Podcast

S1E16: Yeniden Sev Beni

Bibliyoterapi

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bibliyoterapi'nin on altıncı bölümünde Aslı ve Tuna, yeniden sev beni diyenlerin derdine derman arıyor.

Aslı ve Tuna'ya [email protected] mail adresinden yazabilirsiniz.

Amir Levine & Rachel Heller – Bağlanma: Aşkı Bulmanın ve Korumanın Bilimsel Yolları
Michael Ondaatje – İngiliz Hasta
Çetin Balanuye – Spinoza’nın Sevinci Nereden Geliyor?
Tuna Kiremitçi – Git Kendini Çok Sevdirmeden


See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

4.592 kelime · ~23 dk okuma

Dermanı Kitaplarda Arayanların Haftalık Podcast'ı BiblioTerapi'den herkese merhaba. Ben Aslı Perker. Ben Tunekir Emitçi. Maanim okuyabilir miyim? Tabii, buyurun. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasını inananlar için BiblioTerapi ne yapıyor? Başlıyor.

Merhabalar. Tuna'cığım hoş geldin. Vallahi özlettin kendini. Yüksek bir enerjiyle geldiğimi düşünüyorum. Hadi bakalım inşallah. Mesaj mesaj üstüne. Aslı Tohumcu'yu da herkes çok sevdi. Onunla beraber de olmak çok güzeldi. O yüzden tindirginim zaten. Koltuğumun sallantıda olduğunu hissettim. Aslı'nın performansı beni düşündürdü. Düşündürdü değil mi? Ama zaten biliyordum sana tek şeyim o benim alternatifim. Hiç kimsenin yeri doldurulmaz değildir.

Evet, bunu öğrenmiş, görmüş oldun. Aferin. Şimdi hemen o zaman sorumuza geçiyorum. Merhaba, bazen birisiyle tanışırsınız iş yerinde, sinemada, vapurda vs. Ve bunun adı aşk olmaz. Zorunda da değildir ama bir his vardır. Ben bu insanı tanıyorum. O daha önce sanki ortak bir bellek ve paylaşıma sahip olmuşsunuz hissi. İşte o tür bir hissiyatla devam eden ve uzun süren evliliğimiz sonlandı.

Transkriptin tamamını oku

Bağımız kopmadı ve zamanla daha da yakınlaştık ama cesaretimiz de azaldı gibi. Yeniden sev beni demek için geç midir? Bu sıkıntıyı üzerimden atabilmeme yardımcı olacak kitap önerileriniz var mıdır? Rumuz Aylak Adam. Ya sevmeyi bilmedim yıllarca, ya sevince geç kaldım demiş. Tahtan taşıyanı da selam olsun. Bu, beni üzdü bu e-mail, işin doğrusu. Bir Rum ikizini kaybetme şey mi var acaba? Evet, ve şey de çok güzel yani, ilk anlattığı o tanışma anı, işte bir vapurda bir yerde hani birine böyle bakıp, ben bunu desin. tanıyorum E sinemalaştırmış bir de bunu, evet. Evet, evet, evet, o yüzden belli ki romantik biri, Ayla Kadan.

Aylak adam rumuzlu birisi, romantik birisi olsa gerek zaten. Sonlanmış evlilikleri. Tabii ki belli ki o sevmeye devam ediyor. Buradaki soru şu. Karşı taraf acaba ne hissediyor? Ben mesela çok merak ettim. Acaba eski eşine karşısına geçip şey sordu mu? Bunları söyledi mi? Açık açık bunlardan bahsetti mi? Seviyor musun?

Çünkü şeyi düşünüyorum, açık sözlü olmak nedense çok zor. Net konuşmak, sorular sormak, seviyor musun, ne yapabilirim gibi. kendine İnsan karşı da açık sözlü olamıyor ki aslında, o yüzden bence. Evet, yani net bir iletişim bence karşı tarafla çok önemli.

Kendisiyle insanın net bir iletişim çok önemli. Bazen çünkü davranışlarının altında yatan gerçek motivasyonu insan fark edemiyor ki. Kendi davranışlarının altında yatan motivasyonu fark edemiyor. Biz de gündelik hayatımızda yaşıyoruz mesela. Sen diyorsun ki aslında bu sebepten dolayı sen şu anda bunu yapıyorsun. Farkında değilsin diyorsun. İnsanın kendiyle iletişim kurması bile bazen çok komplike bir süreç oluyor.

Kaldı ki bir başkasıyla aynı iletişimi kurmak için önce bunu yapabilmesi lazım. Bazen kaçırıyoruz bunu. Bu mesela benim için aslında geliştirdiğim bir kas gibi çocukluğumdan beri. Yani bir iç sıkıntısı herkes hisseder. Daha geçen gün bunu konuştuk ya. Yani herkes arada bir iç sıkıntısı hisseder. Bir şeyler yanlış mı gidiyor, gidecek mi? Bir şey mi olacak? İşte merkür geri gidiyor durumu.

Hep Merkür'e patlar bu iş zaten. Evet. Ben mesela öyle durumlarda hemen soruları sormaya başlarım. Yani biliyorum ki burada bir şey var. Muhakkak bir şey oldu. Ne oldu? İşte bu sabah ne oldu? Dün akşam ne oldu? Dün öğlen ne oldu? Biriyle bir çatışma mı yaşadın? Bir tartışma mı yaşadın? Neydi benim motivasyonum? Bir e-mail mesela moralimi bozdu. Gelen bir e-mail moralimi bozdu ve ben ona kayıtsız kaldım o anda ama aslında içimde o böyle sürekli genişleyerek yer mi tutuyor falan.

Bunu çok acil bulmaya bakarım ben. Bulduğun zaman zaten problemin nedenini bulduğun an aslında çözüm gelmiş demektir. Net. Doğru. Yeter ki bul. Bunu tavsiye edelim o zaman bütün dinleyenlerimize. Evet. Kendinize o soruları sorarak bir an evvel problemi bulursanız çözümle problem bence aynı böyle şey gibidir. Aynı yumurta ikizi onlar. Yan yana dururlar. Sen birini buldun mu diğeri hemen gelir.

Karl Marx da demiş ya, her çözüm sorunun içerisinde potansiyel olarak vardır. Bravo, çok güzel oldu. Ben mesela şey öğretirken, İngilizce kendi kızıma yahut daha önce arkadaşlarımın çocuklarına falan öğretirken, hep şunu söylerim. Bakın İngilizce bir de öyle bir dildir ki ipucu içindedir. Hep kopya çekebilirsin derim ki, bak kopya çek. Burada zaten yazıyor.

Mesela işte soru formuna dönüştürmek, işte be, does, vesaire, will. Bunların hepsi sorunun içinde vardır. Dolayısıyla aslında kopya çekerek, yani aynı noktaya geliyoruz. Sonuçtan yola çıkarak problemi de bulabilirsin, problemden yola çıkarak çözümü de bulabilirsin. Ben bu örneği tam anlamadım ama dinleyenlerimiz anlamıştır. İnşallah, ben biraz karışık anlatmış olabilirim, lafı da uzatmayayım. Şimdi bu bağlamda ilk kitabımıza geçelim mi?

Geçelim, evet. Bağlanma. Bağlanma. Şimdi bunu da işte neden öneriyoruz aylak adama? Evet, sen sormadan söyleyeceğim. Şifası nerede? Evet, aylak aylak dolaşmasın, bağlansın demek istiyorsun. Hayır.

Hayır öyle demiyorum, şöyle diyorum. Demek ki aslında bir problemleri vardı değil mi? Durup dururken ayrılmadılar. Evliler de zaten. Yeni baştan bir şey keşfetmeyecekler. Bir sorun oldu ve ayrıldılar. O sorun neydi?

Şimdi bu bağlanma kitabının uzun başlığını söyleyeyim. Aşkı bulmanın ve korumanın bilimsel yolları. Amir Levin... Levin, Rachel Heller. Evet. Amir Levin çok önemli bir nörobilimci ve psikiyatrist. Dolayısıyla o bilimsel yollarından kasta... ...psikoloji biliminden yola çıkarak cevaplıyorlar bu soruyu. Yani işte aşkı bulmanın ve korumanın yollarına bilimsel böyle bakabiliyorlar. Ayrıca çok bilimsel yani adı çok romantik gibi görünen ama aslında hiç romantik olmayan bilimsel bir kitap. Evet, evet. Deniyor ki arka kapakta, ilişkiye yüklediğimiz büyük önemin tersine... ...bağlanmanın ardındaki bilim hakkında çok az şey biliyor ve yanlış algıların efsanelerine esir oluyoruz. Kendi karakterinizi ve bağlanma güdülerinizi tanıyarak güven ve huzur dolu... ...derin ve tatmin edici bir aşkın hiç de uzaklarda olmadığını görmeye...

Hazır mısınız? Ben çok bu kitaptan yararlandım. Yani programa hazırlanırken açıkçası. Çünkü bağlanma stilleri üzerine üç bağlanma stili olduğundan bahsediyor. Ve özellikle ikisine hitap eden bir kitap. Kaygılı bağlanma ve kaçınmacı bağlanmaya özellikle hitap ediyor. Çünkü güvenli bağlanmada problem yok. Güvenli bağlanma, kaçınmacı ya da kaçıngon.

Ne bileyim ben kaçınılmacı diyorum. Kaçınılmıcı, neyse. Bağlanma, öbürü de kaygılı bağlanma. Kaygılı bağlanma. Üç bağlanma stili vardır diye bahsediyor hocalar. Yani kaygılı bağlanma da şu, ben birine aşık oldum, birini sevdim. Sürekli şu kaygıyla yaşıyorum, o beni seviyor mu? O beni seviyor mu? O beni seviyor mu? Dolayısıyla... Ya kaybedersem gibi mi yani? Evet. Sürekli bir şüphe var.

Bu yüzden de paranoyalar olabilir. Çok çeşitli problemler olabilir. Kıskançlık olabilir. Yani sürekli bunu soruyor. Beni seviyorum. Kaçınmacı bağlanmada kişi özgürlüğümü kaybetmek istemiyorum diyor. Ben özgürlüğümü kaybetmek istemiyorum. Dolayısıyla kimseye bağlanmak istemiyorum diyor. Çağnır Mandemir'e ıssız adam olacağım diyor. Issız adam. İşte geldik gene. Gerçekten ıssız adamı. Ne film çekmiş. Ne film çekmiş oldu yani. Bence ıssız adam sendromu diyelim biz buna. Çağımızın hastalığı gibi bir şey. Çünkü biz ne kadar böyle ilişkilerden konuşmak sanki artık fazla romantik... ...yahut fazla klişe gibi olsa bile günlük hayatımızın temelinde ilişkiler var. Bir başına olduğun zaman hayatın zaten bir önemi yok.

De Allah'a mahsus yalnızlık. Yalnızlık, evet. O yüzden ilişkiler her zaman sadece erkek kadın ilişkisi değil, iki kişinin ilişkisi de çok önem kazanıyor. Yani bağlanma türlerinde hani illa biz bunu kadın erkek olarak düşünmeyelim. İki arkadaş diyelim ki çok yakın arkadaşın var, çok samimisin. Fakat o arkadaşının bir hayatı, başka bir hayatı da var diyelim ki. Hatta işte eşi var, çocuğu var, ailesi var. Fakat sen ondan sürekli şey bekliyorsun, ilgi talep ediyorsun, ilgi bekliyorsun.

Çünkü işte seni sevsin istiyorsun. Çok korkuyorsun seni sevmeyecek diye. Ben kendimi de tabi analiz ettim. Herkes kendisini analiz etsin diye yazmış bacılar bunu. Ve ortaya çıkan sonuçlar yer yer beni düşündürdü. Sen direkt kaçınmacı. Kaçınmacı mı? Evet, kaçıngan, kaçınmacı. Evet. Bundan sonra bana kaçıngan tunu diyordun o zaman. Ama şimdi kitabın varoluş sebebi şu. Diyor ki yani bu düzeltilebilir. Ama neye dayanıyor diyor? Çocukla. Anayla kurulan.

Özellikle anneyle, ebeveynle dese bile tabii ki özellikle anneyle çocuk arasına kurulan ilk ilişki çok önemli. O yüzden bizim böyle son 10 yıldır falan beynimizi yiyorlar, ütülüyorlar. Güvenli bağlanma, güvenli bağlanma. Biz çocuklarımızı, biz böyle 4 anne beraber yola çıktık diyebiliriz. Beraber büyüttük gibi bir şey. Hatta 4-5 anne. Biz ilk üç yıl güvenli bağlanma konuştuk sürekli. Hani benim yüksek lisansdaki hocalarımdan biri de şey demişti bir derste. Arkadaşlar ne yapalım, Eren'in ilk üç yılı çocuğumuzla beraber geçin. Bu tabii ki çok zor bir şey. O bambaşka bir konu. Onu daha sonra konuşuruz. Bu söylemde de bence bir yanlış var ama... Yani güvenli bağlanmayı çok önemsiyor şeyler, psikologlar. Bir de bağlanma kuramı diye bir şey varmış zaten. Bağlanma kuramı, psikolojide bireyin başka bir kişiden yakınlık bekleme eğilimi...

Ve bu kişi yanında olduğunda bireyin kendini güvende hissetmesi, bu da anne çocuk ilişkisine gidiyor. Zaten Amir Levin ve Rachel Heller de bu konunun uzmanları olarak yola çıkmışlar. Şimdi bu kitap tabii ilişkiye bakışı bence çok güzel düzenliyor. Hala bir ilişki içindeyseniz deniyor kitapta. Biriyle geçinebiliyor olmanız, geçinmek zorunda olmanız anlamına gelmez.

...işlerin yürümesi için gereken her şeyi yaptıktan sonra bile mutsuzsanız... ...belki de artık yolunuza devam etmeniz gerekiyor. Tabii, tabii bu da var. Burada Ayla Kadan Bey'e bir selam yollayabiliriz. Evet, ben zaten hani şunu demek istiyorum. Ayrıldıysanız zaten bir problem vardı. Muhtemelen bu bağlanma çeşitlerinizle ilgiliydi iki tarafında. Okuyup bir ilişki hakkında bilgi edinmek, fikir edinmek iyi olabilir. Sonrasında bu belki de yani uygun değilse yola devam etmek... Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim. Yüreğimde bir çocuk, cebimde bir revolver. Bu aşk burada biter. İyi günler sevgilim. Ve ben çekip giderim. Bir nehir akıp gider. Bırakın bir nehir akıp gitsin efendim ya. Tutmayın nehiri artık. Belki ama hayır. Belki o kitapta bir şifa bulacak. Belki bir sorusuna bir cevap bulacak. Çünkü çok güzel bir şey söylemiş. Yine sev beni demek. Mümkün mü? Tabii mümkün.

Diyebilir herkes yani sonuçta. Ve ben demesini mesela tercih ederim. Yani kendi kendine sormak yerine bunu gerçekten karşısındakine açıkça sorması... ...çok daha güzel olur. Sırf bu bile bence çok güzel bir kırılma noktası olur. Ama dediğim gibi önce bu kitaba bakmakta fayda var.

Evet, bu yüzden bir şifa umuyoruz kendisine. Bağlanma stilleri ve sorunları yüzünden hayat kalitemizin nasıl da düştüğünü görmek üzücü, moral bozucu. Ama bu kitabın kazandırdığı içgörü ve farkındalık buna değer demiş bir okur yorumda. İşte tam olarak bu sebepten. Yani konuyu etraflıca bilmekte fayda var. Bu ilişki için olmasa bir sonraki ilişki için. O da var. Milli Eğitim Bakanlığı'nın tarafından tavsiye edilmesi gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Evet, çok doğru. Artık bizim böyle biraz... Milli hayat kalitemizi yükseltecek bir kitap yani. Bu arada ben de söyleyeyim, ben güvenli bağlanmayım bence. Aksi olsa şaşardım zaten.

Ama başta hep şey görünüyorum, kaygılı bağlanma görünüyorum. Kendimi biliyorum yani. İlk başta kaygılı bağlanma görünüyorum. Sonra güvenli bağlanmaya bir yerden sonra geçiş yapabiliyorum. Çünkü aslında temelimde bu var diye düşünüyorum. Demek ki sen de böyle bir insanmışsın. Şimdi ikinci kitapta şöyle düşündüm ben. Peki diyelim ki söylemiyor yani yeniden sev beni demedi. Düşüncelerini söylemedi. Hala ona aşık olduğunu onu sevdiğini diyelim ki söylemedi. Başına neler gelebilir gibi. İngiliz hasta soruyu okur okumaz aklıma gelmişti zaten kitap.

Aslında filmde tabii yani ne yalan söyleyeyim. 9 Oscar. 9 Oscar yani insaf. Kitap Booker ödülünü kazanmış. Bir de 2018 yılında son 50 yılın Booker kitapları arasında da en Booker kitap seçilmiş. Kaç yılında? 2018'de. Son 50 yılın Booker kitaplarını değerlendirmişler. Bunlar içerisinde en çok hangisi hak etmiş değil diye ve İngiliz hasta seçilmiş. Gerçekten ama. Ben önce filmi seyretmiştim. Ne yalan söyleyeyim. Sonradan kitabını okudum. Çok güzel film ki zaten 9 Oscar'ı almış. Evet. Filmi seyrettin mi?

Filmi ben seyretmedim. Seyretmemiş olduğumu çok geç fark ettim. Zaten Titanic'i, Piyanisti dünyada en son seyreden herhalde 10-20 insandan biriydim. Bu da onlardan biri olacak. İngiliz hasta enteresan. Bence çok güzel filmdi. Juliette Binoche ve William Defoe var. Ralph Fiennes var. Her ne halt ise şey var.

Adını hatırlayamadığımız... Adını hatırlayamadığımız İngiliz aktristi. Evet. Yani şöyle, filmde çok sıkılan oldu. Filmden nefret eden oldu. Çünkü fazla romantik bulan oldu. Bir de üç saattir. Filmi çok seven, gözyaşları içerisine seyreden benim gibi romantikler oldu. Kısacık şu anımı anlatayım. Ben bir arkadaşımla gitmiştim filme ve biz böyle ağla ağla ağla perişan olduk. Yanımızda da ne mendil ne bir şey var yazdı yanlış hatırlamıyorsam.

Sonra eve döndük. Kristen Scott Thomas kadının adıydı, onu hatırladım. Böyle gözyaşları içerisinde yüzümüz gözümüz şişmiş, bizim eve geldik arkadaşımla. Annem dedi ki, ne oldu size? İşte dedik İngiliz hasta diye bir film seyredik. Anne şöyle güzel, böyle güzel. Türk hasta olduk. Bunu keselim arkadaşlar, bu espriyi keselim. Annem dedi ki, aa öyle mi? Ben de seyredeyim, romantik falan filan. Tamam, anne dedik, beraber tekrar gideriz. Biz annemi de aldık, işte birkaç gün sonra üçümüz gittik. Yanımıza bu sefer böyle selpak, mendiller falan filan aldık. Annemi ortamıza oturttuk. Seyrediyoruz filmi. İkimiz de böyle dönüp dönüp anneme bakıyoruz, dönüp dönüp anneme bakıyoruz. Ne zaman ağlamaya başlayacak diye. Annemde tık yok, hiçbir şey yok.

İşte film üç saat tamamladık. Gene biz ağladık. Çıktık filmden. Annem döndü bana dedi ki, Aslı biz nerede ağlayacak?

İnsan bir süre uyarır ya. O yüzden yani hani kişisine göre değişir tabii. Yapılacak iş değil. Anne bir dürtseydin biz kadını biraz. Anne burada ağlayacaksın. Ben ne bileyim o kadar böyle hiç bir şey hissetmeyeceğini o filmde. Şimdi şöyle kitabı çok daha sert aslında bu arada. Çok çok sert. Söylemek istemiyorum ama sonunda... Ebu İngiliz hastanın yaptığı şey kont almasıydı galiba. Onun yaptığı bir şey var ki hani böyle insana çok tuhaf duygular yaşatır. Captain Clifton ve kont almasının sonu acıyla biten büyük aşk değil mi? Çünkü hep bir şey var yani birbirlerine çok tutkuyla aşık olmalarına rağmen... ...hep bir bilinmezlik var, hep bir suskunluk, hep bir yani tabii araya savaşın girmesi.

Evet, İkinci Dünya Savaşı sonlarında Toskana'da yaşamları kesişen dört kişinin sıra dışı hikayeleri. O şöyle oluyor. Bir şeyden düşen, yani paraşütle uçaktan atlayan yanmış bir adamı Bedeviler buluyorlar ve bu adamı işte yaralarını sarıyorlar falan filan. Ondan sonra Hanna diye de bir tane şey var. Hemşire var. Çok öyle idealist Kanadalı bir hemşire. Onun bakımı altında. Fakat sonra artık şeyden bunları gönderiyorlar. Çünkü hastaneler boşaltılıyor. İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna geliniyor. Bunlar da İtalya'da, Toskana'da böyle bir köy evi gibi bir şeye sığınıyorlar. Ve orada Han'a bu İngiliz hastaya bakmaya başlıyor. Çünkü bir baba problemi var. Han'a yeğeni daha babasını kaybetti. Ve orada öyle bir travması var. Ve babasının yerini aslında koyuyor biraz. Ayrıca casusluk yaparken yakalanan eski bir hırsız da var. Bomba imha uzmanı sih bir asker ve aralarında hayalet gibi gezinen savaş yorgunu bu insanları uzak bir geçmişe taşıyan okuru da İngiliz hastanın gerçek kimliğine götüren bir kadın Catherine.

Evet, şöyle sürekli Han'a İngiliz hastanın yanında buldukları Herodot'un tarih kitabını okuyorlar. Şimdi bu kitap da tabii ki boşu boşuna seçilmemiş. Michael Ondaatje kitabı bilerek seçiyor. Kanadalı yazar. Evet, Kanadalı yazar, İngiliz hastanın yazarı.

Bilerek seçiyor. Çünkü Batı Edebiyatı'nın ilk örneği bu kitap. Ama Milattan Önce yazılmış. Dolayısıyla öyle bir önemi var. Yani öyle bir konumlandırılmış bir kitap yani. O bir tartışma konusu ama sonuçta Batılıların gözünde öyle. Bu kitabı okurken Hanna, İngiliz hasta da bize şeyi anlatmaya başlıyor, yani ne oldu geçmişte, onları hatırlamaya başlıyor daha doğrusu. Neler yaşandı, bu Catherine'le aşkı nasıl başladı, ne oldu ve nasıl sonlandı? Ben bunu Aylak Adam'ın e-mailini okuduğumda şöyle hissettim. Nasıl bir şifa arıyoruz? Şöyle hissettim, yani söylenmeyen şeyler çok büyük bir aşkın yaşanmamasına, belki çok büyük bir sevginin yaşanmamasına sebep olabiliyor. O yüzden söylemek lazım geldiğini düşünüyorum. Bu kitabı o yüzden öneriyorum.

Söylenmemiş sözler büyük ağırlık yapar çünkü değil mi? Evet, evet. Ve yani adam hala yanmış, konuşacak hali yok ama o onları hatırlıyor. Ben bu yüzden öneriyorum aslında. Dediğim gibi bazen de içgüdüsel seçiyorum galiba kitapları. Yani bir soruyu okuduğum zaman ilk aklıma gelen şey aslında beni yönlendiriyor. Bir şeyi hissediyorum, bir benzerlik hissediyorum.

Belki de bu aylak adamın romantizmi ile bağrı yanı konumda. İngiliz hastanın. Tunacığım böyle espriler yapacaksan ben Aslı Tohumcu'nun hemen bak telefonum yanımda. Alo Aslı. Yani lütfen. Ben muhasebeye uğrayayım mı? İlişiğini kesin arkadaşın. Bu yüzden bu kitabı öneriyorum. O zaman ben bir manimizi okuyayım. Ay hadi oku. Üçüncü kitabı getir.

Dünya halinden sıkılanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, kitapların şifasının yananlar için bir biyoterapi ne yapıyor? Devam ediyor. Şimdi geldik. Spinoza. Spinozaya evet. Yaşasın Çetin Balonuye hocamız. Evet. Akdeniz Üniversitesi Felsefe Bölümünün en sevilen hocalarından Profesör Çetin Balonuye'nin

Spinoza'nın sevinci nereden geliyor? Alt başlı da reddedilmeyecek bir felsefi teklif olan 2017 tarihli kitabı gerçekten... ...insana sevinç veren bir kitap. Evet ve bu arada gerçekten çok sevilmiş bir kitap. Spinoza'nın notlarından, söylediklerinden derlediği bir kitap.

Zaten Spinoza hakkında başka kitabı da vardı. Evet, evet, evet. Akademisyen zaten bu konuyu iyi biliyor. Neden Spinoza? Ben Spinoza'yı çok seviyorum. Çünkü benim hayat felsefeme çok uygun görüşleri. Sevince seçin diyor. Hani şey kitaplar var ya ki sen hep ona örnek veriyorsun. İyi hissetmek zorunda değiliz falan. Ben diyorum ki hep iyi hissetmeyebiliriz. Evet. Ama bence zorundayız. Sevince dönüşmek olanaklıdır ve bunu gerçekleştiren herkes... ...hem kendisi hem de başkaları için en iyisini yapmış olur, diyor Çetin Hoca. Ben de... Spinoza diyor daha doğrusu. Spinoza diyor, pardon. Evet. Spinoza'yı gündelik hayatta yaşadığımız tecrübelerle buluşturan da Çetin Hoca... ...Spinoza'nın bizlerden yıllar evvel keşfettiği gerçeklerin... ...aslında hayatımızı ne kadar konforlu hale getirebileceğini ne yapıyor, gösteriyor.

Yani şimdi şöyle, bunu da niye söylüyorum aylak adama, var olduğu koşullar içerisinde de yine de sevinçli olabilir, sevinin ta kendisi olabilir. İşte ben. Her koşulda sevinci bulan, sevinçli iç içe. Evet. Sevinç timsali bir insanın. Aslında Spinoza'nın formülü de çok kolay. Yani sevinç nasıl elde edilir? Tanrı ya da doğa. Yani Tanrı ile doğayı birbirinden ayırmıyor aslında. Bu da yine benim inanç sistemime çok yakın, çok benziyor. Eğer Tanrı'ya inanıyorsan da zaten onu en kolay görebileceğin yer doğa. Doğaya bakıp aslında Tanrı'ya inanmamak neredeyse olanaksız.

Yumurtaya can veren Rabbim. Rabbim gibi bir şey yani. Şimdi hani böyle doğadaki her şey çünkü sana... ...varoluşun güzelliğini, varolmanın güzelliğini gösteriyor. Ve eşsiz bir ahenk aynı zamanda. Evet ve aslında seni kaygılardan uzaklaştığı da biliyor. Bu da sende sevince sebep oluyor. Yani aslında şöyle bir şey, mesela bu kitabın içerisinde yanlış hatırlamıyorsam örnekler de var.

Peki Spinoza'nın Etika eseriyle paralel okumak gerekiyor mu? İlla bunu yoksa tek başına okuyabilir miyiz? Şöyle, tek başına bence okunabilir. Etika çok zor. Etika'yı kitabını okumak ve anlamak gerçekten çok zor. O yüzden Çetin Hoca burada bize bir güzellik yapmış. Kitabı okumak çetin yani, çetindir. Evet, Çetin Hoca bize bir güzellik yapıp bu kitabı okunabilir, anlaşılabilir hale Spinoza'yı getirmiş. Etika'yı okursanız Spinoza'yı tam anlayamayabilirsiniz. İştah ya da arzu hemen her fırsatta kaçınmamız gereken bir iblis değildir. Diyor bunu Çetin Hoca diyor biliyorum. Arzulamak yalnızca biz insanlar için değil, canlı ya da cansız tüm varlıklar için yaşama ısrarıyla aynı anlama gelir. Dolayısıyla yaşadıkça arzularız. İfadesi kadar ancak arzuladıkça yaşarız ya da var kalırız ifadesi de doğrudur. Arzularımız bizi diğer tüm varlıklarla birlikte bu dünyaya, birbirimize, hayata ve sevince bağlayan biricik tetikleyicilerdir. Yani Spinoza okumak çetin bir iş. O yüzden Çetin Hoca'yı okuyalım. Çetin Hoca'nın evet Spinoza'nın sevinci nereden geliyor onu o yüzden öneriyoruz.

Yani bu genel olarak hayata bir bakış sağlayacağı için aylak adama ben iyi geleceğini düşünüyorum. Evet, gerçekten şifalı bir kitap oldu. Zaten uzaktan da anlaşılan bir şey. Erekselci bir bakış açısının yaşama sevincini söndüren bir durum olduğunu vurgu yapıyor. Yani biz bunun sonunda ne olacağızı düşünerek yaşamak, insanın yaşama sevincini söndüren bir şey. Bir ereğe, erek derken amaç herhalde, varmak için tüm hayatımızı kederli hale getiriyoruz.

Tıpkı bizim dinleyicimiz gibi. Evet. Ben aslında bir de şunu da düşündüm. Bu kitapla ilgili ve Aylak Adam'la ilgili düşünürken. Böyle bir insanı bu arada sevince bulmuş, hatta kendisi sevince dönüşmüş bir insanı kim istemez, kim sevmez?

Evet. Öyle değil mi? Yani herkesin etrafında olmasını isteyeceği bile değil. Her eve lazım. Evet, her eve lazım. Her evin her ailenin ihtiyacı. O yüzden böyle bir deneysel bir şeyim de var. İşin doğrusu yaklaşımım da var konuya. Yani biz bir bakalım bakalım böyle biri olduğunuzda ki belki de böyle biri bilmiyoruz ama hani... Hafif melankoli sezdim ben aylak adamda fakat.

Evet, ama melankoli de bence çok hani şeydir, sevince dairdir. Çünkü... Hayda. Ya evet bak şöyle olur, sol astarje diye bir kavramdan bahsediyorum ya ben mesela hani sürekli. Aslı Perker ve ters köşe fikirleri.

Kaşısına hoş geldiniz. Bak şimdi, solastacı yaşının mesela olduğun yeri, daha oradayken özlemek. Mesela İzmir'deyim, deniz kenarındayım. Zaten oradayım ama daha oradayken orayı özlüyorum. Kukuyu özlüyorum falan. Bu bende bir melankoli yaratıyor. Ama aslında, ya iyi ki var bak, bu kadar özlem duyduğum bir şey var. Tatlı bir melankoli dediğiniz gibi yani. O melankoli sevince de dönüşebilir. Her şey sevince dönüşebilir. Ben bunu demek istiyorum.

Varoluşta her şey seni sevince taşıyabilir. Hüzün bile. Evet. Zor. Zor değil yani aslında hem kolay. Aslında kolaylığından dolayı zor. Çünkü biz o kadar komplike düşünmeye alışmış varlıklarız ki özellikle şehir hayatının içerisinde sanki her şey çok karmaşık ve girift olmak zorundaymış sanıyoruz.

Aslında hiç de öyle değil. Yani bir Aslı Perker duruluğuna, duygularda ve düşüncelerde ulaşmak mümkün. İnşallah. Neden bize de kısmet olmasın diyoruz sayın dinleyiciler. Çok teşekkür ederim. İltifat olarak kabul edeyim. İltifat değil, bu bir tespit. O yüzden podcastimizi dinlemeye devam edin. Bir gün sizde neden olmasın.

Dördüncü kitaba geçelim. Çok gerildim. Bu beni geriyor. Dördüncü kitap beni çok geriyor gerçekten de. Biliyorum. O yüzden garip espriler yapıp duruyorum zaten başından beri. Tuna Kiremiçi'yi zor ikna ettim bu kitaba ama yani yapacak bir şey yok arkadaş. Bu kitap çok uygun. Orhan Pamuk'un kitabı mı, Tuna Kiremiçi kitabı mı deyip de Tuna Kiremiçi kitabı seçersen bizi Cihangir'e almazlar hocam. Almasınlar ya. Zaten B10'unu da geri aldılar. Almazlarsa almasınlar.

Cihangir'de yürüyemezsin sokakta. Orhan abiye böyle yanlış yapılmaz. Şimdi masumiyet müzesi... Şaka yapıyoruz Orhan Bey. Bu arada dinleyicimiz olduğunuzu biliyoruz. Bunu saklayamazsınız bizden. Espritüel kişiliğinize sığınarak böyle bir şeyde bulunduk.

Masumiyet Müzesi de, evet, olabilirdi. Ama Git Kendini Çok Sevdirmeden... Çok güzel bir kitaptır Masumiyet Müzesi. Evet, çok güzel bir kitap. Ondan muhakkak başka vesileyle zaten konuşuruz. Ben sözün git kendini çok sevdirmeden gelmesini engellemek için sürekli şey yapıyorum, evet. Ama yapamazsan, Git Kendini Çok Sevdirmeden çok daha uygun bir kitap. Ya Orhan Pamuk'un şey kitabını okudun mu sen ya? Benim Adım Kırmızı. Bak orada çok güzel bir polisi hikaye var mesela. Okudum ve şimdi şöyle iki kez üst üste kitabı okudum diyebiliriz. Önce İngilizce okudum ve İngilizcesinden hoşlanmadım. Ne yalan söyleyeyim. Türkçe okuyunca acayip sevdiğim bir kitap oldu. Neyse bak bir dakika bunu geçiyoruz. Git kendini çok sevdirmeden. Tamam geldik 2002.

Evet, 2002'de Tuna Kiremitci bu kitabı yayınladı. 2003'ün en çok satan kitabı. Evet, 2003'ün en çok satan kitabı. Ve yani hani adam bununla şey oldu, böyle ne denir ona, plakların üstüne yazıldı. Böyle levhaların üstüne git kendini çok sevdiğinden yazıldı. Tabii Tuna mı daha seksi, Tarkan mı diye anket yapıyordu bir derdi.

Ve üstüne üstlük bir de hani böyle bütün karikatürlere falan da düştü bu laf değil mi? Evet öyle güçleşmiş bir laf. Düştü derken bence çıktı. Karikatür benim için üst kültür çünkü. Ki kitabın asılı da Enis Batur'un bir şiirinden geliyor. Kemal Saat Efendi'nin unutulmuş unutulmaz tangosu. Git artık kendini çok sevdirmeden. Evet. Şimdi neden sence bu kitabı ben şifa olarak düşündüm? Anlat hadi bize yazarı olarak. Bana düşmez. Sen anlat, ben tamamlıyım. Yani burada bir şey var. Yaşanmış ve geride kalmış bir aşkın nüksetmesi üzerine. Bir kere bir kadının yıllar sonra Eskişehir'den çıkıp İstanbul'a gelmiş genç bir kadın. İstanbul muydu? İstanbul, evet. Yani hayat bir oluş bir tarafı bir oluşum romanı aslında. Senin sevdiğin Coming of Age romanı gibi. Çünkü biraz Selincir etkisinde yazmıştım yani aslında kitabı.

Orada hayatında ilk defa Eskişehir'den çıkıp İstanbul'a giden, orada büyük şehri, İstanbul'u, macerayı ve cinselliği keşfeden genç bir kızın hikayesi var. Arda mıydı adı? Arda, evet. Çok da sevdiği bir isimdir. Arda çünkü bizim zamanımızda şey bir isimdi, Günüseks bir isimdi. Ondan sonra aynı kızın kırklı yaşlarda kırık dökük kanatları kılınmış bir halde Eskişehir'deki kayıptan sonra

Baba evine dönüp orada annesiyle beraber geçirdiği günler ve tam o baba evinde kendi kabuğuna kapanmışken o ilk gençlik çağındaki aşkının onu bulmak için Eskişehir'e güzelmiş konağı. Bana güzel geldi vallahi. Çalışıyormuş kafam o zamanlarda. Gelmesi ve bir yaşanmışlıklar, yaşanmamışlıklar, geride kalan acılar muhasebesi üzerine bir şey ikisinin kırklı yaşlarda tekrar karşılaşan iki ergenlik aşkı.

Evet, tam olarak bu yüzden işte öneriyorum. Yani hani ne yaşandı? Ne kararlar verildi? Bu kararlar nelere sebebiyet verdi? Biraz bu böyle hani şey gibi, Sliding Doors gibi de ya. Öyle bir film vardı, hatırlar mısın? Hani bir anda bir karar veriyorsun, bir şey yapıyorsun ve bambaşka bir hayatın oluyor. David Peltrow'un oynadığı. Evet. Paralel Ebrenler şeyi üzerine çekilmiş ilk filmdi herhalde. İlk film herhalde. Evet. Yani biraz da hani böyle bir şey de var. Yani aylak adamın aldığı karar, eski eşiyle almış oldukları karar.

Hayatlarına neyi değiştirdi? Nelere sebebiyet verdi? Farklı bir karar alsalardı neler olurdu? Yani yine aslında Yeniden Sev Beni'ye bana yani Yeniden Sev Beni cümlesi bana bu kitabı hatırlattı ister istemez. Bir şifa arıyor muyuz bu kitapta?

Yani kendini hani ilk başta dedik ya kendine sorgulamak, kendine soruları sormak, kendi problemini bulmak. Bu kitap bence o muhasebeyi yapmak bakımından çok mantıklı bir kitap, çok güzel bir kitap. Düzgünleri gibi... Sence de öyle değil mi? Hiç baharı yaşamadım... Şimdi düşünüyorum bir taraftan da, sesli düşünüyorum. Ben sesli düşünürken şarkı söylüyorum. Sesi o oluyor düşüncemin yani.

Yıllar sonra yaşanmamış ve yaradı kalmış bir aşk üzerine özellikle de kırklı yaşlarda artık hayatın sillesini yemiş feleğin çemberinden geçmiş iki insan olarak karşılaştıklarında bütün o beraber kat etmiş oldukları yollar da tabi beraberlerinde geliyor. Ve bunları konuşarak bunların üzerinden yeni bir şey başlatıyorlar aslında. Yeni bir diyalog. Yani eskisini yaratmıyorlar yeniden. Eski şeyi tekrar yaratmaya çalışmıyorlar. Yeni bir şey yaratıyorlar, diyalog yaratıyorlar kendi aralarında. İşte şimdi ne yapacak Ayla Kadap?

Bir kere önce bağlanmayı okuyacak. Evet. Yani aşkı bulmanın ve kurmanın bilimsel yollarını okuyacak. Oradan bir öğrenecek. Kendini tanıyacak, karşısındakini tanıyacak. Yeniden nasıl bağlandılar, daha önce sorunlar nerede çıktı vesaire. Sonra git kendini çok sevdirmeden okuyacak. Oradan bu... Ama orantamı okudum diyecek. Soranlar olursa. Soran olursa öyle dersiniz. Bizim için önemli değil.

Sonra yeni bir dil oluşturmak, yeni bir diyalog başlatmayı görecek böylelikle. Ve eski eşine gidip yeniden sev beni dedikten sonra ikisi belki yepyeni bir şey başlatacaklar, diyalog başlatacaklar. Ama eskisine değil. Evet yeni bir ilişki başlayacak. Aynı nehre iki defa ne yapılmıyor?

Girilmiyor Gonca'm, yıkanmıyor aynı nehirde iki kez. Aylakadan aynı nehre yeniden girmek hevesinde aynı nehre tekrar girilmeyecek, girilemeyecek. İşte onu diyorum ama o yüzden Spinoza'yı okuyacak, o yüzden Bağlanma'yı okuyacak, o yüzden git kendini çok sevdirmedin okuyacak. Kendini biraz yenileyecek ve öyle yeni bir ilişkiye adım atacak karşısındaki kadını da.

Belki buna dahil edecek. Çok güzel toparladın, evet. Ama tam olarak yani bütün bunlar... Ama İngiliz hastayı da yani eğer... ...bir şey söylemezsen... ...hani yaşanmamışlıklar insana nasıl ağır bir şey, tortu bırakıyor... ...bunu anlaması bakımından öneriyoruz. Yani... ...benim dediğim evet yani yeni bir... ...dialog kurmak, yeni bir ilişki. Evet, en şifalı programlarımızdan biri oldu. Bu şanslısınız Ayla Kadın.

Öyle mi diyorsun? İyi, çok güzel, sevindim. O zaman pinyolar. Evet, başlıyorum. Amir Levine, Rachel Heller, Bağlanma, Aşkı Bulmanın ve Kurmanın Bilimsel Yolları, Aganta Kitap, 239 sayfa çeviren Ebrar Güldemler. İngiliz hastam Michael Ondoce, Alfa Yayınları, 312 sayfa çeviren Ahu,

Antman. Antman. Tamam. Spinoza'nın sevinci nereden geliyor? Chet'in balonu ye. Balonu ye. Ayrıntı yayınları 160 sayfa. Tuna Kiremitci'ye git kendini çok sevdirmeden. Monokitap 208 sayfa. Evet mail adresimiz.

bibliotherapyatpodbimedia.com. Bize sorularınızı göndermeyi lütfen unutmayınız. Kitaplarla ilgili linkleri, ayrıntılı bilgiyi aşağıda bulabilirsiniz açıklamalar bölümünde. Bu arada PodB'nin yeni stüdyolarını da kaydediyoruz biz burada. Evet ve de on numara bir stüdyo. Gerçekten harika ortam. Öyle stüdyo olmamış, böyle stüdyo olmamış.

Ben çok beğendim gerçekten. Yatasım var benim burada gerçekten o kadar. Koku da çok böyle yeni ofis kokusu. Yeni ofis kokuyor Buram Buram evet. Evet zevkli. Çok havalı bir stüdyomuz. Ya bir de bir şey söyleyeyim mi? Bizi destekleyen aslında iki tane şeyimiz var, bağışçımız var bizim.

Aras Erekul ve Tuna Erekul. İkisi de doktorlar. Benim kuzenlerim. Kendilerine buradan selam söylüyorum. Çok teşekkür ediyorum. Allah'tan çok kuzenim var da. Evet, aşiret gibi şimdi. Biz bir başlarsak bu destek işini yırtarız. Şimdilik zor tutuyoruz. Evet. Dünya halinden sıkılanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, kitapların şifasına inananlar için Biblioterapi şimdilik ne yapıyor? Bitiyor. Hoşçakalın.

Hı?

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)