Podcast

S1B10: Sosyal Medyanın İradesizliği

Durumlar

4 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Yalın Alpay ile Gürman Timurhan, Durumlar’ın bu bölümünde sosyal medyanın hayatımıza etkileri üzerine konuşuyor.











Tüm bölümler ve daha fazlası için !

------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

3.808 kelime · ~19 dk okuma

Efendim, Yalın Alpay ve Gürman Timurhan ile durumlara hepiniz hoş geldiniz. Lütfen takip ettiğiniz podcast uygulamasından durumları da takip etmeyi Spotify'dan takip ediyorsanız da zile basmayı unutmayın diye en başta söyleyeyim. Hoş geldin Yalın, nasılsın? Hoş bulduk. Gürman, iyiyim, çok iyiyim. Sen? Ben de çok iyiyim. Yalın Alpay ile İstanbul'da olduğumuz aynı anda tutturabildiğimiz nadir anlardan birini yaşıyoruz. Esasında gene tutturamayacaktık. Dün Ankara'daydım ama akşam geldim. Böylece en azından aynı şehirde olmayı yaşıyoruz. Yarın da gidiyorum. Böyle birbirimize köşe kapmaca oynamaya devam ediyoruz. Ama bir bölümü de birlikte böyle aynı mekanı paylaşarak da mutlaka çekeceğiz yani. Çok istiyorum. Hem de senin gül cemalini bir de böyle üç boyutlu olarak göreyim. Sürekli ikide karşımda. Bir tanesin.

Ya şimdi geçenlerde bu konuda çok ciddi araştırmalar, makaleler de çıktı. İşte Guardian'da, Washington Post'ta vs. O makallerin de verdiği ilhamla bir kitaba bakmaya başladım. Hari'nin kitabı. Şunun üstüne kitap. Sosyal medya çağında dikkatimizin ve konsantrasyonumuzun düştüğünü kitap çeşitli verilerle açıklıyor. Fakat ben durumun bu kadar vahim olduğunu da bilmiyordum. Microsoft ve Amica Birleşik Devletleri'ne bağlı Biyoteknoloji Bilgileri Merkezi'nin yaptığı çalışmalara göre

İnsanların ortalama dikkat süresi 12 saniyeden 8 saniyeye düşmüş. Zaten felaketmiş meğerse. Felaketmiş. 12 saniyeden 8 saniye. Yani şimdi düşünüyorum bu cümleyi ederken biri birinin kafası gitti şu an. Gitti. Gitti. Ortalama 8 saniyede edilebilecek bir cümle de yok. Bu şununla eşit seviyedeymiş. Bu süs balıkları var ya. Onların da dikkat süreleri 8 saniyeymiş. Mükemmel. Balık hafızası gerçek oldu yani. Balık hafızası gerçek oldu. Şimdi bunun da nedenleri üzerine araştırmışlar tabii. Bir tanesi, hepimizin de çok iyi bildiği, sosyal medyanın ve elimizdeki cep telefonlarının etkisi. Bunun haricinde de belli etkiler var. Mesela orada ilginç noktalardan bir tanesi, onu da bilmiyordum ben, günde 6 saat uyuyanlar, ortalama 6 bira içmiş insan kadar konsantrasyon ve dikkat eksikliği çekiyorlarmış. Ha, ben yani.

Transkriptin tamamını oku

Senin demek ki sarhoş halin bu yani. Bir de ayık halini düşünmenizi istiyorum. Yani ortalama bizimle bu kadar bira içmiş şekilde konuşan yalın bu. Dostum benim. Uyku sürelerinde düştükçe dikkat eksikliği, konsantrasyon bozukluğu artıyor. Diğer taraftan yediğimiz yemekler, içinde bulunduğumuz çalışma koşulları... Çünkü insan esasında savanda yaşamak üzerine evrimleşmiş, milyonlarca yılda böyle yaşamış bir hayvan olduğu için, yani bizim türümüz böyle. Biz esasında açık havada ve daha çok emek yoğun işlerde çalışmaya uygun bir bedene sahibiz ve bir genetik yapımız var. Böyle ofis ortamlarında çalışmak vesaire de beynimizde kötücül etkilerde bulunuyormuş. Ama şurası ilginç. Diyor ki kitapta, sosyal medya tarafına dönersek, şimdi üç tane büyük döngüden bahsediyorlar. Birinci döngü bu bizim içsel döngümüz. Yani kendimizi, mantığımızın ne kadar arı, ne kadar duru, ne kadar rasyonel olduğunu düşünsek de, biliyorum sen zaten hiç böyle düşünmüyorsun da,

Evet. Öyle düşünmek istesek de. Ne yazık ki birçok yanılgı ve yanılsama ile birlikte düşünüyoruz. Birçok mantık hatasıyla birlikte düşünce zincirimiz gelişiyor. Ve bunlar zaten bizim olan olayları, olguları algılamamızı engel oluyor. Burada beyin bildiği yollara, patikalara çok hızlı gidiyor. Ve yeni düşünceleri, yeni bir şekilde olguları değerlendirmeye biraz kapalı. İkincisi, bizim dürtülerimizi teknoloji, sosyal medya şirketleri

özellikle kullanıp büyütüyorlar. Yani bizim özellikle risk almaya yönelik ya da zevk almaya hedonist taleplerimize yönelik verileri daha fazla kullanarak ya da inputları daha fazla kullanarak bizi o sosyal medya platformu içerisinde daha uzun sürek kalmaya ve dürtülerimiz doğrultusunda hareket etmeyi alıştırıyorlar. Bunun tabii şöyle bir kötü tarafı var. Dürtüsüne göre davranıp sürekli ödüllendirilen bir canlı ister istemez burada bilişsel olarak şartlanma yaşı Üçüncüsü de biz bu şartlanmaya çok fazla maruz kalınca daha uzun eğrimli konsantrasyon gereken, dikkat gereken işlerden kaçıyoruz. Bu yoğunluğa girmiyoruz ve nihayetinde hemen dürtümüze yönelik olarak davranış biçimlerini tercih eder hale geliyoruz. Dolayısıyla şu an insanların çok önemli bir kısmı kaçamayacakları seviyede sadece enformasyon değil dürtülerine yönelen

veri ve imge ve olgu akışı içerisinde yaşıyorlar ve bu hayatın her tarafına gittikçe şamil oluyor. Nitekim gerçekten böyle. Siyasetçiler, dikkat edin, sürekli olarak insanların daha fazla dikkatini çekecek, daha radikal, daha şok edici ve gün içerisinde birkaç defa bunu tekrarlayacakları olaylar bulmaya, yaratmaya çalışıyorlar. Türkiye'de biz zaten bunu çok yakından şahit oluyoruz. Ve bütün hayatın diğer alanında da hemen hemen tüm üreticiler, topluma bir şey sunanlar, iletişimlerini bu dikkati doğrudan çekecek, daha dürtüsel içeriklere doğru yoğunlaştırmış durumda. Ben bunu okuyunca birazcık şöyle düşündüm. Evet, seninle daha önce yaptığımız konuşmalara da atıfla, gerçeğin, hakikatin yok olduğu, artık izafi olduğu, her şeyin bir imgi olduğu bir çağdayız. Ama artık imgeleri de tamamen dürtülerimizin belirlediği bir fanustayız. Ne dersin?

Şimdi Gürmen, çok güzel bir giriş yaptın. Kitabı ben okumadım. Yazarını da tanımıyorum. Tartışmaları da takip etmemişim. Demek dikkatli anıklığından ben de muzdariplikle... ...ne olup gittiğine farkındalığım yok. Çünkü bu ara hakikaten bambaşka birkaç projeyle ilgileniyorum. Bir tanesi özellikle bayağı yoğun geçiyor. Çok da zevkli bir şey. Bakalım, sonuçlarını Kasım ayında verecek diye ümit ediyorum. Sürpriz olsun şimdilik. O proje sürpriz olsun. Çok güzel bir proje gerçekten. Sağ ol. Bak ben de dikkatimi tutamadım kendi konumda.

Çok sağ ol hakikaten. Bu söylediklerini ben az çok 2017'de yazdığım Yalanın Siyasetini de yazmıştım. Tabii o zamanlar elimde bu veriler yoktu ama senin söylediklerine çok yakın şeyler yazmıştım. Zaten neredeyse postrut bu aşamanın sonunda ortaya çıkan siyasi çevrenin adına deniyor bile diyebiliriz yani. Şimdi şöyle ilk

Söylediklerinden cımbızla birkaç tane çekip sonra aralarında bir bağ kurmaya çalışayım. Çünkü tabii uzun da olduğu için ve çok fazla argüman olduğu için içinde bizim de dikkat 12 saniyeden 8 saniyeye indiği için bir kısmını unuttum. 8 saniyelik cümleler kurmak ne kadar zor bir çaba ya. Aklıma öyle bir cümle gelmiyor. Normalde de başlayınca uzun konuşan insanlar olduğumuz için gerçekten çok sıkıştırılmış hissediyorum. Şimdi şöyle bir düşüncem var. Bizim bedenlerimiz daha önce yaptığımız konuşmalarda zihni önceler diye

bir argüman ileri sürmüştük, gerekçelendirmeye çalışmıştık. Beden her zaman tıpkı zihnimiz gibi az emek vereyim, olabildiğince fazla çıktı elde edeyim, yani kendimi müthiş verimli kullanayım peşinde. Bunda tabii tembellik ana güdü. Tembellik verimliliği arttıran bir durum dolayısıyla. Yani tabii çalışmaya devam edildiği sürece arı bir tembellikten bahsetmiyorum yani. Şimdi böyle bir durumda Gürman, daha yeni bu konudan da bahsettim bir yerde. Popular Science'da okuduğum geçen yılki bir makale aklıma geldi sen yine konuşurken. Bu makaleye göre zihinlerimiz tabii işte çok yüksek bir kalori harcıyor. Neredeyse vücudumuzun harcadığı kalorinin dörtte biri kadar. Yani hakikaten yüzde yirmi beşini harcıyor. Bu yüzden çok fazla bir sarfiyat yaptığından bu makinayı beden olabildiğince stand by'da tutmak istiyor. Yani tam açık olmasın, kırmızı ışığı yanan televizyonu olsun gibi düşünüyor. Bu yüzden Gürman, kendimizi güvende hissettiğimiz, etrafı kolaçan etmeye gereksinim kalmadan... ...her yerini bildiğimiz, ki bu nerelere denk gelir? Evlerimize, çok zaman geçiriyorsak ofislerimize denk gelir. Böyle olduğumuz yerlerde, kendimizi güvende hissettiğimiz yerlerde... ...zihnimiz makalenin iddiasına göre... fazla enerji harcamamak adına bize görüntülerin eş zamanlı çekilmiş versiyonlarını iletmiyor. Ve bize birkaç gün önceden tuttuğu görüntüyü, bir ay önceden tuttuğu görüntüyü, iki gün önceden tuttuğu görüntüleri tekrar servis ediyor. Bu yüzden makalenin iddiası şu, diyor ki, birazdan dışarı çıkacaksınız. İki saat sonra diyelim ki, anahtarınızı aramaya başlıyorsunuz çıkmadan önce. Henüz çok geç kalma riskiniz olmadığı için, anahtarı bulmak için yeterince

tehdit altında değilsiniz. Bu yüzden zihniniz stand-by'da, her tarafa bakmanıza rağmen anahtarı görmüyorsunuz. Stres oranınız vakit daraldıkça artmaya başlıyor. Tekrar tekrar komodine bakıyorsunuz, masanın altına bakıyorsunuz, koltukların arasına bakıyorsunuz. Aklınıza gelebilecek her yere tekrar tekrar tekrar tekrar bakıyorsunuz. Fakat anahtar hala yok. Belli bir yerden sonra artık bir saatlik bir süreniz kaldığında, diyelim ki İstanbul'dasınız, İstanbul trafiğini düşününce kişi

Ben galiba evden çıkamayacağım ve gerekli olan toplantıya gidemeyeceğim. Tehdit altında hissetmeye başlıyor. Şu ana kadar kendisi güven altındaydı. Her yerini bildiği bir yerde saldırıyor, uğrama ihtimali yoktu. Her şeyin yerini biliyordu. Bir anda gerilim, stres ve heyecan kişiyi basıyor. Belirsizliğin negatif olma ihtimali kişiyi ele geçiriyor. Böylece zihin diyor ki, ben şu an tehdit altındayım. O zaman stand-by'den çıkmalıyım. Gerçekten es zamanlı görüntüleri vermeliyim. Böylece bir de bakıyorsunuz anahtar daha önce defalarca baktınız komodinin üzerinde. Çünkü daha önce komodine bakarken hep birkaç gün öncesinin zihnin size ürettiği görüntülerini gördünüz. Bu yüzden anahtar orada olmasına rağmen sizin zihninizde bir anahtar imgesi belirmedi. Şimdi Gürman, bu tembel olan bedenin

kendi kaynaklarını maksimum kullanmak isterken düştüğü bir bug. Bu bug, ters taraftan da düşülen bir şey. Ne demek istiyorum? Sanal dünyayı açtığımızda sen çok güzel olarak özetledin orayı. Dedin ki, ödül merkezimizi hızla uyarabilen sosyal medyada bir şey yazıldığında... belki işte beğen tuşuyla, belki geri gelen bir yorumla, belki izlenme sayısının artmasıyla...

Ama burada olup biten şey, bedenin ve zihnin... ...neredeyse fiziksel olarak hiçbir tehditle karşılaşmadan... ...birkaç klik tuşuna basarak, mouse'a basarak, birkaç tuşa basarak... ...ürettiği sıradan, fazla emek verilmemiş, üzerinde düşünülmemiş bir şeyi sunup... ...ona ilişkin hızlı bir şekilde bildirim alması ve bu bildirimin sonunda... ...çeşitli mutluluk hormonlarıyla kendisini doldurması.

Böyle bir mutluluk hormonu doldurma yöntemi varken, bu kadar kolay, basit, verimli ve tasasız, emeksiz, beden şöyle diyor, o halde ben burada harika bir fiyat kalite paritesi buldum. O zaman neden başka yerde yatırım yapayım? Neden mutluluğu başka bir yerde arayayım? En hızlı, en kolay, en çabuk ve en emeksiz buradan madem alabiliyorum, o zaman bütün yatırım mı neden buraya yapmayayım? Sosyal medya öyle bir yer ki veya internet ortamı öyle bir yer ki... ...sayfanın sabit kalıp tekrar tekrar okunması üzerine değil... ...çok fazla kişinin aynı anda sınırlı sayıdaki karakterlerle... ...ileti atmak zorunda olduğu bir yer olduğundan sürekli değişen bir ekran. Bu yüzden sosyal medya bizim günlük hayatımızda alıştığımız... ...devamlılık yerine bize kesintili bir dünya sunuyor.

Peşi sıra kesintiler var bizim sosyal medyamızda. Gazetelerde de böyle. Bir gazeteyi açtığımızda, ilk sayfada sürmanşette bir siyaset haberi, hemen kenarında bir ekonomi, biraz altında belki toplumsal bir olayın haberi. Sayfayı açıyorsunuz, üçüncü sayfada cinayetler, trafik kazaları. Sonraki sayfalarda yorumlar, dış dünya haberleri, işte bu sefer kültür-sanat sayfaları. Gazeteyi bitirdiğinizde tek bir temaya hiç de sadık kalmayan paramparça olmuş bir yapıyı bitirdiğinizi hissedersiniz.

gazetenin gazeteciler tarafından çıkarılmamış, gazeteci olmayan amatörler tarafından belli bir arayüze yüklenmiş amatör versiyonudur. Bu yüzden daha çok başka bir bakış açısına sahip olan kişiler, daha fazla geniş bir spektrumdaki eğitimsel, gelirsel bambaşka kişiler vardır burada. Dolayısıyla parçalılık daha yoğundur, parçalar arasındaki mesafe daha uzaktır. İnsan böylesi bir parçalanmışlık içinde bir şeye dikkatini zaten odaklayamaz. Çünkü sürekli olarak birbirini takip etmeyen, sadece bir kesintililikler üzerinden akıp giden bir timeline vardır. Ve bu timeline'da, timeline'e bakmaya devam etmek sadece tek devamlık olabilir. Ki kişi bunu da yapmaz. Neden? Sosyal medya kullanıyorsa bir Twitter'a bakar, Instagram'a bakar, Facebook'una geçer. Belki TikTok'a bakmaya başlar. Sürekli olarak burayı değiştirirken, bir yandan da Twitter'ın veya diğerlerinin verdiği linklere... sosyal medyanın dışına o linkler aracılığıyla çıkmakta, o linkten başka bir linke savrularak bambaşka yerlere erişmekte, oradan da bambaşka yerlere savrulmaktadır. Bu yüzden kişi biraz önce benim de hani espriyle karışık olarak söylediğim gibi

Uzun bir metinle karşılaşmış olmak yerine... ...kısacık bambaşka konuları içeren bambaşka metinlerle karşılaşmaktadır. Ve her bir metin içerisinde önemli bir gerekçelendirme bulunmayan argümanlar da doludur. Çünkü bu kadar kısa cümlelerin içine gerekçelendirme sokulamaz. Bunlar havada kalmış argümanlardır. Biz hiçbir şeyin arkasındaki gerekçelendirmeyi görmeksizin... ...sadece üzerimize yağan argümanları toplamaya başlarız. Bu argümanların alt metinlerinde ne vardır? Hangi varsayımdan yola çıkmıştır? Hangi mantık silsilesinden geçmiştir? Bunları bilmeyiz. Bunları bilmediğimizde tematik olarak düşünme yeteneğimiz kaybolur. Nasıl bir duruma düşmüş oluruz? Tıpkı okyanusun ya da bir denizin üzerindeki kökü olmayan bir yosun gibi. Yüzer gezer duruma düşeriz. Bir kök olduğunda, yosunun kökü olduğunda yosun çeşitli... yerlere gider, gelir fakat kök sabit olduğu için gezindiği alan çerçevesinde sürekli olarak dönüp dolaşıp yine de kendi yerini bulur. Tekrar oraya gider, tekrar buraya gider ama belirli bir alan içinde kalır. Biz buna aslında ne diyoruz? Uzmanlaşma. Bu kadar kesintili bir yapı uzmanlaşmayı da sakatlar, gerekçe bulmayı da sakatlar ve bir süre sonra gerekçenin gerek olmadığı fikri hepimizde bedensel olarak yerleşir. Zihni önceleyen beden olarak.

Böylece bir şeyin doğru olup olmadığı meselesi masaya yatırılmak zorunda kalmaz. Doğruluğun diğer ismi nedir? Hakikat. Hakikat meselesi bir süre sonra önemini yitirir. Çünkü gerekçelendirme dediğimiz o alışkanlık, modernitenin, aydınlanmanın bize getirdiği yenilik olan her şeyin gerekçelendirilmesi gerektiği meselesi artık gerekçelendirebileceğimiz bir süreklilik, tema devamlılığı kalmadığı için ortadan kalkmıştır.

Böyle bir şey ortadan kalktığında bir mesele üzerinde kişi neden daha fazla okusun? Madem onun doğruluğunu, gerçekliğini, hakikatini, derinliğini merak etmeye gerek yoktur, o zaman kişi neden deli gibi aynı konu üzerine tekrar tekrar okusun? Yeni postmodern dönem, internet dönemi, madem yatay saçılabiliyoruz ve gerekçelendirme önemsizdir, o zaman tek bir konu üzerinde durmak dogmatik bir davranıştır gibi düşünüyor. Ve bu düşünce bilinçli, üretilmiş, arkası gerekçelendirilmiş... ...yani aydınlanma tipi bir düşünce değil. Bu postmodernitenin bizatihi aynı kendisinde olduğu gibi... ...parçalı, kesintili, gerekçelendirmeye gerek olmayan... ...çünkü gerçekliğin zaten bulunamayacak kadar... ...üzerine bambaşka görüşler atıldığından... ...ona ilişkin bir arkeolojik kazının... ...artık mümkün olamayacağı bilinç dışı düşünceyle eşleşir. Bu yüzden Gürman, dikkatimizi hiçbir şeye toplayamayız. Çünkü dikkati bir şeye toplamak artık gereksizdir. Dikkati topladıktan sonra elde edilecek bir mutluluk, bir hormonal atlama, bu aydınlanma döneminin aksine bir konunun uzmanı olmakla değil, daldan dala atlamakla mümkündür. Uzmanlık zaten artık

çok fazla rafineleştiği için yani her konuda çok aşırı bilgi biriktiğinden her konunun uzmanı dediğimiz şahsiyetler bile o konunun uzmanı değil o konunun alt dallarının kılcallarının uzmanları haline geldiklerinden bütün görünemez hale gelir. Yani o uzmanlık konusunun asıl sapları nelerdir, yaprakları nerelerdir, kökler nerelerdir, bunlar artık zihnin dışına düşer Gürman. Yani uzmanı olduğunuz şeyin de gerekçelendirmeleri sizde çok dar bir alan için geçerli olur. O alanın dışındaki bağlantıların bütün gerekçeleri, bütün kökleri, dalları Yok olur. Böylece uzman kişiler de demin bahsettiğim gibi denizin üzerindeki yüzer gezer yosunlara dönmüş olurlar. Hiçbir kök kalmadığında hiçbir çıpa kalmamıştır. Referans noktası bitmiştir. Referans noktasının olmadığı paramparça edilmiş bu kadar parçalı ve kesintili bir dünyada o zaman dikkati zaten tutmanın bedensel olarak getireceği bir yarar yoktur.

Niye? Madem fiyat-kalite paritesinde bu kadar kolay bir şekilde mutlu olabiliyorum ve bugün defalarca eleştirmemize rağmen hep gözden kaçırdığımız üzere dünyanın en zengin dönemini yaşadığımızı unutuyoruz ve en az çalışmayla en çok gelir elde ettiğimiz düşüncesinden bilinçli ya da bilinçsiz olarak uzaklaşıyoruz. Bu kesinlikle böyle değil. Şu an bir birey, yeryüzünde bugüne kadar ortalama bir birey, en az çalışma saatini geçirip, en az zorluklarla baş edip, şimdiye kadarki en yüksek geliri elde etmektedir. Bu yüzden bizlerin boş zamanı, konforu, elde edebildikleri, elde etme hızı, erişim hızı, iletişim hızı, ulaşım hızı inanılmaz bir durumdadır. Bu bize sürekli olarak boş vakit yaratır Gürman. Ve boş vakit bir ödül olduğu kadar bir lanettir. Çünkü boş vakit değerlendirilmediğinde can sıkıntısıyla neticelenen... ...çok güçlü bir tuzaktır. Biz çalışmadan yakamızı sıyırdığımız anda, boş vakite geçtiğimiz anda... ...eğleneceğimizi düşünürüz. Teneffüslerin, hafta sonu tatillerinin, akşam erken işten çıkmanın... Hep mükemmel sonuçlandığına dair zihnimizde bir önyargımız vardır. Fakat realite bu değildir. Çoğu tatilimiz berbat geçer. Tatil derken tatile gitme anlamında demiyorum. İşe ara verme tatili anlamında. Bu yüzden bu tatillerin iyi geçmesi için de tematik olarak devam edilecekse riske girilmesi gerekir. Nedir bu risk?

Başka bir şey yapmayıp onu yapıyorum. Parasal bir riske girmek gerekir. Bu iş için para harcıyorum. Halbuki parayı başka yerde değerlendirebilirdim. Üç, bu iş için fiziksel bir enerji harcıyorum. Bu yorgunluğun sonunda belki de hiç eğlenmeyeceğim. Dört, psikolojik bir risk alıyorum. Bu hafta sonu da eğlenemezsem tekrar psikolojimi hiç rahatlatmadan işe geri döneceğim. Bu yüzden bu boş vakit laneti garanti edilebilecek, fiyat kalite paritesinde düşük, her zaman garantili ve hiçbir fiziksel çaba harcamadan hemen ulaşılabilecek olacak, psikolojime de iyi gelecek.

Nedir bu? Sosyal medyada. Daha önce benim fikirlerimi hiç düşünmeyen, kabul etmeyen, görmezden gelen bir sürü kitleye bir anda bir bakarım, yargı dağıtma hakkım elimde olur. Daha önce yolda bile karşılaştığımda kafamı önüme eğdiğim kişilere şimdi gelip Sen böyle yapıyorsun, hatalısın. Sen ne biçim yemek yapmışsın? Sen nasıl kitap yazmışsın? Böyle diz mi çekilir?" diye... ...kendi başarısızlığımı bypass edip... ...en başarılı görünen toplumsal bireylere... ...istediğim gibi yargıda bulunmaktayımdır. Kendimi hiç daha önce görmediğim kadar... ...toplumsal hiyerarşinin üstlerinde görürüm. Bu çok kısa sürer ama... ...tekrar tekrar tekrarlanabilecek bir eylemdir. Çünkü maliyetsizdir. Bana psikolojik ve fiziksel maliyeti de yoktur.

Bu durum Gürman kişileri giderek fiyat kalite paritesi bağlamındaki mutluluk elde etme becerisi en kolay olan bu işe yani sosyal medyanın tekrar kendisine çeker. Sosyal medya bu kadar verimli fakat kısa süreli etkili olduğu için iş yaparken de artık sürekli olarak mutlu olmak istediğimde hemen bir sosyal medyaya bakarım. Hemen bir ileti atarım, hemen bir haberlerden göz gezdiririm. Her şeyi ilk ben biliyor olmak isterim. Bir saniye arayla oluyor genelde çünkü RT etmenin getirdiği bir iktidar var ya. O birkaç saniyelik alanı kontrol etmeye çalışırım. Geri gelen mesajlardan mutlu olurum. Başkalarını haklı ya da haksız yargıladığımda onlara gelen tepkilerle görünmez olan başarısız kişiliğimi...

görünür kılmış olurum çünkü benim bedenimden ayrılmış bu yazılarım hangi bedene sahip olduğumu bilmeyenler tarafından yargılanacaktır. Bu beden muhteşem bir evde mi yaşıyordur? Bu beden bir başbakan bedeni midir? Ünlü bir modelin bedeni midir? Bu kişi ünlü bir ressam mıdır? Önemli bir akademisyen midir? Bunları bilmeyiz. Ve kişi bilmediği şeyleri idealize ettiğinden... ...bilmediğimiz kişiler tarafından yargılandığımızda... ...o yargılayan kişinin hep de meselenin asıl uzmanı olduğu gibi... ...bir fikir kafamıza dolanır. Böylece onlara tepki veririz. Tepki alındığında bunu diğer taraf... ...işte şimdi görünüyorum olarak algıladığından... ...mesele uzar gider. Ve bu meselenin uzayıp gitmesi her meselenin... Kısacık bir zaman diliminde, daracık bir alanda geçici bir mutluluk adına yapılması bizi tematik bütün bağlardan, sürdürülebilir her şeyden, kısacası aydınlanma geleneğinin getirdiği gerekçelendirme, tutarlılık, mantıklı olma, bir işe yarama, işlevsellik gibi bütün meselelerden bizi sıyırır fakat bu sıyırma bizi

bir aydınlanma dünyasının ortalama bireyini yaptığından daha mutlu yapıyor olabilir Gürman. Bu çok ilginç. Demin sen konuşurken bir şey aklıma geldi. Ufak bir anıyla anlatayım. Ben askerliğimi yedek suboy olarak yaptım. Bildiğin gibi askerlikte hakikat tartışması diye bir şey yoktu.

Yani hakikate erişebilir miyiz? Gerçekten aklımızın sınırları hakikati kavrayabilir mi? Bilginin tamamını algılayabilir miyiz? Ya da bilginin belirli bir parçasına yani hakikatin temel belirli bir parçasına erişip buradan ürettiğimiz bilgiyle hayata devam edebilir miyiz? Gibi soruların sorulacağı en kötü yer askeriye. Çünkü askeriyede komutan vardır. Varlık bilgisine erişebiliriz. Önümüzde durur ve bize... Ontolojik olarak komutanlar. Ve bize komutlar verir. O komutlara uygun hareket etmemenin de bir bedeli vardır. Yani o yanılsama değildir. Mesela ben FUKO ile birlikte askere gitsem ben komutanın dediğini yaparım. FUKO ne yaparsa yapsın.

Kendisine de komutana biat etmesini tavsiye ederim. Çünkü Kara Kuvvetleri Komutanlığı Devamlı Emirler Talimat Daması diye bir şey var. 600 sayfa. Yani hapis cezası var. Kötü. Sonu. Hani komutanım siz var mısınız, yok musunuz diye. Neyse. Ben bir de hukukçuyum ve hayatımda yani bir ortaokul dövümde falan basketbol oynadım ama yani hiç öyle düzenli spor falan yapmadım. Hatta dalga geçerdim eskiden. Yani ben hukukçu adamım kardeşim. Kovalanmadığım sürece kaçmam yani.

Niye koşayım diye. Bak, beden mesela fiyat-kalite parodası. Tabii. Neyse, her gün bunlar bizi 3-5 kilometre koşturuyorlar. 20 kilo ağırlıkla falan koşuyoruz. Neyse, canım çıkıyor. Ama komutan koş diyor, koşuyorsun. Yat diyor, yatıyorsun. Öyle yani. Orada şöyle bir şey öğrendim. Hayata dair çok önemli bir bilgidir benim için.

Bir gün yine böyle koştuk yalın, bayağı yorulduk. Sıcak da yüksek. Komutan işte bizi böyle gölgelik bir yere yanaştırdı ve sonra şu mucizevi emri verdi, istirahat et. Emir verdi ya, istirahat edin diye. Abi ben de yattım, tam o sırada düşünüyorum tamam mı böyle. Ya ben hayatımda hiç istirahat etmemişim biliyor musun?

Gerçekten. Ben çünkü istirahat ettiğimde, boş anımda ya bir şeye bakıyorum, ya kitap mı okusam, diziye mi baksam, işte sosyal medyaya mı baksam, interneti mi açsam, bilgisayar oyunu mu oynasam ya da sevdiğim başka bir şey mi yapsam. Hep bir tercihte bulunurken yapmadığım şeylerin de maliyetini üsteliyor. ve yapılabilecek şeyler kümesi sivil hayatta yaptığın şeyden hep daha fazla olduğu için beynimde dürtüsel olarak beni daha çok zevk alacağım şeyleri çekiyor. Halbuki askeriyede istirahat et denildiğinde telefonuna bakamıyorsun, telefon yok. Kitap okuyamıyorsun, öyle bir şey yok. Bir sonraki anını düşünmen gerekmiyor. Çünkü bir sonraki an şu olacak, komutan yeter diyecek ve ayağı kaldıracak.

O ana kadar sürem var. İstirahat süresi belli. Emri zaten öyle veriyor. Yarım saat süreyle istirahat et diyor. Ve yattım. Kafam bir rahatladı yalın. Hayatın her türlü derdinden, tasasından azadeyim. Çünkü bu artık benim değil, komutanın derdi. Benim orada... Bedelimle yaptığım şey, yatacağım, oturacağım, oh gökyüzüne bakacağım ve yarım saatim böyle. Sen konuşurken gene aklıma geldi. Bu durumun yarattığı neden şu. Buradaki aldığım hazzım, mutluluğum ve istirahat etme duygusuyla ilk kez tanışmış olmanın heyecanını. Çünkü o zamana kadar hayatımdaki bütün belirsizlikler içerisinde en belirli an buydu. Yani başı, sonu, nedeni. Neden istirahat ediyorum? Komutan öyle emir verdi. Bak gerekçesi çok belli.

Dolayısıyla hayattan gerekçeleri aldığımız zaman, mecburen şu an öyle, hayatın içerisinden gerekçelendirme nedenini aldığımız zaman ve sosyal medya bize sürekli dürtüsel olarak... Çünkü gerçekten Twitter'da bir şey ifade etmen mümkün değil. O 200 karakterle hayatta gerekçeli bir şekilde hiçbir şey ifade edemezsin, bir bilgi veremezsin. Ancak bir dürtü verebilirsin. Öfke verebilirsin, mutluluk verebilirsin, heyecan verebilirsin, sevgi verebilirsin. Ne kadar güzel, ne tatlı. Kedi fotoğrafları bence o yüzden Kant'ın bütün sözlerinden daha çok paylaşılıyor.

Dolayısıyla bunu alıştığın zaman ve dürtülerin hepsi eşit olduğu için, yani benim de mutluluğum, senin mutluluğun, başka türlü ölçemiyoruz zaten. Veremeyeceğin için başka bir şey ve o mutlulukta her şey eşitlendiği için artık gerekçeler kaybolunca elimizde boş ve ne yapacağını bilmediğimizde birçok input'un olduğu zaman dilimleri ve bu anlar arasında geçen bir bilinçten başka bir şey kalmıyor. Onun da maliyeti can sıkıntısı tabii. Ve ne yazık ki onun da çözümü sosyal medya oluyor.

Bak şöyle bitirelim o zaman. Çok güzel bir yere getirip bitirdin. Yani çok güzel ilinti kurmuşsun hakikaten. Roussel'in çok güzel bir sözü var. Daha sonra Sartre'da tekrarlayacak bunu. Bir sürü kişi tekrarlayacak. Bilinç her zaman bir şeyin bilincidir. Bir şeye atılmadığı zaman bilinç dumura uğrar. Bu yüzden bilincin dumura uğradığı anlar ya kitle psikolojisiyle bilincin askıya alınması ve kitlenin hareketlerine rabıta sağlamak ya da senin yaşadığın gibi arı bir mutlu dünyadan kopmuş haz anına yuvarlanmak diye düşünüyorum. Ne yazık ki şu an içinde bulunduğumuz çağ bizi mutluluklarımızdan da biraz ayırabiliyor. Çok mutlu olduğumuz çok böyle ah süper yaptım dediğin andan sonra da bir an var. Bu için bir çözümü yok. Yani oturup da şimdi şöyle diyecek değilim. Hocam peki ne yapacağız?

Bu deveyi güdeceğim, bu hayatı devam ettireceğim. Bu dürtüselliğimizi kavrayacağız, tanıyacağız falan. Ama siz gene... Yani orkoluk yapacağım bak ya. Komutan ne kadar gerçekse, hayattaki bazı şeyler de o kadar gerçek. Birazcık da pratik hayatın içerisinde buna göre hareket etmekte fayda var. Bu kadar dürtüselleşince bir anda... Araştırmanın önemli sonuçlarından bir tanesi, bu dürtüselliği iyi manipüle edebilenler, ister ister toplumunu da peşinden sürükliyorlar. Ve şu an toplumun bütün iradesi, 5 büyük teknoloji firmasının birazcık da iradesine kalmış durumda. Buna karşı biraz ayık olmakta fayda var diye... Bak ne güzel Orkun... Bu bölümde... Bu bölümde de bunu öğrendik. Yiyin benimle arkadaşlarım.

Efendim zaten siz bunu dinlerken çoktan Instagram'a gittiniz. Artık çocuklara mı bakıyorsunuz, kızlara mı bakıyorsunuz? Umarım geri dönersiniz buraya. Şimdilik gelecek hafta görüşmek üzere diyelim mi? Görüşmek üzere dostum bir tanesin. Kapatmadan Twitter ve Instagram'da bu muhteşem zekası ve açıklamalarıyla sevgili Yalın Alpay'ı takip etmeyi lütfen unutmayın. Onun oradaki paylaşımlarından da dopamin salgılayın. Teşekkür ederim. O da dopamin salgılatır kardeşim. Ne var yani?

İyi ki teveccüh ederseniz Twitter'da Gürman Timurhan, Instagram'da da Gürman.Timurhan diye aratıp beni de takip edebilirsiniz. Instagram'dan, Twitter'dan çok güzel mesajlar, çok güzel övgüler, çok tatlı cümleler geliyor. Hepinize çok teşekkür ederim. Katkılarınız, eleştirdiğiniz şey de olabilir. Şu konuyu da bir tartışsanız ne kadar güzel olur dediğiniz konular olabilir. Onları da dikkate alır, tartışırız. Haftaya görüşmek üzere. Esen kalın. Yine yaptım bak. Donsuz geceler.

Altyazı M.K.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)