
3.974 kelime · ~20 dk okuma
Herkes benimle mi? Burası Sepin Kafası. Hepiniz hoş geldiniz. Seni canlı tutan nedir? Senin canlı olduğunu hissettiğin zamanlar nelerdir? Ve şeyi de yani bunu da şuna da ilişkilendirebiliriz. Kayıtları canlı yapıyoruz diyorsun. Orada da işte birbirimizin gözünün içine bakıp çalıyoruz diyorsun. Bunlar çok benim duyularım diken diken alıyor. Buradan alabilirsin yani canlılık, canlı çalmak, canlı kaydetmek. Öncelikle şeye cevap vereyim, canlı hissettiğim an benim. Mesela şu an çok canlı hissediyorum çünkü iki tane albüm üstünde çalışıyorum. Ama onlar olmasaydı çok kötü hissetmezdim ama öyle stabil giderdim yani gibi. Geleceğimde ya da mesela konserler var, turne var şimdi. Bunlar mesela çok etkileyici ya da yeni kayıtlar var bir iş için falan. Bunlar beni diri tutan şeyler gerçekten. Gelecek vakitlerde, bir ay sonra da olabilir, bir yıl sonra da olabilir, böyle şeylerin olduğunu bilmek, acı anlamda bunları görmek beni ayakta tutan ve uyanmama neden olan şey hayatta. Diğer kısmına gelirsek, Albümü canlı kaydetmek. Metronom da kullanmıyoruz. Yani klik yok ve canlı çalıyoruz. Çok minimal editler yapılıyor. Bunu şundan dolayı tercih ediyorum. Bastıra bastıra. Nihal, ben, Apostolos, Sileris kontrabastları çaldı. Nihal, Saruhan'la davulları çaldı. Ki ikisi de bundan öte. Yani sadece çalmak anlamı değil. Çok büyük emekleri var. Ve diğer bütün insanlar, birazdan sayarım adlarını. Stüdyoya girdiğimizde, bana gerçek olan şey, o anda biz ne çalıyorsak, onu çıkartmak. Hatasıyla, sevabıyla ne varsa. Biz bu şekilde çalıyoruz. Epor Teytofei, Bit Fini Tunays falan. Gerçekten böyle bir iki tek falan çaldık yani. Sonra çok küçük, minimal bazı editler yaptık. Orada hoşumuza gitmeyen bir yer varsa oralara dokunduk falan. Neden canlı çalıyorum? Çünkü ben Nihil'in gözlerine baktığımda, albüm kaydında o bakışı da duymak istiyorum. Çünkü konser, konser de öyle. Konserde de biraz garip olacak ama mesela seyirciye bakmıyorum ben. Yani ben bayağı ekibe bakıyorum. Onlar, biz birbirimize bakıyoruz yani. Hatta çok gülüyoruz bayağı yani. Çok şey, mesela bu çok komik bir şey yani. Geçen, dün onu konuştuk hatta. Ben çalarken gülüyorum sahnede ve aslında müzik hiç öyle değil.
Canlı olmasının nedeni bu. Metronomun olmamasının nedeni de, grubun kendi içinde bir dinamik olarak zaten bir ritim algısı zaten var. Yani birlikte düşüp, birlikte kalkıyoruz. Birlikte hızlanıp, birlikte koşmuyoruz falan. Yani bu böyle bir şey. Ve müziğin mükemmel olamayacağını düşünüyorum. İnsanın mükemmel bir şey yaratamayacağını düşünüyorum. Mükemmelin de iyinin düşmanı olduğunu düşünüyorum. O nedenle de iyi bir şey çıkartmak istiyorum. Çünkü zaten mükemmel bir şey çıkartamam. O yüzden de... Klik yok, canlı çalıyoruz. Şu an mesela kendime şeyi söylüyorum, ben bütün albümlerimi böyle yapmak istiyorum. Eğer istisnai bir proje gibi bir şey yoksa kafamda, özel bir detay yaratmak istiyorsam, klik kullanabilirim, canlı kaydetmeyebilirim. Şöyle bir şey sormak istiyorum. Demin de ilk hal dedin ya, oraya da bağlayacağım. Canlı çalmak, canlı kayıt, bunları konuştuk. Şimdi bu dijital mecralara çok müteşekkirim. Dediğim gibi çok müzik hastası bir insan olarak, müziğin tanrı olduğunu düşünen bir insan olarak. Bir yandan da yani konserde dinlemek tabii ki yani şüphe götürmez apayrı bir şey. Oradaki o temas, yani müzikte temas, başkalarıyla temas, sahneyle temas. Bir yandan da insanlığı anlamaya çalışırken ben hep birkaç bin sene önce özellikle de tarım devrimi öncesi ne yapıyordu?
Ahali diye bakıyorum ve oraya baktığımda şeyi görüyorum. Müzik bu şekilde birilerinin yaptığı, birilerinin de dinlediği bir şey değilmiş. Yani diğer sanat dalları için de aynı şekildeymiş. Herkesin birlikte yaptığı, yapan ve dinleyen yani bir aktif pasif dengesinin olmadığı katılımcı bir şeymiş. Bunun hakkında ne düşünüyorsun? Yani şu an tabii ki yani sene 2023.
Hayat bambaşka, yani hepsinin farkındayım. Ama canını çalsam bile aslında işte sahnede sen varsın, birileri ona tam katılamıyor. Yani kalbiyle katılıyor, belki alkışıyla katılıyor, eşliğiyle katılıyor. Yine de yapanlar var sahnede. Bunu performans için soruyorsun değil mi? Evet. Güzel bir soru ya. Yani genel bütün müziğin ve sanatın diğer dallarına yani tiyatro da aynı şekilde mesela. Yani bu işte bunun hatta eski Yunan'dan batıya aktarılmış bir şey olduğunu hepimiz biliyoruz. Öncesinde sanat herkesin birlikte yaptığı bir şeydi. Anladım. Yani ben mesela hep şeyleri düşünüyorum. Belki daha önce söylemişimdir. Niye böyle sokaklarda insanlar... Dans etmeyen insan. Dans etmeyen ilk. Yani niye böyle biz yürüyoruz falan? Niye böyle hani müzikler çalmıyor, herkes bir şeyler yapmıyor? Ütopik bir şeyden bahsettiğimi tabii ki biliyorum da. Ama 2023 ve şu anki binalar devriminde bu ütopik kaçıyor tabii. Ama genel bu söylediğim mevfum yani, sanatın ve müziğin aslında herkesin katıldığı bir şey olması. Hatta bunun bir adı var yani, estetik mesafelenme diyorlar. Birileri yapıyor, birileri de izliyor, dinliyor, her neyse. Bunun hakkında böyle genel ne düşünüyorsun? Şu an nasıl yaparızı konuşamayız tabii ki de. Ya aklıma ilk gelen şey şu oluyordu, en son Blind'de bir konser çaldık, bir üç dört hafta önce falan. Orada Trace of Blue parçasını, albümde biraz daha öne çıkan bir parça o, yeni albümde. Daha çok dinlenmiş falan herhalde. İnsanlara şey dedik birbirimize, melodiyi bir kere size çalayım ben, sonra parçaya başlayalım ve mırıldanın dedim. Ve olağanüstü bir şeydi. Yani karşımdaki böyle gerçekten hani o kadar insan, bizim çaldığımız şeyi mırıldandılar bizle. Bütün salon onu mırıldandık. Bu harika bir duyguydu gerçekten. Çok keyifliydi. Bunu böyle cevap verebilirim çünkü bayağı zorladı bu konu beni, çok düşündüm. Yani şu an senin söylediğin şey çok düşündürdü beni. Araştıracağım da bunu. Birazdan da dans ederek gideceğim eve.
Yolda. Bir öncekinde çünkü seyirciye bakmadığını da, bakmaktan kaçındığını da söyledin. Evet, çok kaçınıyorum bakmak. Yani bu arada ben hani çalarken kendime bir yer buluyorum, oraya bakıyorum. Yani hani tiyatroda falan sandalye bilirsin, varmış o hani göğüs seviyesine değil de, biraz şu alanın üstüne bakmak gerekiyor değil mi? Oynarken. Öyle mi? Yanlış mı biliyorum? Öyle bir şeyler var evet ama ben de pek... Çok inanmadığım herhalde belli olduğu bir şekilde ama... Ya ben bir ışık buluyorum kendime. İşte ona bakıyorum ya da böyle çok bakmıyorum falan. Çok bakma imkanı olan bir şey olmuyor zaten. Eğer ki o biraz bu estetik mesafelenmeyi ben de düşüneceğim. Bu çünkü güzel bir şey. Çok güzel bir konu bu, evet. Bir de şu andaki bu şeyde ilk önce bir portre verdin bize, bir insanlığın başındaki o yine ateş yakan insanlar gözümün önünde. Çünkü hikaye anlatmak o aslında. Şimdi yani işte ben konsere gidince ya da işte bir şeyi dinlerken önümden çıkan dik ekranlara da bakıyor ve onlara da maruz kaldığım için falan gibi bir düzen var ya şu anda. Evet, düzen çok etkiliyor. Ben de katılıyorum. Kapitalizm'in bunun da çok büyük bir payı var. Yine burada da tabii ki her yerde olduğu gibi burada da olması çok... O konuda evet, ben de büyük ihtimalle bakmazdım diye düşünüyorum yani. Yani gene de müzik bir adım önde şöyle. Mesela aslında edebiyat dediğin şey, sözlü geleneğin. Yani ateş başında, çok basitleştirerek anlatıyorum da, ateş başında... Bana da hep öyle geliyor gözümün önüne. Bir ateş var ya. Hepimiz Akdenizliyiz şu an. Ateş başında bir hikayeler anlatılıyor ve sözlü gelenek önce öyle devam ediyor. Sonra işte yazı icat ediliyor ve bir şekilde her şey yazıya geçiyor ve sonra çok yalnız bir şey olmaya başlıyor. Yani bir şey yazmak aslında yalnız başına yaptığım bir şey. Müzik gene hep bir adım önde.
Bütün diğer sanat dallarından. O yüzden Tanrı bence. İşte konserde öyle bir imkan var. Yani sen orada yapıyorsun müziği... ...ve aslında birliktesin o insanlarla. Yani kitabı alıp okumak gibi değil. Evet, manyakça biraz. O yüzden bir değil, birkaç adım önde. Belki çok fazla adım önde. Yani gene bir katılım imkanı veriyor bence. Sanat dalı olarak. Evet, bir seyircin bırlanabilir mesela, değil mi? Öyle diyorsun. Çocuğunu kestim, pardon. Öbüründe yani hani romanı okurken... ...bir şey diyemiyorsun yazan insana. Ama sana ben işte sen çalarken... Bir şey söyleyebilirim, evet yani her türlü şey, mırıldanabilirim, alkışlayabilirim... ...eşlik edebilirim, tezahüratı yapabilirim, her şeyi yapabilirim. Yani bir katılım imkanı veriyor. Evet, onu mümkün kılıyor birazcık daha müziğine göre tabii. Bu bayağı zor bir konu ya. Ben de düşünüyorum, şey geldi aklıma da hani Anadolu'da aşıkların kahvelere gidip... ...bağlamalarını alıp, saldırılarını alıp, oturup çalmaları ve insanların o toplanması... Bir an aklım ona getirdi ama çözemiyorum kafamda şu anda bunu. Bence bizim geleneğimizde evet, çok izleri olan bir şey bu bahsettiğim. Evet, öyle. Bir de müzik her yerde, hayatın her yerinde var. Yani cenazede de var, mutluluk alanında da var, her yerde var ve her yerde bu dediğin durum var. Bu güçlü ifade gücü ve doğrudan dokunabilme gücü. Nüfusu çok derin. Yani o konuda TikTok'ta da buluyor seni. Dışarıda, sokak müzisyeninde de bulunuyor. Konsere gitmedim uzun zamandır düşündüğümde. Ama müzikten uzakta sayılmam. Konser ve birlikteliğinden uzağım. Eller yukarı bunu kabul ediyorum. Ama müzikle de hiç o konuda mesafeli hissetmiyorum. Her yerde olduğuna eminim ben de. Yani müri bir titrişim olarak düşünürsek yani fizik konusunda aslında kulaklıktan dinlemekten ziyade... ...konserin daha çok etkileme nedeni bence bedenine titrişimin geliyor olması seni sarıyor yani. O çok büyük bir hikaye bence. Konser o yüzden daha farklı bir şey bence. Ben mesela bu yüzden en çok şeyi severim ben. Mesela bir santezar konserlerine bayılırım yani. Çünkü her konseri başka çalıyorlar. Harika bir şey bu. Yani her konsere gittiğinde başka çalıyor. Her konserde başka bir titrişim duyuyorsun mesela. Hissediyorsun falan. Çok güzel bir şey bu.
Şimdi demin sen oraya bir girdin çıktın oradan devam etmek istiyorum uygunsa. Yani gelenek dedik, kendi kültürümüz dedik. Senin müziğinde onu duyuyoruz. Bazen enstrümanla duyuyoruz. Bazen belki buranın hüznü olarak hepimizin çok aşina olduğu veya hepimize çok tanıdık gelen bu toprağın hüznü ayrı sanki yani onu duyuyoruz. Bazen daha global hüzünle duyuyoruz. Şimdi ben gene çok öznel kendi duyduklarımdan bahsediyorum ama
Müzik de biraz böyle bir şey sanıyorum. Ama kendi müziğinde Adanalılık, belki İstanbulluluk, Buralılık nasıl etkiliyor? Şu an çünkü onu söyledik mi Amsterdam-İstanbul arası gibi yer yapıyorsun. Evet, sürekli bir ordu bir orduyum aynen. Yani bunun yeri nasıl var gibi mi düşüneyim bunu soruyu değil mi? Nasıl? Cevaplamak istersen. Ya az önce söylediğim gibi, bunu çok aslında genelleyersem eğer bu hikayeyi, ben kendime Akdeniz'e ait hissediyorum. Akdeniz'den kastım gerçekten. Hani İber Yarımadası, işte bizim ülkemiz vesaire, Akdeniz kültürü vesaire. Şu ana kadar böyle farklı farklı şeylerde, farklı kültürlerde falan yaşadım bir süre, bazıları kısa süre. Somut olarak nasıl etkilediler beni bilmiyorum ama... En güçlü tabii ki kendi kültürüm var. Yani küçüklüğümden beri hani TRT'de işte makam müziği duyuyorsun, Zeki Müren dinliyorsun ya da Erkan Hoca'yı dinliyorsun. Mutlaka hayatında bu toprakların sesini duyuyorsun. Yani biz zaten müzikle ilgilenen bir insan olduğun için araştırıyorsun. Kendi tarafımda biraz şunu görüyorum. Çok fazla böyle yani incik cincik bayağı her şeyi dinlemeye çalışıyorum gerçekten hayatımda. Bir süresinde çok yaptım bunu. Hani Kuzey Caz'ını da çok dinlerim. Olağanüstü türkü dinlerim.
...işte gidip Queen'de dinlerim. Her şeyi dinliyorum ve sanatta türe inanmıyorum zaten kişisel olarak da. Bana sorulduğunda cevap vermemeye çalışıyorum. Ne tür müzik yapıyorsun diye söylememeye çalışıyorum. Çok zorlanmazsam, çok zorlanırsam bir cevabım var, onu söylüyorum. O nedenle buradan kopuk olamaz yani yaptığım şey. Zaten de oradan, ayet olduğu tek yer burası. Anadolu, Akdeniz, çok büyük bir coğrafyadan bahsediyorum şu an ama işte biraz karışık oralar. O yüzden çok büyük etkisi var. Hani Adana, İstanbul, Milano, Amsterdam. Amsterdam'ın etkisi olduğunu düşünmüyorum şu an. Çünkü yeni benim için. O kadar bir yeri de yok hayatımda. Ama Adana, İstanbul, Milano, İber Yarımadası, İspanya var mesela. Var derken, benim kalbimde var çünkü. Mutlaka Flamenco dinledim manyak gibi, Vicent Amico dinledik, yani hani Pachelbel'i dinledik. Olmama şansı yok bence. Mutlaka dokunmuştur yani. İstemesem de. Çünkü insan aciz bir varlık. Yani hislerinden en iyi dokunacağını sen karar veremiyorsun yani. Hiç başka bir şey söyleyeceğim ama belki çocuklu dinleyiciler için bir şey ifade edebilir. Yani ben mesela küçükken bizim evde babam hep türkü dinlerdi. İşte sonra ablam, Robert koca gitti. Neyse böyle her hafta yok Bruce Springsteen, yok Depeche Mode. Birden beni böyle bambaşka müziklerle tanıştırdı. Yani o güne kadar hiç zaten dili bilmiyordum henüz. Bunun güzel bir şey olduğunu düşünüyorum ama mesela kendi çocuklarıma bakıyorum. Bir ara böyle Ela ufakken Zeki Müren açıp işte bak şu sese bak falan derdim. İşte evde gene türkü dinlediğimde beni ve işte dinlediğim müziği duyuyor. Ama tabii ki ben babam kadar fazla türkü dinlemiyorum işte anlatabiliyorum. O yüzden böyle bir hani çünkü o müziğin... bize bu toprağa dair verdiği şeyi çok kutsal buluyorum ben. Çok mahrem de bir şey bir yandan ama mesela bu büyük bir soru benim kafamın içinde. Yani böyle ben çocuklar için hayat yaşayan bir insan değilim. Yani çok konuştuk ama yani bu müziğin yani buranın müziğini çocukların bir şekilde duymasının sorumluluğum olduğunu düşünüyorum. Ve bu konuda çok aciz hissediyorum çünkü
Nasıl yapılacağını bilmiyorum. Dönem çok tehlikeli ya bence şu an. Hani sen annesin şimdi, ben yerini asla koyamam kendime. Tabi yani hani bilmiyorum nasıl bir şey insanın çocuğunun olması ve o psikoloji nasıl bilmiyorum. Ama söylediğin şeyi ben de hani evet bu sanki bir sorumluluk ve mesela çocuğum olsa ne dinler sorusu çok korkutuyor beni. Çok zor bir şey yani hani baktığımda ama bilmiyorum. Çok şanslı olduğumuzu düşünüyorum ben bu topraklarda. ...olduğumuz için hayatımın en büyük şansı bence burada olmak. Çünkü çok olağanüstü dolu bir yer. İçerik olarak her anlamda. Ama çocuk konusu bilmiyorum yani. Biraz zor bir konu gerçekten. Peki bu taşınma kararın ya da ne zamandır zaten buradan uzakta yaşadığını bilmiyorum ama... Eylül ayında Amsterdam'a gittim ama şu an daha çok buradayım yani. Ondan önce İspanya'da yine Türkiye'de... Yok, buradaydım ben.
Aa taşınmadın, bu taşınma yeni. Evet, Eylül ayında gittim. Şimdi bayağı bir oraya bir buraya git gel yapa yapa yaşıyorum konserlere göre. Yani konteks dışı ama bu böyle artık yavaşça kaldığım hissim hafiflemeye başladı. Çünkü böyle üniversite sonundan itibaren gidenlerde çok fazla elim havadaydı ve herkes kariyeri için, eğitimi için bir kararlar verdi. Ve böyle burada kurduğum kariyer bana ilk önce çok saçma ve aptallık gibi görünmeye başlamıştı. Şu anda hala böyle bunun yolunu arıyorum ama artık kalma hissim azaldı. O yüzden merak ettim. Buradan beslenen biri olarak gitmiş olmayı mı tercih ettin? Şöyle, buradan hiçbir şekilde gidebileceğimi düşünmüyorum. Gidemem yani. Çünkü gerçekten en sahici ve en ev dediğim yer burası. Giderken kendime şey dedim, iki tane şey söyledim. Birincisi, önceden de bir deneyimim olmuştu. Altay ve Hollanda'ya gitmiştim yüksek lisanız için. Bırakmıştım yüksek lisanızı.
Ve şey öyle bir şey, bu sefer giderken dedim ki... ...gene gidiyorum, bu sefer daha iyi yanılıp geri döneceğim dedim. Bu aslında şu yani, geri döneceğim yani. Bu mümkün değil dönmemem zaten. Büyük konuşmayı sevmem ama bu konuyu biliyorum ya. Ben buraya aitim yani. Burası, benim her şeyim burası. Ben buradan besleniyorum. Burası gerçek benim, gerçeğim benim. En sahi yerim burası çünkü.
Burayı arada hava aldırmak da çok iyi gelen bir şey bu arada. Bu iyi yanılmak, dönmek, biraz özletmek, biraz burayı havalandırmak. Burası da çünkü çok kolay bir coğrafya değil yani. Öyle ki şu düzende. Evet, onu da çok seviyorum yani. O zorluğu da çok seviyorum burada. Çünkü şey örneğini çok veriyorum bu ara kendime. Hani dağlar sıkışmadan dolayı oluşuyorlar ya. Yanlış bilmiyorumdur umarım.
...sıkışıp oluşuyor dağlar. O önemli bir şey yani. Sıkışmadan oluşmak çok önemli. İçi çok dolu bir oluşma o çünkü. Öbür türlü herhangi bir şey oluşmasa da olabilir hayatta ama o sıkışarak oluşmak... ...demek ki seni yukarı iten bir şey var yani. Dağ olmaya iten bir iki tane en az sıkıştıran bir şey var yani.
Şey, şimdi Stephen Jenkins'ın Türkiye'ye gelme opsiyonu var. Olasılığı var opsiyonu, yanlış sözcük oldu. Stephen Jenkins'ın benim çok hayran olduğum bir filozof yani. Kendine yazar, çiftçi falan diyor da, Kanadalı adam. Her neyse işte onun organizasyonu için e-mail dönüyor. Yani şöyle işte, Haziran'da seçimler var. Ama seçimleri daha öne almayı konuşuyorlar falan filan. En sonunda yani böyle tüm bunları koyduk koyduk koyduk. Şöyle bir cümle kurdum şimdi, İngilizceden çevireceğim. Yani bu ülke bütün kapasitesiyle her türlü olmaması gereken, içinde olmaması gereken her türlü konunun içinde olmayı beceriyor. Evet, evet. Ama velakin, yani şöyle yazdım. Buna rağmen seviyorum burayı. Zaten sevmek de bu rağmenlerle olunca sevmek oluyor. Galiba öyle bir şey. Çok güzel halledin, evet. Rağmenlerle oluyor, doğru.
Yani ülkeyi seviyoruz, değil mi? Seviyoruz canım, tabii. Alıkoymaması iyi. Benim gitgide bazı umutsuzluğa kapıldığım şey... ...bir alıkoyma hali oluyor ve ekstra bir yorgunluk vermesiyle ilgili oluyor. Bazen o kadar sevmiyorum hırını, gürünü. Ama evet, herkesin baş etmesi de farklı olarak bunu da normal buluyorum. Bunu da çok kırılgan bir yerden söylemiyorum o yüzden. Kim yorulmuyor ki ya da kim sinirlenmiyor ki gibi bir yerden yapıyorum. Ama böyle hissetmeniz umut verici. Bu yani beraber konuştuğum ve gözünün içine baktığım insanların böyle düşünüyor olması bu kuvvetlendirici bir şey tabii ki. Müzik ve birliktelik yani müzik birlikte yapılan bir şey. Yani ne kadar sen yaratsan da sonra işte birlikte çalınıyor. Canlı kaydediyoruz, göz göze bakarak kaydediyoruz diye anlatıyorsun.
Müzikte hiç yalnızlık var mı senin için? Çok güzel soru. Var var tabii. Hepimizin yalnızlığı var. Yani albümde hep birlikte çaldık falan ama hep birlikte çalıştığımızın da herkesin bir yalnızlığı var orada. Yani olmama şansı yok bence. Ama onu nasıl anlatırım?
Bilmiyorum. Mesela işte bu bahsettiğim yeni albüm bayağı o yani. Tek başıma klasik gitarımı alacağım ve bir vokal olacak. İlgik olmayan ağıt gibi bir vokal. O aslında bayağı bunu temsil ediyor. Biraz öyle anlatabilirim. Direkt var ama nasıl anlatırım bilmiyorum ama var.
Çok güzel geldi söylediğin şeyler. Onu da şundan sormak istedim. Yani yaratmak böyle ne kadar yalnız... Çünkü şeyi hep fark ettim. Yani sen hep birlikte çaldığın insanları çok öne çıkarıyorsun, onore ediyorsun, onlardan bahsediyorsun. Yani birkaç şeyi bir arada söylüyor olabilirim. Bu çok güzel bir şey ve aslında düzen böyle daha bireyselliği pompalıyor ya ona rağmen yapılan ve o yüzden çok güzel olan bir şey. Bir yandan da yaratmak yalnız da bir şey. Yani böyle bu ikisinin bir kıvamı var sanki. Ya evet, sonuçta mesela albümleri evde yalnız başıma başlatıyorum diyelim. Daha sonra Nihal'le odaya giriyoruz. Yani Galata'da onun odasına giriyoruz ve çalıyoruz biz Nihal'le. Ama sonuçta Nihal'den önce yalnızım yani evde. Bir gitarla bir şey ifade ederken tek başımayım yani. Sadece kedim var yani. Hani iki kişiyiz, iki canlıyız orada. O da albümü en iyi, en çok dinleyen canlıdır yani. O yüzden aslında öyle gidiyor yani. Yalnız başlayıp bir kolektif hale dönüyor. Burada da en çok şeyi seviyorum. Herkesin kalbinden kattığı çok şey var albüme. Tamamen müzikleri ben yazıyorum, kompozisyonları ben baştan sona bir hale getiriyorum. Şey anlamında, düzenlemeyi birlikte yapıyoruz. Daha çok, en çok Nihal'le oturup kapanıyoruz. Ama mesela albümde şeyi çok duyarsınız yani. Apostol olsa mesela, Apostol olsam burayı sana bırakıyorum dediğim çok yer vardır mesela. Benim yazdığım notasyon dışında ya da işte... Yani, Where Are You'nun girişinde mesela, Apostolos'a bayağı dedim, bak böyle bir alan var. Aşağı yukarı bu kadar bir ölçü, bir alan burası. Buraya böyle çalılma post edin ve olağanüstü bir şey çaldı ve o gün çaldı. Önceden buna çalışmadık, böyle bir şey yok çünkü yani. Ya da mesela Beyaz Geceler de öyle, planlanan bir parça değildi. Hemen ben bizimkilere çaldım, bakın yani kayıttan bir gün önce böyle bir şey var ya falan. Ne çıkarsa onu çalalım dedim. Öyle çaldık Beyaz Geceleri mesela. Bunu çok seviyorum ve çok şanslıyım o insanlarla olduğum için. Onların da çok büyük katkısı var. Aslında çok zor bunu anlatması. Bayağı birlikte de bir iş, bireysel de bir iş. En çok ama Nihal Saruhanlı'yla bayağı bu işi büyüttük. Çok doğru, çok olağanüstü şeyler ekledi benim müziğime. Birlikte çok güzel sarıldık.
Bu yalnızlıktan birlikteliğe geçme hali çok önemli bir sanatçı içinde. Hem orada geri dönüşleri de ilk duyduğu yer, ilk görücüye çıktığı yer... ...büyük ihtimalle ekibi oluyor. O konuda bilmiyorum ne düşünüyorsunuz? Hem aslında çok zor bir şey de olduğunu düşünüyorum. Çok, çok zor. O yalnız çıktığın bir şeye çok kırılgan da davranabiliyorsun. Duyduklarınla, duyacaklarınla, olanla. Bunun da motive edilmesi... Belki doğru insan zaten meçe hepsi çözüyordur. Ama bir sanatçı olarak nereden, nasıl yaklaşılıyor sizce buna?
Bunu daha çok şey gibi soruyorsun değil mi? Hani kolektif hale döndürebilme. Evet, evet. Bu bir yeti de oluyor çünkü bir yerden sonra. Ya ben burada şey gibi düşünüyorum. Hep onu diyorum kendime. Kalbimin sesini dinliyorum. Kimle çalışacağım ya da kimle çalışmayacağım diye. O şekilde o bana diyor ki yani evet bunu yapalım ya da yok yani olmuyor falan. Çok normal çünkü herkes enerjini tutmuyor hayatta. Bu şekilde o belirliyor biraz. Gene hisler belirliyor. Bunu doğada aslında müzik için de konuşabiliriz, hayat için de konuşabiliriz. Bir kere biz çok yalnız hayatlar yaşıyoruz ve iyi gelmiyor bize. Şimdi doğaya bakınca hep şunu anlatırım ben öğrencilere de. İşte mesela kuş böyle tek başına uçar, uçar, uçar, uçar sonra ne oluyorsa... Hepsi bir araya gelir. Bir böyle uçarlar, uçarlar, uçarlar. Sanki çok merak ediyorum, ne oluyor da? Hepsi aynı anda tekrar gökyüzüne savrulurlar. Biraz tek başına, solo uçarlar. Yani doğadan bildiğimiz bir şey bu aslında. Ama müzik dışındaki birçok sanat dalında, belki sinema farklıdır şimdi, sesli düşünüyorum sizinle birlikte. Yani düzenin o dayattığı yalnızlık, her şeyi tek başına yapmak... birçok sanat dalında da böyle bir şekilde kanıksanmış vaziyette ama müzik çok anarşist yani sanat dalları içinde bence en anarşist o yüzden çok deliriyorum. Evet bir kişiyle doluyor film için evet bir süre kapanacaksın ama sonra o kolektifliği yapman gerekiyor bir evciliği oynaman gerekiyor ama müzikte de öyle o konserde de o evciliği oynuyorsun aslında biraz yapmak ve üretmeyi belki de bu sohbet bana öyle bir kapı açtı kafamda.
Birliktelikle çok muazzam bir şey oluyor sanki. Evet. Çünkü yani o masada oturmak da sonra bir yerde bırakman gereken bir zaman oluyor. O yalnızlığı bırakıp, o masayı bırakıp, hadi hep birlikte. Bende böyle bir şey var. Ne dersiniz beraber yer miyiz, yapar mıyız? Evet, o çok önemli bir soru. Yani mesela hep şeye geliyor benim. İki albümümde mix masterlarını sound engineer, ses mühendisi Akın Erdem Kadız yapıyor. Çok sevdiğim bir arkadaşım ve olağanüstü bir... İşini çok iyi yapan ve işini çok seven, sevdiği için çok iyi yapan.
Bir insan. İlk albümde mesela gelememişti stüdyoya. İkinci albümde dedim yani sen geleceksin, masada sen oturacaksın yani. Hani record'u öyle alacağız, kayıtları falan. Silence of Flower albüm kaydından bir gün önce albüme girdi. Kayıt edilme kararını öyle aldım ben. 11 yıllık bir parça ama başka bir parça vardı aslında onun yerinde. Ve Erdem'e şey dedim yani, bu parça böyle bir parça, on bir, on iki yıllık bir parça ve çok minimal. Yani çok minimal bir gitar çalacağım. Ve onu o kadar iyi anladı ki, o kadar güzel mikrofon kurdu ki teknik olarak. Bana dedi ki, bu parçada dedi, stüdyoda dinleyici senin yanındaymış gibi kaydedeceğiz dedi. Mesela burada sizinle konuşuyorum da kaydı böyle yapmışım ama siz aslında kaydede dinliyorsunuz gibi bir his yaratmak istiyorduk. Mesela o kadar güzel verdi ki onu. Yani hani çok şanslıyım onun da orada olmasından dolayı. Ona da buradan ve köpeği Paco'ya.
Çok şeydir yani, hani olağanüstü bir durum bu. Anlayabilmek birbirimizi ve bunu eyleme dökebilmek çok zor bir şey. Ben en hatta en çok buna zorlanıyorum, insan ilişkilerinde. O yüzden şanslı hissediyorum kendimi bu insanlarla beraber üretebildiğim için. Çok güzel müzisyenler ama ondan öte çok güzel kalpleri var, çok iyi insanlar. Bu daha önemli çünkü.
Yani şöyle belgeselin sonunda aileme demişsin, kedime demişsin... ...ve kendi sesimi duymamı sağlayan arkadaşlarıma demişsin. Kendi sesimi duymamı sağlayan arkadaşlarıma, aileme ve kedime. Evet. Yani bu kendi sesimizi duymamıza vesile olan herkese ithafla bitirelim isterim. Senin için de uygunsa. Tabii ki. Başta ailem ve işte arkadaşlarım ve kedim ve dinleyici herkes olmak üzere... ...onların hepsine sevgiler. İyi ki varlar.
Ve evet, bizlerin sevdiğini de duyarlar. Ben iç geçirdim, bir duygulandım. Evet, şey olarak. Çok mutlu oldum seninle tanıştığıma. Çok güzel, umarım müzikle dolu hayat yolculuğu falan dilemeyeyim... ...radyoya bağlamadan ama yani çok güzel geçer umarım yine. Dile, dile. Güzel, bence de. Bir yastıkta kocayın. Gönlümüzdekiler olsun, hak ettiğimiz bu süre boyunca diye hep böyle bu cümleyi çok seviyorum ben. Hak ettiğimiz neyse olsun, hayırlısı neyseye bağlıyorum, hadi.
Hayırlısı. Bitir o cabalarını. Ama şeyi söyleyeceğim. Mert'i sosyal medyada, Instagram'da Mert Pektraner hesabından takip edebilirsiniz. Spotify'da gene tabii ki Mert Pektraner. Bilmiyorum ben hep Spotify diyorum başka. Apple Music, YouTube'da işte görsel şeyler var. Her yer, hepsinde var zaten. Belgeselini de tekrar söylemiş olalım. Çok teşekkür ediyorum.
Ben çok teşekkür ederim. Bu güzel sohbet ve ağırlama için teşekkür ederim. Çok mutlu oldum. Harika sorular vardı gerçekten. Dağıldım biraz. Dans ederek vapura giderken bayağı düşüneceğim. Teşekkür ederim. İnşallah konserlerde, yeni albümlerde, yeni müziklerde buluşmak üzere. Çok teşekkürler. Ben çok teşekkür ederim. Sevgiler.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.