
1.832 kelime · ~9 dk okuma
Ben Sezgi Aksu. Burası Karanlık Dosyalar. Size bu bölümde korku filmlerinden fırlamış bir hikayeye sahip Mark Kilroy davasını seçtim. Hazırsanız başlayalım mı?
10 Mart 1989 gecesinin erken saatleriydi. Texas Üniversitesi öğrencileri olan Mark Kilroy, Bill Huddleston, Bradley Moore ve Brent Martin, geceyi dağıtarak geçirmeyi kafaya koymuşlardı. Texas Üniversitesi'ne çok yakın bir mesafede bulunan barda bira içmek onları kesmemişti. Henüz 20'li yaşlarının başlarında olan bu gençler daha fazla eğlenip dağıtmak için sınırın öteki tarafında yer alan Meksika'nın Matamoros şehrine gitmeye karar verdiler. Orada istedikleri kadar uyuşturucu bulabileceklerdi.
Brent, arabayı durdur altıma işemek üzereyim. Yahu sorduk ya sana çıkarken tuvalete gittin mi diye. Niye girmezsin ki ya? Niye girmezsin? Ben ne bileyim ya? O an yoktu ki girmedim. Uzatmayın. Brent durdur arabayı. Tamam be. La sakın arabayı işeyim deme ha. Bak şurada çalılar falan var. Git oraya yap.
Mark, Brent'in söylediği gibi sıkçalılarla kaplı, kimsenin görmeyeceği bir yere çişini yapmaya gitti. Sınırı geçmek için arabadan inmeyen üç arkadaşsa, ülkelerine geçtiklerinde arabadan inip Mark'ı beklemeye başladılar. 10 dakika geçti. 10 dakika, yarım saat oldu. Yarım saat, bir saate evrildi. Mark ortada yoktu. İçleri içlerini yiyordu.
Sınırı geçecekler ve önce çalıları fellik fellik arayacak, bulamayınca da Matamoros'a geri döneceklerdi. Kısa bir yolculuğun ardından Matamoros'a ulaştılar. Yolu bulamayan Mark belki şehre dönmüştür diye düşündüler. Ama cevap yine olumsuzdu. Gün ağardığı gibi ilk işleri Matamoros'ta bulunan Amerikan konsolosluğuna gitmek oldu. Konsolosluk görevlerinin tavrı üç arkadaşı rahatlatmak yerine sinirlendirdi.
Arkadaşlarının başına bir şey gelme ihtimalinden ne kadar korktuklarını anlatırken konsolosluk yetkilileri... Demişti. Fakat konsolosluk yetkilileri yanılmıştı. Mark dönmemişti. Mark'ın arkadaşları Matamoros'tan ayrılıp Brownsville'e döndüler. Mark'ın ailesiyle birlikte Cameron County Şerif Merkezi'ne gidip teğmen George Gravito'ya ifade verdiler. Ancak ifade sonrasında bir sorun ortaya çıktı. Mark Kilroy Meksika'da kaybolmuştu ve George Gravito'nun yetki alanını kapsamıyordu. Neyse ki Gravito'nun Matamoros polisiyle arası iyiydi.
ve çok şakez işbirliği yapmıştı. Ancak yumruk beklenmeyen yerden geldi. Matamoros polisi, Mark Kilroy'un Meksika'da değil, ABD sınırında kaybolduğunu söyleyip işbirliğini reddetti. Matamoros polisi ne kadar isteksizse, Meksika federal polisi o kadar istekliydi. Narkotik şubesinin başkomiseri Juan Benitez Ayala, George Gravito ile direkt temas kurmuştu. Bay Gravito ile mi konuşuyorum? Evet, ben Teğmen George Gravito. Nasıl yardımcı olabilirim?
Merhaba Bay Gravito. Ben Meksika Federal Polisi Narkotik Şube Başkomiseri Juan Benitez Ayala. Duyduğuma göre Matamoros polisi Mark Kilroy dosyasında sizinle iş birliği yapmamış. Evet. Onlar yapmamış olabilir. Ama ben sizinle iş birliği yapmak istiyorum. Uyuşturucu kaynaklı bir şeyler çıkacağına dair kokular geliyor burnuma. Lütfen en kısa zamanda buraya gelin ve detayları yüz yüze konuşalım.
Ayala ve Gravito telefonu kapadıkları gibi buluştular ve soruşturmayı derinleştirdiler. Mark'ın ailesi ve arkadaşları da yetkililere yardımcı olmak için sürece dahil oldular. Matamoros şehrinin bulunduğu Rio Grande bölgesinin tamamını kapsayan soruşturmada halktan da destek almak için para ödülü dağıtmaya karar verdiler. Böylelikle hem İspanyolca hem de İngilizce olarak 200 binden fazla kayıp ilanı dağıttılar.
Mark'ın bulunmasını sağlayan kişiye 15 bin dolar ödül verilecekti. Ancak gelen birçok aramaya ve ipucuna rağmen hiçbir şey elde edilemedi. Mark'tan tek bir haber dahi yoktu. Sanki yer yarılmıştı da içine girmişti. Davada hiçbir ilerleme kaydedilmediği için umutlar kesilmeye başlamış ve davanın etki alanı azalmıştı. Gelin görün ki Mark Kilroy kaybolduktan 3 hafta sonra çok çok garip gelişmeler yaşandı.
Bu yaşananlar sadece marka ne olduğuyla sınırlı kalmayacak, çok daha kötü ve tam anlamıyla mide bulandırıcı gerçekleri de ortaya çıkaracaktı. Aslında her şey basit bir uyuşturucu operasyonuyla başlamıştı. Başkomiser Ayala ve ekibi, Amerikan narkotiğiyle birlikte Matamoros şehrinin yakınlarında bir barikat kurmuştu. Gelen tüm araçlar barikatı görünce durmuş, ardından araçları aranmış ve bir sorun yoksa yollarına devam etmişlerdi. Ta ki bir araç durmayı reddedene kadar.
Ekipler, barikatı delip geçen şüpheli Elio Hernandez Rivera'nın hemen peşine takıldılar. Gerilim filmlerini aratmayan bir kovalamacanın ardından şüpheli Matamoros'a yakın bir yer olan Santa Elena'daki bir çiftliğe girdi ve aracından indiği gibi yakalandı. Narkotik için bu kovalamacanın sonunda çiftlikte ele geçirilen yüzlerce kiloluk marihuana asıl ödül olmayacaktı. Bu çiftlik büyük bir araziyi kaplıyor, içinde küçük bir kulübe yer alıyordu. Ayala ekibine o kulübeyi de didik didik aramalarını emretti. Ardından polisler kulübeye yürüdü.
Ancak o kadar mide bulandırıcı bir koku vardı ki değil didik didik aramak, kusmadan durmak bile mucizeydi. İçeriye baktıklarında mumlar, bir sunak, büyük bir kazan gibi cadılık ritüellerini anımsatan nesneler gördüler. Polis o kulübenin içinde ne olduğunu anlamayı koku sebebiyle başaramamış olsa da ele geçirilen marihuana miktarı herkesi tutuklamaya yetecek seviyedeydi. Elio Hernandez Rivera'nın haricinde kardeşi Seraphine ve evde çalışan yaşlı bir hizmetçi de tutuklanmıştı. Polis merkezine gidildiğinde bu uyuşturucu operasyonunun neden çok daha fazlasına gebe olduğu anlaşılacaktı. Çiftliğin yaşlı hizmetçisi, ''Ben bu adamı tanıyorum, gördüm bu adamı.'' ''Kimi gördün?'' ''Bu adamı işte, kayıp ilanındakini.'' demişti.
Yaşlı hizmetçiyle konuşan polis memuru koşarak Juan Benitez Ayala'nın yanına gidip durumu anlattı. Ayala da sorgu odasına gidip yaşlı hizmetçinin karşısına oturdu. Kayıp ilanındaki adamı tanıdığını söylemişsin. Evet efendim. Nerede gördün? Kulağın duymuyor mu be adam? Nerede gördün dedim sana cevap ver!
Çiftlikte efendim. Tam tarihi hatırlamıyorum. Üç hafta kadar önce kayıp ilanındaki adama yemek bile götürmüştüm. Sonra bir daha görmedim. Yemin ederim ki görmedim. Ayala resmen bir taşla iki kuş vurmuştu. Sorgu odasından çıkıp Hernandez kardeşleri sorguya çekti. Elio, yaşlı adamın bunak olduğunu, hiçbir şey hatırlamadığını söylemişti. Ancak Seraphine, Elio gibi konuşmadı.
Seraphine kayıp ilanındaki adamı tanımıştı. El Padrino, Seraphine ve Elio'ya yakışıklı ve beyaz bir Amerikan genci kaçırıp getirmelerini emretmişti. Sorgunun devamında Seraphine kan donduran bir gerçeği daha Ayala ile paylaştı. Ulan kaçırdınız da neden kaçırdınız adamı? Derdiniz para olsa fidye için ararsınız. İntikam olsa şimdiye cesedini elli kere bulmuştum.
Deli misiniz oğlum siz? Amirim şey, El Padrino bir insan kurban etmek istediğini ve istediği özelliklerin bu olduğunu söylemişti. Daha neler göreceğim ben. Siktir git! Götürün şunu nezarete!
Ayala, Seraphine ve diğer polisler odadan çıktıktan sonra cebindeki sigara paketini ve çakmağı çıkarıp sigarasını yaktı. Kimsin sen El Padrino? Kimsin? Şimdi ufak bir aramız olacak, ardından tekrar birlikteyiz.
Juan Benitez Ayala'nın kimsin diye kendi kendine sayıkladığı El Padrino, Kübalı göçmen bir ailenin çocuğu olarak Miami'de doğmuş Adolfo de Jesus Constanzo'dan başkası değildi. Annesi ve babası Küba'da büyürken, Afrika kökenli Palo Mayonbe inancına göre yetişmişti. Bu inancın diğer inançlara göre ayrıştığı nokta sık sık hayvanların kurban edilmesiydi. Küçük yaşlarından itibaren hayvanların kurban edilişini görmeye alışan Constanzo, stabil bir insan olmaktan uzaklaşmıştı. Constanzo, 21 yaşındayken annesinin çocukluğundan beri uyguladığı mental tacizlerin etkisinde Palomaionbe inancında rahip oldu. Sonrasındaysa doğup büyüdüğü Miami'den ayrılıp Mexico City'e taşındı.
Mexico City'de pembe bölge olarak bilinen Zona Rosa'da dükkan açtı. Kendisi gibi gay insanları burada ağırlıyor, farklı farklı ritüeller uyguluyordu. Constanzo'nun ağırladığı bazı müşterileri çok güçlü insanlardı. Bu güçlü insanlardan Constanzo'nun ilgisini uyuşturucu baronları çekmişti. Çünkü para onlardaydı. Ritüelleriyle onları polislerden koruyacağını söyleyip, para dolu çantalar alıyordu.
Ancak baronlar bilmiyorlardı ki, Constanzo aslında geleceği görerek onları korumuyordu. Kendisine gelen polislere rüşvet veriyordu. Bu sayede onlar da Constanzo'nun baronlarının yaptıklarını görmezden geliyorlardı. Kazan kazan diyebiliriz.
Constanzo, Mark Kilroy'u kaçırdığı Santa Elena'daki çiftliği de bu bağlantıları sayesinde ele geçirmişti. Burası uzun süredir yasa dışı uyuşturucu ticaretinde bir durak noktasıydı. Lakin çiftliğin sahibinin ölümüyle operasyon kaosa girdi. Kaos'tan fırsat yaratma konusunda Constanzo mahir biriydi ve Kaos'a giren operasyonun başına geçti. Böylelikle Hernández kardeşleri Palavra'larına inandırdı. Hernández kardeşler Constanzo'nun anlattıklarına öylesine inanmışlardı ki ritüellerine katılmaya başladılar.
Juan Benitez Ayala, kim bu El Padrino sorusuna aldığı cevapların ardından, Mark Kilroy'un cesedini bulmak için Hernandez kardeşleri çiftliğe geri götürdü. Ancak Ayala yine beklemediği bir cevap duyacaktı. Olur tabii ki. Ancak hangi cesedi? Ayala donup kalmıştı. Çünkü Serafin çiftlikte tek ceset olmadığını söylemişti. Ayala, zorlanarak da olsa Mark Kilroy'un cesedini gösterin dedi.
Seraphine doğrudan cesetleri gömdükleri yere gitti ve Kilroy'un beden kalıntılarına ulaştıklarında şok edici bir ölüme kurban gittiğini fark ettiler. 10 Mart 1989 gecesi, Hernandez kardeşler çevredeki barları El Padrino'nun isteğini karşılayacak bir kurban arayarak geçirdiler. Mark'ı da böyle buldular. Mark'ı takip eden Hernandez kardeşler onu tuvalete gitmek için arkadaşlarından ayrıldığında kıstırdılar.
Hey sen, gel buraya. Sokakta sarhoş halde yürüdüğün için seni tutukluyoruz. Ne geleceğim be, hadi git başımdan. Polise mi dikleniyorsun sen? Gel lan buraya, uzatma. Polis falan değilsiniz be siz. Çıkar kimliğini göster. Göster. Elio ve Seraphine kimliklerini gösterip, Mark'ı ikna edip minibüslerinin arkasına attılar.
Minibüs durduğunda Mark kaçmak için yeltense de, Don diye bağırılınca kasılıp kaldı. Ve Hernandez kardeşler onu Santa Elena çiftliğine getirdi. Mark'ın elleri bağlanmış, ağzına ve gözlerine bant yapıştırılmıştı. El Padrino gelene kadar çiftlikteki kulübede kaldı. Geldiğinde ise Mark'ı bir barakaya sürükleyip yüzüstü yere yatırdılar. Ardında Constanzo bir pala ile Mark Kilroy'un kafatasını kesip açtı.
Kilroy'un beynini çıkarıp Palomayon ve inancı için kutsal olan Enganga'nın içine koydu. Beyni kurban etmenin ona zeka ve bilgelik kazandıracağına inanıyordu. Constanzo bu sırada Hernandez kardeşlere de mezar kazmalarını emretti. Ayala, Mark Kilroy'un başına gelenleri tüm detaylarıyla öğrenirken çiftliğin her yerinin kazılmasını emretti. Ve tam 14 beden kalıntısı bulundu. Hepsinde işkence izleri vardı. Polis Hernandez kardeşleri ve başka birkaç kişiyi gözaltına almış olsa da Constanzo'nun nerede olduğuna dair bir fikirleri yoktu. Burada Seraphine polisin imdadına yetişti desek hiç de yanlış olmaz.
Serafin, Constanzo'nun baş rahibesi ve sağ kolu Sarah Aldredd ile seyahat edeceğini söyledi. Polis ikilinin Meksika'dan ABD'ye kaçmış olabileceğinden şüphelendi. Ancak ikilinin zaten ABD'de olduğu ve sahte kimlikler edindikleri tespit edildi. Teksas'tan Mexico City'ye gidecek bir uçakta onların sahte kimlikleri adına alınmış iki bilete ulaşıldı. Ayala ve Gravito'nun komutasındaki ekipler, Constanzo'nun Mexico City'deki mülklerine gönderildi. Gel gelelim ne Constanzo ne de Aldrid oradaydı. İkili bulunamasa da bulunan başka şeyler vardı. Constanzo'nun mülklerini arayan polisler 9 beden kalıntısı daha buldular. Böylelikle 14 olan ölü sayısı 23'e çıktı.
Cesetler bulunuyor olsa da faillerinin bulunamaması emniyette sabrı taşırıyordu. Bunun üzerine Palomayon ve inancı konusunda uzmanlaşmış bir antropolog yardımcı olmak istediğini söyleyerek polise gitti. Antropolog hem kulübenin hem de kutsal enganganın yakılması gerektiğini, bu işlem esnasında da bir televizyon ekibinin olayları çekip canlı yayınlamasını söyledi. Polisin kaybedecek bir şeyi yoktu. Öneriyi uyguladı. Palomaionbe inancındaki bir rahip için kulübesinin, engangasının yakıldığını görmek cinnet sebebiydi. Antropolog Constanzo'yu zayıf karnından vurmuştu. Televizyonda engangasının yandığını gören Constanzo kendini kaybetti.
Polis 6 Mayıs 1989'da başka bir şikayet için Constanzo'nun kaldığı apartmana gitti. Polisler onun o apartmanda yaşadığından bir haberdi. Lakin apartmana gelen polisi gören Constanzo, paranoya halinde paralarını ocakta yaktı. Onu almaya geldiklerini düşünüyordu. Onun paranoyak tavırlarını gören polis, dikkatini Constanzo'nun dairesine çevirdi. Constanzo, polislerin kendisine pür dikkat baktığını görünce yaylım ateşe açtı.
Polis de ona cevap verdi. Yaklaşık 45 dakika süren çatışmada Constanzo'nun silahından çıkan bir mermi bir polis memurunu yaralamıştı. Çatışmanın sona ermesi için Constanzo'nun ölmesi gerekmişti. El Padrino aldığı yaralar sonucu olay yerinde hayatını kaybederken yanında olan Sarah Aldridge yaralanmadan teslim olmuştu.
Constanzo'nun tarikat üyelerinden 14 kişi, cinayetten uyuşturucu kaçakçılığına uzanan farklı suçlardan yargılandılar. Ama bizim bu bölümdeki davamızın failleri olan Sarah Aldridge, Elio Hernandez ve Seraphine Hernandez birden fazla cinayetten hüküm giyerek 60'ar yıl hapis cezasına çarptırıldılar. Bu noktada sizlerle kişisel bir yormumu paylaşmak istiyorum. Olaylardan sorumlu birçok kişi tutuklanmış ve cezalandırılmış olsa da içimin tam olarak soğuduğunu söyleyemem.
Konstanzo ve annesi de ceza alıp hapsedilseler daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Çünkü Konstanzo'nun birçok kişiyi korkunç işkenceler sonucu öldürdükten sonra hiç bedel ödemeden bu dünyadan gitmiş olması bu davayı buruk ve öfkeli bir sona sürüklüyor bana göre. Yine de artık kimseye zarar veremeyecek olmasıyla yetinmemiz gerekiyor sanırım. Evet, bu haftanın sizler için seçtiğim karanlık dosyasının sonuna geldik. Bir sonraki karanlık dosyada görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.