
1.908 kelime · ~10 dk okuma
Zırtı ve hislerle birleşen bir düşünce her eylemi tetikleyebilir. Öyle ki genel olarak çocukların sürekli oyun ve eğlenceyi düşündüklerine inanırız. Doğaları gereği ciddi veya kötü niyetli davranışlarda bulunmazlar. Ancak tahminimizin aksine istisnalar mevcut. Bazen bazı çocuklar başkalarını öldürmek gibi kötü şeyler düşünebiliyorlar. Bu çocuklar arasında bugün bahsedeceğimiz Mary Bell de vardı.
Ben Sezgi Aksu. Burası Karanlık Dosyalar. Ne dersiniz? Başlayalım mı?
Mary Bell, 26 Mayıs 1957'de İngiltere'nin Newcastle şehrinde doğdu. Mary, Newcastle'ın problemli mahallelerinden biri olan Scottswood'da büyüdü. Babası da sabıkalı bir adamdı ve Mary'nin karakteri üzerinde çok fazla etkisi oldu. 17 yaşında olan annesi Betty ile ilişkileri bir faciaydı.
Annesi ona beklenmedik bir şekilde hamile kalmıştı ve bundan ötürü Mary'den nefret ediyordu. Ona karşı hiç nazik değildi. Çünkü hayatta Betty'ye karşı pek nazik davranmıyordu. Hayatını seks işçiliği yaparak sürdüren alkolik biriydi. Aynı zamanda bipolardı. Mary'e hamile kaldığını öğrendiğinde onu aldırmaya çalıştı ama yapamadı.
Bunun bedelini ödetebileceği biri vardı. O da tabii ki Mary'ydi. Mary küçük bir kızken o kadar çok zorluk yaşadı ki çoğu kişi yıllar sonra yapacağı şeylerin o kadar da beklenmedik olmadığını düşünüyordu. Anne Betty sadomazoşist birisiydi. Boğma ve kırbaçlama gibi BDSM uygulamalarında uzmanlaştı. Kendisi erkeklerle birlikte olduğu sırada Mary'i de oraya oturtup izlemesi için zorlardı.
Bazı müşteriler eğlenmek için ondan Mary'e işkence etmesini isterdi. Bazıları ise Mary'i taciz etmek için ona ekstra para öderlerdi. Betty, Mary'i küçük düşürmeyi ve taciz etmeyi bir nevi hayattaki gelir kaynaklarından biri haline getirdi. Ancak bunu sadece bir iş modeli olarak yapmıyordu. Bunu gerçekten isteyerek yapıyordu. Bir gün onu öldürmeye bile çalışmıştı.
Üstüne Betty sürekli Mary'i büyütmenin ne kadar zor olduğundan şikayet ederdi. Onu rastgele yabancılara verirdi. Daha sonra geri dönüp ona daha fazla işkence etmek için eve götürürdü. Betty, Mary'i çocuğu olarak değil, belki de sinirlerini boşaltmasını umduğu bir oyuncağı olarak istiyordu. Bu durum tabii ki Mary'nin akıl sağlığını büyük ölçüde etkiledi.
Mary çoğu yaşıtıyla sosyalleşmekte sorun yaşıyordu. Takıntılı bir şekilde yalan söylemesi, çabuk sinirlenmesi ve zorba tavrı yüzünden kimse onun arkadaşı olmak istemiyordu. Bu küçük ve derin yalnızlığı onu hayattan daha da soyutluyordu. Ama bir gün sonunda Mary bir arkadaş edindi. Norma ile tanıştı ve ikisi en iyi arkadaş oldu.
Norma, Mary'den iki yaş büyüktü. Ama Mary, Norma'dan daha canlı ve daha cesur görünürdü. Bu yüzden arkadaşlıklarının alfa rolünü Mary sahiplenmişti. Mary on yaşındayken o ve Norma tehlikeli bir oyun oynamaya başladılar. Bir gün Mary ve Norma başka üç kızla birlikte kum havuzuna oynamaya gittiler. Başlangıçta her şey normal görünse de sonradan Mary'nin ruh hali değişti. Oradaki bir kıza saldırmaya başladı.
Mary, Norma'nın da yardımıyla kızı boğdu ve kızın ağzına kum tıkmaya başladı. Ama Norma bir an için tereddüt edip durdu ve kız da bu fırsatı kaçmak için kullandı. Ancak onun kaçışı Mary'i caydırmadı. Rastgele diğer kızlara gidip onlara saldırmaya başladı. Birini boğarsa ne olacağını merak ediyordu. Cindy adında bir kızın cildi Mary'nin ellerinde mora dönmüştü.
Diğer kız Pauline'de de fark edilir boğulma izleri vardı. Çocuklar Mary'nin elinden kurtulur kurtulmaz eve koşup yaşananları ailelerine anlattılar. Aileler polise şikayette bulundu ancak hiçbir şey yapılmadı. Polis bunun sadece ters giden bir oyun olduğunu inandı. Bu kontrolsüz oyun özgürlüğü Mary'nin arzusunu körüklemişti. Martin Brown çok cana yakın, mutlu ve enerji dolu 4 yaşında bir çocuktu.
Ailesi onu herkes tarafından sevilen çok pozitif bir çocuk olarak hatırlıyor. 25 Mayıs 1968'de Martin anne babasından önce uyandı. Sıradan bir gündü ve sokaktaki çocuklarla oynamaya çıktı. Öğleden sonra üçü çeyrek geçe civarında lollipop almak için markete gitti. Market terk edilmiş, yarı yıkılmış binalarla dolu bir alandaydı.
Kimse o enkazı temizlememişti ve çocuklar orada oynamaktan keyif alırlardı. Martin'in markette son görülmesinden 15 dakika sonra, yani öğleden sonra 3 buçuk civarında, 3 çocuk Martin'i bu terk edilmiş binalardan birinde yaralı halde buldu. Çocuklar hemen polisi arayıp yardım istedi ama artık çok geçti. Martin ölmüştü.
Polis Martin'in cesedini inceledi ve şüpheli hiçbir şey bulamadı. Herhangi bir mücadele ya da şiddet belirtisi yoktu. Ancak boş bir aspirin şişesi buldular ve bunun bir kazara aşırı doz vakası olduğuna inandılar. Martin'in otopsi raporunda ölüm nedenini belirleyemediği için dava öylece kapatıldı. Olaylardan sonra Mary, Martin'in annesini ziyaret edip ona nasıl hissettiğini sormaya başladı.
Başlangıçta Martin'in annesi Mary'nin düşünceli bir çocuk olduğunu düşünüyordu. Ama bir gün kıkırdayarak Martin'in tabutunu görmek istediğini söylediğinde Martin'in annesi ondan ürkmeye başladı. Artık Mary'nin ziyaretlerine gelmesini istemiyordu. Sayın Brown, Martin'in tabutuna götürür müsünüz beni? Neden böyle bir şey söylüyorsun tatlım? Martin öldü ya artık bizimle yaşamıyor. Merak ediyorum olduğu yeri. Tabutuna götürün beni lütfen. Hayır Mary. İnsan arkadaşının tabutunu görmek ister mi? Bunu duymamış olayım. Ama neden böyle diyorsunuz? Mary'i evine götürebilir misin lütfen? Bu çocuğu bir an önce evine bırak gel. Bir daha bize gelmesini de engelle. Çok garip şeyler istiyor.
27 Mayıs'ta polis birinin Scottswood kreşine zarar verdiğine dair bir telefon aldı. Kreşi incelemeye gittiklerinde her yeri birbirine girmiş halde buldular. Ancak hiçbir şey çalınmamıştı. Ayrıca bir çocuk tarafından yazılmış gibi görünen bir dizi rahatsız edici notlar da buldular. Ancak Martin'in davası bir kaza olarak değerlendirildiğinden polis bunun bir eşek şakası olduğuna inanarak notları görmezden geldi. Hiçbir şeyden şüphelenmemişlerdi.
Notlarda yazanlardan bazıları şöyleydi. Martin Brown'da bizi öldürdük, biliyor musun? Hatta biz değil, ben öldürdüm. Yani tekrar yapabilirim. Bölüme şimdi ufak bir ara veriyoruz. Ardından kaldığımız yerden devam edeceğiz. Brian Howe, Scottswood'da yaşayan 3 yaşında bir çocuktu. 31 Temmuz 1968'de köpeğiyle birlikte sokağa çıkmıştı.
Annesi onu akşam yemeğine çağırmak için dışarı çıktı. Ancak Brian orada değildi. Ne kadar seslense de Brian cevap vermedi. Brian'ın ailesi mahalleyi aradı ama onu bulamadı. Kısa süre sonra gönüllüler çocuğu aramak için toplandı. Aralarında sürekli kıkırdayan ve dans eden Mary ile Norma da vardı. Birçoğu iki kızın konunun ciddiyetini anlamadığına inanıyordu.
Saatler süren arama sonuçsuz kalınca, Hove ailesi polise haber verdi. Saat 23 civarında, polis Brian'ı çorak bir arazide ölü halde buldu. Yabani otlar, kan ve morluklarla kaplıydı. Polis olayı cinayet olarak kaydetti ve resmi bir soruşturma başlatıldı.
Dedektif James Dobson, soruşturmadaki baş memurlardan biriydi. Martin Brown davasını araştıran ekibin bir parçasıydı ve iki olay arasındaki benzerlikleri hemen fark etti. Brian'ın boynundaki morluklar derin değildi. Öfkeden değil, eğlence amaçlı bir meraktan yapılmış gibi görünüyordu.
Brian'ın her yerinde çizikler vardı. Cinsel organı kesilmişti. Kalçasında ve göğsünde yüzeysel delinme yaraları vardı. Karnında M harfi kazınmıştı. Zavallı çocuk feci bir cinayete kurban gitmişti. Brian'a uygulanan güç minimal düzeyde olduğundan polis suçu bir çocuğun işlediğine inandı. Böylelikle bölgedeki her çocuğu sorgulamaya başladılar. Ebeveynlere çocuklarının davranışlarını değerlendirmeleri için anketler dağıtıldı.
Polis çoğu çocuğu mazur görse de Norma ve Mary'i mazur göremiyorlardı. Onlarda çözemedikleri bir tekinsizlik vardı. İki kız sürekli ifadelerini değiştiriyor, rastgele yeni bilgiler uyduruyorlardı. Mary ifadesinde, Brian'a bizimle oynamasını söylüyordu ama o bizi görmezden geliyordu. Bizim yerimizde 7-8 yaşlarında bir çocukla oynuyordu. Hatta biliyor musunuz, o çocuk elinde kırık gümüş makasla geziyordu, dedi.
İşin ilginç yanı, polis cidden de bahsedilen makası Brian'ın cesedinin yanında bulmuştu. Ancak bu bilgiyi halka açıklamamışlardı. Yani Mary'nin anlattığı şey aslında makul bir ipucu gibi görünüyordu. Polis çocuğu araştırdı, ancak bir tanığı vardı ve adını temize çıkarmayı başardı. Böylece polis, makası bildiği için dikkatleri tekrardan Mary'e çevirdi.
Bunun sebeplerinden bir diğeri ise soruşturmanın Mary'e bir şaka gibi gelmesi ve tüm bu süre boyunca gülmeye devam etmesiydi. Polis Norma ile görüştü. Norma ifadesinde, Brian'in öldüğü gün evimin sokağında arkadaşlarımla oyun oynuyordum, annelerimiz de bizi izliyordu, dedi. Ancak diğer çocuklar o sırada Norma'yı Mary ile gördüklerinde ısrar ettiler. Polis bunun üzerine Norma'yı tekrar sorguladı.
Bu sorguda aranan itiraf gelmişti. Mary çocuğu boğarak öldürmüştü. Norma ayrıca Mary'nin Brian'in üzerine baş harflerini kazımak için bir ustura kullandığını ve usturayı bir kayanın altına sakladığını söyledi. Ardından söylediklerini kanıtlayabilmek için Norma polisi usturanın saklandığı yere götürdü.
Polis Kaya'nın altında arama yaptığında Ustura'yı bulmayı başardı. Ancak Mary'nin suçu işlediğine dair hala somut bir kanıtları yoktu. Brian'ın cenazesinde dedektif James Dobson, Mary'nin Brian'ın vücuduna bakıp kıkırdadığını fark etti. Bakışından ve duruşundan Mary'nin katil olduğunu biliyordu. Tabut çıkarıldığında Mirabel Hove'un evinin önünde duruyordu. Onu izliyordum. Onu orada gördüğümde riske atılacak tek bir günün dahi kalmadığını anladım.
Mary gülüyor ve ellerini ovuşturarak orada duruyordu. İşte o an Mary'i hapse tıkmam gerektiğine karar verdi. Polis Mary'i tekrar yakaladı ve bu sefer Mary konuşmaya başladı. Başlangıçta Mary, Norman'ın Brian'ı öldürdüğünü söylüyordu. Norman'ın öfkeden deliye döndüğünü ve bağırarak çocuğa saldırmaya başladığını iddia etti.
Dedektif Dobson, vakaların bağlantılı olduğuna inandığı için Martin Brown'u gündeme getirdi. Artı, kreşte bulunan notları kızların yazdığına dair de bir his vardı içinde. Bunun üzerine onları da sordu. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, Mary olan her şeyde suçu Norma'ya attı. Olayın beyni Norma'ydı ve kendisi güya sadece cinayete yardım ve yataklık etmişti. O akşam dedektif Dobson hem Norma'yı hem de Mary'i tutukladı. Onları Brian Hall cinayetiyle suçladı.
Polis Martin Brown'un ölümüyle ilgili soruşturmasını yeniledi ve bu sefer bazı şaşırtıcı sonuçlara ulaşıldı. Adli tıp analizi sonucunda kurbanların vücutlarında Norma ve Mary'nin kıyafetleriyle eşleşen lifler bulundu. Polis Norma ve Mary'nin defterlerinin kopyalarını istedi. İki kızın el yazısıyla kreş notlarını karşılaştırdılar. İkisinin yazıları ile mükemmel bir eşleşme vardı.
Kreşteki notlarda Mary bazı kelimeleri yazarken Norma da diğerlerini yazmıştı. Mary, Martin'in ölümü hakkında yazılar yazmıştı. Ölü bir çocuğun, cesedi bulan bir inşaat işçisinin ve cesedinin yanına bir şişe tabletin resmini çizmişti. İlginç olansa polisin haplarla ilgili bilgileri halka açıklamamış olmasıydı. Bu yalnızca Martin'in cansız bedenini bulan üç çocuğun, polislerin ve katilin bilebileceği bir şeydi.
Bu kanıtların ortaya çıkmasıyla beraber polis Norma ve Mary'i Martin Brown cinayetiyle suçladı. Duruşma 5 Aralık 1968'de başladı. Karara oldukça kolay bağlandı. Mahkeme Mary'i kesin olarak suçlu buldu. Mary duruşma sırasında hiçbir duygu belirtisi göstermedi. Utanması ya da pişmanlığı yoktu. Hatta alaycı yorumlar yaptı.
Mary pişmanlık göstermediğinden savcılık onu muayene etmesi için psikiyatristler getirdi. Onu analiz ettiler ve psikopatça eğilimler gösterdiği sonucuna vardılar. Ancak Norma'nın işin içinde olup olmadığına dair bazı şüpheler vardı. Bazı insanlar Mary'nin Norma'yı suçları işlemeye zorladığına inanırken diğerleri onun da en az Mary kadar suçlu olduğunu düşünüyordu. 14 Aralık 1968'de mahkeme Norma'yı tüm suçlamalardan berat ettirdi.
Mahkeme, Norman'ın Mary tarafından manipüle edildiğine ve suçları işlemeye zorlandığına inanıyordu. Mary'e gelince onu adam öldürmekten mahkum ettiler. Yargıç onu tehlikeli bir varlık olarak nitelendirdi. Ardından da süresiz olarak gözaltına aldı. 1968'de bu kadar küçük çocukların hapis cezası ne olur net bilinmiyordu.
Daha önce böyle bir şey olmamıştı ve polis, Mary'nin durumunu nasıl ele alacağından emin değildi. Mary'i bir yetişkin hapishanesine göndermek bir seçenek değildi. Mary'i çocuklar için yapılmış bir akıl hastanesinde tutmak da diğer çocuklara zarar verebileceği için tehlikeliydi. Böylece Mary, bir erkek ıslah okulu olan Red Bank Community Home'a gönderildi. Mary'i barındırmak için okulu karma bir kuruma dönüştürdüler.
Mary'nin annesi Betty, onu sık sık ziyaret ederdi. Mary annesini görünce heyecanlanırdı. Ancak Betty, Mary'nin hikayesiyle daha çok ilgileniyordu. Mary'nin hayatını kitaplara ve makalelere dönüştürdü. Onlardan büyük kazanç sağladı. Ayrıca Mary'e basına satmak amacıyla mektuplar yazdırdı. O noktada bile Betty, kızının iyiliğiyle ilgilenmiyordu. Sadece ondan ne kadar para kazanabileceğinin derdindeydi.
Sonunda yalnızlık Mary'i etkiledi ve umutsuz durumundan annesini sorumlu tuttu. Betty, kocasıyla tartışmalarının Mary'i etkilemiş olabileceğini de kabul etti. Ancak Betty, kendisinin suçlu olduğuna inanmıyordu çünkü bu tartışmaların stres kaynaklı yaşandığı fikrindeydi. Mary, 16 yaşına geldiğinde mahkumların serbestçe dolaşabileceği Moore Açık Cezaevine transfer edildi.
Bu hapishanede mahkumlar insanları ziyaret edebiliyor ve tesisin dışında çalışabiliyorlardı. 1980'de yani 12 yıl sonra Mary hapisten çıktı. Hayatına yeni bir başlangıç yapması için ona anonimlik verildi. Siz Mary'nin davranışlarının sebebi olarak neyi görüyorsunuz? Çocukluğunda yaşadığı travmalardan etkilenmiş olması bir mazeret olabilir mi?
Peki ya böyle şeyler yapan bir çocuğun düzelip iyi ve normal bir hayat yürütme ihtimali var mıdır? Yoksa değişmesi mümkün değil midir? Mary'nin hikayesi birçoğumuzu sorular ve teorilerle baş başa bırakıyor. Ancak en azından başkalarına da zarar vermeden yakalanıp cezalandırılmış olması biraz olsun içimize su serpebilir.
Evet, bu haftanın sizler için seçtiğim karanlık dosyasını ziyaret ettik. Bir sonraki karanlık dosyada görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.