
3.249 kelime · ~16 dk okuma
Efendim Yalın Alpay ve Gürman Timurhan ile durumların yeni bölümüne hepiniz hoş geldiniz. Eğer bölüm beğendiyseniz beğenmeseniz de Spotify'dan, Google'dan, Apple'dan ya da takip ettiğiniz podcast uygulamasından durumları takip etmeyi Spotify'dan takip ediyorsanız da zile basmayı lütfen unutmayın. Yalın tekrar hoş geldin. Hoş bulduk Gürman. Gürmanos Hermanos.
Seni duymak ne kadar güzel ya. Ya seni de öyle dostum inan. Nasıl geçti haftan? Keyfin yerinde mi? İyi yani evet sıradan rutin bir haftaydı benim için güzeldi her şey. Sen sürekli okuma yapan ve devamlı okuma halinde olan bir insansın. Tabi severim. Ben mesela şeyi çok seviyorum. Bu Kindle'ımı kaybettim ondan çok üzgünüm ama. Onu gerisini bir almam lazım. Ama böyle dijital kitap okumayı çok seviyorum. Daha doğrusu yeni elektronik kitaplardan. Ama kimilerinin böyle hard copy, basılı kitapla duygusal bir ilişkisi de oluyor ve illa öyle görmek istiyor. Sen hangilerindensin? Ya maalesef ben ikincisindeyim.
Ve bu çok fazla şeye mal oluyor. Şöyle. Birincisi, onları saklamak için sürekli olarak yeni yer üretmek gerekiyor. İkincisi, taşınma sıralarında korkunç bir eziyet. Kütüphanenin tematik olarak dizilmesi, aranan kitapların bulunması için daha mantıklı olduğundan. O tematik sırayı bozmadan oraya buraya taşımak gerekiyor. Üçüncüsü Gürman, bir arama çubuğu yok. Dolayısıyla hafızaya çok güvenmek gerekiyor. Ben bu alıntıyı nerede okumuştum? Hangi kitaptı? Hangi sayfaydı? Oralarda geri bulmalarda çok zorluk yaşatıyor bana. Ankara'dan İstanbul'a
taşındık. Bir süre kitaplar sadece kolilerde kaldılar. Çünkü gerçekten o temaya göre bütün o kitapları dizme, onları gene bildiğim... Şimdi Ankara'daki evimdeki kütüphanelerin benim kafamda bir haritası vardı, öyle söyleyeyim. Hem temaya göre hem yazara göre. Böylece gözüm kapalı bile elime attığımda o kitabı bulabiliyordum. Seni o kadar iyi anlıyorum ki. Sonra? Onu buradaki kütüphanede inşa etmek çok zorlu bir çaba geldi bana. Bir süre. Gerçekten bu işe girişemedim. Sonra Nihan benim yerime geldi. Bütün kitapları açtı. Son derece estetik bir şekilde onları yerleştirdi kütüphaneye. Tabi estetikle benim beklentim aynı değil.
Renklerine göre plan mı yerleştirdin? Öyle değil ama yani değişik tarzlarda koyduğu işte gene belli bir tema işte tarih kitapları siyaset bilim kitapları hukuk kitapları vesaire işte klasikler vesaire onlara belli koydu ama onlar böyle daha güzel gözükecek çünkü kütüphane salonda evimizde eve girince böyle hemen kütüphaneyi de görebiliyorsun böyle daha estetik olarak da güzel gözükebilecek bir halde şimdi onu da değiştiremiyorum kıyamadım da Yani tamamen kendi tembelliğimin kurbanı oldum. Ama dediğin şey o kadar haklı ki. Gerçekten basılı kitaplar çok büyük bir insan üzerinde enerji vermesi, hafızasını yoğunlaştırması gereken bir format. Evet. Ama en iyi format da bu galiba. Evet, ben de öyle düşünüyorum Gürmay. Şöyle bile diyebiliriz. Kitap tabii ilk çıktığında aslında hemen bu formatta oluşmuyor.
Daha çok böyle kıvrılmış tek sayfa gibi, böyle ferman gibi açılıyorlar falan. Fakat bu format yine de çok eski bir zamanda bulunuyor ve yani biliyorsun bugüne kadar değişmeden gelebiliyor. Çünkü bence aşırı işlevsel. İşte Bible de oradan geliyor değil mi? Tabii doğru. Yani papyrusları böyle Biblikos onları toplu halde koyunca bir Bible oluyor. Onun için Bible, İncil diyorlar. Çok doğru.
Bu yüzden de senin tam söylediğin gibi nesne olarak işlevselliği o kadar yüksek ki... ...bu kadar binlerce yıla dayanabilen bir fiziksel nesneliği var. Şimdi şöyle düşünüyorum Gürman, bizim yaşamlarımız arı şekilde zihinde gerçekleşse... ...o zaman dijital kitaplarla çok uyumlu bir bedeni arka plana alabileceğimiz iletişim tarzı mümkün.
Fakat biz tabii aynı zamanda uzay zamanında bir elemanı olduğumuzdan ve bir bedene sahip olduğumuzdan ki düşüncede beden genellikle hor görülür, itilir, kakılır, geri plana atılır. Ama daha ileride yapacağımız konuşmalarda belki bir tanesini beden üzerine konuşursak daha derinlemesine de işleyebiliriz. Bence düşünce genellikle bedenle başlar. Yani zihni bedenin çoğu kez düşünmenin aksine önceleyebildiği durumlar var.
Ve kitap nesnesi de bedenle kitap arasında kurulan... ...ilişkinin kurulmasını sağlayan bir dışsallık diye düşünüyorum. Kitabın içindekiler tabii ki soyutlamalardan oluşuyorlar. Ama her kitap böyle değil. Bazı kitaplar biliyorsun daha somut olaylara yaklaşıyor. Ve ne kadar somut olursa olsun tabii ki bir soyutlamayla kitap bize onu veriyor. Bir dil aracılığıyla soyutlamaya muhtaç olduğundan o da.
Ama bazı kitaplar tabi arı soyutlamalara dönüşüyorlar. Fakat iki durumda da bedenin hala işin içinde olduğunu akılda tutmamız gerekiyor. Bu yüzden bir nesne ile kurulan pek çok ilişki türü yani nedir bu nesneler? Altın bir madalyon, bir dolma kalem, bir evin kendisi, bir zemin, bir ülke, bir şehir, bir hamburgerci. Bu nesne uzay zaman içinde bulunan bir nesne olduğunda onunla hazır geçirilmiş deneyimler
sizin bedeninize başka bir benlek daha yüklüyor ve bu yüzden kitabın baskısının temizliği cildinin dağılıp dağılmaması sayfalar üzerindeki kırışıklıkların var olup olmaması kağıdın cinsi tipografi bunların tamamı Nesne olarak kitabı değiştirdiği için bedenin o nesne ile kurduğu ilişkiyi de değiştiriyor ve bedenin belleğine ona daha fazla haz duyulmuş ya da daha az sevilmiş bazı bir takım anıları da yüklediği için kitap sadece bir düşünce aracı olmaktan çıkıyor ve duygusal ilişkinin de kurulduğu yani bedenin, zihnin önüne geçebildiği durumlar oluşturduğu pozisyonlar alabildiği bir ortam sağlıyor ve bu yüzden bazı kitaplar farklı baskılardan okunduklarında daha sıcak duygusal ilişkiler kurulduğu için daha fazla soyut alımlama yapmaya olanak tanıyor. Ama bir Kindle'dan okunduğunda, bir iPad'den okunduğunda, tabletten okunduğunda kitap o nesnesel varlığı ortadan kalktığı için bedenle kurduğu arasındaki fazladan bağlantılar ve bedensel bellek bence devre dışı kalıyor.
Bu devre dışı kalması da kitapla kurulmuş hislerin azalmasına yol açıyor ve kitabın zihnimizdeki korunumunu bence bir miktar azaltıyor. Şöyle, dediğin o kadar güzel bir nokta ki, Kindle'da ya da tablette ya da başka bu tip formattaki bir kitap okuyucuda biz kendimiz fontu seçiyoruz ve onun kendisine ait bir zaten obje olarak da bir formatı var. Bir boyutu, bir kalınlığı, bir yüksekliği vs. elimizdeki tutuşu hep aynı. Dolayısıyla her içindeki ona yüklediğimiz kitap kendi özgün olma, kendi varlığını bu format içerisinde kaybediyor. Birer metne dönüşüyor, salt metne. Halbuki kitapların hepsinin formatı farklı, kağıt kalınlığı farklı, tipografisi farklı dediğin gibi her kitapla da elimizi aldığımızda
Özel bir ilişki kurmayı. Her kitabın da kendi tipi var. Kendi bedeni var. O metinden farklı olarak. Kitap kapağı var. Kitabın kalınlığı var. Kitabın kokusu var. Kendi bedeni de var. İçeriğinden bağımsız. Onlarla özel ilişki kurmayı, insanın onlarla ayrı ayrı ilişki kurmasını da mümkün hale getiriyor. %100 katılıyorum. Mesela bak, ortaokuldayken kütüphaneden aldığım John Steinbeck'in Gazapüzümleri kitabı aklıma geliyor.
O zamanlarda maalesef sabah çok erken uyandığım için öyle sabah beşte falan gazapüzümleri okuyordum. Orta okuyorken. Sabah beşte uyandın gazapüzümleri okumakta. Çok neşeli bir çocukluk değil tabii herhalde. Kitabı okumak için erken kalkmıyordum ama. Erken kalktığım için canım sıkıldığından kitabı okuyordum tabii bu arada. Ama tabii yani hakikaten şimdi bana da çok komik geldi geçmişe dönünce. Şimdi Gazapüzümleri bayağı hacimli bir kitap. Bordo bir cildi vardı ve bir şömizi vardı. Şömizle kitap okumak, şömize zarar verildiği için bir süre sonra benim hoşuma gitmez. Hep şömizi çıkarıyorum okurken. O Bordo cildi...
kitabın kokusunu ve kırmızı yer bulma kurdelesini falan çok net hatırlıyorum. Ve kitap kalın olduğu için ellerim de tabii ortaokul çocuğu olarak küçük. O ellerin arasına oturuşu, ondan yayılan tutkal kokusu. Şimdi bunlar hafzamda nakşetmiş durumda. O da biliyorsun 29 bunalımında Kaliforniya'daki portakal toplamaya giden işçilerin yaşadıkları trajedilerle işte donanmış bir yapısı var romanın.
Onlar bütünüyle kendine özgü koku, beden, saat, okuma saati bunların hepsi birleştiğinde o kitabın deneyimi biricikleşiyor Gürman. Ve senin demin söylediğin üzere Kindle bu biricikliğin çoğunu geri alıyor. Bak şimdi büyüklüğümde de şöyle bir şey oldu. Ben hep kitapların altlarını çiziyorum. Çok uzun yıllardır da hep kırmızı kalemle çiziyorum ve ayraç kullanıyorum. Yani çizgiler muntazam oluyor. Yanına da hep aynı marka kalemle, genellikle onun mavi rengiyle notlar alıyorum.
Bu şuna yarıyor, ben artık orayı gördüğümde... ...nasıl bir şey yapmak istediğimi bir standarda oturttuğum için... ...kitabın üzerinde yalın alpay standardı olan... ...fakat her kitabın her sayfasında farklı yeri çizdiğim ve farklı yere not aldığım için... ...görsel olarak farklılaşmış sayfalar sağlıyor. Biraz önce konuşmada sana demiştim ki otomatik bir arayıcısı yok bunun, bir arama çubuğu yok. O yüzden sayfaları hatırlamak gerekiyor, kitabı hatırlamak gerekiyor. Yaklaşık olarak çoğu sayfada çizecek bir şey bulduğumdan ve yanına çoğunlukla not aldığımdan benim okuduğum kitapların her sayfası birbirinden değişir.
ve görsel hafıza bir şekilde bu sayfaları onun içinde yazan şey önemli bulunmuşsa o formla tutar. Yani kitabın maddi olması hem kendi kendine bir beden sahip olmasına, senin demin çok iyi nitelediğin üzere, hem de o beden üzerinde kolaylıkla oynama yapıldığı için ve o beden Oynama yapılmış, dövme yapılmış beden diyelim kitaba. O dövme yapılmış beden elektronik bir ortamda olmadığı için değişmeye çok dirençli olur. Ve bu yüzden de görüntüsü hafızada kalır. Mesela şöyle düşünebilir insan. Ya ben bunu Salambo'nun şu şu cildinin şu sayfalarında bir yerde şöyle bir görüntüyle kafama nakşetmişim.
hemen onu açarsın bakarsın şak şak şak şak o görüntülere bakarsın kırmızı çizili atıyorum sayfanın ilk paragrafındaki ilk üç satırı çizmişim diyelim ki kafamda öyle kalmıştır ve derim ki sayfanın en altında mavi kalemle not almışım hemen sayfalara bakarken o görüntüyü bulurum görürüm ve derim ki evet alıntı buradaydı seni tasdik edici bir şey söylemek isterim bu arada Biz İmmanuel Tosövski ile ilkokuldan sınıf arkadaşız. Evet biliyorum. Ve birlikte büyüdük ve çoğu zaman da birbirimizin evinde zaman geçirdik. Vay çok tatlısınız ya sizi bıdıkken görmek lazımdı yani. Çok eğlenceliydi. Biz ortaokuldayken ben bir kitap aldığım zaman ben ortaokuldan beri ya da ilkokuldan beri tam zamanını hatırlamıyorum ama. Hep kırmızı kalemle altını çizerim kitaptan, senin gibi. Ve not alırım. Imanu da kütüphanemden kitabımı alıyordu. O da mavi kalemle çizip bana cevaplar veriyordu benim notlarıma. Ve biz kitap üzerinden böyle birbirimizle münazara ediyorduk. Şimdi birçok insan diyor ki bana, o bakımdan seni tasdik edeceğim. Ben kitaplarda önemli bulduğum, altını çizdiğim noktaları hemen hemen hatırlıyorum hep. Dolayısıyla bulmakta hiç zorlanmıyorum.
Bazıları da buna şaşırıyorlar. Temel nedeni tam senin söylediğin gibi. Not alıp yeni bir dövme yapar gibi bir bedene. Çok güzel bir örnekti bence. Yeniden o sayfayı şekillendirdiğin için o sayfanın fotoğrafik hafızası aklımda kalıyor. O cümleyi hemen hemen hatırlıyorum. O cümleyi o fotoğrafik hafıza üzerinden bulabiliyorum. Mesela dijital kitabı savunanlar... Dijital kitaba da karşı değil mi? Bu arada çok seviyorum. Kindle ile çok mutluydum kaybetmeseydim. Tabii canım. Hiç karşı olunabilir mi?
sadece karşılaştırma yapıyoruz tabii şey tarafı üzerinde çok söylüyorlar ya işte aradığın yeri bulmak çok zor değil esasında kitapla çok hemhal olunca gerçekten de o kitaptaki format değişikliği ve formatı senin hafızanda da daha iyi kalmasını sağlıyor tabii ki Yani bu biraz da şey gibi de düşünmek lazım. Bu bir tişört, bu bir çanta, bu bir ayakkabı. Nesne olarak kitabın kendi estetiği önemlidir. Bulduğunuz her tişörtü giymek istemeyebilirsiniz, her ayakkabıyı giymek istemeyebilirsiniz. Mutlaka bunların en estetik olması da gerekmez. Size bir şeyler anımsatması önemlidir. Bak mesela Gürman, bazen tatillere gideriz.
tatile gittiğimizde dandirik uyduruk süveniyelere, hediyelik eşyalara dünyanın parasını verir. Salbuki kendi kentimizde öyle bir şeye hem ihtiyacımız yoktur, görünce de güleriz. Yani bunu ne yapacağım evde zaten bu fazlalık diye düşünürüz. Fakat yurt dışına gittiğimizde bir buzdolabı magnetine 10 euro, yani 170 lira, 180 lira verebiliriz değil mi? Neden veririz Gürman?
Çünkü 4 günlük, 5 günlük o yurt dışı tatilinin, yurt dışı tatilinin anılarının tamamının... ...o magnetin hediyelik eşyanın üzerine yazıldığını düşünürüz. O nesne bize oradaki 4-5 günlük anıların tamamını çağrıştırır. Bu yüzden o nesne bizim için artık bir magnet olmaktan çıkar. Kitap böyledir. Kitapla vakit geçirmek zorunda kalırsın okudukça... Özellikle çocukken okunan kitaplarda eller daha az hijyen sahibi olduğu için o kitapların oraları biliyorsun. Hem elin terlemesinden hem kirlerinden yavaş yavaş biçim değiştirir. Hangi sayfada olduğunu kitabın yanından anlarsın. Çünkü o bölgeler siyahlaşmıştır, görece siyahlaşmıştır. Ve nemlendiği için hafif dalgalanmıştır. Geriye kalan sayfalar hala bembeyazdır veya sapsarıdır. Ve bir dalgalanma da yoktur, düzdür.
Şimdi bu kadar vakit geçirilen, beraber denize gidilen, üstüne kahve döktüğünüz, arasına notlar sıkıştırdığınız, sayfa kulaklıklarını kapattığınız, sıkça zaman geçirdiğiniz başka bir nesne o. Ve o kitabı okurken bütün o dönemki duygusal ruh haliniz, düşünceleriniz, yaşadığınız bütün atmosfer... kitaba aynı tatil hediyelik eşyası gibi siner ve o kitap yalnızca kendisi olmaktan çıkar. Kişisel tarihinizin bir parçası haline gelir ve duyularınızın hepsine cevap verir o. Koklamaya cevap verir, görmeye cevap verir, sayfa kırıştırıldığında çevrildiğinde ses çıktığı için işitmeye cevap verir. Bu yüzden ne kadar çok duyuyla aynı anda ilişki kuruluyorsa bir nesneyle
O nesne o kadar çok beden hafızasında da yer aldığı için bizim yaşamımızın bir parçası haline dönüşür. Mesela şunu bile düşünebiliriz. Şimdi seninle bizim yaşımız yakın. O yüzden biz Cin Ali'yi biliyoruz. Belki yeni nesildekiler bilmiyordur ama bizim için Cin Ali görmek mutluluk oluşturur. Kare kitaplar içinde o aşırı basitleştirilmiş çizimler gördüğümüzde bize sadece bir görsel, ilkel bir görsel göstermez. Küçüklüğümüzün bütün o dönemini okuma çabasını aynı anda bize hissettirdiği için bizde farklı bambaşka duygular uyandırır.
Bu yüzden kitapla çok ilgilenen kişiler, bu kitap bir tişört gibi, çanta gibi, kullanılıp atılacak diğer eşyalar yani yıprandığında atılması gereken diğer eşyalar gibi ortadan kaybolmazlar. Kitap ne kadar yıpranırsa yıpransın, rafta durabilme şansına sahiptir. Bu yüzden biriktirilebilir anılar için aynı buzdolabı magneti kadar etkilidir kitap. Ve magneti çok fazla sayıda alamazsınız ama kitap da ekonomik olarak belli bir şansta burada söz konusu çünkü kitap fiyatları aşırı artıyor. Ama en azından sayısız olarak teorik bağlamda biriktirme şansınız var. Sizin yaşamınızda görmezden geldiğiniz bedeninizin kurduğu duygusal ilişkilere dair kaç kitabınız varsa o kadar içteş nesneniz vardır diyebiliriz. Evet kitap bir tüketim malzemesi değil. Kitap konfeksiyon da değil. Kitap demirbaş.
Kitap bir kere aldıktan sonra onunla kurduğun ilişki ve daha sonra da hem kitabın kendi formatı hem de metin ve kitapla ilişki kurarken yaşadığın o anki duygular, o zamanki bakış açın, bütün bunlar o kitapta saklanıyor ve bir rafta duruyor. Tabii çok doğru. Yani bir kitaba baktığımız zaman o günkü duygularımızı, hatıralarımızı, yaşadığımız dış olayları da hatırlayabiliyoruz. Dijital formattaki kitaplar şöyle bir üstünlüğe sahip. Tabii çok fazla kitabı bir anda yükleyip taşıyabiliyorsun yanında. Tabii, şüphesiz. Bu çok müthiş bir özellik hakikaten. Özellikle yazı yazan insanlar için muhteşem bir kolaylık. Yüzde yüz katılıyorum Gürman, şundan. Diyelim ki o ay işte 10 günlüğüne yurt dışına çıktın. Ve makale yazıyorsun diyelim ki. Dipnot atacak hiçbir kitabın yanında yok. Kalem oynatamazsın. Ama elektronik olduğunda bütün kütüphanen seninle beraber inanılmaz bir kolaylık.
Arama tuşu da yanında. Hemen her şeye pat pat pat pat ulaşabilirsin. Yani hakikaten bu müthiş. Bazı insanlar şöyle diyor ya ben o görüşe katılmıyorum. Yani elektronik kitaplar çıktı. Bu yarattığı kolaylıklar tabii sayısız. Ama bahsettiğimiz diğer sebepler nedeniyle hani şöyle diyenlere itiraz ederim. Basılı olarak kitap varlığını kaybedecek. Hayır kaybetmeyecek. Yok imkansız evet. Ama eğer kitap download edebilir hale gelirsek beynimize, o zaman durumdan çok emin değilim.
Ya zaten bak şimdi çok güzel bir yere getirdin. Kitap zihne download edilebilir bir sisteme geçildiğinde... ...bedene ihtiyacımız yok gibi bir şey olmuş olacak zaten. Bedene ihtiyaç kalmadığında bütün dünyayla kurduğumuz ilişki... ...bedensiz bir ilişki olacağı için kitapta da nesne olarak... ...kitaba ihtiyacımız yok çünkü bedensel kuracağımız ilişki... ...zaten sonlanmış durumda olacak. O yüzden öyle bir aşamaya gelindiğinde bence de... ...zaten hiçbir nesneye ihtiyaç olmadığı için kitaba niye ihtiyaç olsun?
Dinleyenler şöyle bir kanıya da kapılmasın. Bunlar da gelmişler basılı kitap romantizmi yapıyorlar. Alakası bile yok. Aksine fenomenolojik olarak bir şeyden söz ediyoruz. Yani felsefi bir yaklaşım olarak kitabın nesneliğinin bizde bıraktığı etkilerin nesnesi olmayan kitabın bıraktığı etkilerden farklı olduğu üzerine konuşuyoruz.
Eskiden dijital kitap yokken ne güzeldi her şey. Böyle bir açıklamamız yok. Zaten bizi uzun süredir dinleyenler böyle romantik tasarlara düşmeyeceğimizi, oralara gitmeyeceğimizi bilirler. Ama olsun ben yine de hatırlatmak istedim. Hiçbir romantizmi yok bu arada. Ne yapacağım romantizmi? Kitapla şiir mi yazacağım?
Akşam sarılıp uyuyormuşum böyle. Hiçbir romantizmi yok. Sadece kitabın formatı ve bahsettiğimiz özellikleri bizim kitabın içerisindeki metinle kurduğumuz ilişkiyi de değiştiriyor algılamamızda, aklımızda kalışını da. Aynen öyle. Bunun bir etkisi var. Bundan münezzet değil okuduğumuz metinler. Onu ifade etmeye çalıştık. Aynen öyle. Aynı zamanda çok sevdiğim akşamları sarılıp yattığım kitaplar da var. Onları da saymak üzere.
Peki ben sana bir şey sorayım Gürman hakikaten. Senin için cildiyle, okuma zevkiyle, baskısıyla, sana o dönemde hissettirdikleriyle, kattıklarıyla senin için özel olan kitaplar var mı? Ama baskı da buna dahil. Var. Hangileri? İki tane söyleyebilirim. İkisi de çocukluğumdan. Bir tanesi küçük bir çocukken özellikle çizgi romanlar okumayı çok severdi.
Ve Redkit'in ve Tenten'in böyle büyük baskıları vardı. Hatırlıyor musun böyle? Tabii ki ya hatırlamaz mıyım? Güzel, kalın kapaklı. O baskıları hala çok severim. Evimde de vardır yani mümkün mertebe alırım da. Tenten'in tamamen serisini aldım. Redkit'i de yavaş yavaş topluyorum.
Onlarla kurduğum böyle duygusal bir işgah çocukluğundan kalmıyor. Çünkü çok eğlendiğim zamanlardı ve Redkit'in de böyle kendine ait esprileri, çizimleri vs. çok eğlenceliydi. Bak, sözünü balla kesiyorum. Estağfurullah. Devam et ama lütfen. Tenten konusunda verdiğin örnek bizim bugünkü konuştuğumuz konuyu çok güzel özetledi. Neden? Çünkü ben tentenlerin tamamını milliyetin verdiği çok kötü basılmış, küçücük zımbayla tutturulmuş, kapağı bile olmayan yani kapağda kağıt olan çizgi roman baskılarından okudum. Ve tabi çok severek okumuştum. Bugün bana büyük boy tentenler yerine eski basılmış sahaflarda gördüğüm o küçük boylar çok çekici geliyor bu yüzden. Yani kitabın nesneli üzerine ikimizin aynı kitap üzerindeki deneyimleri sayesinde hangi baskılara ilgi duyduğumuzu göstermesi çok sağlam bir örnek oldu sanırım. Milliyet aynı senin dediğin gibi. Redkit'i de öyle küçük baskıda çıkarmıştı. Tabii ikisini de oradan okudum. Tabii. Evet ben hala o redkitleri görünce de çok hoşuma gider. Çünkü yaz tatilinde onlar her hafta pazar günleri geliyordu. Heyecanla bekliyor. Tabii ya ne zevkliydi. İkincisi de ortaokul galiba bir ya da ikinci sınıftaydım. O zaman William Shearer'ın Nazi İmparatorluğu kitabı vardı. Tabii çok ünlü bir kitap. Çok ünlü. Üç yıldır Tunalı Hilmi'deki bir tane sahafta bulmuştum. Çok eski basım. 1970 küsur basım bir tanesiydi. Elimdeki küçük açlıklarımla o zaman onu almıştım. Onu da ben bir de portakal yemeyi çok severim. Hala bağımlısıyımdır.
Bir kilo portakalı yanıma koyup bir kitabı okumuştum. Şimdi kütüphane geldiğinde göreceksin. Kütüphanede kenarları böyle turuncu turuncu portakal izi. Bir Nazi İmparatorluğu kitabı var. Olağanüstü ya. Tam konuştuğumuz konuların örneklerini seçtim verdim. Müthişti hakikaten. Evet, kitaplarla kurduğumuz ilişkiler tek boyutlu ilişkiler değil. Gerçekten çok boyutlu ilişkiler. Kitaplar başka insanla birbirleriyle de ilişki kurmasını sağlıyor. Seninle mesela tanışmamız, arkadaş olmamızda daha önce emek verdiğimiz kitapların kesinlikle çok yüksek oranda payı vardır. Yüzde yüz. Orko gibi oldu ya. Kitaplara sevgilerim diye
O zaman bu haftaki sohbetimizi burada bitirelim mi? Tamam, harikasın Gürman. Sen harikasın. Muhteşem açıkladın. Bu arada çok ufak bir şey söyleyeceğim. 2 dakika uzatmış olayım. Şimdi bizdeki genel olarak insanların aklında kalan format, 2 kişi bir araya geldiğinde, genellikle çatışmaya dayalı format. Sen bir laf söyleyeceksin, ben sana laf yetiştireceğim. Evet. Ama bizim formatımız buradan ayrışıyor. Ayrışırken şöyle üstün bir yönü olduğunu çatışmadan, kavgadan yani Rasim Ozan Kütahyalı gibi aaa diye bağıracak halimiz yok yani. Belli yaşlı, nazik insanlarız biz.
Ondan sonra bu formatın şöyle bir güzel tarafı var. Ben bu sohbetleri yaptıkça birçok alanda zihnim de açılıyor. Daha çok düşünüyorum. Daha önce düşündüğüm şeyleri hatırlıyorum ve onların üstüne derinleşme fırsatı buluyorum. Bana bu fırsatı verdiğin için de eminim dinleyiciler de aynı şeyi hissediyorlardır. Böyle derinleşme ve daha çok düşünmek için zihinsel bir yoğunluk imkanı verdiğin için de teşekkür Estağfurullah ederim. dostum ne demek ben teşekkür ederim hatta biliyorsun bu teklifi ben sana yaptım kabul ettiğin için paydaşı olduğun için harika yönettiğin için her seferinde akla hiç gelmeyecek konuları rahatlıkla buldun seçtiğin getirdiğin tartışmaya açtığın ve çok güzel kanallarla
Bize ilettiğin için vallahi çok teşekkür ederim Gürman. Hatta şöyle de söyleyeyim. İki kişinin bir araya gelmesi sadece fikirlerin ortaya dökülmesinden ibaret değil. Aynı demin kitaplar için söylediğimiz her şey bedenlerin birbiriyle iletişim kurmada zorlanmamasından kaynaklı. İkili konuşmaları da farklılaştırıyor.
Seninle kurduğumuz bu rabıta da aynı bir basılı kitapta bulunabilecek en iyi alaşımlardan biri gibi bir durum oluşturduğundan bence sistemin hem zihinsel uyuşması hem de fenomenolojik uyuşması bizim şansımız diye düşünüyorum. Çok teşekkür ediyorum sana. İnanılmaz güzel bir his aslında. Çok teşekkürler. Haftaya görüşmek üzere. Hemen kapatmadan şunu söylemem lazım. Buraya kadar dinleyenler, Instagram ve Twitter'dan yalın alpay. Kendisini takip edip bölümlerle ilgili düşüncelerinizi, fikirlerinizi, varsa eleştirilerinizi paylaşabilirsiniz. Naçizane, Instagram'da 42 dakika, Twitter'da Gürman T. diye aratarak bana da ulaşabilirsiniz. Her şeyi söyleyebilirsiniz. E-kitap, E-kitap diye bağırabilirsiniz.
Her türlü eleştiriyle açıyorsun. Görüşmek üzere. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.