Podcast

S2E18: Aşık Olmamalıyım!

Bibliyoterapi

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bibliyoterapi'nin bu bölümünde Aslı ve Tuna, aşık olmaktan korkanlara, aşık olmamam lazım diyenlerin derdine şifa arıyor. Keyifli dinlemeler!
Aslı ve Tuna’ya [email protected] mail adresinden yazabilirsiniz.

Ingeborg Bachmann - Malina
Aslı Perker - Ayrılığın İlk Günü
Daniel Bergner - Kadınlar Ne İster
Frederic Beigbeder - Romantik Egoist

Bonus:
Irvin D. Yalom - Gift of Therapy
Lev Tolstoy - Anna Karenina
Leos Carax - Kötü Kan (film)



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

4.598 kelime · ~23 dk okuma

Dermanı kitaplarda arayanların haftalık podcast'ı Biblioterapi'den herkese merhaba. Ben Aslı Perker. Ben Turek İremitçi. Mahalleme okuyabilir miyim? Tabii buyurun. Dünya halinden sıkılanlar, ütsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için Biblioterapi ne yapıyor? Başlıyor.

Efendim, merhabalar. Merhabalar, nasılsınız? İyiyiz. Ben de tam şey diyecektim, espri hazırlamıştım ama şu an hazırlamıştım zaten. Yine bir iyi, bir kötü haberim var diyecektim. İyi haber Tuna Kiremitçi burada, kötü haber ben buradayım. Kötü haber de Tuna Kiremikçi burada dememene şaşırdım. En sevdiğim şeylerden biri, hobilerimden biri Tuna Kiremikçi'yi yer yer gömmektir. Gömmek. Ataspor. Şimdi atasporumuzdur evet. Şimdi Tuna'cığım tekrar hoş geldin. Bu sıkışık programın içine bizim programımızı da alabildiğin için çok teşekkür ediyorum. Yok sıkışık değil ki programım.

Sağ ol. Çok sıkışıklık programı yok. Teşekkür ederim. Yalan söylediğimi gösterdiğin için. Hayır yani konserlerim falan vardı ya o yüzden. Oluyor bazen. Evet. İyi bari. Şimdi direkt sorumuza geçelim. Aslında geçen hafta ben yalnız konuştum. Daha doğrusu geçen hafta değil, evvelki hafta. Ben yalnız konuştum. Yaz çarpması bölümü yaptım. Dinlemiş miydin bilmiyorum. Zorla dinlettim zannedersen. Yaz çarpmasını takip eden bir konu gibi aslında bu. Şöyle bir şey bahsetmiştim. Yaz çarpmasının en önemli kriterlerinden biri aşık olma hissidir demiştim. Bu mevsimde insan böyle bahar falan aylarında, baharın sonuna doğru iyice bir aşık olası gelir. Devşer gönül yayları gelince bahar ayları. Evet. Ebru E adlı dinleyicimizden çok net bir soru var. Söylüyorum. Bir daha aşık olmamak için ne okuyayım?

Transkriptin tamamını oku

Gönül yaylarımın gevşememesi için ne yapmalıyım diyorum. Evet. Şimdi şöyle Ebru Hanım galiba şeyi geçmiş. Olur mu Ebru Hanım? Aşk güzel bir şeydir. Vazgeçmeyin aşktan. Hayatın devamını sağlar işte falan filan gibi şeyleri geçmiş. Bunları yemeyecek bir durum değil. Hayır yani o kadar bezmiş ki gerçekten bir daha aşık olmak istemiyor. O yüzden ona aşık olmaması için neler önerebilirim diye düşündüm ben. Bu da ne? Madam Bovary, Anna Karadina.

Sonu felaketle biter, çeşitli aşk hikayeleri. Şimdi ben şöyle düşündüm, farklı bir yaklaşım düşündüm. Kadın olduğu için Ebru Hanım. Erkeklerden tiksinebileceği şeyleri düşündüm. Onu nasıl tiksindiririm erkek cinsiyetinden diye düşündüm. Tabii bu arada hani eşcinsel olmadığını düşünerek konuşuyorum ama... ...zannediyorum şeyinden, e-mailinden öyle anlamıştım. Erkeklerden nasıl tiksinilir kitapları buldum ben. Erkek milletinden. Erkek milletinden nasıl tiksiniriz kitapları buldum. Ki bence çok mantıklı.

İkrah mı etsin yani erkeklerden? Evet, evet. Şimdi bununla ilgili o zaman ilk kitabıma geçeyim mi? Geç. Malina. Ben bunu ilk böyle 20'li yaşlarımda falan okumuştum. Kitap zaten aslında 70'li yıllarda çıkıyor yanlış hatırlamıyorsam. Ingeborg Bachmann. Evet, Ingeborg Bachmann'ın... Ben Bachmann diyorum. Bachmann tabii doğrusu. Faşizm iki insan arasındaki ilişkide başlar diyen adla değil mi bu? Aynen öyle. Faşizm atılan ilk bombalarla başlamaz. Her gazetede üzerine bir şeyler yazılabilecek terörle de başlamaz. İnsanlar arasındaki ilişkiler de başlar. Faşizm erkekle kadın arasındaki ilişkide başlar. Bu kitabın arka kapağında da yazıyor olabilir bu arada.

Yaşasın demokrasi diyerek erkeklerden o zaman... ...kaçmasını önerebiliriz. Evet. No fascism, no cry. Şimdi şöyle... ...Bachmann sevdiği, sevmediği, hayatında var olan tüm... ...erkeklerden çektiği eziyeti... ...en aşık haliyle anlatıyor. Aşık olmanın insanın gözünü ne kadar kör ettiğini... ...bu romanda eğer göremezse bir insan... ...başka da bir yerde göremez gerçekten. O yüzden ben tavsiye ediyorum.

Şimdi şöyle, bu romanda aşk teması karmaşık ve çok yönlü bir şekilde ele alınıyor. Aşık olmanın zararlarını söylüyor mu bize pek? Tabii söylüyor. Hem de başlıkları ayırarak söylüyor. Şimdi hem bir tatmin kaynağı hem de derin duygusal çalkantıların yaşandığı bir alan olarak tasvir ediyor aşkı. Ve aşk temasının bazı yönlerinden bahsediyor. Şimdi bunu sen de ben de tabii çok iyi biliyoruz değil mi? Yani... Bir arkadaşımın sözü geldi. Ne?

54 yaşında bir ortak arkadaşımız, sevgilisinden ayrılmıştı, erkek. Yani 54 yaşında olan arkadaşımız erkek. Bunu söyleyen arkadaşım da bir kadın yazar, tanınmış bir yazar arkadaşımız. Onun için isim vermiyorum. Görece daha genç, otuzlu yaşlarda bir genç hanımdan ayrılmış bu 54 yaşındaki beyefendi ve aşk acısı çekiyor. Bu ortak yazar arkadaşımız da dedi ki... ...54 yaşında bir erkeğin aşk acısı çekmesi kadar çirkin bir şey hayal edemiyorum.

Ya ama işte o aşk öyle senin kontrolünde olabilen bir şey değil ya. Hani ben şimdi Ebru Hanım'ı tiksindirmeye çalışacağım ama... ...bir yandan da aşk öyle bir şey değil. Yani senin çok böyle kararına kalmış bir şey değil. Aşk karanlık bir mevzu aşk ama bir tarafıyla da. Çünkü şey yani insanın bencilliği ve karşısındakini... ...sahiplenmeye ve bu yüzden de ya benimsin ya kara toprağın noktasına kadar... ...götürebilecek bir şey yani cinayet işlemi diyor bu konuda. Değil mi? Diyor ki abi çok aşıktım diyor.

Herif öldürmüş kadını. Çok aşıktım abi. Aferin yani. Yani böyle açıklamalara da konu alabilen... Aslında bu var ya, bu söylediğin şey bence hakikaten çok önemli. Yani bu üzerine çok daha fazla düşünülmesi gereken bir şey. Belki de Batı toplumlarında bu örnek çok fazla görülmediği için... ...ve bize de bu tip araştırmalar Batı toplumlarından geldiği için çok anlaşılmıyordur. Ama bu sadece Doğu toplumun erkeğinin deliliği falan değil. Aslında aşkın başka toplumlarda nasıl yaşandığının da göstergesi.

Bahane olarak diyor ki abi çok aşıktım diyor. Bahane de değil belki de. Gerçekten çünkü insanın gözünü kör edecek bir yanı var. Bak işte Malina da bunu anlatıyor. Yani bir insanın gözü aşık olduğunda nasıl kör olur? Hafazanallah. Ama hafazanallah. Aman kızım sen olma. Şimdi bunu ben mesela çok geç öğrendim. Çok çok geç yaşta öğrendim bir insanın gözünü nasıl kör edebildiğini... ...ve oralardan nasıl çıkabileceğimi. Maalesef çok geç öğrendim. Aklı devreden çıkarmasıyla alakalı bir şey zannediyorum. Çünkü biz akıllandığımız an insan türü olarak doğadan kopmuşuz. Demişiz ki işte bu ağaç, ben de insanım. Bu bilinciye ulaştığımız zaman doğadan kopmuşuz. Aşk bu bilinci devreden çıkarıp bir tatlı bilinçsizlik hali yaratıyor. Ve bizim doğaya geri dönme özlememiz çok eski bir özlem. Sanki bu gerçekleşmiş gibi bir yanılsama yaratıyor bizde. Ve bu o kadar sağroş edici ve büyülü bir şey ki...

Geçici ya da sonunda zararlı olacağını bilmemize rağmen kapılmadan edemiyoruz. Çok çok güzel anlattın. Ve o hali herkes yaşıyor. Yani ben diyorum ya ben mesela bunu çok geç öğrendim ama eğer benim etrafımda, benim yaşlarımda bunu bana anlatabilecek biri olsaydı... Belki de vardı sen duymadın.

Yoktu ya. Çünkü bizim bir önceki dönemimiz, yani bizden bir önceki nesil... ...böyle çok her şeyi konuşabilen bir nesil değildi ya, hatırla. Bizim annelerimiz, babalarımız böyle çocuklarıyla her şeyi konuşan... ...uzun uzun anlatan, deneyimlerine aktaran bir nesil değildi. Gençlere gidip, aşk meşk, boş işler bırakın çocuklara bunu falan desen... ...okey boomer deyip geçerler ve on dakika sonra unutmuşlar. Unuturlardır seni, unuturlar seni. Ama şöyle bir şey var işte o yüzden mesela böyle destekleyerek... ...kitaplardan örnekler vererek mesela bak bunu oku bak burada. Ama böyle işte Anna Karenina gibi esas o boomer. Hani Anna Karenina'da okuma ne o öyle aşık olursan bak sonu böyle olur. Değil yani. Dile ki yasak aşk yaşarsan bir de hani örflere, ananelere... ...aykırı bir yasak aşk yaşarsan sonunda bihter gibi olursun. Örvün Yolum'un bir kitabını okuyorum. Bu arada çok fazlasını okudum ve dinledim de bu hangisiydi? Neyse şimdi unuttum. Şey, Gift of Therapy. Terapi Hediyesi kitabın adı. Orada ya diyor gelir diyor karşına diyor danışan diyor. Başlar diyor işte şöyle mutsuzum, şöyle işte dalgınım, işte şöyle depresyondayım. Seanslar geçer, seanslar geçer, seanslar geçer diyor. Sonunda diyor anlarsın ki diyor aslında diyor... ...evliliktaşı bir ilişki yaşıyordur. Başka birinden aşık olmuştur. Ya diyor ve bunu söyleyemez sana. Evliliktaşı ilişki yaşadığını ve başkası aşık olduğunu söyleyemez. Neden? Çünkü sosyal kuralları karşı. Bunu sana söyleyemediği için diyor haftalarca terapi gider diyor. Bin dereden su getirir. Ya diyor içinden dersin ki diyor. Bak böyle de anlatıyor çok tatlı. İçinden dersin ki ya şunu en başta söyleseydin de... Haftalarca uğraşmasaydık. Humanita yapmış yani kısaca değil mi? Aşık olmuşsun, aklın gitmiş yani. Sen şu an hayatı başka bir yerde zannediyorsun. Yani bu yaşadığın hayat o yüzden sana korkunç geliyor. Çünkü o ulaşamadığın yerdeki hayat sana çok güzel tatlı geliyor. Algısı da değişiyor insanın tabii. Değişiyor tabii. Halbuki yani böyle hani şey demek lazım, bir sakin ol, bir zaman geçsin, bir bekle, dur bakalım yahu neyse ne. Şimdi Malina'daki aşkın farklı yönlerinden kısaca bahsedebilir miyim? Bak Figaro'nun düğününden bir alıntı yapacağım sana. Hassas ruhlar, sadık ruhlar, siz hafif aşkı ayıplayanlar. Bitsin bu zalimce yakınmalar. Değişmek suç mu bu kadar? Aşkın kanatları varsa eğer daldan dala konmak için değilse neden? Daldan dala konmak için değilse neden? Daldan dala konmak için değilse neden?

Figaro'nun düğününde bu marşı... Daldan dala kon diyor yani. Aşkın kanatları varsa madem diyor. Evet. Şimdi bir Milana'da... Milana nereden çıktı? Milana'da bir karşılıksız aşk. Bu, Johanna'nın Milana karakterine duyduğu aşk... ...ve hikaye boyunca büyük ölçüde karşılıksız kalıyor. Milana'ya olan yoğun duygusal bağlılığı... ...bir acı ve özlem kaynağı haline geliyor... ...ve aşkının tatmin edilmemiş doğasını vurguluyor.

İkincisi, yıkıcı aşk. Bu romanda bütün bunları bulabileceksiniz, öyle söyleyeyim. Karşılıksız aşk var, yıkıcı aşk var. O da Johanna'nın Ivan ile olan bağı genellikle yıkıcı olarak tasvir ediliyor. Aşk güç dinamikleri, manipülasyon ve duygusal istismarla iç içe geçiyor. Karakterler kendi yıkıcı eğilimleriyle ve eylemlerinin zarar verici sonuçlarıyla mücadele ediyorlar. Artık bunu okuduktan sonra hala aşık olursanız, sorumluluk almıyoruz. Üç, ilizyon ve fantezi. Bu romanda aşk anlaşılması zor ve anlaşılması güç bir kavram olarak sunuluyor. Juana'nın aşk algısı özellikle de Malina'ya olan tutkusu gerçeklik ve fantezi arasındaki çizgiyi bulanıklaştırıyor. Aşk öznel ve yanılsamalı bir deneyim haline gelerek...

...kafa karışıklığına ve gerçek dışılık hissine yol açıyor ki bu hepimizde olan şey. Bak daha da kötüleşiyor. Kayıp ve yokluk. Aşkın yokluğu ve buna bağlı acı romanda tekrar eden bir motif. Johanna hayatındaki aşkın yokluğunu yansıtan kayıp, terk edilme ve yalnızlık duygularıyla boğuşuyor. Allah'ım ya. Gerçekten. Hani yokluğunu yansıtan kayıp, terk edilme, yalnızlık, hepsi var. Yine bunlar yaşadığımız şeyler, hisler. Duygusal boşluk. Bir de romanın bir tane daha pozitif yanı var diyebiliriz. Kendini sevme ve kimlik. Yani öz sevgiden geçtiği her şeyini... ...kendini sevmeden başka birini doğru düzgün sevemeyeceğin... ...kendini sevmeyi bilmeden başkasını sevemeyeceğin konusu üzerine de... ...kitap yoğunlaşıyor. Sevişmek insanın kendi tadına bakmasıdır demiş Edip Cansever. Aaa. Bak şimdi gene koydum. Bir de şiir okumayacaksınız. Aşık olmak istemiyorsanız.

Yasak. Yasak. Şiir... Senin bir zaman şeyin vardı ya aşk yasaklansın, aşık olmak yasaklansın. Şiir okumak da yasaklansın. Bahar yasaklansın bence. Yazdaki o bir havadaki o bir koku var. O yasaklansın. O iptal edilsin. O iptal edilsin. Kaldırılsın. Evet. Böyle güneş... Bak bugünkü hava ne kadar güzel. Bu havada aşık falan olamazsın. Bu havanın da kendine göre bir melankolisi var. Melankolisi var işte. Kendi kendine aşık olursun bu havada. Başkasına gidip aşık olmazsın.

Baharda herkes aşık olur Marifet. Bu havada olmak. Peki. Bu yani birinci kitap Malina. Daha ben ne diyeyim? Dediğim gibi her tür aşkın kötü yönünü bu kitapta bulabileceksiniz. Go for it. Okuyun ve gerçekten aşktan nefret edin diyorum Sayın Ebru Hanım. İkinci kitap da bundan az kalır değil. I Love To Hate You. Nedir? Ayrılığın ilk günü.

Ünlü yazarımız Aslı Perker'in asabi bir çalışmasıydı. Şimdi bu kitap yayınlandı. Fevri bir... Fevri bir çıkış. Fevri bir çıkış. Bu kitap yayınlandı. Nazlı Berivan Ak aradı. April yayınlarında editör. Aynı zamanda işte çeşitli yayınlara da edebi eleştiriler yazan bir editörümüz ve... ...çok iyi bir okurumuz diyebiliriz herhalde Nazlı için. Nazlı beni aradı ve dedi ki... En önemli editörlerimizden. Ben öyle olduğunu düşünüyorum evet. O yüzden zaten bunu şimdi söyleyeceğim. Nazlı beni aradı ve dedi ki, Aslı sende de kitap yazmamışsın dedi.

Sen dedi performans yapmışsın dedi. Sağlı solu yumruklar indirmişsin kendine dedi. Doğru bu kitap benim kendime attığım, daha doğrusu benim nezdimde... ...o karakterin ya da o karakter nezdinde benim kendime attığım yumruklardır. Mid love bombing, ghosting. Gaslighting. Sonunda kara toprak. Nihayet kara toprak. Bu kitapta sen anlatmak ister misin? Kendi kitabımı da ben mi anlatayım?

Hayır, bir kadının, otuzlu yaşlardı galiba kahraman. Evet. Bir kadının... Yanlış hatırlamıyorsam otuz beş falan, ben de tam hatırlamıyorum. Yani ayrılıktan sonraki bir yirmi dört saatini anlatıyor. Yani sabah uyanıyor, sevgilisinden ayrılmış. Ondan sonraki yirmi dört saat boyunca neler yaptığını saat saat anlatıyor. Fakat anlatıcı da çok enteresan. Kendi iç sesi kadının anlatıcı ve bazen karakterin kendisiyle de konuşuyor. Hatta karakterin kendisiyle münakaşa ediyor bazen. Kavga ediyor bayağı. Kavga ediyor.

...onu eleştiriyor, yargılıyor, suçluyor, akıl veriyor, sakinleştirmeye çalışıyor. Yani böyle anlatıcının da bir karaktere dönüştüğü kitaplar vardır. Yani zaten yazarlar bilirler ki anlatıcı da karakterlerden biridir ama... ...bu kadar da altı çizilerek anlatıcıyı karakter haline getirmesi... ...üstüp olarak yazarımızın yaptığı güzel bir deney olarak öne çıkıyor.

Göze batıyor, kaydı değer bir şey olarak görünüyor. Ama buradaki en tatlı şey, kitabın fevriliği baştan sona kadar. Çünkü yeni ayrılmış bir kadın, sabah uyandı, uyandığı zaman içinde bulunduğu ruh haline... ...yirmi dört saat bölgenin nasıl sürdüreceği ve bu ilk yirmi dört saatin ayrılığını nasıl atlatacağız diye bir şey. Yani birisinden ayrılmış bir sevgiliniz varsa hediye edebileceğiniz bir kitap. İlk yirmi dört saatinde okusun diye.

Evet, bir arkadaşınız varsa. Birisinin ayrılmış bir arkadaşınız varsa. Ben ne dedim? Sevgiliniz varsa. Tamam, ayrıldığınız sevgilinize de hediye edebilirsiniz o zaman. Edebilirsiniz, evet. Doğru, o da doğru. Allah senin cezanı versin diye. Ama yeni ayrılmış arkadaşlarınıza hediye edebileceğiniz bir kitap. Aynı zamanda da aşık olmak üzere olan arkadaşlarınıza da hediye edebileceğiniz bir kitap. Bence de çünkü çok şöyle... Sonunda işin varacağı nokta bu arkadaşım yani. Evet ve bir de ben bu kitabı şu yüzden aslında önemsiyorum diyebilirim. Çok güncel bir zamanda geçiyor. Yani güncel bir dil var. Hani İnstagram'ı, Facebook'u, Facebook bile değil artık da yani. İşte Whatsapp'ı, Mavi Tik'i, 2Tik'i, Görüldü Atmak, işte Gaslighting, Ghosting hepsi bunların kitapta var. Yani o kavramları kelime olarak kullanmadım. Çünkü inanmazsın o günlerde bu kavramlar daha kullanılmıyordu. Hatırlarsan Gaslighting, Ghosting. Hayır, ben de kullanmadım o kelimeleri. Çünkü kullanılmıyordu hakikaten. Ondan sonra çok fazla kullanılmaya başladı bu kelimeler. Başlandı. Nazlı Berivan kitap hakkındaki yazısında kullanmıştı zaten. Ben de ilk orada gördüm. O şeyi kullandı. Hayır, o...

Hepsini kullanmıştı işte, Gaslighting, Ghosting, Lovebombing... Sonunda Kara Toprak, Feyyaz'ın tabi de hani ilk üçünü o yazıda bu kitabı açıklamak için kullanmıştı. Doğru. Ya bunların hepsinin yaşandığı ve bunları benim aslında kitaptan anlattığım, romandan anlattığım şey... Bunu kendi kendine yaşatıyorsun. Yani biri sana evet bunları yapıyor, doğru. Ve ilişkiler o yüzden bence çok zor günümüzde. Çünkü buna eğilim var. Bütün teknoloji de buna yardımcı oluyor. Buna olanak sağlıyor. Hızlandırdı. Eskiden de belki vardı. Eskiden de birine mektup gönderiyordun. Belki hiçbir zaman cevap alamıyordun. Mesela benim annem babama çok fazla ghosting yapmış.

Ne adamlar sevdiğiniz zaten yoktular mı acaba? Yani babam ona mektup göndermiş, göndermiş. Annem asla cevap yazmamış. Tam olarak bir ghosting yapmış yani. Mavi tık bile açmamış. Mavi tık bile yok. Hani orada da bir farkı ne? Çok uzun bir süreç, yani uzun bir süre yayılıyor. Bu günümüzde çok hızlandı. Ve bunun sancıları çok fazla. Çünkü bir ilişkide bunu yaşamıyorsun. Arda arda beş, altı, yedi ilişkide bunu yaşayan insanlar, arkadaşlarım var. Ben bu romanı yazarken bir sürü insanla röportaj yaptım. Bir sürü kadınla röportaj yaptım. Yani öyle bir ikiyle sınırlı değildi maalesef. Hepsinde aynı şeyi yaşıyordur. Ama o zaman ben de romanda bunu, kadına şunu sorduruyorum. Ya bunu sen yaptır diyorsun.

Sen yaptır diyorsun. Yani bu tufaya sen düşüyorsun. O yüzden çok fazla kendi kendine tokat var. Kendi kendine çok... Biraz kendine getirme çabası bence kadını roman. Yani o Malina'daki o öz sevgi, öz değer aslında konusunu bende başka bir türlü anlatıyorum. Nasıl bir şifa öneriyorsunuz dinleyicimize? Bence yani bu romanı... Bu kitapta nasıl bir şifa bulacaksın? Şu yani bunu okuyan gerçekten bunlarla... Tövbe eder bu işlerin. Tövbe eder. Karşılaşacağını biliyor çünkü. Neyle karşılaşacağını biliyor artık. Çünkü ya bu başkalarının başına geldi, benim başıma gelmez diye... ...bu herkesin başına geliyor. Ve bunu okuduğu zaman en azından bana göre şeyleri bilir. Basamakları bilir. Ne de haklıymış meğer, aşk uğruna yananlar. O zaman bir ara manimizi senden alalım. Özlüyoruz. Dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar... ...ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için... ...biblioterapi ne yapıyor? Devam. O

zaman ne diyelim, şey diyeyim mi ben? Daniel Bergner'den Kadınlar Ne İster? Evet. Adlı kitap. Hadi dedik gitti.

Şimdi bu kitabı da şunu yüzden öneriyorum. Kadınlar Ne İster kitabı... ...tamamen geleneksel inançlara ve klişelere meydan okuyarak... ...kadın cinselliği konusu araştırılıyor. Şimdi mesela erkeklerin kafasında bizim cinsel yaşantımızla ilgili bir fikir var. Ben bunu hep söylüyorum, hepsi yanlış. Hiçbir halt bilmediğinizi düşünüyorum. Geçenlerde bir okurum beni... Nasıl bilmiyoruz? Siz onu yaparken biz de yanınızda oluyoruz genellikle ama. Çoğu şeyi yanlış yaptığınızı söyleyebilirim. Evet. Şimdi geçenlerde bir okurum bana bir mesaj gönderdi Instagram'dan. Kadını en iyi anlatan sizce hangi yazardır? Erkek yazar hangisidir diye. Bir de böyle alternatifler de sundu. Şimdi bak unuttum. Ahmet Altan'ın dediği olarak hatırlıyorum. Çünkü ona özellikle karşı çıktığım için onu hatırlıyorum. Ahmet Altan kadın anlatıyora karşı çıktın yani.

Yani onun anlattığı kadınla benim tanıdığım kadın arasında... ...hiçbir benzerlik yok mesela. Tamam, evet. Anladım, evet. Ben erkeklerin gerçekten kadını çoğunlukla yanlış anlattığını düşünüyorum. Anlamadığını da düşünüyorum. Cinselliği de aynı şekilde kendi bildikleri gibi... Kadın cinselliği. Kadın cinselliğinin dayattıklarını düşünüyorum. Sallıyorlar yani kısaca. Zaten anatomi güçleyenleri mi ki bunların? Bunların hepsi yani anatomi bilgisiyle mi donanmış ki? Hele ki bir Türk erkeğinden bahsedersek. Çok mu biliyor ki ne yapacağını biliyor acaba? Bir de bizim sadece yani kitap sadece... Kim arkadaşım onlar ya?

Şöyle... Hayırdır yani? Danielle Bergner bu arada insan psikolojisi ve cinsellik üzerine çalışmalarıyla tanınıyor. Hiç olmazsa ya. Ve şöyle, sadece hani bizim cinselliğimizin nasıl yaşandığı değil... ...nasıl uyarıldığımız, nelerden uyarıldığımız, nelere tepki verdiği vücudumuzun... ...bunların da konuşulduğu bir kitap bu. Şöyle mesela kadın bir sürü röportajlar yapıyor. Çok kişiyle görüşüyor da, araştırma yapıyor.

Kadın arzusu ve uyarılmasının karmaşıklığına dair... ...içgörüler sağlamak için bilimsel araştırmalar... ...ve bu alanda uzmanlarla yapılan röportajlar var kitapta. Şimdi diyeceksin ki peki bunun şifası ne? Şunu aslında demek istiyorum yani bundan daha haberi olmayan bir cinsiyetten... ...karşı cinsten ne aşkı bekliyoruz diyorum. Onun için... Neydi yazarımızın adı?

Daniel Bergner. Daniel Bergner'dan haberi olmayan birinden zaten ne hayır gelir. Öyle yani bir yandan da. Kim bu Daniel Bergner ya çıksın. Yani bizim hani arzularımız, tercihlerimiz hakkında toplumun bazı bilindik düşünceleri var. Kadınları. Kadın şunu arzular. Toplum derken erkeklerden bahsediyorsun.

Yani tabii, tabii. Evet, aynen öyle kadınlardan bahsetmiyorum. Ama bize de artık dayatılmış şeyler var. O yüzden yani Blue Diamond, Blue Daymond reklamı, Zen, Zensiz Olmaz reklamı var. Her kadinin hakkı. Her kadinin hakkı. Çünkü artık bu bize de dayatılmış. Yani sanki o yüzüğü takınca bizim arzularımız yükselecek falan. Yani ben mesela tamamen sapiz seksüel bir insanım. Ben beyinden, zekadan etkileniyorum. Yani inan bana pek çok kadın da zaten bundan etkilenir. Tabii ki karşında çünkü konuşabilecek insan istersin. Her konuşamadığında ama bir tek taş verse o da fena olmaz. Aha gene konuşamadım. Al bir tek taş daha sonra. Meğerse reklam almışız değil mi? Hayır yani.

Zengin olursun. Buraya bekliyoruz. Blue Diamond'ın neyini? Romantizminde değilim ben. Sensiz ha evet. Herif konuşamıyor mesela ya. Ama babada para var. Her konuşamadığında onu kapatmak için bir tek taş veriyor. Zaten Anadolu'da yaşanan bu değil mi? Hani şöyle bir şey var. Al bilezik. Bak şimdi hasat zamanı mesela. Bunu sana daha önce galiba anlatmıştım. Hani bu kadar pavyon burada neden var demiştin sen eski Foça yolu üzerinde. Pavyon, pavyon, pavyon, pavyon.

Çünkü şimdi orada mesela hasat zamanı gayet güzel parasını kazanıyor. Gidiyor ürününü satıyor, paraları alıyor. Şimdi bu adamın yaptığı ilk şeyi söylüyorum sana. Evet. Ne bu adamın ilk yaptığı şey? Hatırlıyorum ben ne söylediğini. Hatırladığın için olmayacak. Sen çünkü ilk pavyona gidiyor demiştin. Hayır. Bu adam önce gidiyor evine karısına. Diyor ki gel seninle bir çarşıya çıkalım. Önce bir kuyumcuya götürüyor. Buradan buraya gösteriyorum şu an. Bileğinden dirseğine neredeyse bilezikleri oraya altınını takıyor. Ondan sonra diyor ki gel bir mefruşatçıya gidelim. Sonra gidiyorlar. Evin bütün perdesi, o su bu su. Değişiyor. Değişiyor. Bütün işte Menemen çarşısına gidiyorlar mesela. Bütün koltuk yüzleri, her şey değişiyor. Şimdi kadının görevi artık şu andan itibaren belli oldu. Kadın konu komşuyu çağıracak, günlerce süren günler yapacak ve yeni eşyalarını herkese gösterecek. Adam ne yapıyor? Adam pavyona gidiyor. İşte gerçek romantizm. İşte ideal ilişki.

İşte Anadolu İrfanı. İşte evet. Adam pamyona gidiyor. Anadolu İrfanı yanılıyor, olamaz Aslı. Paraları orada bir güzel eziyor. Bak bu dediğin tam. Yani böyle vın vın situation. Vın vın situation. Vın vın situation. Bu işte. Gelsin olgalar, gitsin Svetlana'lar. Mesela, evet. İşte Anadolu irfanı budur, yanılmaz. Ya bak bence ben tiksindim şu an aşktan yani. Ebru Hanım bence iyi gidiyoruz. Nasıl bir şifa bulacağız daha değil mi? Bence, bence çok iyi gidiyoruz. Bir de şimdi dördüncü kitabı da patlattık mıydı? Bence bu iş tamam. Dördüncü kitap, Fredric Baybeder. İnşallah gençler dinlemiyordur, dinleyeyim.

Frederic Baibeder. L'Egoiste Romantique. Fransız edebiyatının yaramaz çocuğu Frederic Baibeder'den Romantik Egoist. Şu alıntıyla kitabı açalım. Aşk lunapark trenleri gibi. Önce yükseliyor, sonra birden iniyor, sonra tekrar çıkıyor, geri iniyor ve sonunda içine kusuyorsunuz.

...diyerek zaten giriş yapmış. Bridget Jones'un günlüğüne... ...rakip olmak için böyle bir günlük yazmaya karar veriyor Frederick Bybeler. Oscar diye de bir karakter yaratıyor yani kitabı. Aslında anlatıcı karakter yaratıyor. Bire bir kendisi olarak algılanmasın yazan diye. Ve gün gün kırkına merdiven dayamış... ...hem ergenlik bunalımını hala yaşayan... ...hem de orta yaş bunalımına da yavaş yavaş girmekte olan... ...yani ikisini bir potada eriten bir arkadaşın... Hayata, kadınlara bakan bir küçük burjuvanın aslında bakışı. Ama zaten küçük burjuvalar dışında kimse bu mevzuları da düşünmediği için... ...en iyi onlardan dinlemek gerekir zaten. Bu arada o da aslında onun yazdığı dönemin modern aşk ve ilişkilerin karmaşıklığını anlatıyor. Hani benim ayrılan ilk günde yaptığım şeyi o da yine aynı şekilde ama kendi döneminde yapıyor. En meşhur kitaplarından birinin adı nedir? Aşkın ömrü üç yıldır. Frederik Baybeder'in. Şey gibi, kuruluş dönemi, duraksama dönemi, gerileme dönemi gibi... ...üç dönemi ayırıyor zaten aşk o zaman. Kadınlar diyor, sevgililerini kocaya dönüştürmek istiyorlar. Bu da onları hadım etmekle aynı kapıya çıkıyor. Erkekler daha iyi değiller. Onlar da metreslerini, ev kadını... Dişi kaplanları anneye dönüştürüyorlar. Aşk acısı çekme korkusundan kadınlar da erkekler de farkına varmaksızın aşkı can sıkıntısına tahvil etmeye çalışıyorlar. Ama can sıkıntısı aynı zamanda bir acı çekme biçimi. Bir çifte her zaman bir acı çeken ile bir canı sıkılan olduğu söylenir. Ben acı çeken olmanın daha iyi olduğunu düşünüyorum. Zira acı çekenin canı sıkılmaz. Halbuki canı sıkılan acı da çeker.

Çok ilginç. Ya bak bir şey anlatabilir miyim? Aslında bu biraz renk düşecek. Yine Yalom'dan. Bir vakasını anlatıyor. Vaka geliyor. Böyle ellilerinde bir adam. Bir sevgilisi var. Daniela diye. Ondan sonra kadın doktor. İşi gücü olan böyle ve ayrı şehirde yaşayan bir kadın. Kadınla bir zaman tanışmışlar. Galiba adamın karısı ölmüş mü ya da boşandıktan sonra bir zaman tanışmışlar.

Böyle güzel bir ilişkileri var. Ayrı mesafe, uzak mesafe ilişkisi olduğu için de daha rahat gidiyor falan filan. Kadının adama karşı son derece ilgili, şefkat dolu ama işi var yani. Fakat bu adam şeye gidiyor, yalama gidiyor, danışmaya başlıyor.

Ve işte derdi de şu, ben bu ilişkiden yeteri kadar aradığımı bulamıyorum diyor. Çünkü Daniela çok yoğun bir insan doktor olduğu için işte konferanslara gidiyor, bilmem neylere gidiyor. Mesela her hafta sonu buluşamıyoruz. Gelecek oluyor, konferans çıkıyor, gelemiyor. Bana yeteri kadar benim yanımda değilim. Ben halbuki daha fazla vakit geçirmek istiyorum. Daha fazla ilgi alaka istiyorum diyor.

Bu arada da diyor son zamanlarda son diyor üç aydır bir genç bir kadınla tanıştım. O da çok işi gücü çok yerinde, parası olan bir kadın... ...ve adama çok çok ilgi alaka gösteriyor ve çok güzel bir kadın.

Diyor ki bir de böyle biriyle tanıştım. Bu da diyor bana bütün bunları sunuyor diyor. Yani ben şimdi Daniela'yla mı diyor devam etmeliyim? Bu kadınla mı devam etmeliyim? Yani ne yapmalıyım? Yolum içinden diyor ki burada diyor cevap çok belli değil mi diyor. Senin ihtiyaçların neler? Biriyle daha fazla vakit geçirmek. Düzgün bir kadın istiyorsun. E bu kadın düzgün de. Ama içinden bunu söylüyor. Yani şey diye zaten bunu anlatıyor. Aman diyor siz siz olun hastalarınıza tavsiyede bulunmayın. Fakat dayanamıyorsa bulunuyor yani çok belli değil mi? Yani hani ne istediğin belli. Karşıdaki iki karakter belli. Bu evet falan diyor, Daniela'yla şık bir şekilde ayrılıyor. Ve bu kadınla yola devam ediyor. Fakat yola devam ederken işte bir yıl mı geçiyor? Bir zaman geçiyor ve bu kadın şey diyor hani... ...evinin anahtarını adama veriyor ve diyor ki... ...şimdi sen de evinin anahtarını bana ver. Adam bundan çok rahatsız oluyor. Facebook şifresini de ister sonra o. Anahtar.

Doğru yerden dinle hikayeyi. Ondan sonra daha sık görüşmeye başlıyorlar. Her hafta sonu beraber olmaya başlıyorlar falan. Bu gene yalama gidiyor ve yani diyor ki ben benim bir şeye ihtiyacım var. Alana kendi alanım vardı benim diyor. O alan kalmadı diyor. ...beraber yaşayalım diyor. Ben beraber yaşamak istemiyorum diyor. Ya aslında ben diyor meğerse Daniela'yı arıyormuşum diyor. O ilişki iyiymiş ya benim için diyor. Ben bari gene öyle birini bulayım diyor. Çünkü artık Daniela dönmeyecek. Yani erkeklerin şey haline getirmesi... ...bir böyle aşık olup o kadını da kendi metası haline getirmesi... ...ve ondan sonra ondan da tekrar sıkılması... ...ve aa bu evimin kadını oldu. Eyvah ben bunu istemiyorum. Dur bir dakika. Dışarıda bir tane daha var demesi.

Ebru Hanım düşmeyin. Bunlara hiç baştan düşmeyin. Kestirip atın. Neden o da bir başkası değil, diyor Frederic Baybeder. Bir çift meme için binlerce memeden vazgeçmek neden? Tek bir kuku için yüzlerce kukuya sırtını dönmek neden? Neden? Sunset Boulevard'ındaki Standard Otelin havuz başında Fransuaz alışverişi yapmaya gitti. Bu soruların cevabını buluyorum. Çünkü o yanımda olmadığında kansere yakalanıyorum. Aşık olan kişi hayatta kalma içgüdüsüyle teslim oluyor. Ah bu Fransızlar.

Bir de çok güzel başka bir alıntı vardı buradan. Sen bana göstermiştin onu. Kitabı elinde bulabilecek misin acaba? Şey, aramamaya çalışma. Yani Baybeder'in o kadar da böyle şey olmaması. Seni aramamak için diyor verdiğim mücadele... ...alkolü bırakmak için verdiğim mücadeleden daha zor. Tam zamanlı bir iş diyor. Evet. Bütün günüm seni aramamaya çalışmakla geçiyor diyor. Yani şimdi işte kurtuluşu da yok bir yandan ama bu... Enfeksiyon gibi bir şey yani. Bu erkek de böyle bir şey işte. Bu bence Frederic Baybeder... Bu Fransız romantizmi ya. Bu Fransızlarla ilişkinizin kesin. Leo Carax'ın bir tane filmi vardı, Kötü Kan diyor. Orada şey vardı, aşık olmadan sevişenlere bulaşan bir virüs var. Haa. Yani AIDS gibi bir şey var dünyaya yayılmış. Sevişirken aşık değilsen sana da bulaşıyor.

Amanın. Yani sonuç itibariyle şunu diyeceğim ben, bu Baybeder'in kitabıyla ilgili. Yani bu adam son derece erkek dilinden, işte romantik egoist dilinden, ıssız adam dilinden konuşuyor. Frederic Besbeter diyelim biz de. Evet, Frederic Besbeter. Bence neden aşık olmamanız gerektiğinin bir erkek kanıtı.

Çünkü erkekler böyle yavşak insanlardır. Ayıp ama. Şöyle bakarsanız, kitabı okuduğunuzda çok eğleneceksiniz. Çünkü gerçekten çok eğlenceli bir kitaptır bu Romantik Egoist. Erkek salaklığı hakkında yazılmış bir itirafname. Aa, çok güzel söyledin. Fransızların itirafname yazma gelenekleri vardır ya, Oscar Wilde gibi yani biraz da aslında. Çok zekice yazılmış. Bir erkeğin itirafları yani aslında kadınlara dair, aşka dair, kendi içine dair olabildiğince şeffaf ve dürüst hiçbir, bu kadar samimi bulamazsınız bir erkeği hiçbir yerde. Doğru, çok doğru. Ben bir şey söyleyeceğim. Ayrılığın ilk günü de öyle. Yani orada da ben çok şeffaf davrandım mesela. Hani kadının falcıya gitmesi, o falcıdan illa ki birleşeceksiniz... ...sana gelecek, sürünerek gelecek lafın duymak istemesi, öyle aptallıkların devreye girmesi. Ayrılığın ilk günündeki kadınla bu romantik egoistlik adamı bir araya getirirsek... ...çok iyi arkadaş olabilirler. Ama çıkmaza girer. Çıkmasınlar zaten, evet.

Çıkmazlarsa çıkmaza girmezler. Yani çok eğlenceli bir kitap. Bir de kafa dağıtmak için, güzel zaman geçirmek için yaz geliyor şimdi. Plajda okumak için falan da çok güzel. Sanıyorum yeni baskıları da var yani. Oradan bulabilirsiniz. O zaman ben künyemizi vereyim. Bekar bir erkeğin kendine sorduğu tek soru. Bu gece kiminle yatacağım? Evli bir erkeğin kendine sorduğu tek soru. Bu öğleden sonra kiminle yatacağım? Gülmeyeceğim. İşte Fransızlar, işte edebiyat.

Evet, ben reçeteme geçiyorum o zaman. Reçetemizde neler var Ebru Hanım'a? Ingeborg Bachmann, Malina, Yapı Kredi Yayınları, 303 sayfa çeviren Ahmet Cemal. Aslı Perker, Ayrılığın İlk Günü, Epsilon Yayını ve 184 sayfa. Daniel Bergner, Kadınlar Ne İster, Alibri Yayınları, 114 sayfa çeviren Ruhiye Erulaş. Şunu söylemek zorundayım, çok iyi bir çeviri değil. Bulabiliyorsanız İngilizcesini okuyun, çok daha güzel.

Frederick Bybeder, Romantik Egoist, Doğan Kitap, 292 sayfa çeviren Renan Akman. Detaylı bilgileri aşağıdaki linklerde bulabilirsiniz. Bize e-mail göndermeyi lütfen unutmayın. Biblioterapy at podbimedia.com. O zaman dünya halinden sıkılanlar, içsel fırtınalar yaşayanlar, ruhuna ferahlık arayanlar, kitapların şifasına inananlar için Biblioterapy şimdilik ne yapıyor?

Bitiyor efendim.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)