Podcast

S1B11: Bedenin Gücü

Durumlar

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Yalın Alpay ile Gürman Timurhan, Durumlar’ın bu bölümünde bedenin insan hayatına etkisi üzerine konuşuyor.







Tüm bölümler ve daha fazlası için !

------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

6.802 kelime · ~34 dk okuma

Efendim Yalın Alpay ve Gürman Timurhan ile durumlara hepiniz hoş geldiniz. Bizi dinlemekte olduğunuz podcast uygulamasından durumları takip etmeyi eğer Spotify'dan takip ediyorsanız da şu küçük zile basmayı unutmayın. Yeni bölümleri asla kaçırmayın deyip Yalın Alpay olay diyorum. Yaşa Gürman. Gürman. Gürman isimlerimiz nasıl ilginç değil mi? Bak seninki böyle Gürman, benimki Yalın.

Estağfurullah, tam aksine şöyle bak, Yalın. Ve o senin arılığını, duruluğunu da yansıtan bir isim yani, Yalın. Senin de böyle gümbür gümbür gelişini gerçekten. Evet, Gürman biraz hacimli bir isim değil mi? Evet, böyle top patlaması gibi değil mi? Yalın betonedir bak, Yalın. Önce geniş bir A, sonra dar bir I. Gürman öyle değil, sonuna kadar açık. Gürman. Ya evet, bir de benim soyadıyla tam patlıyor böyle, Gürmat yumura.

Tarım ve Köy İşleri Bakanı olsam kimse şaşırmaz yani. Tarım ve Köy İşleri Bakanı Gürman Timurhan. Oluyor. Ama bir şey verecekseniz Adalet Bakanlığı'nı tercih ederim. Orada yapılacak daha çok iş var. Çok seviniriz. Sonunda ülkede güvenebileceğimiz bir mekanizma oluşur. Müthiş olur. Evet yani orada yapılacak çok iş var. Derken bak demin sen söyledin ya Gürman ismi hacimli diye. Ben de bu arada biraz kilo aldım. Birazdan daha fazla aldım esas. Hiç bu konuyu açma Gürman. Çünkü benim kadar almış olamazsın. Vallahi yarışırız.

Transkriptin tamamını oku

Arkadaş bu rahatlığın ve huzurun getirdiği bir kilo var. İnsan kendi hayatında belli oranda mutlu olduğunda ve bazı şeylere daha çok zaman ayırabildiğinde, huzurlu olduğunda hakikaten yeme içme alışkanlıkları da değişiyor. Ben de onlarla birlikte kopmuş gitmişim yani. Geçen seneki fotoğraflarımla hiç alakam yok. Hiç söyleme bana. Çok yanlış bir kişiyle konuşuyorsun şu an. Neyse dur birbirimize beden olumlama yaparız şimdi.

Yaşa. Ben de işte tatilden döndüm falan. Bir süredir zaten kafamda ve gerçekleştiremediğim bir proje. Yani kafamda dediğim böyle yapsam iyi olur diyorum ama yapmak için hiçbir edimde bulunmuyorum. Onu söyleyebilirim. Ve spora mı gitsem falan diye. Hatta kendi açımdan önemli bir adım atıp spor eşyaları da aldım. İşte spora uygun şortlar, spor ayakkabısı falan. Yani bakalım belki bir adım atacağım gibi ama şu an hala bekliyor. Sonra geçenlerde senden bir şeye denk geldim. Senin tabi bundan haberin yok. Tam ben bunları düşünürken bir şey okuyordum böyle. Orada bir tane cümlem var. O cümleyi şimdi sana söyleyeceğim. Bak diyorsun ki kişi bedensel gereksinimlerinden çok bedeline başkaları tarafından duyulacak saygıyı önemsiyor. Çok güzel konuşmuşum. Çok güzel. Konuşuruz. Beni de bu cümle vurdu böyle. Baktım böyle kendime. Tam da böyle bir şey içiyordum doğrusu. Bedensel gereksinimi şu an daha fazla önemsiyorum dedim. Sonra seninle şey üzerine konuşmak üzere birbirimize söz vermiştik. Bedenin insan hayatına etkisi üzerine. Çünkü genel olarak felsefede ideya çok önemsenir ama meta birazcık daha böyle kirli, daha paslı bir şey olur. Ve insanların bedenlerini aşması istenir. İrade, düşünce. Yani felsefede genel olarak bakıldığında.

insana verilen kıymetin temeli hep bu. Düşünce, irade, bilinç. Bu tip soyut ya da somut hayata etkisi daha düşünsel düzeyde olan şeylerdir. Bedenin bu düşünce ve idealar üzerindeki etkisi pek konuşulmaz. Senin bu konuda farklı bir görüşün olduğunu düşünüyorum. Yaşa! Bakalım var mıymış şimdi öğreneceğiz.

Ya genellikle biliyorsun felsefeyle uğraşanların bedensel olarak çok gürbüz olmadıkları, iyi görünmedikleri falan düşünülür. Bence doğru değildir biliyor musun? Şöyle diyebiliriz sadece yani bedenin geride bırakılmasının temel nedenlerinden bir tanesi düşünürlerin çirkin oldukları için bedeni yargılamaları değildir diye düşünüyorum. Şöyle bir kanaatim var bu konuda. Neden beden geride kaldı meselesinde? Toplumların çok kalabalıklaşmadığı sürece, herkesin birbirini tanıdığı dar ortamlarda, köylerde, kasabalarda, biraz büyüdüyse şehir devletlerinde, herkesin son derece birbirine göze aşinalığı olduğu bu toplumsal, kamusal alanlarda Gürman, Her gün gördüğümüz kişiler tarafından artık... ...daha fazla ayıplanmaz ve yargılanmaz olarak düşünürüz... ...bedenlerimiz açısından kendimize. Mesela şöyle düşünelim, sen benim ofise gelirken... ...en rahat kıyafetlerinle gelirsin. Bana süslenmeye gerek yoktur. Kendini rahat hissedersin. Ben seninle buluşurken, ya çok da kilo aldım... ...gürban şimdi görünce ne rezil olacağım, demem. Birbirimizin yanında rahat ederiz.

ve birbirimizle görüşeceğimizde herhangi bir fiziksel kaygı stres yaşamayız çünkü birbirimizin notlamışlığımız vardır ve bu uzun ya da orta bir geçmişe dayanmaktadır kolayca değişmez çok fazla radikal bir olayın olması gerekir ya da ufak ufak sürekli olayların değişiyor olması gerekir ki birbirimiz hakkında görüşlerimiz değişsin. Tam bu noktada bir şey diyebilir miyim? Lafını unutma lütfen. Tam bu senin söylediğin sebeple Sparta'nın kurucusu Likurgos diyor ki bütün insanlar birbirini görüp alışınca, birbirinin bedenlerine de alışınca özellikle erkekler de bedenlerini güzelleştirmek, güçlendirmek, kastlandırmak için bir çaba ihtiyacı ortadan kalkıyor. Çok doğru. Ben de benzer bir yere getirecektim.

Bu azmi vermek için Sparta yasaları gereği her sene bütün erkekler toplanıyorlar ve kadınların önünde çırılçıplak geçit töreni düzenliyorlar. Kadınların bunları ayıplaması ve onların karşısına çıkınca biraz utanç duymaları için bu sayede Spartalı erkekler her sene biliyor ya karşıdaki başka erkeklerle birlikte o kadınların önünden çıkacak ve işte orada beğenilecek beğenilmeyecek falan rezil Hepsi daha fazla çalışıyorlar tabii ister istemez. Daha böyle düzgün bedenleri oluyor. Müthiş. Bak ben de benzer bir şey ileri sürecektim. Likurgos gibi adamsın valla.

Yaşa. Şöyle bir şey ileri sürecektim Gürman. Herkesin birbirini uzun zamandır tanıdığı ve bu tanışıklığın fiziksel var olduğunuz mekan içinde, herkesin bedenleriyle dahil olduğu sanal olmayan, herkesin birbirini gördüğü gerçek bir mekan olduğunda, bedenler bir süre sonra bedensel niteliklerindeki büyük avantajları ya da dezavantajları görünmez kılarlar. Şöyle diyeyim, çiftler de kendi aralarında bunu düşünebilirler, arkadaşlar da düşünebilirler. Fiziksel özellikleri nedeniyle beğendiğiniz, beraber vakit geçirmek istediğiniz, arkadaş gruplarınız olur, sevgilileriniz olur, biliyorsun Amerikan filmlerinde bile popülerlik bedensel olarak...

kötülerin popüler olamadığı bedensel güzelleşmenin gerçekleşmesinin ardından kahraman kızın diş tellerini çıkarıp gözlüklerini çıkarıp saçlarını salınlık bıraktığında popüler gruba kabul aldığını görürüz. Burada bile bir bilinç dışındaki mekanizmanın dışa vurulma atılımı vardır. Şöyle yorumlamaya çalışıyorum bunu bedensel olarak sürekli birbirimizi gördüğümüzde bu sevgilimiz olduğunda dahi başlangıçtaki motivasyonlar yavaş yavaş gerilemeye başlar bize kusursuz görünen dişler bir süre sonra ya görünmez hale gelir ya üzerindeki küçük kusurlar görünürleşir köşeli çeneler bir süre sonra orada herhangi bir köşe yokmuşçasına değişir Dahası yeni tanıştığınız birisiyle bir saat kadar konuştuğunuzda bile kişinin suratı size farklı gelmeye başlar. Çünkü fiziksel görünüş kişinin varoluş kipinin asli unsuru değildir, ilk göze çarpan unsurudur.

Onunla ilgili veri çektiğimiz ilk şeydir. Fakat kişi bedeninden ibaret olmadığı için geriye kalan jest, mimik, düşünce, algoritma, davranış, sözcük seçimi, ileriye geriye atılım, karşı tarafla kurduğu münasebetin niteliği, niceliği gibi çok fazla sayıda kendisini beden gibi ilk saniyede gösteremeyen bileşenlerden müteşekkildir. Bu yüzden bizler bedeni ilk saniyede en yüksek veri çekeceğimiz nokta, yüzey olarak algılarız. Fakat zaman geçtikçe her şey bedenin aleyhine gelişir. Bedenin ortalamadaki temsil gücü %100 iken ilk gördüğünüz bir insanda

Bu yüzde azalır, azalır, azalır, azalır... ...ve muhtemelen çoğunlukla yüzde 25'in altında bir yere iner. Bazen aşırı indiği de söz konusudur. Şimdi Gürman, fiziksel özelliklerin o halde insanların tamamının birbirini... ...oldukça iyi tanıdığını düşündüğümüz bir mekanda ve düzlemde... ...temsil gücü yüzde 25'e kadar inmiştir. Bu yüzden diğer niteliklerin tamamı kişinin kişiliği bağlamında etkinleşmiştir. Fakat ne zaman şehir devletlerinin de ötesinde bir nüfus ortaya çıkar, modernleşmeyle beraber önce büyük kentler, sonra metropoller, mega kentler oluşur, insanlar birbirleriyle nitelikli vakit geçiremez hale gelirler. Trafik, iş, oradan oraya koşuşturma... Sadece ortaokul ve lisede belki sık görebildiğiniz insanlardan oluşan... ...ve az sayıda kişiden oluşan bir topluluklasınızdır. Bundan sonrası hep yeni göreceğiniz insanlardan müteşekkil bir dünyadır. Amfiye gittiğinizde her gün başka kişiyi görürsünüz. Bir gördüğünüz kişiyi belki 10 gün sonra bir daha görürsünüz. O sizin için hep bir yüzeydir. Bir bedendir o. Çünkü konuşabileceğiniz şeyler belki smalltalkstur. Sınav nasıl geçti, iyi misin? İşte kantine indim, çay alacağım, ister misiniz? gibi gibi gibi gibi. Ne zaman bedensellik hiç tanımadığımız kişiler, sokakta daha önce hiç karşılaşmadığımız ve bundan sonra hiç karşılaşmayacağımız kişiler bizim toplumumuzun gerçeğini oluşturur, o zaman bedensel temsiliyet %100'den geriye hiç geri gelmez Gürman. Çünkü hiç kimseyle derinlikli bir zaman geçirme söz konusu değildir. Bu da şöyle bir duruma yol açar. İnsanlar böylesi kentlerde, şehirlerde, toplumsal oluşumlarda... ...hiç tanımadıkları insanlar için kendilerine benlikler oluşturmaya başlarlar. Ve bu benlikler bedenle ilişkili olmak zorunda olduğu için... ...çünkü sokaktan kaldırımdan geçerken görünen neyse... ...kişinin diğer bütün kişiler için alımlanması ondan ibarettir. Bu yüzden her şey tanıdık olmayan bu ortamda yüzeyseldir. Yüzeysel olan... bedenle ilişkili olduğu için herkes kendi kimliğini, sosyal statüsünü, beklediği itibarı, gelecek projeksiyonunu, iş yerindeki hangi konumda olduğunu, eğitim durumunu dahi kıyafetleriyle ve bedenine gösterdiği ihtimam, ihtimamsızlık ya da herhangi bir başka bedeniyle ilgili pozisyonuyla ortaya koyar.

mesela ellerini cebinde tutmak, ellerini koyacak yer bulamadığı için ellerini cebinde tutmak, ellerini boştayken kendisini güvende hissetmediği için sigaraya başlamak, sigara içmek, bunların tamamı bizim yüzeysel ilk anda vereceğimiz pozlamayla ilintili pek çok davranışa erişen ama aslında hiç kimseyi tanımadığımız bir toplumda yaşadığımız için kişiliklerimizin, benliklerimizin ve almak istediğimiz saygının yalnızca beden aracılığıyla alınabileceği bir ortamda yaşamamızdan ileri gelir. Bu yüzden küçük yerlerde çok makyaj yapılmaz. Çok fazla bedene yatırım yapılmaz. Küçük bir yerde her gün farklı ipek takım giyilmez. Bu garip de karşılanır. Çünkü alımlamak için kişiyi bedenin etkisi çok düşmüştür ve azalmıştır.

Fakat süslülük, kent yaşamının temelini oluşturur. Ve hatta şunu da söyleyelim. Kent yaşamındaki postmodern yüzeysellikten olan şikayetlerin tamamı, önlenemez bir durumun betimlemesinden ibarettir. Çünkü artık bu kadar kalabalık şehirlerde yaşamaktan en azından orta vadede geri dönülemeyeceğine göre, Postmodernitenin yüzeyselliği ve parçalılığı üzerine yapabilecek bir şey yoktur. Sosyal yapı bunun üzerine inşa edilmiştir. Şimdi getireceğim nokta, beden ve felsefe arasındaki söylem. Bedenimiz, düşünce yapımız için herkesi tanıdığımız bir ortamda paranteze alınabilecek bir şeyken, günümüz şartlarında paranteze alınamayacak bir durumdur.

Mesela benim başıma kişisel olarak gelen şeyleri söyleyeyim sana. Ben ilkokulda iki sınıf atlamıştım. Dolayısıyla okuduğum bütün sınıflar benden iki yaş büyük oldu çocuklar. Bu da çok önemli bir şey hakikaten. Fiziksel gelişim açısından çok zorlanmış olabilirsin. Bu o yaştayken yani sen 6 yaşında okula başlıyorsun. İki yıl şu demek. Hayatının üçte biri kadar bir gelişkinlik süreci sen geridesin. Şimdi ilkokul ve ortaokulda, lisede, üniversitede şunu söyleyebilirim rahatlıkla. Hiçbir sorun yaşamadım. Müthiş geçti yani her şey. Fakat iş yaşamında oldu Gürman. Üstelik de 30'lu yaşlarım başına kadar aşırı genç göründüğüm için, yani yaşımdan da çok daha genç göründüğüm için, fakat zihni yeteneklerim yaşımın ötesinde olduğu için, çalışkanlığım da öyleydi, çok hızla yükselen işteki konumum her toplantıda sorgulandı. Mesela çoğu toplantıda, hatta her toplantıda diyebilirim, her toplantıda masaya oturulduğunda bedenim yüzünden geride kaldığım hissiyle toplantılara katılırdım. Ve zaman zaman şöyle şeyler sorulurdu, Yalınbey katılmıyor mu? Yalınbey benim. Maalesef kart değiş tokuşu yapılır masalarda. Herkes kartını birbirine ittirir. Kartı itelediğinizde ve kartın üzerinde yazan işte oradaki konumunuz filan açığa çıktığında hemen suratınıza bakılır. Ne kadar gençsiniz. Siz denmesi gereken pozisyonda senle karşılaşma olasılığınız yükselir. Ve pazarlık gücünüz azalır. Bu yüzden masada başlangıçta daha ağırlık koymanız ve masayı bir şekilde etkilemeniz gerektiği hissiyatıyla dolarsınız.

Çünkü diğer türlü hak ettiğiniz pozisyondan daha küçük bir pozisyonla alımlanmış oluyorsunuz ve bu sizin iş yapma pratiğinizi negatif etkiliyor. Sizi konumunuza layık görmüyor bedeniniz yüzünden. Genç bir beden bu beden bu konuma olamaz. Bu yüzden şimdi sana komik bir şey diyeceğim. Ben 24 ile 30 yaş arası çok süslüydüm. Çok şık, aşırı şık giyinirdim. Çok fit, çok böyle en pahalı şeyler. Bütün erkek moda kitaplarını tekrar tekrar okurdum ki ve beni daha yaşlı gösterecek, olgun gösterecek renklere, modellere, kesimlere de dikkat ederdim.

Buna rağmen her masaya oturuşta bir problem yaşardım. Bak yıllar sonra çok ilginç bir şey oldu. Bunu bir kişi keşfetti biliyor musun? Okan Bayülgen keşfetti. Şöyle bir şey oldu. Evet bu çok ilginç. Biliyorsun bizim onunla bir dostluğumuz, arkadaşlığımız var. Beraber bir şeyler de yapıyoruz. Bir cumartesi günü, bir altı ay kadar önce falan hem de. Bir cumartesi günü sabah İbrahim Selim'in programına bakayım dedim. Okan Bayülgen konuk. Bir baktım benden konuşuyorlar. Okan abi dedi ki, işte çok güzel şeyler söyledi. Çok teşekkür ederim bir kez daha. Çok güzel şeyler söyledi, söyledi, söyledi ve dedi ki yani yalın yürüyen bir beyin sanki beden yok, bir beyin var sadece ve beden beyninden sonra geliyor ve esri gibi beden. Yani diyor ki zihni şöyle yapacağım, böyle yapacağım, böyle falan diyor ama bedeni sanki ya öyle de yapmayayım gibi. Bedeni zihniyle daha çelişkili ve daha geriden geliyor gibi.

O kadar doğru ki tabii ona söylememiştim aslında bunu müthiş bir tespit yaptın diye burada şimdi sana söylüyorum. Şundan diye düşünüyorum Gürman. Her toplantıda en azından 6-7 yıl boyunca bedenimin açıklarını en azından toplumsal alımlanmasının genç olduğu için önemsenme sırasında kendi pozisyonuyla denk gelmeyen bir beden algısıyla karşılaşıldığı için onu aşmak adına bedeni hep daha fazla aşacak şekilde performans yapmak zorunda kaldım. Bu çok yorucu, sıkıcı ve yıldırıcı bir işti. Çünkü her toplantıda başka birileriyle karşılaşıyorsun ya, daha önceden karşılaştığın kişileri zaten etkilemişsin artık, tanıyorsunuz birbirinizi. Her seferinde sahne bir daha açılıyor, bir kez daha bir maç başlıyor, değil mi? Evet, Aynen maalesef. böyle ve bir yerden sonra bu iş sıkıcılaşmaya başlıyor. Artık her seferinde kendini bedeninin gençliğini aşarak tekrar ispatlamak zorunda kalmak bu garip bir durum. Bunun her insanda olduğu gibi çok uzun süre yapıldığında zihnin ve bedenin bazı melekeler kazanmasıyla yerleşmesi söz konusu olabiliyor.

Bugün artık böyle bir meselenin kalmadığını düşünüyorum. Fakat Okan abi o kadar iyi bir gözlemci ki... ...beynim başkaları tarafından çok da fark edilmediğini düşündüğüm... ...bazı küçük ayrıntıları yakalayabildiğini görüyorum. Ve bu da şunu düşündürtüyor bana. Demek ki beden ve zihin arasındaki ilişki... ...tekrar tekrar kurgulanabilir. Kurgu o kadar şiddetle yapılabilir ki... ...sonrasında siz başka kurgu yaptığınızda dahi... ...hala bazı tortuları geride kalabilir. Şimdi bu yüzden mesela şunu da söyleyeyim. Podcast çekmekle video çekmek arasında da bir fark var. Sende hissediyorsundur bu tabi. Bedenin işe dahil olması veya dahil olmaması arasında ciddi bir farklılık var. Podcast kesinlikle çok daha kolay. Çünkü bedenin bir şeye hazırlanması, yer değiştirmesi, terlemeye elverişli bir ışıklar ortamında kalması, çekim sırasında yalnız kalamama, çekim ekibinin orada bulunması, pek çok stres, bedenin var olduğu için etraftakilerden alımladığı o bütün veri kendisini çekimlerde gösterirken podcastta göstermiyor. Şimdi şöyle bir yere getirmeye çalışacağım Gürman. Bedenden biraz bahsettik. Şimdi biraz daha derinleştirmeye çalışacağım. Bedenin yüzeysel alımlanmasından bahsettik şu an.

Bir de bedenin derinlemesine duyumsanması var. Yani bedenin içinde yaşayan kişinin kendi bedeniyle kurduğu derin ilişki. Nedir peki bu derin ilişki? Çünkü beden sadece başkasının gördüğü bir şeyden ibaret değil. Aynı zamanda benim içerisine hapis kaldığım ve bedenimin dışındaki bir şeyi düşünce gücüyle hareket ettiremediğim bir sınırlanmışlık dünyası orası.

Ve bu beden sinirleniyor, kendini rahat hissediyor, mutlu oluyor, üzüntülere gark oluyor, yaralanabiliyor, acı çekiyor, bazı özelliklerini yitiriyor, yeni özellikler kazanabiliyor. Ve bunların tamamı Gürman... Tıpkı podcast çekmekle YouTube'a video çekmek arasında veya bir televizyonda video çekmek arasında bedenin olaya dahil olması yüzünden nasıl bir farklılık yaratıyorsa bedenimizin normal hayatımız içindeki bütün etkilenimleri, konumu, pozisyonu her düşüncemizi, her duygumuzu doğrudan etkiliyor. Beden bir veri çekicisi, duyu alımlayıcısı ve duygu oluşturucusu bir mekanizmayla bizi varsayımlarla, verilerle ve amaçlarla donatıyor.

Zihine kalan şey, bedenin bu içine bırakıldığı, içine düştüğü, içine zorla fırlatıldığı... ...ya da bilinçli olarak konumlandığı yeri meşrulaştırmaya... ...ya da bulunan yerden kurtulmaya veya bulunan yeri sağlamlaştırmaya... ...ya da bulunan yerden birkaç aşama daha konforlu alana atlamak için... ...çözümler, öneriler üretmeye başlıyor. Yani zihin, çoğunlukla bedenin emrine verilmiş bir meşrulaştırıcı olduğunu düşünebiliriz. Mesela Gürman, harekete geçme konusu, eylem konusu. Arı rasyonelitenin bizi harekete geçirmişliği yoktur. İnsanlar bir meseleyi felsefi olarak çözüp, çözümleyip, bir düşüncenin peşinden, tutkuyla, eyleme dökülecek şekilde koşmazlar Gürman. İdeolojiler davalar için bazen böyle düşünür, fakat kesinlikle böyle değildir.

İdeolojiler ve davalar tutku, duygu işleridir ve bedenin pozisyonlanmasıyla eğitilidir. Şöyle demek istiyorum. Mesela insanlar davalara ya da ideolojilere çok genç yaşta atılırlar. Ve bu genç yaştayken henüz rasyonel çekimleri, verileri, onları işleme kapasiteleri çok düşükken, bunları gerçekten böyle düşündükleri için, arı rasyoneliteleri böyle söylediği için yapmazlar. O davadaki, ideolojideki bedenleri, ihtirasları, tutkuları, saygıları, orada oluşan enerjiyi severler.

Bir kişiyle özdeşleşir, bir durumla özdeşleşir, son derece romantiktir. Bedene ilişkindir, duygulara ilişkindir bunlar. Ama biz bunu böyle söylemeyi negatif karşılarız, hele ki aydınlanma deneyiminden sonra. Ve deriz ki, ben böyle düşündüğüm için bu davaya kendimi adadım. Davanın muhtemelen hiçbirimiz alternatiflerini bile bilmiyoruzdur. Hele ki 15 yaşında, 25 yaşında. Bunun için ne okumaya fırsatımız vardır, ne karşı taraftaki insanlarla konuşmaya fırsatımız vardır.

Ne böyle bir zamanımız vardır, ne de böyle bir maddi olanağımız vardır. Yaşamımızı kurtarmamız, kendimizi geçindirmemiz gerekir. Bu yüzden harekete geçtiğimiz her şey bedenin tetiklenmesiyle gerçekleşir. Rasyonelite, tetiklenmiş bedenin hareketlerini meşrulaştırmak için kullanılır. Bizi bir yerden bir yere götürme enerjisiyle dolduran şey bedendir.

Onun iradesi, onun belleği, arzuları, onun öfkesi, duygusu, sevinci, mutluluğu, başkası gibi olma isteği, kendini gerçekleştirme isteği. Bunların hepsi içleri çok muğlaktır ve yüzeyseldir. Beden yüzeyseldir çünkü. Fakat hareket yüzeyde olur. Derinlikte hareket olmaz. Derinlikte kargaşa olur Gürman. Ve beden, kendi bedenimizle bir tek derinlemesine ilişki kurabildiğimiz bu beden, karanlıklarını bir tek bize açar. Başkasının bedeninin karanlıklarını bilmeyiz. Sadece kendi bedenimizin karanlıklarından haberdarızdır. Bu yüzden başkalarının motivasyonlarını da hep kendi motivasyonlarımızla benzer olarak algılarız.

bu doğru değildir ama başka türlü algılamamıza imkan yoktur bizim bedenimizin durduğu pozisyon neyse bakış açımız odur algımız onun bize sunduğu tayfın içindedir bize başkalarının İlk görünen yüzeyimiz beden olduğumuz için özellikle metropol kentlerinde bedenimizle yargılandığımız için bedenin içine de yatırım yapmak yerine dışına yatırım yaparız. Fakat bedenin içi bizim doğrudan alımladığımız bir yer olduğu için bütün düşüncelerimizi etkiler. Bu etki, Gürman, genellikle negatiftir. Nadiren pozitif etki alırız bedenimizden. Neden? Çünkü beden çok hızlı bir şekilde... ...kendisini göreceli bir dünyanın içinde olarak tartar. Mesela yeni bir konum mu edindiniz? Beden orayla ilgili sadece kısıtlı bir dönem için mutluluk üretir. Oradan memnuniyetini, sevincini kısa bir süre için... ...mutluluk enerjisi olarak sizinle paylaşır. Ve sonrasında orayı yeni normal olarak algılar.

Mesela bu olumsuz için de böyledir. Türk siyasi dönüşümlerinde, özellikle son 20 yıla bakalım mesela, ki Türkiye'de çok fazla değişim oluyor. 20 yıl içinde pek çok şey ağır ağır yapıldığı için, 20 yıl önce ya böyle bir şey olur mu denilen çoğu şey, bugün... adım adım gelindiğinden ve bu gelim sırasında yoğun bir toplumsal şiddet gösterilmediğinden, şiddet sınırlı etnik gruplarla ve kimliklerle sınırlı kalıyor. Bazı meslek grupları ile giderek artıyor, onu da görebiliyoruz. Fakat topyekün bir şiddet henüz yok. Umarım olmaz da. Böyle olunca, adım adım yeni normal tekrar beden tarafından tanımlanıyor ve yeni normalden yeniden birazcık taviz alındığında tekrar beden hafif bir mutsuz oluyor fakat o tavize yeniden bulaşıyor ve tavizi veriyor ve tekrar zihin bedenin bu yeni konumuyla uyumlanıyor ona uygun yeni mantıksal üretimler yaparak ciddi bir karşı koyuşu engelliyor demin ne demiştik zihin eyleme geçmez

Zihin bize neyin neden olduğuna dair bazı açıklamalar yapabilir ya da kendi hatalarımızı, tutkularımızı, arzularımızı, harekete geçiş nedenlerimizi akılsalmış gibi göstermek için meşrulaştırır. Çok nadiren akılla çizilmiş bir pozisyonu takip ederiz. Hatta şöyle diyeyim, akılla çizilmiş pozisyonu insanın kendisi takip etmez de başkalarına zorla takip ettirtebilir. Benim aklımla çizdiğim şeyi başkasına zorla takip ettiririm. Fakat kendi aklımla çizdiğim şey aslında benim bedenimin tutkusudur. Ben bedenimin tutkusunu başkasına benim tutkumu takip edin diye pazarlayamayacağım için, onu bir dava, bir ideoloji, bir rasyonelite olarak pazarlarım. ve o zaman kitleler bunun için, ben o kişi için savaşmıyorum ki, bir yüce dava için, ideoloji için, rasyonelitenin kendisi için mücadele ediyorum der veya buna zorlanır. Zorlanma nasıl olur? Bedene baskı yapılarak. Bedene nasıl baskı yapılır peki Gürman? ağır vergilerle olabilir, daha çok çalışman gerekecektir. Seni hapse atma riski oluşturabilir. Seni çok konforlu bir hayatla motive edebilir. Bunların tamamı bedenle ilişkilidir. Seni cinsel şekilde motive edebilir, zenginlikle motive edebilir, bütün gün çalışmadan rahat yatacaksınla motive edebilir. Sana herkes bedenine hayran olacak. Öyle bir pozisyona oturacaksın ki, Öyle bir başkanlığa oturacaksın, müdürlüğe oturacaksın, koordinatörlüğe oturacaksın ki senin bedenin görünmezleşecek, senin bulunduğun koltuk senin bedeninin bizatihi kendisi olacak. O beden artık o koltuğun gücüyle yüzeyselliği de geride bırakacak çünkü seni herkes o koltuk olarak görecek. Sen sadece seni daha önce hiç tanımayan kişiler için bir bedensin. Bu yüzden bedensel özelliklere en çok dikkat edenler, kendilerini henüz başkalarının gözünde topyekûn bir insan olarak ortaya koymamış, sadece birbirlerine bakarken, yan yana geçerken, iş yaparken birer beden olmanın henüz ötesine geçmemiş kişiler için geçerdir.

Neden herkes ünlü olmak ister, Gürman? Çok ilginç bir nedeni var bence, biliyor musun? Eğer ünlü olursanız, her gün bedenen en fit durumda olmak zorunda kalmayacağınız için. Sizi ilk gören kişi, sizin herhangi bir performans yapmadan sizin kim olacağınızı bileceği için... Mesela şunu söyleyeyim, ünlü olmakla itibarlı olmak arasında ciddi bir fark var. Bir insan çok ünlü olabilir. Fakat bu ünlüdükte saygınlık var mıdır, yok mudur?

ve araştırılması üzerine düşünülmesi gereken bir konudur. Hatta bir konuşma yapabiliriz bunun üzerine sonradan. Çok iyi olabilir diye düşünüyorum. İnsanlar sadece ünlü olmayı bile isterler. Çünkü sadece ünlü olmakta bile kendin artık yoldan geçen tek bir yüzey... olmaktan kurtulursun ve daha önceden görülmüş, bilinen bir yüzeye dönüşürsün. Saygınlık da buna eklendiğinde ise bedeninle olan ilişkin daha da azalmıştır. Senden artık müthiş bir beden beklentisi yoktur çünkü bedeni temsilin senin artık düşmüştür. Üngürman bedensel müthiş performans gösterme zorunluluğunu ortadan kaldıran ilginç bir kalkandır. Ve kişiler, herkes neredeyse... Bu yüzden bu kalkanı elde edebilmek... ...ve anlık performansıyla herkesin gözünden düşebilme riskini... ...günlük hayatın içinden çıkarıp atabilmek için ünlü olmak ister. Bunu da şöyle bir düzeltme yapayım. Elbette herkes istemez. Bazı kişiler istemez. Bazı kişiler low profile olmayı daha çok isteyebilir. Şundan girmen o da. Ben gençliğimde İstiklal Caddesi'ne çıktığımda... ...korkunç bir kalabalıkla karşılaşırdım. Gündüz de öyle, gece de öyle. ve bu kalabalık bugünkünün aksine pek homojen bir yapı değildi ve çok heterojendi aksine ve çok marjinal insanların bir arada bulunabildiği bir yerde. Bu yüzden bedenlerin tamamı birbirlerinden oldukça değişiklerdi ve normal yaşamda, normal semtlerde ya da normal yanlış oluyor da tabi toplumsal mutabakatın oluşturduğu geçici normallik algısının dışında bir bedenler

silsilesi olduğu için başka semtlerde zorluk yaşayacak pek çok insanın bir anda tek bir caddeye sıkış sıkış doldurulmasından oluşuyordu ve bu bedenler kendilerini yargılanmadıkları için çok özgür hissediyorlardı. İstiklal Caddesi'nde şunu hissederdim hep. Ben burada çok rahat ediyorum çünkü burada görünmezim. Ya bomboş bir caddede rahat edebilirim ya da çok kalabalık bir caddede derdim. Çünkü ikisinde de hiç kimse dikkatini size yönelterek size bakmaz.

Az kişinin olduğu caddelerde ise genellikle özne olarak... ...herkesin yargısına açılan birer nesneye dönüştürülürsünüz... ...ve başkasının yargısı atmosferdeki enerjiyi etkiler. Bu şu anlama gelir. O zaman hep bedenime çok dikkat etmeliyim. Hep çok dik yürümeliyim. Çok şık giyinmeliyim. Mis gibi kokmalıyım. Etrafa poz kesmeliyim. Çünkü ben bir yüzeyim artık. Ve bu yüzeyin yargısını oluşturacak yer başkası, ötekisi. Bundan kurtulmak için bedenin askıya alınması... ...ya sizi kimsenin görmemesiyle...

ya da sizi görecek kimsenin olmaması ile mümkündü. Bu yüzden mesela İstiklal Caddesi, herkesin deşarj olabileceği çok güzel bir alandı. Bedeninden herhangi bir yüksek sorumluluğun olmadan, performans zorunluluğun olmaksızın, gidip sosyalleşebildiğin, hiç kimseyi tanımamana rağmen gündelik hayatın bedensel alımlanmasının caddede kaldığın süre boyunca askıya alınmasıyla, paranteze alınmasıyla sizi rahatlatan bir ayet. Mesela yurt dışına çıkıldığında da gidilen ülkelerin medeniyet seviyesine göre görüntüler daha az alımlanan yerlerde veya farklı görünüşlere hoşgörünüm bulunduğu yerde yine o rahatlamayı yaşarsınız. Tam aynısını söyleyecektim ben de. Bir üçüncü boyut daha var. O da şu, yargılayanların, yüzeye bakıp değerlendirme yapanların dışsal çevrenin

yargısının senin için önemli olmadığı yerler. Çünkü orayla kalıcı ilişkiler kurmayacaksın. Ha müthiş. Atıyorum Yunanistan'a gittin ya da işte başka bir yurt dışında ülkeye gittin. Oradaki insanlarla kalıcı uzun erimli ilişkiler kurmayacağın için oradaki insanların sana bedenine yönelik yargıları önemsizleşiyor ve bu da seni özgürleştiriyor bir açıdan. Bak o kadar güzel bir şey söyledin ki. Neden biliyor musun?

işte beden kişiye ne düşüneceğini ne hissedeceğini bu kadar tepeden dikte edebilen bir varlıktır ve bu varlık konumsaldır bulunduğu konuma ona bakan kişilerin bakış niyetlerine içinde bırakıldığı ortamın konforlu olup olmadığına tehdit altında olup olmadığına sevilip sevilmediğine yüceltilip yüceltilmediğine göre bambaşka bir zihne servisler üretir bu yüzden Gürman Zihin bundan sonrasını bedenin kendisine ilettiği verilerle inşa edeceği için felsefede beden zihni önceler. Bizler düşündüklerimiz olmaktan çok bedenin bize düşünmemize olanak tanıdıklarına yakınızdır. Arı bir şekilde her şeyi baştan düşünüp kurgulayıp muhteşem bir rasyonellik içerisinde bir evren inşa etmek olanaksızdır. Bu anca postümanizm gibi bir dönemde hepimizin zihni bilgisayara yüklenirse ve bedenler ortadan kalkarsa o zaman mümkün olabilir, şu anlık değildir. Bedenin bütün gereksinimleri, bütün zaafları, bütün avantajları, neyi var neyi yoksa üzerinde kurulan baskıdan onu hoş tutan her şeye değin, değdiği ne varsa düşüncemizin oluşumunda asli tuğlalar onlardır. Beden tehdit altındayken bambaşka düşünceler üretir, bambaşka imperatifler doğurur, bambaşka geleneklere atılmaya çalışır. Rahat pozisyondayken bambaşka türlü dünyayı alımlar, bambaşka düşünceler görür. Sürekli tehdit altında olan birisi nasıl kavgacı bir felsefe üretecekse, sürekli rahatlık içinde olan birisi de işbirliği yapmanın yollarını arayacaktır. Veya ırkçılık gibi bedenin üzerinden aşağılamaya değer bir

zihin sürüsü olduğuna ilişkin görüşler, bunlar bile doğrudan güçlerini bedenden alacaklardır. Ve Gürman şöyle diyeyim, bedenin içinde yaşadığı ev, evin kime ait olduğu, evin estetik değerleri, evin itibarlı semt skalasındaki konumu, O ev için harcanması gereken aylık ya da günlük emek miktarı, onun için ne kadar bedenin zorlanarak çalışıp çalışmayacağı, içeri aldığınız kitapların dizilimi, dağınık bir masadan iyi düşünce çıkmaz mesela. Çalışma masası, benim için söylüyorum, her bedenin gereksinimi belki farklıdır. Çalışma masam karışmışsa benim zihnim orada iyi ürün çıkartmaz. Masa çok tertemiz olmalıdır.

Kitabın altını yamuk yumuk çiziyorsam, zihnim bir miktarıyla yamuk yumukları edit edip... ...onları düzmüş gibi yapmaya çalıştığı için CPU'mun etkisi azalır. Ciddi söylüyorum. Bu yüzden çok dikkatli ve düz çizerim ki zihnim bunları atlasın. Her seferinde başka renk kalemle çizmem. Çünkü o zaman zihnim yeniden yeni bir şeyle karşılaşıyormuş gibi düşünür. Bunlara zaman ayırır. Bunlar...

bedenin alımlama sırasındaki yaşadıklarıdır. Ama Gürman, kitap okumak için bazı fiziksel konfor alanları gerekir. Yani amuda kalkmışken iyi kitap okuyamazsınız. Metrobüste giderken iyi kitap okunmaz. Metrobüsteyken hınç dolu bir insana dönüşürsünüz. Felsefenizden tutun da siyasi görüşünüze, ekonomik görüşünüze göre her şey değişir. Ama metrobüsten inersiniz,

Bir restorana gittiniz diyelim, hoş bir orta sınıf restorana gittiniz. Orada bir anda kendinizi tekrar değişen düşüncelerle bulursunuz. Birisi sizi hakaret eder, başka bir düşünce evrenine gidersiniz. Birisi sizi över, başka bir düşünce sistemine gidersiniz. Beden tıpkı bir parotoner gibi atmosferde olup biten her şeyi düşünceden önce alımlar ve düşüncenin üreteceği her şeyi ona önce serimler. Düşünce elinde ne var ne yoksa onu meşrulaştıracak şekilde ortaya bir rasyonelite koymaya girişir. Ona göre plan yapar, ona göre öveceği değerleri, yereceği değerleri ona göre ortaya çıkartır. Mesela bak çok dikkat et, hipotetik söylüyorum yani bir örnek düşünerek söylemiyorum.

Dil bilen birisi hemen şöyle diyecektir. Almanca bilmiyor, gelmiş bana kant anlatıyor. Neden? Çok Kant okumamıştır belki ama kendini daha yukarıda göstermek için elindeki tool odur. Ben Almanca biliyorum, o bilmiyor. O zaman ağırlığı Almanca bilmeye verirsem, senin okuduğun Kant'ı boşa çıkartmış olurum... ...ve Kant'ı tek anlayabilecek kişi iki kişi aramızda ben olmuş olurum. Henüz okudun mu okumadım ama olsun. Sen okudun ama boş çünkü Almanca'dan okumadım. Bir diğeri şöyle diyebilir. Fransız felsefesi bilmeden işte bu iş halledilmez. Niye? Sürekli Fransız felsefesi okuduğu için. Bir tanesi şöyle diyebilir mesela, kendileri de inanmak zorundadır. Çünkü insan kendini değerli hissetmek ister. Değersiz olduğunu hissettiğinde bedenin ortalıktan yok olmak ister. Mesela bak, utanç duygusunu düşünelim. Utanç anlarında biz ne isteriz? Yer yarılsa içine girsem, kimse beni görmese. Hedef bedenim yani, düşüncelerim değildir. Araba çarptığında bedenin o riskle karşı karşıyadır. Soygun olduğunda veya cinsel bir has alındığında. Benim merkezde olan şeyim, dünyayla kurduğum ilişkinin real olanı, gerçek bir karşılaşma hep beden aracılığıyladır. Düşünce türed bir evrendir. Bedenin karşılaştıklarını, onun yapabileceği atılımları, kavramsal olarak düşünen, ona bedenin gerçeklikten taşıdığı ne varsa onları yorumlamaya çalışan bir türe. Bu yüzden Gürman, felsefede de, hayata bakışta da, paradigmalarda da, sevgide, nefrette, öfkede beden tamamen önceliklidir. Mesela sen biraz önce konuşurken, Atina'daki başınızdan geçenleri anlatırken şöyle dedin, Nihan'la gidiyoruz, bir sürü valiz Nihan'da, her gün böyle başka kıyafetler ve bu benim çok hoşuma gidiyor demiştin. Çünkü o an ambiyansı oluşturan önemli bileşenlerden bir tanesi de ambiyans içindeki bedenlerin biçimleri ve sürekli olarak birbirini en kötü halleriyle gören, birbiriyle kurdukları ilişkide sürekli metrobüsün içinde olan, sürekli ev sahibinin onları evden atmak istediği bir ortamda olan, sürekli bedensel olarak tehdit altında olan bir çiftle, sürekli olarak bedensel anlamda kendilerini yenileyebilecekleri, başka türlü ifade edebilecekleri, konfor alanları, güzellik alanları, estetik alanları açabilecekleri ortamlar olduğunda, bizim karşı tarafla bedensel belleğimiz sürekli

olumlu geçmiş hatıralardan oluşunca, beden, ben bu kişinin yanında, hep iyi hissediyorum hissiyle doluyor. Diğer türlü birbirinize çok uygun da olsanız, hep en stresli anlarda, en zorlu anlarda, hep dayanışmak zorunda kalınan negatif pozisyonlarda yakalandığınızda, bir süre sonra o kişinin sizin bedeniniz tarafından alımlanması, nerede sorun varsa, bu beden hep oradaydı, bu beden sorunun kaynağı olamaz mı hisstir. Bunu düşünce üretmez, bedeniniz üretir. Beden der ki, bu ne ya? Bir sürü berbat hanım var. Hep kimle? Hep bunlar. Bu berbat hanılarda iki türlü sorun vardır. Bir tanesi, ben onun gözünde hep küçüğüm. Çünkü hep berbat hanlarda ben onunlayım. İkincisi, o benim gözümde küçük. Çünkü nerede kötülük varsa, bunu da hep gördüm. Hep ezilmiş, büzülmüş, itaat etmek zorunda kalan, kaçan, mücadele etmek zorunda kalan ya da... Bir beden bu. Bu yüzden Gürma, başkalarına olan duygularımızda da...

etkilidir bu. Şunu da söyleyeyim bazen şöyle şeyler de olabilir aşk gibi konular söz konusu değilse hele hele büyük güçlükleri bedensel olarak sırt sırta vererek aşmak demin söylediğimin tam aksi bir etki de yapar. Derler ki vay be biz nelerin içinden çıktık fakat onun içinden artık çıkmış olması gerekir yani bedenin eski tehlikede bulunma durumunu aşmış ve artık konforlu bir alana geçmiş refaha erişmiş olması en azından dokunulmazlık sağlamış olması gerekir. O zaman geçmişte birbirine dayanmış olan bu bedenlerin birbirleri hakkındaki bedensel bellekleri de bir sevgi bağıyla dolar taşar. Askerlik böyle bir şeydir mesela. Tabii. Ortaokul öğrenciliği böyle bir şeydir. Çünkü ortak bir size tehdit vardır. Şimdiki öğretmenler tabii çocuklar için fiziksel tehdit değiller ama... Bizim dönemimizde de pek değildi ama bizden önceki dönemde öyleydi. Yani öğretmen ve öğrenci iki ayrı kamp. Öğrenciler birbirlerine dayanışacak, kopya verecek, birbirinin hatasını saklayacak, suçlarını gizleyecek. Öğretmen orada bir başka suçlayıcı, yargılayıcı. Hababam sınıfı efekti işte. Askerde

ise hem komutan ortak, düşman. Savaş çıktığında ise komutan bu kez sizin taraftan birisi, düşman size saldıran kişi oluyor. Bedenin demin de söylediğim gibi konumlanmasına göre, bak nasıl da sana düşman bilinen kişiler anında değişiyor. Bu yüzden şöyle kapatmayı deneyeyim. Biz genellikle aydınlanma sonrası dünyada aydınlanmanın devasa etkisi yüzünden düşüncenin her şeyi öncelediğini, rasyonelitenin her şeyi öncelediğini, kurgul bir dünyanın

ve bu dünyada her şeyin zihne uygun olması gerektiğini düşünürüz. Çünkü aldığımız eğitim böyledir. Fakat bedenlerimiz buna sürekli olarak isyan eder. Çünkü aydınlanma muhteşem bir dönem olmakla, dünyayı aşırı ileri taşımakla, Ve bugünkü bedensel konforumuzu aydınlanma sayesinde elde ettiğimizi bize her an hatırlatmakla beraber insanlığın tamamına ve süresiz bir şekilde yani ebedi bir sonsuza değin hitap edebilecek bir şey değildir. Çünkü insan aşırı grifttir, karmaşıktır ve bu griftlik ve karmaşıklık hep bedenden ortaya çıkar. Rasyonel ve duru ve berrak olmaya çalışan şey zihindir. Zihin, bedenin kendi belleğinden dolayı çok fazla şeyle mücadele eder. Bak Gürban, lafı biraz uzatacağım ama şunları da söylemek istiyorum bitmeden program. Tabii ki. Mesela bizler bedensel deneyimlerimizdeki farklı sonuçlar yüzünden zihnimizin dumura uğradığı yapılarızdır. Bak şöyle demek istiyorum bununla. Başımızdan aynı isimde bir sürü deneyim geçer. Mesela yağmurda yürüme deneyimi olsun.

Bazı Yağmur'da yürüyüş deneyimlerimiz olağanüstüdür. Müthiş romantiktir. Belki yanımızda kız arkadaşımız vardır, erkek arkadaşımız vardır. Sevgili bağlamında söylüyorum yani. Belki çok sevdiğimiz dostlarımız vardır. Belki tek başımızayızdır. Ve müthiş bir romantik yine ambiyans söz konusudur. Kendi başımıza ayızdır ve yüce bir ortam oluşmuştur. Çok memnun kalırız, muhteşem gelir. Bazı yağmur durumları vardır. Sucuğa döneriz, iğrenç bir pozisyona döneriz. Bedenimiz yılmıştır, her tarafı çamurdur. Kendini konforsuz ve tehdit altında hissediyordur. Bazı durumlar vardır. Tam bir iş görüşmesine gidiyoruzdur. Tamamen şıkır şıkır giderken yağmur bizi rezil eder. Şöyle düşünürüz mesela. arabayla gelmediğimi anladı pazarlık payım düşecek. Çok çeşitlendirilebilir. Yağmur yağar, evinizi su basar. Bazı yağmurlar vardır, camdan dışarı bakmak olağanüstü gelir. Bir insan yaşamı boyunca yağmurla ilgili bu deneyimlerin tamamını atlatmış olabilir. Böylesi bir durumda bedensel bellek yağmurla yani aynı başına gelenle çok farklı sonuçlar elde ettiği için zihin bugün de yağmuru nasıl değerlendireceği konusunda dumura uğrar.

Ve Gürman, zihin, biz kimliklerimizi ve benliklerimizi, saçılmış olan o benliği daha önce konuştuğumuz üzere tutarlı ve çelişkisiz bir ben olarak inşa etmeye çalışan varlıklar olduğumuz için, zihnimiz bu birbiriyle çelişen deneyimleri çelişkisiz bir deneyimler silsilesi haline getirmek isteyeceği için, Hangi yağmurla ilgili sonucu seçecekse, yağmurla ilgili seçtiği sonuca uygun olmayan sonuçları bastırır. Bunları unutur. Bastırarak unutur. Buna ne diyoruz biliyor musun? Bilinç dışı. Bu bilinç dışı dediğimiz şey, Zihnimizden tutarlı olmadığı gerekçesiyle süpürülen bu deneyimler bizim bedenimizin belleğinde durmaktadır. Bu yüzden zihin bize yağmurla ilgili iyi sonuçları seçmişse, ben yağmuru çok severim diyorsa, bizim bedenimizin yağmurla ilgili ikircikli, bilincin altına bastırılmış olmasına rağmen kendisinde, zinde olan bu yapı yüzünden ikircikli davranır, bedenin neyin huzursuz ettiğini anlamayız.

Fakat huzursuzluk oradadır. Yağmur çok naif bir örnekti. Bunun çok zorlu örnekleri var Gürman. Elbette. Dostlukta. Bazı dostluklardan muhteşem sonuçlar alırsın, bazı dostluklardan kazık yersin. Bazı aile bireyleriyle muhteşem geçinirsin, bazısıyla hiç geçinemezsin. Küçükken istismara uğrayabilirsin. İnsanlara bak ona sıcak davrandım, nasıl neticelendi dersin. Bazısıyla aynı samimiyeti yakalarsın, harika sonuçlar elde edersin. Zihnin bu sonuçlardan hangisini seçmişse, geriye kalan sonuç bedensel olarak böyle bir durumla tekrar karşılaştığında ikirciklilik yaratacağı için bizde bir benlik yarılması oluşturur.

şiddetli bir sorunsa, yani zihin birbirinden aykırı birkaç deneyimden çok berbat gelişmiş olanların bir kısmını bastırmışsa, beden sizin zihinsel olarak sorunsuz, tehdit olmayan, konforlu bulduğunuz seçime burada muhteşem bir tehlike var diye haykırır. Ve bu haykırışın neden olduğu bilince yansımaz, bastırılan o yerde kaldığı için. Ve bunu beden size pisişik hastalık olarak verir. sorunlar olarak verir, depresyon olarak verir, kişilik yarılması, benlik bozulması, kaygılar, neden olduğunu bilmezsiniz. Çünkü zihin çelişmezlik yaratmak adına bunları çoktan süpürüp atmıştır. Bak Gürman, demek ki beden bastıramadığı bir benliğe sahip olduğu için zihnin bastırdığı şeylere her karşı çıkışında bizim duygu dünyamızı ve düşüncelerimizi, seçimlerimizi çok doğrudan etkiler.

Yani beden sadece dıştan görünen yüzeysel bir şey olarak... ...başkalarının bizi yargılamasına dair bir şey olmaktan çıkıp... ...kendi bedenimizin içindeki o karanlık, derinlik içinde... ...bizi sürekli olarak tehdit eder. Ve deneyimler arttıkça zihnin bastırması gereken şeyler artacağı için... ...zihnimiz bizi konforlu bir alana sokmak adına çabalar durur.

Beden de hep konfor istediği için. Bu yüzden konfor arayışı bedenin risksiz, tehdit altında olmadığı hissiyatının oluştuğu yerde... ...artık zihin tekrar çelişkisiz düşünceler üretebileceğini düşünür. Zihnin amacı çelişkisiz düşünce üretmektir çünkü. Zihnimizin rahat edebilmesi için bedenimizin, Gürman, rahat etmesi gerekir. Bu yüzden mesela şunu söyleyebilirim. Şimdi akademisyenler bana kızacaklar ama hak da vereceklerdir yani.

bu kadar düşük akademisyen maaşlarının olduğu bir yerde, akademisyenlik itibarının olması gerekenden çok daha düşük olduğu günümüzde, onların başkaları tarafından alımlanmaları ve kendi kendilerini bedensel olarak konfor alanında tutmakta aşırı zorlanmaları, onların akademik nitelikli düşünce, fikir, buluş yapmalarını engeller zaten. Tabii ki. Hınçla dolu bir zihin, çünkü neden hınçlı olur? Kişiler kendilerini değerli buldukça, toplum tarafından o değerle alımlanmadıklarını da hissettikçe topluma karşı bir hınç duymaya başlarlar. Bu hınç bedenden sızar ve kendi bedenimizden sızan şey ilk bizim düşüncelerimizi etkileyeceği için üreteceğimiz felsefe hınç felsefesi olur. Hınç felsefesine gereksinim vardır ama herkesin de hınç felsefesi içinde olduğu bütün düşünce insanlarının böyle yaklaştığı bir yerde artık

Düşünce hınçın içine sıkışıp kalır. Ne işbirliği kalır, ne yeni bir atılım kalır... ...ne başka görüş perspektifinin ortaya çıkışı sağlanabilir. Hınç şu demektir. Bundan sonra benim dediğim olacak, senin dediğin olmayacak. Çünkü bundan önce hep senin dediğin oldu ve artık bu sona erecek.

Bugünkü geldiğimiz kutuplaşmanın nedenlerinden bir tanesinde bu olduğunu düşünüyorum. Düşünce insanlarının bedenlerinin konfor alanından çıkarılmış olmasından. Bugünkü düşünce alanının bu boşalttığı alan, bedenleri konfor içinde olan... ...ihalecilerin, belki teknoloji üreticilerinin, girişimcilerin, ticaret erbabının... ...bunlar olmasını demiyorum tabii ki.

müthiş bunlar zenginliği gerçekleştiren real unsurlar bunlar fakat bu zenginliğin paylaşımında real unsur türev unsurlara hiçbir transfer yapmadığında o zaman türev enstrüman dayanaksız ve farklılaşmaya elverişli olmayan yapılara sıkışıyor. Konuşmamın ortalarında demiştim ki hatırlarsan, beden hayatla yüz yüze karşılaşandır, düşünce türevdir. Türev ortadan kalktığında geriye ne kalır? Hayvanlık kalır. Çünkü beden bir hayvanla eş olan bir şeydir. Hayvanın üzerinde bir tasarımsak eğer, insanı bu tasarıma sürükleyen şey, türev bir soyutlama yeteneğinin olmasıdır. Aydınlanmanın çok abartmış olduğu, o kadar abartılmasının bugünden bakıldığında garip göründüğü... ...fakat o dönem için tabii muhteşem bir, demiştim biraz önce de, sıçrama yaptığı bu alan. Bizlerin, türev evrenin, bugünkü konuşmanın konusu şuydu aslında, beden düşünceyi önceler... ...fakat düşünceyi sıfırlandığı ve her şeyin bedene indirgendiği bir yerde... ...hayvanların bir araya geldiği bir yerden farksız bir duruma.

Yani şuna da düşmeden konuşmayı kapatayım. Sandığımızın aksine, aydınlanma felsefesi sonrasında... ...bize dikte edildiği eğitimde sürekli öyle gördüğümüzün aksine... ...düşüncelerimiz arı değildir. Bedenin uğradığı etkiyle yapılanır. Fakat bu da her şey bedendir demek değildir. Türe ve evrene gereksinimimiz vardır. Fakat olup biten sonuçta betimlemeye çalışırsak... ...düşüncenin bedeni sonraladığıdır.

Çok güzel ifade ettin Yalınç'ım buna. Çok basit bir örnek de vereyim. Bazı insanlar şöyle düşünüyorlar. Her şeyin tek ve böyle beyazla siyah gibi bir cevabı var. Hayır öyle değil. Hayatta herhangi bir şey öyle değil. Her şey böyle başka tonlar içerisinde gidip geliyor. Çok basit bir şey. Immanuel Kant üç gün boyunca aç kalsa bugünkü üretiminin yarısını bile yapamaz.

New Thompson'un çok güzel Açlık diye bir romanı vardır. Belki okumuşsundur sende. Tabii, evet. Norveç edebiyatı. Açlık hissiyatını hisseden, onu gerçekten yaşayan bir insanın dünyaya bakış açısı ister istemez değişir. Dolayısıyla o akademisyenlere verdiğin örnek de çok güzeldi. İnsanların bedeni belirli bir konfor ve güven alanında değilse, belli rahatlığa ve sağlık imkanlarına sahip değilse, hatta kendisinin önemsediği gruplar tarafından bedeni takdir edilmiyorsa, aşırı çirkin bulunuyor, aşağılanıyor ya da başka şeylere maruz kalıyorsa,

Ya metrobüse binmek zorunda kalıyorsa bu bedenin aşağılandığı anlamına geliyor yani. Yani evet o bu halde de düşünce ister istemez dediğin gibi gelişemez. Bir de senin söylediğin çok güzel bir şey vardı o aklıma geldi. Hakikaten büyük ideolojiler ve hatta dinler netice itibariyle insanların aklına değil bedenlerine seslenir. Bal akanırmaklar vadeder. Değil mi?

Dava mı açtıracaksın bize? Hayır canım yani Balakan Irmak Bahçesi'de... Ceylan Şengör'ü açtılar biliyorsun yine. Biliyorum biliyorum. Yani savcıya kolaylık diliyorum ben. Hazreti Musa'nın tarihsel olarak varlığını ispatlamak çok zorlu bir çaba. Yani bu dava vesilesiyle bunu yaparsa dünyadaki büyük üniversalerden de büyük takdir bulacak yani. Yeni bir çöptür açmış olacak. O savcı da bu dediğimizde bağlantısız değil biliyor musun? Yüzde yüz. Onun da kendi bedenenin bağlı bulunduğu koşullar ve o bedenin idamesinin devam ettirilmesi için, o bedenin idame etmesi için bu tip davranışlar sergilemek zorunda. Gürman bak müthiş bir şey söyledin. Şöyle söyleyeyim. bedeninizi hangi grup daha çok kabul ediyorsa, kutsuyorsa ve önemsiyorsa, sizin düşünceleriniz bir yerden sonra o grupla eşlenir. Mesela çok mu batıcısınız, çok mu Avrupa hayranısınız? Avrupa'ya gidersiniz, burnunuzu bir sürterler bir yıl içinde, buraya Türkçe olarak dönersiniz. Çok mu dindarsınız?

Dindar grup sizi aşırı seküler buluyordur. Ne biçim dindarsın kardeşim sen? Hiçbir şey yapmıyorsun. Sizi sürekli eleştiriyordur. Orada barınmazsınız. Sizi seküler bir insansınızdır. Sosyalist bir insansınızdır. Kendi kabileniz, kendinize ait hissettiğiniz, düşünsel olarak ait hissettiğiniz kabileniz... sizi yerden yere vurur, eleştirir. Karşı tarafta siz çok nitelikli birisiniz der. İnan bana grup değişir. Siyasetteki bu kadar hızlı yer değiştirmeler, düşünce dünyasındaki bu kadar hızlı yer değiştirmeler, inan bana bedene verilen toplumsal hassasiyetin hangi toplum tarafından ne şekilde verildiği ile çok ilintilidir. Çetin Altın'ın hayat hikayesi deyip şöyle parantez içerisinde bu sene söylediğin örneği tasdik etmek isterim. Necip Fazıl. Necip Fazıl. Hakeza aynı şekilde. Ki günümüzde kimler var? Hele siyasette.

Kimler kimler? Bir saat daha bunun üstüne konuşabilirim. Mesela şunu da söyleyeceğim. Millet zaman zaman şöyle diyor. Şunun kaseti var, bunu parayla satın aldılar. Size bir şey diyeyim mi? Bunlar mümkündür fakat muhtemelen gerçek olan telefon açılarak beyefendi veya hanımefendi

Sizi partinizde değerinizi bilmiyorlar. Siz müthiş birisiniz. Düşünceleriniz, dünya görüşünüz, ekonomi hakkında söyledikleriniz... ...hayata alımlayışınız, verdiğiniz röportajlar şahane. Keşke birlikte hareket edebilsek. Keşke bizim partide devam etseniz. Bu o kadar etkili bir söylemdir ki. Ve baş düşman olarak gördüğünüz partinin lideri bile bunu söylese... Muhtemelen bedeniniz aşırı etkileneceği için, duygusal olarak... ...buraya geçmek için çok ciddi bir nedeniniz var demektir. Biraz önce ne demiştik? Düşünce değil, beden harekete geçirir. Yaşam enerjisi düşüncede yoktur. Bedenin bizatihi kendisinde vardır. Ve o bedenin duygusal, duygusal, saygısal, itibarsal olarak... ...olumlandığı yer iki tarafta birden olumlanıyorsanız... ...düşüncenizle uyumlu olan yerde kalmayı tercih edersiniz.

Fakat kendinize ait hissettiğiniz yerde hiç de hoş karşılanmıyorsanız, rakip olarak görülüyorsanız, tam da o sırada sizin düşünsel olarak karşıt olduğunuz grup sizin ne kadar önemli bir cevher olduğunuzu tekrar tekrar söyleyip sizi kucaklamaya hazır bir pozisyon gösteriyorsa, bunun numara olduğunu bilseniz bile bedeniniz buna hemen ikna olur ve zihniniz bedeninizi meşrulaştırma ödevinde olduğu için meselenin başka bir rasyoneliteye dayandığını bile bile bedeninizin motivasyonuyla o tarafa geçersiniz. Günümüzdeki siyasi, ekonomik yer değiştirmelerin, akademik yer değiştirmelerin çoğunda bu duygusal kabul edilme ve kendi topluluğunun önemli bir figürü olarak kabul edilme bedensel anlamda, konumsal anlamda çok kıymetli. Bunun nedense Türk basınında hiç anlaşılmadığını düşünüyorum. Çok haklısın gerçekten. Buna da bir örnek verebilirim. Amerika'daki muhafazakarlar arasında Trump ilk aday olduğunda, Trump dalga geçilen adamdı. Şimdi Amerika'daki bütün muhafazakar siyasetçiler Trump'a yaranmak, onun tarafından destek görmek istiyorlar. Çünkü Trump'a karşı bulundukları ortamda Trump'la mücadele ederlerse, Ya cezaya uğruyorlar, ya kendi seçmen tabanlarını kaybediyorlar, ya hakarete uğruyorlar. İşte Mike Pence'i asın diye 6 Ocak'ta kapının önünde gezdinler. Dolayısıyla ilkeli bir duruş diyorsak, o ilkeli duruşu mümkün kılan şeylerden bir tanesi de bedenin huzurlu ve konforlu olmasıdır. İşkence altında hiç kimse hangi hikayeyi anlatırlarsa anlatsınlar. İşkence altında kimse çok ilkeli bir şekilde duramaz, durmaması da gerekir. Efendim, bedenlerimize sahip çıkacağız. Biz de kilo verelim bari, yalın. Çok ikna ettin beni şu an yani. Böyle göbek de böbek de bu olmuyor. Yüzeysel alanımı birazcık daha güzelleştirmem lazım. Asıl benim. Bedenimize biraz hiç sevmediği şeyler yaptırıp, işkence çektirip, toplumdan gelecek takdir duygusuyla kendimizi motive edelim. Ne yapalım yani? Ben hiç mekik çekmek istiyorum, mekik çekmeyi çok seviyorum diyen bir beden duymadım yani ama.

Sevgili Yalın Alpay'ı Twitter ve Instagram'dan yalın.alpay adresinden takip edebilirsiniz. Daha çizgilerini bana da gürman.timuran adresinden ulaşabilirsiniz. Bölümle ilgili görüş ve önerilerinizi, muhteşem feedbacklerinizi, fikirlerinizi, varsa konu önerilerinizi duymayı dinlemeyi çok isteriz. Efendim esen kalın, bedenlerinizde mutlu kalsın, bedenlerinize iyi bakın, okşayın, sevin onları. Aferin beni beden bedeni. Bye bye. Bu bedeni alıp çekip gidiyorum ben.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)