Podcast

S1B9: Ütopya ve Bilim Kurgu

Durumlar

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Yalın Alpay ile Gürman Timurhan, Durumlar’ın bu bölümünde ütopyalar ve bilim kurgu üzerine konuşuyor.











Tüm bölümler ve daha fazlası için !

------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

4.628 kelime · ~23 dk okuma

Yalına pay oley. Yalına pay oley. Yalına pay oley. Yalına pay oley. İşte bu moralle bugün sonuna kadar iyi gider. Gülmanos Hermanos. Bu güzelim jingle'dan sonra böyle tribün çocukluğunu beklemiyordunuz değil mi? İşte durumlar şaşırtmacalı podcast. Beni de şaşırttı. Halka da dokunan. Tribünlerin de ruhunu tutan.

Yalın, hoş geldin. Hoş bulduk dostum. Nasılsın? Gayet iyiyim, zımba gibiyim, bomba gibiyim. Gayet enerjiyim. Bunu söyledikten sonra hatırlatmam gerekiyor. Google, Apple, Spotify, hangi podcast uygulamasından takip ediyorsanız, bizi dinliyorsanız, durumları takip etmeyi unutmayın. Spotify'dan takip ediyorsanız lütfen zile basın. Görüş ve örnekleriniz için Instagram ve Twitter'da yalınalpay ya da naçizane bana da gürman.timuran diye aratarak, Instagram'da Twitter'da gürmantey diye aratarak, görüş öneri, mesaj ve çeşitli duygu durumlarınızı paylaşabilirsiniz. Hepinizi dinlemekten çok keyif alıyoruz. Böyle aramızda sonra konuşuyoruz şöyle mesaj atmış, böyle mesaj atmış ne kadar güzel diye. O bize verdiğiniz destek, enerji, ilham ve neşe olarak size geri dönüyor. Efendim bugünkü konumuza başlamadan önce sana ufak bir şey söyleyeceğim. Ben çok küçükken hala da en sevdiğim türlerden bir tanesidir. Bizim evde babama ait vakıf serisi vardı Isaac Asimov'un. Büyülenmiştim o bilimkurgu dünyasına böyle adım attığım zaman. Gerçekten algımı açmış, inanılmaz enerji vermişti. Ütopyaları ve bilimkurguları çok severim. Mümkün mertebede okumak isterim. Bu konuda da iyi bir külliyatım var diye düşünüyorum. Senin hangi konuda yok dostum?

Estağfurullah, estağfurullah. Ama hakikaten bilim kurgular inanılmaz. Yani insanın düşünce evrenini açan ve bana büyük neşe enerji, geleceğe dair hatta umut veren, kimi zaman bazı şeyleri, bazı içinde yaşadığımız toplumla ilgili şeyleri, dinamikleri de anlamama, daha iyi idrak etmeme de neden olan yapıtlar. Mesela Dune, din ve siyaset bilimi çerçevesinde yeni kavramlar da üretmiş bir kitaptır mesela. Hidrolik despotizm gibi su kaynaklarının kullanılması üzerinden kurulan iktidar ilişkileri.

Transkriptin tamamını oku

Şimdi Demir, biraz önce Harari'nin bir sözüne denk geldim. Sen ne düşünürsün, onu merak ettiğim için böyle bir açılış yaptım. Ben bu aralar çok iyi bilimkurgulara rastlamıyorum ama rastladığım hemen hemen bilimkurguyu da izlemeyi ya da okumayı çok seviyorum. Harari diyor ki, 21. yüzyılın başında diyor, muhtemelen en önemli sanatsal can bilimkurgudur diyor.

Çok az insan, işte machine learning, makinelerin öğrenmesi, yapay zeka gibi ya da genetik kodlama gibi alanlardaki son gelişmeleri takip edebiliyor ama işte Matrix gibi, Westworld gibi, Black Mirror gibi yapıtlar bizim hem teknolojiyi hem bu teknolojinin yarattığı sosyal ve ekonomik gelişmeleri ve etkisini içinde yaşadığımız çağda anlamamızı sağlıyor diyor. Bilim kurguların gerçekten böyle Önemli bir etkisi de var ve bir de heyecan verici bir şekilde çok da hakim olmadığımız konular hakkında bizi bilgilendiriyor. Sen bilimkurgular hakkında ne düşünürsün? Nasıl ele alırsın? Çünkü ben bilimkurguları sevmem.

O süper olur ya keşke böyle desen. Ama gerçek bu. Gerçekten mi? Sevmiyor musun? Vallahi gerçekten. Çok şaşırdım. Neden? Şimdi daha büyük heyecanla dinliyorum. Bilim kurgulara bayılırım deseydin o da güzel olurdu dinlemesi ama sevmem deyince gerçekten bir anda çok şaşırdım ve heyecanlandım şu an. Bunu öğrendik istiyorum. Mahcup da oldum yani. Yok niye ya? Çünkü şundan Gürman, ben genellikle sevmediğim konular üzerine hiç konuşmuyorum. Yani şöyle diyeyim, negatif eleştiri yapacağım bir konu üzerine konuşmak istemem ben hiçbir zaman. Lütfen yapar mısın şu an ya?

Çok heyecanla bekliyorum. Bilim kurguları yerden yere vur ne olursun. Ya canım yerden yere vuracak gibi değil tabii de. Kişisel bir durum yani muhtemelen. Ama şöyle diyeyim yani genel durumumu söyleyeyim. Ben bir konudan, bir kitaptan, bir olgudan, bir kişiden olumlu şekilde

titreşim almışsam benim olanaklarımı genişlettiğini düşünüyorsam çok zekice buluyorsam veya optimistik buluyorsam onun hakkında konuşmayı yazmayı tercih ederim ama sevmediğim konular hakkında negatif bir şeyi söylemekten hoşlanmadığım için konuşmam yani bu şeyde ne kadar kötü bir jandırdır bu yaklaşım ne kadar çirkindir bu yapılmış resim ne kadar da bayağı filan gibi şeyler hiç benim böyle sözcük dağarcığımda yer almaz bilim kurgulara gelince sen zaten çok güzel bir giriş yaptın ve önemli yerlerinin özellikle altını çizdin. Aslında benim de çocukluk kütüphanemde Arthur C. Clarke, Isaac Asimov, H. G. Wells gibi isimler vardı. Fakat nedense bu canlı beni küçüklüğümden beri Gürman hiç heyecanlandırmadı. Şöyle olduğunu tahmin ediyorum bunun. Belki Jules Verne'i daha çok seviyordum. Çok özür dilerek bir lafını bölebilir miyim? Arkadaşlar gerçekten tarihi bir ana şahitlik ediyoruz şu an. Yalın Alpay'ın yazılı bir yapıttan bir türden hoşlanmadığını öğrendim.

Düşünülebilecek bir şey değil mesela. Çünkü böyle kütüphane halinde okuduğu için yani. Ben mesela referans kitapları daha çok severim. O roman ve o konularda eksikliklerim vardır. Daha çok klasikleri seviyorum. Türk Edebiyatı'nda... Destakla olur mu dostum? Gerçekten öyle. Türk Edebiyatı'nda çok hoşlandığım yazar sayısı ne yazık ki çok az falan. Ama senin yazılı bir yapıttan, bir türden hoşlandığını öğrenmek çok heyecan veriyor şu an bana ya.

Bir tanesin. Her zaman olumlusun Gürman. Müthiş birisin hakikaten. Seninle partner olmak çok kolay. Vallahi yani hakikaten herkese senin gibi bir partner nasip olsun. Ya seninle olmak çok güzel. Ne diyeceğim bu arada? Ne demek bilim kurgu Hüseyin? Kapatıp gidiyorum kardeşim.

Şöyle açıklamaya çalışayım bak Gürman. Ütopya ve bilim kurgu ikisinden de hoşlanmıyorum üstelik. Şöyle gibi bir durum var. Ütopya genellikle iyimser bir gelecek beklentisi. Fakat bu beklenti müdahale edilmemiş bir beklenti değil. Müdahale edilmiş bir geleceğin hali hazırdaki duruma göre çok büyük bir cennet yaratacağı düşüncesi. Ve bu düşünce genellikle hayatın kendisini alımlanabilir, kolayca algılanabilir, çok kolaylıkla onunla başa çıkılabilir ve doğanın kendisi, toplumun kendisi mühendislik yapılarak tahküm altına alınabilir gibi bir varsayımla yola çıkıyor. Ütopyalarda her şey arı rasyonelite ile yapılır. Matematikseldir, geometriktir, her şey simetriktir. İsimlendirmeler, üretimler, evlerin kendileri, sokaklar, kentlerin biçimleri... Mesela Le Corbusier'in Ütopya'sındaki Paris gerçekleşseydi... ...bir sürü ince uzun bloktan oluşan bir Paris ile karşı karşıya kalacaktık.

ve bunun çok iyi bir kent modeli olduğunu düşündüğü için Le Corbusier... aynı kenti dünyanın her yerine ihraç etme düşüncesindeydi. Yani rasyonel olanın bizim çok hızla erişebileceğimiz... ve bize fayda sağlayacak bir tasarımın... kağıt üzerinde rasyonelite ile belirlenmiş bir tasarımın... madem en iyi tasarım budur o zaman bütün evrensel durumların... bu tasarımla sarmalanması gerekir gibi bir düşüncesi vardır Ütopya'nın. Bu yüzden Ütopya, aklın yolu birdir, o birde bulununca her şeye uygulanmalıdır gibi bir düsturun peşinden koşar. Fakat Gürman, geçen bölüm konuştuğumuz üzere insan hiç de rasyonel değildir ve rasyonel de insanın genellikle can sıkıntısına, tutsaklığına, kendisine ket vurulmuşluğuna yönelik hislerle sonlanır.

Bu yüzden arı rasyonelite kendisine yabancı gelen irrasyoneliteyi... ...hep küçümser, baskılar, önemsiz görür ve onun toptan yok edilmesi gerektiğini düşünür. Bütün ütopyalar şöyle bir varsayımla yola çıkarlar.

Günümüz berbattır, giderek de berbatlaşmaktadır. Bu berbatlaşmanın nedeni ayakların baş olmasıdır. Ayakların baş olmasını tersine çevirerek gerçek büyük zihinlerin hayatı, doğayı, benlikleri, bütün ilişki ağını tek bir zihnin en mükemmel arı uslanlama çerçevesinde çizebileceği yeni bir dünya, bir yeryüzü cenneti üreteceğiz. Ve bu yeryüzü cenneti öyle rasyonel olacak ki burada en verimli şekilde kullanılacak bütün kaynaklar, bütün ilişki ağları en iyi şekilde sarmalanacak. Le Corbusier'e göre mesela diyor ki 1900'lerin başında yeni dönem, Otomobil denilen varlığın yaygınlaşması yüzünden geniş otobanlara yol açacak. Gereksinim duyacak. Fakat o kadar çok araba alınacak ki dehşet bir trafik olacak. Bu yüzden kentte binaları dikey olarak çok yüksek yapalım. Restorana 9. kata gideriz. 12. katta notere inmiş oluruz. 17. katta evime giderim. Böylece o trafiği atlatmış olurum. Çok yararcı bir yaklaşımla yaklaşıyorum. Ütopyaların tamamı böyledir. Thomas More'un Ütopya'sından tut, geriye kalan bütün Ütopya janrı böyledir ki Ütopya janrına da zaten Thomas More'un o kitabı biliyorsun, ismini veriyor. Üstelik... Bu arada çok güzel kitaptı, ben çok severim. Adamın yazdığı çağı düşünürsen çok zekice bir kitaptı bence. Bu olumsuzluk iki. Yok demek yani anlamında. Topya yer, Ütopya yok yerdir. Bu yüzden Ütopyaların tamamı şimdiye kadar hiç var olmamış. Fakat şu ana kadar var olanların tamamının yanlış olduğu için bir an önce o yok yerle değişmesi gerektiğine...

rasyonel olarak temellendirmelerle inanmış olan zihniyetlerin getirdiği bir şeydir. Dikkat edersen Thomas More'un Ütopya'sında da her yer her yere benzemektedir. Bütün evler aynı şekilde yapılmıştır. Kimse hiçbir şeyin sahibi değildir. O yüzden bazen sosyalizmi, Ütopya'ya dayandırma girişimleri de sıkça karşımıza gelir. Ama biliyorsun o dönemde pat pat pat bir sürü Güneş ülkesi falan gibi pek çok Ütopya... Tabii Campanella'nın Güneş ülkesi. Peşi sıra yayınlanacak, çıkacak. Şimdi Gürman şöyle düşünüyorum. Arı bir rasyoneliteyle insanın irrasyonel bütün her şeyinin dışta bırakıldığı ve irrasyonelitenin küçümsendiği bu toplum ve ilişki ağı kültür-sosyoloji düzenlenmesinde, geçen programda söylediğimiz o benliğin saçılmışlığın içinde kurulmaya çalışılması gibi negatif bir kurgulluk görüyorum.

Ve bu yüzden ütopyaların tarih boyunca hiçbir denemesinin... ...distopyayla sonuçlanmadığını görmüyoruz. Bütün ütopyalar distopyayla sonuçlanıyor. Distopyayla da şunu kastediyorum. Tasarlanmış, arı usla, rasyonel şekilde kağıt üzerinde kusursuz görünen tasarımın... ...gerçeklerle ve insan psikolojisinin irasyonelliğiyle karşılaştığında... ...kendi düşündüklerinin... hiç de gerçekleşmemesi, aksine pek çok daha önce görülmemiş yan etkinin doğması. Ütopya artı yan etkiler eşittir distopya diyebiliriz. Distopya, eski durumdan da bazen daha kötü yeni bir sonucun ortaya çıkmasıdır.

Bu yüzden kağıt üzerinde ne insanın benliği, ne insan ilişkileri, ne sosyoloji, ne teknoloji, ne siyaset bunlar kağıt üzerinde planlanamazlar. Çünkü insan ne kendisini, ne dışarıyı, ne evreni tanımamaktadır, bilmemektedir, bilemez, atılamaz ona. Geçen bölüm çok ayrıntılı tartıştık. Bu yüzden Gürman, bilmediğin bir konuda o konuyu çok basite indirgiyerek, nedensellik ilişkileri kurarak, sanki çok iyi biliyormuşçasına davranmak ve deterministik bir teori ortaya atmak ve bunun kesinlikle böyle gerçekleştiğinde çok daha mantıklı ve verimli olacağını ileri sürmek, zorunlu olarak yanılgıyla sonuçlanır. Ve bu yanılgılar, Ütopya kendisinden önceki bütün geleneği, bütün inanışları, toplumsal biçimi, toplumsal ilişki ağını, ekonomik biçimleri reddedip, onları yıkıp, bütün her şeyi hiçleyip, onun üzerine rasyonel şekilde bina edildiğinden, geçmişi de yok edeceğinden, geçmişle bir bağlantısı kalmayan insanın, zaten acemice kurmak zorunda olduğu saçılmışlık içindeki benliğini iyice kurulaması hale getirir. Ütopya'nın içinde yaşamak zorunda kalan insanlar yersiz yurtsuz, yüzer gezer, kendi ruhlarına ait olmayan bir çerçeve içerisine bırakılırlar.

Ve bu yüzden ütopya dendiğinde benim hemen tüylerim diken diken olur. Bir insanı mutsuz etmek mi istiyorsunuz? Bir topluluğu ortadan kaldırmak mı istiyorsunuz? Bir yere en büyük darbeyi vurmak mı istiyorsunuz? Hemen oraya bir ütopyayla yaklaşın ve bu ütopyanın elinizden geldiğince keskin bir şekilde gerçekleşmesi için çalışın. Bunun tabi bazı istisnaları var mı var. Aklıma gelen istisnayı söylüyorum. Türk devrimi.

Türk devriminin başarılı olduğunu düşünüyorum Kemalist devriminin ve Osmanlı İmparatorluğunun o geniş toprakları içinde bir tek Türkiye'nin bugün görece daha az problem yaşayan bir ülke olmasını Kemalist o modernleşmeci tepeden inmeci devrime bağlıyorum. Fakat Gürman şunu unutmamak lazım. Tıpkı Ütopya'nın tanımında olduğu gibi modernist bir yaşam gustosunun siyasetten sosyolojik... ...bütün kılcal damarlara kadar indiği ve kağıt üzerinde rasyonel olarak tasarlandığı bu toplumsal... ...sözleşme diyelim pek çok insanın kendi ruhunun içinde kaldığı mekanı darmadağın etti.

Yani orada bile distopik bir damar, geniş bir damar vardı. Ve insanların çoğu ya inanmadıkları bir şekilde yetiştirilmeye çalışıldılar. Ki biliyorsun ortaokul ve lise sayısı çok azdı. 1930'lara gelindiğinde bile çok komik seviyede azdı ortaokul ve lise sayısı. Bu yüzden Ütopya'nın kendisi de çok şiddetli bir şekilde yürürlüğe konulamadı.

Ve Türkiye'nin bir Ütopyası oldu. Fakat Ütopya, distopyaya çevrilecek kadar şiddetli bir şekilde empoze edilemedi. Bunda Osmanlı İmparatorluğu'nun yeterince modernleşmemiş bir altyapıda bulunmasının etkileri oldu. Yani her ilde gazete yoktu, her ilde okul yoktu, her ilde kütüphane yoktu. Dolayısıyla yeni merkez kendi Ütopyası'nı Türkiye'nin bütün kılcal damarlarına çok net bir şekilde de taşıyamamış oldu.

Yani Ütopya kağıt üzerinde olduğu kadar dayanıklı bir şekilde dayatılamamış oldu. Burada ufak bir şey araya girmek isterim. Biz tabii Kemalist devrim diye bahsediyoruz bundan. Bunun tarihsel sebepleri var. Yeni bir sayfa açıldığı için Cumhuriyet'le birlikte ama senin dediğin bu hayalin, bu Ütopya'nın tam bir distopyaya dönmemesinin temel nedenlerinden bir tanesi de 3. Selim ile başlayan Osmanlı Modernleşme Hareketi. Orada zaten giden gelen çatışmalar, yaşanan olaylar, yetişmiş beşeri sermaye ve bir hedef var.

O hedef de çok akıl almaz, dünya dışı bir hedef değil. Ülkenin daha rasyonel, diğer ülkelere, çağdaş, medeni ülkelere benzer bir hale gelmesi. Bu kadercik bir hayalin bir de yarattığı bazı distopik sonuçlar elbette oldu. Sen anlatırken bu konuyu hani özellikle altını çizmek istedim. Çok güzel bir yere değindin çünkü. Türk devriminden bağımsız olarak. Ben normalde siyaset konuşmayı hiç sevmiyorum biliyorsun. Aslında burada da söyler söylemez niye söyledim ki diye içimden düşündüm. Şundan düşündüm. Bu konu üzerine ayrıntılı konuşulmadığında bazı klişe düşünceler sözcükler arasında aramalar yapıp o klişeye evrilen bazı algılamalar gerçekleştiriyorlar.

Burada çok daha klişeden uzak şeyler konuşmaya çalışmak istiyorum o yüzden... ...ama dar bir yerde söylenince klişenin içinde kalmış gibi görünebilir sadece. 3. Selim'den itibaren gerçekleşen batıllaşma çabalarında... ...Kemalist batıllaşmaya oranla çok net bir fark göze çarpıyordu. O fark şuydu, devlet nasıl kurtulur sorusu... ...toplumun kendisini içermeyen bir durumdaydı Osmanlı batıllaşmasında.

Yani sıradan okuyucunun nezdinde... ...genellikle saray ve saray çevresi, ordu, bürokrasi... ...batıllaşmaya en çok direnen yerler olarak algılanır. Fakat bu doğru değildir. Aksine batıllaşmanın tam manivelası, merkezi ve motoru... ...onu harekete geçiren yer tam da saray, bürokrasi ve ordudur. Fakat Kemalist modernleşmeden farklı olarak... ...bunun toplum için gerekli olduğunu düşünmez...

Çünkü hem buna uygun zaten araçları da yoktur. Sivil toplum denilen şey henüz yabancı bir kavramdır. Ve dahası mesele devletin kendisini kurtarmaktır. Sorulan soru toplumu kurtarmak değildir. Devleti kurtarmaktır. Ve devleti kurtarmanın yolu batılı olan modernite dediğimiz ve batıda şu anlık yani o dönem için söylüyorum gerçekleşen meselenin yani aslında modernitenin alımlanmasıdır. Ve batıda olduğu için buna batılılaşma denmektedir o dönemde. Ve sıkça bildiğimiz üzere ne derler, düsturları nedir? Biz ahlaki olarak batılılaşacak değiliz. Çünkü ahlakın en üst seviyesi bizdedir. Toplumsal adetlerin, yapının en fevkaladesi bizdedir. Bizde eksik kalmış olan teknolojidir ve düzenlenmedir, devlet düzenlenmesidir. Bunu da oradan alacağız. Şimdi buradan hemen atlıyorum, geçiyorum. Çünkü bu konuyu konuşmak istemiyorum. Evet, evet. Ben de şunu söylemek istiyorum. Burada Türk modernleşmesini belki başka bir zaman ayrıca konuşuruz seninle ama şu senin dediğim dikkatimi çekti. Çok güzel bir noktaya değindi. Gerçekten 15-16. yüzyılda aydınlanma hareketi başladığı zaman Ütopyalılar bir anda pıtrak gibi çoğalıyor. Daha iyi bir dünya hayalinin... Çünkü o zaman hakikaten hem tabanı var, hem de isteyen insanlar var. Bir de matbaanın ortaya çıkması, bu tip kitapların daha kolay basılabilir, yayılabilir olması...

Bu tip eserlere izin veriyor fakat gerçekten sen konuşurken dikkatimi çekti. Modernizmin sonuna doğru artık 19. yüzyıldan 20. yüzyılın sonuna doğru geldiğimizde özellikle 20. yüzyılda yaşanan bazı ütopyaların yarattığı korkunç tablolar. Nazizm de bir ütopyadır kendi çerçevesinde. Çünkü korkunç tablolar distopyalarda patlama yarattı. Dikkat et önemli distopyaların hemen hemen hepsi neredeyse çok yakın bir zaman aralığında

İşte Zamiyet'in Bizi, 1984, değil mi? Fahrenheit 451, o da çok ciddi bir distopyadır. Bütün bu distopyalar, esasında modern dönemde ütopyaları kırılan bireylerin yaşadığı acıların da bir yerde ifadesi oluyor herhalde. Çok güzel özetledin, kesinlikle böyle. Distopyaların peş peşe yazılmaları ve çok etkili olmaları da, kurulan ütopyaların hiçbirinin ütopik sonuçlar vermediği, hep distopyak sonuçlar verdiğinin anlaşılması üzerine refleks olarak yazılan şeyler.

Şimdi gelelim bilimkurgu meselesine. Hani Ütopya ile bilimkurguyu beraber söylemiştim. Bilimkurgu da şöyle bir sorun görüyorum Gürman. Gelecek bizim tahmin edemeyeceğimiz kadar çok sayıda fazla bileşenin beraberce ürettiği bir mesele olarak üstelik de...

bizim henüz bilmediğimiz yeni teknolojik gelişmelerin de bunu çekiştireceği... bir bilinmezlik tahayyül alanı olarak... bizim hesaba katmamızın mümkün olmadığı... milyarlarca özgür iradenin yanı sıra... hiç bilmediğimiz yeni operasyonel ilişki ağlarının doğmasını... bu yüzden asla tahmin edilemeyecek... çok dehşet bir karışıklık ortamını... geçmişin ölçütleriyle tahmin etmeye çalışmaktır.

Bu yüzden çok ilkel kalmış olan ölçütlerle ve ilkel kalmış tanıdığımız kavramlarla, ilişki ağlarıyla, bakış açılarıyla henüz nasıl gelişeceğini bilmediğimiz bir ortamı tahmin etmeye çalışmak veya onu kıstırmak, onu biçimlendirmeye çalışmak bana çok Acemice bir kalkışma gibi göründür hep. Mesela internet ortamında da bunu görmüş olduk. İnternet ilk ortaya çıktığında ne deniyordu? Mükemmel bir yeni bilgi ağı, demokratikleşme için inanılmaz bir araç. Dünya kesinlikle eskisi gibi olmayacak. Artık sivil toplumun ve bireyin gücü devlete kesinlikle galebe çalacak.

Gerçekleşen bu mu oldu? Tam aksi değil mi? Çünkü irasyonel insanın özgür iradesinin nasıl davranacağını bilmediğimiz gibi teknolojik yeni gelen bir altyapının hangi aparatlarla ve uygulamalarla birleşeceği, hangi çıkar gruplarına ne şekilde yeni olanaklar açacağı, durumların, paranın, transfer olan bilginin ne tarafa doğru büküleceğini öngöremeyeceğimiz kadar grift bir alanda yaşanacağı için bunları tek bir zihnin 200 sayfalık bir kitapta öngörüp böyle böyle olacak demesi hiç tanımadığı araçları, kavramları, insan davranışlarını ve teknolojik üretimleri geçmişin çok eskide kalmış, köhnemiş, yeniliklerin hiçbirisini açıklayamayacak kapasitede, düşük kapasitede olan ölçütleriyle ve değerlendirme alışkanlıklarıyla değerlendireceği bir gelecek projeksiyonu olduğundan bu bana çok zayıf bir tahmin olarak görünür hep. Sana destek olacak bir şey söyleyeyim mi? Eyvah, fikrini mi değiştirdin? Hayır, hayır. Ben bilimkurgulardan çok memnunum. Devamda edeceğim. Fikrim de değişebilirdi bu arada ama bu söylediğin... Biz netice itibariyle Fenerbahçe'yi tutar gibi bilimkurgu tutacak değilim. Süpersin. Bir kısmı eksiklikleri var, bir kısmı iyi yönleri var. Böyle değerlendirmek lazım her şeyi.

İyi bilim kurgulara bakarsanız birçok güzel bilim kurgu eseri çıktı. Özellikle işte 2000 yılına kadar çok önemli bu konuda zihin açıcı Asimov gibi yazarlar, Frank Herbert gibi yazarlar. Müthiş eserler ortaya koydular. Çok ilginç bir şey var hiçbir bilim kurguda Star Trek dahil internet yok. Hiç kimse internete hayal edemedi. Ne kadar zor koşullarla yapılan bir çaba olduğunu da bu altını çiziyor. Çünkü gerçekten dediğinde şöyle bir şey var. Mesela Antik Mısır'a gidelim. Antik Mısır'da yaşayan bir adam, helotlar gelmeden önce o at arabalarını hayal edemezdi. Çünkü daha önce hiç öyle bir şey görmemişti.

Hiç görmediği, benzetemeyeceği bir şey gelecekte gelirler, buraya yerleştirirler, at arabaları getirirler diyemez. Bu örnek gibi şu anki verili koşullarda kısıtlı kalan bir yazar ve onun birinci, gelecekte nelerin çıkacağını da yaşanabileceğini de ön göremiyor. Ama mevcut olanlar üzerinden de bir takım, mesela ben futurologları da o yüzden çok severim. Çünkü geleceğe ilişkin bir takım hipotezler kuymanın da hayal gücünü arttırıcı ve insanı yeniden düşündürücü bir etkisi var bence. Geleceğe ilişkin bir tasavvur sahibi olmazsak geleceği de üretemiyoruz. Tabii haklısın. Genelde mahcup eder ama insanı yani. Tabii canım o kesin yüzde yüz. Şey diyorlar ya sen hani internet örneğinden verdin o Thomas Friedman'lar falan öyle yazıyordu işte dünya düzdür artık eşit oldu bütün toplumlar birbirleriyle ilişkileyecek herkes birbirini tanıyacak tanıyan insanlar arasında düşmanlaşma güdüsü azalacak. Halbuki kutuplaşmayı tetikledi internet tam aksine düşmanlıkları. Halbuki toplumun kendi içerisindeki evet kutuplaşmayı daha çok tetikledi. Şey falan var ya böyle eskiden bazen karşıma çıkıyor internette de büyük büyük laflar ediyorlar ya işte televizyonun tutma şansı yok.

19. yüzyılda Patenta İstitüsü artık bulunacak yeni bir şey kalmadı diyorlar. İnsanlar radyo dinlemek varken niye birilerinin yüzünü görmek istesinler? Senin meymenetsiz suratını diyor değil mi?

Tabii canım ne yapacağız, ne olacak yani görünce falan. Dolayısıyla geleceğe ilişkin tasavvurlar kurarken çok büyük eksikliklerle bunu yaptığımızı da hep hatırımızda doğru söylüyorsun. Altını çizmek için de ben de desteklemek istedim. Çok büyük eksikliklerle ve kısıtlarla bunu yaptığımızı unutmamak gerekiyor. Yani öyle kesin tutmazlarından her şey hemen hemen tutuyor yani.

Ya da artık bu olmaz dediğimiz her şey başımıza geliyor. Tabii ben sen söylerken şuna çok güldüm. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak diye bir cümle var ya. Her şey eskisi gibi oluyor sonra. Bak Gürman ya. Bugün niye böyle oldu bilmiyorum. Seninle başka düşünüyoruz yine. Şöyle diyeceğim. Bana kalırsa mesela eski hiçbir zaman tekrarlanamaz. Eskiye benzeyen dönüşümler olabilir. Fakat mesela bak şöyle durumlar oluyor bazen. Ben zaten şöyle diyecektim. Özür dilerim. Senin lafını böldüm ama devam et. Ya şimdi bu sloganın kendisi çok güçlü olduğu için bu kullanılıyor. Evet. Çünkü gerçekte şöyle demek gerekiyor, bazı şeyler eskisi gibi kalacak, bazı şeyler eskisinden kötü olacak, bazı şeyler eskisinden iyi olacak, bazı şeyler de büsbütün değişecek. Ama bu cümle bitmiyor ya, sloganlaştıramıyorsun. Ben de şöyle düşünüyorum, bir şey eskisi gibi olamaz hiçbir zaman. Çünkü Gürmen şöyle, varlıkların, olguların kendileri kendilerine ait değildir. Onlar hep ilişki ağları içinde varlardır ve ilişki ağlarının taraflarının hangileri değişirse değişsin, bir tanesi bile değişse kurulan ilişki değişmeye başlar. bizim dünyamızda olduğu gibi çok entegre dünyalarda her şey birbiriyle ilintide olduğundan minicik değişimler ki zaten devasa oluyor değişimler artık o değişimler her şeyi tetiklediğinden anne babanla kurduğunu ilişkiden tut da gönül verdiğin takımla olan duygusallığın bile hiçbir zaman aynı şekilde devam edemez bak şöyle söyleyeyim geçenlerde bir yazı yazmıştım kendi kendime gönderme yapmış oldum böylece bir kahve içiyoruz

Kahvenin hiçbir yudumu aynı tatlı olmaz Gürman. Çünkü kahve kupaya koyduğun andan itibaren sıcaklığını yitirmeye başlar. Her yudumunda farklı sıcaklıktaki bir kahveyi içersin. Kahvenin ortalama bir tadı olduğuna dair bıraktığı sende izlenim... ...senin onu kurgulamandan ibarettir. Edit edersin. Onun ortalamasını alırsın. Mesela bazıları diyor ki, postrut hep vardı. Postrut nasıl hep vardı? Postrut hep yoktu. Postrut hep vardı demek, postruta benzeyen her şeyi aynı çuvala atmakla ilişkilidir. Mesela yalanı, propagandayı, postrutu aynı şey olarak algılarsak muazzam hatalar yaparız. Çünkü birbirlerinden ciddi farklılıkları var. Tabii ki canım. Başka bir konuda bunu konuşuruz. Bu neden gerçekleşmektedir? Mesela şu kadarcık ipucu vereyim. İnternet olmaksızın postrut diye bir şey olamaz.

Propaganda tek bir merkezden yapılan özdeş düşünme çağrısı iken postrut çok farklı merkezlerden grupların kendilerini ve merkezlerini aynı anda birbirleriyle iş birliği yaparak yalan söyleme mekanizmasıdır, durum değiştirme mekanizmasıdır gibi. Bir de feodal dönemde köyde yaşayan adam nereden postrut yapacak yani? Yani işte evet. Evde araç da yok öyle. Evet şöyle diyebiliriz yani aşk,

gülmek, intikam arzusu, bunların bile sabit olduğu düşünülür değil mi? Bunlar da sabit değildir Gülman. Bunlar da toplumsallığın, benliğin, tarihin, dönemin, bütün kurgunun kendi içerisinde bambaşka anlamlara sahiplerdir. Sözcük olarak biz aynı sözcükü kitaptan okuyor olabiliriz, onun içeriği bambaşkadır. Bunu kendi insan kişisel deneyimlerinden bile bilebilir.

Ne denir mesela? Her kuşak bunu söyler. Bizim zamanımızda aşk başkaydı. Evet, başkaydı. Niye? Çünkü aşkla kurulacak ilişkideki kullandığınız enstrümanlar farklıydı. Birbirinize bakışırdınız belki sadece. Belki bir dönem sadece mektuplaşırdınız. Bir dönem sadece barlarda bakışırdınız. Yani dönem derken aynı kişilerden bahsetmiyorum. Yıl aralıkları geçtikçe flirtleşmenin asli mekanlarının değişmesinden söz ediyorum. Fabrikada birbirinizle yakınlaşırdınız. Okulda yakınlaşırdınız.

Sonra Tinder'da yakınlaşmaya başladınız. Bu araçlar değiştikçe ve insanın kendisine daha fazla partner bulma olasılığı arttıkça örneğin, aşkın tanımı değişir, hissettirdikleri değişir, nefretin değişir, intikamın değişir, her şey değişir. Her şey bir kereliktir, biriciktir. O dönemliktir. Ve değişerek devam etmek zorundadır. O yüzden öyle sanıyorum ki, bir zamanlar yaşanan bir şeyin tekrar tekrar yaşanması olanaksızdır. Ona benzer şeyler yaşanabilir. Bu benzerlik bizim onun aynısını yaşadığımız yanılgısına götürebilir sadece. Bak şöyle diyeyim mesela. 10 yıl önceki Gürman'ı hayal edelim. 10 yıl önceki Gürman'ı şu an sokakta görsem hemen tanırım. Fakat Gürman... sen ve 10 yıl önceki Gürman arasında ciddi farklar vardır. 10 yıl var ve göbek var. Bu farklılıkları benim görmezden geliyor olmam, benim olayları yeterince ayrıntılı gözlemleyemiyor olma yeteneksizliğimden, kusurumdan ileri gelir. Yoksa seni cepheden gördüğümde yüzünün konturları başkadır, sola dönersin suratın başka bir hal alır. Yani insan bir başka insanı

daha önce gördüğü bir konumdan farklı bir konumda başka zaman zaten hiçbir zaman göremez bile. Gördüğümüz insan bile biriciktir. Fotoğraf çıktıktan sonra belki bunda eskisi gibi olan bir görüntüyü görme bize bahşedilmiştir ama fotoğrafta Işığı farklı şekilde yansıttığı için yüzün bazı bölgeleri yapışır. Bazı bölgeleri daha girintili çıkıntılı görünür yani ışığın düşmesine göre. Bu yüzden o da yanıltıcıdır. Yani şunu söylemek isterim. Hayat hiçbir koşulda tekrarlanamayacak. Sürekli biriciklikler üzerinden gider. Dolayısıyla tarih de öyledir. Çok büyük bir isabetsizlik gibi geliyor bana. Sürekli her şey aynıdır.

Hiçbir şey aynı değildir. Senin dünyayı alımlama algoritman bir kere oturmuşsa... ...sen çektiğin bütün verileri o algoritmayla yorumlamaya çalıştığın için... ...sana sadece her şey aynıymış gibi gelir. Ama bunu da şunu söyleyeyim. Benim dediğim doğrudur, geriye kalanlar yanlıştır olarak söylemiyorum. Bu da benim alımlamam olarak söylüyorum. Senin söylediğin gibi her seferinde bu da benim alımlamam diye... ...söylemek uzun olacağından ben de böyle kestirme şekilde söylüyorum.

Ya sen tabii çok filozof tabiatlı ve düşünce biçiminde öyle bir insan. Ben sana göre daha pratiğim, bunu söylemek lazım. Sen tabii felsefe olarak bu işin temel argümanlarını çıkardın şimdi. Yok dostum, sen de öylesin. Rica edeyim canım, ben biliyorum. Daha pratik bir kafan var, daha normatif bir kafan var falan. Dolayısıyla senin söylediğin bu bakımdan kesinlikle doğru. Tabii ki bu aksi söylenemez bir şey ama bu hiçbir şey eskisi gibi olmayacak diyenler bunu, bu çerçeve değil de daha pratik olan. Mesela koronavirüs oldu, kapitalizm yıkılacak.

Dünyadaki her şey bambaşka. İnternet geldi, artık bütün dünyayı demokrasiler donatacak. Hiç başka bir şey kalmayacak. Şimdi anladım dediğini, evet çok haklısın. Dolayısıyla o işler pratik bakımdan öyle olmuyor. Bazı şeyler, gelen yeni teknolojiler, yeni imkanlar, yeni üretim araçları, yeni toplumsal örgütlenme modelleri bazı şeyleri değiştirirken eskideki bazı üretim biçimlerini, modellerini, yapılarını vs. sırtlarında taşıyorlar. Onların da gelecekte etkisi oluyor o manada demiştim.

Gürman çok güzel açıkladın bak buna bir örnek vereceğim aslında biliyorum zamanımızı da çok açtık hemen toparlıyorum. Hiç dinleyicilerin rahatsız olduğunu zannetmiyorum sürekli diyor ki daha çok konuşun daha çok konuşun. Ama senle ben rahatsız oluyorum. Bak şöyle düşünüyorum, bazen diyorlar ki bize öyle bir kitap tavsiye edin ki bütün görüşlerimiz değişsin. Şimdi şöyle sanıyorum Gürman, çok sayıda film izleyen bir kişi, çok sayıda kitap okuyan bir kişi, işte bir meselede üzerine çok fazla saat geçirmiş birisi, artık 10 bin tane film izlemişse yeni bir filmle film izleme pratiklerini değiştiremeyecek bir derinliğe erişmiş oluyor. Bu derinlik pozitif anlamda derinlikten bahsetmiyorum. Artık bin birim üzerine gelen bir olan, yeni gelen bir... ...binde biri etkileyebildiği için değiştirme kapasitesi çok küçük oluyor. Değiştirir mi? Evet, yine değiştirir. Ama binde birlik bir değişim bekleriz ondan. Fakat beş film izlemiş birine, beş kitap okumuş birine... ...yeni bir kitap okutursan ya da yeni bir film izletirsen... ...yeni gelen kitap ortalama olarak altıda biri oranında etki yapacaktır.

Çünkü orada bir derinlik oluşmamıştır. Yeni gelen çok etkili bir şekilde sillesini vurabilir. Hele ki etkili bir film ya da etkili bir kitapsa, yani kaldıracı da varsa... ...beş kitap okumuş ya da beş film izlemiş kişi... ...yeni okuduğu kitapla ya da izlediği filmle hayatını değiştirebilir. Fakat, demin senin çok iyi söylediğin üzere... dünya çok eski bir yer olduğu için binlerce yıldan sonra yeni gelen bir değişiklik elbette kırılmalar, farklılaşmalar, eskisi gibi olmayacak mekanizmalar üretir ve dahası iletişim olanakları hızlandıkça zaman olarak daha hızlı entegrasyon olduğu için daha kısa zamanda değişir fakat bu değişimler öyle artık hiçbir şey senin dediğin anlamda eskisi gibi olmayacak şiddetine varamaz çünkü dünyanın binlerce yıllık bir toplumsal derinliğe oluşmuştur

O derinlik yeni gelen yılın getirdiği flaşlarla o kadar kolay ters yüz edilemez. Bak şunu söyleyelim. 2 tane dünya savaşı çıktı 20. yüzyılda. Atom bombası atıldı Gürman. İnsanlar fırınlarda yakıldı inanılmaz yani. Buna rağmen bugün tekrar popülizm yükselişe geçiyor. İnanabiliyor musun? Mesela şunu da söyleyeyim. O dönemde faşizm olarak ortaya çıkan şey, bu dönemde tekrar faşizm olarak ortaya çıkamıyor. Ne yapıyor? Değişiyor. Ama yine de benzer bir öğenin yeni bileşenlerle birleşmiş sentezi olarak çıkıyor.

Yani o uzun derinliğin içinde etkilene etkilene fakat o derinliğin içinde daha önce yaşanmış bir şeyin aynısı olarak yaşanmayacak üzere. Evet faşizm de kendi geçmişinden ders alıyor ve yenileniyor. Bu çok ilginç bir şeydir. Yani faşizm gibi bir düşünce bile hani eski muhafazakar köklerine çok düşkün. Bak bir bölümde faşizm konuşalım. Ben faşizm üzerine bayağı çalışmıştım. Çok zevkli olur. Tabii ki konuşalım. Evet. Şimdi hem süremiz uzadı. Şöyle kapatayım sen dedi ya hani şöyle soruyorlar. Benim de başıma geliyor. Bir kitap söylesen hayatımızı değiştiren ne olur? Ya böyle bir şey olur. Senin gibi anlatmak istemediğim için böyle münazara etmek istemiyorum insanlarla. Böyle bir şey olur mu yoksa? Bir tane kitap yükleyeceksin oraya. Dünyan değişecek. Nerede öyle şey? Yani tek kitap okursan olabilir. Daha önce hiç kitap okumamışsan olabilir.

Evet, daha önce okuduğum bir kitap. Cin Ali varsa herhangi bir kitap zaten hayatını değiştirebilir. Ben işte bunu şöyle kafamda çözdüm abi. Richard Feynman'ın Fizik Dersleri kitabı var. Onu öneriyorum. Şimdi sana komik bir şey diyeceğim. Ben de öneriyorum biliyor musun? Ne? Televizyon kullanma kılavuzu.

Hem yeteri kadar şok etkisi oluyor, tamam mı? Hem de Feynman neticede hayır da diyemiyorlar, değiştirmez de diyemiyorlar. Fizik dersleri üzerine. Hem de senin kardeşim hayatını değiştirme niyetin varsa hiç ilgilenmediğin bir alanda bir şey okuyacak enerjin de olmalı zaten yani. Gürman zekası devrede. Efsane. Ama bak pratik adamdır. Bu konularda hızlı çözümleri var. Her zaman öylesin.

Yalın Alpay Oley diyerek tribünleme geri dönüyor ve bu bölümü burada bitiriyoruz. Yalın'cığım, son olarak söylemek istediğin bir şey var mı bu bölümde? Var dostum, iyi ki varsın. Sen iyi ki varsın ya. Harika bir insan. Bilimkurguyu sevmese de... Arkadaşlar bu arada parantez, çok güzel bilimkurgu kitaplar var ama kaçırmayın. Yalına inanmayın. Okuyun, sonra eleştirirsiniz. Böyle de gelecek tasavvurumu olur diye. Doğru söylüyorsun.

Şimdilik hoşçakalın. Demeden önce bir kere daha hatırlatmak istiyorum. İnstagram ve Twitter'da yalınalpay aratıp takip edip mesaj atmayı unutmayın. İnstagram'da naçizane beni de gürman.timurhan diye aratıp Twitter'da gürbante takip edip mesajlarınıza boğabilirsiniz. Her şeyi söyleyebilirsiniz. Mesaj kutum açık kürsü gibi. Sizi dinlemeye bayılıyorum.

Müthişsin dostum ya. Sen var ya. Hadi görüşürüz. Kendine çok iyi bak. Görüşmek üzere. Çok sevgiler Gürban'a. Hoşça kal. Haftaya buluşuruz. Tabii ki.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)