemiyoruz. Çok büyük bir şey giriyor araya. Suskunluk dönemi bir kadın için geliyor. Hemen hemen her kadın için giriyor. Bana göre, bana göre feminist hareketi en yavaşlatan şeylerden biri bu. Anlatabildim mi? Yani bir yere dokundu mu söylediğim?

Yani çocuk doğurmanın ve sonrasında gelen hayatın... ...kadının entelektüel hayatını yavaşlatmasından bahsediyorsun. Evet yavaşlatmasından bahsediyorum ve bu da... Anlamışım. Nasıl anlamışım? Hayır öyle bir baktın ki... O kadar ümitsiz sordun ki çünkü kesin anlamadı bu ne dediğimi. Bakışlarım biraz şey olabilir ama bende aptal sarışın tipi var. Estağfurullah hiç öyle bir şey olur mu ya? Yani hani biraz çünkü çok basit bir şey söylüyorum ya bazen çok basit bir şey hani yani bu ne demek olabilir?

Neziha Muhittin'den hangi şifayı umduğumuza karar verdiysek, Simone de Beauvoir'a geçelim o zaman. Geçtik işte, çoktan geçtik zaten. Biz karar verdik yani, onu hatırlayacağız, göreceğiz, okuyacağız. Yani bu hareket, senin dediğin gibi, Türk kadınına bazı haklar öyle tepeden inme verilmedi. Hiçbir şey, bazı haklar değil, hiçbir şey yukarı tepeden verilmemiş. Osmanlı zamanından beri yapılan çok uzun ve çileli bir mücadeleyle bunlar söke söke alınmışlar diyoruz. Ve başka bir mücadeleciye Simone de Beauvoir'a geçiyoruz.

Aslında yani o mücadeleci değil. Şimdi şöyle o da aslında tabii aynı şey gibi Nezihe Muhittin gibi çok imtiyazlı bir ailede büyüyor. O da iyi aile kızı evet. Parisli bir iyi aile kızı. Daha doğrusu hani liberal bir baba.

Agnostik bir babayla katolik bir annenin kızı. Babayı örnek alıyor, anneyi zaten ömrü boyunca görmezden geliyor. Ama bunu zaten hani daha önce de konuştuk. Kız çocuk anne çatışması vs. onu geçelim. Şimdi Simone de Beauvoir zaten aslında çok tuhaf. Ben de aynı şeyi yaşadım onunla. O yüzden çok çok iyi anlıyorum. Dilimin döndüğünce anlatmaya çalışayım. Kırk yaşında anlıyor bir erkek kadın ayrımı olduğunu.

O zamana kadar şey diye düşünüyor. Eşitiz biz diye düşünüyor. Ben de aynen böyle zannediyordum. Çok geç anladım aramızda bir fark olduğunu. Sonra da kadın doğulmaz, kadın olunur mu diyor.

Bunu derken, yani ikinci cinsiyeti yazarken, daha doğrusu yazdıktan sonra anlıyor biliyor musun? Çünkü bir bakıyor ki etrafında ona yakın olan bütün erkekler, bütün arkadaşları, Camus dahil saldırıyor. Camus şey diyor, sen diyor Fransız erkeğini komik duruma düşürdün diyor. O zaman anlıyor ki biz eşit değilmişiz. Yani kırk yaşında aydınlanıyor konuya. Ondan sonra iyice tabii benim gibi aslında ben de çok geç anladığım için herhalde ben de çok sert söylemler içerisindeyim.

İşte erkekler üstümüze yüktür, odur budur gibi şeyler söylüyorum ben de. Ama şöyle de bir şey var, dünyada bugüne kadar her türlü devrim denendi erkekler tarafından. Yani genelde bütün devrimleri erkekler yaptılar. Liberal devrim, sanayi devrimi, dijital devrim, sosyalist devrim falan. İşte insanlığın geldiği nokta ortada. O evet. Putin.

Evet, evet. Tek yapılmayan devrim kadın devrimi kaldı. O yapıldığı zaman inşallah selamete ereceğiz. Eğer biz de iş güçten fırsat bulabilirsek yapacağız. İşte bak bunu söylüyorum yani böyle söylemek çok kolay fakat... ...gün içerisinde kadının üzerinde öyle bir yük var ki... Şimdi çok tabii ki temelden geliyor. Ta mağaradan gelen bir şey.

Şimdi ilk başta ilk insan hayvan gibi yaşıyor değil mi? Güç, güç çok önemli. Yani bedensel, fiziksel güç çok önemli. O kimde var? Erkekte var. Bir kere güçlü olan kazanırdan git. Bir de sabah kalkacak birisinin yağmurda, çamurda bizon avlamaya gitmesi lazım.

Yani aslında o tutup da ailesi için avlamıyor yani. Kendisi için avlıyor vesaire vesaire. Yani ama güç, fiziksel gücü var. Şimdi buradan bir kere zaten gücü eline alıyor, kuvveti eline alıyor. Sonrasında kadını şuna ikna ediyor. Ben dışarıda avlanayım, ben dışarıda çalışayım. Ben eve ekmek yemek getireyim çocuklarıma. Sen de evde otur.

Bu çocuklara bak. Zaten hani doğal gelişim de öyle oluyor ya, anne doğuyor, emziriyor. Evet, mecburen yani çocukla yapışık, evde çalışsın vesaire buna dönüşüyor. Fakat bunun bu kadar kemikleşip kalması özellikle günümüze gelmesi çok tuhaf değil mi? Yani bugün hala erkek çünkü şu kafada.

Ben dışarıda avlanıyorum, sen de evde işte bütün diğer işleri yap. Ya senin avlandığın kadar artık kadın belki daha fazla avlanıyor. Ne avlıyorsun bir de? Bizon mu avlıyorsun dersin ya sen? Evet yani hani avladığın da iş. Sanki Mecidiyeköy'e gidip bizon avlıyor değil mi? Oraya bile gitmiyor. Altında boxer'ı, üstünde kravatı, ekran başında oturuyor. Efendim şimdi bizim şöyle bir projemiz var diyor. Kadın bütün ev işini oyu buyu yaparken...

Ayrıca onun yaptığı kadar kadın artık zaten avlanıyor. Dolayısıyla bize bu atfedilen görev, bizim üzerimize yüklenen bu yük görev artık bitmeli zaten. Simone de Beauvoir'ın hangi kitabından bahsettiğimizi kısaca belirteceğim ben. Kadınlığımın hikayesi. Evet. Bu kitapta muhafazakar ailesinden uzaklaşıp kendi ayakları üzerinde durması Jean Paul Sartre ile yaşadıkları ilişki ta üniversite yıllarından başlayan entelektüel dünyasının oluşumu yaşadıkları düştüğü hayal kırıklıkları ve bu arada uğradığı linçler ve tüm bunlara rağmen kendinde bulduğu üretme gücü var bir de ayrıca

Kendi entelektüel dünyasını oluştururken ve bunun mücadelesini verirken bir ikinci dünya savaşı yaşıyor. Bir de öyle bir kabusun içine düşüyorlar. Orada da düşün yani orada da her şey yine gerilemiştir. Yani sürekli bütün zaten dünya gelişimi duruyor da dünya savaşlarında. Kadın haklarının ilerleyişi iyice sekteye uluyor. 50 yaşına geldiği zaman, bir de sen dedin ya, 40'ından sonra farkına varmış diye. 50 yaşına geldiği zaman yazdığı bir kitap bu zaten. Geriye dönüp bakıştırır yani. Bir kitap daha söyleyeceğim ben. Genç Kızlık Çağı. Bir kadınlığımın hikayesi var. Bir genç kızın anıları var. Ki o aslında bir genç kızın anıları dediği şey şu, görevlerini bilen bir kızın anıları. Yani... Ev içerisinde görevlerini bilen bir kızın anıları. Bunu okumak da şu yüzden önemli diye düşünüyorum. Yani bir Simone de Beauvoir nasıl doğuyor yani? Bir Simone de Beauvoir kolay olunmuyor. Ya bir feminist nasıl oluşuyor? Nelerden geçiyor da oluşuyor? Hani şeyde konuşurken terapide bunların hepsinin yüzeye çıkması lazım. Yani ne yaşadın? O neye etki etti? Bir kere hani terapide hakikaten çok açık konuşmak lazım.

Ama açık konuşacak noktaya gelene kadar zaten birkaç seans geçiyor değil mi? Yani tabii şeyine göre değişir, kuramına göre değişir. Ama bu kitapların destekleyici olacağını, en azından cesaret vereceğini hakikaten düşünüyorum. Böyle bir şifa bulabileceğimizi bu kitapta diyorsunuz. Evet, şifa da şifa. Böyle bir şifa bulabileceğini düşünüyorum. Yani illaki düşüncelerini destekleyecektir. Bu kadar tarihte önem görmüş, yani şey gibi bu komünistlerin kutsal kitabı gibi feministlerin kutsal kitabı da şeydir.

İkinci cinsiyettir ki bak ben burada o kitabı söylemiyorum. Yani onu da okuyun. Ama burada söylediğim esas bir Simone de Beauvoir nasıl oluştu? Şöyle bir alıntı yapayım müsaade edersen. Tabii buyur. Onlara sorarsanız diyor Simone de Beauvoir kitabında. Kadının inanılmaz bir duygusallıkla hareket etmesini her önüne gelen erkekle herhangi bir zamanda ve derhal yatmasını öğütlemişim.

Hayır, ben sadece kadının cinsel özgürlüğünde bağımsız kalabilmesini... ...erkeği saçarken kurulmuş düzenin kurumlarına, alışkanlıklarına... ...ve maddi çıkarlarına mahkum edilmemesini istedim. Evet. Ki Nizihim Muhittin ondan 50 yıl önce zaten bunu söylüyor. Bu da müthiş bir şey. Evet ve bunun bedelinde...

Delirerek neredeyse, yalnızlık içerisindeyim. Osman Gülovar'dan çok daha büyük bir bedel ödüyor. O zaman ara manimizi ben kısaca hatırlatayım. Lütfen, buyrun. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasını inananlar için biblio terapi ne yapıyor? Devam ediyor.

Şimdi üçüncü kitabımıza neye geçelim, neye geçelim? Baktım şöyle. Benim bu dans eden bendikler kitabına bir değinebilir miyim? Değinelim tabii. Psikoterapist Harriet Lerner. Evet, Lerner. Lerner diye ben okuyorum. Yani herhalde öyledir. Sen öyle diyorsan öyledir. 1990 tarihli bir kadınlar için kilit ilişkilerde cesur değişimler rehberi. Evet. Bir hayli zor ki künye bölümünde senden o ismi tekrar rica edeceğim. Ben buraya yazmamışım. Tek tek okuyunca anladım ben. Kadınlar için kilit ilişkilerde cesur değişimler rehberi. Evet. Kilit ilişkiler var. Cesur değişimler lazım. Aha bu da rehberi.

Evet. Aslında şöyle, evet kitabın orijinal ismi bu. Ama bir de bununla beraber Türkiye'de kitap bir yayın evinden diğer yayın evine geçerken... ...kitabın adı iki yayın evi arasında sorun olduğu için... ...kitabın ilk ismi yani Dans eden Benlikler, benim aslında bildiğim hale... ...değiştiriliyor. O yüzden böyle karmaşık ve uzun bir isim geliyor. Orijinal adı da Dans eden Benlikler. İşte orijinal adı o. Şimdi Harriet Lerner pek çok kitabı var. Yani bir kitabı yok. Bütün kitaplarında da illaki konuyu kadın kimliğine, kadın benliğine, gerçek benliğine getiriyor. Ama bu kitap şu yüzden çok önemli. Ben kitabı bu arada okudum. Şöyle alel acele de biraz okudum. Gerçekten öncelikle kendini bulmak gerektiğini,

...ısrarla söylüyor. Yani bizim Özgür kızımız gibi. Hani kendine nasıl şefkat göstereceğini. Ki bak şöyle bir şey var. Bu şefkat kelimelerine falan hani bu kişisel gelişime artık çok yakınlaşmış bu kelimelere de... ...çok fazla girmiyor. Çok daha gerçekçi, çok daha direkt. Ama biz kişisel gelişimi de yatsımıyoruz. Ya yatsımıyoruz. Yatsamıyoruz ama şöyle bir şey var, çok çok önemli bir ayrım var. Hani ben de psikoloji yüksek lisansı yaptığım için ve bütün derslerde bu gerçekten konuşuluyor. Özellikle etik dersinde vesaire. Kişisel gelişimle de psikolojiyi, psikoloji bir bilim, kişisel gelişim bir alan diyeyim. Birbirinden ayırmak lazım. Yani hangisini seçeceğiniz tabii ki sizin kararınızdır.

Fakat mesela... Kişisel gelişimcilere psikolog muamelesi yapmayın diyorsun. Evet, çok teşekkür ederim. Tam kuramamış mıyım? Psikologlara kişisel gelişimci muamelesi yapmayın, ayıp olur. O yüzden evet, şefkat kelimesini falan mesela Harriet Lerner'dan beklemeyin. Mesela Highway'nin benim çok önemsediğim yalanlarından biri şu.

Bütün oradaki psikologlar yüksek lisansla yapmış uzman psikologlar. Bak bu çok önemli bir şey. Bölümümüzün destekçisi Hayver'den bahsediyoruz. Evet, bölümümüzün destekçisi Hayver'den bahsediyoruz. Benim mesela hocalarımdan biri şunu söylemişti bir seferinde. İnsanlar kimyasal diye ilaçlardan kaçınıyorlar. Fakat kötü bir terapist size bir ilaçtan çok daha fazla zarar verebilir. Şimdi o yüzden yani... Bunu yaşamış tanıdıklarım var. Elbette vardır ya, bu o kadar... Bunu yaşatmış tanıdıklarım da var. Hay Allah'ım. Yani şöyle, o yüzden hani on beş dakikalık görüşmelerle... ...doğru insanı bulmak, kendini açabileceğin insanı bulmak ve gerçekten işin uzmanını bulmak... ...yani işin bütün altyapısına sahip birini bulmak çok önemli. O yüzden kişisel gelişim, ben kitaplarına karşı değilim, okuyalım. Ama ikisini birbirine asla karıştırmıyorum. Çok önemli bir ayrımın altını çizdim. Harriet Larner'ın 1990 tarihinde dans eden benlikler kitabının en güzel taraflarından biri de adı. Dans mecazıyla yani hayat sahnesinde dans eden bir yetişkin kadının dans rehberi adeta. Aynı zamanda da Emma Goldman'ın meşhur lafını tabii hatırlatıyor. Dans edemeyeceğim devrimi ben neyleyim? Aa, ben hiç böyle bağlantı kurmamıştım, çok hoşuma gitti. Dans edemeyeceğim devrim neyleyim dememiş tabii o, benim devrimim değildir. Benim devrimim değildir, evet. Ya şöyle, sana diyor ki Harriet Lerner, kendini önce, kendi benliğini bul.

Tanı ve ilişki illa olacak diyor. Kitabın en başında zaten çok önemli vurguladığı şey şu. Bu diyor, ilişkiden bahsederken kadın erkek ilişkisinden bahsetmiyorum. Arkadaşların ilişki, çocuklarınla ilişki... Bir de kök ailemizde çözemediğimiz geçmiş sorunların... ...bugünkü ilişkilerimizi nasıl zehirlediğini vaka örnekleriyle anlatıyor. Anlatıyor, çok güzel ve de... İşte o yüzden, çok vaka örneği var bu arada, çok güzel. O yüzden diyor ki yani önce bu konuyu çözersen, önce sen kim olduğunu anlarsan...

nerelerden yaralandığını bilirsen ve bunları çözersen kurduğun ilişkiler de güzel olur. Küçük bir alıntı yapayım müsaadenle. Oyunun kuralları açık ve basitti. Erkekler servetin, kadınlar erkeklerin peşinden koşacaktı. Erkeğin görevi dünyada bir yer edinmekti. Kadının ise kendisine başarılı bir erkek bulmak. Erkekler biri olmak zorunda, kadınlarsa birini bulmak zorundaydı. Bence şimdi Özgür Kız hanımefendi dinleyicimize bu kitabı öneriyoruz ama bütün erkeklere zorla okutulması gereken bir kitap.

Bravo ya evet kesinlikle bütün bu kitaplar ayrıca. İnsan gibi hem kadınlarla hem de birbirleriyle doğru düzgün ilişki kurmaya çalışan ey erkekler dinliyorsanız bu kitabı okuyunuz okutunuz ve ey kadınlar keşke eşiniz, oğlunuz, abiniz, kardeşiniz bu kitabı okusalar. Ben daha bu sabah abime bu kitabı okumalısın dedim. O da tamam şey dedim yani okumayacaksın biliyorum ama vaktin yok ama yok yok okuyacağım dedi. Çünkü o da artık bir şey anlamak istiyor belli ki yani. Dediğin gibi hem Simone de Beauvoir'ın hem Nezihe Muhyiddin'in hem de Dans eden Benlikler kitabı kanun hükmünde kararnameyle

Her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı erkeğe okutulması gereken kitaplar. Ya ne kadar güzel söyledin keşke. Karşılıklı evet bir şekilde artık bu konunun anlaşılmasına fayda var ki... ...ben de hakaretlerimi keseyim gerçekten. Ben erkeklere hakaret etmekten... Bayılmıyorum ben de diyorsun. Yoruldum Tuna. Gerçekten ben de deli değilim yani. Hani niçin? Çok sevdiğim erkekler var hayatımda.

Sen de heteroseksüelim diyorsun. Ailem bunun başına geliyor. Hani ben de deli değilim ama onları seviyor olmam demek, gerçekleri görmüyor olmam demek değil. Evet, bizim üzerimizde yüksünüz. Yani en azından bu coğrafyada kendini besleyemeyen, kendini temizleyemeyen, yani kendini temizleyemeyen derken evini temizleyemeyen, bir çamaşırını yıkayamayan, toparlanamayan adam benim üzerimde yük değil de ne? Kimse bizim sabrımızı test etmeye kalkmasın diyorsun yani. Ben şimdi çok fena duman vermeye başladım böyle tepemden. O zaman biraz yumuşatalım mevzuyu. Maya Angelou'ya geçelim. Ha öyle mi? Maya Angelou mu okunuyor? Maya Angelou. Maya Angelou. Buket Uzuner diyecektik. Her zamanki gibi.

Buket Uzuner'in de bu arada tabii her iki bölümden birinde zikretmemiz gereken Uyumsuz Defnekama'nın maceraları kitabını da yani dörtlemesi toprak su ateş hava dörtlemesini de kadın doğa ilişkisinin ve kadının doğadan gelen kadim gücünün Erkek ataerkil uygarlıklar tarafından nasıl bastırıldığını görmemiz ama buna rağmen bu kadınsı anaerkil gücün hala nasıl günümüzde yaşamakta inat ettiğini anlamamız için rehber niteliğinde hem de güzel bir polisi olay kurgusuyla bizi anlatan kitaplardır. Ben de çok güzel yorumladım. Oyuncusuz Defne Kama'nın maceraları. Müthiş bir yorum oldu, analiz oldu.

Peki o zaman Maya Angelou'ya şöyle biraz gene baktığımızda... Nasılsa Buket Özenir'e başka bir bahaneyle gene söyleyeceğiz. İlla her seferinde. Maya Angelou'ya geçelim. 1928 doğumlu Amerikalı kadın şair, yazar, kareograf, şarkıcı, Hollywood'daki ilk kadın siyahi yönetmen. Bence sus artık, tamam yeter. Daha ne olur? Zaten şey oldu, nefesim kesildi. Ben, Oprah Winfrey, değil mi? Evet. Bu kitabı kızlarınıza mutlaka okutun demiş. Bir de kitabın en matrak tarafı da şu, Maya Angelou'nun kızı yok.

Evet, oğlu var ama işte en güzel şey... Bir tane oğlu var, kızıma mektuplar ama Maya Angelou'nun kızı yok. Ama şöyle diyor zaten onun için, ben onu unuturdum kesin, çok iyi bir yere değindin. Bu kızıma mektupları diyor, dünyanın her yerindeki bütün kızlarıma yazdım diyor. Ben bir çocuk doğurdum, oğlan ama binlerce kızım var. İçinizde siyah, beyaz, Yahudi, Müslüman, Asyalı, İspanyol, Kızılderili ve Aleyutlar var. Kiminiz şişman, kiminiz zayıf ve güzel ya da çirkin, eşcinsel ya da değil, eğitimli ya da okumamışsınız ve ben hepinize sesleniyorum. Evet, çok güzel.

Yani Maya Angelou şöyle, benim yeni bir anne pot diye bir çocuk kitabım çıktı. İşte böyle bütün işi yüklenmiş... Çok sevdim ben o kitabı. Ahtopot olmuş artık, her tarafından kol çıkmış bir annenin hikayesi. Onun girişine de yazdım, kapağın arkasına da yazdım. Maya Angelou'dan yola çıktım.

Bir çocuğu bir köy büyütür diyor. Yani bu aslında çok eski bir söz zannediyorum. Özellikle Afrika'dan çıkma ama Maya Angelou bunu çok şeye taşımış, genele taşımış. Bir çocuğu bir köy büyütür. Her zaman kadının hayatının zorluğundan yola çıkarak yazmış. Şiirini de, kitabını da... Bir de siyah bir kadın olarak ırk ayrımcılığına karşı mücadele etmek gibi bir durum da var orada. Tabii onu ama şimdi bak ona girersek hiç çıkamayız diye ben girmiyorum. O zaten çok önemli. Diğer kitaplarımızın yanında ayrıştırıcı özelliği hem kadın olması hem de Afro Amerikan olması. Hatta Malcolm X ve Martin Luther King ile beraber çalışmış zamanında Afro Amerikalıların mücadelesi konusunda. Zaten bak şimdi çok şey gelecek ama yani bu var bile şey diyor. Fransız bak düşün diyor ki Amerika bizden daha eşitlikçi çıktı diyor. Yani onlar diyor hani çok daha benim kitabımı akılla kabul ettiler diyor. Amerika'nın Amerika olmasının böyle faydaları var. Bazen çok da açık fikirli davranabiliyorlar. O yüzden adamlar Amerika'ya gitmişler zaten.

Evet, yani içinde şiir ve şarkılar da var kızıma mektupların. Çok da ilginç bir tarafı var. San Francisco'da öğrenciyken ilk kadın siyah tramvay mekanisti olarak ırkçılığa karşı ilk zaferini kazanmış Maya Angelou. İşte bütün bunlardan bahsediyor. Anılarını anlatarak öğütler veriyor. Çocukluğunun geçtiği yerdeki ırkçılıktan ve ailesinin buna karşı nasıl karşı koyduğundan bahsediyor. Şöyle bir lafı var hoşuma gitti. Asla sızlanma. Asla sızlanma.

Sızlanmak bir zalime, etrafta bir kurban olduğunu haber verir. Evet, evet. Çok bayıldım bu sözden. Müthiş, müthiş bir söz. Sen sormadan söyleyeyim. Hangi şifa yani? Bunun da şifası bu olsun. Daima harekette kalmamız gerekiyor. Bence sızlanmak değil, söylenelim ama yani.

Söylenmekten kastım şu, bence artık açık olmanın zamanı geldi. Yani şu, şu değil artık. Şey derler ya, tarafını seç, taraf olmayan bir taraf olur falan gibi. Bertaraf olur. Pardon, çok özür dilerim. Bertaraf olur. Yani onun gibi...

Artık şey yapman gerekiyor. Ya tamam onlar da iyi insanlar ya ama işte tabii biz de haklarımız var falan. Yok değil. Artık sert konuşmamız gerekiyor. Yani erkeklere şunu yüzlerine yüzlerine çarpmamız gerekiyor. Kendine gel. Kendini neden üstün düşündüğüne bir bak. Etrafına bak. Gün içerisinde yaptıklarına bak. Ve gerçekten öyle misin? Bunun adil bir kararını ver. Hemşerim sen hayırdır? Biraz gözüne baka baka. Adanalıların dediği gibi değil mi? Evet, gözüne baka baka söyledim ama artık biraz sen konuşmanın zamanı geldi. Şimdi o zaman künyeye geçiyorum. Evet, uzattık gene lafı. Kadınsız İnkılap, Nezihe Muhittin, Kadınlar Halk Fırkası, Kadın Birliği. Kitabın uzun adı bu, Kadınsız İnkılap.

Metis yayınları yazan Yaprak Zihnoğlu. 336 sayfa. Simone de Beauvoir'ın kadın serisi var aslında. Bana göre hepsine bakılmalı. Yani koşulların gücü, bağımsızlığa doğru, olgunluk çağı, genç kızlık çağı vs. Yıkılmış Kadın. O da çok güzel bir kitap. Ama bizim bugün bahsettiğimiz kadınlığımın hikayesi. 176 sayfa çeviren Erdoğan tokatlı payel yayınları.

Genç Kızlık Çağı, yine bu hayal yayınları. Çeviren Bertan Onaran, 420 sayfa. Dans Eden Benlikler, biraz önce sen uzun adını vermiştin, ben tekrarlayamayacağım. Harriet Lerner, Diyojan yayınları, 264 sayfa. Şiddetle tavsiye ediyorum. Çeviren Ladin Arda, gayet güzel bir çeviri bu arada.

Maya Angelou, Kızıma Mektuplar Profil Kitap, çok sevdiğim bir yayın evi. 176 sayfa çeviren Zeynep Ertan. Bu kitaplar hakkındaki bilgiyi açıklamalar bölümünde bulabilirsiniz. Linklerini de bulacaksınız. Ayrıca bize sorularınızı lütfen biblioterapi.media.com'a

gönderin. Manimizle mi kapatalım? Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasını inananlar için Biblioterapi şimdilik ne yapıyor? Bitiyor efendim. Hoşça kalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)