Podcast

S3E2: Başkasını Seviyorum

Bibliyoterapi

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bibliyoterapi'nin bu bölümünde Aslı ve Tuna, konuşulması zor konulardan aldatma meselesini masaya yatırıyor.

Aslı ve Tuna’ya [email protected] mail adresinden yazabilirsiniz.

Ayrılmak - Dan Franck
Aşkın Ömrü Üç Yıldır! - Frederic Beigbeder
Aldatmak - Ahmet Altan
Hayatımın Hikayesi - Giacomo Casanova



See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

5.219 kelime · ~26 dk okuma

Dermanı kitaplarda arayanların haftalık podcasti BiblioTerapi'den herkese merhaba. Ben Aslı Perker. Ben Tunekire Ümitçi. Maalim okuyabilir miyim? Tabii buyurun. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için BiblioTerapi ne yapıyor? Başlıyor.

Evet efendim merhabalar. Bir bölümde daha beraberiz. Bu haftanın konusu zor yerden geldi Tuna. Evet ama biz dinamik, enerjik, zıpkın gibi bir ekip olarak konu döşesinden gireceğiz. Vallahi ben gerçekten biraz zorlandım. Ağır bir konu aslında böyle hafif değil ve şey de değil yani kolaylıkla tavsiyede bulunabilecek bir konu da değil. Hangi konumuz kolay oldu ki? O da doğru. O zaman ben direkt soruyu okuyayım. Sorumuzu alalım evet. Ama her şeyden önce ben bu beyefendiyi... ...şu yüzden tebrik etmek isterim. Tabii ki adı soyadı ile gönderdiği bir soru bu. Çünkü e-mail'imize gönderiyor. Biz kendisine ne diyeceğiz? Nar diyeceğiz. Biblioterapi.edpodbimedia.com adresine gönderdiği bir e-mail bu. Dolayısıyla kendini böyle hani... ...dürüstçe ifade etmesi... ...bence gerçekten çok kıymetli bir şey. Nar Bey. Çarşıdan aldın bir tane. Eve geldim, bin tane. O yüzden kendisine çok teşekkür ediyorum. Bu dürüstlüğünden ve cesaretinden dolayı bu konuları konuşmak kolay değil. Ben de sorusunu ifade ediş biçiminden dolayı kendisine tebrik ediyorum. Çok güzel bir metin yazmış. Evet, senin sesinden dinleyelim şimdi.

Merhabalar, eğer benim durumumdan bahsedecek olursanız benden nar diye bahsederseniz sevinirim. Eşimle 3 yıl önce evlendim ve evlilikte birinin başına gelebilecek belki de en kötü durum başıma geldi ve ben bir başka kadına aşık oldum. Aşık olduğum kadının bundan şu anlık haberi yok ancak arkadaşız. Eşimle iletişimsizlik olarak nitelendirilecek gözle görülür herhangi bir sıkıntı gözükmese de onda eksiklik olarak gördüğüm her şeye aşık olduğum kadını da bulmaya başladım.

Transkriptin tamamını oku

Ancak eşimi de sevmediğimi söyleyemem. Öyle kendimi çapkın biri olarak da tanımlamam. Duyduğum duygunun basit bir şehvet olduğunu da sanmıyorum. Şu an sanki kalbimi biriyle eliyle sıkıyor gibi hissediyorum. Ne yapacağımı bilemiyorum. Charles Bukowski'nin dediği gibi, iki kişi arasında kalıyorsanız ikinciyi seçin, birincisini sevseniz ikinciyi sevmezseniz sözünü takip edeyim. Ya da belki de evliliğin verdiği monotonluktan kaynaklanan bir hezeyan sayıp, Diğer kadına duyduğum her türlü duyguyu zihnimin ve kalbimin en derinliklerine mi gömeyim? Narbey profesyonel yazar mı acaba? Vallahi yani şöyle, bir takım gramer hataları burada var. Var mı? Ama evet, neyse ki içimiz rahatladı.

Oh, yoksa canımız sıkılacaktı şimdi, değil mi? Evet, bir vakit çıkmış olacaktı. Ama gerçekten kendini ifade şekli, işte oradan Charles Bukowski'den bir alıntı yapmışsın. Bir edebiyat sever olduğu gerçek. Evet. Zaten biz de niye dinlesin olmasa? Şimdi dediğim gibi, bu aslında herkesin, bana göre, ilişki yaşamış herkesin başına gelmiştir.

Ne kadar zamandır evliymiş eşiyle? Üç yıl. O zaman aşkın ömrü üç yıldırla mı başlasak? Galiba öyle. Ben biliyor musun? Yani bir sene seninle kitapları belirledik. Sen aşkın ömrü üç yıldır kitabını da yapalım dedin. Sonra tekrar e-mail'i okudum. Dedim ki pes yani hakikaten. Bizde böyle. Tam buna denk geldi. Geçiririz. Frederic Baybeder. Evet. Fransız edebiyatının yaramaz çocuğu Frederic Baybeder'i. Üne kavuşturan roman aslında. Aşkın ömrü 3 yıldır. Diyor ki sivrisineklerin ömrü 1 gündür, güllerinki 3. Kedilerin ömrü 13 yıldır, aşkınki 3. Böyle işte ilk yıl tutku, sonra bir yıl şefkat ve nihayet bir yıl can sıkıntısı. Acımasız bir test. Bir şey söyleyeceğim. Yani bunun gibi böyle bir sürü son nasıl desek 7-8 yılda ya da hadi diyelim biz buna yuvarlak hesap 10 yıl. Son 10 yılda bu konuda pek çok şey yazıldı, çizildi. Böyle şeyler yapılıyor, araştırmalar da yapılıyor. Aşk önemli şu kadardır, aşk önemli bu kadardır. Evet. Çünkü hatta biz bile bir şeyle, Gül Yiğit vardı, o bir kitap yazıyordu. Onunla beraber çalışmıştık. Ben böyle hafif arkadaşlığa yardımcı olmuştum, öyle söyleyeyim. Aşkı masaya yatırdık gibi. Ama böyle otopsi masasına. Çünkü işte yok serotonin, endorfin, oksitosin, bunların hepsinin de işin içine girdiği kimyasal reaksiyondan bahsediyoruz. Biyolojik. Aşktan bahsederken.

Kısmı işin yani. Evet, yani işin fizyolojik bir yanı var. İşte o koku, birinin kokusundan etkilenmen, çiftlerin aslında birbirlerini kokuyla bulması... ...hatta o ilk başta çok çekici gelen, belki farkına bile varılmayan ama çok çekici gelen o kokunun... ...üç yıl sonra, ya sen yıkanmadın mı bugüne dönüşmesi yani... Başta hoşa giden özelliklerin, sonra gıcık olunan özelliklere dönüşmesi. O tamam ama fizyolojik olarak bile yani adam diyelim ki... ...ilk başta senin kokusuyla cezbetmiş. Üçüncü yılda sen artık o kokuyu çamaşır yıkarken... ...onunkilere, benim arkadaşlarım var, eşinin çamaşırlarını ayrı yıkayan. Kendininkinden ve çocuğunkinden ayırıyor. O kadar o kokunun kendi kıyafetine sinmesini istemiyor. Tek başına değil bu arkadaşım, öyle söyleyebilirim. Bu da evliliğin bir başka faydası, başarısı. Şimdi böyle çok şey söylendi ama bence bu da hani biraz şey gibi, temenni gibi. Sen böyle bazen bunu söylersin ya, aslında tespit değil temenni diye. Evet. Yani biraz da geçen gün çok güzel bir... Aşkın üç yıl olması mı temenni? Aşkın evet, üç yıl sürmesi. Kimine göre on sekiz ay bu arada. Yani kimine göre üç yıl, kimine göre on sekiz ay.

Aşk komplosunun temelinde çok iyi saklanmış bir sır yatar, diyor Fredrik Baybeder. Sözünü aklında tut. Sizi aşkın hayat boyu sürdüğüne inandırırlar. Oysa aşk kimyasal olarak üçüncü yılın sonunda yok olur.

Evet, şimdi arada kahvemi de içtim, gulüp sesi. Şöyle, geçen günde bir böyle uzmandan bir şey dinledim. Yani evliliğin aslında değersizleştirilmesi son yıllardaki bir trend. Yani işte bu yüzden de, ya canım bu işin zaten bir kimyası var, ilişkinin bir görevi var. Her zaman tartışılan bir şeydir evlilik. Evet, yani o yüzden şimdi bunun neresinden bakmak istiyorsan orasından görürsün.

Aşkı da evliliği de, sevgililiği de, sevgiyi de. Şimdi sonuç itibariyle yani bu neresinden bakacağınla alakalı diye düşünüyorum. Şimdi sen biraz kitabı anlat istersen. Aşkın önünde üç yıldır birebir baybeder. Romanla deneme arasında bir tarzda yazılmış bir kitap. Aşk, hayat ve kadın erkek ilişkileri üzerine çarpıcı cümleler var.

Zaten Oscar Wilde tarzı böyle alıntı yapılması çok hoş olan cümleler kurmayı çok seviyor Frederick Bybeler. Bu kitapta da ondan bol bol var. Yani kendisi Mark diye bir ana karakterin kendi ilişkileri üzerine düşünmesi ve düşünürken de bizi bu sürece ortak etmesi ve neden büyük bir istek ve arzuyla başlayan ilişkinin belli bir süre sonra ...çıkmaza girdiğine dair bir takım ipuçlarını kovalıyor kendisi. Bu aslında Frederik Baybeder'in bütün kitaplarında karşımıza çıkan bir şey. Zaten bu Frederik Baybeder'in sanki kendisi gibi de bir yanda. Zaten sen anlatıda, yanlış hatırlamıyorsam... ...anlatıcı bir üçüncü tekil şahıs oluyor, bazı yerlerde ben oluyor, birinci tekil şahıs oluyor. Yani ikisi arasına gidiyor, geliyor. Sanki orada kendini yanlışlıkla mı acaba sokmuş işin içine diye de düşünüyorsun... ...yoksa bilinçli bir şey mi, seçim mi diye düşünüyorsun. Aslında şu, bu Mark karakteri zaten şey bir adam, hoppa bir değil mi? Sosyetik bir tip. Bobo dedikleri, 90'lı yıllarda Bobo denen, bohem Burcuva karakteri yani. Ve işte onun da üç yıl süren evliliğini, işte üç yıldır evli, üç yıl süren evliliğini bitiriyor. Ondan sonra tam böyle bununla ilgili de işte kendi şeyine, deneyimine dayanan şeyi yazarken kitabı yazmaya başlıyor. Üç yılın sonunda. Ve en açık haliyle, kırıcı haliyle, incitici haliyle mesela... ...hani okuyan karısını incitecek haliyle ve bütün kadınları da sinirlendirecek haliyle. Çünkü genelde nedense erkekler söyler bunu. Aşk üç yıl sürer falan diye. O haliyle yazıyor. Ama bu arada aslında... ...başka birine de, Hüsnü Üskü... ...kuzeninin karısına aşık oluyor. Evet, yeni bir üç yıl başlatıyor yani. Yeni bir üç yıl başlatıyor. Peki, biz bu kitabı mesela neden öneriyoruz?

Niye öneriyoruz? Yani Nar Bey'in kendisini elden aylık, sağ birisi gibi hissetmemesi için. Evet. Ve bir de onun yaşadığı çatışmalara böyle neşeli, ironik, itirafçı, yani itirafçı bir tarzı vardır Frederick Baybeder'in her zaman. Pencereden bakan arkadaşlık edecek kendisine güzel güzel bu yolda bir kitap.

Bir de şey de var değil mi? Yani biz bunu bu arada kusurumuza bakmazsanız... ...dün bir üçüncü kişiyle de hatırlarsan konuştuk. Genç, 23 yaşında bir genç kadınla konuştuk. Benim yeğenim Su. Ve o şey dedi, ne olacak ki sanki? O da üç yıl sürecek dedi ya. Çok gerçekçi bir şekilde.

Üç yıl sürecek diye yaşamayalım mı yani? Ha şimdi o işte çok büyük bir dilema. Yani ikilem. Hani ama belki de o yani bu üç yıl sürdü. Belki o otuz yıl sürecek bu arada. Gerçekten belki de hayatını beraber geçirmek istediği insan o. Burada çok kritik bir nokta var. Şey diyor ya mesajda, e-mailde. Karımda bulamadığım özelliklerin hepsini onda bulmaya başladım. Şimdi sen kadın olduğun için ben kişisel fikirlerimi... ...törpüleyerek devam edeceğim konuşmaya. Çünkü sinirlenebiliyorsunuz siz erkekler fikir beyan ediyor.

Hayır öyle olmaz. İlk yıl beni terk edersen kendimi öldürürüm denir. İkinci yıl beni terk edersen acı çekerim ama kendimi toparlarım denir. Üçüncü yıl beni terk edersen şampanya patlatacağım.

Şimdi o hani e-mailde dediği, karımda bulamadığım, eşimde bulamadıklarımı onu da buluyorum. Bu da aslında biraz kandırmacalı bir şey değil midir? Bu deneyimi yaşayan herkes bilir. Aslında zaten bazı şeyleri onu da görmek istersin. Çünkü artık ona aşıksın. Yani aa ama karşılaştırma yapmaya başlarsın.

Onda yok, bunda var. Bak o öyle, o çok sinirliydi. Bu ne kadar güzel, işte sakin. O çok, ne bileyim ben, işte hiç yemek yapamazdı. Bu çok güzel yemek yapıyor falan filan. Bir de yenilik her zaman heyecanlandırıcı bir şey zaten. Evet, yani biraz da o kandırmacadır. Bazen de sen zaten onu orada görmek istersin. Dolayısıyla bakacağın şeyler muhtemelen bunlar olmamalı. Yani çıkacağın nokta bir karşılaştırma olmamalı. Çıkacağın nokta gerçekten hayatta temel prensiplerinin ne olduğunu öncelikle kendini anlamalısın.

Kendini tanımalısın. Yani benim Nar Bey'e tavsiyem bu olur mesela. Bir psikoloji eğitimi almış biri olarak. Önce kendimizi bir tanıyalım. Ben neyim? Neleri istiyorum? Temel prensiplerim ne? Ve bu temel prensiplerde biriyle buluşmak her zaman bir ilişkide iyidir. Yani ben hep annemle babam örneğini veririm mesela. Benim annemle babam işte elli küsur yıldır, elli üç yıldır evliler. Didiş didiş didiş didişirler. Yani torunları bile bunun esprisini yapar. Leyla küçücük, el kadar çocuk bile bununla dalga geçer.

Didişirler evet, pek çok konuda ama mesela işte yok yere karpuz damlattın... ...yok onu yedin, yok bunu yaptın gibi. Ama temel prensiplerde, hayata bakışta doğayı sevmek, insanları sevmek... ...yalan söylememek, iyi insan olmak, aslında sosyalist olmak falan gibi... ...bazı ideolojilerde çok temel yerlerde birleşirler. İlişkileri de bence uzun vadede bunlar götürüyor zaten. Şimdi kadınlarla erkeklerin bu konuyu konuşması gerçekten zor sayın dinleyiciler. Biz yayına başladığımızdan beri iki defa kavga ettik.

Ve yayın kesildi. Yani o kısımları size aktarmıyoruz. Beralı bir konu seçmiş olduğumuzu daha ilk kitapta ortaya çıktı. İnsanın kız arkadaşıyla ya da kadın arkadaşlarıyla konuşmasında zorluklar var. Niye seçtin lan bu kitabı diye demin sorarsan da evet, ben arkadaşlık etsin diye Narda'yı seçtim.

Bence mantıklı, tamam diyor ve ikinci kitabı o zaman geçiyorum. Ama yani bu biraz önceki şeylerimde ciddiyim. Yani iki kadın arasında kıyaslama yapmaya hiç gerek yok. O başka biri, o başka biri. Eminim o da üç yıl önce size çok biricik gelmişti. Bir taneydi, onu da çok sevmişti. Evet, öyle zaten. O öyle, bu böyle yani. Ama benim çok önemli, çok çok önemli bulduğum bir şey var, bir tavsiyem. Bunu ikinci kitabı konuşalım, o tavsiyeyi o kitaptan yola çıkarak vereceğim. Hangi kitap?

O da yine aslında senin seçtiğin bir kitap. Dan Frank, Ayrılmak. La separation. Nereden geldi aklıma ben de bilmiyorum. 1991 yılında Dan Frank'ın yazdığı ve kendisini... ...Renault'da ödülüne kazandırmış olan bir kitap. Sonra filmi de çekildi. Bu arada Fredrik Baybeder'in Aşkın Ömrü 3 yıl. O da film. Kendi çekti bir de. Ha öyle mi? Çok da kötü çekmiş sağ olsun. Ama kendisinin çekmesinden dolayı bir belgesel değeri var filmin. Yani yazarı tarafından filme çekilmiş. Bu Dan Frank'ın...

Şeyde Christian Vincent filmi çekmiş, İzabel Hüper ve Daniela Töylü gibi de önemli şeyler oynuyor. Zaten Dan Franken kendisi de senarist. Yani senarist ve romancı kendisi. 1952 doğumlu.

Bu da yine Frank'in sanki kendi şeyinden... Otobiyografik. Evet, değil mi? Tabii fazla Fransız olduk bugün ama... ...şimdi böyle aşk üçgenlere falan olunca ne yapalım? Mecbur oraya gidiliyor. Fransız filmine giriyoruz. 68 kuşağı ve civarının sıkça paylaştığı bir yaşantının... ...sönen bir aşkın ve ayrılmanın hikayesi. Diyor ki günün birinde elinizi tutmaz olur. Ayrılmakla bir erkek olarak baş etme uğraşının seyir defteri.

Sadece gerçek bir kopuş insanı olgunlaştırabilir. Küçük bir alıntı yapayım. Burcu ve bir çift var. Aslında hali vakti yerinde şeyler. Paris'te bir Burcu ve çift. Günün birinde kadın geliyor. Ben diyor başkasına aşık oldum. Ayrılmak istiyorum. Adamın bu süreçle baş etmeye çalışma hikayesi aslında. Günün birinde adam her zamanki gibi kadın eline uzanır diyor, parmaklarını yakalayamaz. Motosikletle giderler, kadın adamın beline sarılmaz. Adam kadını anlamak ister, anlayamaz. Beklemek zorundadır, bekleyemez. Kadının cevaplamayı istemediği pek çok soru sorar. Kadın bir takım cevaplar verir, bunun bir yararı olmaz. Kadın adamı hala sevdiğini söylemektedir ama onsuz bir hayata ihtiyacı vardır. Adam tepki gösterir. Önce kendini evden dışarı vurur. Sonra yazmaya, soluk almak için yazar. Ortaya kendi kuşağından erkeklerin bir romanı çıkar. Evet, burada şey bakımından çok önemli. Yani hani evlilikten sıkılan kadın, emin olamayan kocasıyla mı kalacak? Çünkü kocasını da sevmiyor değil aslında. Burada önemli cümle bence kadın adamı hala sevdiğini söylemektedir. Ama onsuz bir hayata ihtiyacı vardır. İki tane de çocukları var bu arada.

Hani bu zaten romanda ama niyeyse çok fazla böyle o çocuklarla... ...kadının ilişkisi zaten irdelenmiyor. Bu eksiklerinden biri romanın. Erkeğin açısından bakıyor ki tabii. Ben bu yüzden Narbi'ye önerebileceğimizi düşündüm. Yani şimdi eğer kendisini bekleyen bir ayrılık varsa... ...yani olası bir ayrılık varsa bu ayrılıklar nasıl oluyor? Evet. Hani bu konuda bir şey olabilir belki. İbreç tablosu. Hayır, ben de şöyle düşündüm. Aslında bu romanı şu yüzden çok önemsiyorum ben. Şimdi aslında bütün bu mesele dört ay sürüyor ama Frank bunu böyle çok uzun uzadıyor, çok detaylı bir şekilde anlatıyor ve çok duygusal yönlerinden, adamın bakış açısıyla çok duygusal yönlerinden el alıyor.

Eli uzatma ve elin tutulmaması meselesi mesela. Ben bunu şahsen yaşadım. Ben kendi deneyimlerini anlatmaktan çekinen biri değilim. Terapi de veriyor olsaydım, o ekoldenim. Yani biraz böyle yalancıyım. Hani kendimi biraz açmayı deneyebilirim. Çünkü karşıdaki insan senin o deneyimi hiç yaşamadığını düşünürse... ...gerçekten onu anladığına inanmayabilir. Bunun çok örnekleri var. Yani herkesin farklı tabii bakış açısı var. Şöyle ben bunu yaşadım. Biz sinemada oturuyorduk. Bir eski eşimle ve her zaman el ele tutuşurduk. Öyle söyleyeyim. Ben elimi çok uzun zamandır tutmuyordu. Ve bu benim için çok böyle yaralayıcı bir şeydi. Sırf görmek için çünkü ben her zaman elimi böyle ortaya koyardım. O da elimi tutardı. Elimi denemek için ortaya koydum. Eli uzandı. Bak bunu hiç unutmuyorum. Bu bir sinema sahnesidir bana göre. Film karesidir. Elini uzattı.

Fakat ben sevindim, elimi tutacak, elini elimin üstüne koyacak diye... ...kahvesini meğerse o şeye koymuş, kahveyi aldı, içti ve ben ağlamaya başladım. Ve sinemayı terk ettim ve biz ondan sonra ayrıldık. Hangi filmdi hatırlıyor musun? Filmi hiç hatırlamıyorum. Hiç hatırlamıyorum. Ben filmi görmek için anladım ki gitmemişim. Ben bu testi yapmak için gitmişim. Tamam mı?

Sinema testinde kaldı. Geçemedi. Bu acılı şeyi böyle hafifletmeyen çok hoşuma gitti. Teşekkür ederim. Neyse ve gerçekten bu bizim aslında ilk hayrılığımız oldu. Sonrası var. Şimdi dolayısıyla bu Frank'ın kitabında bu o kadar incelikli bir şey ki onu demek istiyorum. Peki ben bu kitabı mesela neden öneriyorum Narbe'ye? Şu yüzden. Ayrılacak olan kişinin yani ya da bu şeyi emin olamıyorsun ya hani ben ama karımı da seviyorum ama bunu da seviyorum. Orada kendi kendine debelendiğini zannediyor ya o iş öyle değil. Karşıdaki de debeleniyor o anda. Her şeyi hisseder insan. Hani böyle çocuklar için söylenir bu. Evin içindeki bir huzursuzluğu çocuk evde olmasa bile hisseder derler ya. Evet. Çünkü annesinin babasının hala bir huzurdur. Bence çok yakın ilişkilerde de bu geçerlidir. Yani siz orada debeleniyor olabilirsiniz narbeye ama emin olun karşıdaki o duvarı hissediyor. O kopuklu, o çoktan farkında, o da ne yapacağını bilemiyor. Bu büyük bir eziyet, bu bir işkence. Dolayısıyla bana göre en, en, en, en önemli şey dürüst olmak. Yani şunu demek, ben böylesi romanı bilmiyorum. Kadın aynen böyle diyor romandaki.

Evet, bu çok önemli. Ben mesela bu yüzden bu romanı okumasını istiyorum. Karşı tarafı, çünkü Frank karşı tarafın hislerini bu durumda, karşı tarafın hislerini çok iyi anlattı. Eşini anlamasına yardımcı olabilir. Eşini anlamasına yardımcı olur. Zannetmesin ki eşi, eğer dünyanın en vurdum duymaz insanı değilse... ...her şeyin çoktan farkında. Zannetmesin ki farkında değil. Bir akıllı sen değilsin diyorsun yani. Evet, genelde biliyorsun, bunu derim. Selçuk Erdem'in bir sözü vardı, çok komiğime gider benim, o geldi aklıma. Diyor ki, kadınlar bizi prensip olarak beğenmiyorlar diyor biz erkekleri. Tek eşlilik diyor, bir kadının sana sürekli kızıp durmasıdır diyor. Çok eşlilik, birden fazla kadının sana devamlı kızıp durmasıdır. O yüzden tek eşlilik daha iyi diyor. Evet, tercihini yap. Ben de biliyorsun, genelde sana bağırıp çağırmak yerine başkalarına bağırıp çağırmayı tercih ederim. Ben işte D-Smart, elektrik firması falan gibi şeyleri tercih ediyorum. Bana bağırıp çağırmıyorsun yani? Bence öyle. Peki. Arkadaşlar, yeni bir kavga çıkıp kayıp kesilmeden... O zaman sen bir manimize oku. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için bibliyoterapi ne yapıyor? Devam ediyor.

Haydi hayırlısı. Evet, üçüncü kitabımız ne olsun Tuna Bey? Siz söyleyin. Üçüncü kitabımız Ahmet Altan. Evet. Üstad aldatmak, ayrılmak, aldatmak, unutmak. Biz böyle masterlarla bugün programı yapmaya karar verdik. Vallahi inanılmaz. Aldatmak, evet. Ya ben bu kitabı bundan tam olarak 10 yıl önce okumuştum. Zannedersem genel kanıya ben de uymuşum. Yani hatırladığım kadarıyla. O da şu, çok okuması aslında çok şey, kolay. Hani dili bence gayet akıcı, hafif, güncel. Genel kanı Ahmet Altan okumaktı zaten 10 yıl önce.

Gerçi ben şey hazırlıyordum, Ahmet Altan biyografisi uzunca bir şey hazırlıyordum, dosya hazırlıyordum. O yüzden her şeyini okumuştum. Yoksa tam tersi, ben Ahmet Altan'a gıcık olanlardan... Ama kadınların gıcık olarak sevdikleri erkek... Yok, hayır. Öyle değil. Ahmet Altan'ı da okuduktan sonra da onu sevdim diyemem ama sevmedim de diyemem. Öyle bir şeyim yok Ahmet Altan'a karşı. Ama şöyle gıcıktım, yani böyle fazla fazla kadınları biliyormuş gibi konuşması... ...beni sinir ediyordu çünkü hiçbir erkek kadınları öyle bilmiyor. Biz fazla konuşamıyoruz çünkü bu coğrafyada, tamam mı? Biz buralarda fazla böyle dürüst davranamıyoruz. Hani görüp görebileceğini en dürüst konuşacak insanlardan biri benimdir. Kadınların yaşadıkları, yani hissettikleri... ...ama böyle şey değil, baskı altındaysa öyle demiyorum. Yani her konuda çok açıklıkla, dürüstlükle konuşabilirim ben. Yani kadınla ilgili. Biz bunları söyleyemiyoruz diye bir takım adamların çıkıp... ...her şeyi çok iyi bildiklerini düşünmeleri beni gerçekten sinirlendiriyor. En yani basit tabiriyle. Kitabı sen seçtin ama. Ahmet Altan da o dönem beni çok sinirlendiriyordu. Yani çok entelektüel bir adam, müthiş donanımlı. Bu arada konuyu işleyiş şeklinden de kadınları tanımadığını... ...yahut hissetmediğini söyleyemem. Yani koskoca Ahmet Altan tanıyordur herhalde. Yani sonuçta yazarın görevi kadın, erkek. Zaten dünyada kaç tane cinsiyet var? 20 tane yok. Kadın var, erkek var, LGBT var. Bunları da tanıyıver artık. Adamcağızın bir suçu yok. Ben, insanların onu o kadar kadınları en iyi anlatan, yazar demeleri muhtemelen beni ona sinir olmayan yönlendirmiştir. O bence yayıncısının kafasından çıkmış bir şey. Belki o da olabilir. 3 tane kitap fazla satarız diye. Belki, evet olabilir. İşte bunun konusunu bir anlatsan da aslında, öğrensek mi? Aslında şeyin aynısı, ayrılığın aynısı. Bununla da bir kadın evliliği devam ederken başka bir adama aşık oluyor. Kocası yanlış hatırlamıyorsam doktor ve böyle çok düpedüz bir hayat var adamın. Biraz hani böyle dışarıdan bakıldığında sıkıcı görünüyor.

Düzgün bir adam. Düzgün bir adam. Bu giriyor sonra. Her kadının yaptığı gibi. Orada bir tane arıza, şımarık, züppe. Kendi parasını kazanmamış. Mimar Cem. Evet, Mimar Cem Aşkım. Bu çok klasiktir. Biz bu hatayı hep yaparız yani. Bu bizim huyumuz.

Kadınların efendi erkek yerine it kopuğa gitme merakı. Gerçekten bunu bizim de bunu kabul etmemiz gerekiyor. Böyle bir çekiciliği var bunun. Çünkü neden o böyle heyecanlı bir hayat yaşıyor falan. Seksi geliyor. Yok bir de seni o heyecanın içine alacak, sürükleyecek zannediyor olabilirsin. Seksi derken hani genel anlamda çekicilik anlamında. Evet. Şaarm.

Dolayısıyla kadın da aslında kadının yine bir aldatması söz konusu. Burada da yine bu kadın ne istiyor diye kadına sinir de olabilirsin. Aferin ya kadına diyebilirsin. Mesela Ahmet Altan'ı şeyden dolayı tebrik edebilirsin. Yani Frank'ın yine gösterdiği o cesareti göstermiş olmasından dolayı ki o Fransız kültüründe normal, bizde normal dediği bir tür aldatması. Bu da bir ama Türk durucu vazisindeki yani. Bir Beyaz Türk siti hayatı içerisinde, hayli vakti yerinde insanlar bunlar zaten. Yani Fransız Burcuvalarından da çok farklı değiller yaşam tarzı olarak. Burada da benim önemsediğim, yani neden Nar Bey'e bu kitabı peki söylüyoruz? Hiçbir duygudan falan bahsedemiyoruz. Mesela Frank'ta çok ağır duygular var. Yani aldatılan adamın yaşadığı o ağır üzüntü var.

Bunda öyle şey yok. Bunda aldatılmak, aldatmak eyleminin... ...bütün detayları anlatılıyor. Cinsellik ön planda. Evet. Yani bu da şunun için önemli. Yani bunlar defalarca defalarca insanlar arasında yaşandı.

En çok yaşanan şey olabilir hatta insanlar arasında. Bu o çekicilik, o kendi aklını kaybetme hale, aşırı yükselme hale. Sonra kadın ilişki bittikten sonra gidip kocasını anlatıyor. Fakat aynı heyecanın yerine başka bir şey koyamadığı için kleptoman oluyor. Gidip dükkanlardan, mağazalardan bir şeyler yürütmeye başlıyor bu sefer. Bunu bu arada anlayan muhtemelen bir tek sensin. Yani neden o kleptoman olduğunu anlayan da bir tek sensin. İçindeki boşluğu başka bir aksiyonla ve adrenalinle doldurmak istiyor. Bu güzel bir soru. Yani aslında biz bir heyecan arayışında mıyız? Yoksa gerçekten, yine tekrarlıyorum, tabii ki başka biri meğerse senin hayatının insanıymış. Bu da olabilir.

Ama bunu iyi ayırmak gerekiyor. Yani ben bir heyecan arayışında mıyım? Farkındalık diyorsun. Evet, farkındalık. Ben hayatımda böyle bir macera mı istiyorum... ...yahut işte böyle biraz kıpırdanmak mı istiyorum... ...yoksa gerçekten de bu insan o insan mı? Hayatımın sonuna kadar beraber yaşamak istediğim insan mı? Sorusunun cevabını çok iyi verebilmek gerekiyor.

Bunu yalnız başta yapman çok mümkün olmayabilir. Yargılamadan bunu söylüyorsun herhalde değil mi? Çünkü evet ben heyecan istiyorum diyene de. Niye? Yok hayır hiç yargılamadım. Ne yapalım istiyorsan istiyorsun yani. İstiyorsan istiyorsun yani. Eline karışır. Çok karışık bir konu zaten bu aşk meselesi beraber yaşamak, bir ömür beraber yaşamak. Ya karışık olmasa bu kadar romancı neden ekmek yiyecek? Tabi tabi. Bu kadar besteci, bu kadar romancı, bu kadar şair. Leyla bile onu diyor. Anne diyor ya bütün şarkılar diyor. Hepsi aşkla ilgili diyor. Başka bir şarkı yok diyor. Çözümsüzlükler bunlar çünkü. Ben şarkı yazmak istiyorum diyor ama bir tek konu bu gibi görünüyor. Çözümsüzlük bunlar çünkü. Hayattaki Kemal Tayyar'ın sözü var ya drama düşmüş insan. Bu da dram yani. Dramatik yapı daha doğrusu bu zaten. O yüzden ben mesela hani bunun tek başına burada debelenmesi yerine gerçekten gidip yine işin uzmanıyla konuşmasını tavsiye ederim. Akıl akıldan da üstündür. Bu arada aslında gerçekten neyin arayışında olduğu ortaya çıkar. Ama en önemli şey öncelikle karşı tarafı da gözetmek diye düşünüyorum. Ahmet Altan diyor ki, bir ilişkinin üstüne üçüncü bir insanın gölgesi vurduğunda ilişki kararmıyor, tam aksine birden aydınlanıyor. O güne kadar görünmeyen, fark edilmeyen birçok sıyrık, çizgi, onarılmadan bırakılmış çatlak, sert ve üzücü bir ışığın altında ortaya çıkıyordu.

Evet, tabii bir de şöyle bir şey var. Şimdi bir sonraki kitapta aslında tam olarak bundan bahsedecektim ben. Bir sonraki kitapta eğlence bekliyor bizi. Eğlence bekliyor, evet. Aslında yani bu tip böyle evlilik dışı ilişkilerin... ...gerçekten çok aydınlatıcı yanı var. Süregelen ilişkiyi aydınlatabilir. Üzerine ışık tutabilir. Aynı şekilde kadını yahut adamı farklı şekilde özgürleştirebilir. Kendini daha iyi tanımasını sağlayabilir. Yani bütün bu arada bunlar olabilir. Bir şey tetikler.

Yani bir ilişki tetikler, o insan aslında kendini fark eder, ne olduğunu fark eder, ne olduğunu anlar. Aslında artık o ilişkinin bir önemi bile yoktur. Fikir beyan etmeye çok korkuyorum, yani kavga edeceğiz diye. Lütfen et, buyur. Yok, ben Ahmet Altan'dan atayım. Hayır, hayır, lütfen söyle. Unuttum fikrimi de, o kadar korktum ki. Fikrimi unuttum yani. Ben biraz pis bakarım arkadaşlar.

Bir başka erkeği özlemesine neden olduğu için kocasını hiç affetmeyecekti ve affetmedi diyor Ahmet Altan. Bir daha okur musun? Ben demiyorum. Bir daha söyler misin? Bir başka erkeği özlemesine neden olduğu için kocasını hiç affetmeyecekti ve affetmedi. Bunu biliyorum.

Bu duyguların arasında bir yandan da kocasına nasıl haksızlık yaptığını fark ediyor. Utancına bir de haksızlık yaptığını düşünmenin huzursuzluğu etkiliyor diyor. Allah'tan bu yüzden kocasına daha da sinirleniyor da olabilir. Hani sana suçluluk hissettiren kişiye ayrıca sinirlenirsin ya. Bir şey söyleyeceğim. Mesela ben bunu çok çok iyi hatırlıyorum. Bunu okuduğumda ben sinirlenmiştim kadına. Yani hani ben biliyorsun gerçekçilik, ağır gerçekçilik ekolünden geliyorum. Yani adam seni bir yere falan itmiyor.

Yani kendin bir şey seçtin, bir şey yaşıyorsun, bir duygu yaşıyorsun. Bu heyecan, aşk, o bu neyse ne, tansiyon falan filan. Bu da ama kabullen bu senin yaşadığın şey. Kimse seni buna itmedi. Narbe'ye mi söylüyorsun bunu? Hayır, Ahmet Altan'ın aldatmak romanındaki... Üzerinden narbeye söylüyorsun. Hayır, evet. Yani o kadın hani şey sinirleniyor ya adama, eşinin o sıkıcılığından dolayı onu Cem'e itmiş olması. Hayır canım, ne münasebet? O adam senin başına silahta yiyip evlenmediyse yani en başında... Hiç. Onu da sen seçtin. Yani yaşadığın duyguyu dürüstçe sahiplenmen gerekiyor. Bunu ben yaşıyorum. Bunun sebebi de benim, sonucu da...

Ben yaşayacağım. Kendine hafifletici sebep arama. Aramayın. Hayır, aramayın. O zaman dördüncü kitabımıza geçerek zirveyi görelim. Bak, bunu da kavga etmeden atlattık. Hadi bakalım. Ama ben kesin çıkışta kavga ederim, onu söyleyeyim. İstersen hiç bitmesin bu program. Alçaklardan kar yağıyor, üşümedin mi? Çıkıştaki dayağı düşünmedin mi? Eski bir tezahürat vardı öyle. Maça gidenler bilir.

Alçaklardan kar yağıyor üşümedin mi? Şimdi, hayatımın hikayesi. Harika bir... Giacomo Cazanova. Evet. Evet, Cazanova'yı nasıl biliriz? Duyar gibi oluyorum şu anda dinleyenlerin seslerini. Ne diyorsunuz ya Cazanova? Ki adamcağız da söylemiş, Narbey de söylemiş. Yani hani çapkın biri olduğumu da söyleyemem.

Biz niye bunu yaptık? Bu narbeyi biraz eğlendirmek için bu kitabı seçtik zaten. Bir öyle bir de şöyle bir şey var. Yani Casanova'da her kadına zaten aslında beraber olduğu her günde aşık oluyor. Aşık oluyor ve ilişki yaşadığı kadınların da o ilişkiden zevk almasına çok önemsiyor. Önemsiyor ve... Çağının ilerisinde bir... Biraz önce söyleyeceğim şey oydu ve o kadının gelişmesine, o kadının iş bulmasını sağlıyor, o kadının eğitimini geliştirmesini sağlıyor. Yani o kadını uyandırıyor aslında. Uyandırma özelliği var. Şimdi o bakımdan yani bir yerden sadece bir konuyu hiçbir zaman ele alamıyorsun.

Bir konunun her zaman derinliklerine bakman lazım. Kazanova, Kazanova'ydı ve bir sürü kadınla beraber oldu. Ama o kadınlara bir sürü bir şey katıyor. Don Juan gibi biri değil yani. Seviyeli bir arkadaş. Kazanova 1725-1798 yıldır arasında yaşamış. Kim olduğunu bildiğimizi zannettiğimiz bir abi ama yanılıyoruz. Tüm zamanların en ateşli çapkını. Skandalların adamı. Aşk makinesi.

Kumarbaz, dolandırıcı, asker eskisi, kaçak, beş parası soylu, casus ve serüvenci. Böyle bir hayat yaşadıktan sonra 60 yaşını geçip bir şatoda, Bohemia'daki Dux Şatosu'nda artık hatıratını yazmaya başlıyor. 12 cilt yazmış maşallah. 3500 sayfa falan. Bu bir seçki galiba bizim bu kitap o 3500 sayfa. Bizimkisi maalesef sadece 300 sayfa. Yani seçilmiş. Ama evet 12 cilti bizde yok. Kim okuyacak ay 12 cilti deyip öyle bir seçki yapmışlar. Halbuki baştan sona, baştan sona mükemmel bir aslında sosyal hayat, tarih kitabı. Çünkü Casanova öyle hani sadece aşklarını falan anlatmıyor. İçinde yaşadığı toplumun bütün inceliklerini, bütün ikiyüzlülüklerini, bütün komikliklerini, politikasını...

Her şeyini anlatıyor. Zaten adam değişik bir adam. Adam böyle çok fazla yani hiperaktif muhtemelen bugün olsa hiperaktif tanısık olacak. Annesi babası tiyatrocuymuş. Venedik'te bir tiyatrocu çiftin çocuğu olarak doğuyor. Ve işte zaten trajedi yani şey buradan başlıyor.

Anne baba torunuya giderken anneanneye bırakıyor. Sürekli anne bunu sürekli bırakıyor. Anneanne tarafı zaten soyadını da öz babasından değil annesinin sonraki kocasından almış. Orada başlıyor zaten şeyler. Ya şimdi bu ilahiyattan kimyaya matematikten hukuka eczacılıktan felsefeye pek çok dalda eğitim almış. Hepsini özümsemiş. İbranice, Fransızca, Latince ve Yunanca öğrenmiş.

Evet. Müthiş zeki bir adam. Daha ne yapsın adam ya? Dediğim gibi hiperhaktif. Bir çok zengin oluyor, sonra batıyor, sonra bir daha zengin oluyor, sonra bir daha batıyor. Kumar baz ya bir de, kumar da batırıyor. Evet. Göteyle bile arkadaşlığı var. Yani şöyle tabii, bunları kendi anlatıyor. Yaşlanmış artık, o hali. Kadınların da gözünden düşmüş. O haliyle bunları anlatıyor. Ne kadar doğru, ne kadar değil. Bizim Evliya Çelebi gibi. Hani belli değil. Her otobiyografi der. Kim dediğini unuttum. Biraz insanın kendini temize çıkarma çabasıdır. Yani kendi resmi tarihini yazar insan otobiyografi yazarken aslında. Başkalarının kendisini nasıl hatırlamasını istiyorsa öyle yazar. Ama Casanova'nın böyle çok güzel bir şeyi var. En dürüst biyografi deniliyor. Otobiyografi deniliyor. Öyle mi? Evet. En dürüst yani böyle en dürüst haliyle kendini en açık haliyle anlatıyor.

İtirafçı bir. Çok müthiş itirafçı. Hiç böyle şeyi başvurmuyor. Yani kendini böyle daha farklı tanıtmaya falan öyle bir derdi yok. Neyse onu söylüyor. Şimdi şöyle neden mesela Narbe'ye bunu düşündük kısmında bir şey daha var. Diyor ki Kasanova, evlilik aşkın tabutudur, diyor. Bunu söylüyor. Fakat yıllar sonra evlenmediği için büyük pişmanlık duyuyor. Yani işin sonunda tabii bir yaşlılık var ya. O yılları biz... Sen güzel bir laf vardı, onu ezbere biliyorsun. Neydi? Hani sen yaşlı olmak ne bilmiyorsun ama.

Ben genç olmak ne biliyorum. Biliyorum. Yani daha görmediğimiz bazı şeyler var aslında. Hani biraz o yüzden de belki bu kitabı okumak lazım. Nar Bey diyor, ben Kazanova değilim yani. Daldan dala atlamayı seviyorum falan demiyor ama yani bu da bir ilişki modeli. Çünkü benim dün yeğenin dediği gibi, üç yıl sonra bunun bitmeyeceğini nereden biliyorsun? Üç yıl, üç yıl, üç yıl, üç yıl, üç yıl devam edebilirsin. Bu da aslında bir kazanamadık. Bu da bir seçim canım. Zaten kazanamadık. Kaç tane ilişki yaşamış ki? 136. 136. Hani böyle kazanamadık. Ortalama bir Nişantaşlı'nın bugün yaşadığı kadar. Bugün zaten yaşadığı kadar. Atla deve bir şeyden de bahsetmiyoruz. Bir de tabii şey çok önemli. Bunda bir arkadaşım, psikolog arkadaşım söylemişti biri için. Annesinden kaşıkla alamadığını şimdi kepçeyle istiyor diye.

Yine iş aslında biraz dayanıyor, oraya gidiyor, varıyor. Annesini arıyor aslında. Yani bir sevgi arayışı, bir kadın tarafından. Bir kadın tarafından çok sevilmemiz gerekiyor, annemiz tarafından çok sevilmemiz gerekiyor. Artık bunun lamı cimi yok.

Bir, aşık olarak Kazanova'nın başarılı olmasının nedeni diyorlar, 18. yüzyılda kendi zevkine düşkün olduğu kadar, karşı tarafın da zevk almasına özen göstermesidir. Avustralya devlet adamı Count Lambert demiş ki, zekâsı ve hayal gücünü de onunla eşit düzeyde pek az kişi tanıyorum demiş, Kazanova'dan bahsederken. Ünlü müzisyenler, yazarlar, sanatçılar, siyasetçiler gibi tarihte yeri olacak pek çok insanı ağırladığı... ...Lux Chateau'sunda kütüphane sorumlusu olmuş artık şeyden sonra. Yaşık Kemal'i erdikten sonra. Bunları da orada yazmış zaten. Orada da 12 ciddik hatıratını yazmış. Öldüğünde de zaten hala bitmemiş. Ya bence konudan bağımsız olarak da... ...herkesin çok severek okuyacağı, çok şaşırarak okuyacakları bir eser. Hani böyle, ya ne alaksa Casanova'dan da yazar mı olurmuş deyip... ...onların böyle utançlarını suratlarında görebilecektir. Adamın asıl işi yazarlıkmış zaten. O yüzden yani konudan dediğim gibi bağımsız olarak da tavsiyemizdir.

Bir de daralırsa son zamanlarda ki ruhu daralanlara kitaplarla şifa önermek programımızın birinci misyonu. Nar Bey'in şöyle hoşça vakit geçirip yine kendisine arkadaşlık edecek birisi olarak Kazanova'yla ne yapabilir, dertleşebilir. Bir de şey çok güzel var, benim çok hoşuma giden bir bölümü var kitabın, diyor ki... ...ya diyor, tabii diyor, sağlığım yerindeyken, halim vaktim yerindeyken... ...herkes diyor bana diyor, tabii ki diyor, kollarını açıyordu diyor. Bütün kadınlar, adamlar, kontlar, onlar bunlar diyor. Ama diyor, fakir olduğumda, hastalıklı göründüğümde... ...hiç kimse diyor, bana diyor, dönüp bakmadı bile diyor.

İnsan bir yoldaş arıyor, bir can dostu arıyor. Değer yargılarını sorgulamak için de bence güzelce. Bu işin iki tarafı var. İki tarafı da sorgulayacak. Yani narbe biraz zor bir iş biliyoruz.

Kim çözebilmiş ki bunu? Biz çözelim. Shakespeare'in biri ölüm döşeğindeyken... ...lan tam anlayamadım ben bu kadın erkek ilişkilerini diye düşündüğüne eminim. Ya da düşünmese hiç şaşırmam yani. Evet, doğru. O zaman ben Künye'mizi bir şey yapayım, okuyayım. Evet, bu yayın esnasında 6 kere kavga ettik. Yayın 7 kere kesildi.

Bardaklar, çanaklar, hakaretler, havalarda uçuştu fakat sonunda bitirmeyi başardık. Size de gülerek her gününüzü bitirmenizi diliyoruz. Künyeyi okuyorum. İletişim yayınları, çevirmen Haydar Sayılı, 192 sayfa. Aşkın Ömrü Üç Yıldır, Federik Baybeder. Doğan Kitap, çevirmen Renan Akman, 170 sayfa. Aldatmak, Ahmet Altan, 216 sayfa Everest yayınları. Hayatımın Hikayesi, Giovanni Giacomo Casanova. Giovanni Giacomo, pardon. Everest yayınları, çevirmen Nilüfer Güngörmüş, sayfa sayısı 300. Bize lütfen e-maillerinizi biblioterapi.media.com adresine göndermeyi unutmayın. Ayrıca bu kitaplarla ayrıntılı bilgiyi aşağıdaki linklerde bulabilirsiniz. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için Biblioterapi şimdilik ne yapıyor? Bitiyor.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)