
3.277 kelime · ~16 dk okuma
Herkes benimle mi? Burası Sepin Kafası. Hepiniz hoş geldiniz. Evet Şevo'cuğum, geri geldik. Bir ilişkiler serisi yapıyoruz değil mi? İlişkilenme üzerine konuşalım diye baya bir kafa patlatıp, en özellikle ben seni biraz zorladım, bunu konuşmamız gerekiyor diye istedim. Yo aslında benim de eğitimlerde çok üzerinde durduğum bir şey. Hatta çoğu şeyi ilişkilenme,
İlişkilenme böyle yeni türedi ya sözcük olarak. İlişki kullanmıyorduk. Evet tam ısınamadığım için. Ama ilişkiler üzerinden çok anlattığım bir mefhum. İlişkilenme dediğimizde ilişki kurmaktan bahsediyoruz aslında değil mi? Evet öyle bir sözcük girdi artık. Ben de kullanıyorum. Kullanırken böyle bir değişik geliyor arada. Evet bir yeni türettiği hali ve bunu işte biraz konuştuğumuz havalı isimlere dahil olma süreçlerinde ilişkilenme de o yeni isimlerden gibi duruyor. Neyse bugün kullanırcam herhalde. Kullanırsam affola önden. Kemerle alakalı bir benzetme var çok sevdiğim. İlk ilişki bölümünün yani resmi olarak aslında ilk ilişki bölümü. Çünkü birçok konuştuğumuz konuda da, demin dedim ya eğitimlerde de girip çıkıyorum. Aslında önceki bölümlerde de çok girdik çıktık ilişki mevzuna. Bir kemer hayal etmeni ve bunu dinleyenlerin hayal etmesini isteyeceğim. Çünkü ilişkiyi ben kemer yani mimari yapıdan bahsediyorum. Kemere çok benzetiyorum.
Şimdi iki tane kemerin ayağı oluyor. İkili ilişkiden şu an bahsediyorum. O taş kapı gibi geliyor. Doğruyum değil mi? Evet. Hatta evveliyatını da anlatayım. Bu M.Ö. 2000 yılında Mezopotamya'da ilk görülmüş kemer yapısı. Daha sonra da Romalılarla çok kullanılmaya başlanmış. Özellikle Hristiyanlıkta yani kiliselerde çok gördüğümüz bir yapı
İngilizce'de architecture sözcüğün mimarinin karşılığı architecture'dır. O sözcüğün kökündeki arch işte kemer demek. Yani aslında böyle çok derin anlamı olan da bir sözcük. Yani hani monoteist inançlı bütün tapınaklarda, mabetlerde yer alması, işte mimari sözcüğünün kökünde olması böyle derin bir anlamı var. Ben imgeyle düşünmeyi sevdiğim için de oradan biraz anlatmak istiyorum.
Şimdi bu yapıyı düşündüğümüzde aslında iki tane ayak var sağlı sollu. Bu ayakları kendiliğimiz, kendimiz, bireyselliğimiz olarak düşünebiliriz. Ve ilişki de bu sütunlar üzerinden yavaş yavaş birbirine doğru yaklaşma işi aslında. ve kemer olamamış ilişkiler çok var yani aslında iki ayak düşün ve üzerinde kemeri olmayan yalnız ayaklar halinde aslında daha çok ilişki yaşıyoruz ve bunu ilişki zannediyoruz yani hukuki bir şekilde belki kağıt üstünde ilişki oluyor veya işte biyolojik bir şekilde DNA'dan ötürü adı ilişki oluyor işte aile ilişkisinden şu an bahsediyorum yani doğduğun aile daha sonra kurduğun aile Ama baktığında çoğu biyolojik veya hukuki ilişkiler sadece iki stünden oluşuyor yani iki ayaktan oluşuyor ve o kemer inşa edilmemiş oluyor. Ama aslında ilişki dediğinde o iki insanın diyeceğim iki nesnenin diyebilirim birbiriyle yakınlaşması birbirine doğru kendini vermesi. Ve birleşmesi aslında ilişki tekliktir. Yani ilişki ikilik gibi gözükse de içinde ikilik barındıran bir tekliktir. Ama birçok ilişkide tek gördüğümüz şey ikilik. Nasıl? Yani o birleşmeyi, kemerin birleştirme halini, o yapıyı göremiyoruz birçok ilişkide. İki tane ayak var sap gibi diyeceğim yani.
Ve bir alışveriş var yani orada daha ticarete benziyor artık ilişki. Halbuki ilişki çok ruhani bir şey. İlişki bizi büyüten bir şey. Yani o monoteist yapılarda var olmasında ben başka bir anlamda buluyorum. Yani o din, dogma neyse onların istediği şeyi aslında bize sağlayan da bir şey insan ilişkisi. Yani daha animist bir yerden şimdi söylüyorum. Yani monoteist dinin istediği işte o neyse şimdi çok dini söylemlerde bulunmayayım ama
Aslında yani o gökte aradığı aslında yerde var, yerdeki ilişkide var. Yani başka insanda onu bulabilmek var. İnsanı geçiyorum taşta, nehirde, dağda, hayvanda, suda bulabilmek var. Yani dinin vaat ettiğini ilişkide sen bulabiliyorsun. O yüzden çok yerinde buluyorum yani bu kemerin, kemer yapısının mabetlerde kullanılması çok manidar ama onu biz daha animist bir yere de taşıyabiliriz. Günün bu saati diye herhalde kıvılcımlarım da çok hızlı çalışıyor. Bir bana anlattığın şeyler ilk önce yani çok dini söylemlere girmesek de gökte aradığın şey diye bahsettiğin şey bana çok manidar geldi. Çünkü gökte, astrolojide, yıldızda, dinde aslında insanların bir hikaye arayışı ve anlaşılma isteği var. Yani dua ettiğimde en çok dua etmeye beni yönlendiren şey güvende hissetmek.
Ve anlaşılıyor hissetmek ve yalnız hissetmemek. Yerde olan şey, benim bunu insanlarla da çevremdeki ya da şanslıysam diye bir parantezde koyabilirim. Anlaşılmak, o mesaide bulunabilmek ve o kemeri inşa ederken aslında hayal ettiğim şey bükük bir yapı. Ve iki sütuna tam ters olarak bükülmesi gereken ve bağlanması gereken bir şey var.
O yüzden de aslında bir ilişki kurarken, o ilişkilenme de o kadar sütün olarak dik, tam başka bir yere dönüşmen gerekiyormuş gibi hissettiriyor bu metaforlar bana. Evet, çok güzel bir sözcük kullandım. Bükülmen gerekiyor. Çünkü bağ kurman gerekiyor. İnsan ilişkisi nedir? Bağ kurmaktır. Tek yaptığımız şey bağ kurmak. Yani ben profesyonel eğitimlerde de, çocuklarla çalışmak için, öğrencilerle çalışırken, unutun müfredatı diyorum. Tek yapacağınız şey o dersi verirken bağ kurmak. Gerisi teferruat. İki yetişkin ilişkisi de öyle. Tek yaptığımız şey bağ kurmak. Ama ne oluyor? Çoğu zaman iki ayak olarak kalıyoruz. Yani o bükülmeye doğru geçemiyoruz. Tabii ki sistem de bunu destekliyor. Kendini bükme. Bükülmeyen sütun ya da ayak olarak kalalım diye. Kendinden vazgeçme. Evet, kendinden vazgeçme. İşte bireysellik, özgüven. Bütün bu mefhumları bence bu bağlamda düşünmek lazım. Niye bu kadar köpürtülüyor bunlar? Ne oluyor? Nedir? Neden bu kadar kendilik konuşuyoruz? Neden bu kadar kendini bulma konuşuyoruz? Hiçbiriyle yüzde yüz bir derdim yok ama biraz derdim var aslında. Ya da kişisel gelişim. Niye kişisel gelişim konuşuyoruz? Ben bir ara hashtag yapmıştım kişisel gelişim öldü diye. Yani kişisel gelişiyoruz gelişiyoruz da ilişki kuramıyoruz. Anlatabiliyor muyum?
Yani çünkü galiba büyük genelleme şovunda yani o sütunlar birbirine yaklaşıyor ve tek sütün oluyor ve kemer de gidiyor, özellik de gidiyor ve galiba ilişkilenmede genelin yaşadığı sıkıntı, hepimizin de hayatında bir dönem yaşadığı sıkıntı aslında ilişki içinde kendi isteklerini ifade edememek ya da kendi isteği gibi davranamamak, o isteği biraz arka taraflara atmak ilişkilenme sebebiyle. Ama bak yapıya geri dönüyorum. O iki sütun durduğu yerde duruyor iki ayak. Yani onlar kendinden vazgeçmiyor. Onlar nerede duruyorsa orada duruyorlar. İnşa ederken kemeri birbirlerine doğru yaklaşıyorlar. İşte bağ kuruyorlar, bükülüyorlar. Ayakların yeri değişmiyor. Ayaklar hep baki. Bu önemli bir şey. Evet. Yani o durdukları yerden birbirlerine yaklaşıyorlar. Yani hep o, hani imgeden gidiyorum. Evet. İmgede ayakların birbirine yaklaşması yok aslında. Gibi bir şey yok. Evet. Yukarıda birleşme var. Gerçekten yaşadığımız şey de biraz öyle hissettiren ve ben artık bu ilişkide kendim gibi hissetmiyorum denilen bir cümle var. Yani bunu, aşinayım yani. Evet. ya da bir biten evlilikte ya da işte o tür ilişkilerde ya da arkadaşlıklarda yani bir tarafın ki daha ağır bastığı için ya da bir taraf bir tarafı yüzünden kaybolduğu için gibi bir dengesizlik var. Peki bu neden kaynaklanıyor?
O birçok sebepten kaynaklanıyordur ama hani imgeye geri dönersek orada aslında olan kemerin bir ayağının bir şekilde, bir sebep yani o kendi içsel sebepleri vardır. Diğer insanla yaşadığı ilişki dinamiklerinden belki müsebbip bir şeyler oluyordur ama yani o ayağın yer değiştirmesi var. Evet. Bunu bilmiyor olduğumuzu hissettiğimden biraz böyle bir soru geldi. Ama bu öğrenilen bir şey mi onu da bilmiyorum. Bu farklı bir taraf bence. Bunu dağıtmıyorum. İmgeden devam edelim bence.
Tamam. Şunu söylemek istiyorum. Şimdi o iki ayak düşün. Başta iki ayak var değil mi? Başta bir ilişki yok. İki tane ayak var ve taştan bir kemer olsun bu. Yavaş yavaş taşlar birbirine doğru yaklaşıyor. Yani kemer olmaya doğru gidiyor. Ve orada o taşların arasında hep bir harç vardır. Ben bu harca ilişkinin, çatışmalarının onarımı diye hep hayal ediyorum. Bu arada bunlar tamamen yani herkes kendi istediği şekilde düşünebilir tabii ki de. Benim imge dünyamda böyle karşılık buluyor. Yani çünkü ne oluyor? O sen dedin ya bükülüyor, işte bağ kuruyorsun, yaklaşıyorsun, birleşiyorsun, her neyse sözcüğümüz. Çatışma çıkıyor yani çatışma ilişkinin olmazsa olmazı ve kesinlikle de olması gerekiyor çatışmanın. Çünkü
çatışmalar sağlıklı bir şekilde, her şeyin başına bu sağlıklı sözcüğünü koymaya da karşıyım da, onarıldıkça işte o ayaklar yerinde kalmaya devam edebiliyor. Sen demin sordun ya, kendimi kaybettim, kendiliğimi kaybettim, işte başka şekilde galiba ifade etmiştin de, yani ilişkide artık ben yoktum. Onlar çatışmaların, onarımının tırnak içinde kötü bir şekilde yapılmasından oluyor diye düşünüyorum ben. Ve şimdi kemer yapısına geri döneceğim. Yani o taşlar yerine konarken ve yavaş yavaş yukarıda kemere doğru yol alırken yani taşlar birbirine yaklaşırken her çatışmada bir onarım gerekiyor. O onarım düzgün yapılabildiyse eğer, işte o harç gibi düşün taşların arasında, kemerin inşası düzgün bir şekilde devam ediyor. Eğer onarım yoksa işte ne oluyor? Bir tane taş
yere düşüyor. İşte bir sıra olduğu gibi kayıyor. İşte kemerde bir taraf daha yukarıda oluyor, bir taraf daha aşağıda oluyor. Çünkü aşağıda olanın bir sıra taşı onarılmadığı için, yani o harç düzgün atılmadığı için taşların arasına bir sıra olduğu gibi gitmiş oluyor. Yani bir dengesizlik, belki bir hiyerarşi ve yerinden olmalar başlamaya başlıyor. Anlatabildim mi? Yok, çok iyi anlattın.
Hatta bu birçok şeyde işte bu çatışmadan korkmak, ya çatışma sevmemek ya da işte ben kavga sevmiyorum ilişkide falan gibi söylemleri de hatırlattı bana ve biraz da kendi bakış açımda da yani bir onarım gerektirmesi ve karşı tarafın bunu emeğini de göreceğim için, kendi emeğimi de göreceğim için bu bir risk gibi geliyor ve o çatışmadan da bazen insanların bu sebeple de kaçtığını düşündürdü bu metafor bana. Çünkü hakikaten emek vermek gibi bir mefhum giriyor yani bir emek giriyor ve o konuda hani bir kestirip atma ya da ilişkiler ya biz bir sorun yaşadık belki de birbirimize göre değiliz herkesin belki de en kolayca çözmek için kullandığı bir şey oluyor yani o kavgadan sonra küsülmek falan gibi insan tepkileri giriyor işin içine ama bir çatışmasız ilişkinin de olmayacağı gerçeğini anlıyoruz yani bir insan doğasında. Evet kesinlikle ama çatışmanın da onarımla birlikte var olması gerekiyor. Biri birine bir haklılık savaşı olarak değil yani. Ben haklıyım bunda falan gibi değil. İnsanların işte ben özür dilemem falan gibi bütün duyduğum klişe şeyler geliyor aklıma. Ama bir çatışma varsa bir özür, bir telafi ve bir emek de işin içinde olması gerekiyor. Evet. Şimdi şöyle tabii çatışmayı onarmak bazen hiç öğrenmediğimiz bir şey. Çünkü biz ilk ilişkiyi anne baba ilişkisi olarak görüyoruz. Bazen de yani onlarda gördüğümüzün tek yol olduğunu düşünüp işte onu uygulamaya çalışıyoruz ilişkilerimizde veya tam tersini uygulamaya çalışıyoruz. Yani kendi çatışma şeklimiz ve kendi onarım şeklimiz gerçekten kendimizin mi? Bir kere onu bir sorgulamak lazım geçişkin insanlar olarak. Çünkü çoğu zaman kopyaladığımız bir şey yani. Anne baba ne modellerse onu alıyoruz, onu öğreniyoruz. Çünkü maruz kaldığımız şey o. Bir yandan da işte aynı şekilde karşımızdaki insan da oradan geliyor yani. O da kendi anne babasında gördüğü görmediği çatışma şekli, gördüğü görmediği, sevdiği sevmediği onarım şekliyle karşımızda. O yüzden çok farklı çatışma şekillerimiz, çok farklı onarım şekillerimiz olabilir. Burada ben bunların bir şekilde yani dediğim bayağı ütopik bir şey. Çünkü bunlar konuşulduğu zaman bile hep çocukluk yaralarımıza dokunuyor. Çocukluk yaralarımız böyle özenle saklanığımız şeyler. Mumyalanmış. Büyümek oradan geliyor ama çoğu zaman bakamıyoruz. Bırak dokunmayı bakamıyoruz bile. Ama bir şekilde çatışmanın da onarımın da mutabık kalındığı
O ilişkiye has yoluyla yapılması gerektiğini düşünüyorum. Yani ben böyle çatışırım, ben böyle onarırım değil. Bu ilişkide bizim çatışma şeklimiz ve bizim onarım şeklimiz böyledir gibi bir yol, yöntem bulunması gerektiğini düşünüyorum. Ve onun da mutabık kalınması gerektiğini düşünüyorum. Strateji mi kuracağız ilişkide? Hayır. Ama öbür türlü hakikaten benim gördüğüm, tekrar tekrar gördüğüm o kadar çocukluk yarasına böyle parmağınla basıyorsun ki bu konularda. İster istemez ya çok kırıcı oluyorsun ya çok kırılıyorsun ve böyle bir çıkmaza gidiyor. Yani ben iki yetişkinin daha iyisini yapabileceğini düşünüyorum açıkçası. Ben de öyle düşünüyorum. Sen anlattığında fark ettiğim işte bunu nerede öğrendiğimi düşünürken aslında işte bozuk bir ilişkide büyümüş bir çocuk olarak sonrasında onun onarım kısmı bana görülen demonstrate de olmadığı için ben o çatışmadan çok korkarak büyüdüğümü ve kaçıngan büyüdüğümü biliyorum ve genel olarak arkadaşlarımla ya da ilk
deneyimlediğim ilişkilerde de yani enerjik görünürüm ama kötü bir şey olduğunda ne yapacağımı bilemeyen bir nakavta dönüştüğüm imgelerimi hatırlıyorum yani kendi hayalimde ve hatırımda ve galiba bir iki yetişkin olarak geldiğimiz noktada da bir şeylerin emeğini vermeye çalışıyorum ama hep bir tereddüt ve tam bilinmeyen bir yerdeyim mesela bu çatışmada da. Hep yani biri bana sesini yükselttiğinde ilk refleksim olarak tabii ki üzülüyorum ve bunun ilk yetişkin bir dakika falan gibi bir yerden değil. İlk ne olursa olsun yani evet daha gencim ama hep böyle bir o üzülme ve çocuk. Şimdi çok kötü bir durumdayız. Biri bize bağırdı ve bütün çuval bitti. Bir daha bununla da görüşmeyeceğim. Bununla küstüm. Hayatım boyunca seni görmeyeceğim gibi bir yere yani bu kısa serseriler içinde aklımdan geçenleri aslında söylemeye çalıştım. Ama senin anlattığın şeyde de hiçbir zaman bir mutlak çözüm aramıyorum artık ama bir anda da çözüm aramıyorum. Bu galiba hayat yolunda alınarak, öğrenerek, düşe kalka yapılacak bir şey olarak yine kendimi rahatlatabiliyorum sanırım. Ne düşünüyorsun? Yoksa bu ömrü billah kalacak bir şey mi falan diye sana yine zor sorularda bugün. Eyvah, bittik. Yani bir insanın modeli değişiyor mu yani aslında? Birçok şeyi ben de bilmiyorum, inan yani. Sen değiştirdin mi mesela özel sohbetlerde bugün?
Ya şöyle, ilişkiler bence döngülerini görmeye çok yarıyor. Dışarıdan gözleme, inanıyorum tabii ki terapi, eğitimler, bunlar bize çok şey katıyor. Ama bir şeyi kendinin görmesi bence apayrı bir tecrübe. Yani kıyas kabul etmiyor diğerleriyle. Ha, dış destek, yani bu desteği de iç-dış diye ayırmak ne kadar doğru bilmiyorum da. Bazen senin görmene yardımcı oluyor veya senin görmeni belki hızlandırıyor. Ama kendinin görmesini ben çok ayrı ve çok daha derin buluyorum yani sana nüfuz etmesi için. İlişki de bence döngülerini görmek açısından müthiş bir araç. Evet, çok büyük bir aynalama. Evet ve o yüzden de hani sen değiştirdi mi diyorsun ya ben mesela bir böyle bana yapılan ebeveynlikteki bir döngüyü ilişkilerimde evet keşfettim. Bu benim için çok büyük bir bilgiydi bu ve yani artık böyle şeye çok inanıyorum. Aklını bu zihnini kullanmak yani bu işte evrimle bizde peyda olmuş beyni kullanmak çok önemli. Ve yani sen o döngünü en primitif, en ilkel yani daha 0-2 yaş arasında belki kurgulanmış döngüyü görüp ondan sonra da prefrontal korteksinle onu böyle önüne koyup, aa burada evet bu döngü var yani oradan oraya geçiyorum, oradan oraya geçiyorum, oradan oraya geçiyorum. Evet bu davranışım bu döngüden dolayı böyle oluyor. Onu yani bir de o yani prefrontal korteksle de
görebildiğinde, bence gerçekten tadından yenmiyor yani. Hangi kitapta yazsa, hangi uzman, dünyanın en iyisi en kötüsü var bilmiyorum da, terapisti, onların söylemesinden bir yerde okumandan, birinde görmenden değil, kendinde görmen kadar kıymetli bir şey yok. Ben uyanıyorum görüyorum, yatıyorum görüyorum. Yani bende evet bir döngü değiştirdiğimi düşünüyorum yakın zamanda. Evet bu yani şey gibi de bir şey galiba bu aynaladıktan sonra veya bunu gördükten sonra yalnız olmamak ve bunu beraber iyileştirip onarabileceğin insanlarla beraber olmak.
Zaten bu ilişkinin tadından yenmeyeceği ve aynı zamanda senin yolculuğuna eşlik eden birileri olması, bence burada da dünyadaki o anlaşılma hissini bulabileceğimiz yerlerden biri. Evet, kâh arkadaşın oluyor dediğin gibi. Belki aileden biri, belki sevdiğin insan ya da bazen kendin. Yani kendinle de bir ilişkin var sonuçta. Kemer yapısından devam edeyim mi? Evet. Son bir şey daha söyleyeceğim onunla alakalı. Şimdi bu kemerlerin en tepesinde kilit taşı diye bir şey olur. Hatta onu bastım getirdim sana bak. Şurası. Düşünenler göremiyor şu an ama. Ya o kemerin böyle yuvarlağı var ya onun en ortasında adı kilit taşı. Kilit taşı diye bir taş oluyor. Ve aslında bu taş, bütün yapıyı, yani kemerin üstündeki ağırlığı da taşıyan bir taş. Böyle mimari, yani ben mimar değilim tabii sonuçta anlatamam ama, çok önemli mimari bir mehfum yani kilit taşı. İlişki ve kemer arasındaki benzetmeden devam edersek, ben kilit taşını da anlamak olarak hep hayal ediyorum.
Evet, birbirin işte yani yaklaşırken iki ayaktan kemer yapısını hayal ettim. Birbirinize doğru yaklaşırken işte bağ kuruyorsunuz, biraz bükülüyorsunuz Şevval'in sözcüğüyle. Birbirinize doğru yaklaşıyorsunuz, yakınlaşıyorsunuz, işte kırılganlıkları gösteriyorsunuz. Bazen kendinizleriyle gösteremediğiniz kırılganlığı karşınızdakine gösteriyorsunuz. Ve bütün bunlar olurken bir takım tabii
yükler de var yani o kemerin üzerinde işte kemerin üzerinde de devam eden bir yapıyı düşünün kemerin üstü devam ediyor yani başka yükler de var işte aşağı doğru bir yük var o kilit taşı en ortada bütün ağırlığı tutan taş benim gözümde birbirini anlamak hatta ben anlamak sevmektir derim yani anladığın şeyi sevemeyeceğini düşünmeyen bir romantikim ben Ve o anlamak, anladığınla hala birlikte olmak istiyorsan ki istemeyebilirsin. Bazen anlıyorsun ve hayır bu benim istediğim değil diyorsun. Ve o kilit taşı oradan çıkıyor, bütün kemer yıkılıyor. Yani bu da hayatın bir gerçeği ve olabiliyor. Bazen de anlıyorsun ve orada kalmak istiyorsun. Yani kilit taşı orada durmaya devam ediyor. O zaman da bütün o işte birbirine doğru yaklaşmak, bütün kırılganlıkların, Bağ kurmaların hakikaten mükemmel bir mimari yapı olarak karşına çıkıyor. Bütün yükleriyle çünkü hayat yük bırakıyor hep üstüne. Kemerin üstünde çok yük var.
Anlamak benim için öyle bir şey. Yani dediğim gibi çok romantik bir insanım. Ama bir yandan da değilim. O yüzden bazen hakikaten anladığınla kalmak istemiyorsun. Bu da bir seçim. Orada çünkü kendini de anlıyorsun büyük ihtimalle. Ne istediğini de anlıyorsun ve başka bir yola gitmek istiyorsun. Bazen de anladığınla kalmak istiyorsun. İşte o zaman o ilişki devam ediyor. Yani kemer üstündeki bütün yükleriyle birlikte durmaya orada sapa sağlam durmaya devam ediyor.
Düşüneceğim birçok şey var. Bitirirken dağıtmak istemiyorum çünkü düşünmek de istiyorum bunlarla ilgili. Bu anladığın şeyi biz böyle tanışmakta konuşmuştuk. Hatırlıyor musun? Bir şey çarptı böyle suratıma. Ta ilk konuştuğumuz konuda o anladığım şeyden bazen sıkılabiliyorum ve bu benim belki de kendimle kurmam gereken bir de bir farkındalık yani. Kendini keşfettiğinde sana söylediği bir şey. Anladığım şey neden sıkılıyorum diye de bir düşünce geldi. Çünkü bazı rutinlerde, buna Türkiye diyelim, ilişki diyelim, kendim diyelim, anlamaktan da sıkıldığım ve yorulduğum şeyler oluyor. Belki orada da şu anda ilk bunun cevabını şu an ben de, sen de vermek zorunda değilsin. Belki de izin vermem gerekiyor bu ilişkilerde de bazı hayatımda bu kilit taşını kurmaya o kadar odaklandığım ve ilk başta sana biraz önce açtığım, artık burada açtığım o
farkında olduğum kırılganlıklarımı biraz izin vermem gerekiyor. Çünkü galiba karşımdakine o kilit taşı aman oradan çıkmasın ya da o yıkılmasın diye her an her gün orada hazır olmaya çalışıyorum ilişkilerimde. Ama bir makine olmadığımızı da hem kendime hem de dinleyenlere de hatırlatmak gerekiyor. Bazen o kemeri bazen her gün bir ilişki için o ilişki için her gün yıllarca yaptığın ilişki için Bazı günler yorgun olabiliriz ve bu o insan için... ...ya da benim için dünyanın sonu ve kötü bir şey... ...ve o insanı sevmediğim, anlamadığım anlamına gelmiyor. Ama bazen bazı şeyler için yorgun olabiliriz. Evet, belki şeyi de düşünmek lazım. Şimdi sen dedin, daha önce böyle düşünmemiştin. Bazen belki bir kemerim birçok kere eminim de ilk denemeye başladıklarında bu işi yani bu iki ayağı birbirine yaklaştırabiliriz ve bu yerçekimine direnir diye ilk kim düşündüyse artık Mesopotamya falan dedik de o insanı şu an hayal ediyorum. Belki birçok kere o kemer yıkıldı. Bir denedi, iki denedi, üç denedi. Yani aynı kemerde ısrar edebilirsin. Farklı kemerler hayalini kurabilirsin. Ama işte senin var olacağın kemer belki bir kere de olmayacak. Evet. Anlatabiliyor muyum? Ve evet yani çok demin hani kilit taşın üzerindeki yükleri hayal edelim dedim ya kemerin üstünde böyle taşlar devam ediyor yukarı doğru, yukarı doğru, yukarı doğru böyle kiliseleri hayal edin. Ve çok ağırlık var. Evet. Ve çok yorgunluk var. Kilit taşının güzelliği yani yer çekimine rağmen çok hafif bir şekilde orada ve galiba benim bahsettiğimi anlamak ve çok hissi bir yerden çok artık yorgunluğun kalmadığı bir yerden çok hafif
bir yerden bahsediyorum ve o kadar yüklüyüz ki demin de işte çocukluk yaralarımızdan bahsettim. Yani ikimiz de indik karşılıklı olarak. O kadar yaralıyız ki ve o kadar iyileşmemişiz ki yaralardan. Çoğu zaman daha çok gördüğümüz şey yorgunluk oluyor. O hafifliktense.
Evet. Ve buna karşı sürekli bir şey yapma arzusu, isteği ya da dürtüsüyle de sakinleşmek ya da izin vermek gibi kavramlarla da çok ben de ilişkilenmediğimi fark ediyorum ve belki de bunu da bilmediğimizi düşünüyorum genelleme şovumda. Bence bir sürü düşünecek şeyi bıraktık. Yine insan olup fucking insan olmak ya gerçekten yine.
Sen neredendin? Nereden geldin? Ulaşımıza niye böyle oldu falan? Haftaya neyden devam edeceğiz? Arkadaşlık. Yey! Tamam. Devlet kurumlarında tanınmalı diyorum ilk olarak düşündüğümde. Bakalım. Tamam. Teşekkür ederim sevinciye. Ben teşekkür ederim.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.