Podcast

51 - Kanlı Patates: McDonald's Katliamı

Karanlık Dosyalar

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

18 Temmuz 1984 günü California'nın San Ysidro kentindeki Mcdonald's tepsilerinde ketçap değil kan vardı.

*Bu bölümdeki bazı unsurlar rahatsız edici olabilir*

Sunan: Sezgi Aksu
Hazırlayan: Sezgi Aksu, Hazal Beril Çam
Ses Tasarımı ve Kurgu: Tolgacan Bozca
Cast Direktörü: Bilgesu Akın
Yapımcı: Podbee Media

Canlandıranlar:
James: Can Sayan
Etna: Sevcan Başaydın
Sekreter: Hazal Beril Çam
Komşu: Oğulcan Ayan
Don Williams: Gökbey Karataş



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.999 kelime · ~15 dk okuma

Hepiniz yere yatın! Bugün kimse buradan sağ çıkmayacak! Anladınız mı? Ben Sezgi Aksu, burası Karanlık Dosyalar. Bugün sizler için 1984'te yaşanan ve Amerika'nın en ölümcül 7. silahlı saldırısı olarak bilinen McDonald's katliamı davasını seçtim. Hadi davamıza geçelim.

18 Temmuz 1984, Huberti ailesi için sıradan, sıcak yaz günlerinden biriydi. Dışarı çıkıp temiz hava almak, beraber güzel vakit geçirmek istiyorlardı. Kahvaltılarını yaptılar ve ardından ailecek hayvanat bahçesine gitmek üzere evden ayrıldılar. Hayvanat bahçesine vardıklarında kızları hayvanları büyük bir heyecan ve merakla incelemeye başladı. Bu sırada James Huberti ve eşi Ethna da sohbet ederek yürüyorlardı. Muhabbetin ortasında James aniden ciddileşti. Ethna ben çiğ değilim. Ay evet çok sıcak ben de bayılmak üzereyim. Sanki hayatım sona erecek. Öyle hissediyorum.

Ne diyorsun James? Abartma. Şurada gölgede duralım biraz istersen. Birkaç gün önce bu konudan ötürü bir ruh sağlığı kliniğini aramış. Ve onlara yardıma ihtiyacı olduğunu söylemişti. Onlar da James ile iletişime geçeceklerini belirtmiş. Ancak hiç aramamışlardı. James hissettiği hayal kırıklığını eşine şu sözlerle anlattı. Bak, bak ben onlara son bir şans verdim tamam mı? Son bir şansları vardı. Ama kaçırdılar.

Transkriptin tamamını oku

Kime son bir şans verdin James? Başlamışsın yine korku salmaya. Kafası karışan Ethna büyük ihtimalle eşinin şaka yaptığını düşündü. Ve söyledikleri üzerinde çok kafa yormadı. Hayvanat bahçesini gezdikten sonra aile dönüş yoluna koyuldu. Ethna biraz dinlenmek için yatak odasına geçti. Çocuklar da çizgi film izlemeye koyulmuşlardı. Ethna yatakta uzanırken James odada belirdi. Ve kıyafetlerini değiştirmeye başladı.

Üzerine kırmızı bir tişört ve yeşil kamuflaj pantolon giydi. Daha sonra Etna'ya doğru eğildi ve... Etna. Sana veda öpücüğü vermek istiyorum. O nereden çıktı şimdi?

Etna, eşinin şefkatli veya romantik bir tip olmadığını biliyordu. Normalde bir yerlere gitmek için evden ayrıldığında ona veda öpücüğü de vermezdi. Bu yüzden Etna bu yaşananların biraz garip olduğunu düşündü. Nereye gidiyorsun James? Avlanmaya. Ava çıkıyorum. İnsan avına. Hepsine gününü göstereceğim.

James eline kareli bir battaniyeye sarılı bir şey aldı. Ethna bunun ne olduğunu anlayamamıştı. Ardından ön kapıya doğru yürürken durdu ve kızı Zelia'nın onu izlediğini fark etti. Ona dönüp, ''Hoşça kal kızım. Geri dönmeyeceğim.'' dedi ve evden ayrıldı. James Huberti dairesinden çıkıp arabaya bindi. Elindeki battaniyeyi arka koltuğa dikkatlice yerleştirdi.

San Ysidro bulvarından aşağı doğru sürdü ve evinden yaklaşık 180 metre uzaklıkta bulunan bir McDonald's'ın otoparkına girdi. Araçtan indiğinde elinde 9 mm Uzi karabina, 9 mm Browning HP, 12 kalibre Winchester 1200 ve her silah için yüzlerce mermiyle dolu bir çanta vardı. Evet, James gerçekten de eve dönmeyecekti. Peki, kimdi bu James Huberti? Hayatının neden ve nasıl sona ereceğini düşünüyordu? James Oliver Huberti, 11 Ekim 1942'de Canton, Ohio'da dünyaya geldi. Ebeveynleri 5. Earl ve Isle Huberti idi. James'in ondan 4 yaş büyük olan Ruth adında bir ablası da vardı. Earl bir çelik fabrikasında çalışıyordu. Çalışkan bir adamdı ama bu işe devam etmek istemiyordu. Bir gün kendi çiftliğine sahip olmanın hayallerini kuruyordu.

Ailede her şey yolunda gidiyor gibiydi. Ta ki James 3 yaşına gelip bir çocuk felci geçirene kadar. James o günden itibaren uzun bir süre acı içerisinde yaşadı. Hastalık bacaklarının eğri olmasına neden oldu. Bu yüzden yürümekte zorlanıyordu. Doktorlar bacaklarına tel takmak zorunda kaldılar.

Ancak bu durum James'i çok utandırdı ve bacaklarındaki tellerden ötürü okuldaki zorbaların hedefi haline geldi. Çocuklar onun bacaklarıyla, yürüyüşüyle alay ediyor ve onu hep dışlıyorlardı. Bu zorbalıkların sonucunda James sosyal fobi geliştirdi ve içine kapandı. Diğer insanlardan uzakta kendi başına olmayı tercih ediyordu artık. Zaman geçtikçe işlerin yoluna gireceğini ummuştu. Belki büyüdükçe insanlar onu kabul eder, hayatı biraz olsun düzene girerdi. Fakat 1950'ye gelindiğinde James'in hayatındaki hiçbir şey onun istediği gibi olmadı.

Babası, ailesini Pennsylvania Amish Country'de satın aldığı bir çiftliğe taşımaya karar verdi. Ancak ne Isle ne de çocuklar oraya taşınmak istiyordu. Özellikle de Isle buna kesin olarak karşı çıkıyordu. Earl ile aralarında sürekli anlaşmazlıklar ve tartışmalar yaşanmaya başladı. Bir türlü bu tartışmalar çözüme kavuşmuyor, ailenin yaşayacağı yer konusunda anlaşmaya varılamıyordu. Bunun sonucunda Isle tüm aileyi şoke eden bir şey yaptı.

Hepsini geride bırakıp bir güneyli baptist topluluğuna katılmaya karar verdi. Temel kaygısı yalnızca inanan insanların vaftiz edilmesi olan, yani çocuklukta vaftize karşı çıkan bu topluluk, protestanlığın önemli bir mezhebiydi. Eisel bu uğurda eşini ve çocuklarını terk etti. Sokaklarda vaaz vermeye başladı.

Bunun, Tanrı'nın ona çağrısı olduğunu iddia ediyordu. Ancak o sırada sadece 7 yaşında olan James ve kız kardeşi Ruth, annelerinin onları terk etmesiyle yüzleşmekte büyük zorluk çekiyorlardı. Onun gittiğini kabullenmek istemiyorlar, hepsinin bir kabus olmasını diliyorlardı. Ruth zamanla bu duruma alışmaya başlasa da, James için bu sorun o kadar da kolay çözülemeyecekti.

Annesinin gittiğini hiçbir zaman tam olarak kabul edemedi. Ve bu, yıllar boyunca onu rahatsız eden bir şey oldu. Eşinin ailesini terk etmesine rağmen Earl, yeni çiftliğinde ve yeni hayatında başarılı olma konusunda kararlıydı. Bunu hem kendisi, hem de çocukları için yapmak zorunda olduğunu hissediyordu. James, annesinin yanında olmamasıyla mücadele etmeye devam ederken, bacaklarındaki terlerinde çıkarılma vakti gelmişti. Ancak işler yine beklediği gibi gitmedi.

Çünkü teller çıkmış ve ağrılı semptomlar büyük ölçüde ortadan kalkmış olsa da, James hala diğer insanlar gibi yürüyemiyordu. Yürürken iki yana sallanıyordu ve bu yüzden yine okulda dalga konusu olmuştu. James gün geçtikçe kendisini insanlardan daha fazla uzaklaştırmaya devam etti ve sosyal durumlardan mümkün olduğunca kaçınmaya çalıştı. Çok az arkadaşı vardı ve bazen yapayalnız kalırdı.

Fakat endişe uyandıran tek şey James'in yalnız ve asosyal olması değildi. Bunların yanı sıra silahlara karşı bir takıntı geliştirmişti. Bir eğlence biçimi olarak çiftlikte lahana ve diğer bazı nesneleri sıraya dizer, onları teker teker vururdu. 1960 yılında Waynedale Lisesi'nden mezun olduğunda o kadar arka plandaydı ki yıllar sonra eski sınıf arkadaşlarına okulda nasıl biri olduğu sorulduğunda kimse onu hatırlamıyordu. Sanki okula hiç gitmemiş gibiydi. Tamamen silik, kendi içinde, hayvanlar ve silahlar arasında yaşamıştı ergenliğini.

James liseden mezun olduktan sonra sosyoloji okudu ve ardından morgue bilimiyle ilgilenmeye başladı. Silahları olan tutkusunun ardından ölü bedenlere olan ilgisi gittikçe tehlikeli bir hal alıyordu. Kısa süre sonra okumak için Pensilvanya'daki Pittsburgh Mortuary Science Enstitüsü'ne taşındı ve burada gelecekte eşi olacak Edna Markland ile tanıştı. James okurken bir yandan da Don Williams cenaze evinde stajyerlik yapıyordu.

Ancak cenaze evindeki ayinlere katılan, yaz tutan insanlara karşı uygunsuz tavırlar sergiliyordu. Bazen bir ayin sonrasında merhumun yaz tutan arkadaşlarının ve akrabalarının kendilerini toparlaması biraz zaman aldığından hemen cenaze evini terk etmek istemeyebiliyorlardı. Ancak bu, James'i kızdırırdı. O, ayin biter bitmez herkesin binadan çıkmasını isterdi. James'in insanlarla ilgili becerileri veya empatisi yoktu. Onlara karşı oldukça kalpsiz görünüyordu. Ayinlerden sonra cenaze evinde bir aşağı bir yukarı yürümeye başlıyor ve kendi kendine... Çık dışarı. Çık. Git nerede zırlıyorsan zırla. Çık dışarı gerzek. Defol buradan.

diye mırıldanıyordu. Bu da işe yaramazsa evdeki tüm ışıkları kapatıyordu. O zamanki akıl hocası Don Williams, onun bu mesleğe uygun olmadığını düşünüyordu. Sürekli yalnız kalmak istiyormuş gibiydi. İnsanların etrafta olmasından rahatsızlık duyuyordu. Bütün bunlara rağmen James işini iki yıl boyunca elinde tutmayı başardı.

Stajını tamamladığında artık ölüleri mumyalayabilme hakkı olmuştu. Amerika'da bunu yapabilmesini sağlayacak ruhsatını bile aldı ve Ethna ile evlendi. Ancak James bir mumyacı olarak sürekli cenazelerle iç içe olduğu bir işte kariyer yapma konusunda emin değildi. Bir süre çalışmaya ara verdikten sonra yakındaki bir elektrik fabrikasında kaynakçı olarak işe girdi. Don Williams daha sonra bu konu hakkında şunları söyledi.

Ben ona yanlış işte olduğunu söylemiştim zaten. Evet iyi bir mumyacıydı ama hiç anlayışlı değildi. Sanki o insanlardan nefret ediyordu. Acılarını hiç anlamıyordu. Bu yüzden kaynakçılık ona daha uygundu bence. Maskesini indirip kimseyle muhatap olmadan işini yapacaktı ne güzel.

1971'de James ve Edna Ohio, Masillo'nun orta sınıf bir bölgesinde bulunan kırmızı tuğlalı büyük bir eve taşındı. Çiftin bir aile kurması da uzun sürmedi. 1972'de Zelia, 1974'te de Cassandra adlı kızları dünyaya geldi. Onlara dışarıdan bakan herkes mükemmel bir aile görüyordu. Ancak sizin de çoktan tahmin edeceğiniz üzere hiçbir şey göründüğü gibi değildi.

Rahat bırakın beni! Her şey senin yüzünden! Bıktım! Bağırma bana! Bağırma! Al çocuklarını da al git! Defol bu evden! Sen defol be! Sen defol! Manyak! Ruh hastası defol!

James zaman zaman kontrolden çıkıp karısına saldırıyordu. Silah saplantısı daha da kötüleşti ve kısa sürede büyük bir koleksiyonu oldu. Eve gelen misafirler şok oluyorlardı. Çünkü James silahlarını duvarlara asmıştı. O kadar çok vardı ki evin herhangi bir yerinde kolunu kaldırdığı an silahlardan birini kapabilirdi.

James komşularını da tedirgin ediyordu. Evlerinin bodrum katına derna çatma bir atış poligonu inşa etmişti. Ve komşular sık sık oradan gelen silah seslerini duyarlardı. Evin her tarafında girilmez levhaları vardı. Ve bir de bekçi köpeği almışlardı. Bir gün James'in köpeği komşulardan birinin arabasına zarar verdi. Komşu bunu James'e söyledi ve ertesi dakika James köpeği evin arkasına götürdü.

Orada onu vurarak öldürdü. Komşu buna çok şaşırmış ve üzülmüştü. James, ne yapıyorsun? Neden böyle bir şey yaptın? Sadece aptal bir arabaya zarar verdi, o kadar. Kimseye borçlu kalamam ben. Anlıyor musun? Kalırsam da böyle öderim işte. Mutlaka öderim. Hı hı. Bazen James, komşular evlerine girerken verandadan onlara silah doğrultur ve gülerdi. Vururum

ha! Allah'ım, manyak mıdır nedir? Onu ara sıra verandasında oturmuş, kucağında silahıyla boşluğu seyrederken görürlerdi. Etrafında kimse kendini rahat hissetmiyordu. Papazları bile onun içindeki şeytanların gölgesinde kalmış bir adama benzediğini söylerdi. Eski iş arkadaşları da James hakkında benzer düşüncelere sahipti. James'in çileden çıktığı zamanlarda, Ethna onu oyalamanın bir yolunu bulmuştu. Onun Taroth falana bakmayı teklif ederdi.

Geleceğini tarot kartlarından okuyormuş gibi yaparak James'i sakinleştirmeye çalışırdı. Ona geleceğinde pek çok başarı gördüğünü ve çok para kazanacağını söylerdi. James ise iyice paranoyaklaşmıştı. Amerikan hükümetinin onu ele geçirmeye çalıştığına, Amerikanın yakında savaşa gireceğine inandırmıştı kendini. Bu yüzden silahlara ve bozulmayan yiyeceklere binlerce dolar para harcıyordu. Peşimdeler. Etna, peşimdeler.

Ama merak etme, ben hepimizi koruyacağım. James, James tamam bir tanem, sakin ol. Sakin ol, bak bu kartı görüyor musun? Kupaların üçlüsü. Hayır. Bak sen, ben, kızımız. Hayır, peşimdeler. Elimi tut lütfen. Hayır. Her şey çok güzel olacak, merak etme. Hayır, ben izin vermem. Ben, ben bizi yok etmelerine izin vermeyeceğim.

1982'de James, 13 yıllık kaynak işini kaybetti. Ve her şey daha da kötüye gitti. James, eski bir iş arkadaşına, ''Benim hayatımı bitirdiler. Benim hayatım bitti. Ben de hepsini yanımda götüreceğim. Göreceksin. Hepiniz göreceksiniz.'' demişti. Artık işini kaybettiği için, James, hükümet hakkında daha da fazla şüphe duymaya başladı. İşini kaybetmesinin arkasında onların olduğuna inanıyordu.

Kafasında intihar etmesini söyleyen sesler duyuyor ve insanlara aslında Alman olduğunu söylüyordu. Kısa süre sonra başka bir fabrikada kaynakçı olarak çalışmaya başladı. Ancak aradan yalnızca birkaç ay geçmişti ki fabrika kapatıldı ve James işten çıkarılmış oldu. Fabrikanın kapatılması da tabii ki onun gözünde hükümetin bir planıydı.

Bu sıralarda James hayatın yükünü kaldıramayacağını düşünmeye başladı. Para sorunları artmıştı ve faturalara bile yetişemiyordu artık. Huberty'ler çok sevdikleri evlerini sadece 69 bin dolara satmak zorunda kaldılar. Ardından da Meksika'daki Tijuana'ya taşındılar. James bu süreçte intihara teşebbüs etti. Aile Meksika'da sadece 3 ay kaldıktan sonra James artık orada kalmak istemediğine karar verdi.

San Diego'nun San Isidro bölgesine taşındılar. Aile ilk önce Cottonwood apartmanlarında iki yatak odalı bir daire kiralamıştı. Ve James de güvenlik görevlisi olarak çalışmaya başladı. James bu işe girince aile başka bir daireye taşındı. Ancak garip davranışları da hala devam ediyordu. Bir gün bir polis memuruna kendisinin savaş suçlusu olduğunu söyledi. Kafasındaki sesleri susturamıyordu.

Hepinizden nefret ediyorum. Hepinizden. Hepinizden nefret ediyorum. Hepinizi geberteceğim. Ben ölmek istiyorum.

Yeni işinde sadece bir ay geçirdikten sonra tuhaf ve öngörülemeyen davranışları sebebiyle işten kovuldu. Tam da bu noktada James dibe vurduğunu hissetmişti. Temmuz 1984'te Ethna'ya gerçekten psikolojik olarak kötü halde olduğunu ve profesyonel yardıma ihtiyaç duyduğunu söyledi. Bir ruh sağlığı kliniğinin numarasını bulması iki gününü alacaktı. Alo merhabalar. Merhaba. Şey ben kendimi pek... İsminiz neydi?

Nasıl yardımcı olabilirim size? Kendinize zarar verdiniz mi? Etrafınıza zarar verdiniz mi? Sizi 48 saat içinde aranmanız için listeye ekliyorum. İlk müsaitlikle sizinle temasa geçilecek Bay Jason. Teşekkür ederim. Bu andan itibaren James sabırla telefonun başına oturup beklemeye başladı. Hatta aramayı kaçırırsa diye hareket etmekten bile korkuyordu. Fakat kimse aramadı.

Saatler geçtikçe profesyonel yardım ve destek umudu yavaş yavaş sönüyordu. James muhtemelen kimsenin umurunda olmadığını düşünmüştü. Daha fazla zaman geçip de arama hala gelmeyince James aniden ayağa kalktı. Daireden çıktı ve motosikletine binip gitti. Nereye gittiğini kimseye söylememişti. Bir saat sonra eve geri döndü. Çok daha iyi bir ruh halinde gibiydi. Edna ile birlikte kızları bir süreliğine parka götürdüler.

Sonra da eve gelip film izlediler. Bir sonraki gün evden dönmeyeceğim diyerek ayrılışına kadar her şey yolunda gibi görünüyordu. Şimdi ufak bir ara verelim ve ardından bölümümüze devam edelim. 1984 Temmuzunun o sıcak çarşamba günü saat 16'ya yaklaşırken James Huberti silahlarını ve mühimmatını alarak McDonald's restoranına girdi. Tüfeğini çalışanlardan biri olan 16 yaşındaki John Arnold'a doğrulttu. James düşünmeden tetiği çekti.

James onu sakinleştirmeye çalışan 25 yaşındaki Victor Rivera'ya tam 14 kez ateş etti. Victor ıstırap içinde yerde yatarken, James diğerlerine döndü. İçerideki herkes için 77 dakika sürecek kabus dolu anlar başlamıştı. Müşterilerin çoğu, masaların ve servis kabinlerinin altına saklanmak için ellerinden geleni yaptı. Restoranda saklanabilecek yerler sınırlıydı. James birbirine sokulmuş 6 kadın ve çocuğu gördü.

Silahını 19 yaşındaki Maria Colmenaro'ya doğrulttu ve daha sonra 9 yaşındaki Claudia Perez. Claudia oracıkta hayatını kaybetti. James, Claudia'nın 15 yaşındaki kız kardeşi Imelda'yı da göğsünden vurarak yaraladı. Ardından 11 yaşındaki Aurora Penna'yı bacağından, Aurora 18 yaşındaki hamile teyzesi Jackie Reyes tarafından korunmuştu. Jackie kendini onun etrafına kapatmış ve bu sayede Aurora sadece bacağından yara almıştı. Fakat bu sırada James, Jackie'yi 48 kez vurdu.

Jackie'nin 8 aylık bebeği Carlos Reyes, annesinin cansız bedeninin yanında oturmuş ağlıyordu. Bunu gören James bağırdı ve silahını bebeğin sırtına doğrulttu. Ona da. James daha sonra 62 yaşındaki kamyon şoförü Lawrence Verluise'i Onun ardından oyun alanındaki masaların altında çocuklarını kurmaya çalışan ailelerden 31 yaşındaki Herrera'yı, 11 yaşındaki Matteo'yu, kocası Ronald'ı ve 12 yaşındaki Keith Thomas'ı, James masalarda korku içinde dona kalmış insanların hepsini vurmaya başladı.

Yakınlarda iki kadın, 24 yaşındaki Guadalupe Del Rio ve 31 yaşındaki arkadaşı Aris Delsi Vargas bir kabinin altına saklanmaya çalışıyordu. Guadalupe sırtından, karnından, göğsünden ve boynundan birkaç kez vuruldu ancak ciddi şekilde yaralanmadı. Başının arkasından vurulan Aris Delsi, ertesi gün kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Ölümcül şekilde yaralanan kurbanların arasında, hastaneye ulaşacak kadar uzun yaşayan tek kişi oydu.

Saat 16'da ilk acil durum aramaları yapılmıştı aslında. Ancak operatör polisi yanlış yere göndermişti. Bu yüzden restoran polis tarafından maalesef kısa sürede başarılı bir şekilde kuşatılamadı. İlk 911 aramasından yaklaşık 10 dakika sonra polis olay yerine geldi. Olay mahallinden çevredeki 6 bloğa yayılan bir kuşatma uyguladılar. Restorandan 2 blok ötede bir komuta noktası kuruldu ve stratejik noktalara 175 polis memuru yerleştirildi.

Bu memurlara McDonald's restoranının etrafında pozisyon alan Swat ekibi üyeleri de katıldı. O sırada James de bir servis masasında duran radyoyu fark etti. Onu ayarlamaya çalışırken haberler arasında gidip geliyordu. Büyük ihtimalle kendisi hakkında bir haber var mı diye bakıyordu. Ancak bulamayınca bir müzik istasyonunu açtı ve tekrardan ateş etmeye başladı.

Bu zamana kadar polis komuta noktasını anca kurmuştu. İçeride kaç tetikçi olduğu onlar için hala belirsizdi. Camların hepsi paramparçaydı. James 3 farklı silah kullandığı ve çok hızlı ateş ettiği için bu polise ilk başta birden fazla tetikçi olduğu izlenimini vermişti.

Bir SWAT keskin nişancısı olan Charles Chuck Foster, McDonald's'ın bitişiğindeki postanenin çatısına yerleştirildi. Net bir atış yapabilirse tetikçiyi öldürme yetkisine sahipti. Saat 17.17'de Chuck şansını denedi. James şimdi görüş alanındaydı. Yaklaşık 32 metrelik bir mesafeden tek bir mermi ateşledi.

Kurşun James'in gözüne girdi. Kalbinin hemen altındaki ağortu kesti ve omurgasından çıktı. James servis tezgahının önüne sırt üstü yere düştü ve neredeyse anında öldü. Ben, ben alacağımı aldım.

Korkunç kabus 77 dakika sürmüştü. O sırada James Huberti en az 245 mermi ateşledi, 20 masum insanı soğukkanlılıkla öldürdü ve çok daha fazlasını yaraladı. Yaralanan kurbanlardan biri, ertesi gün hastanede yaşamını yitirdi. Böylece öldürülen kişilerin toplam sayısı 21'e yükseldi. Restoranda 17, yakın çevrede ise 4 kişi öldü.

Kurbanların sayısı nedeniyle yerel cenaze evleri tüm cenaze törenlerini düzenlemek için San Ysidro Halk Merkezi'ni kullanmak zorunda kaldı. Burada arka arkaya cenaze törenleri düzenlendi. Katliamdan sonraki iki gün içinde restoran yenilendi ve bir an önce yeniden açılması planlandı. Ancak halkın tepkisi üzerine bu karar iptal edildi ve restoran yıkıldı. Kimse bölgenin bir anıt parka mı yoksa başka bir şeye mi çevrileceğine karar veremedi.

birkaç derme çatma anıt oluşturuldu ancak hepsi kısa süre sonra yıkıldı. Arazi sonunda Şubat 1988'de bir anıt inşa edilmesi anlaşmasıyla Southwestern College'a 136 bin dolara satıldı. Daha sonra Güneybatı Koleji'nin eski bir öğrencisi olan Robert Valdez tarafından bir anıt tasarlandı. Anıt, her biri kurbanlardan birinin adını gösteren 21 altı gem beyaz mermer sütundan oluşuyor.

Hayatta kalanlarla birlikte öldürülenlerin birkaç aile üyesi McDonald's'a dava açmaya çalışsa da bu davalar McDonald's'ın herhangi bir sorumluluğu olmadığı söylenerek reddedildi. Şaşırtıcı bir şekilde Hayatta kalanlar fonundan ilk ödemeyi Aetna aldı. 1986'da McDonald's'a açtığı davada katliamdan sorumlu olanın kısmen onların yiyecekleri olduğunu iddia ediyordu. Edna'nın söylediğine göre, James bu yiyecekleri yedikten sonra kontrolden çıkmıştı. Ek olarak, James'in 13 yıl kaynakçı olarak çalıştığı önceki işverenlerine de dava açmaya çalıştı. İddiasına göre, kocası onlar için çalışırken zehirli dumanlar solumuştu ve bu yüzden akli dengesini kaybetmişti. James Hubertine'in otopsisi, vurulma anında vücudunda uyuşturucu veya alkol olmadığını ortaya çıkardı.

Cesedi 23 Temmuz'da yakıldı ve külleri memleketi Ohio'da defnedildi. James katliam sırasında 41 yaşındaydı. Etna ve kızları başka bir şehre taşınarak isimlerini değiştirdiler. Etna 2003 yılında meme kanserinden öldü. Hayatta kalanlardan biri olan Alberto Leoz daha sonra polis memuru oldu.

Kurbanların, özellikle de çocukların başına gelenlerin ayrıntılarını anlatmak gerçekten üzücüydü. Akıl sağlığı kliniğindeki sekreterin ne kadar duyarsız olduğuna ise inanmak zor. Bu mesleği yapan birinin kısa bir telefon görüşmesiyle birinin ruh halini yargılayamayacağını bilmesi gerekirdi. Pek çok durumda birçok insan suç işlemeye başlamadan önce James gibi sakin davranmakta. Bunu başka davalarda da görebiliyoruz.

Görünüşe göre James'in sorunları çocukken, özellikle çocuk felcinden etkilendiği sıralarda başlamış ve oradan itibaren her şey yokuş aşağı gitmiş. Hayatta kalanlar fonundan ilk ödemeyi Ethna'nın almış olması daha da şaşırtıcı. Sizi bilemem ama benim gözümde o, bu davada hayatta kalan kurbanlardan biri olarak değerlendirilmemeli. James'i herkesten iyi o tanıyordu. Silahları, şiddet içeren davranışlarını, intihar girişimini ve diğer her şeyi biliyordu. Adam insan avına çıkacağını söylemişti ona resmen. Olaylar yaşandığında McDonald's'ta değildi zaten.

Katliamdan sonra hayatta kalanlar fonundan parayı alması ve ardından McDonalds ile James'in önceki işverenini de dava etmeye çalışması bana bu durumdan elinden geldiğince çok para çıkarmaya çalıştığını söylüyor açıkçası. Çoğumuz defalarca McDonalds'a gittik. ve bu yerlerin ne kadar kalabalık olabileceğini biliyoruz. Orada oturup arkadaşlarınıza sohbet ederek yemeğinizin tadını çıkarırken aniden bir silahlı adamın içeri daldığını düşünmek bile çok korkunç. O gün o zavallı insanlar başlarına gelecekleri asla tahmin edemezlerdi.

Evet, bu haftanın sizler için seçtiğim karanlık dosyasının sonuna geldik. Bir sonraki karanlık dosyada görüşmek üzere. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)