
3.734 kelime · ~19 dk okuma
Sevgili arkadaşlar hepiniz hoş geldiniz. Yalın Alpay ve Gürban Timurhan'la durumlarda. Bakalım bu sefer ne konuşacağız. Şimdi insanlar zannediyor ki biz böyle büyük ağır hazırlıklarla yayına geliyoruz. Hiç yani gerçekten daha önceden, yayından önce biraz kendi aramızda sohbet ediyoruz psikolojimizi falan toparlamak için. Ondan sonra da normal sohbet başlıyor. Yani şundan söylüyorum Yalın hakikaten o kadar müstesna bir insan ki. Bu sizin duyduğunuz şeyleri ben de sizinle birlikte, sizden biraz önce ama canlı olarak duyuyorum. Teşekkür ederim, utandım valla. Harika bir çözümleme kabiliyeti. Sen öylesin. Birazcık daha birlikte postcase yaptığım insanları böyle övmeyi çok seviyorum gerçekten.
Ben de öyleyim. Çünkü Gürman, sohbetlerde genellikle bizim alıştığımız üslup, karşı taraf üzerine iktidar kurmaya dayalı. Bıktık artık böyle sohbetlerden. Çünkü iktidar kurmaya çalışan bir sohbet, sohbet olma özelliğini yitiriyor. Karşı tarafın her türlü söylediğini bir şekilde çürütmek. ve ilkesel olarak değil, bunu konumsal olarak yapmak, hiyerarşik bir sıralama düzenlemeye çalışmak, bunun için karşı tarafın söylediği hiçbir şeyi onaylamamak, iyi ya da kötü hiçbir meselesinde ona destek olmamak, jest mimikle onu oyundan düşürmeye çalışmak, yani böyle şeyler bizi çoktan bıktırmış durumda. Seninle, Murat Menteş'le mesela bu olay çok daha kolay aşılabilir bir duruma geliyor. Gerçek bir sohbet yapabiliyor insanlar. Çünkü insanlar, genellikle Gürman, onaylandıkları zaman kendi içindeki gerçek fikirleri daha bir güvenle dışarı atabiliyorlar. Karşı tarafı tıkaladığınızda, sözünü kestiğinizde, işte söylediklerinin iyi olmadığını hissettirdiğinizde perde arkasından, karşı taraf
Kendisini daha fazla bilgi veya görüş fikir sızdırmaz hale geliyor veya o da karşı tarafa doğrudan saldırıyor. Garip bir çatışma ortamı oluyor. Yani tam o kelimeyi söyleyecektim ben de. Biz böyle çatışma formatındaki artık sözel iletişimi çok benimsemiş durumdayız. Ekran ikiye ayrılır. Bir sağ taraf var, bir sol taraf var. Bunlar çatışacaklar ve onların aralarında yaşanan statisten biz bir şey öğreneceğiz. Halbuki muhabbet dediğimiz şey, karşıdakine de bir şey katarak... birlikte sürdürdüğün bir yolculuk muhabbetten sen de bir şey öğreniyorsun. Tabii ki. Karşı taraf da bir şey kazanıyor. Bir de muhabbet format olarak zaten senin yanlış düşündüğün, eksik düşündüğün, tam düşünmediğin belli fikirleri de daha kolay sindirmene ve onlarla yeni bir fikir oluşturman da neden oluyor. Bak harika bir yer açtın hakikaten.
Çünkü söylem daha önce söyleme geçirilmemiş bir kavramlar bütünlüğü olarak duruyorsa, o zaman insan kendine düşündüğünden de bir haber oluyor. Ne zaman söylem kendi içinden çıkan tutarlı, bütünsel bir metne dönüşüyor, o zaman insan aradaki mantık örgüsünün olup olmadığını fark ediyor veya konuştukça düşüncelerinin bir mantığa oturup oturmadığını hissediyor. Bir de Gürman muhabbette, sohbette şöyle bir şey de var. taraflar birbirlerinin olanaklarını açabiliyorlar mı, tıkalıyorlar mı? Mesela seninle yapılan her konuşma senin gerek nezaketin, gerek üslubun, gerek entelektüel kapasiten yüzünden açılmaya elverişli bir ortam sunuyor. Olanakları patlatıyor, farklı olanakları gündeme alıyor. Genellikle güncel konuşmalarda zaten small talks oluyor. Yani olanak zaten havuz sınırlı. Bir de bunun üzerine hiyerarşik bir şey konulmaya çalışıldığında iş çığırından çıkıyor. Mesela bak yeni tanışmalarda
genellikle birkaç tane temel soru sorulur taraflardan. Bir tanesi nerelisin? Nereli olduğunu söyledikten sonra hayır hayır gerçekten nerelisin? Ve genellikle batılılar doğullar üzerinde bu ilk Fikir alışverişinden ya da bilgi alışverişinden sonra bir üstünlük kurduklarını düşünürler. Mesela bazıları der ki, ben Bulgaristan göçmeniyim. Ben Makedonya göçmeniyim. İşte ben Bosna göçmeniyim. Onlar daha nitelikli bir durummuş gibi algılanır. Orada da şöyle çok komik bir şey var. Genellikle, bizim tabii sosyal çevremiz için bunu söylüyorum. Genellikle kızlar Giritli oluyor, erkekler Selanik Avrupa göçmeni oluyor.
Evet, haklısın. Bir de bu gurur nesnesi olarak söyleniyor değil mi? Yani ben senden biraz daha yukarıdayım. Lütfen kendi yerini bil. Benim yerimi de şu an bil. Şu an konuşmaya başladık. Bakalım ilerisi nereye doğru açılacak gibi bir açılış oluyor. Tabii orada şöyle bir şey var. Biz de Giritliyiz. Sizin gibi Anadolu değiliz. Kültürel olarak, felsefi olarak, sosyal olarak sizin gibi. Manisa çamlarıyla yan yana durabilecek insanlar değiliz ama işte tarihin cilvesi kaderli bu. Aynen böyle. Bugün ne dersin? Muhabbet üstüne konuşalım. Olur. Vallahi çok güzel oldu. Çünkü muhabbette, demin ifade ettiğin gibi, muhabbetle diğer çatışmaya dayalı, üstünlüğe dayalı konuşmalar arasında bir özel, içsel bir fark var.
Hem de muhabbet etmek zor bir şey. Yani muhabbet etmek esasında sevdiğin ya da sevgi duyman gereken zaten kelimenin kökü de oradan geliyor. Buğz etmediğin, insanla yaşayabileceğin özgün bir deneyim. Halbuki biz ister istemez çoğu zaman görüyoruz ki muhabbeti hemen kapatıyoruz. Muhabbet olanı anı kapatıyoruz. Biz kendi fikirlerimizi dikte edebileceğimiz ve kabul edebileceğimiz itaatkar sujeler üretmeye yön ediyoruz. Çok haklısın. Bak ne geldi aklıma Gürman. Senin söylediklerinden. Şimdi sohbete ilişkin birkaç şey söylemek istiyorum. Bakayım sen nasıl bulacaksın ve orayı nasıl genişleteceksin? Süper. Senaryoda biliyorsun, diyaloglar en önemli yerlerden bir tanesi ve diyalog kurmaya çalıştığında yazar... Çoğunlukla büyük bir zorlukla karşılaşıyor. Çünkü bir sinema filmi için ya da bir dizi filmi için... ...oradaki sinopsisin belirlediği alanı çok dağıtamazsın. Çünkü 45 dakikalık bir dizi çekmek zorundasın... ...ya da bir buçuk saatlik bir film çekmek zorundasın. Diyalogların her birisi neredeyse ana temadan... ...ilişkisiz olan bütün taraflarından arındırılmış olmak zorunda. Bununla beraber özü ve duyguyu da hala verebiliyor olmak zorunda. Bu yüzden müthiş bir edit uygulamasından geçmeli diyalog. Bu müthiş edit uygulamasından geçtiğinde bile oradaki gördüğümüz össel meselelerden bir tanesi karşı tarafın diğer tarafa hep bir gündem açarak sohbeti başlatması ve bu açılan gündemin devam edip etmemesinin hangi tarafın daha iktidarlı bir sohbet ettiğinin göstergesi olarak görülmesi. Şimdi ne demek istiyorum?
İki konuşmacıdan bir tanesi diyelim ki bir gündem açıyor. Diyor ki biz bu yaz Bodrum'daki müstakil evimizde de işte çok bir aylık bir zaman geçireceğiz. Burada örtük olarak şu var. İlk söylediği mesaj şu. Bu yaz tatile gidiyoruz. Örtük mesaj Bodrum'da müstakil evimiz var. Burada bir gündem açıyor ve belki şöyle diyor olabilir. Bizim böyle bir evimiz var. Sizin muhtemelen yok. Yerinizi bilin ben şu an biraz yukarıdayım.
Buna karşılık olarak karşı taraf birkaç tane taktik uygulayabilir. Bir tanesi karşı tarafın gündemini kabul edip ya harika müthişmiş valla bizde de nerede işte yok öyle para mara bizde belki bir gün müstakil ev alırız işte olursa ne güzel olur. İlk tarafın gündemi kabul edildi iktidar hiyerarşisi bu konuşmanın bu bölümünde en azından ilk tarafın istediği gibi devam edecek. İkinci örnek karşı taraf dedi ki Dostum, Bodrum falan onlar geçti. Yani şimdi kimse Bodrum'a gitmiyor. Biz de Mykonos'a geçeceğiz. O da olabilir. Biz Mykonos'tan aldık. Çünkü bir de biliyorsun beş yıllık oturum veriyor Yunanistan. Biz oradan aldık. Beş yılda oturumumuzu aldık. Yani böyle işte dumansız hava sahası falan muhteşem. Karşı tarafın gündemini, onun gündemini takip ederek, eli arttırarak bozdu. Hierarşisini bozdu. Üçüncü ihtimal şöyle olabilir.
Bizim de Bodrum'da müstakil bir yer var. Çok iyi olur. Karşılıklı gideriz, geliriz, görüşürüz. Denklik kurmak istedi. Yani iktidar oyununa girmiyor. Bir denklik kuruyor. Sohbet ilerleyebilir. Daha sağlıklı bir ilerleme şansı olabilir. Hatta buna bir dördüncü ekleyebiliriz. Gürman şöyle bir cevap da gelebilir. Karşı tarafın belirlediği gündemi gündem dışı bırakmak için görmezden gelmek. Ve cevap olarak şöyle demek. Nadal'ın tenis maçını seyrettin mi? Bak bu da müsteşem.
O değil de dediğimiz aralık değil mi? O değil de kalıbı muhteşem bir şeydir. Çünkü her sohbete herhangi bir noktadan bambaşka bir noktaya götürebilir. Gündemi sarsmak, değiştirmek yani. Şimdi bak bitmedi, devam. Sonra ne olacak? Gündemi açan bunları karşılayacak bir şekilde değil mi? Gündemi açan peki bilek güreşine devam edecek mi, etmeyecek mi?
İlk örnekte ne demiştik biz, ya oralar çoktan bozuldu öyle mi demiştik? Diyelim işte o örnekten gidiyorum. İlki kabul eden. Ona diyecek bir şey yok zaten. Kabul eden de yok demez olur mu? Bak bir yerden bir aralık bulursa iktidar kurmak isteyen kişi, o aralığı genişletebildiğince genişletmek isteyecek. O zaman diyecek ki,
Yani ah dostum bir görsen şöyle de böyle de meyve ağaçları da var tam merkezde ya sen de gel işte şey yaparız ederiz. Burada kendi eline hem yükseltir hem de karşı taraf hemen kabul ettiği için ufak bir mütevazılık rezervi koyabilir fakat elini arttıracaktır. İkinci versiyonda kendisini korumaya geçebilir. Ya da eli arttırarak üstünlük sağlamaya çalışabilir. Neydi o? Mykonos meselesi. Mykonos falan diyorsunuz. Yunanlılar'da acayip ırkçılık var. Yapmayın Allah aşkına. Gittiğiniz gibi sizin evinizi basarlar. Döndüğünüzde hırsız girer. Polisle başınız belaya girer. Onun açtığı gündemi kapatmaya çalışır. Veya şöyle yapabilir. Teslim olur.
Ya evet evet yani hakikaten Mykonos çok güzel doğru söylüyorsun diyebilir. Veya son bizim uygulamadık gibi ya bir de şu var. O değil de. Gündemi değiştirtebilir. Bunun gibi sürekli ikili konuşmalarda özellikle tiyatro metinlerinde sinema metinlerinde tekstlerinde daha net görebileceğimiz çünkü o gürültüden arındırılmış. öz bir bilek güreşi görürüz. Bu gündelik hayatta biraz daha yayılmıştır ve her söylenen sadece söylendiğiyle değil yan anlamlarıyla birlikte gelmektedir. Yani ben bir kişiye Bodrum'da oturmaya gittiğimi söylerken sadece onu söylememiş olurum istesem de istemesem de yan anlamlarla ona yaklaşmış olurum.
Ve yan anlamların tamamı alımlayanın bu durumdaki psikolojisine, kendi kendine biçtiği konuma, karşısındakine biçtiği konuma, ikili arasındaki sevgi ilişkisine, ikili arasındaki mevcut gerilime göre farklılaşır. Mesela bazen yan anlamların en olmayacak tarafları alımlayan tarafından seçilebilir. Bazen de karşı tarafın istediğinden çok uzak bir anlam olabileceği gibi tam istediği anlama da denk gelebilir. Ama burada geniş bir yelpaze vardır ve taraflar bu yelpaze içinde karşılıklı olarak argümanlarını ilerletirken birbirlerinin söylediklerinin karikatürünü cevaplamaya başlarlar Gürman.
Bu yüzden iktidar mücadelesi içinde olan konuşmalar gerçek bir sohbetten süratle uzaklaşır, taraflar birbirlerine başta ileri sürmedikleri savları yakıştırırlar ve o savlar kendi savunmadığı halde kişilerin üzerine yapışır ve kişi de o sava tutunmaya başlar. Buna toplumsal olarak kutuplaşma diyoruz mesela. İkili konuşmada bunun herhalde tam bir adı yok. Belki buna bir kavram üretilebilir veya belki ikimizin henüz bilmediği daha önce kavramsallaştırılmış bir durum da olabilir. Fakat böyle bir durum var. Şimdi bir mesele daha geldi.
Burada çok iyi unutma lütfen burada güzel altına çizdiğim bir nokta var. Bir ilişkiye bu sözler iletişimle kurulan bir ilişki bile olsa iktidar dinamiğinden baktığınız zaman o zaman bildiğimiz siyaset bilimindeki iktidar dinamiklerinin tamamını da o ilişkiye birazcık sokuyoruz. Yani iktidarın genişleme eğiliminden bahsettiğim çok önemli. İktidar her zaman denetlenmediği ya da kısıtlanmadığı sürece mutlaklaşma eğilimindedir. İkincisi, çok güzel bir şey söyledin. Karşıdakinin söylediklerini karikatürleştirmek. Çünkü iktidar ister istemez karşıdaki ötekini en güçsüz haliyle görmeyi ister.
Onu gittikçe kendi varlığından, gerçekliğinden soyutlayıp, kontrol edebileceği, egemenliğini arttırabileceği bir başka hale dönüştürür. Bu normalde bir şey söyledim. Çok doğru. Çok iyi bir şey söyleyip benim aklıma getirdiğin için söylüyorum. Karşı tarafı hem en güçsüz halinde görmek ister, hem de onun söylediklerinin en saçma şeyler olduğu algısını yaymaya çalışır.
Bu yüzden de karikatürüz eder. Mesela bak, Türk siyasetinde taraflar o kadar kutuplaşmış durumdalar ki... ...bir tarafın söylediği öteki tarafa dünyanın en deli saçma şeyi olarak geliyor. Çünkü arada haberi ileten aracılar... ...sansasyonel olması bağlamında bu iletiği olabildiğince... ...saçma sapan bir versiyonuna tıkalamaya çalışıyorlar. Onun karikatürünün defalarca fotokopisini alıyorlar.
Ta ki buradaki bütün akil öğeler silinip, geriye mürekkep olarak sadece ahmakça şeyler kalana kadar. Ve böyle olunca diğer taraf, diğer tarafı tam bir ahmak olarak algılıyor. Tam bir deli saçması, savlar üreticisi olarak algılıyor. Bir süre sonra da şöyle diyor. Bunlar ne dese ahmakçadır. O zaman bunlar bir şeyi savunuyorsa o şey hemen ahmakçadır.
Diyalog kapanmış oldu görüyor musun Gürman? Karşı taraf ve bu taraf arasında artık kulaklar birbirine ahmak olduğunu nitelemesiyle kapanmış durumda. Sen devam et bir şey diyordun dostum. Buradan aklıma gelince girdim araya. Çok güzel söyledin. Dolayısıyla o birazcık da şundan yine iktidar gerçeğe de hakim olmak ister. Yani hakikat üzerinde bir tekel kurma eğitimindedir. Alternatif bir hakikatin ortaya çıkması, yani karşıdakinin ahmak olmayabileceği...
ihtimali iktidara yönelik bir itirazdır. İsyandır bir tarafıyla. Dolayısıyla onu da yok etmek ister. Halbuki iki eşit birey arasında daha demokratik bir ilişki kurulması da mümkün. Yani teorik olarak evet. Tabii ister istemez birbirimizle birlikte belki başka bir amaçla yani
Aynı yapı içerisinde var olan insanlar da diğer tarafa karşı da bir araya gelip ortaklıklar kurabiliyorlar ya. Kendileri için iletişimi ve ilişkiyi zenginleştirici bir hale de dönüştürebilirler. Tabii ben de öyle düşünüyorum. Evet yani şöyle diyebiliriz.
iktidar kurmaya odaklanmış bir sohbetten yapıcı bir şey çıkmayacağı için ortak akıl falan çıkmaz taraflar birbirlerini yenmeye odaklanırlar bu yüzden doğru arayışından çok karşı tarafın açığını arama meselesi ağırlık kazanır Bu da karşı tarafın açığını bulmak, her zaman gerçek bir açık bulmak zorunda olmadığı için, o açığı kendi kendine yaratabileceği için, dahası bazen kendi savunduğunu karşı taraf savunduğunda bile ona karşı pozisyon almaya çabaladığı için kişi buradan ortak bir doğru, ilkesel bir tutarlılık beklemek olanaksızlaşır. Günlük sohbette bunun bertaraf edilmesi öyle sanıyorum ki genellikle jest mimik yaklaşımla mümkündür. Yani içerikten çok biçimsel bir karşı tarafla iletişim kurma becerisi anca bizi ortak akla götürebilir. Bu ilginç. Neden? Çünkü biz genellikle aydınlanma felsefesi sonrasında şöyle düşünürüz hep. Sözsel olanın, sadece argümansal olanın etkili olduğunu ve doğruyu bulmak için bedenin değil, zihnin ön planda olması gerektiğini düşünürüz. Bana öyle geliyor ki özellikle muhabbet gibi konularda ortak aklı ararken beden zihni önceler. Çünkü bedenin karşı tarafa rahatlık mı verdiği, rahatsızlık mı verdiği, ona küçümseyen nidalarla mı baktığı, kendi bulunduğu konu mu, diğerinin bulunduğu konumdan üstün mü gördüğü, alçak mı gördüğü veya konumunu ona göre değiştirmek mi istediği gibi nedenlerden ötürü yani bedensel zaaflardan ötürü ne gibi işte kıskançlık, öfke, nefret, iktidar kurma arzusu gibi bedensel gereksinimler zihni olan çıktıları bulandırır ve onlardan önde dururlar.
Ne zaman insan bedensel olarak negatif pozisyonlamasını geride bırakır ve karşı tarafla kurduğu ilişkide bedensel bütün niteliklerini onun konuşmasını veya argümanını açabilmesi için sunar, o zaman karşı taraf kendini bedensel olarak rahat hisseder ve zihin o zaman bedensel bir iktidarın, duygunun, negatifliğin peşinden koşmadan olabilecek en mantıklı şekilde çalışmaya başlar. Yani zihin bedeni değil beden zihni öncelerde. çok güzel bir şey söyledin yani ben bunu biraz şimdi şakalı anlatacağım yani gerçekten birisi oturup da bize bakıp böyle hafif tatlı tatlı gözsüzlüğünde gülümsediğinde çatışma duygusundan çıkıp değil mi mesela bir hanımefendi ile birlikte ortaklık kurmaya daha çok meylediyoruz kendimizi bu ama şundan şöyle bir şey var zaten yani bu konuda yapılan araştırmalar da var Biz ne kadar aydınlanma felsefesi insanın akıldan ve rasyonel bir benliği olduğunu bahsetsede, rasyonel benliğimizi hapse sokan, çevrelen bir metanın, bedenin içinde yaşıyoruz. Daha doğrusu ondan bağımsız zaten rasyonel benliğimiz yok.
Dolayısıyla duygularımız, kokular, o ilkel primal benliğimiz bizim düşüncelerimizi ve hayatımızı etkiliyor. Şeyde bir makale vardı, Atlantik'te galiba. Amerika'daki Trump hikayesi üzerinden şunu diyorlardı. Neden right-wing insanlar, sağcılar komplo teorilerine daha meyyeller? Çoğu zaman daha duygusal oldukları için. Çünkü korku duygusunu çok yüksek hissediyorlar. Korku duygusunun temeli olan tehdit algılaması karşısında. Dış dünya yeniden yorumlamaya ve basitleştirmeye gidiyor. Yani anlayabildiğimiz zaman korku da azalıyor. Komplo teorileri karışık bir kompleks bir dünyada iyi bir açıklama. Gürman çok iyi bir konuya temas ettin. Bununla ilgili mutlaka bir bölüm yapalım çünkü ben bu konuyla ilgili bir konuşma yaptım daha yeni. Benim de çok ilgimi çeken bir konu. Üstelik ben de senin kullandığın kavramlara çok yakın kavramlar kullandım. Aşırı sağ neden bu şekilde çalışıyor diye ve öyle sanıyorum ki bazı özgün argümanlar ürettim. Onu yeni bir konuda konuşalım. Senin ne diyeceğini de çok merak ediyorum.
Çok zenginleşir diye düşünüyorum. Konuşalım. Mutlaka ben sana soruyu şöyle sorayım. Yani duygularımızdan bağımsız zaten bir ilişki kurmak mümkün değil. Bazen bu duygular bizi iktidar ilişkisi kurmaktan muhabbet ilişkisi, sevgi ilişkisi kurmaya yönlendirebiliyor. Kesin katılıyorum. Evet, bence de. Ben de öyle düşünüyorum. Bedenin zihni öncelediğini düşünüyorum. Evet, şimdi bu meta over idea konusuna girince bu çok derinleşir.
Buna ayrı bölüm yapalım ama çok zevkli bir konu. Evet kesinlikle çok zevkli bir konu. Ben küçükken gençken ideanın metayı, tabi buna dair örnekler de var ama, ideanın metayı belirleyebildiğini ve senin rasyonel aklınla, kendi hayatına, varlığına egemen olduğunu tüm yönüyle düşünüyorsun ama, Halbuki günlük ilişkilerin çoğunda meta o düşüncenin tamamını değiştiriyor. Ya bak süper, çok doğru. Gürman şu aklıma geldi seni söylediğinden. Şimdi insanların tamamında kelten kelebeğin var. Fakat tamamında üzerinde çok düşünülmüş, uğraşılmış, emek sarf edilmiş
Zihni kullanma becerisi o kadar gelişkin değil. Bu aynı vücut geliştirmek gibi. Mesela bazıları vücutlarını çok geliştiriyor. Bazı sporcular sürekli antrenman yapıyorlar. Bizim hayatta yapamayacağımız koşu mesafelerini şu kadar sürede yapabiliyor. 90 dakika boyunca sürekli koşmasına rağmen yerle yeknesak olmuyor. Dayanıklıkları artıyor.
Tıpkı bunun gibi zihinde çalıştırılabilir bir kas ve bu kasta çalıştıkça çalışanlar da tabii ki daha fazla bir genişlik ve daha fazla bir etki yapıyor. Fakat aynı sporcularda olduğu gibi zihinde sadece ona sürekli emek veren, onu sürekli fit tutmak çabasında olanlar için daha gelişkin. Fakat Gürman, kertenkele beyin o kişide de var. Kertenkele beyninin olmadığı hiçbir insan yok, fakat gelişkin sürekli fit durumda duran bir zihin hepimizde yok. Bu şu anlama geliyor. Duygusal gönderi bütün insanlar için geçerliyken, zihni entelektüel gönderi bütün insanlar için geçerli değil.
Dahası bir entelektüele gönderilen duygu ona gönderilen entelektüel veri kadar onu etkileyebilirken diğer tarafa gönderilen entelektüel verinin hiçbir etkisi olmuyor. Sadece duygusal olanın oluyor. Bu şu anlama gelir. Duygusal etki her zaman kazanır demektir bu.
Çünkü hem etki alanı hem de her birey içindeki etki kapasitesi diğerine göre çok daha yüksek. Bu bizim akil bir şekilde değil, duygusal bir şekilde yaşam geçirmemizin öyle sanıyorum ki temel nedeni. Çok önemli bir nokta. Şimdi şöyle tabii bir şeyle ufak bir şey anlatacağım. Yani şimdi mesela Sart'la Yalın Alpa'yı karşı karşıya getirsek, birçok farklı ilişki biçimi hayal edebiliriz böyle bir karşılık üzerinden.
Ay ne güzel, Sartre'la keşke öyle bir şey olsa. Ama ikinize de aynı anda, biraz simsiti karakteri gibi olacak söylediğim ama bir düşünce oyunu yapıyoruz. İkinize aynı anda çok çişinizin gelmesini sağlasak ve işte diyelim sanki 6 saattir çişinizi tutuyormuş gibi olsa, o senin çok istediğin Sartre'la bir araya gelme deneyiminin bile yaşanması mümkün değil. Yani adamla karşı karşıya geldiğin zaman ikinizin de çişi olsa ikiniz de birbirinden uzaklaşmak için zaman ayarlayacaksınız. Birbirinize en kötü şekilde bakacaksınız. Dış dünyadaki koşullar ilişki biçimindeki davranışımızı değiştiriyor, duygusal değişiyor. Ben bir tek şeye merak ettim ya. Sen bu sert örneğine güzel bir şeyler ekleyebilirsin ama. Lütfen ekle yani. Büsbütün akılsızlık da duygusal bir ilişki kurulmasını engelliyor gibi geliyor bana. Yani karşında gerçekten saçmalayan, gerçekten aptal birinin olduğu zaman ben mesela tahammül etmekte çok zorlanıyorum. Bak yine harikasın. Çünkü duygu ve akıl birbirine temas etmeyen bağışık iki tane unsur değiller.
Bunlar aynı bedenin içerisinde kaynaşan durumlar. İkisi de bizim bedenimizden türeyen şeyler. Ve bedensel etkiyle zihinsel etki birbirlerini sürekli olarak tetikliyorlar. Bak şimdi mesela. Diyelim ki Türkiye'nin en ünlü forvetlerinden bir tanesisin. Futbolcusun. Son iki yıldır gol kralı oluyorsun. Tam bir gol makinesisin. Böyle olmasına rağmen üst üste iki ya da üç maç gol atamadığında yeteneklerini kaybettiğini düşünmeye başlıyorsun.
Özgüvensizlik ön plana çıkıyor. Ben artık eskisi gibi değilim. Sadece 3 maç gol atamamışsın. Sahaya çıkıyorsun, 50.000 kişi seni desteklerken yuhalamaya başlıyor. Bunlar ne etki yaparlar? Burada aslında sana yapılan etki, zihnine yapılan etki. 3 maçtır gol atamamış olmanın hiçbir fiziksel senin özelliğini geriye atmış durumda değil. Başkalarının, 50.000 kişinin yani, seni desteklerken desteklemez hale gelmesi yine aslında real bir fiziksel olarak sana etkide bulunmuyor. Fakat zihnini etkiliyor.
Zihninde kendi kendine olan inancını, başkalarına karşı olan göreli üstünlüğünü bunları bypass ediyor. Nerede bypass ediyor? Zihninde. Zihninde bypass ettiğinde bunu fiziksel özelliklerine yansıtamıyorsun Gürman, çok ilginç. Veya bu kişi transfer oluyor başka bir takıma, takımda arkadaşlık kuramıyor, yabancı dil bilmiyor diyelim veya geleneklere, adetlere uyum sağlayamıyor. Ya da en başta diyelim ki takımın alfa adamıyla takıştı, alfa adam ötekileri ona cephe aldırıyor.
Bir anda zihinsel bariyer oluşuyor. Fiziksel hiçbir özelliğini kullanamıyorsun. Bunun tam tersi de geçerli. Bir ay boyunca yattın, antrenmana çıkmadın, fiziksel olarak düştün. Fiziksel olarak düşünce, zihinsel olarak neden düşeceksin? Çünkü takımdaki diğer kişiler şöyle düşünmeye başlayacak. Bu gol atamıyor çünkü yatıyor. Biz buna pas atıyoruz, gol atamıyor. Gol atamadığı için maçı kazanamıyoruz. Almamız gereken primleri bunun yüzünden alamıyoruz.
fiziksel olan zihinsel olana dönüyor diğerleri sana bakışını değiştiriyor sevgisiz bir ortama düşüyorsun fiziksel nedenler duygusal nedenlere dönüşüyor ikisi sürekli iç içeler ve şöyle dediğim bunlar satranç hamleleri gibi değiller yani bir duygu bir zihin bir duygu bir zihin aksine eş zamanlı olarak gelişiyorlar Her şey birbirine değe değe gelişiyor. Sürekli birbirlerinin içinde dönüyorlar, dönüyorlar, dönüyorlar. Ve şöyle diyebiliriz mesela, bazı dünyaca ünlü hanımefendiler var. Birgit Bardot gibi mesela. Birgit Bardot dünyanın en güzel kadını iken, bir yerden sonra dünyanın çirkin kadınları arasına giriyor. Yaş değişiyor, görünüş değişiyor, başka şey oluyor. ve yavaş yavaş kendisi de duygusal olarak yeni durumuna uyum sağlıyor. Artık çıkmak istediği erkek tipolojisinden beklediği dış görünüş değişiyor, karşı taraftan beklediği ilgi değişiyor, sokağa çıktığında kendisine gösterilen ilginin değişmiş olacağına olduğuna uyum sağlıyor. Fizik, görünüş, dışsallık her şeyiyle içselliği etkiliyor. Mesela Gürman şöyle şeyler oluyor. Smoking giyip bir yere gittiğinde kendini daha farklı hissediyorsun. Kargo şortla bir yere gittiğinde daha farklı hissediyorsun. Kargo şortla herkesin smoking giydiği yere gittiğinde daha farklı hissediyorsun. Herkesin şortla olduğu yere smoking giyip gittiğinde daha farklı hissediyorsun.
Yani dışsallık dediğimiz şey sadece fiziksel ortam değil, aynı zamanda fiziksel ortamda bulunan diğer zihinlerin ve biçimlerin ne şekilde biçimlendiği, oradaki atmosferi nasıl oluşturduğu ve senin atmosferle olan uyumluluğunun ne olduğu. Yani iç içe, iç içe, iç içe, çok fazla konu oluyor. Bunları şöyle özetleyebiliriz. özgül ağırlığı anca çok yüksek olan bir kişi veya bir varlık bulunduğu atmosferi kırabilir. Nasıl olabilir mesela bu da? Haksız temsiliyetle olabilir. Haksız temsiliyetle şunu kastediyorum. Diyelim ki Facebook'un sahibi siyah tişört ve kot pantolonuyla çırağında yapılmış işte bilmem ne balosuna katıldığında ona atfedilmiş olan hikmetler nedeniyle onun orada o şekilde bulunması bir acziyet yaratmıyor da
Aksine daha da güçlü bir pozisyon yaratıyor. Tabi o sosyal etiketten bağışık olmuyor. Sosyal etikete kendi etiketini dikte edebilecek pozisyonda oluyor. Aynen öyle. Bunu yapacak olan da başkalarının zihinlerini daha önceden başka şekillerde etkilemiş olması.
Bu yüzden o artık ne yaparsa ona başka bir hikmet biçiliyor. Fakat şu da riskli Gürman. Facebook bir yıl içinde hisse değerini kaybederse Zuckerberg aynı yere geldiğinde herkes onun bir dolandırıcı olduğunu bile düşünebiliyor. Yani dışsal etki, fiziksel etki, duygusal etki başkalarının zihnindeki varlığın temsiliyetleri değiştikçe Her şey birbirinin içinde tekrar tekrar karışıyor, karışıyor, karışıyor ve birbirlerini sürekli olarak tetikliyor. Şimdi muhabbetle başlamıştık, en son o tarafa götürerek bitirmeye çalışalım. Sohbette de Gürman, taraflar aynı konuşma içinde birbirlerine yüksek sevgi duyabildiği gibi zaman zaman yüksek öfke, nefret, gıcık olma, sonra tekrar sevme, sonra mantıklı bulma, sonra kendine kızma, kendini haksız bulma, başta haklı olduğunu düşünürken haksız duruma düştüğünü düşünme gibi
bir konuşma içinde bile tıpkı bir insan ömründe yaşanan her şey gibi inişler ve çıkışlar olabiliyor. Muhabbetin hiçbir tanesini tekil olarak berbat bir sohbet, harika bir sohbet, işte dostça, düşmanca, iktidar kurmaya çalışanca diye ayırmak da o yüzden, ya tabii ki kabahatleriyle mümkün, fakat kendi içinde homojen bir yapı olmadığında akılda tutmak sanki gerekiyor. Çok güzel özetledin gerçekten Yalıncım. Yani mümkün mertebe şunu aklımızda tutmakta fayda var. Tabii çatışmacı bizden, çatışmacı davranışları bekleyen ilişkiler de var. Hierarşi kurmamız gereken ilişkiler var, iktidar ilişkisi kurmamız gereken ilişkiler var. Ama eğer imkan varsa muhabbet etmeye ve muhabbet ettiğiniz insanlara da gelecekte de muhabbet edeceğinizi bilerek duygusal yatırım yapmaktan çekinmeyin. Yine rasyon eliteye çektin bak.
Harikasın. Bu içimdeki aydınlanmacı. Yine aydınlattın hepimizi. Didaktik bir insanım. Seni çok seviyorum Yalancım. Ben de seni dostum. Görüşürüz. Haftaya görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.