Podcast

S1E17: Gitme!

Bibliyoterapi

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bibliyoterapi’nin on yedinci bölümünde Aslı ve Tuna gidenlerin ardında kalanların derdine derman arıyor.
Aslı ve Tuna’ya [email protected] mail adresinden yazabilirsiniz.

Bölüm Künyesi

Şengül Hablemitoğlu – Yas: Uzun Bir Veda
İsmail Güzelsoy – Süslü Hatıralar Sahnesi
Mitch Albom – Öğretmenim Mori’yle Salı Buluşmaları
Jandy Nelson – Her Yer Gökyüzü



See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.611 kelime · ~18 dk okuma

Dermanı Kitaplarda Arayanların Haftalık Podcast'ı BiblioTerapi'den herkese merhaba. Ben Aslı Perker. Ben Tunekir Emitçi. Maalim okuyabilir miyim? Tabii, buyurun. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasını inananlar için BiblioTerapi ne yapıyor? Başlıyor.

Merhabalar. Hemen sorumuza geçiyorum. Biraz kalp kıran üzücü bir soru ama bakalım neler önereceğiz. Sevgili Biblioterapi, en yakın arkadaşlarımdan biri kanser hastası ve yoğun bakımda. Tüm bu durumu ve doktorlar tarafından öngörülenleri kabul baş etmek için bana ne önerirsiniz? Çok teşekkür ederim. Rumuz Söz. Şöyle ben e-mail'in adından yani rumuz kullanmamızı istemiş ama e-mail'in adından bir hanımefendi olduğunu biliyorum. Avukat olduğunu biliyorum.

Öncelikle kelimelerin kifayetsiz kaldığı anlar vardır hayatta. Bu da onlardan bir tanesi. Tabii kitaplar böyle zamanlarda da bize dert ortağı olurlar. Umarız bizim burada paylaşacaklarımız da olmuştur. Ama tabii ki yaşayan bilir durumlardan. Okurumuzun içerisinde bulunduğu. Arkadaşına acil şifalar dileyelim ve ondan sonra ilk kitabımıza geçelim istersen. Burada daha kayıp yaşanmamış ama hani kaybının yaşanacağının bilinmesi, buna hazırlık süreci... Bu aslında çok önemli, çok da kıymetli bir iğne, kıymetli bir arayış. Söz rumuzlu kişinin bu arayışı bence çok kıymetli. Ve herkesin yaşadığı bütün deneyimler verecek, bütün kayıplar verecek. Biri diğerine uymuyor. Her ölüm erken...

Transkriptin tamamını oku

Evet ve şöyle bir şey var hani şimdi burada biraz kayıptan söz edeceğiz. Kayıp sadece hani ölümle değil. Aslında terk ediliş, gidiş yahut küsmeler hepsi aslında kayıp içine giriyor. Belki de iyileşecektir dinleyicimizin arkadaşı. Gerçi hiç öyle bir ses tonuyla yazmamış ama. Evet evet evet. Yani yoğun bakımda dediğine göre. Fakat yani hani bütün deneyimler biricik, o yüzden tek bir şey söylenemiyor. Yani işte şudur bunun reçetesi, bakın şunu okuyun, iyileşin. Denemezsin. Bir de kayıf var, kayıf var değil mi? Sonuçta ben de çok arkadaş kaybettim hayatımda. Çok arkadaşım da beni kaybetti.

Öyle de bir şey var. Yani sonuçta bir zamanlar hayatımızı doldurmuş olan kader ortaklığı neredeyse yapmış olduğumuz... ...fakat zamanın ve hayatın dönüşümleri içerisinde bağlarımızın koptuğu dostlar, arkadaşlar vardır her zaman. Zaten aslında biraz önce tam olarak onu söylemek istedim. Ben mesela şöyle düşündüm. İlk yine bunu okuduğumda diyelim ki görüşememe artık da olabilir. Yahut şöyle düşünelim.

1900 başlarında diyelim ki Avrupa'da yaşayan insanlardı söz ve arkadaşı. Avrupa'da? Evet. Ve diyelim ki arkadaşı Amerika'ya göç etmeye karar vermişti. Ah Avrupa. Çünkü... Avrupa'da böyle mi? Ben o zaman bundan sonra geri devam edeyim kendi başıma çünkü Avrupa'da kaldı. Tamam sen kalan ol tamam mı? Ben giden olayım. Tamam. Tamam.

Ben diyorum ki, Tuna, burada diyorum, işler sarpa sardı, para mara da yok. Ben Katolik değilim ama burada baskı görüyorum. İşte gitmeye karar verdim, Avrupa'dan Amerika'ya göç edeceğim. Biniyorum gemiye, işte neyim varsa artık yanımda çoluğum çocuğum var, yalnız mıyım? Bindim gemiye, gittim Ellis Island, Ellis Adası. Orada önce bir karantina süreci yaşadım, kaydım alındı. Muhtemelen yeni bir soyad verdiler bana, yanlış yazdılar vs. Çok merak ediyorum nereye varacağını şu anda.

Nasıl toparlayacağım bunu acaba? Ama bir dakika şunu unutmayalım. Ben bir romancıyım ve bazı şeyleri hikayeleştirmem sadece normal. Ben nalbur olduğum için yani bu konuya biraz...

Tamam sabah seni bir... Japon yapıştırıcısı istiyorsan vereyim. Seni binalbura soktum bu sabah diye hemen ayarların oynamasın. İlk aklıma o geldi espri yapmak için evet seni dinliyorum afedersin. Ve işte girdim New York'tan giriş yaptım ülkeye.

Diyelim ki yerleştim işte şeye, Lower East Side'de bir yere ya da İtalyan mahallesine... ...ve hayatıma başladım, yaşamaya devam ediyorum. Şimdi, seninle benim... Aslında Tuna geride kaldı değil mi? Nerede kaldı? Diyelim ki Londra'da kaldı. Bağımız çoktan koptu aslında. Seninle benim hayatımız boyunca bir daha görüşme ihtimalimiz, yıllar o yıllar... ...o kadar düşük ki... Yani belki ben sana ilk başlarda mektup yazacağım, sen bana yazacaksın, mektuplaşacağız diyelim ki yılda iki kez, üç kez neyse. Tavsiyecek o yavaş yavaş. Sonra yavaş yavaş o bitecek ve artık görüşülmemeye başlanacak. Yani sana şöyle söyleyeyim, ben Amerika'ya 2001 yılında taşındım. O zaman böyle FaceTime yok, Skype yok, o yok, bu yok, hatta yani... Bir kart vardı, o kartın numarasına giriyorsun Amerika'dan, onunla arayınca daha uzun konuşabiliyorsun falan. Hocam Amerikalı oldun, bizi unuttun. Mesela hani o bile yaşanabilirdi, o dönem bile yaşanabilirdi. Çünkü gerçekten yani şimdiki gibi bir iletişim ağı yoktu. Zaten Amerika'ya gidenler geçmişlerini unutmak için gidiyorlar genellikle. Olabilir, evet doğru. Amerikalı olmak için gidiyorlar oraya. Ben mesela öyle bir şey hiç yaşamadım. Öyle bir ruh hali yaşamadım yahut. Onun için de gitmedim. Nitekim o yüzden de geri döndüm. Sen vatanına, milletine bağlı bir insansın canım. Neyse, şunu demek istiyorum. Yani belki hani böyle de düşünülürse bir nebze insanı hiç rahatlamaz mı? O çok uzak bir yere gitti. Görüşemediğimiz, haberleşemediğimiz bir yere gitti. Ama benim hayatımda olduğu zamanlarda çok kıymetliydi ve çok güzeldi.

Ve bunların anıları beni hayatım boyunca mutlu edecek, bu anılar. Benim de hayatım burada devam ediyor. Bana göre hani belki böyle değerlendirilebilir, bilmiyorum. Şahane toparladın gerçekten bir romancı edasıyla. Bilmeden girmedim herhalde lafa, yani sonunu biliyordum, climax'i de biliyordum.

Biliyordum. Bravo. Şimdi bu ilk kitabımız yaz uzun bir veda mesela biraz böyle benim anlattığımla hiçbir alakası yok denilenlerin ama biraz aslında böyle yaklaşıyor yani diyor ki Şengül Hablemitoğlu. Hablemitoğlu. Kendisi psikolog değil, psikiyatrist değil. Yani profesör, doktor. Oradan hemen karışmasın. Sosyal hizmetler bölümünden mezun olmuş. Galiba Ankara Üniversitesi. Emin değilim ondan da. Sonra da o alanda akademik çalışmalarına devam etmiş. İşte profesörlüğe kadar yükselmiş. Çeşitli eğitimler de almış. Aynı zamanda kimin eşi olduğunu da söylememiz lazım. Tabii 2002'de bir suikast sonucu aramızdan ayrılan Necip Hablemitoğlu hocamızın.

Eşi ve tabii ki ülke gündemini uzun zaman işgal etmiş. Neden gerçekleştiği henüz tam anlaşılamamış. Türkiye'nin karanlık tarafının kurbanı olmuş Necip Hoca'nın eşi Şengül Hablemitoğlu kitabında hem kendi yaz süreciyle nasıl baş ettiğini Hem de bu sırada başkalarının yaz süreçlerine nasıl baktığını ve yaz terapisine bunun sonucunu nasıl yöneldiğini söylüyor. Diyor ki, dilerim yaşamına yaz değmiş herkese derman olur. Yalnız olmadığımızı, yaşadıklarımızın anlaşıldığını bilmek eşsiz bir his. Bunu birlikte yaz sürecini paylaştığım yoldaşlarımla birebir hissettim, diyor.

Yani şöyle, kendisinin de söylediği, benim de düşündüğüm bir şey ama tabii çok zor yapması. O da şu, yani kayıp yaşayan birine ya da yaşayacak birine akıl vermek, öğütte bulunmak yahut işte en nefret ettiği laf mesela Şengül Hanım'ın. Keza muhtemelen herkesin. Hayat devam ediyor. Ben de babamı kaybettiğimde vesaire vesaire.

Yani hani tamam hani evet hepimizin belki deneyimlerinden çıkacak dersler vardır. Belki evet iyi gelme ihtimali vardır ama ben eminim bunu ben de yapıyorumdur arkadaşlarımla konuşurken. Fakat bunu akılda bulundurmak lazım yani. O kişinin sadece, Şengül Hoca şöyle diyor, sadece o kişinin yanında olduğunuzu bilmesi yeter. Yanındayım. Babamı kaybettiğim zaman gelen taze telefonlar içinde hala hatırladığım ve sanırım en sevdiğim cümle. Galatasaray Lise'de bir abim aramıştı yurt dışından. Hem de dedi ki, Tuna kulübe hoş geldin.

Enteresan bir şekilde kaybedenler kulübü o da yani. Kaybedenler kulübü evet. Yani bu konuda hani belki çok fazla bir şey söylemeyeyim... ...ama Yaz Uzun Bir Veda Şengül Hoca'nın kitabı... ...gerçekten konuyu çok açık bir dille anlatan... ...çok güzel deva olabilecek böyle akademik bir dil değil... ...en önemli kısmı o bence kitabın en önemli kısmı. Empatik ve halden anlayan bir dil. Evet.

Diyor ki, yas kaybettiğimiz sevdiklerimize içimizde bir yer açmaktır. Onları içimize sığdırmak için kendimizi büyütmektir. Aslında işte benim ilk başta belki demek istediğim şey de oydu. Yani hani biz güzel şeyler yaşadık ve var. Ve haber alamıyorum. Çok uzun zaman oldu. Yok mu? Öyle var. Yani çok uzun yıllar görüşemediğin, özlediğin... Ne bileyim, lisede çok yakın arkadaşındı. Hep aklının bir yerinde kaldı. Benim öyle bir arkadaşım vardı mesela. Ta 13 yaşından hatırladığım bir yaz tatilinde tanıştığım ve bütün yıllar boyunca düşündüğüm...

Ya ne kadar enteresan bir insandı dediğim. Sonra beni 43 yaşımda buldu. Yani tam olarak 30 yıl sonra beni buldu. Sağ olsun bu şey sayesinde. Sosyal medya çağında böyle şeyler oluyor. O yüzden ben şeyi örnek verdim zaten. Hani 1900 başta Amerika'ya göç. Çünkü iletişimin olamayacağı zamanlar. Diyelim ki belki biraz romantikleştirelim. Böyle hayal edelim. Kanada'ya gitti. En azından ben bu yolu denerdim diye düşünüyorum.

Profesör Çengil Hablimitoğlu'nun kişisel deneyimlerinden, yaz terapilerinden ve evrensel örneklerden süzerek oluşturduğu bir yaşama rehberi. Yaz uzun bir veda. Evet ve şöyle şunu söylüyor bence çok güzel, yaz tutmak diyor bir yolculuk. Yani bu böyle hemen şimdi başladı yaz, şu gün bitecek. Şu aşamalardan geçeceksin ve ondan sonra bitecek diye bir şey yok. Bu bir yolculuk. Sadece diyor şöyle oldu. Siz böyle bir yolda giderken, trenle giderken makas değiştirdi tren. Birdenbire beklenmedik bir şey oldu, makas değiştirdi. Ve şimdi artık yeni bir yolda gidiyorsunuz. Ve bu yolda gitmeyle başa çıkmanız gerekiyor. Yani o yolda neler oluyorsa bunları kabullenmeye bakıyor.

Oruç Aroba'yı çok severek alıntılıyor Şengül Hoca. Oruç Aroba'nın da Yürüme Atla kitabından çok etkilenmiş. Oruç Aroba da şöyle diyor yani hani yürürsün yürürsün yürürsün sonra diyelim ki bir uçurumun kenarına gelirsin ve oradan atlamazsın. Yani orada durursun. Yol bitmiştir.

Belki orada biraz dinlenirsin. Belki dinlenmezsin. Devam edersin. Yola devam edersin. İşte böyle bir şey diyor. Yani yas tutmak da böyle bir şey. Yola devam edersin. Ama zaman zaman oturur, çok ağlarsın. Zaman zaman gülersin. Hayatına yeni baştan devam ediyorsundur. Anıların araya girer ve çıkar. Şimdi ikinci kitabımıza geçelim diyorum. Evet. İsmail Güzelsoy.

Niye seçtim bu kitabı ben anlamadım ama dinleyeceğim şimdi hadi bakalım. Allah Allah. Evet. Allah Allah süslü hatıralar sahnesi. Güzel bir kitap o ayrı da çizimleriyle yazımlarıyla. Aslında tam olarak biraz önceden beri anlatmaya çalıştığım şeyi söyleyen bir kitap. Çünkü şimdi iki kardeş var diyeyim. Recep ve şeyin adını hatırlayamadım. İkinci kardeş. Ölüm birincidir büyümek diyor yazar. Bir gün öleceğini bilen hiçbir varlık mutlu olamaz. Mutlu olduğu zamanları taklit edebilir yalnızca. Çok güzel bir cümle. Evet ama katılıyor muyum bilmiyorum.

Ben de katılmıyorum. Canım yani ben öleceğimi biliyorum ve buna rağmen mutluyum. Gerçekleri o zaman yani şu demek o... Hani gerçekleri kabul etmiyorum. Ancak gerçekleri kabul etmezsem mutluyum mu o zaman? Yok canım öyle bir şey yok. Niçin? Ama aynı şekilde bak o zaman şuna gireyim. Şengül Hanım'ın da, Şengül Hoca'nın da dediği başka bir şey var. Ben de ona takıldım mesela. Hedonist yaşayanlar bilgeliğe ulaşamaz. Çok karşıyım mesela buna.

Epiküryen olarak buna çok karşıyım. Yani hedonistim, hayatı çok seviyorum. Hayatı sevmek, bana göre hayatı her şeyiyle sevmek bir bilgeliktir. Epikür'ün raconuna uymaz hocam. Evet. Yani şimdi hani bağlam dışı şeylerden rahatsızlık duyabiliriz ya da katılmayabiliriz. Bugün ben çok bağlam dışı hissediyorum kendimi. Bir de galiba sorumuzdaki hüzün birazcık beni etkiledi başından beri. Ama sen de çünkü çok kayıp yaşamış birisin. Şimdi yani bu önemli anneni, babanı hani genç sayılabilecek yaşlarda kaybetmiş birisi... ...ve bu konudan kaçmaya çalışıyorlar. Şu an bile çok normal. Bilmiyorum, devam edebilecek miyiz? Şimdi şöyle... Yetimim ben, yetim. Neyse, arkadaş kayıpları da yaşadım ayrıca tabii ki. Evet, evet. Yani sonuçta...

Kaybediyoruz. Yaşımız ilerledikçe eksiliyoruz hayattan. İnsanlar birer birer dönülmez akşamın ıslığına doğru yelken açıyorlar. İsmail Güzelsoy'un Süslü Hatıralar sahnesini bu bağlamda ben anlatacak olursam... Evet, zevkle dinliyorum. Buyurun. Şimdi iki kardeş Recep ve Erman diyesim geliyor. Allah Allah! Kitabı da çok uzun zaman önce okuduğum için hatırlayamıyorum doğrusu. Evde de bulamadım işin kötüsü. Yani çok kitap olduğu için onların arasından bulamadım.

Aslında bunlar kuzen ama kardeşten öte kuzenler. Taşrı'dan İstanbul'a geliyorlar. Sonra aralarına bir kız giriyor diyeyim. Özetle Filiz. İkisi de Filiz'e aşık oluyor diyeyim. Sonra bir takım yanlış anlaşılmalar vesaire. Buralar hani böyle yine Türk filmi gibi aslında. Bu sebepten dolayı birbirlerine uzaklaşıyorlar ve bir tanesi kalkıp gidiyor. Recep, Filiz'le evlenip hayatına devam ederken diğeri gidiyor.

O da kendi hayatına devam ediyor. Aslında tam olarak yani ilk başta anlattığım şey de bu. Birbirini çok seven iki yüreğin bir ömür ayrı düşmesi. Bu da bir ayrılık. Bu da bir kayıp. Ve Recep yıllarını kardeşini diyeyim unutamadan geçiriyor. Hep onun yasını tutuyor aslında. Aklında, fikrinde ne yaparsa yapsın. Her gün o var.

Tam olarak bunun için öneriyorum bu kitabı. Çok iyi anladım. Teşekkür ederim. Yani hani nasıl başa çıkıyor? Ne düşünüyor? Çünkü şöyle İsmail Güzersoy duyguları harika anlatan bir yazar. Sen seversin evet. Ben acayip severim.

Ayrıca bunun haricinde durumları, olayları, mekanları da çok güzel anlatan bir yazar. İçine düşersin. Böyle birdenbire kendini pat diye onun yazdığı şeyin içinde bulursun. Gerçekten orada bir karakter halini aldığımı ben düşünürüm. Kaldı ki bu kitap bir de çizgi roman.

MK Perker çizgileriyle. Evet, çizimlerden de bahsedelim diyecektim. Çok kaliteli, her zamanki gibi. MK Perker'in çok kaliteli çizimleri var. Dolayısıyla iyice bir şey gibi seni içine alıyor. Film senaryosu gibi alıyor. O yüzden ikisinin bence birlikteliği bu anlamda çok güzel olmuş. Çok harika bir proje. Peki şunu sormak istiyorum. Yazarın yazarı böyle övmesi. Edebiyatımızın raconuna ters değil mi?

Ya şimdi öyle diyorlar. Arada bir ben böyle sağda solda birilerini övdükçe bu geliyor kulağıma. Ayrıca üstüne üstlük benim övülmediğimi de ben biliyorum yazarlar tarafından. İşte bu övülesi bir özelliğiniz zaten. Çok teşekkür ederim ama bunu da böyle şey için yapmıyorum yani. Cool bir davranış olsun diye yapmıyorum. İnsan överken zeki, yererken aptaldır diye eski bir Roma sözü var. Ne kadar güzelmiş.

Gerçekten İsmail Güzelsoyan'ınızı ben okumanızı çok tavsiye ederim. Kendinizi onun anlattıklarının içinde bulacaksınız. Şu söz de çok güzel ayrıca. Ölüm bilincidir büyümek diyor. Yine tavana bakarak daldın. Ya ben çok zorlanıyorum. Böyle soyut kavramlarda ben çok zorlanıyorum ya. Benim soyut düşünebiliyor olmam lazım. Ben yazarım yani. Neden böyle? Ben bayağı zorlanıyorum. Düşünüyorsun, düşünüyorsun.

Çok uzun süre düşünmem gerekiyor anlayabilmem için. Evet, kıymet veriyorsun sözleri de o yüzden. Şimdi bir sonraki kitabımıza geçelim istersen. Ama bir mani okumayacak mısın? Aşk olsun. Evet, bir manimiz yoksa dünya halinden sıkılanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, kitapların şifasına inananlar için Biblioterapi ne yapıyor? Devam ediyor.

Şu üçüncü kitap olağanüstü, olağanüstü bir kitap. Okumayan kalmasın. Morrie. Evet. Öğretmenin Morrie ile Salı buluşmaları. Evet. Hayattaki en büyük ders, Miecz Albom. Evet. Öyle mi okunuyor? Miecz Albom herhalde, evet. Miecz Albom'un yazdığı bir kitap.

Ayrıca 1999 yılında filme çekilmiş Jack Lemmon'la Hank Azari oynamışlar. Ya evet ben onu bilmiyordum. Jack Lemmon herhalde hocayı oynamış ve hayattaki son filmi Jack Lemmon'ın aynı zamanda. Vefatından çok kısa bir süre önce, son kez rol aldığı film olmasıyla da ayrı bir hikayesi var. Çok önemli aslında, evet. Hank Azaria'yı hatırlar mısın? Ben çok severim Hank Azaria'yı. Ben de çok severim ve aslında bu rol için hakikaten bravo, müthiş bir casting olmuş. Çok hoşuma gitti benim. Seyretmek istiyorum ben filmi. İstersen bir gün seyredelim. Evet. Listeye ekleyelim.

Merak ettim ben de filmden. Şimdi Mitch albüm, Morrie'nin, daha doğrusu Schwartz, ne Schwartz'dı? Morrie Schwartz. Morrie Schwartz. Üniversitede en sevdiği hocası, ALS hastalığına yakalanınca... ...onu ziyarete giden Mitch albüm, yaşadığı bu deneyimi ve hocasından aldıklarını kitaba dönüştürmüş. Evet, şimdi şöyle. Bunlar zaten üniversitede okuduğu dönemde miçabımın... Zaten bu Morrie Schwartz, onun mentoru gibi. Zaten çok sevdiği bir hocası. Üniversite yılları boyunca her salı günü zaten buluşuyorlar ve konuşuyorlar.

Tamam mı? Yani zaten böyle bir hukukları var. Sonra üstünden on altı yıl geçiyor. Michabon, öğretmeninin, Maury'nin hasta olduğunu, işte bu amansız hastalığa yakalandığını duyuyor. Bazen şöyle hikayeler de bazı yerlerde var. Hani o onu bulmuş, aa o zaman hasta olduğunu öğrenmiş, öyle değil. Duyuyor hasta olduğunu ve hocasını bulmak istiyor, buluyor.

Ve tekrar onunla salı buluşmaları yapmaya başlıyorlar. Ta ki Schwartz vefat edene kadar. Ölümü karşılama, yaşama veda etme sürecinde... ...Schwartz'un eski öğrencisiyle yaptığı sohbetler. Evet. Ve bu sohbetlerde Schwartz, Mitchell...

Evlilik, kariyer, hayat, hayatı sevmek, ölüm hakkında düşüncelerini anlatıyor. Şimdi tabii yaşanmışlık çok önemli bir şey ya. Hele ki akademik bir zeka ile birleşirse gerçekten oradan bir bilge çıkabilir. Ben bunu, deneyimi çok önemsiyorum gerçekten. Hayat boyu da kendime mentor arayan ve hala aramaya devam eden bir insan olarak... Bazen yer yer buluyorum sonra kaybediyorum diye. Çok önemsiyorum. Mesela Morrie Schwartz diyor ki bir kez ölmeyi öğrendiğinde yaşamayı da öğrenirsin. Öleceğini biliyor.

İşte geldik, gidiyoruz. Şenolası'nın Halep şehri havası da var bir taraftan. Kendisinin de aslında. Ama bir taraftan da çok taze, genç ve şaşılacak kadar diri düşünceler aktarıyor öğrencisine. Aslında bak, biraz önce şey dedin ya, İsmail Güzelsoy demiş ki, ölümü bilen hiç kimse mutlu olamaz. Sadece mutlu olduğu anlara tutunabilir mi? Öyle bir şey.

Mutlu olduğu zamanları taklit edebilir yalnızca. Taklit edebilir yalnızca. Aslında Maury Schwartz neredeyse bunun tersini söylüyor. Diyor ki, bir kez ölmeyi öğrendiğinde, çünkü yani onu yavaş yavaş deneyimlemeye başlıyor. Çünkü çok hasta. Ağrısı, acısı var. Vücudunu her yerde onu hissediyor. Evet, biraz bizim aslında dinleyicimizin arkadaşı da gibi. Ve bununla beraber yine de işte o zaman diyor yaşamayı da öğrenirsin.

Yaşamı anlamlandırmayı, bak yaşamı sevmek demeyeceğim, yaşamı anlamlandırmayı öğreniyorum. O zaman İsmail Güzelsoy'un kitabıyla paralel okunmasında belki de fayda olabilir iki farklı bakış açısı. Evet, iki farklı bakış açısı gibi oluyor. Burada hangi şifayı arıyoruz? İyi bir biyoterapist. Şöyle düşünüyorum, belki söz hanımefendi, Rumuz'a söz olan hanımefendi, belki arkadaşı biliyorum yoğun bakımda ama konuşabildiği anlar varsa, belki onunla farklı, çok farklı bir paylaşım yaşayabilir. Bu da hayata dair. Ve bu da çok güzel olabilir. İnanılmaz bir... Ona derinlik hayatına katabilir. Ha yani şöyle de düşünülmesin. Ne fayda mı sağlayacağız ayol bundan? Değil ama... Yani karşıdakini bu sefer de öyle dinlemek. Neler hissettiğini dinlemek. Yani... O acaba bir yas tutuyor mu? Nasıl tutuyor? Bunu dinlemek çok değişik bir bakış açısı olabilir diye düşünüyorum. Bir hikaye var kitapta. Çok hoşuma gitti.

Bir dalga, deniz dalgası kıyıya doğru gidiyormuş. Çok da keyfi yerindeymiş. Böyle parlak güneşin altında diğer dalga kardeşleriyle beraber. Kıyıya yaklaştığı zaman bir de bakmış kıyıya çarpan dalgalar yok oluyorlar. Büyük paniğe kapılmış. Eyvah eyvah biz de yok olacağız, biz de yok olacağız ey dalga kardeşlerim diye. Sonra biri gelmiş diğer dalgalardan. Nasıl oluyorsa artık. Niye bu kadar üzgünsün diye sormuş. Ya anlamıyor musunuz kıyıya ulaşınca yok olacağız demiş. Panikçi dalga. Asıl sen anlamıyorsun, demiş arkadaşı. Sen sadece bir dalga değilsin. Okyanusun bir parçasısın, demiş. Evet, işte. Bunlar için bu kitabı muhakkak herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum. Okyanusun bir parçası olan herkesin. İşte bu da şair, Tuna Kiremitçi. Birden uyanıverdiği içinde, evet. Çok güzel. Dördüncü kitaba geçelim. Her Yer Gökyüzü, Jandy Nelson. Jandy Nelson.

17 yaşındaki Lenny Walker tüm zamanını ablası Bailey'in gölgesinde huzurlu ve güven içinde geçirmektedir. Ancak Beyli'nin ani ölümünden sonra kendi hayatının başrolünü üstlenmek zorunda kalır ve böylece olaylar gelişir. Peki neden yani Beyli'nin gölgesinde? Çünkü anneleri çok erken yaşta bunları terk etmiş. Hem bir ana hem bir abla olmuş. Ve o aslında bir anne olmuş ona. O yüzden de ilişkileri farklı. Anne kız abla kardeş ilişkisi aynı zamanda normalden biraz daha yakın diyeyim. Leni de böyle klarnet çalan, yazdığı şiirleri rüzgara bırakan, şiirin sağını solunu saklayan, böyle romantik, melankolik, biraz böyle 19. yüzyıl romanları vardır ya senin sevdiğin. Oradaki kızları hatırlatan bir tip. Kafası da çok karışık ablasının ölümünden sonra. Aşırı üzgün, melankolik. Ve bu yüzden de her an saçmalayabilirmiş gibi bir hali var ki saçmalıyor da zaten hikayenin içerisinde. Yani ablasının erkek arkadaşıyla yakınlaşmaya başlıyor mesela. Nişanlısıyla. Nişanlısıyla yakınlaşmaya başlıyor. Yani yas tutma süreci çünkü çok farklı şekillerde insana etki edebilen... İşte burada mesela birinci kitaba dönüyoruz Şengül Hanım'a. Evet orada bunları görüyorsunuz. Doğru söylüyorsun yani hani... Dediğin gibi farklı şeyleri var, yansımaları var insanlara. Yani gaz tutma biçimlerinin çeşitliliğine dair bir kitap aynı zamanda. Ablasının sevgilisi Toby ile yakınlaşıyor. Bir taraftan da Joe diye bir çocuktan... Hoşlanmaya başlıyor. Evet. Yıllar önce büyükannemin bahçesine uzandığım bir gün... ...dayım Bic bana ne yaptığımı sormuştu. Ona gökyüzünü seyrettiğimi söyledim. O da yanılıyorsun dedi. Gökyüzü her yerde, hatta ayaklarının dibinde demişti.

Baktığım her yer gökyüzü doğru. Acıyı da üzüntüyü de sevmiştim. Ve her ikisi de gökyüzündeydi. Ben nasıl bakarsam o da öyle görünüyordu gözüme. Çok güzel özetlenmiş oldu aslında.

Aslında Ülkü Temel'in Brügel şiirini okumuş bence bu kitabı yazan. ''Gökyüzü ayaklarımın ucundan başlıyor Köpeklerin bakışlarında birer keman tadı Avcılar ve kuşlar avdan dönüyor Zaten her yanda hüzün görünür Uzakta çocuklar kayıyorsa Kızaklar tahtadan yapılmışsa Kar dinmişse Avdan dönüyorsa avcılar İnsan anlamışsa ansızın başladığını Gökyüzünün ayaklarının ucunda'' Ve şiirin muhteşem finali ''İçime çektiğim hava değil Gökyüzü'dür. Yemin ediyorum ağlayacağım şu an. Böyle kalbime taş oturdu. Ama çok güzel bir şekilde oturdu. Ülkü tamer. Çok seviyorum. Kolay değil. O zaman neydi? Bu sabah uyandırmamışlar beni. Hava giden dostlar. Onu da hatırlattı. Ne güzel. Evet. Şimdi Jandy Nelson'ın bu kitabı aslında genç yetişkin kitabı. Genç yetişkin diyoruz.

Gözden kaçmaması gereken bir kitap. Şimdi Cennet'e ne yazsın bir kere çok uzun yıllar... ...yayıncılık sektöründe çalışmış bir telif hakları satın alan kişi. O yüzden elinden çok fazla kitap geçmiş. Senin yaptığın işi yapmış yani. Evet, evet. O yüzden de elinden çok kitap geçmiş biri. Çok okumuş biri.

Bayağı bir süzgeçten geçmiş aslında o manada bir kitap. Her yer gökyüzü. Yani çok bilerek yazdığı bir kitap. Üstünsü kendisi de yine bir kayıp yaşamış aslında. Annesini kaybettikten sonra ondan ilhamla yazmış olduğu bir kitap. Yine bildiği bir yerden, derin bir yerden geliyor.

O yüzden hani bu böyle genç yetişkin kapağı, genç yetişkin kitabı diye böyle bir şey yapmayın. Hani görmezden gelmeyin. Seli Runi'nin de mesela normal insanlar aslında tamamen bir genç yetişkin kitabı. Ama bak neler oldu. Herkes onu konuşuyor. Seli Runi konuşuyor. Çok iyi Seli Runi. Evet. O yüzden J.N. Nelson'ın kitabında da bence özellikle de iki kız kardeş arasındaki bu şey... ...bağ ve yaşanan kayıp iyileştirici olabilir diye düşünüyorum. Kayıplarla başa çıkmaya dair romantizm ve tutku dolu bilgece bir kitap. Hem komik hem de yürek paralayıcı. İşte bu da şey özeti diyorsun. Evet tabii söz hanımefendiye de buradan hani ben son kez seslenmek istiyorum. İnşallah bu program hiçbir işinize yaramaz.

Yani arkadaşınız iyileşir ama tabii ki kayıplar hayatın bir parçası. Sonunda birilerini kaybedeceğiz. Kaybediyoruz. Allah sıralı versin diyoruz. Tabii ki yani bu programı dinleyen başka kayıpları olan ve onun hüznünü içinde taşıyanlara da biraz ne denelim yoldaşlık yapabildiysek ne mutlu bize. O zaman Künye'yi okuyayım. Şengül Hablemitoğlu, Yaz, Uzun Bir Veda, Doğan Kitap, 197 sayfa. İsmail Güzelsoy, Süslü Hatıralar Sahnesi, Kara Karga Yayınları, 168 sayfa. Çizen, M.K. Perker. Mitch Aubon, Öğretmenim Mori ile Salı Buluşmaları, Boyner Yayınları, 162 sayfa. Çeviren Burcu Gezek Herbert.

Jandy Nelson, Her Yer Gökyüzü, Pegasus yayınları, 296 sayfa çeviren gizem, yeşil dal. Kitaplarla ilgili linkleri ve detayları aşağıda açıklamalar bölümünde bulabilirsiniz. Ayrıca bize e-maillerinizi biblioterapi.media.com

adresine göndermeyi lütfen unutmayın. Dünya halinden sıkılanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, kitapların şifasına inananlar için Biblioterapi şimdilik ne yapıyor? Bitiyor efendim. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)