Podcast

Çalışma Düzeni Değişti, Çalışanların Beklentileri De Hakikaten Değişti Mi? I Konuk: Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan

Hakikaten

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Hakikaten’in bu bölümünde Sidar Gedik, konukları Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan ve Ipsos Türkiye Sosyal Araştırmalar Bölümü Kıdemli Danışmanı Özlem Bora ile birlikte yeni çalışma düzenlerinin çalışanlar ve işverenler üzerindeki etkisini ele alıyor.

See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

4.685 kelime · ~23 dk okuma

Merhaba, ben İPSOS Türkiye'den Sidar Gedik. Gündemdekilerin bir kısmı hakikat, bir kısmı ise hakikat ötesi. Bizler de bu podcast serimizde çeşitli konuları İPSOS araştırmalarının ve konunun uzmanlarının yorumlarıyla, hakikatinle başlayan sorularımızla ele alıyoruz. Hakikaten hazırsak başlayalım.

Merhabalar. Hakikaten başlık altında değerlendirdiğimiz çeşitli konularda bugünkü konumuz, son dönemlerde, son yıllarda çalışma düzenindeki değişikliğin ardından çalışan beklentilerin de hakikaten değişip değişmediği, değiştiyse nereden nereye geldiği konusu. Bu konuda gerek dünyada, gerek Türkiye'de yaptığımız çeşitli araştırmalar var. Bunları sizlerle bugün paylaşıyor olacağız. Benimle beraber bugün burada hem bizim kamuoyu araştırmaları departmanımızdan Özlem Bora var. Merhaba Özlem, hoş geldin. Merhaba. Hem de çok değerli bir konuğumuz var, Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan. Bugün bizimle birlikte yayınımız sırasında. Hoş geldiniz hocam, nasılsınız? İyiyim, çok teşekkürler, hoş bulduk. Sizler de iyisiniz umarım.

Biz deyiz, çok teşekkür ederiz. Bugün işte çalışma düzeninin değişimi ve ardından da çalışan beklentilerinde gerçekten hakikaten neler oldu, neler oluyor? Devamında neler olma ihtimali var? Biraz bunları konuşmak istiyoruz. Sizin duvar kitabınızda da belirttiğiniz gibi insanoğlu gerçekten de son 100 yılda yaşadığı ağır travma ve kesintilere rağmen teknolojik gelişme süretini daha önce hiç görülmemiş bir noktaya ulaştırmayı başardı. Yani bunu siz pandemiden önce yazmıştınız. Evet evet 2018'in başında yazmıştım. Müthiş bir kehanet aslında gördüğümüz. Yani şimdi pandemide biz bu hızı artık takip edemez hale geldik. Haftalar, aylar değil günler seviyesinde değişimlerle karşılaştık. Bu biraz tabii koşulların zorlamasıyla oldu ama gerek teknoloji gerekse insan mantaliti olarak buna hazırmış meğer. Bunu da gördük. Nitekim şu an bu podcast kaydını yaparken dahi birlikte aynı odada değiliz. Evet, değil mi? Aramızda kilometreler var. Ama göz göze de bakabiliyoruz bir taraftan. Dolayısıyla hani ironi var biraz ama gerçekte bu. Yani çalışma düzenimiz eskisi gibi değil. Ve biz bununla ilgili gerçekten ilginç tespitlerimiz, bulgularımız var. Biraz hani önce onlardan bahsedelim, ardından da sohbetimize giriş yapalım. O yüzden biraz bize bununla ilgili gerek Türkiye'de gerekse dünyada bulduğumuz şeyleri biraz aktarabilir misin? Yani iki farklı çalışmamız var. Bir tanesi Türkiye'de 670 kişiyle çalışanla yaptığımız bir çalışma. Bu Temmuz ayında gerçekleşti. Tabii ki çalışma düzeni değişti diyoruz ama hala çalışanların büyük bir çoğunluğu %68'i 70'i hala işe gitmeye devam ediyor.

Transkriptin tamamını oku

%7'lik bir kesim de pandemiyle alakalı değil, zaten kendi iş düzeninin evden çalışma olduğunu söylüyor ama yine de %11'lik bir kesim şu anda bazı günler eve gitmekte, bazı günler işe gitmekte. %8'i de şu an her gün evden çalıştığını belirtiyor. Böyle toplam olarak baktığımızda her 10 çalışandan 3'ü diyebiliriz. Şu an belli günler evden, belli günler işten olmak üzere, uzaktan çalışmaya alışmış durumda ve bu o şekilde çalışmaya devam ediyor diyebiliyoruz.

Dünyada da yapılan bir çalışma var. 29 ülkede yapılan Dünya Ekonomi Forum İşbirliği ile gerçekleştirilen bir çalışma. Orada da aslında sonuçlar çok farklı değil. Yüzde 40 civarında bir çalışan kesim şu anda evden çalıştığını söylüyor. Kısmen evden. Kısmen evden, kısmen şirkete veya ofise giderek çalıştığını söylüyor.

Bu oran pandemi öncesinde yüzde 20-25 civarındaydı. Böyle baktığımızda pandeminin bu evden, kısmen evden çalışma konusunda oldukça bir etkisi olduğunu çok net bir şekilde görüyoruz. Peki yani bu mevcut durum böyle. Mevcut durum bu. Peki insanların yani bu çalışma biçimdeki değişikliğe ve bundan sonrasına dair beklentilerinde neler var?

Beklentiler de aslında yine bu şekilde devam etmek üzerine diyebiliriz. Özellikle dünyadaki bu çalışmanın ortalamasında çalışanlar haftanın iki buçuk günü evden iki buçuk günü de iş yerine giderek çalışmak isterken Türkiye'de evden çalışma biraz daha yüksek. Üç gün evde iki gün işe giderek çalışmak gibi bir isteklere arzuları var. Diğer taraftan Herhalde esnek çalışma konusu öne çıkan bir konu değil mi? Evet, öne çıkan bir konu ve hatta her üç çalışandan biri işverenlerin hani ofise çağırma konusunda bile esnek olması gerektiğini, hatta ve hatta ofiste geçirilen sürenin de esnek olması gerektiğini söylüyorlar. Yani iki gün ofis, üç gün evse bile onun bile dengesini çalışanların sağlaması. Belki her gün yarımşar gün gitmek ya da bir gün gitmek, öbürsü gün üç saat gitmek gibi orada bile esneklikler istiyorlar.

Yine aynı oranda bir kesim evden çalışmanın, kısmen evden çalışmanın verimliliklerini de çok etkilediğini, daha arttırdığını düşünüyor ve bu yüzden de esnek çalışmaya daha yakınız diyorlar. Yani burada tabii herhalde şeyi de gözlemle almak lazım değerlendirme yaparken. Sonuçta hala çok büyük yığınlar, çok büyük çalışan kitleleri. işleri gereği, işlerin doğası gereği evden çalışmak gibi bir şansları yok. Yani böyle bir ihtimal söz konusu bile değil. Yani dolayısıyla bugün aslında konuştuğumuz, değerlendirdiğimiz kitle işinin evden çalışmaya müsait olduğu insanlar üzerinden değerlendiriyoruz diye düşünüyorum. Hani bunu böyle podcast'ı dinleyenler, yani siz neden bahsediyorsunuz diye düşünüyor olabilirler. Hani oradaki bir notu iletmiş olayım. Peki hocam size döneyim bu noktada.

Beklentiler böyle yani daha esnek çalışma saatleri çok büyük bir beklenti olarak öne çıkıyor. Bizim bulgularımıza baktığımız zaman her gün ofise gitmek isteyenlerin oranının tabii ki yani böyle esnek çalışmaya uygun olan kitle içinde çok çok düşük olduğunun yüzde yirminin bile altında olduğunu görüyoruz. Çok büyük bir kesim. Burada hani ipleri eline almayı daha esnek çalışmayı biraz ofisten bazen tamamen evden şeklinde bir yaklaşımları var. Sizin bu konudaki yorumlarınızı alabilir miyim?

Tabii, teşekkürler. Bu çok önemli bir çalışma. Öncelikle teşekkürler. Bizim eğitim alanına da uyarlayabiliriz. Perakende sektörüne de uyarlanır. Aslında siyasete de uyarlanabilir. Çünkü her sosyolojik dönüşümün bir siyasi çıktısı mutlaka oluyor. Yani oy verme davranışını etkileyen şeyler. Aslında üzerinde konuştuklarımız. Nitekim benim yazdığım Duvar kitabı da bir politik psikoloji kitabıydı. Politik içerikli bir kitaptı ama doğal olarak insanların sosyal çevrelerine ve onlarda oluşabilecek değişikliklere değiniyordu.

Fakat burada kullandığımız terminolojiye şöyle küçük bir katkıda bulunmak istiyorum, bir yanlış anlama olmaması açısından. Evden çalışmayla uzaktan çalışma farklı şeyler. Yani çünkü ruh hallerini, verilen cevapları farklılaştıracak olan şeyler. Hatta şöyle de diyoruz biz ona, her yerden çalışmak.

Çünkü evden çalışmak, evden çıkmadan çalışmak demek. Uzaktan çalışanların ciddi bir bölümü kafelerde çalışıyor, kendilerine Airbnb'den yazlık tutuyorlar, orada çalışıyorlar. Tatil beldelerinden, spor salonlarından, bahçelerden... Yani ikisinin ruh hali farklı, orada bir ayrışmaya gitmemiz gerekiyor. Çünkü bunun yarattığı sonuçlara değinirken o fark çok önemli bir şekilde çıkıyor. En önemlisi de sosyalleşmeyle ilgili olan boyutu zaten.

Çok doğru bir noktaya temas ettiniz. Aslında mevsimlerin bile burada önemi var değil mi? Tabii ki, tabii ki. Yani mevsimlerin bile önemi var. Uluslararası düzeyde seyahatlerin sınırları aşırı çalışma noktasında da...

Yani bu digital nomad dediğimiz kitleler var. Yani Türkiye'de çalışıyor ama Avusturya'da yaşıyor. Yani o evde yaşamakta değil, evde de değil yani. Başka birinin ofisinde de çalışıyor olabilir. Aynı anda birkaç iş yapıyor olabilir. Yani onlar farklılaştırıyor çünkü şeyleri. İki ayrı bilgisayarda iki ayrı iş yapan insan var. Bu da başka bir düzenek. Onun için şimdi şunu söylememiz lazım. Hani genel küresel krizlerle bunun arasındaki bağlantıyı ortaya koymakta fayda var. Çünkü pandemi bir küresel kriz.

Ve 21. yüzyıl, 20. yüzyıldan farklı olarak bir küresel savaşlar yüzyılı değil, bir küresel krizler yüzyılı olarak başladı. Yani 20 yıl içerisinde 3 tane büyük küresel kriz yaşadık. İlki 11 Eylül saldırısı oldu. İkincisi ekonomik kriz oldu. Üçüncüsü bu pandemi. Yani aslında her üçünde de insana güvenli bir yer bul alarmı veren şeylerden söz ediyoruz. Krizin özelliği budur zaten. İlkinde güvenlik nedeniyle. Dışarıda terör var, güvenli bir yer bul. Öbüründe ekonomik kriz. Dışarıda masraf var, güvenli bir yerde daha az masraflı yaşa. Üçüncüsünde dışarıda virüs var, evine dön, evinde kal. Yani burada aslında her üçünde de komut insanı sosyal, kamusal alandan içeriye doğru ve kendi iç dünyasına, özeline doğru döndüren bir yaklaşım var. Tabii burada kültürel veriler çok önemli bir rol oynuyor. Ailelerle birlikte yaşayanlar var.

Evinden çıkıp kendine ait bir yaşam alanı olan gençlerle, 35-40 yaşına kadar daha sonrasında ailesiyle yaşayan bir kültür de var. Yani doğu kültüründe evden gitmek zorunda değil. Hele kız çocuğu ise evinde oturur genellikle. Şimdi bunlar bir ailenin parçası olarak evin içinde, yan odada çalışıyor olacak. Evin içerisinde başka kardeşlerin gürültüsü olabilir, çoluk çocuk olabilir falan. O açıdan kültürel şeyler çok önemli. Çok kalabalık ailelerde olmak, metropollerde yaşamak ya da sabırlarda yaşamak,

Bunlar ciddi sonuçlar verebilir. Ama genel eğilim her küresel kriz insan psikolojisini, insan davranışını çok ciddi şekilde etkilediği için iyi kötü bir ortak kültür yaratıyor. Yani bir genelleme ulaştırıyor bizi. Yani dışarı değil, içeride olmak gerektiği. Ama nasıl bir içeri? Yani ofisin içi olmak yerine işte evine en yakın Starbucks'ın içerisi de olabilir. Bir üniversitenin kütüphanesi de olabilir. Evinde de olabilir. Evde gürültü varsa gidiyor kütüphaneden çalışıyor doğal olarak.

Benim kendi kızım da şimdi mesela bir yazın firmasında çalışıyor, evden çalışıyor ama aynı anda hem çok memnun olduğu konular var hem de çok memnuniyetsiz olduğu konular var. Evet, çok doğru bir nokta bu arada. Yani bizim araştırmamızın bu manada da aslında enteresan bulguları var. Yani insanların üzerinde bu çalışma biçimi nasıl etkiler yaratıyor? Hani iki başlık altında düşünebilirsek bunları, bir işin hani duygusal boyutu var insanın üzerinde yaptığı etkileri anlamında. Bir de tabii iş itibariyle hani iş etkinliği vesaire anlamında, verimlilik anlamında. O yüzden bunlarla da ilgili bulguları rica etsem aktarabilir misin bize acaba? Biraz önce hani bu uzaktan ya da evden çalışmanın daha verimli olduklarını belirtiyorlardı ama bunun tam tersi yüzde kırklık bir kesim de aslında yeteri kadar verimli olmadığını düşünüyor evden çalışmanın. Yine benzer oranda yüzde kırklık bir kesim işten koptuğunu düşünüyor. Yani işe gidip gelmenin. Bununla bağlantılı olarak şunu da söyleyebiliriz ki her iki çalışandan biri işlerindeki arkadaşlarını özlemekte. Yani bu sosyalleşme konusunda da olumsuz bir etkisi olduğunu görüyoruz.

Bir de iş ve yaşam dengesinin bozulduğunu söyleyen bir kitlede var. Yine yine benzer oranda. Çok değişmiyor bu oranlar. Ve bunları sizin demin belirttiğiniz gibi farklı kırılımlarda, demografik kırılımlarda baktığımız vakit özellikle 17 yaş altı çocuk sahibi olan kişilerde bu verimlilik, daha fazla iş yükü getirmesi gibi konularda daha zorlandıklarını görüyoruz.

Bu esnek çalışmanın kendi verimliklerini arttırdığını söyleyenler ise biraz daha yüksek eğitim seviyesine sahip kişiler gibi böyle bir farklaşmayı da biz bu çalışmamızda gördük. Evet. Yani tabii bu herhalde biraz hala başında olduğumuz bir durum diye düşünüyorum. Yani böyle ne Türkiye'deki çalışan kesim olarak ne de dünyadaki çalışanlar olarak henüz bütün taşların yerine oturduğu bir değişimden bahsedemeyiz. Hala siz de söylediğiniz gibi hocam biraz önce hani memnun olunan tarafları var. memnun olunmayan tarafları var. Tabii ilk bakışta memnun olunan taraflarından hareketle biraz daha bu yönde eğilim görüyoruz. Yani çalışanların buna daha yakın olduklarını görüyoruz ama işin tabii insani boyutu hani yalnızlaşma tarafı sadece sosyal yalnızlaşma değil, profesyonel yalnızlaşma tarafı da önemli. Ve de tabii ki iş etkinliği de, iş verimliliği de bir soru işareti olarak da ortaya çıkıyor ister istemez bunun sonucunda. Bu konuyla ilgili yorumlarınızı da alsak. Şimdi aslında iş yeri sadece herkesin ortaklaşa aynı imkanları kullandığı aynı teknolojileri kullandığı bir yer değil. Bir ortak zihin dünyası üretiyor orada. Yani bir iş yeri kitlesi oluşuyor ve kitlenin ortak zihni oluşuyor. Bunu uzaktan bir ortamda zaman zaman sağlamak mümkün olmuyor. Çünkü Coffee Break'te bile yani

İki ayakta sohbet edersiniz, bir arkadaşlık edersiniz, bir sinerji oluşur. Yani normal şartlarda sohbet edemeyeceğiniz şeyleri, o backdoor dediğimiz yani kapının arkasındaki sohbetler iş yerlerinde çok daha verimli sohbetlerdir. İlle yani bir resmi toplantının içinde olmak zorunda değil. Sonrasında arkadaş çevrenizle, sosyal yaşantınızla falan ve insanoğlunun da çok ihtiyaç duyduğu bir şeydir bu.

Onu tamamlarsınız. İş etkinliğini, üretimin gücünü, kalitesini artıran şeylerdir. Ortamda bir arada bulunmak. Fakat şunu da söyleyeyim, bizim jenerasyonumuz açısından, orta yaşını süren insanlar açısından, hatta ileri yaştaki gençler açısından bu sosyalleşme arzusu biraz daha yüksek. Çünkü içine doğduğumuz dünya farklı bir dünyaydı. Yani bahçede birlikte oynayarak yaşayan, arkadaşlarına sadakat duygusu olan, oynadığı bebeği yıllarca kullanan falan bir topluluktan, yani artık enter tuşuna bastığı andan itibaren ve bir level atladıktan sonra öbür levele asla dönmek istemeyen ve kendi başına oynamak isteyen bir çocuklar, gençler dönemi. Yani oyuncaklar paylaşılmıyor ve oyuncaklar, bizim oyuncaklarımız mesela toplu sosyal oyuncaklardı. Yani ne bileyim kuka oynarsın, top oynarsın falan filan. Şimdi çocukların top oynadığını söyleyemeyiz yani. Onlar artık futbollu internette, dijital ortamda PlayStation'larla falan oynuyorlar. Yani giderek daha bireyselleşen bir yaşam alanı var aslında. Onlar için belki çok anormal hale gelmeyebilir ve hatta bugün Z kuşağı diye tanımladığımız, ben bu tür kavramlara karşıyım ama hani genel geçer kullanım olarak söylüyorum. Onlar bizden daha adaptif olacaktır büyük bir ihtimalle.

Yani bu düzen onlara daha makul gelecektir. Zaten odalarından çıkmak istemiyorlar. Biz bahçeden eve girmek istemezdik, onlar odalarından çıkmak istemiyorlar. Başka bir ruh hali var.

Ve bu yeni bir sosyalleşme türü de yaratıyor. Bunu göz ardı etmeyelim. Mesela dijital dünyanın hayatımıza girişi bir yandan bizi diğer sosyal çevremizden kopardı diyoruz. Artık insanları ancak telefondan görüyoruz ya da ekrandan görüyoruz falan diyoruz ama bir yandan da mesela 70'lerini, 80'lerini süren yaşlı insanları düşünün. Normal şartlarda ya evlatlarının evinde ya kendi evlerinde kapalı, dışarıya çok fazla açık olmayan insanlar. Şimdi Facebook'tan falan yarattıkları o olağanüstü network sayesinde müthiş bir sosyalleşme sürecini devam ettirebiliyorlar. Yani onlarda yalnızlaşma değil, sosyalleşme etkisi yaratıyor. Gençlerde daha farklı bir etkisi var. Yani sosyalleşmenin ille fiziksel bağlamda olması da gerekmiyor. Onun için bu ister istemez yaşayacağımız bir süreçti. Pandemi ve diğer krizler bunu biraz hızlandırdı.

Mesela biz eğitim alanında, çok net söyleyeyim, online'de verilen eğitim, eğitim falan değil. Zaten ne hocalar memnun kaldı, ne öğrenciler memnun kaldı. Ama bunun... Kuşak falan fark etmedi diyorsunuz. Hiç fark etmedi. Yani şöyle, hocalar rahat, evinden de ders verebilir hale geldi falan filan. Ama öğrenciyle o interaksiyonu kuramıyoruz. Birlikte konuşa konuşa ederek yapamıyoruz.

Öğrenci sınıfa geldiği duygusundan uzak, evinde pijamalı yatar halde olduğu için, kamerası kapalı olduğu için konsantre olamıyor, giremiyor. Yani aldığımız performans inanılmaz düşük bir performanstı. Göz göze bakabilmek, biz çünkü öğrenciye girdi mi kim dinliyor, kim dinlemiyor? O anda odanın ruhu kaçtı mı? Vücut dilini takip edebiliyorsunuz. Evet, vücut dilleri. Bunları falan tamamen devreden çıkartan bir şey. Ama şu var ki, hibrit eğitim hayatımıza inanılmaz bir kolaylık sağladı. Yani sınıfta gördüğünü çocuğa, akşamleyin online ortamda da bir takım videolarla şunu da bunu da paylaşmak, onlarla kendi aramızda belge, doküman exchange yapabilmek, ödevi göndermek, gerektiğinde tık diye akşam Zoom'dan bağlanabilmek öğrenci gruplarıyla, bu hibritleşme mükemmeliyeti yaratan şey. Yani ikisi de ne kadar eksik olduğunu gözümüze soktu ama biz bunu normalde pandemi olmasa yaşayamazdık.

Mesela çok muhafazakar hocalar vardır yani bilgisayarda Enter tuşuna basamaz. Asistanını çağırır, gel bana şunu aç der, şöyle yap, böyle yap. 50'lerini süren insanlardan söz ediyorum. Biz de bilgisayar çağına doğduk aslında ama yani içinde çok uzun yıllardır bulunuyoruz. Bir kısmı buna çok direniyor. Rahmetli Toktamış Hoca mesela mümkün değil, kullanmazdı. Yani daktiloya bir kutsal malzeme muamelesi yapardı ve bilgisayar kullananları da aşağılardı kafasından. Yani onun kutsadığı o yazma, çizme, bağ kurma, yani kullandığı şeyle arasındaki bağ çok güçlü bir bağdı o. Mürekkep kokusunu istiyordu.

Tabii ki kağıda dokunmak, mürekkep... Gerçekten bu çok önemli bir şeydir. Yani insanın üretimine yabancılaşması diye bir şey var yani dijitale geçtiğin andan itibaren. Başka bir şeye giriyor. Yazıyorsun ama senden ayrı oluyor. Sonra geri dönüp okuduğumda bazen şu hisse bulamıyorum. Bunu kim yazdı acaba? Kendi yazdığım şeyden bile şüphelendiğim oluyor zaman zaman. Şeyde de yani öğrenciler açısından falan da öyle oluyor.

Farklı sektörlerde farklı etkileri olacaktır. Bunu da söyleyelim. Yani her sektör için tabii ki değil. Bir yazılımcının büyük bir sinerji oluşturmasına gerek de yok. Onların dünyası da daha farklı tabii. Zaten şimdi online çalışmayı birazcık onlar daha yoğun bir şekilde kullanıyorlar gördüğüm kadarıyla. Ama hemen her iş yerinde bir şekilde bir takım etkinliklerle çalışanları bir araya getirme zorunluluğunun olduğunu gördü insanlar. Yani fakat şöyle bir şey var. Hatta sabah kızımla konuşuyorduk ona.

Yani bu o kadar çok şeyi değiştirecek ki, mesela giyim kuşam alışkanlıkları. Normalde işe gitme kıyafeti diye bir kıyafet vardı değil mi? Tayyörler, topuklu pabuçlar, kravatlar, ceketler falan filan. Şimdi bunun giyinmesi için hiçbir sebep kalmadı. Çünkü sabah kalkıyoruz, evde rahat kıyafetler. Fakat normal şartlarda yorgunluktan gece evde yatardık erkenden ayağımızı uzatırdık. Şimdi bu yorgunluk olmadığı için akşam dışarıya partilemeye çıkmak lazım değil mi? Sosyalleşme zamanı. Bir de o şık kıyafetler. Yani günün artık içerisinden bir bölümünü çıkartıyoruz giyim kuşam alışkanlığı olarak. Tabii katman katman herhalde etkiler var çünkü şöyle bir şey de var yani eskiden bazı sektörlerde özellikle tabii iş toplantıları vardı bir taraftan. Sadece yani ofise gitmiyorsunuz aslında bir de iş yaptığınız müşterinizin veya sizi iş yapan bir tedarikçinizin ofisinde

bir araya geliyorsunuz. Başka bir ofisi de ziyaret ediyorsunuz. Sadece kendi ofisinizi ziyaret etmiyorsunuz. Başka bir ofisi de ziyaret ediyorsunuz. Dolayısıyla bunun da yarattığı başka da bir dönüşüm var. Yani şu an mesela dediğiniz çok doğru. Hani ofise gidiyor olsanız dahi artık ofise de eskisi gibi gitmiyorsunuz. Ben mesela topuklu pabuç giyemiyorum artık. Kim icat ettiyse diye her seferinde söverdim zaten eskiden ama mecburen ayağıma topuklu pabuç giyip giderdim. Tamamen hayatımdan çıkartmış durumdayım neredeyse.

Ofis düzenlerinin falan da değişmesi anlamına geliyor bu tabii. Sadece kılık kıyafet itibariyle de değil. Mesela biz yakın zamanda kendi ofisimizde birebir online toplantılar yapılabilmesi için küçük küçük kabinler tasarladık, koyduk. Yani çünkü ofise gelenler de müşterileriyle veya iş yaptığı diğer kuruluşlarla aslında yine uzaktan teması halindeler. Eskiye kıyasla, eskisi kadar çok fiziksel bir araya gelmek söz konusu bile değil.

Dolayısıyla gerçekten katman katman bir değişim yaşandığı da ortada. Hakikaten yaşanıyor mu? Hakikaten yaşanıyor aslında. Aslında çok maliyetleri düşüren bir değişim, onu da söyleyeyim. Eski çalıştığım yerde mesai anlayışı çok sertti. İnsanların işe gelmesi, sabah erken gelip belli bir saat çalışması gerektiğini düşünüyorlardı.

Mantıksız da gelmedi bana çünkü yani ortaya çıkan üretime baktığım zaman hakikaten işe geliyor, bir şey yapayım diyor. Daha çok makale yazılıyordu, daha çok toplantı yapılıyordu falan filan. Fakat sonra pandemiyle birlikte o baskıyı uygulamaya çalıştılar. Yani dediler ki yine mesai olacak. Yani hatta özel izinlerle okula falan getirilip fakat aynı odada üç tane hoca oturuyor. Ders anlatacak birisi öbürü anlatamıyor.

Ve dedi ki, o zaman dersi olan evinden anlatsın, onun dışında buraya doğru gelsin. Ve bir anda sisteme evden çalışma mecburiyet olarak girdi. Çünkü tek bir ofiste, yani böyle bir kabin bulamıyorsunuz herkes, aynı saatte üç. Hocanın da dersi var, ne yapılacak? Ve mecburen bir yerler bulmaya çalışıyorlar. Bunlar da evlerinden yapılması konusu geldi. Yani mesaide asla esneklik gösteremeyecek olan bir kurum, çok ciddi esneklik göstermeye başladı. Olay kendi doğası için de kendi kuralını yaratıyor aslında yani. Öyle bir de yani ister istemez mesela cumartesi, pazar, akşam saati öğrencilerle çok değişik saatlerle falan buluştuk. Pandemi dönemi çok değişik bir dönemdi. Yani gerçekten şu anda onun artak alanıyla yapılan bir araştırma bu. Bundan iki sene önce tam pandeminin tam orta yerinde yapıldığında daha başka şeylerin çıkacağından eminim yani. Şu anda biraz artak alandayız.

Evet. Burada tabii biraz önce Özlem çok kısaca giriş yaptı aslında. Hani bir gerçek herkese aynı şekilde yansımayabiliyor. Yani burada konuştuğumuz bazı durumlar, gerçekler, ihtiyaçlar çeşitli toplum kesimleri tarafında farklı farklı etkiler yaratabiliyor. Biraz ondan da bahsedelim. Özlem istersen hani orada

Demin söylediklerim biraz tekrarı olacak ama şimdi bu çocuk sahipliği özellikle 17 yaş altı hani okula giden çocukları olan bireylerin bu esnek çalışma, uzaktan çalışma ya da evden çalışma diyelim bu konuda biraz daha sıkıntı yaşadıklarını tabii bu hepsi değil ama çocuğu daha büyük olan ya da çocuğu olmayan bireylere göre daha Kötümser ya da öbür kısmın daha emiser yaklaştığını söyleyebiliyoruz. Bunlar biraz daha sıkıntı çekiyor ki. Etrafımızda çocuğu olan arkadaşlarımızdan duyduğumuz şeyler bunlar. Diğer böyle çok belirgin bir şey bu. Yüksek eğitimli olan kişiler bu uzaktan çalışmanın onlara daha verimlilik sağladığını düşünüyorlar.

Hatta bu 50-74 yaş arası gibi bir kitleyle yapılan bölümde bu kişiler bu verimli konusuna falan çok daha olumlu yaklaşmaktalar. Tabii bu iş tecrübesinin de getirdiği, zaten uzun süredir birlikte çalıştığı bir şirket olduğu için bu bağlılık, işe sadakat gibi konuların zaten oluşmuş olduğu kitleler bu konuda biraz daha olumlu yaklaşıyorlar. Böyle farklı kitlelerde değişik şeyler gözlemleyebiliyoruz. Buradan aslında ben şöyle bir sözü almak istiyorum. Yani tabii özellikle bizim gözlemlediğimiz şey işe yeni giren kitlede diyelim, daha yeni iş hayatındaki ilk işi olan insanlarda belli bir yetkililik seviyesine ulaşma süresi, eğitme süresinin uzadığını gözlüyoruz biz. Çünkü biraz önceki o çalışma biçiminde ister istemez bu eğitilme, işte o yetkililik seviyesine ulaşma süresinde daha düşük yoğunluklu bir süreç yaşanıyor.

Eskiden yan masada daha kendinden deneyimli biri varken ve ona bir soruyu çok kısa bir şekilde sorup hemen cevabını alıp yoluna devam edebilecekken şimdi o soruyu sormak için bir şeyler yapması lazım. Ya işte internet üzerinden, ya e-mail atacak, ya telefon edecek vesaire. O soruyu sorup cevabını almasının arasına engeller giriyor ister istemez. Ve bizim gözlendiğimiz şey yani insanların belli bir takım donanımlara, işle ilgili hani profesyonel yalnızlaşma dediğim şey biraz buydu aslında biraz önce.

O yalnızlaşma içinde daha uzun süre öğrenme süreleri yaşadığını görüyoruz. Bir de tabii şey kritik, evet belli bir yaş grubu, daha ileri yaş grubu diyelim, daha deneyimli insanlar iş hayatında daha fazla kilometre yaptıkları için, yaptıkları işe de daha fazla hakim oldukları için çalışma arkadaşlarını daha yakından tanıdıkları için. Onlar farklı algılıyorlar bunu ama daha yeni iş hayatına girmiş kesimde gerek ekip arkadaşlarına, gerek yöneticilerine, gerekse şirketlerine, çalıştıkları şirkete olan yakınlıkta da farklılaşma görüyoruz eskiye kıyasla. Burada daha zayıf ilişkiler olduğunu görüyoruz. iş değiştirmenin daha kolaylaştığını görüyoruz ama buradaki tatminsizlik duygusunun da aslında iş değiştirmeyle de çok da giderilemediğini de görüyoruz bir taraftan. Dolayısıyla hani işin böyle de bir boyutu var. Hani evet uzaktan çalışma zaten adım adım geliyordu ya da işte hani evden çalışma uzaktan çalışma ayrımını yapmaksızın konuşuyorum. Adım adım geliyordu. Pandemi de buna çok büyük bir emeği kattı bir taraftan ama işin böyle yarattığı kayıplar olduğunda kendi adıma gözlemliyorum. Hocam sizin nedir yorumlarınız bu konuda? Aslında çok önemli şeylere değindiniz. Yani birkaç tane boyutu bir araya getirdiniz. Şimdi birincisi bu etkin öğrenme meselesi. Hannah Arendt'in çok hoş bir ifadesi vardır. Der ki yani bu polis dediği şey yani antik Yunan'daki kentler.

Buralar ortak hatırlama mekanlarıdır der. Yani bir şehri ya da bir sosyal topluluğu topluluk haline getiren şey, halktan ayırıp onları bir kimliğin içerisine getiren şey, birlikte hatırlama. Yani aslında kurumun geçmişini, belleğini, kollektif belleğinin yeni gelenlere aktarılması hikayesi. Ortak mekanın, ortak kamusal alan dediğimiz yerin kaybı olması, doğal olarak o anlatının, o benliğin aktarımını zorlaştırıyor. Yani aynen sizin söylediğiniz gibi ben iş yerinde insana en iyi öğreten şeyin, temel oryantasyon aracısının diğer çalışanlar olduğunu düşünüyorum. Doğal olarak bu da yani bir önceki nesildir. O eski tecrübeleri anlatır, şirkette neler neler olmuş, o dedikoduları aktarır, bilmem ne yapar. Yani öğrenmek bir yandan da o kurumun kültürünü öğrenmektir. Sadece yaptığınız işi değil.

Yani kurumun kültürünü bilirseniz bazı rasyonel gibi görünen şeyler çok irasyonel hale gelir. Yanlış olur yapmanız aslında orada düzenli olarak yaptığınız şey. Bazen her gün tuşa basarsınız ama o gün basmanız doğru değildir. Şirkette birisi ölmüştür bilmem nedir, o gün yapılmaması gerekiyordur falan gibi şeyler. Bunlar aktarılır. Bu kolektif berlek aktarılı ve kurum kültürü oluşur.

İkincisi de bu kurum kültürünün oluşması ve sadakat meselesi. Yani işinin sürekli değişmesi, aidiyet hissinin doğmaması. Artık yeni iş dünyasında çok hızlı yer değiştiriyoruz. Çok doğal olarak bize daha iyi fırsatlar veren yere doğru gitmeye çalışıyoruz. Hepimizde bu tür alışkanlıklar oluştu.

Ama bu tabii bir şeye ait olamama duygusu. Yani göçebelik sadece bir uygarlık sistemine ait olamama duygusu değil. Yani bir türlü native hale gelemiyoruz, yerleşemiyoruz yani bulunduğumuz yere. Bir yerde çalışıyorsunuz, oradaki iyileri kötüleri, tuvaletinin yerini, mutfağının yerini, çayının yerini öğrenirken yepyeni bir şeye gidiyorsunuz. Bir daha bir öğrenme süreci falan. Ama bu da jenerasyonla ilgili. Yani demin de söylediğim gibi oynadığımız oyuncak kalıbının değişmesiyle ilgili bir şey.

Yediğimiz yemeğin kalıbının da değişmesiyle ilgili bir şey. Bakın bizim gençliğimizde böyle demeye başlayınca yaş ilerledik gibi oluyor. Öyle oldu. Yani bakın on binlerce yıllık insanlık tarihinden bahsediyorum aslına bakarsanız. Şimdi etin pişirme mekanizması nedir? Koyarsınız uzun uzun pişirirsiniz. İlik gibi olur. Yani şimdi hamburger fast food adı üstünde adı fast

Yani yaprak saran, mantı açan, hamuru bırakıp hamuru mayalandıran... Yani gün boyunca bir yemek pişirme kültürünün içinde doğan birileri yok artık. Yani en hızlı ne yapabilirsiniz? Paketlenmiş bir şeyler bir araya getiriyorsunuz, yiyorsunuz. Yani gastronomik kültür bile bunu değişiyor.

Sevgili, bir tane erkek arkadaşımız oldu. Ben ilk erkek arkadaşımla evlendim diye baya evde dalga geçme konusu oldum. Evladım diyorum çocuklarıma böyleydi bizim zamanımızda. Adamı da sevdik ilk karşılaştıktan sonra. Ama anormal geliyor. Tek eşli, 35 yıldır bir arada kalmış olmamız, çevreden bakıldığı zaman çok zor bulunan şeyler haline geldi. Vatana millete sadakat duygusu. Bakın yani sosyal medyada dolaşan şeyler.

burada kendimi besleyemiyorsam bilmem nereye giderim ve bu kutsalıyor yani kutsallaştırılıyor ve bu konuda ya ama burası da sizin anamatanız diyene böyle bayağı ciddi ağır saldırılar yapılıyor. Tam bu noktada bir şey sorabilir miyim hocam? Benim de böyle bir gözlemim var çünkü yani insanların bu kadar dolaşım halinde olması yani bu hem işyerler arasında hem ülkeler arasında aslında hani bireylerin teker teker günün sonunda hani değerlerine negatif etki yapmaz mı? Yani onun her yani çünkü Her bir kişiyi aslında bir şekilde yani tabiri caizse sarf malzemesi haline dönüştürmez mi? Ve nihayetinde de hani kasa kazanır gibi bir şey vardır ya biliyorsunuz. Yani o noktaya getirmez mi? Benim böyle bir endişem de var çünkü. Vallahi ben size çok katılıyorum bu konuda. Çünkü bir ülkede yaşamakla bir vatanda yaşamak farklı şeylerdir. Yani ülke coğrafi bir alandır. Vatansa sizin psikolojik bağlarla bağlandığınız, orası sizin yuvanızdır. Yani evle yuva farkı gibi.

House, home. Neden home diye bir kavram çıkarmışlar? Çünkü house herhangi bir yerde bir evin içerisine girersiniz yani. Bir oda bulursunuz. Ama odanın çekmecesi, annenizin o yatağa sizi yatırıp başınızı okşamış olması bebekken, o mutfakta pişen yemeğin kokusunun hatırası, yani bir yeri yuva yapan şey, onun içerisindeki sosyal ilişkiler, onun içerisindeki kolektif bellek, bir bağlılık duygusu hissetmenizdir. Hiçbir yere bağlı olmayan insan psikolojik olarak hastadır.

Hastalıktır yani bağlanma problemi var demektir bu. Onun için yani insanları sürekli olarak tek bağlanılan yer kariyer ve kar amaçlı olarak şekillendiği ve bu kutsandığı için bunu da tabii de sistemin egemen güçleri yapıyor. Gel ben sana diyor yetişmiş bir doktorsun. Ben sana harika imkanlar sunayım burada. Buradaki genç çocuk da diyor ki tamam o bana iyi imkanlar sunuyorsa gideyim. Gidiyor.

Ama sonra ne oluyor? İşte acil bir durum. Pandemi oldu. Pandemi sırasında herkes kendi vatandaşına yardımcı oluyor. Pat diye sınırları çektiler. Okullara giden öğrencilere giremezsiniz bu ülkeye dediler. Yani öyle ulusal sınırlar öyle yok değil. Anavatan bir sığınak haline geldi. Sığınılan yer.

O vatanda bazen iyi günler olur, bazen kötü günler olur. Bazen yakıtın biter, kaloriferin yanmaz. Bazen yemeğin biter, aç da kalabilirsin. Yani umarım kalmazsın ama nihayetinde o vatanın içinde bir şey vardır. Birisi bir ekmek bulduğu zaman hep beraber paylaşılır o yuvada. Yani evden çıkıp yuvada. Fakat bütün dünya mesela bu Airbnb, işte Shared Economy dediğimiz şey ya da bu Uber falan ulaşım imkanları sağlıyor. Çok iyi imkanlar bunlar.

Ama açıkçası ben şimdi kendi içinde yaşadığım evi, içinde biriktirdiğim anılarla birlikte başka birine kiraya veremem. Ama bir genç şuna şartlanıyor doğal olarak, ben mümkün olduğu kadar bir şey biriktirmeyeyim. Çünkü ben yaz tatilimi gidip, işte Bodrum'da yaparken bu evi de başka birine kiraya veririm. Ben de gider başkasının evinde kiraya girerim. O zaman işte yuva olmuyor. Evet. Derinlik azalıyor, daha sığlaşıyor ve olay daha israf malzemesi haline dönüşmeye başlıyor.

Yani insan artık kendi insan olmaktan çıkıyor. Hiçbir yere bağlı değil. Oradan oraya sırf ben burada daha rahat, daha ucuza giderim. Şu şöyle olur. Buradan para kazanırım falan üzerinden giden bir şey. Halbuki mesele şudur yani anneannenizden kalan bir tane Biblio vardır. O Biblio sizin hayata bağlanma nesnenizdir.

Bunun tabii benzerlerini iş yerlerinde de gözlemlemek mümkün. Tabii ki. Tabii ki. Yani bir çocuğunuzun çerçevesi, bilmem birlikte yaptığınız bir partinin arkadaşlarınızla bir resmi falan, kül tablası, fincan bunların hepsi geçerli. Artı orada bir başka konu daha var. Bir de yorgunluk meselesi. Burada not almıştım siz anlatırken. 50 plus'un evden çalışmayı tercih etmesinin tabii başka psikolojik sebepleri de var. Çünkü insan gençken yollara atıyor kendisini. Dışarılarda olmak şu bu falan. Hakikaten belli bir yaştan sonra biraz enerji tükeniyor. Yani özellikle metropol şehirlerde trafikte harcanan o enerjiden tasarruf çok önemli bedensel olarak. Sabah daha uzun uyuyorsunuz. Akşam daha kolay evinizdesiniz. Belki çıkıp bir spor yapabiliyorsunuz. Yani işte ailenizle vakit geçirebiliyorsunuz falan. Yani ileri yaştaki insanlar için bu 50-60 arası bir transition, emekliliğe geçiş dönemi. Yani onlar gençler kadar yoğun bir şekilde koşturmak istemiyorlar. Çok doğal.

Ya yönetici oluyorlar, zaten çok fazla da kalmıyor o yaşta. Ya çok skilled insanlar, çok uzun yıllar çalışıyorlar, ya sistemin sahibi olduğun zaman orada kalabiliyorsun. Yoksa teşekkür ediyorlar, hemen kenara ayrı veriyorlar. Orada da insanlar hobilerine vakit ayırıyor. Birisi seramik yapıyor, öbürü resme gidiyor, öbürü spor yapıyor falan filan gibi yazlık yerlere doğru gidiyorlar.

Hani iş yerlerine gidiş geliş yani sadece kültürel değil, jenerasyonel de bir bağlamda değerlendirmesi gereken bir şey. Yani tercih ve ihtiyaçlar bağlamında. Hocam ağzınıza sağlık. Çok teşekkür ederiz. Özlem sana da çok teşekkür ediyorum. Bugünkü konumuzu böylece hep beraber ele almış olduk. Çalışanların hem gerçekleri değişti, hem de beklentileri değişti. Hakikaten değişti diyoruz ve bugün tepki verdiğimizin sonuna geliyoruz. Çok teşekkürler. Rica ederim sevgiler.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)