
1.796 kelime · ~9 dk okuma
Hadi, Pegasus'ta görülecek daha çok yer, gezilecek daha nice rotalar var. 150'den fazla şehirde maviliklere dalmak, doğayla baş başa kalmak, farklı kültürlerin izini sürmek, uygun fiyatlarla uzakları yakın etmek var. Herkes hadi deyince gidebilsin diye, 20 yıldır Pegasus seni hayallerine ulaştırmak için var. O zaman hadi, Pegasus'la... Peki, şimdi nereye?
Alo, kayıt eşya bürosu, buyurun. Bir saniye, aktarıyorum. Herkese merhaba, hola, bonjour! Kayıp Eşya Bürosu'na tekrar tekrar tekrar hoş geldiniz. Ben Özge Özel. Tombala çeker gibi şıkır şıkır karıştırdığım, zihnimden çekip çıkardığım şeylerle bu hafta da sizlerleyim. Eee ne yaptınız, nasılsınız görüşmeyeli? Ben az önce terapiden çıktım, hava bok gibi, burnum tıkalı, bir de savaş çıkmış.
O zaman önce bir kahve söyleyeyim. Soluklanırız. Herkes sade mi içiyor? İçiyor. Büroya dört tane Türk kahvesi alabilir miyiz? Biri orta olacak. Dört de soda. İçeriz soda. Teşekkürler.
İki bölüm arası aylık olağan Ankara stand-up çıkarmamı yapmak için yollara düştüm. Ankara'mıza vardığımda da Tranga'nın eski çıkışına ilerleyerek, içinde İninci'nin top oynadığı Gençlik Parkı'nı boydan boya yürüdüm. Saruman gibi ortada duran dev topçik, terk edilmiş nargile kafeler ve solmuş kilim desenleri, ıssız Yunapark falan derken, boş bir kulübenin önünde ellerini arkasında bağlayıp etrafa bakan bir adam gördüm. Etrafa dediğimde boşluk yine boşluğa bakıyor.
Boşluğa yeterince baktığı için boşlukta ona bakıyor olacak ki, çok uzun bir süre boşlukla göz temasını asla kaybetmeden öylece durdu adam. Kapalı Algida şemsiyelerinin, ıslakken dışarıda bırakılıp katılaşmış sarı bezlerin ve oyna beni diye bağıran boynu bükük tavlaların yanından geçtim, adamın yanına vardım ve abiye dedim ki, Pardon, Türk kahvesi var mı? Tabii buyur ablacığım olmaz mı? Nasıl içersin? Buyur gel. Dubla yapayım mı? Dubla ister misin? Nasıl içersin? Sade mi yapayım, orta mı yapayım?" dedi adam. Nasıl bu kadar hızlı adapte oldu diyaloğu? Ben de çok şaşkınım. Adamın dubla kahve önerisi mantıklı geldi yalnız. Çünkü belli ki bu adamdan en son 2009 yazında biri bir şey almış. Elindeki kahveyi tüketmek istiyor adam. Ben de trenden yeni indim. 6 saattir kahvesizim. Çünkü trende kafeterya açıldığı halde sıcak içecek servisi maalesef yapılmıyor. İşime geldi.
Sağ olsun yanına dört beş tane de tuttu frittilli kuş lokumu koymuşti içe abim. Canım abim. Soruman topçiğine baka baka içtim kahvemi. Soruman da bana baktı tabii. Eve sokulacak adam değil. Kalktım otelin yolunu tuttum. Otele giderken yolun üzerinde bir tabela çekti dikkatimi. Milagros Güzellik Salonu. Bu ismi nereden biliyorum? Bu ismi bir yerden biliyorum. İzmir'de kaldığımız otelin masaj salonunun ismi. Ama İzmir'de gördüğümde de aynı şeyi söylemiştim. Ben bu ismi bir yerden biliyorum. Bu ismi nereden biliyorum? Milagros.
Milagros, Milagros, Milo, Mili, İvo, aha! Poliriverda! Nasıl yakaladım sizi ama! Pembe dizileri emikleyenler şu an oturdukları yerde küçük kalça hareketleriyle oynamaya başladı. Yüzüklerin Efendisi ile ilgili bir şey bekleyenler. Maalesef kötü haber. Hayatımda bir kere bile izlemedim ve bu konuda kendimle gereksiz bir gurur duyuyorum. Bu bilgiyi de alın, ne yaparsanız yapın.
Kayıp Eşya Bürosu'nda bu hafta Talya tekelindeki pembe dizlere yeni bir soluk getiren Natalia Oreiru Hanım ve Gönlümüzün Sultanı Vahşi Güzel var. Vahşi Güzel yani orijinal adıyla Munyaka Brava ki tam çevresi kızgın bebek oluyor. Bir nevi hırçın kız da denebilir. Shakespeare'in kemikleri sızlar mı? Sanmam. O kadar berbat uyarlama arasında şuna da kemiğin sızlamaz be Willow.
2001 senesinde ortaokulu sabahçı olarak geçiren Özge'miz okuldan eve gelir gelmez yattığı power naplerde Vahşi Güzel'in jeneriğiyle uyanıyor. Bir alarm gibi çalıyor şarkı. Poleriverda, hadi Özgem kalk da bizi izle. Öpüş kokuş var hormonlara, adeta bayram. Çirkin ama karizmatik Evo, adam yakıyor. Burada bir solo giriyor. Hiç bilmeyenler ve yeni başlayanlar için hıp hızlı bir Vahşi Güzel turu, 1 dakika 38 saniye.
Tam adıyla Milagros Mili Esposito di Carlo de Miranda. Kirli kotları, ters taktığı şapkası ve yırtık konversleriyle full fondöten ve saçlarından maşası eksik olmayan Rosalinda'ya bir tepki olarak doğan Çolito, doğar doğmaz cami önüne bırakılır gibi manastıra terk edilir. 18 yaşına kadar manastırda ablalarla büyüdükten sonra Reşit Olman'ın verdiği iğrenç sorumlulukla iş ve kalacak yer aramaya başlar. A, o da ne? Zengin bir ailenin malikanesinde hizmetçi açığı vardır. Evdeki hizmetçi kadrosu kodamanların taze sıkılmış portakal suyu ve entrika ihtiyacına bir türlü yetişemiyordur. Her şeyde bir hayır vardır. Milo burada hizmetçi olarak tüylü sopalarla toz almaya başlar. Mesai bittiğinde de kırmızı deri eteğini çekip arkadaşlarıyla çay bahçesi, diskotek arası bir yerde dans etme gibi bir hobisi vardır.
Evin zengin oğlu İvo'yla Süheyl Uygur'a benzeyen best friend'i Bobby, Milo üzerinde vay sen bunu tavlayamazsın, yok tavlarım bak görürsün nasıl tavlarım diye iddiaya girerler, derken olaylar gelişir, şaka kaka olur, bunlar birbirine aşık olur. Malikane ilk on bir. Evin babası, bünyesinde Ali Kaptan gibi her türlü zorbalığı barındıran Federico, Evin anası Federico'nun türlü psikolojik şiddetle alkolik ettiği Luisa, Luisa'nın egemen bağışa benzer tavırlarıyla dikkat çeken erkek kardeşi Damien, Damien'in kaslı kötürüm ressam oğlu Pablo, wisdom kaynağı süslü nene, sevenlere ayırma Timmy Andrea, evin dağdaki çobanla benim oyun bir mi kızı Victoria, Victoria'ya aşık şoför Rocky ama Beşir gibi mıy mıy değil komik bir adam, Milagros'un Manastır'dan arkadaşı Gloria, Damien'in metresi, çek çıkar beni bu bataktan diyen hizmetçi metres, Avel ve seksi hizmetçi kelebek Lina, kraldan çok kralcı uçak Bernardo. Ben ne kalım? Ben ne kalım?
Toplam 270 bölüm içinde 18 karakterin türlü türlü yattım Allah kaldır beni kombinasyonunu bir kenara bırakıyorum. Federico Milo'nun babası çıkıyor. Ananı sikeyim biz bölümlerce enses mi izledik derken, İvo'nun da alkolik anasının önceki aşına fişnasından olduğunu öğrenip derin bir oh çekiyoruz. Milo'nun anası da meğersem uşak, Bernardo'nun hizmetçi kız kardeşiymiş. Federico'nun da büyük aşkıymış. Şematerapi sponsorluğunda olaylar çözülüyor, bizimkiler manastır bahçesinde evleniyor mutlu son.
Natalia Oreiro hanımefendinin canlandırdığı bu karakter, tomboyluk ve femme fatallık kavramının harika bir bileşimi olarak 270 bölüm Kanal D'de varlığını sürdürdü. Gündüzleri sokakta futbol oynayıp yerlere tüküren bir denyo... Gerçekten... Geceleri kırmızı deri yeteğiyle diskoda kıvıran bir afet olmayı aynı anda başardı Milomuz. Yeri geldi dövüştü, yeri geldi ağladı ama her haline sahip çıktı.
Tomboy Türkçemize erkek Fatma olarak geçen bir kavram biliyorsunuz. Eğer sizin de benim gibi erkek Fatma deyince gözünüzün önüne rahmetli Fatma Girik geliyorsa şöyle bir tespitim var. Erkek Fatma ile Fatma Girik arasında hiçbir bağlantı yok. Biz Fatma Girik şoför Nebahat oynadığı için böyle bir bağlantı kuruyoruz galiba. İşte bu da tespitimdi. Alın ne yapıyorsanız yapın. Wikipedia bakalım ne demiş?
Erkek Fatma, tipik bir oğlan çocuğunun davranışlarını benimseyip o şekilde davranan kızlar için kullanılan bir tarz. Erkeksi kıyafetler giyen ve fiziksel anlamda çoğunlukla erkeklerin alanı olan çeşitli işleri yapan kızlar için de birçok kültürde kullanılır. Türk Dil Kurumu tabiri kısaca erkek gibi davranışları olan kadın şeklinde tanımlar. Gördüğünüz gibi neresinden tutsanız elinizde kalacak. Twitter'da şöyle küçük kızla bilinç yemenizi sağlayacak muhteşem bir tanım. Bilinci de aç karna yersin güne dipçik gibi başlarsın.
Kuyruk arkadaşlarımı ayrı tutarak şunu söylemek istiyorum. Saçlarımı kısacık kesmek, babamın pantolonlarını, gömleklerini giymek, eşofmanlarla dolaşmak benim için bir dışa vurum değil, tam tersi bir içine kaçma aracıydı. Çünkü güzel bir kız olabileceğime dair hiçbir inancımın olmamasının bir uzantısı olarak yapıyordum bunları. Elbiseler, etekler, rugan ayakkabılar, havalı saçlar böyle benim üzerimde görünmez gibi oluyordu sanki, bir iğreti duruyordu. Çocukken insanların yüzünüze ilk baktığında söylediği şey, ay maşallah değilse
hayatımızın geri kalanında güzel olduğunuza dair inancı yeşertmeniz biraz vakit alabiliyor. Ben çok güzelsin cümlesini ilk duyduğumda galiba 23 yaşındaydım. Ve cevap olarak da şey demiştim, efendim? Bu hafta da sana kıyamam Özge'm ya.
Güzel bir çocuk değilseniz önünüzde bir sürü opsiyon açılır. Cool mu olacaksın? Zeki mi? Komik mi? Hepsi mi? Biri olman lazım. İyi olman yetmez. Seni parça pinçik ederler. Topla onayı. Varlığı bir dert, yokluğu yere yapacak bir şey yok. Bizim de hangisini seçtiğimiz belli.
Efendim, Milo ve Evo arasındaki bu itmeli çekmeli ilişki, yok efendim iddiaya girmeler, birbirlerine hakaret etmeler, laf sokmalar, çile çektirmeler, kaçamak öpüşmeler, bilmem neler, falanlar, filanlar. Ortaokul öğrencisi Özge'mizin ağzına sıçtı, sonu oldu. Gerçekten sonu oldu. O seneler ortaokulda deli divane olduğum bir çocuk vardı, Alper. Böyle nodüllü gibi bir sesi, parlak saçları ve çok iyi matematik notları vardı. Bir sapyoseksüel, kolay yetişmiyor ağlar.
Her sataşmama karşılık veriyordu, birbirimize bok gibi davranıyorduk ve arada kavga da ediyorduk. Ve tahmin edin, Özge'miz tüm bu işaretleri nasıl yorumluyordu. Evet, Alper kesinlikle bana sırılsıklam aşık. Ben bir gün tüm cesaretimi toplayıp okul çıkışı Alper'in yanına gittim. Hiçbir şey söylemedim. Karşısına durup ona ellerimle kalp yaptım bu Ekrem İmamoğlu gibisine. Alper de bana tatlı tatlı gülümseyip güzel bir nah çekti arkadaşlar.
Allah seni kahretsin Evoker'e gerçekten. Özge'miz bu pembe dizilerin zehrinden gerçeği göremez halde Alper'in kendine naz yaptığını sandı. No means no demedi. Çocuğun peşinden itlilik, serserilik yapmaya başına musallat olmaya devam etti. Çocuk da en son sırf yakın sınırına düşeyim diye bir sabah ilk ders çıkma teklif etti. Son derse de ayrıldık.
Bakın, bu tomboyluk değil, düz, katıksız boyluktur bu. Yani içinizdeki eliyle herkes bir merhaba desin. Kısık seslediğin ama uyanmasının hassas ve kırılgan bir yapısı var biliyorsunuz. Şşşş. Ay özür dilerim Alper ya, gerçekten. Gerçekten özür dilerim. Ama nah çekerek de fren zonlamazsın be, hayvanın evladı yani. Hep Ivo Di Carlo, Mirando Rapallo yüzünden. Her şey İvo'nun suçu. Mekanı cennet olsun, nur içinde yatsın. Kanserle savaşıyordu zaten. Şaka şaka.
Bir ara sürekli İvo öldü diye haber yayılıyordu kulaktan kulağa. Çağrıcı Hüseyin hayattaydı o zaman, ona musallat olmamışlardı. Biz her gün İvo öldü mü diye haberlerle uyanıyorduk. Neyse, bölümü bitirirken, 2000'lerin libido booster ikilisini stalklamadan edemedim tabii ki. Sizlerle paylaşıp öyle kapatacağım. Fakunda Arana biraz salmış ama sağlığı yerinde. İllik gibi bir eşi ve boyunca üç tane çocuğu var. Doğayla iç içe bir yaşam sürüyor. Profil fotoğrafında da organ bağışı hayat kurtarı yazan bir pankart tutuyor.
İvo'ma bak be, Tarkan'ımsı gibi bir şey olmuş. Tarkan tabii ki olamaz da. Natalia Oreiro... Arkadaşlar bir şey diyeyim mi? Sizi beni gömer, ışıl ışıl parlıyor aslan parçası. Piyuuu! Yani... Girin bakın, başka hiçbir şey söylemiyorum. Alper'de inşaat şirketi kurmuş, buna bir yorum yapmayacağım. Şu an üzerimdeki aşofman takımlarını, kardeşimden aşırdığım gömlekleri, pantolonları gizlenmek için değil, paşa gönlüm istediği için giydiğimi bilmek harika bir his.
Güzel hissetmek için elbiseler, etekler giymenin şart olmadığını bilmek de öyle. Ama canım istediğim de onları giyip iş ve cilve şov yapabileceğimi bilmek de öyle. Biraz 34 yaş. Biraz self love. Biraz 2022. Ama en çok da vahşi güzel sağ olsun. Kayıp Eşya Bürosu. Özgü Özel. Sevgiler. Merhaba beyefendi. Hey! Affedersin. Ne? Merhaba demeyecek misin? Bana sen diye hitap etme. Ayrıca seni kovduklarına da çok seviniyorum.
Ben o kadar sevinmezdim. Çünkü vazgeçtiler. Ama kovacaklar. Bundan eminim. Hayır neyin var senin? Dün gece bana ama ama... Dün gece hakkında konuşmak istemiyorum Milakoz. Aaa tamam. Yüzüne pasta yattığım için bana kızgınsın öyle mi? Pastadan söz eden de kim? E o zaman neyin var? Benimle resmi oldu. Peki. Lütfen konuşur musunuz? Benimle alay etmenden hoşlanmadığımı söyledim. Ben mi? Eğer aşağı biraz erken inip seni Pablo ile görüşseydim sana yemin ederim... Tabi anlamazsın. Şimdi anlamazsın tabi. Şimdi anladım. Beni dün gece Pablo ile gördüğün için mi sinirlendin? Üstüne bastın. Yalnızca birkaç dakika sürdü o kadar. Ne kadar rahatsın. Neden rahatsız olayım ki? Beni hayal kırıklığına bıraktın. Benim için artık yoksun. Çekilir misin?
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.