Podcast

Kriz, Mutfağı Hakikaten Vurdu Mu? I Konuk: Can Kozanoğlu

Hakikaten

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Hakikaten'in bu bölümünde Sidar Gedik’in konukları Can Kozanoğlu ve Ipsos Türkiye Tüketici Paneli Lideri Pelin Halaçoğlu Arnau. Birlikte Türkiye’nin içerisinde bulunduğu yüksek enflasyon ile “kriz” döneminde tüketicilerin mutfak davranışlarındaki değişimleri birlikte yorumluyorlar, keyifli dinlemeler!
See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

6.761 kelime · ~34 dk okuma

Merhaba, ben İPSOS Türkiye'den Sidar Gedik. Gündemdekilerin bir kısmı hakikat, bir kısmı ise hakikat ötesi. Bizler de bu podcast serimizde çeşitli konuları İPSOS araştırmalarının ve konunun uzmanlarının yorumlarıyla, hakikatinle başlayan sorularımızla ele alıyoruz. Hakikaten hazırsak başlayalım.

Merhabalar, bugünkü hakikaten programımızın konuğu Can Kozanoğlu. Gazeteci, yazar, sosyolog. Can Kozanoğlu'nun bir özelliği daha var, çok iyi bir aşçı. İddialı değil, kendi yemeğini yapan ev insanı. Öyle tanımlıyorum. Biz öyle duymadık ama öyle olsun öyle diyelim. Can Bey'le beraber bugün konuşacağımız konu, kriz hakikaten mutfağı vurdu mu?

Kriz derken elbette ekonomik krizden, hayat pahalılığından bahsediyoruz. Yani mutfak, her sosyoekonomik grupta herkesin buluştuğu ortak mekan sadece beslenmek için de değil, bazen ayrıca birlikte vakit geçirmek için, keyifli anları da yaşadığımız, aile içinde sosyalleştiğimiz, Belki de evin en çok kullanılan alanlarından biri. Kriz dönemi birçok alanda aile bütçesini vurdu. Ve tabii burada mutfağa da es geçemeyiz. Dolayısıyla bu dönemde aslında ailelerin, hanelerin mutfak harcamalarında, mutfaktaki tercihlerinde neler yaşandı? Nasıl değişimler oldu? Biraz onlardan bahsedeceğiz. Bizim şirketimizden bugünkü programımızda benimle birlikte konuşacak olan arkadaşım Pelin Halaçoğlu. Bizim tüketici panelleri bölümümüzün başında Pelin. O da bize aslında bu konudaki çok önemli bir takım verileri paylaşacak. Merhaba Pelin, hoş geldin. Merhaba, hoş bulduk. Bizim bu konuyla ilgili verilerimizi aslında paylaşarak başlayabiliriz. Yani özellikle son dönemin en önemli gündem maddelerinden biri dediğim gibi hayat pahalılığı ve hayat pahalılığının mutfaktaki yansımaları. Evet, mutfakta neler oluyor? Bizi bu konuda neler zorluyor Pelin? Birazcık bize, elimizdeki verilerden bahsedebilir misin bu konudaki?

Transkriptin tamamını oku

Tabii şimdi biz bu konuda tabii pek çok araştırma hani yaptık son zamanlarda. Mesela anti kriz monitöre baktığımızda burada biz fiyat artışı olduğunu düşündüğünüz kategorilerde hani size en çok ne zorluyor bütçe anlamında diye insanlarla görüşmüştük. Zaten gıda orada kendini gösteriyor. Yüzde altmış dördü insanların gıda ürünleri en çok bütçemizi zorluyor.

Bu da hemen elektrik giderlerinin arkasından geliyor. Yani aslında elektrik, doğalgaz bu gibi giderler en üst sıralarda insanları zorlayan. Ama gıda hemen orada ikinci sırada elektriği takip ediyor. Dolayısıyla gerçekten bir mutfağa konuşacağız bugün. Gıda orada zaten bizim en temel karın ağrılarımızdan biri olarak karşımıza çıkıyor. Şimdi biz... Her manada karın ağrısı. Evet. Karın açlığı ve sonra da ağrısına dönüştü diyelim.

Şimdi hane panelinde tabii daha çok takip ediyoruz biz pek çok ürünü. Hane içi satın alım verilerinden. Şimdi orada daha detaylı görebiliyoruz tabii hangi kategorilerde ne oluyor. Mesela tabii ki çok fazla fiyat artışı var. Yani bütün kategorilere baktığımızda cepten çıkan para artıyor. Ama hani miktar olarak neler oluyor dediğimizde aslında çoğu kategoride miktarsal düşüş gördük. Yani hani biraz daha

...kısıtlamaya gitti haneler. Ancak hani yine de bunun içinde mesela temel gıdaya ve süt ürünlerine... ...yine de biraz daha pay ayırmaya çalıştılar. Yani oralarda mesela miktar düşüşünü görmedik. Dolayısıyla mutfağın temel yapıtaşlarında yine de bütçede biraz daha fazla... ...yer ayırmaya çalıştılar ve bu şekilde bir idare oldu diyebiliriz aslında en temelde. İsterseniz bununla başlayalım.

O zaman şöyle aslında toparlayabilir miyiz yani bir taraftan? Gıda fiyatlarındaki artışlar ciddi şekilde zorluyor ama buna rağmen biz tasarrufu gıdadan yapmak yerine başka bir takım harcama kalemlerinden yapıp hani boğazımızdan kesip öbür tarafa aktarmıyoruz, öbür taraftan kesip boğazımıza aktarmaya çalışıyoruz gibi bir durum var. Çünkü gıda kategorisinde özellikle temel gıda ürünlerine hani buna bakliyat girer, makarna girer, un girer onları düşündüğümüzde bu kategoride ...miktar olarak da tüketimin geçen yıla kıyasla artış içinde olduğunu gördük. Ama yüzde üç müydü? Evet, yüzde üçlük bir artış var ama yüzde üçlük artışlar... ...aslında hani böyle büyük bir kategori için düşündüğümüzde kayda değer bir artış olarak da düşünülebilir. Yani tabii bunun bir kısmı Türkiye'nin nüfusunun artmasından da kaynaklanıyor. Ama yine de baktığımız zaman önemli bir artış olduğunu, kayda değer bir artış olduğunu söylemek lazım. Benim buradan çıkarımım işte bir takım böyle temel ihtiyaç gibi görülmeyen, ertelenebilir

Harcama kalemleri, bu işte giyim gibi, eğlence gibi, dışarıda yeme içme gibi, gıda ama dışarıda gıda gibi kategorilerden kısıp aslında evin içindeki işte biraz önce tarif ettiğimiz o hani evin içindeki küçük mabet olan mutfağa doğru kaydırmaya çalışıyoruz bütçeyi. ...işte sizin bu konudaki değerlendirmelisiniz. Zaten bu çok doğal bir şey. İşte giyim diyorsun mesela Sider. Bir yıl önceki kaza giyebiliyorsun. İki yıl önceki ayakkabı patlamadıysa giyebiliyorsun ama hele evde çoluk çocuk var ise... ...bir aile hayatı sürüyorsunuz.

Gıdadan zaten kısamıyorsunuz. Senin söylediğin gibi dışarıdan sipariş etme alışkanlığımız çok artmıştı. Bence hala da çok fazla yaygın ama işte oradan biraz daha sipariş kısabiliyorsun ya da gidip dışarıda oturup yemekten biraz daha kısmaya çalışıyorsun. Dışarıda yediğin mekanları değiştirmeye çalışabiliyorsun ama işte temel gıda dediğin yani tekrar vurgu yapıyorum belki standart aile hayatı, çekirdek aile, bir çocuklu, iki çocuklu bir hane için düşündüğümüz zaman... Yani o makarna yiyeceksin, o pirinci yiyeceksin, yemeyeceksin, ne yapacaksın? Mesela bana burada süt ürünlerinde her şeye rağmen küçük de olsa yüzde ikilik bir artış var tüketiminde. O ilginç geldi. Gerçi harcama değişimi temel gıdada 89, onda 79 ama benim gördüğüm tüketici olarak, yiyici olarak diyeyim. Süt ürünlerindeki artış diğerlerine göre çok daha fazla. Belki burada şöyle de bir değişim olduğunu düşünebiliriz. Yine peynir tüketiyor ama o aldığı peynir iki yıl önceki peynir değil. Yani miktarı artıyor ama işte biraz daha düşük standartta kabul edebileceğimiz peynirleri tüketmeye başlıyor gibi. Orada aslında belki Pelin de bize bir şey verebilir. Tüketiciler bu dönemde kaç tane tavır içine girdiler?

Bir tanesi işte aynı ürünü yani o üründen vazgeçmek istemiyorsa... ...başka kanallarda daha uygun fiyata aramaya çalışıyor. Orada eğer bir çözüm bulamıyorsa da bu sefer ürün değiştiriyor değil mi? Evet. Başka daha ucuza mal edebilecek markalara geçmek olabilir. Dediğiniz gibi çeşit değişimi olur, çeşit azaltması olabiliyor.

Mesela peynirde gördüğümüz şeylerden bir tanesi, çeşitliliğin azalması. Bu yollarla, aynen dediğiniz gibi, biraz böyle segment değiştirerek bununla yeni çözümler bulmaya çalışıyorlar. Ama mesela süt ürünlerinde özellikle peynir yine de daralan kategoriler grubunda bu kadar çözüme rağmen miktar artışı yapacak bir bütçe ayıramadılar. Peynirde fiyat artışları da oldukça yüksek. Bu vazgeçilmiş hali. Biraz vazgeçilmiş evet. Süt ve yoğurt, yoğurttan çok vazgeçememişler. Biraz süt ürünlerini toparlayan aslında onlar olmuş gibi görünüyor. Zaten Türkiye'nin mutfağında yoğurttan vazgeçildiği an benim çocukluğumdan beri meydana gelip de bir türlü meydana gelmeyen sosyal patlama var ama sosyal patlama odur falan diye. Yoğurttan vazgeçil diyen o gelir ama yani Türkiye'nin kaynakları da kolay kolay yoğurttan vazgeçilecek gibi değil. Ne kadar krizde olsak da işin realitesi o ama yani benim söylediğim gibi tüketici gözüyle baktığımda ya da kasada öderken ya bu kadar da olur mu diyoruz hepimiz sürekli. Biraz alıştık gerçi. Son birkaç ayda belki içselleştirmeye başladık.

Bunu da yani hala da peynir hele iyi bir peynir yemeye çalışıyorsanız orada karşımıza çıkıyor. Yayından önce bir şey sordum size. Burada içecekte yüzde sekizlik bir azalma var. Buna içkiler, alkolü ürünler dahil mi diye dahilmiş ki yani o da dışarıda tüketimden evde tüketime kaydırıldığı halde bir azalma olmuş. Çünkü oradaki fiyat artışı öyle böyle değil.

Ki hani bu da çok konuşmadığımız bir şey. Şimdi belki burada da konuyu çok dağıtacak bir şey olur ama... ...Türkiye'de şöyle bir yaygın kabul var ya, yoksullar muhafazakardır diye. Şimdi muhafazakar olmayan yoksullar da var. Yani bütçesi el verdiğinde belli sıklıkta diyelim ki... ...içki içmeye çalışan, evinde bir bira, iki bira, bir dubla, eko dubla. Mesela bu yönüyle krizin en çok vurduğu... İnsanlarda onlar olsa gerek. En azından içecek tüketimi düzeyinde bakarsak yani belki o haftada içtiği iki tane birayı içemiyor. İki tane içiyorsa bile düştü gibi. O benim burada ilgimi çeken bir şey. Zaten hani şu tablonun altına bütününü okumadık ama gittiğimizde yani miktar değişiminde azalma olanlar. Listenin altı işte saç bakım ürünleri, vücut bakım ürünleri, çamaşır bulaşık ürünleri, ev temizlik ürünleri. Bu Ekim 21, Ekim 22 olduğu için temizlik ürünlerinde pandemi etkisi, pandemideki aşırı tüketim mi diyelim? Belki aşırı doğru kelime olmadı ama olağan dışı tüketim diyelim. Şeylerde işte saç bakım, vücut bakım filan da onları da biraz krizde ne yapalım? Yani artık o kadar da en pahalı şampuanı kullanacak halim yok ya. İşte saçıma 15'te bir bakım yapıyorsam, iki ayda bir yapayım filan. Bunlar da krizin doğal...

Etkileri diyeyim kesim yani. Çok aslında bu veriler üzerinden konuşmak çok zevkli de süre kısıtlı olduğu için. Doğru bir tespit tabii. Yani burada dönüp dolaşıp şey noktasında da geliyoruz ister istemez. Temel ihtiyaçlar her zaman şu anda önceliklendiriliyor. Ertelenebilir veya işte temel görülmeyen yani içecek kategorisinin içinde o da var çünkü.

Yani burada işte gazlı içecekler örneğin orada çok ciddi şekilde etkileniyor ister istemez. Yani eskisine kıyasla daha nadir tüketilebiliyor veya daha az tüketilebiliyor. İçecek deyince içinde tabii daha geniş bir spektrum var ama iş dönüp dolaşıp işte temel gıdaya gelince biraz önce bahsettiğimiz işte ya da süt ürünlerine gelince zaten işte Her yerden kesiyoruz. Zaten bunun için kesiyoruz yani. Buradan kesmemek için kesiyoruz gibi bir nokta oluşuyor. Ki bir şey daha söyleyeyim. Gerçi başka bir sorda da belki ona tekrar geleceğiz de. Şimdi sizi en çok etkileyenler işte bir elektrik giderleri, iki gıda ürünleri, üç doğal gaz dediniz ya. Mesela aslında elektrikle doğal gaz da mutfağı etkileyen bir şey. Yani pişirirken olabildiğince az elektrik harcamaya, olabildiğince az doğal gaz harcamaya çalışıyor insanlar. Tabii tabii. YouTube'daki yerel mutfak kanallarını da epey seyreden biriyim. Son zamanlarda azaldı ama bir yıl önceki kriz algısı farklıydı herhalde. O zamanlar fırında pişirilen yemeklerin altına yazılan yorumlarda. Ben yorum okumaya da çok meraklıyım. Yerli, yabancı, gıda, film, ondan sonra işte temizlik ürünü, hizmet şirketi falan oralarda hep... Sosyolog refleksi var. Ama zevkli de oluyor. Çok şey öğreniyorum oradan yani.

Fırında pişirilen tarif vermiyor usta. Çok zorluyor falan deniyor. Ya da hani şöyle şeyler olduğunu. Fırını bir defa ısıtıyor. İşte pişirici, keki, böreği ve yemeği üçünü tek bir ısıtmada yapmaya çalışıyorlar gibi. Yani doğrudan gıdayla bağlantılı olmayan kalemler de tahmin ederim. Aslında gene mutfağı etkiliyor.

Doğru. Mutlaka. Elektrikle ilgili, tasarrufla ilgili şeyi de tespit etmiştik biz yani. Özellikle çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, ütü. Bunlarla ilgili elektrik tarafında çok ciddi tasarruf girişimi var diyeyim yani. İşte daha az ütü yapmak, çamaşırı biriktirip yıkamak ya da işte elektrik ücretinin daha düşük olduğu saatlerde yıkamak. Bulaşık makinesini daha nadir kullanmak vesaire ama mesela şeye gelince orada da mutfak aletlerine fırına falan gelince daha gerilerde kalıyor. Yani mutfaktan tasarruf etmek hala en zor gelen kısım. Başka yerden tasarruf edelim arttıralım. Buradan elimizde bu kalsın şeklinde gidiyoruz gibi gözüküyor. Krize direnen son kalesi. Evin hep mutfak oluyor. Şu an hala öyle. Direnmeye çalışan daha az kayıp veren diyelim tabi direnmiyor da. Bu da tabii her zorlu olayda karşılaşılan bir şey vardır ya, bir patern vardır. Önce inkar, kabullenme, alışma yaşamaları vardır biliyorsunuz. Biz burada da yaşadığımız şey bundan çok farklı değil aslında. Önce şaşırdık biz bu duruma, inkar hatta isyan ettik ama sonrasında biraz daha

Bu duruma çözüm bulmak üzere bir takım yollar aramaya başladık. Biraz önce de konuşmuştuk işte. Yani ürünleri azaltıyoruz. Daha işte ürün çeşitliliğinden vazgeçiyoruz. Biz mesela ilk defa, yıllar sonra ilk defa tüketici panellerinde haneye giren ürün çeşitliliğinde gerileme tespit ettik. Daha az ürün girmeye, yani çeşit olarak daha az ürün girmeye başladı.

Daha azla yetinmeyi öğrenmeye başladık. Farklı farklı mutfakta davranışlar geliştirmeye başladık. İşte değişik ürünleri, yani daha muadil ürünleri ama daha uygun fiyatlı ürünleri arayışı içine girdik. Dolayısıyla belki biraz da bunlardan bahsetmek lazım. Pelin sen istersen bize yine bu kısımla ilgili birkaç veri paylaşırsan. Evet, tabii. Hatta yani içecekten çok bahsettik. Ondan da başlayabilirim. Mesela içecek dünyasında hani hiç... Temelin belki de tanımı değişiyor. Bir noktada onu da söyleyebiliriz. En temel mesela içecek aslında su. Hani onu şu an hani gözden hani konuşurken... ...hani akla gelmiyor belki. Sularda bile yüzde on dört miktar daralması biz görüyoruz. Paketli sular bunlar. Yani damacana olsun, pet olsun.

Dikkat edersiniz zaten belli yerlerde çeşme kuyruklarının falan yine oluşmaya başladığını. Hani böyle ikameler yapılıyor yani hane tarafında. Ve temel besin mesela hani eti, şarküteri ürünlerini daha temel gruba dahil düşünebiliriz belki ilk etapta. Onlar yine en çok daralan. İkisi de yüzde on dokuz daralma gösterdi. Hani geçen yıla göre. Çok ciddi temel ürünlerde işte baharatlar olsun, dondurulmuş gıdalar, peynirler, kuru yemişler. Maden suları bizim hep çift haneli daralma gördüğümüz aslında tüketiminde kategoriler oldu. Şimdi ama bu işte temelde neler kalıyor? Aslında daha çok şeker, un, yoğurt gibi kategoriler. Mesela bunlar da yüzde yüzün üzerinde fiyat artışları olmasına karşın miktar düşüşü aslında görmedik. Yani yine de haneler bir şekilde o ürünleri almaya, işte mutfakta bulundurmaya, kullanmaya... ...olduğu gibi devam ediyorlar. Bu fiyat artışlarını daha göğüsleyici olmak durumundalar aslında bir noktada. Baktığımızda aslında bir buradan şeye de gelebiliriz. Bir şekilde işte daha savaşçı oluyorlar belki bu kategorilerde. Hani daha ucuzunu bulmak, daha azıyla yetinmeye çalışmak, işte ikameler yapmak, belki işte bazı... Sinar Bey siz de dediniz hani biraz daha işte çözüm bulmak, işte kabullenmek ve hani bununla baş etmek işte farklı yöntemlerle burada bir şekilde o süreci adapte olmuşlar diyebiliriz. Yani belki daha az çeşit kullanıyorlar ama bir şekilde sunuma daha önem veriyorlar. Mesela çeşitli araştırmalarda bizim işte kriz mutfağı raporunda yaptığımız görüşmelerde de bu çıkmıştı.

Sofradaki yemek çeşidi azalıyor ama daha sunumlarını daha hoş yapmaya çalışıyorlar. Sofra yine de güzel görülsün, daha işte göze hitap etsin. Hani biraz da öyledir ya doyma oradan başlar gibi bir durum var. Bunlara mesela yönelmek daha böyle bazı şeyleri işte azaltırken işte arttırıp yani Belli şeyleri arttırıp yeni yemekler türetme. Hani onlardan çeşitler yaratma. Belki dediğiniz gibi işte fırını aynı mantıkta, fırını yakıp birkaç ürünü oradan çıkartır gibi. Benzer şekilde bunlar da oluyor. Etli yemek pişmiyor ya da az etli bol sebzeli soğanlı pişiyor gibi çözümler buluyorlar aslında. İşte şöyle şeyler çok karşımıza çıktı. Hani dışarıda yerdik, işte dışarıda yemek bir işte sosyalleşmeydi, eğlenceydi bizim için.

Şimdi evde birlikte yemek yapmayı onun yerine koymaya çalışıyoruz. Hani o bir eğlence oluyor gibi aslında farklı farklı çözümler geliştiriyorlar. Paket geçişleri çok şey oldu gene burada. Mesela haberlerde falan hani çok hatırlarsınız işte beş litre yağ bulunmuyor işte raflarda gibi. Mesela işte çok temel ürünlerde yağlar. ...yağlarda bir şekilde yine miktar olarak hani... ...kendi içinde biri azalıyor, tereyağı azalıyor, artıyor gibi... ...geçişleri olsa da sıvı yağlarda bir şekilde yemek yapmak için mecburi olduğundan... ...onlar da yine daha dirençliydi haneler. Ama mesela daha büyük işte üç litre, beş litre alayım... ...hani biraz yine ekonomik olsun... ...işte fiyat artışlarına göğüs gereyim gibi stratejiler geliştirmeye çalışıyorlar.

Ama öte yandan bazı başka ürünlerde de tam tersi, işte yoğurt gibi mesela, orada daha küçük paketlere daha fazla veriyorlar. Hem cebimden çıkan az olsun hem de aman bozulmasın, ziyan olmasın gibi. Stratejiler mutfağa girmiş durumda. Bu gıda ağrısıyla birlikte diyeyim, böyle veriler paylaşabilirim sizinle.

Şimdi burada bir de yine sizden gelen hani bu verdiğin rakamsal veri toparlayan nasıl karşılıyoruz? Kabullenme, alışma, çözüm bulma diye toparlamışsınız siz İPSOS'un noktalarında raporunu. Mesela şurada bir şey dikkatimi çekti alışma bölümünde. Eski standartlara dönmeye çalışmak diye. Çünkü bu biraz bizim krizin hem bireysel, hem toplumsal boyuttaki ve farklı sınıflara göre duygusal boyutunu anlamamıza da yardımcı edecek bir şey. Eski standartların aslında kriz şöyle bir döneme denk geldi ya da zaten öyle olduğu için bir kriz yaşamamız mı gerekiyordu bilmiyorum.

Bir on yıl öncesine gidersek refah artışı falan demeyelim ama bir çünkü tam bir refah artışı, tam bir zenginleşme olsa tam bu krizde yaşamazdık. Fakat tüketim standartlarında her sınıfın kendi içinde bir eşik atlama oldu. Yani orta sınıf biraz daha farklı tüketmeye başladı. İşte daha yoksullar eski orta sınıfın standartında tüketmeye başladılar. Hatta ben bunu böyle dünyadaki örneklerle karşılaştırınca, Batı'nın çok yıllar önce yaşadığı bir şeye benzetiyordum. Mesela Amerika'da hani şu meşhur büyük porsiyonlar vardır ya. Aslında Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra çıkmaya başlıyor. Onlar sonra Büyük Buhran, İkinci Dünya Savaşı hafif duruyor. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra hem Amerika Birleşik Devletleri'nin hem Avrupa'da işte o çok büyük porsiyonlar hani olur ya Amerika'da apartman gibi sandviçler ortası et dolu filan. Hem Avrupa'da hem Amerika'da sonra Avrupalılara porsiyonları küçültüyor. Amerikalılar küçültmeyince işte bu o basit sorunu yaşıyorlar. Ama orada şu var yani çok uzun yıllara yayılmış mahrumiyetin, yoksunluğun bir noktada atlatılmasının getirdiği ürünler bunlar. Bizde de intikam gibi aslında ya da mesela yoksun insanların hayali gibi düşün. Hani iki ince dilin ekmeğin ortasında iki yüz elli gram pastıramı koyarlar mesela Amerika'da falan hani. Bizde öyle döner dürümler çıkmaya başladı. İşte dürüm içi ya da pide içi iki yüz gram, iki yüz elli gram. Ya da işte hani yoksul bir insanın hele gençliğinde tatlılara bakıp bakıp iç geçirir. Mesela bu aşırı fıstıklı tatlılar çıkmıştı. Künefe türevi yani altına tane fıstık döşüyor. Azcık kadayıf atıyor, ortasında kalın bir fıstık tabakası, tekrar az kadayıf, tekrar tane fıstık, tekrar toz fıstık falan. Yani aslında biraz şerbetli tatlı ya da fıstığa da çok düşkün olmama rağmen çok da iştahımı kabartmayacak kadar aşırı fıstık. Mesela bunlar hep şeydi, tüketim standardındaki yükselişin yansımaları olan şeylerdi. Herkesin hayatında farklı sınıflarda bu olmuştu.

Mesela orta sınıf insanlarımız, daha beyaz yakalılar, biraz daha iyi kazanmaya başlayınca... ...döviz kurularının da bugün de kıyaslanmayacak kadar makul olduğu yerde... ...yurt dışı seyahatleri ne çok daha kolay yapmaya başlamışlardı. Yani ben çalıştığım medya sektöründe işte çok da yüksek maaşların alınmadığı yerde... ...sağımızda, solumuzda, bizler de daha genç insanlar işte. Üç gün İspanya'ya gittim. Yani tabii gene Türkiye'nin küçük bir yüzdesinden bahsediyorum ama... ...sesi çok çıkan, hele sosyal medya döneminde şeyden işte... Napoli'de pizza yedim, Roma'da dondurma yedim. Türkiye'den ucuz hatta. Türkiye'den ucuz ve çok daha güzel. Zaten meze meze Yunanistan'da yiyoruz falan gibi hani belki hayatta yeni olmanın da biraz fazla ateşiyle hani şeyler de vardı işte Napoli'nin bilmem ne mahallesinin şu sokağındaki üç masalı pizzacıda pizza yemeyen ben yedim demesin. Hiç de konuşmasın.

İşte Roma'da pizza yemiş adam vizyonsuz falan gibi. Şimdi bütün buradan böyle standartlar düşmeye başlayınca aslında herhalde en çok da orta sınıf etkiledi diye düşünüyorum. Çünkü yani kriz orta üst sınıfı hatta üst sınıfı bile vurmuş olabilir ama yiyecek bütçesini etkileyecek düzeyde değil. Daha yoksul sınıflar, evet kendi içlerinde işte o fıstıklı tatlıya, o çok dönerli dürüme falan ulaşacak hale gelmişlerdi, mahrum kaldılar ama hani geriye doğru gittikleri mesafe daha kısa, tam orta sınıfın ortası olan ve işte on yıl önce o refahı çok artmış olanlar, hani o demin işte Napoli'de pizza yiyip de Roma'daki pizzaya küfür eden insanların belki bir kısmı şimdi... Evde pizza. Evet, evde pizza yapan ya da mesela Türkiye'deki...

Zincir pizzacının promosyonlu menüsü bile pahalı gelmeye başlamış olabilir falan. Hani böyle değişimler yaşanınca benim burada eski standartları geri dönmeye çalışmak en çok dikkatimi çeken şey oldu. O kolay bir şey değil duygusal açıdan. Krizin en çok yarattığı öfke de o belki insanlarda yani.

Şeyi çok da hatırlamak istemez bireyler doğal olarak. Yani yirmi yıl önce mahrumdur. Ben bu standart on yıl önce tüketmeye başlarım gibi değil. Yani ben hep böyle tüketirdim. Bizi ne hale getirdiniz diye. Bir de tabi çok hızlı oldu. Evet. Yani ikisi de çok hızlı oldu. Burada tabii bizim araştırmalardan da aslında bunu destekleyecek iki şey paylaşayım ben. Bir tanesi biraz önce dedim ya hani eve giren ürün çeşitliliğinde azalma oldu diye. Burada özellikle üst sosyoekonomik segmentler dikkat çekiyor. Onlardaki ürün çeşitliliğinin azalması ortalamanın yaklaşık iki katı.

Tabi bir anlaşılır bir şey bir taraftan çünkü daha çeşitli ürünleri de zamanında alanlar yine onlardı. Vazgeçenler, daha çok vazgeçenler veya vazgeçmek durumunda kalanlar da tabi yine onlar oldu. Yani bu önemli. Bir diğer tarafıysa şu özellikle hani eski standartları tekrardan yaşatmaya çalışma konusuyla ilgili bizim araştırmalarda tespit ettiği bir şey bu ilginç yani benim açımdan. Şimdi eskiden mesela bir işte kahve markasına mağazasına uğrayıp oradan kahve alıp elindeki işte kağıt bardakla

Gitmek, hani şehirde, büyük şehirde beyaz yakalılar için sık sık karşılaşılan bir görüntü yani, sokak görüntüsü. Şimdi bunu yapamayanların kahveyi evde pişirip ama o zincire ait bir termosun içine evde dolduraraktan dolaştığı, bunu da bizim araştırmalarımızda ifade ediyorlar. Yani bu bizim şahsi gözlemlerimiz değil. Yani bu bizim araştırmalarımızda dile getirilen bir şey. Aslında işte bunlar, bir standardı kaybedenlerin kimler olduğunu,

Ve standartı temelde aslında hani korumak üzere defansa geçenlerin de kimler olduğunu da bir taraftan gösteriyor. Yani tabii burada bir nokta daha benim ilgimi çekiyor. Eve alımlarda daha uzun süre dayanıklı yani bir alım yapıp daha uzun süre kullanılabilecek ürünler de biraz devreye daha fazla giriyormuş gibi gözüküyor. Yani bu bozulmayacak ürünlerde işte hem yani belki hani bu dolapta muhafaza edilebilecek daha uzun süreli ürünlerde veya işte kuru bakliyat gibi. ürünlerde bunlar da dikkat çekici gibi gözüküyor. Bir de şeyi var tabi onun hani artacak önceden ne kadar alırsam zamdan o kadar az etkilenirim gibi de yani hani onun şeyi de var ya sosyal olarak iyi abi tam vaktinde 10 kilo almıştım bak şimdi 2 katına çıktı gibi ama

Bir yatırım oluyor. Bir nevi evet. Buradan aslında şeye doğru da geçebiliriz biraz belki. Hani dedik ya yani bir taraftan böyle defansif bir önlem alıyoruz. Başka kategorilerden tasarruf edip gıda kategorisinde kendimizi en azından ödüllendirmeye çalışıyoruz. Yani ödüllendirme demişken de hani bunun için de kendimize evin içinde küçük keyifler yaratmaya çalışıyoruz. Bizim araştırmalarımızda bununla da ilgili tespitler var. Pelin seni dinleyelim.

Evet, küçük mutluluklar, küçük zevkler yaratma çabası diye adlandırabiliriz. Şimdi zaten Türkiye'de biliyorsunuz Dünya Mutluluk Endeksi açıklanıyor. Orada sürekli hızla geriye gidiyoruz maalesef. O yüzden hani biz ancak artık küçük mutluluklardan daha çok konuşabiliriz. Tamam, öyle bir nokta oldu. Biz de Türkiye Anlama Kılavuzu çalışmasında hani hep şöyle bir ifadeyi sorarız iki yılda bir. Bana kendimi mutlu hissettiren bazı küçük lükslerim olsun istiyorum.

Yani gayet mütevazı bir istek. Mesela 2016 yılından beri biz buna bakıyoruz. İşte 2016'a %69'ı insanların bunu söylerken... ...2022'ye geldiğimizde %76'ya çıktığını görüyoruz. Her yıl böyle arta arta. Yani artan bir trende olan bir durum bu. Küçük mutlulukların peşinde olma, o küçük lüksler bende olsun isteği. Şimdi bu az önce işte kaba kendim o kahve zincirinin paketine koyuyorum... ...işte böyle bir çözüm buluyorum, iyi hissediyorum gibi... Böyle söylemler çok var yani tüketici tarafında. İşte bu küçük mutlulukların farklı örnekleri. Mesela aynen tüketici şöyle demiş. C1 sosyal ekonomik statüden işte pankek tavası aldım. Eskiden tavada yapardım. Şimdi hepsi aynı şekilde güzel ve estetik görünecek. Mutluyum demiş. Başka biri B sosyal ekonomik statü grubunda tuz değirmeni aldım. Sanki yemeği elit kılıyor.

Dolayısıyla gerçekten hani bunun çok örnekleri vardı. Bunlar yani çok güzel ifade etmişler. Hani küçük alanlar yaratmışız kendimize hani ufacık da olsa ama bu bunlarla motive olan bir şekilde işte çözümleri bu küçük mutluluklar ekserinde şekillendiren tüketiciler var karşımızda. Az önce söylediğimiz sunum meselesi de mesela biraz öyle. Belki işte tabağın içeriği değişiyor, işte eti azalıyor, pilavı artıyor ama pilav böyle kalıpla geliyor. Hani üzerinde böyle bir şeyler geliyor gibi.

Böyle bir şekilde kendini ödüllendirme motivasyonu tüketici de artmış. Bu küçük yollarla bir şekilde hala mutluyum diyebilme diyelim. Bunların arttığını görüyoruz. Genel söylemlerde, rakamlarda böyle bir Türkiye var karşımızda.

Tabii aslında burada belki sorunun biraz ürkütücü tarafım var. Yani bana kendimi mutlu hissettiren bazı küçük lükslerim olsun istiyorum'a hayır cevabı veren yüzde yirmi dört aslında enteresan. Zaten sahiplerdir belki. Belki yani şundan diye düşündüm. Lüks kelimesi falan mı insanları ürkütüyor? Çünkü yani o küçük lüks dediğiniz şey ne bileyim hani... Çay içmek de olabilir, gazete almak da olabilir ama... Tuz da yer miyiz? Tuz da yer miyiz? Mesela bizim konumuza özel olduğu zaman tabii. Bütün bunların hani işin ekonomisinden öte, kültürel boyutu da var ya, yani bu demin başka bir vesileyle sözünü ettiğimiz yemek videoları seyretmek ve yemek videoları da hazırlamak. Aslında yani şimdi Türkiye'de hani C1 dediniz, B1, B2 falan hani çok mütevazı ev kadını olarak tanımladığımız tipte binlerce insanın YouTube kanalı var. Bunların birkaç tanesi çok popüler. İşte bazısı birkaç video çekiyor, oluyor, olmuyor. Az takipçisi, çok takipçisi yani. Kültürel olarak başka yerden izlediklerini yemek yarışmalarından işte bir takım yemek kanallarını programlarından falan kendilerini uygulamaya çalışıyor. Zaten hani belki de biliyordur bunu söyleyen bir hanımefendi olduğunu tahmin ettim pankek tavası alanı. Belki de erkekti bilmiyorum ama gözümde kadın olarak canlı. Yok ev hanımıymış evet. Ev hanımı yani.

Tahminen 10 yıl önce pankekin ne olduğunu bilmiyor olabilir. Pankekin çok benzerini akıtma adıyla filan yapıyor olabilir. Yani pankeki öğrenmek, sunum diye bir kavram olduğunu öğrenmek hem yemek videolarında hem televizyonlardaki yarışmalarda sıra geldi sunuma. İşte sunumun iyi olmadığı, yemeğin tadı da olmasıyla. Tahmin ediyorum mesela bu hanımefendi hele hafta sonları o pankekleri tek şekilde çıkarıyorsa üzerine azıcık da

Süzgeçte pudra şekeri serpip belki işte bir küçük nane yaprağı koyuyor falan. Bu hakikaten bir küçük mutluluk ama insanı da mutlu eden bir şey. İşte bunların edinme imkanı olarak da tabii e-ticaretin, e-ticaret sitelerinin de çok ciddi rolü var. Yani karşınıza akşamın bir saatinde yatmadan bir gireyim dediğinizde tuz değirmenini çıkarabiliyor. İşte bu hanımefendinin sözünü ettiği pankek tavasını çıkarabiliyor.

Bunların da hani şöyle kategorileri vardır mutfakta. Bir defa kullanılan, birkaç defa kullanılan, hakikaten ihtiyaç olduğu için sürekli kullanılan. Şimdi yani ben yaşım hayli ilerlediği için, Türkiye'de kahve denilince, şimdi Türk kahvesi dediğimiz şeyin isminin kahve olduğu ve başka bir kahvenin bulunmadığı dönemi bilen insanmıştı. Sonra Nescafe, lüks bir şey olarak çıktı. Sonra üçüncü dalga kahve kültürü gelince. Mesela Nescafe işte o kültürün insanları tarafından biraz aşağılanan mı diyeyim? İşte doğru kelime her neyse. Home app izlacısı gibi bir şey oldu. Sonra mesela o kahveleri evde yapabileceğimizi, kahve makineleri olduğunu öğrendik. İşte o çekirdekleri seçmeyi öğrendik filan. Böyle böyle gitti. Pandemi döneminde iyice arttı evde kahve yapmak, kahve makinesi almakla. Bunlar sürekli kullanılıyor. Çünkü hakikaten bir dışarıda pahalıya gelmesi...

Ekonomik krizle bağlantılandırabiliriz ama bir yandan da pratik hakikaten insanın evinde kahve makinesi olduğu zaman alanlar yüzde yüz kullanıyor demeyeyim ama çok yüksek bir oranda kullanılıyor. Ama bir dönemin efsanesi katı meyve sıkacakları vardı. Herhalde tahmin edeyim yani şu anda alanların beşte biri kullanıyordu. Mutfak mezarları.

Mesela geleceği şu anda çok tartışmalı olan airfryer yani çok moda, çok trend bir şey. Tabii o biraz daha küçük mutluluktan daha yüksek bütçe istiyor. Daha pahalı bir şey. Kullanılacak kullanılmayacak ama bu sizin verdiğiniz örnekler hakikaten tam küçük mutluluğa yani. İşte yüz yirmi dokuz doksan dokuzdan altmış dokuz doksan dokuza düşmüş tuz değirmeni. O itici vay be yarı fiyatına düşmüş kampanyadan falan diye işte alıyor. Gerçekten zırt diye üzerinde çevirdiği zaman. Şunları öğrendik. Bu yemek programlarını seyrede seyrede. Vaktiyle Türkiye'deki evlerde pek çoğunda ekmek bıçağı, büyük bıçak, küçük bıçak olmak üzere üç bıçak da yapılırdı.

Şimdi şef bıçağım da olsun ama onların iyileri çok pahalı, onun ucuzunu bulabilir miyim? Biraz daha meraklı olanlar işte santoku bıçak falan. Ama bunlar da gerçekten hani anlatırken biraz dalga geçer, küçümser bir ton olduysa sanmıyorum ama gene ders yaramadı. Olduysa özür dilerim. Hiç küçümseyerek söylemiyorum. Hakikaten insanları mutlu eden bir şey yani. Doğru, katılıyorum yani. Yani bu ekonomiden öte kültürel bir şey. Yani kriz iyice iyice derindeyse işte demin 129.99'dan 69.99'a düştüm dediğin şeyin kültürel olarak, mutlulukla karşılığı 9.99'luk bir şey çıkacak. İşte plastik bilmem ne oyucusu falan diye alacak evinde deneyecek. Yani işte... ...sofraya koyduğu standart bir sebzeyi biraz daha şekilli kesmesini sağlayacak bir şey olacak. Gül yaparak. Gül yaparak gibi. Yani bu da hayatın bence asıl krize direnme noktası bu belki. İşin psikolojik boyutu da var çünkü yani. Tabii yani aslında konuştuğumuz şey sadece Türkiye toplumuyla ilişkili bir şey de değil.

Yani insanın genetik kodunda var olan bir şeyden bahsediyoruz. Yani hani bir bebek bile daha hani ilk emeklemeye başladığında karşılaşılan şey yani keşif ve tabii ki keyif manasında tuttuğu şeyin ağzına atmaktır. Yani hani yakaladığı... Yerde ne varsa ağzına atar yani. Dolayısıyla burada tabii keşfetmek ve keyif almak birlikte, hatta yani bulduğu şey bir yiyecekse tabii çok da büyük de bir keyif de alabilir yani. Tabii buradan hareketle, yemek yeme eyleminin aslında insanın kendini ödüllendirmekte en önemli eylemlerden biri olduğunu atlamamak lazım. Dolayısıyla bugün ne konuşuyorsak, Türkiye toplumu özelinde değil, biraz da aslında genel insanlık açısından da konuşuyoruz çünkü

Bahsettiğimiz kriz tabii ki çok farklı boyutlarıyla farklı farklı yaşanıyor olmakla birlikte. Aslında hani diğer ülkelerde de yaşanıyor. Yani baktığımız zaman gelişmiş ekonomilerde dahi herkesin oturup kalkıp konuştuğu şey biraz da bu. Tabii dediğim yani biz... Yani gerçekten buna şimdi çok dalga geçtiğimiz bir şey işte Almanya bizi kıskanıyor, İngiltere bizi kıskanıyor, Avrupa dünya kıskanıyor. Yani...

Elbette ki çok şakası yapılacak bir şey fakat son yıllarda birkaç noktadan kıskanılmadığımız kesin. Yok. Ama yani onlarda da belli sorunlar oldu. Yani çok somut bir örnek olarak söyleyeyim. Dünyanın belki en fazla tüketilen tereyağı markası olabilir. Lurpak, Danimarka kökenli özellikle Avrupa'nın hemen her ülkesinde satılan bir şey.

İngiltere'de o en çok tüketilen tereyağının bir anda ne kadar pahalılandığını, eldeki stoğu ucuza satan bir marketin önünde nasıl kuyruklar olduğunu, insanların nasıl şikayet ettiğini falan çok yakın zamanda okumuştum. Yani temel gıda konusunda tabii biraz tedarik zincirlerinde falan da zaman zaman sorun oluyor. Bu ekonomik sorunların ötesinde. ...hizmetle ilgili de sorun oluyor ama hani dünyanın pek çok yerinde de benzer şeyler... ...bizim çok müreffeh, çok refah içinde gördüğümüz yerlerde de karşımıza çıkabiliyor... ...ama bizim krizimizi yani böyle küçümse... Yok, yok hayır. Burada şeyi... ...politik olarak böyle algılanırsam çok üzülüyorum. Ben de o yüzden onun altını tekrar... Kendi açımdan en azından çizmek istiyorum. Yani bu tabii hani biz gayet iyiyiz. Çok şükür pozisyonda değiliz yani. Sonuçta konuştuğumuz şey nadiren karşılaştığımız bir şekilde hani bizim boyutlarımızda olmasa bile başka ülkelerde de kendi çaplarında kendi krizlerini yaşıyor oldukları bir dönemden geçiyoruz.

Yani biz bunu şeyde de gördük, yakın zamanda işte İPSOS'un yine bir araştırması yayınlandı, 36 ülkeyi kapsayan. Yani 2022 yılının hani gerek ülke için gerekse kendisi ve ailesi için çok kötü bir yıl olduğunu söyleyenler çok büyük bir çoğunluğu oluşturuyorlar. Ve yaklaşık olarak işte her 4 kişiden 3'ü bu görüşte, yani %75'e varıyor. Bu 36 ülkenin 15 tanesinde ise %80'in üzerinde bu düşüncede olanların oranı. Mesela Türkiye'de %80'le o gruba dahil ülkelerden biri. Ama hani İngiltere'den aklıma geldi bu örnekte. İngiltere'de mesela %87. Bu yılın, 2022 yılının bitmek üzere olan yılın çok kötü bir yıl olduğunu düşünenlerin oranı ve çok anlaşılır bir şey bir taraftan da.

Hani kaç tane başbakan değiştirdiler yani? Bu yüzden artık sayamadım. Yani çok büyük bir belirsizlik tabii. İnsanın mutsuzluğunu tetikleyen en önemli şeylerden biri de belirsizlik. Başından ne geleceğini bilememe hali. Dolayısıyla hani biraz konuyu o tarafa doğru da yaydım ama yani bunu da söylemeden... Tabii o şöyle bir şey.

...bir sosyal medya kalıbı olarak yani ta 2010'ların başından beri Türkiye'de yani... ...bit artık 2010, bit artık 2011, bit artık 2012 fakat 2020'de pandemi çıkınca... ...üzerine de ekonomik kriz kendini iyice hissettirince... ...gerçekten bit artık 2020, bit artık 2021 ve bit artık 2022'nin sonunda yapıyoruz bu kaydı.

Ve pek çok insan da 2023... Yani bu sorunun cevabı... Oraya da dair bir şey var. Yani bu yıllar boyunca, hani bit artık, bit artık modundayken yani... ...gelecek yıl, gelecek bizi kurtaracak modu da var bir taraftan. Hep gelecek yıla dair iyi misaller çok yüksek oranda. Fakat geçen yıl, yani 2021'den 2022'ye geçerken... İşte 2022'nin iyi bir yıl olacağını, daha iyi bir yıl olacağını düşünenlerin oranı böyle %77'lerde falanken bu yıl %12'lik bir düşüşle %65'e gerilemiş durumda. Yani aslında hani iyimserliğimiz yani gelecek yıla dair iyimserliğimiz de aşınarak gidiyor.

Yani dünya ortalamasından bahsediyorum yani. Otuz altı ülkenin ortalamasından bahsediyorum. Türkiye'de biz orada da biraz hani kötü tarafta ayrışıyoruz. Biz de yarı yarıya yaklaşık yani şu an gelinen nokta. O da yani yaklaşık beş puanlık düşüş var. Bir önceki yıl iyimserler biraz daha yukarıdaymış. Şimdi işte yüzde ellilere doğru gerilemiş durumda. Şu an önümüzde en azından toplumun yarısı önümüzdeki yılın daha da kötü bir yıl olma ihtimalinden endişeli yani. Onu söyleyebilirim yani. Buradan da son sorumuza doğru geçebiliriz. Yani önümüzdeki dönemde mutfakta spesifik olarak bizi nasıl bir dönem bekliyor diyelim ve topu tekrar Pelin'e atayım. Kötü bir dönem dermiş. Yani neler bizi bekliyor? Hani burada tabii biraz daha

Aldığımız hani insanların yaklaşımlarından yola çıkarak biraz şekillendirdiğimiz... ...bazı trend hani beklentilerimiz var diyebiliriz belki. Bir pandemi döneminden başlayan bazı başlıklar var aslında. O dönemde de biz bunu konuşmaya başlamıştık. Biraz daha hani kesin gözüyle baktığımız bu bir şeyin değeri nedir, ederi nedir sorularının... ...gündemde olacağı bir dönem yine bizi bekliyor. Çünkü işte zaten hani konuştuk, insanların kısıtlı kaynakları var. Onun için de şu an seçerek işte neyi alsam, hangisi daha iyi olur... ...bunun peşinde koşarak bir yaşantı sürüyorlar. Mutfak için de böyle. Dolayısıyla bu ağır basacak. Yani hani bir ürünü ya da hizmeti alırken... ...gerçekten ederimini mi veriyorum, değeri nedir benim için, karşılığında ne alacağım, faydası ne olacak?

Bunu tartmak önemli bir yer edecek. Dolayısıyla markalar tarafında da buna oynamak önemli bir yer edecek bizim gördüğümüz. Bununla birlikte uzun zamandır aslında üzerine yatırım yapılan ama gelişimini hep sorguladığımız bir sürdürülebilirlik kavramı var. Onun bir versiyonu doğal yollarla zorunlu olarak tüketicilerde gelişiyor gibi görülüyor. Ona biraz türeticilik diyebiliriz. Bu işte... Bir şey yaparken özellikle mutfakta bir diğer şeyi de yanında çıkarmak işte ne bileyim karnabahar brokoli haşladım saplarıyla da çorba yaptım işte elmayı yedik kabuğunu soydum onu sirke yaptım falan gibi bir türetme mutfağı da oluştu yani buna dayalı bir mutfakta oluştu bu çözüm bulma işte bir şekilde baş etme yöntemleri arasında dolayısıyla bu türeticilik bir nevi yani sürdürülebilirlik mutfaklarda yer edecek gibi görünüyor. Araştırmalardan bir tanesinde geçiyordu. Çok hoşuma gitmişti. Sanıyorum Burçin'in hazırladığı bir rapordaydı. Buradan da Burçin'e selamlar. Yani artık tüketici değil, türetici olduk. Gerçekten çok hoştu. Gerçekten aynen. Bu türeticiliği çok duyacağız görünen. Ve hani bugün de konuştuk, biraz daha böyle ne den ziyade nasıla oynadığımız şeyler olacak. Yani belki işte eskisi kadar zengin bir yemek yapmasak da onu nasıl sunduğumuz, o sofraları nasıl kurduğumuz, mutfaktaki o estetik kaygılarla aslında oluşan çözümler biraz daha ön plana çıkacak. Yani göze hitap edecek, aslında bütçeye zarar vermeyecek ve göze de hitap edecek diyelim.

Böyle bir çözüm etrafında biraz daha tüketiciler birleşecek gibi görünüyor... ...söz konusu mutfak olunca. Tabii o da biraz daha Japon ekoli. Yani Japonya çok dar bir alanda. Tarihsel olarak hep yüz ölçümüne göre büyük nüfus barındırmış bir yer olduğu için... ...hani daha küçük porsiyonlarda ama çok şık görünen yiyecekler olduğunu düşünürüz ya. Belki biraz öyle. Yani şimdi ben türeticilik dediğiniz zaten hani prosyumur deniyor ya. Alvin Toftler'den kalma bir şey. Yani düz tüketici değil de üretim sürecini de göze alın. Hatta yeri geldiğinde kendisi de üretimin içinde yer alan insan. Tabii... Böyle bir eğilimin olacağı yani kimileri ekonomik zorunluluktan, kimileri de belli duyarlılıklardan dolayı bunu yapmayı yaygınlaştırırlar. Mesela o verdiğiniz örnek yemek videolarında falan da çok yani artan her şeyi işte patatesin ucundan şöyle bir santimetre küplük bir şey artıyor. Bunu ziyan etmiyoruz. Aslında biliyorsun ki atacak yani aslında.

O kadar patates ya da işte hamurdan şöyle bir fındık büyüklüğünde kalıyor. Bunu da başka bir şeyde kullanacağım gibi ama yani aslında o hassasiyet evet olabildiğince ziyan etmemeye çalışmak bu geleceğe doğru gidecek bir şey. Yani aslında gelecekte ne bekliyor dediğiniz zaman girdiğimiz yerden bir bu krizle bağlantılı kısa vadeli Türkiye iki, Küresel olarak dünyada gibi iki boyuttan düşünürsek, herhalde başından beri konuştuğumuzdan anladığımıza göre, yani sizin verileriniz bu konuda hakikaten çok besleyici oldu. Ben de bu podcast vesilesiyle epey bir veri edinmiş oldum. Zaten sizlerle görüşmenin böyle bir faydası oluyor. Sizler zaman çok veri olduğu için. Belki biraz daha kısacağız, belki biraz daha azaltacağız ama şu üzerinde konuştuğumuz tablo sonuçta bir şekilde doymak zorundayız. Bir. İkincisi, Türkiye'nin ne kadar yanlış tarım politikaları olsa da, ekonomisi kötüye gitse de, kriz içinde olsa da aslında en kötü hali

İnsanlarını çok aç bırakmayacak bir yer. Bugün bile yani ciddi yoksulluk, ciddi yetersiz beslenme sorunu olduğunu biliyorum ama hani işin çok spekülatif tarafına gidenler var. Özellikle sosyal medyada işte saksınızda sebze yetiştirin işte güneş almayan bir yere bilmem ne kadar konserve yığın açlık olacak birbirimizi öldüreceğiz falan. Yani Türkiye coğrafyasında öyle bir şey olmaz ama yani Türkiye'de 2023'te ne bekliyor olursa olsun... ...hep kodlarla konuştuk 2023. Ne sonuç olursa olsun herhalde birkaç yıl daha sürecek. Ciddi bir ekonomik zorlanmaya rağmen işte mutfaktan kısa kısa gideceğiz.

Bu Türkiye'nin kısa vadeli geleceği ne olur? Yani dünyada gelecekte ne olduysa, şimdi çok farklı yiyecek trendleri var. Konuştuğumuz türeticilik bunlardan biri. İşte yani şey çok yaygınlaşıyor, glutensiz beslenme.

İşte veganlık. Mesela yeğenim İngiltere'de okuyor üniversitede. Çarşamba günleri üniversitenin vegan günüymüş ve hiçbir yerinde hiçbir hayvan salgıda servis edilmiyormuş. Mesela hani bana biraz da dayatmacı geldi. Şimdi dinleyenler içinde veganlar varsa kızacaklar. Onlara haklısınız diyeyim.

Ama yani bana da biraz dayatmacı geldi. Şimdi böyle şeyler işte İngiltere'deki üniversitelerde haftada bir gün dediğiniz şey aslında biraz daha böyle dalgaların nasıl yayıldığını tarihsel olarak görürsek kalıcı mı olur, geçici mi olur bilmiyorum ama hani öyle kaygıların mutfağı belirlemesi işte dediğim gibi biraz daha çevreci kaygıların ve tabii sağlık kaygısı yani işte... Glütenin ne olduğunu yirmi yıl önce herhalde çoğumuz duymamıştık. On yıl önce çok azımız duymuştu. Şimdi herkes biliyor ve yani ben kendi çevremden söyleyeyim. Belki daha şehirli, orta sınıf arasında yaygın olan bir hadise ama glüteni bıraktım, glüteni bıraktım. Evimize şeker girmeyeli, mesela şekerli gıdayı keseli. Yani bir tatlı düşkün olarak da öyle insanlarla çok sosyal olarak yapamıyorum.

Yani işte iki yıldır eve ekmek girmedi, üç yıldır eve şeker girmedi gibi bu işin bir kısmı yani girersek bir yerinden çok uzayabilir ama dayatmacı dediğim mesela şöyle bir şeyde doğru beslenme vardır, doğru hayat tarzı vardır. Dünyadaki herkes standartlara gelen aslında başka bir yönden otoriterliğin bugün bildiğimiz anlamdaki otoriterliğin değil ama başka bir yönünden otoriterliğin sinyallerini bana veren şöyle ifadeler var. Gerçekten mutfakta istibdatın da ötesi. Yani şöyle saat altıdan sonra hiçbir şey yememek lazım. Herkes dünyada standart hayat sürüyor. Aynı şekilde bedensel yemek harcıyor. Aynı saatte yatıyor. Aynı saatte kalkıyor. Aynı bünyoya sahip ve böyle bir kuralımız var. Saat altıdan sonra bir şey yenmez. Tabii ki söylediğin zaman herkes kendine göre ayarlar deniyor ama... Mesela bana böyle bir cümlenin yaygın olarak kullanılıyor olması... ...çok korkunç geliyor. Bu ne demek yani? Hepimiz sekiz saat uyuruz. Hepimiz yirmi iki, yirmi iki, otuz arasında yatarız. Günde on bin adım atarız. Yani bu gelecekte, bugün duyarlılık olarak görünen bazı şeylerin... ...ya da sağlıklı yaşam adına önemli görünen bazı şeylerin... ...çok alışkın olmadığımız yeni bir otoriterliğe yönebileceği konusunda... ...hafif endişeler vermiyor, değil. Mahalle baskısının, mutfağa...

...yansımış versiyonları gibi bir şey. Evet, yani orta sınıf işin öyle yani. Orta sınıf muhallebi baskısı da böyle... ...oluyor. Yani yaşayanlar görebilir. Ben hep söylüyorum... ...böyle sınıf arkadaşlarım falan da çocuklu arkadaşlarım da kızıyor. Nereye çıksan söylüyorsun diye de. Yaş epey idare edildi. Yani ben böyle insanların... Ya bir bunu söylemeyin. Ama yok, bunu iyi bir şeyden söylüyorum. Ben yiyeceğimi yedim.

Yani böyle üzerinde onda gluten var, bunda şeker var. O zaman yokmuş. Şimdi çıkmış. Onda gelecek nesiller umarım bizimki kadar kaygısız beslenebilirler. Ekonomik açıdan onu bulma imkanları olduğu zaman yani. Maalesef tabii dünyada benim yaşıma gelip hakikaten bir gün parasını düşünmeden... ...yemek yiyememiş insanlar da var yani. Şanslıyım kendi açımdan iyi misalim ama hani çok genel olarak baktığımız zaman... ...bunları da söylemeden rahat etmiyor insanın içi. Doğru doğru çok doğru çok teşekkür ederim.

Yani ben hani şöyle toparlayacak olursam hani gelecekle ilişkili baktığımızda gelecek yekpare bir gelecek değil. Bunun içinde çeşitli dönemler olacak gibi gözüküyor. Hani kısa vadede baktığımız zaman örneğin önümüzdeki işte 6-7 aylık dönem mesela bir seçim öncesi dönem. Bu dönemin ekonomideki yansımaları farklı. Tabii yani konuştuğumuz bütün konu dönüp dolaşıp ekonomiye dayanıyor. Mutfak ekonomisi de onun bir parçası.

Seçim sonrasında başka bir dönem. Ondan sonrasında belki bir sonraki yıl yani 2024 yılı aslında başka bir döneme işaret edecek. Belki konuştuğumuz işte global ekonomilerin yavaş yavaş hani bu ekonomi krizden çıkışa geçtikleri... kurtulmaya başladıkları ve onlarla ilişki içinde iş ilişkisi ticaret içinde olan diğer ülkelerin de dolaylı olarak yavaş yavaş bundan etkilenecekleri dönemler silsilesi yaşayacağız. Böyle bir yekpare bir dönemden bahsedemiyoruz. Ben hani mutfak açısından bu dönemi böyle bir parçalara değerlendirdiğimizde tabi uzun vadede ne olacağını şimdiden kestirmek keşke kestirebilsem de söylesem harika olur da

Ama şunu söyleyebilirim kendi adıma önümüzdeki kısa vadede özellikle işte 2023 yılının ilk yarısında diyelim belli kesimlerin harcanabilir gelirlerinde bir artış bekliyorum ben kendi adıma. Harcanabilir geliri de şöyle tanımlıyorum yani ekonomideki tanımı doğrudan farklı olabilir ama ben şöyle tanımlıyorum kendi adıma hani toplam gelir eksi tasarruf. Yani belli bir kesim için zaten tasarruf söz konusu olamadığı için toplam gelir eşittir harcanabilir gelir. Yani zaten tamamı harcanacak gelir. Türkiye'deki asgari ücretlilerin toplam çalışanlar içindeki oranın Çalışma Bakanlığı'nın yakın zamandaki açıklamalarına göre yaklaşık yüzde kırk civarında. Bu da aslında on milyondan fazla asgari ücretli, doğrudan asgari ücretli çalışan olduğu anlamına geliyor. Asgari ücrete yakın ücret alanları da dahil ettiğimizde bu daha büyük bir kitle elbette.

Bunun yanına tabii ki emeklileri, tabii ki işte diğer memurları falan eklediğimiz zaman hani çok büyük bir kitleden bahsediyoruz. Bu kitle aslında hani Ocak ayı içinde ücret düzenlemesiyle karşılaşacak bir kitle. Ve hani şu anda tartışılan asgari ücret henüz hala kararlaştırılmadı hani biz bu yayını yaptığımız sırada ama kaydettiğimiz sırada pardon. Ama eli kulağında. Evet eli kulağında.

Orada yine de hani önemli ölçülerde bir güncellemeden bahsediyoruz. Dolayısıyla da önümüzdeki ilk altı aylık dönemde aslında harcanabilir gelirde ve dolayısıyla da mutfak tarafında belki farklı şeyleri de görüyor olabiliriz. Hani pozitif manada konuşuyorum tabii burada. Ama bu ondan sonraki dönemlerde de benzer şekilde ilerleyeceğini şimdiden söylemek için bize yeterli veriyi vermiyor. Yani elimizde öyle bir veri yok.

Ama hani geleceğin ilk kısa vadesinde belki mutfakla ilgili biz yani yaza girerken bir program yapsak belki başka türlü veriler üzerinden konuşuyor olabiliriz diye de düşünüyorum. Diyeyim. Hani her halükarda hani 2023 yılına bir şekilde bir nebze de olsa umutlu girelim diye hani bunları söylemeye çalıştım elimden geldiğince. Çok teşekkür ederiz bugün bizimle bu yayına katıldığın için. Ben teşekkür ederim. Gerçekten zevkle verilerinizi edinmiş oldum ve gidiyorum. Her zaman o verileri paylaşmaya hazırız. Çok teşekkür ederim. Pelin çok sağ ol katıldığın için. Ben teşekkür ederim.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)