Podcast

S1E19: Tesanüt: Dayanışma I Haftalar Öncesine, Bugüne ve Geleceğe Dair

Sepin Kafası

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Tesanüt: Birbirine istinad etmek, dayanmak. Beraber, birlikte, yani karşılıklı yardımlaşma.






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠'u ziyaret et!

Bölüm Transkripti

3.755 kelime · ~19 dk okuma

Herkes benimle mi? Burası Sepin Kafası. Hepiniz hoş geldiniz. Biz Şubat ayından önce Sepin Kafası yeni sezonu planlarken Şevval'le ilişkiler teması üzerinden devam edecektik ve Şubat'ta da kayda başlayacaktık. Bu hayalimiz ve planımız baki ama başlamadan önce yeni sezonun yeni konularına bu yaşadığımız felaket, devamındaki felaket ve hiç bitmeyen felaket üzerine biraz konuşalım istedik. O yüzden bu bölümü kaydediyoruz. Hepimizin başı sağ olsun. Hepimize de geçmiş olsun.

Yani nasıl başlamak konusunda seninle de konuştuğumuzda aslında bir takım şeyler gördük. Yer de kaydı ayağımızdan falan da oldu. Ne yapacağımızı da bilemedik. Paralize de olduk. Bir sürü teknik ve havalı kelimeler var. Ama işte galiba ortak bir kanı olarak haddimizce ne konuşabilirsek gibi bir şey. Haddimizce de galiba çok görece ve hepimiz için değişken bir şey. O yüzden bunu konuşurken aslında ne gördük ve ne yaşadığımızı da konuşmadan geçemeyeceğiz. O yüzden benim ilk sorum aslında biraz da böyle bir şey. Biz ne gördük, ne yaşadık?

Hep haddimizi bilerek konuşmaya özen gösterdiğimizi senin de söylediğin gibi vurgulamak istiyorum. Neler gördük? Memleketim adına, memleketimiz adına bence şunu gördük. Güzel dayanışan yurttaşlarız. Devletin yapmadıklarından bahsetmiyorum. Ama bizler yurttaşlar olarak güzel dayanıştık. Güzel bir sözcük var. Tesanüt, omuzdaşlık, dayanışma demek. Birbirimize omuz verdik. Felaketin içinde güzellikten bahsetmek ne kadar doğru bilmiyorum ama bunu görmesi güzeldi. Bunu da gördük. Bir kuvvet vericiydi, bir sarıcıydı gerçekten. Orada vurgulanması gereken şey herhalde. Hepimiz bunun bilincindeyiz. Benim söylememe de gerek yok. Sürekli olması. Desteğimizin baki olması. Desteğimizin devam etmesi. Evet, üzerimize düşeni yapmaya devam etmemiz gerekiyor. Ve güzel dayanıştığımızı da herhalde hatırlamak gerekiyor. Evet, unutmamak ve hatırlamak kavramları bizim için önemliydi ve gelirken de bunu konuştuk. Aslında o yüzden biraz şeyi de yırtmak gerekiyor bu ses çıkartmak mevzusunda. Diğer bir havalı kelimeler işte seninle de konuştuğumuz ikincil travma.

Transkriptin tamamını oku

Uzun maraton, kendine bakım verme falan gibi bazı fiilleri konuşuyor bulunduk. o bölgeden uzakta, afet bölgesinden uzakta olan insanlar için. Ve burada aslında biz seninle önce konuştuğumuzda da bir yadırgamaktan bahsettik. O yüzden işleri kızıştırıp bir yanda da mesaimizi bir uyandırma servisi olarak da nacizane bir konuşmak isterim seninle. Estağfurullah. Ama evet, yadırgadığım çok şey oldu benim. Bunları belki ifade etmek başka yadırgayanlar için iyi olabilir diye düşünüyorum. Çünkü yalnız olmadığımı düşünüyorum yadırgama konusunda. Bu özellikle ses çıkarma meselesi. Yani şu dönemin ses çıkarma dönemi olduğunu düşünüyorum. Yani en başından itibaren de ses çıkarma dönemi. Yani dayanışma ses çıkarmaya engel teşkil etmez. Hem dayanışma halinde olabiliriz hem de ses çıkarabiliriz. Ve bu ses çıkarmanın cesaretle bağdaştırılmasını yadırgıyorum ben. Ses çıkarmak insan olmaktır. Sesi çıkamayacak hale getirilmiş insanların sesi olmak insan olmaktır.

Bu bir cesaret değildir. Türkiye bağlamında bunun cesaret olduğunu öyle algılandığını anlıyorum ama konuya lütfen Türkiye bağlamı dışında da bakabilelim yoksa Türkiye bağlamında her şeyi konuşunca çok dar bir yere hapsediyoruz kendimizi ve insanlık öyle hapsedilebilir bir şey değil. O yüzden bu cesaretle ses çıkarma yan yana konduğu zaman gerçekten çok yadırgama hali başlıyor bende. Ses çıkarma şöyle de olabilir, işte bazı insanlar hadsiz bir şekilde insanı ölmüş kişilere, ölen kişilerin şehitlik mertebesinde olduğunu söyledi mesela. Şimdi her insan müferrit belki iyi niyetle, bazen de kötü niyetle yanlış yapabilir, bir gündemle yanlış yapabilir. Ama yanlış yapıldığı zaman eğer sesi çıkamayacak halde olanlara, etrafındakiler kendi sesiyle el vermezse, el etmezse, bunun insanlığımızdan götürdüğünü düşünüyorum ben. Ve böyle şeyler oldu. Bunların çok büyük had aşımı olduğunu düşünüyorum.

Kimsenin ölmüşü için takdiri ilahidir, mukadderattır, şehittir ve bu tarz söylemleri yani bunların 2023 senesinde hani bu kadar daha her şeyi görebildiğimiz, anlayabildiğimiz insanlığımızda bunların hiçbir yerinin olmaması gerektiğini düşünüyorum ve bunları birlikte yadırgayalım istiyorum açıkçası. Çok yadırgadım ben. Yani sadece politikacıdan bahsetmiyorum. Hepimizin bunları duyduğumuz yerde, hop arkadaş sen bunu söyleyemezsin oradaki insana diyebilmemiz gerektiğini düşünüyorum. Evet, 2023 gerçeğinde resmi rakamlarla 50'ye dayanan, resmiyetsiz olarak

bildiğimiz ve tahmin edilen 100 bin 200 kişinin öldüğü bir ihmalden bahsettiğimiz bir süreçti. Bu tür bir şeyde yadırgamak ve buna karşı, bir dakika ya, ne oldu? Ve ulaşılamayan binlerce kişi var. Ve üstüne galiba şehirde o ikinci travma diye bahsettiğimiz bizler. Buradan sonra kelimemi düzgün seçmeye çalışıyorum. Neyi pazarladığımızı ya da ne için birbirimizi sıvazladığımızı ben tam anlayamadım. Orayı da kaçırdım açıkçası. Aslında gelmeye çalıştığım şey bu ikincil tramva meselesi. Şehirde olan, o şehirde olmayan bizler için bir konuşma başladı. Normalde bu soruyu ben de sana şey gibi sorabilirdim. Biz peki nasıl iyi olacağız? Ve biz bunu seninle de konuştuk. Burada bizim iyi olmamızın bir önemi var mı? Varsa nasıl? Olunur mu? Olunmalı mı? Ben bu soruyu şımarıklık olarak görüyorum. Şöyle bir şey yaşadım. Eğitim veriyordum. Profesyonel eğitim yani küçük bir grupla bir eğitimde. Öğrencilerimden bir tanesi

Sen iyi misin dedi. Ne için sordu bunu? İşte bilmiyorum artık nasıl gözüküyorsa ekran başında belki suratım düşüktü zaten hepimizin hala da öyle de olsun yani suratımız bir süre toparlanamaz. Düşük kalabilir. Evet hiç problem yok bunda. Ya ben sen iyi misin sorusunu konuyla alakasız görüyorum. Yani cevabım da benim iyi olmamın şu gündemle ne alakası var? Yani bırakın hepimiz bir kötü olalım yani anlatabiliyor muyum? Oradaydım ve oradan bunun üzerine sohbet ettik. İkincil travma vesaire yani bu terimler de bana böyle bir anda türetilmiş. Tabii ki bunların protokollerde yeri var yani ben de o protokollerde çalışıyorum ama yani protokolleri şunları bunları bırakıp...

Önce bir insanlığımızı hatırlamamız gerekiyor. Yani o terimler, bu terimler bence ondan önce bir insanlığımızı hatırlamak gerekiyor. Yani şöyle bir şeyi hatırlatıyor bana bu tarz önce kendimize bakalım, önce bizim çocuklar nasıl etkilenecek, onlara nasıl anlatacağız şu bu. Yani bana taziyeye gelindiğinde Okan öldüğünde. Bazı arkadaşlarım taziyeye geldiklerinde kendi çocuklarına Okan'ın öldüğünü söyleyemediklerinden bahsetmişlerdi. Şimdi ben bu konuda şöyle düşünüyorum. Canım ciğerim, çok sevdiğim arkadaşlarım yani. Kimsede tabii ki bir kötü niyet yok ama yaz konusunu şöyle düşünüyorum. Şimdi bir olayın vuku bulduğu hane var değil mi? Bu hane 11 ilimizde Türkiye için. Olayın vuku bulduğu hanede belli bir şey yaşanıyor. Etrafındaki hanelerde de bir şeyler yaşanıyor. Çünkü hissediyoruz. Çok acıyoruz biz de. Biz de yaralandık. O hanelerde de bir şey oluyor. Ama o hanelerde ne olduğunun konuyla alakası yok. Yani bunu vurguyu yapmak için söylüyorum. O hanelerde ne yaşandığı bir süre lütfen o hanede kalıversin. Yani bizim ikinci travmamız. Bizim çocuklara bunu nasıl anlatacağımız. Bizim nasıl iyi olacağımız, ne olur bir süre konu olmasın. Yani orada, o hanelerde zaten çok büyük bir şey yaşanıyor. Anlatabiliyor muyum? Yani neden biz o haneleri hep konuşmak ve onları merkezimize almak yerine işte biz nasıl iyi olacağız bilmiyorum yani. Sırımsa. Ben gerçekten. Allah aşkına bir soğuk duş mu alacaksınız? Ne yapacaksınız? Onu yapın gelin demek istiyorum yani. Anlatabiliyor muyum? O zaman bunları gördükçe çok yadırgadım. Yani dayanışmaya devam etmek için iyi olmalıyız falan. Ya lütfen yani hepimiz bir şekilde şu an dayanışmaya da devam edebiliyoruz. Acımızı da yaşayabiliyoruz. Yani bu hep ben ben ben. Bana biraz şımarıklık gibi geliyor. O yüzden hani Sepin sen iyi misin sorusu o eğitimin açılışında beni kızdırdı ya açık açık söyleyeyim ya gerçekten. kızdım ve sonra bunun üzerine böyle bir sohbet de ettik bence birazcık da taşlar yerine oturdu o yüzden yani ben yadırgıyorum bu böyle hep teselli edilmesi gereken başka hanelerin varlığı öbür haneye çok büyük bir yük yapmayalım bunu o haneye anlatabiliyor muyum? Evet, sohbeti biraz da şeye çevirmek de istiyorum. Aslında biraz ilk açılışı, önce biraz kişiselleştirmeyelim gibi bir yerden algılıyorum. Ve bizim seninle bu bölüme hazırlanırken ya da sohbeti oluştururken de sorduğumuz şey, peki oraya nasıl yardımcı olabiliriz? Aslında şu anda bir şekilde de dinleyen ya da ben dinleseydim bu sohbeti, şöyle hisseder miydim? Bir dakika ya, siz bana kötü olmam gerektiğini mi söylüyorsunuz diye bir iç sesle

doğurabilir. Ki doğurabilsin. Kötülüğü propaganda etmek değil ama ona da izin vermek gibi bir yerden konuştuğumuzu duyuyorum. Ve orada şu anda enkaz altında kalmış bir hikaye ve kültürden bahsediyoruz. Ve bunu konuşurken de aslında seninle geldiğimiz nokta buradaki kültür inşası. Ve şimdi sayacağım şeyler çok komik de olabilir. Gastronomiden künefeye düşünün. Oradaki taş evlere düşünün. Bakır ustalarını düşünün. artık bir el veremeyeceğini ve geri döneceğiz hatayı şeyini hatırlıyorum hep bunları konuşurken. İnşa nasıl geri dönecek ve nasıl dönebilir? Ve aslında galiba bizim şu anda bu destek elini baki ve sürekli yaptığımız kadar bu kültür inşasında diğer haneler olarak ne yapabiliriz gibi bir soru var aslında. Aklıma daha böyle geniş perspektiften bir şeyler geliyor, onu söyleyeceğim. Demin konuştuğumuzla ilgili olarak da şunu da söylemek isterim. Yani orada bütün ailesi ölmüş çocuklar dururken, burada kendi çocuklarımıza bunu nasıl anlatacağımızı planlıyor olmak, bu ebeveynlikte büyük bir sıkıntı olduğunu düşünüyorum. Çünkü biz önceki sezon konuştuğumuz bazı şeyleri ebeveynlikle de bağdaştırdık veya ebeveynlikle de ilişkisini kurduk.

Mesela burada da o ilişkiyi kurmak isterim. O ebeveynlikte büyük sıkıntı var benim gözümde. Onu da söylemek istedim. O soru biraz bekleyebilir. Seninkilerle nasıl açıkladın bu durumu? Benimkiler beni gördü hep. Yani çocuğa... Senden anladılar haberinizi. Sorduklarında açıkladım ne olduğunu. Tabii ki işin uzmanlarını hep dinlemek lazım. Yani orada ne olur yanlış da anlaşılmayayım. İşte görüntülerin... Yani ne kadar görüntüye maruz kalacakları vesaire. Yani benim evde televizyon olmadığı için daha doğrusu

Öyle bir, zaten karşılaşma alanları yoktu. Öyle bir alan yoktu ama beni gördüler. Yani benim üzüntümü de gördüler, gözyaşlarımı da gördüler, işte evde ne oluyorsa onu da gördüler, mektupta yazdılar kolileri ama deminki ses çıkarmaya tekrar bağlayacağım. Bunları anlatıp, dayanışmayı dayanışmayı dayanışmayı anlatıp ki tabii ki anlatılması gerekiyor. Ses çıkarmamak da çok büyük ikiyüzlülük görüyorum ben. Depremzedeleri ve işte depremzede sözcüğü de beni nedense rahatsız ediyor.

Yani bölgeye yazdığın mektupları lütfen yani bu değil paylaşılacak şey. Yani bilmiyorum bana bunlar çok ayıptır edep. Nerede kaldı bizim edebimiz? Oraya giden mektuplar, oraya işte yapılan yardımlar yani dayanışma da bu değil. Anlatabiliyor muyum? Çok güzel dayanıştık dedim ama ses çıkarmamak adına saklanmaya da girildiğini düşündüm. Tekrar edeceğim, ses çıkarmak cesaretle alakası yok. Ses çıkarmanın insan olmakla alakası var. Yani ses çıkarmak, insan olmak cümlenin negatifinde. Ben söylemeyeyim. Dinleyenler kendi kursun. Yani ses çıkarmamak ne? O zaman herkes kendi düşünecek. Yani çok yadırgadım ben. Bilmiyorum. Neyse.

Yok, anlayabiliyorum. Benim yadırgadığım cümlelerden biri de asla bir hedef göstermek gibi değil. Ama bir tane çocuklarla oyun oynayan ve bölgeye gidebilen, destek verebilen insanlardan biri, bireysel olarak gidenlerden biri. Bir paylaşımında hayatımın en mutlu günü. Çıkın gelin. Yani hiç önemli değil kim ne yazmış, o konuda birebir karşılaşmışlığım ve temas etmişliğim bir insan olmadığı için birebir de gidip söylememiştim ama gerçekten bir kamuoyu baskısı da yiyebilen biriydi. Yemişti. Bence herkesin kendi şeyinde de yemesi gereken de bir şey yani.

Senin hayatının en mutlu günü bu olmamalı. Olursa da bu şekilde bir mastürbasyonla bu yaşanmamalı. Başka mutlu günlerin olur umarım o insan için de diyeyim. Ve bu yadırgama şeyinden sonra aslında bu kültür inşası sormada geri bırakıyorum sohbetimizi. Tekrar edeceğim. Yani bu konuda söyleyecek çok güzel sözleri olan, çok güzel yol gösterecek birçok insan vardır. Benim naçizane söyleyeceğim. Hikaye serisi de başlıyor Sepp'in kafasında. Orada da Oliver Jeffress'ın çok hoşuma giden dört cümlesinden bahsetmiştim. Tekrar edeceğim şimdi. Diyor ki Oliver Jeffress, Oliver Jeffress bu arada Kuzey İrlandalı bir sanatçı, yazar, illüstratör. Tüm insanlar hikayelerinin toplamından müteşekkildir. İnsanın elindeki en güçlü araç, kendine ve başkalarına anlattığı hikayeleri değiştirme yeteneğidir. Ve şimdi her zamankinden daha fazla kolektif hikayemizi değiştirmemiz gerekiyor. Yapacak işimiz var. 22 bin 23'te çıkacak kitabıyla alakalı yazmış. Fakat bunun Türkiye için de çok geçerli olduğunu düşünüyorum. Hakikaten yapacak işimiz var. Sorduğun soruya geri gelecek olursam, bende şöyle bir şeyler canlanıyor ve daha soyut cevap vereceğim soruna. Oradaki insanların münferit hikayelerini taşımamız gerekiyor gibi hissediyorum. Bunu nasıl yaparız? Bence onun cevabı şu an yok ya da bende yok. Araştırmaktaki sebebi yok. Bende yok. Bu taşıma borcunu yani insan hikayelerini taşıma borcunu, devam ettirme borcunu hissetmekten başlıyor belki. Nasıl yapacağımız sorusu onu hissederek bulunabilecek bir şey gibi geliyor bana.

Yani hani birazcık daha somutlaşsın diye işte Berlin'de mesela Holocaust anıtı vardır. Öyle şeylerden bahsetmiyorum illa ama hani örnek olarak söyledim. Dediğim gibi bu bizim bütün olan bir tane anlamamız, bizim bu borcu belki hissetmemiz başta çok önemli olacak diye düşünüyorum. Yani insanların hikayelerinin taşınma borcundan bahsediyorum. Yani şöyle bir şey var çünkü toplumsal bir ölüm yaşadık. Öyle olmadığı durumlarda ailede işte en küçük sistemik ünite ailede bir ölüm olduğunda hikayenin taşınması geride kalanlar tarafından yapılabiliyor. Şimdi burada birçok aile yok oldu. O yüzden farklı bir durumla karşı karşıyayız. Bizler büyük ailenin fertleri olarak hiç kimsesi

kalmamış insanların hikayesini de taşımanın bir yolunu bulmak zorundayız. Yani benim en büyük hissiyatım bu. Aslında evet yani burada düşündüğümüz şey, nasıl bir şeyden sormuştum onu hatırlatayım aslında. Orada bir kültür inşası devam edebilecek düzen maalesef yıkıldı ve bir felaketle yıkıldı. Şu anda oradaki bölgedeki çocukların bir kısmı imkanları varsa göç ettirildi.

Şu anda orada aslında düşünebildiğimiz ve tahmin eden ve aslında bize oradan aktarılan şey, yaşlıların, göç edemeyen insanların ve bir şekilde bu sosyoekonomik olarak zor durumda olan bir zümre olarak görülüyor. Ve buradaki okullar kapatıldı. Çadırkentlerde, maalesef bu şekilde artüküle etmek istiyorum, o insanlar biz nereye? Tuvalete gideceğiz.

den öteye gidilemiyor. Ve şu anda da insanlar enkazlardan kendi ganimetlerini, sevdiklerinin ya da insanlarının cesetlerini toplarken aslında eski dükkanların evlerinin üstünde basarak geziyor. Ve tabii ki şu anda konuştuğumuz şey 10 ilden bahsettiğimiz, 11 ilden bahsettiğimiz bir şey. Türkiye'nin bel kemiği, kültürünü, mimarisini, gastronomisini zib-zib'i birçok kategori sayabiliriz. Burada o çocukların artık o kültürle bağlantısı ve etkileşim alanı yok oldu.

Bu senin dediğin münferit hikayeden de gelen, aslında bu hikayeleri nasıl belgeleştirip, nasıl toplamak ve bunu ajite etmeden muhatabıyla orada olan insanla konuşup, bunu güçlendirmek gerekiyor. Çünkü bundan sonra, şu anda hani biz ilk önce güncel, o ilk şoktan sonra yaşadığımız ve şımarıklık diye kendimizce atfettiğimiz, darılma gücenme olmadan atfettiğimiz bir şey konuşuyoruz. Ve şimdi bundan sonra o hikayeleri nasıl dinlemekle ilgili de bir sorumluluğumuz var. Bununla ilgili bunu gündemden düşürmemek, unutmamak, hatırlamak üstünde yapmamız gereken sorumlulukları olduğunu düşünüyorum. Deprem sürecinde tabii ki çok fazla uzman dinledik. Hepimiz bir takım bir yerlerde karşılaştığımız uzmanları dinledik. Benim dinlediğim

Barış Özcan ve 30 kanalın açtığı bir 100 saatlik bir destek yayını oldu. Orada Barış Özcan'ın konu eğitim uzmanı ve aktivisti Ali Koç diye bir sınıf öğretmeni olarak başlayan ve şu anda eğitim uzmanı ve aktivisti olarak. Ali Bey'le tanışmadım ama konuşmasıyla tanıştım. Ve anlattığı harika şeyler var. Bir bu hani hakikaten aslında genel bir soru olarak da mesela yetişkinler neden okula uğramaz mezun olduktan sonra? Ve sistem neden bunun üzerine kuruludur? Bir daha okula yani yakka silkip gitmek falan. Şimdiki bu çocuklar için de aslında anlatılan şey orada şu an eğitimin yani hiç şu anda konu bahis bile olmaması. Çünkü dediğimiz gibi yani artüküle etmemin öyle artüküle etmemin sebebi de yani bir hakikaten basic bir temel ihtiyaç olarak tuvalet su ihtiyacından bahsettiğimiz bir tarafta. eğitime gelememek, o hikayeyi dinlemeye gelememek, bunları konuşamamak gibi bir evredeyiz. O yüzden bunları da konuşmamız gerektiğini ve bunların da çocuklara karşı olan sorumluluğumuz, bundan sonraki o... Bilmiyorum, çocukları merkeze almakla bitirmek istiyorum. Çünkü biraz da kendi kuyruğumu yiyeceğim konuşurken. Oradaki aslında çocuklarla olan iletişim ve şu anki çocuklarla olan iletişim de bu kültür inşasının bel kemiği olduğunu düşünüyorum. Bununla ilgili de biraz konuşabiliriz. Belki gözlemin varsa. Ona gelmeden tabii ki şey ölmüşlerin ben hikayelerini taşımak derken ölmüşlerin hikayesinden bahsediyorum. Yani geride kalanların ölmüşlerin hikayesini taşıması gerekiyor. Şimdi bunu nasıl yaparız? Bunun cevabı keşke bende olsa yani bir şeyler geliyor içime ama çok çiğ ve sığ olacağını düşünüyorum. Çalışacağız bir de bunun için Sepin. Bu bir anda bulunabilecek bir şey de değil. Ama nasıl olunmayacağını söyleyebilirim. Yani daha bir hafta bile geçmemişken, üçüncü, dördüncü gününde deprem bölgesinden çekilmiş fotoğrafların altına metin yazarak olmayacak. Anlatabiliyor muyum? Böyle olmayacak. Benim için büyük bir yadırgama. Bu da büyük bir yadırgama. Büyük bir yadırgamaydı benim için.

böyle olmayacak yani nasıl olacağına aklı selim bir şekilde karar vermemiz ve hissede hissede hep o insanlığımıza tutunarak yani o insanlığı da şurada ben çok hissediyorum yani her şey çok karanlık geldiğinde hazırladığım şey her şeyini bırakıp oraya giden madenciler meselesi. Onları böyle bir hayal ediyorum. Kelimesiz coşku, duygulandığım. Orada o insanlık tekrar gözüküyor gözüme. Yoksa çok karanlık şeylerden geçtik, hala da geçiyorsa bizimki hiçbir şey. Yani o yüzden hani bunları böyle ben bugün nasıl hissediyorum? İyiyim miyim? İkinci travma falan filan. Hakikaten şey yani bunlar da tekrar ediyorum çok yadırgadığım şeyler. Sen ne sordun tam? Ben dertleşmemiz gerektiğini düşünüyorum. Çok belli başlı bazı şeyleri

Yorulmadan, sıkılmadan yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Bir çocuklarla iletişimimizin kopmaması gerektiğini düşünüyorum. Belki 10 kişiye anlattık, bir 100 kişiye daha da o sohbeti sıkılmadan yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü evet, Türkiye'den bağımsız konuşamıyorsun ama Türkiye'yi bağladığında da yapman gereken şeylerin reçetesi bazen aklına geliyor. O sebeple aslında sorumu tekrardan, dertleşmeden çocuklara aktararak, çocuklarla olan iletişimde, sana da bölgeden haberler geldiğini biliyorum ve bir çocuk kitabı yazarısın ve çocuklarla haşır neşirsin. Çocuklarla ilgili nasıl ve ne gibi şeyler, mesela ölümle çocuk gibi bir yerde bir anlam kurmada nasıl yaklaşabilirsin? Tamam, şimdi dün de gelmişti, daha önce de geldi oldu. Şimdi demin kayda girmeden, benim Noah, Monark Kedevelikleri ve Her Şey adında resimli bir çocuk kitabım var. Ölümü anlatıyor. Şimdi ben o kitabı şuradan yazdım. Bizler şehirli insanlar ölümü görmüyoruz. Ölen kişinin yanında bulunmuyoruz, bir ölü görmüyoruz, ölen hayvan görmüyoruz. Böyle sürreel bir ortamda, hani kapitalizmin bize dayattığı şekilde yaşayıp gidiyoruz. Çocuklara ölümün hayatın içinde ve hayatla birlikte ve belki hayattan daha büyük... veya hayatın içinde onun dahli ne diyeyim bir şey olduğunu kendimce Kanada'da işte Stephen Jenkins'in yanına gittiğimde çiftlikte şahit olduğum Monark Kelebekleri'nin döngüsü üzeri o hikaye üzerinden yazdığım bir kitap. Şimdi demin geldiği bir mesaj Noah Monark Kelebekleri ve Her Şey kitabı bölgede çocuklara okunuyor. Bunu ben sakıncalı buluyorum. Çünkü orada bir fiil bir yangın var.

Veya bir fırtınanın içinde çocuk ve fırtınanın içindeki kişiye aslında ölüm hayatın doğal bir parçası. Bak kelebekler de böyle oluyor. Bu hakaret gibi geliyor bana. Şimdi bunu yapanlara da hiçbir kötü niyet olduğunu düşünmüyorum. Ne olur yanlış anlamayın ama rica ediyorum benim kitabımı okumayın bölgede. Yani bizim çocuklara yapabileceğimiz... Uzmanlar zaten ne yapılması gerektiğini söylüyorlar. Benim onun üzerine söyleyecek bir şeyim yok. Haddimi aşmak olur. Ne cüret. Evet, yani çocuklarla alakalı profesyonel de çalışıyorum ama bu konunun uzmanları var. Onları dinleyelim. Ama benim hep diyeceğim gene daha geniş bir yerden çocuk şuna bakıyor. Kendine bakım veren ne yapıyor? Yani şu an belki annesi, belki babası, belki onlar öldüğü için başkası. Ona bakım veren ne yapıyor? Böyle bir felakette ona bakım veren ne yapıyor? Ve o yüzden bizim yetişkin olarak ne yaptığımız çok önemli. Bölgeye gittiğimizde de veya işte orada çalışanların da, eminim birçok insan tabii ki bunun bilinciyle orada ve o şekilde davranıyordur ama bunu unutmamak lazım. Yani gözleriyle ben anlamıyorum ne olduğunu, çok büyük bir şey oldu, büyüklerim ne yapıyor diye bakıyor. Böyle bir sorumlulukla ne yapıyorsak. Şu anda anlam oluşturması aslında bakım vereni, ebeveyni, büyükleri. Kim varsa etrafında öyle insanlar da yok ama

Kim elinden tutuyorsa, evet. Ve yanlış yapacağız, eksik yapacağız. Yani hepimiz insanız ama hep bunu hatırlatmak gerekiyor kendimize. Evet, oradaki o ajitasyona girmeden, yani ajit etmeden bir acıma duygusunun hem bölgede hem de burada çok yapıcı bir şey olmadığı aşikâr. Yani şöyle bir şey, bunlar tabii ki hepimize çok bariz şeyler ama barizi tekrarlamak adına çocuk üzüldüğünde o üzüntüyle birlikte var olabiliyor muyuz? Eğer fazla geliyorsa fazla geldiğinin

Farkında mıyız? Çocuk ağladığında bu bizi son derece rahatsız ediyor mu? Yoksa biz de onun içinde onunla birlikte var olabiliyor muyuz? Yani böyle sorularla orada olmak. Yani çünkü ona bakıyor çocuk hep. Büyüklerim ne yapıyor diye bakıyor. Bu yani ailede de öyle. İşte ailenin yok olduğu yerlerde de öyle.

Evet. Ben buradan bir düşünmemiz gerektiğini ve bunun zamanla yarışmadan bir sakin sakin bir harita bulmak gerekiyor hepimiz için. Bireysellik olaraktan bahsetmiyorum. Sevdiğin, güvendiğin, bunu insanlarla yaparak, dilinden düşürmeyerek ve bir nebzede hissettiklerine yine o bizim izin verdiğimiz ve yaşamasına da izin verip, evet, yaşamasına izin vermemiz gerekiyor. Uzatmıyorum. Ben senin Ses ve Veda yazını okumuştum. Posta Poetica'da yazdığın. Galiba Şubat'ın sonu gibiydi. Orada İrlandalı Psikolog diye bir anekdodun vardı. Onunla bağlayıp aslında bir duymak isterim. Senin için de uygunsa. Okuyayım onu. İrlandalı Psikolog Stephen Jenkins'in Bilge Öhl kitabından bir alıntı.

Bir keresinde yavaş yavaş ve acı içinde ölmek üzere olan ve bu süreçte yetişkin çocuklarına büyük ıstırap çektiren yaşlı bir avukatı görmem istenmişti. Endişelerinin büyük kısmının hukuki, kime ne miras kalacak, evine ne olacak ve benzerleri olduğu ortaya çıktı ve avukat hukuka yatkınlığımın olmadığını görünce ziyaretim için teşekkür edip bana kapıyı gösterdi. On ay sonra çocuklarından biri babaları nihayet ölmek üzere olduğundan onlarla konuşmaya gelmemi istedi. Dört kişiydiler ve her birinin profesyonel bir eğitimi ve eğilimi vardı. Yaklaşık bir saat kadar şu anda yan odadaki ölümü pek yakın olan babalarının onlara karşı nasıl bir baba olduğuna dair düşünceleri ne olursa olsun iyi ölmesine yardımcı olmalarına rehberlik ettikten sonra vedalaşıp kapıya yöneldim. Ayakkabılarımı giyerken

Psikolog olan en küçük oğlu benimle kapının önünde özel bir şey konuşmak istediğini söyledi. Dışarı çıkınca bana psikolojik yaşam hakkındaki bütün eğitimin eve ölüm geldiğinden beri kendisi ve kardeşleri için neredeyse değersiz olduğunu fark ederek dehşete düştüğünü söyledi. Sonra, uzun süredir faal bir Budist olarak meditasyon yapmak ve kendini arındırmak için gidebileceği bir yer bilip bilmediğimi sordu. Adın O'Flynn değil mi diye yanıtladım. Başıyla onayladı. Yaklaşık 150 yıl önce, sessiz bir kalabalık içinde, kork rıhtımındaki bir taş iskelede dikilen, o günün değerlerine göre yaşlı sayılacak bir kadın vardı.

Herhalde gün batımına yakındı ve karaya doğru esen Meltem yüzünden hava serindi. Kadın ev yapımı elbisesi ve ceketiyle orada durmuş, en iyi eşarbını, kaçınılmaz kederin bayrağı gibi bir o yana bir bu yana sallıyordu. Ne hızlı ne de yavaş. Ritmik bir veda. Gıcırdayan Mavna'nın kıç güvertesinde yaklaşık 100 kişilik bir kalabalık vardı. Hepsi gidiyor. Tanrı bilir nereye doğru denize açılıyordu. Aralarında 19 yaşındaki bir oğlan, kalabalığın içinden en küçüğüne son kez veda etmek için el sağlayan yaşlı annesini seçmeye çalışıyordu.

Açlık ve geri kalan şeyler yüzünden bu ülkenin henüz bir ülke olmadığı zamanlarda buraya doğru yola çıkan o 19 yaşındaki oğlan senin büyük büyük büyük baban. En küçük çocuğunu cap canlı olmasına rağmen sonsuza dek kaybeden o yaşlı kadında senin büyük büyük büyük büyük annen. Yukarıda ölmekte olan o yaşlı adamsa onların oğlu. Senin baban. Ve sen hepsinin oğlusun. İşte sana meditasyon. Arka bahçeye çık ve o kadının o akşam orada kork rıhtımında çıkardığı sesi çıkar. İçeride tekrarlanan şey bu.

Hayatının serinleyen akşamında sefere çıkan onların oğulları. Senin baban için o sesi çıkar. O vedayı onun için ve onlar için et. Bu sohbeti kapatırken bir seninle konuşmayı hazırmışım.

İki, maalesef ki galiba, galibası yok ama maalesef kesin, bu coğrafya çaresizliği, acıyı iyi bilen coğrafyalardan biri. Bunun için hakkımızı, ihtiyacımızı savunmak için ses çıkaracağız. Bunu düşünmeye, bunun için yol haritası edinmeye, bence ant içtik zaten o konudaki bu acının, böyle bir acının ya da böyle acıların bir daha tekrarlanmaması için. O yüzden bir nebze umuyorum ki insanların, dinleyenlerin haddimizce o soruyu bırakmış olduğumuzu umuyorum. Araştırmaya ve bu düşünmeye, dayanışmaya devam etmemiz dileğiyle diyorum kendi duygularımla. Sana da çok teşekkür ediyorum böyle konuştuğumuz için. Ben teşekkür ederim. Hepinizin başı sağ olsun. Başı sağ olsun.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)