
4.734 kelime · ~24 dk okuma
Ben Sezgi Aksu, burası Karanlık Dosyalar. Öncelikle Karanlık Dosyalar'ın bayramı sayılabilecek Cadılar Bayramı'nızı kutlarım. Sizlere Halloween özel bölümümüz için Sir Arthur Conan Doyle'ın kült eseri Baskerville Köpeği'ni seçtim. Hazırsanız başlayalım mı?
O gün Sherlock Holmes ve Dr. Watson için tıpkı diğer günler gibi başlamıştı. Sabah erkenden uyanmış, çayı demlemiş, pipolarını yakmışlardı. Uyku mahmuru Watson, parıldayan gözlerle oturan Sherlock'u izliyordu. Sonra bir anda Sherlock'un çoktan fark etmiş olduğu bir şeyi fark etti. Odada bir gariplik vardı. O da kilimin üzerinde duran bastondu.
Sherlock Holmes pek düzenli biri olarak bilinmezdi ama bakışlarından anlaşıldığı üzere bu baston ona ait değildi. Baston önceki gece gelen ziyaretçileri tarafından bırakılmıştı. Holmes ve Watson ziyaretçiler geldiğinde evde değillerdi. Doktor Watson bastonu eline alıp inceledi.
Değerli arkadaşı Sherlock'tan öğrendiği ufak tefek taktiklerle bastonun sahibi hakkında çıkarımlar yapmaya çalıştı. Holmes bastonu almak için gözlerini devirerek elini uzattı. Holmes bastona bakar bakmaz iki şeyin dikkatini çektiğini söyledi. Ona göre Watson da kendi kapasitesi düşünüldüğünde iyi bir çıkarım yapmıştı aslında. Ama düzeltilmesi gereken şeyler de yok değildi.
Watson, bu baston henüz yirmilerinde genç bir beyefendiye ait. Sevimli biri, hırslı değil ve biraz kafası yavaş çalışan biri. Bastonun başının hemen altında bir etiket vardı. Dr. Mortimer'e ait olduğu yazıyordu.
Ayrıca etikette bulunan CCH harfleri de bu kişinin Charing Cross Hastanesi'nde çalışan bir doktor olduğuna işaret ediyordu. Watson'ın tıbbi defterine göz attıklarında birçok Mortimer'ın olduğunu ancak yaş ve hastaneyi çevreleyen koşullar göz önüne alındığında bunun sadece James Mortimer olabileceğini anladılar. Holmes'e göre ikinci önemli nokta bu adamın çok sevdiği bir köpeğinin olduğuydu. Bastonun ortasında köpeğin diş izleri vardı. Bu da sahibinin bastonunu taşıyarak onu sık sık takip ettiğine işaret ediyordu. Diş izlerinin genişliğinden yola çıkarak Holmes köpeğin çene boyunu hesaplamış ve cinsini bile belirlemişti. Bu bir Cocker Spaniel'e aitti. Ardından kapı çaldı.
Gelen kişi, önceki gece onları ziyaret eden Dr. James Mortimer'dan başkası değildi. Mortimer uzun boylu, zayıf, uzun burunlu, birbirine yakın olan gri renkli gözlere sahip bir adamdı. Altın rengi çerçeveli gözlüklerinin ardından gözlerin ışıltısı yansıyordu. Profesyonel bir giyime sahipti ancak kıyafetleri eskiydi. Yaşı genç olmasına rağmen kamburu çıkmıştı.
Hemen ayağının dibinde de kıvırcık tüyleriyle Cocker Spaniel cinsi köpeği vardı. Sherlock haklı çıkmıştı. Mortimer kendini hem bir doktor hem de bir bilim meraklısı olarak tanımlıyordu. Hatta Holmsten ölümünün ardından ona kafa tasını vermesini isteyecek kadar da cesurdu bu konuda. Ancak 221B'ye gelme sebebi bu değildi. Çok daha gizemli bir şeyle uğraşmaktaydı. Cebinden bir kağıt çıkardı ve mektubu okumaya başladı.
Bu metin Devonshire'da yaşayan ve yakın zamanda hayatını kaybeden Sir Charles Baskerville tarafından ona verilmişti. Charles Baskerville ile Dr. Mortimer yakın arkadaşlardı. Metinde Baskerville ailesinin üzerindeki bir lanetten bahsediliyordu. Dr. Mortimer, Holmes'un dikkatini çekmeyi başarmıştı. Koltuğunda geriye yaslandı, parmak uçlarının yüzünün önünde birleştirdi ve gözlerini kapatarak mektupta yazanları dinlemeye başladı.
Baskerville konağı o zamanlar Hugo Baskerville'nin eviydi. Hugo, vahşi, saygısız ve inançsız bir adamdı. Bir gün, Baskerville konağı yakınlarında yaşayan köylülerden birinin kızına aşık oldu. Ancak bu genç kız, saygılı ve insanlar tarafından iyi bilinen bir ailedendi. Bu yüzden Hugo gibi kötü şöhretli bir adamla adının anılmasını bile istemiyordu. Ancak bu, Hugo'yu durdurmak için bir sebep değildi.
İstediğini alamamak onun için söz konusu olamazdı. Hugo birkaç sarhoş arkadaşını da yanına alarak genç kızı evinde yalnız yakaladı ve kaçırdı. Onu bir malikanenin ikinci katına hapsettiler. Ancak kız odada yalnız kaldığı sırada evin etrafını saran sarmaşığa tırmanarak oradan kaçmayı başardı. Hugo gelip de kafesi boş bulunca çılgına döndü ve koşarak kızın peşinden gitti.
Onun da gittiğini fark eden arkadaşları yapılacak en mantıklı şeyin atlarına binip onların peşine düşmek olduğuna karar verdiler. Ay ışığında atlarıyla kızın evine gitmek için kullanabileceği yolları aramaya başladılar. O sırada bir çobana denk geldiler ve ona Hugo'yu ya da genç kızı görüp görmediğini sordular. Çoban çok daha fazlasını görmüştü. Hugo Baskerville onun yanından koşarak geçmişti. Hemen ardındansa dev cüssesinin aksine hiç ses çıkarmadan hızla giden bir şey vardı. Bir köpeğe benziyordu ancak köpek değildi. Bu dev bir cehennem tazısıydı adeta.
Sarhoş adamlar ona gülmeye ve onunla dalga geçmeye başladılar. Peşinde bir cehennem tazısı varsa bir an önce arkadaşlarını bulmaları gerektiğini söyleyip gülerek yollarına devam ettiler. Bozkırdaki bir tepenin neyimine geldiklerinde aşağıya doğru uzanan vadide garip bir şey fark ettiler ve gülmeyi bıraktılar. Büyük iki tane kayanın arasında, ay ışığında Hugo Baskerville ve genç kız bilinçsiz halde yatıyordu. İkisi de ölmüştü. Ancak asıl korkunç olan şey bu değildi.
Hugo'nun üzerinde boğazını parçalayan dev bir şey vardı. Bir tazı gibi görünüyordu. Ancak insanoğlunun görüp görebileceği bütün tazılardan daha büyük ve daha korkunç bir yaratıktı bu. Bu yaratık çobanın bahsettiği şeydi işte. Adamlar canları pahasına kaçmaya başladılar. Dev köpekse Hugo'yu parçalamaya devam etti.
Söylenenlere göre bu adamlardan birisi o gece gördüklerinin korkusuna dayanamayıp ölmüştü. Diğerleri ise delirmiş ve bütün ömürlerini acı içinde geçirmişlerdi. İşte oğullarım, bu ailemize yıllardır musallat olan o lanetli tazının hikayesidir. O günden itibaren ailemizde kim varsa ölümleri gizemli olmuş ve hepsi acı çekerek ölmüştür. Sizi uyarıyorum. Şeytanın güçlerinin ortaya çıktığı o saatlerde, bozkırın tepelerinden uzak durun. Hikayeyi dinleyen Holmes, bunun yıllardır ailede anlatılan bir peri masalı olduğunu düşündü. Bunu fark eden Mortimer, anlatacağı yeni bir şey olduğunu söyledi.
O da Sir Charles Baskerville'ın birkaç hafta önce gerçekleşen ölümünün de gizemli oluşuydu. Kendisi bir doktor olduğundan Charles'ın bedenindeki incelemeyi de o gerçekleştirmişti. İnsanları korkutmamak amacıyla halka yapılan açıklamada ölümünün hiçbir suçla ya da gizemli bağlantılı olmadığını söylese de gerçekler çok daha farklıydı. Charles Baskerville son birkaç aydır psikolojik sorunlarla mücadele ediyordu. Çünkü mektupta bahsedilen bu şehir efsanesi onu dehşete düşürmüştü. Dr. Mortimer'a böyle bir şeyin gerçek olup olamayacağını defalarca sormuştu ve bu lanetin kendini de bulmasından endişe ediyordu. Sonuçta o da bir Baskerville'di. Daha da ilginç olansa Dr. Mortimer'ın Sir Charles'ın evine gittiği akşamda yaşananlardı.
İkili koridor kapısında konuşurlarken Charles'ın gözleri korku içinde Mortimer'ın arkasına yönelmişti. Mortimer dönüp baktığında o korkunç yaratığı görmüştü. Tıpkı anlatıldığı gibi devasaydı. Ancak onu net bir şekilde göremeden devasa tazı ağaçların arasında koşup ortadan kayboldu. Mortimer hemen koşup bakmaya çalışsa da tazı gitmişti.
Bu olaydan sonra Mortimer hem sağlığı hem de güvenliği için Charles'ı Londra'ya göndermenin en mantıklı şey olacağına karar verdi. Ancak birkaç gün sonra Baskerville konağının uşağı Barrymore'dan korkunç haberi aldı. Charles ölmüştü. Her gece tepede yaptığı yürüyüşlerden biri sırasında Yuval'ı ile hayatını kaybetmişti.
Olay yerini incelediğinde Charles'ın tepeye açılan demir kapılarda yaklaşık 10 dakika beklediğini ve sonrasında parmak uçlarında koşmaya başladığını anladı. Bunu yere dökülen sigarasının küllerinden anlamıştı ve bu çıkarımın yapabilmiş olması Holmes'u etkilemiş gibi görünüyordu. Çünkü ayak izlerinin şekli değişmişti. Ardından düşmüş ve can vermişti. Ortada kan yoktu, yaralı da değildi. Yüzüstü şekilde cansız yatıyordu.
Etrafta başka bir insanın ayak izi de yoktu. Ama dev bir tazının ayak izleri cesedin yakınında görülebiliyordu. Kasabadaki diğer insanlar da bu yaratığı görmüştü ve ondan Baskerville zebanisi olarak bahsediyorlardı. Sir Charles öldüğü için Baskerville konağı onun yeğeni Henry Baskerville'e kalmıştı ve Mortimer, Henry'nin de kötü bir kadere kurban gitmesinden korktuğu için Sherlock Holmes'ten yardım istemeye gelmişti.
Henry yıllardır Amerika'da yaşıyordu ama artık Baskerville konağına taşınacaktı. Duydukları Holmes'un ilgisini çekmişti. Dr. Mortimer'ın anlattığı birkaç detaydan sonra Charles'un gördüğü şeylerin dehşeti yüzünden hayatını kaybettiğini düşünmeye başlamıştı. Kalbi kaldırmamış olabilirdi. Dr. Mortimer, Sir Henry Baskerville'ı karşılamak üzere Watson ve Holmes'un yanından ayrıldı. Sonraki gün iki adam birlikte 221B'ye döndüler.
Sir Henry Baskerville içeri girdi. Otuzlu yaşlarında, orta boylu, kahverengi gözleri ve kalın siyah kaşları olan yapılı bir adamdı. Takım elbise giyiyordu. Holmes ve Watson ile tanışmalarının ardından gelmeden önce bir otele giriş yaptıklarını ve bir not bulduğunu anlattı.
Notta tepeye açılan kapının ötesine geçmemesini söyleyen bir uyarı vardı. Ve bu uyarı gazetelerden kesilen harflerle yapılmıştı. Üstelik Londra'ya gelir gelmez satın aldığı kahverengi botlarının teki de odasının önünden alınmıştı. Holmes onun takip edildiğinden emindi.
Henry, Taz'ın hikayesini çocukluğundan beri biliyordu. Ama bu tarz şeylere inandığı söylenemezdi. İnansa bile korkmadığı ortadaydı. Yeni sahibi olduğu konağa gitmesi için böyle şeyler asla engel olamazdı. Kısa süre sonra Mortimer ve Henry kalktılar. Watson ve Holmes ile öğle yemeği için randevulaşıp Baker Sokağı 221B'den ayrıldılar.
Tabi ki Holmes ve Watson da onları takip etmeye başladı. O sırada takip eden başka birinin daha olduğunu fark ettiler. Kısa boylu, sakallı bir adamdı ve çabucak kaçabilmek amacıyla bir taksiyle takip ediyordu onları. Holmes ile göz göze geldiler. O anda adam taksi şoförüne bağırdı ve hızla sokaktan uzaklaştılar. Ancak Plaka Sherlock Holmes'in gözünden kaçmamıştı.
Daha sonra bu taksiciyi bulup adama kim olduğunu sordu. Şoför de ona adını söyledi. Sherlock Holmes. Bunu duyar duymaz Sherlock zeki birisiyle karşı karşıya olduğunu anladı. Öğleden sonra gördükleri adamı tarif ettiğinde Mortimer bu sık siyah sakallı adamın ona Baskerville uşağı Barrymore hatırlattığını söyledi. Adam o olabilir miydi? Ama sadece bir sakaldan yola çıkarak buna karar veremezlerdi.
Yemek sırasında Sir Henry'nin kahverengi botunu bulduğunu öğrendiler. Üstelik Mortimer'la birlikte defalarca aradıkları ama orada olmadığına emin oldukları bir yerden çıkmıştı. Ama bu sefer de siyah botunun teki kaybolmuştu. Ayrıca cumartesi günü Henry ve Mortimer Baskerville konağına döneceklerdi. Holmes çok meşguldü ve gidemezdi. Ancak yalnız gitmelerinin de güvenli olduğunu düşünmüyordu.
Bu yüzden Dr. Watson'dan onlarla gitmesini ve Henry'yi hiç yalnız bırakmamasını istedi. Ayrıca gittiklerinde karşılarına çıkan her insanı da detaylı bir şekilde inceleyip Holmes'u bilgilendirecekti. Cumartesi günü Mortimer, Henry ve Watson trene binip Devonshire'a doğru yola koyuldular.
Birkaç saat içinde Londra'nın gri'sinden çıkıp yemyeşil çimlerle kaplı, çiftlik hayvanlarıyla süslü ve şehre göre daha nemli bir havaya sahip olan Devonshire'e vardılar. Ancak her yerde silahlı askerler vardı. Bunun sebebi çok acımasız bir suçlu olan Notting Hill katili Selden'ın hapisten kaçmış olmasıydı. Askerler kasaba halkını korumak ve onu yakalamak için görevdeydiler. Ancak adamı ne gören ne de ondan haber alan olmuştu.
Baskerville konağı da tahmin ettikleri gibi devasa ve gösterişliydi. Ancak bazı odaları iç karartıcıydı. Charles Baskerville'ın psikolojik sorunlar yaşadığını hatırlayan Watson, bu evde yaşayıp da depresyona girmemek zordur diye düşündü. Evde onları uşak Barrymore ve eşi karşıladı.
Barrymore'lar yıllardır Baskerville ailesine hizmet ederlerdi. Onlara hizmet etmek aile mesleğine dönüşmüştü artık. Nesillerdir böyle gidiyordu ve böyle gidecekti. Barrymore'lar söylediklerine göre evden hiç ayrılmamışlardı öncek günlerde. Watson ve Henry konaktan tepeye doğru bakmak ve herkesin anlattığı bu gizemli yeri görmek istediler. Gerçekten de dedikleri kadar vardı.
Tarlaların ve ağaçların arasından gri, kayalardan ötürü pürüzlü bir zirveye sahip olan o hüzünlü tepe görülebiliyordu. Ürkütücü bir rüyanın içindeki fantastik bir yer gibiydi. Ancak hava kararmaya başladı ve yorgun oldukları için ikisi de odalarına çekildiler. Watson o gece uyuyamadı. Gece yarısı aniden bir kadının ağlama sesini duydu ancak kimden olduğunu anlayamadı. Sabah olduğunda Henry'in de bu sesi duyduğunu öğrendi ve uşağa karısının gece ağlayıp ağlamadığını sordu. Kadın böyle bir şeyin yaşanmadığını iddia etti.
Watson o sabah Bayan Barrymore'u gördüğünde gözleri şişmiş ve kıpkırmızıydı. Gece ağlayan kişinin o olduğu ortadaydı. Yalan söylemişti. Ama neden? Gün içerisinde Henry evde olacaktı çünkü bazı işleri vardı. Watson da bu süre zarfında kısa bir yürüyüşe çıktı. Yürüyüşü sırasında küçük, zayıf, iyi tıraşlı bir adama denk geldi.
Adam elinde kelebek ağıyla geziyordu. Bu kişi Mary Pitt Konağı'ndan Bay Stapleton'du. Mortimer daha önce ondan bahsetmişti. Stapleton bir doğa bilimciydi ve Dr. Watson'ın şehre geldiğinden haberdardı. Onunla tanışmayı çok istiyordu. Dr. Watson'ı kendi evlerine davet etti. Böylece kız kardeşiyle de tanışabilirdi. Watson, Holmes'un emirleri doğrultusunda herkesi incelemeliydi ve bu yüzden bu daveti kabul etti.
Stapleton ile yürürken, çimlerden oluşan bir alan gibi görünen bataklığa denk geldiler. O hafta bu bataklıkta iki tay ölmüştü. Bu bataklık, bilmeyen birisi için çok tehlikeliydi. Çimenle kaplı olduğu için kimse fark etmiyordu, bu yüzden oradan geçmeye çalışan herkesin ölmesine sebep olmuştu. Sadece Stapleton geçebiliyordu. Çünkü doğa konusunda fazlasıyla bilgiliydi. Watson'ı oradan geçmeye çalışmaması için uyardı.
O sırada ürpertici bir uluma duydular. İkisinin de tüyleri diken diken olmuştu. Bu uluma saniyeler içinde bir kükremeye dönüştü. Korkuyla etrafa bakınsalar da hiçbir şey göremediler. İkili hızlıca Merripit Konağı'na döndü. Burada bayan Stapleton onları bekliyordu.
İnanılması güç güzellikte bir kadındı. Esmer tenli, uzun boylu ve narin görünümlüydü. Koyu kahve gözleri ve keskin hatlara sahip bir yüzü vardı. Bayan Stapleton, abisinin onu görmediği bir anda vatısına yaklaştı ve derhal bu kasabayı terk etmelisin dedi. Buranın tehlikeli olduğunu ve uyarısını ciddiye alması gerektiğini söyledi.
O sırada abisi Bay Stapleton yanlarına geldi ve Dr. Watson'la ikisini tanıştırdı. Kızın yüzünü utanç kaplamıştı. Çünkü az önce konuştuğu kişiyi Henry Baskerville sanıyordu.
Watson, Baskerville konağına dönmek üzere oradan ayrılırken, bayan Stapleton onu yakaladı ve konuştukları şeyi unutmasını rica etti. Ondan özür diledi ve abisinin bunlara inansa bile asla bu tehlikeden ötürü onları uyarmayacağını, çünkü uyarması halinde Henry'nin Baskerville konağını terk etmesinden korktuğunu söyledi. Baskerville'ler kasabada çok değerli insanlardı ve halka da çok yardımları dokunurdu. İnsanlar onların bu efsane yüzünden orayı terk etmelerinden endişe ediyorlardı. Günler geçmeye devam etti. Dr. Watson yaşanan gelişmeleri telgrafla bir bir Sherlock Holmes'e aktarıyordu. Hapisten kaçan suçludan da hala ses seda yoktu. Kaçmasının üstünden 15 gün geçmişti.
kasabada saklanıyor olması mümkün değildi. Issız Bosker da saklanıyor olsa bile koyunlardan başka yiyebileceği bir şey yoktu ve hayatta kalması imkansızdı. Artık polisler onun kasabayı terk etmiş olduğuna inanıyorlardı ve herkesin içi biraz olsun rahatlamıştı. Henry Baskerville de Stapleton'larla tanışmıştı ve bu süreçte bayan Stapleton'dan gözle görülür bir şekilde hoşlanmaya başlamıştı. Hislerini gizlemeyi hiç beceremiyordu.
Ancak Bay Stapleton kardeşine olan bu ilgiden memnun değil gibiydi. Onları hiç yalnız bırakmamak için elinden geleni yapıyordu. Ayrıca bu süreçte Bay Franklin adında bir komşuyla da tanışmışlardı. Adam hukuk ve yasalar hakkında bilgiliydi. Herkesin de bu durumu fark ettiğinden emin olurdu. Bazen bu bilgisini kötüye kullanmıyor da değildi.
İnsanların bahçelerine dalıp araştırmalar yapar, geri kalan zamanlarda da teleskobuyla komşularını dikizlerdi. Komşuları da ona dava üstüne dava açmışlardı. O kadar çok davalısı vardı ki büyük ihtimalle bütün mal varlığını mahkemelere harcaması gerekecekti. Devonshire'de bulundukları süreçte Franklin'den bu ufak tefek meseleleri Watson ve arkadaşlarının zamanını biraz olsun geçirmesine yardımcı oluyordu. Bayan Barrymore da hala üzgündü.
Sık sık ağladığı belli oluyordu ama sebebini anlayamıyorlardı. Bir gün Watson uyumaya çalışırken koridordan ayak sesleri duydu. Yavaşça kapısını açıp baktığında uzun siyah bir gölgenin koridorda ilerlediğini fark etti. Gölge elinde mumla yürüyen bir adama, Bay Barrymore'a aitti. Yavaş ve sessizce ilerledi. Koridorun sonundaki odaya doğru süzüldü.
Watson da sessizce onu takip ediyordu. Barrymore'un biraz işitme kaybı vardı. Onun ayak seslerini duymamıştı. Zaten duyamayacak kadar da kafası meşgul gibiydi. Watson koridorun sonundaki odadan içeri baktığında Barrymore'un elindeki mumla pencerenin önünde durduğunu gördü.
Pencereden o tepeye bakıyordu. Birkaç dakika öylece durduktan sonra Barrymore it çekip mumu söndürdü. Odanın kapısına vardığında Watson çoktan kendi odasına dönmüştü. Watson sonraki sabah odayı kontrol etmeye gitti ve gizemli tepenin sadece o pencereden net bir şekilde görülebildiğini fark etti. Gece yaşananları Henry de fark etmişti. Hatta o, her gece adım seslerini duyuyordu. Ancak hiç araştırma zahmetine girmemişti. Watson'la sonraki gece uyanık kalıp Barrymore'u takip etmeye karar verdiler.
O gün Henry, Bayan Stapleton'la buluşmaya gitti. Watson onu gizlice takip ediyordu ama takip eden sadece o değildi. Bay Stapleton da gizlice onların peşindeydi. Buluştukları anda aralarına daldı ve Henry'e öfkeyle çıkıştıktan sonra kız kardeşini alıp oradan uzaklaştı. Günün ilerleyen saatlerinde de Baskerville konağına geldi.
Bu sefer Henry'den özür dilemek istiyordu. Kardeşi onun için çok önemliydi ve kardeşiyle evlenmek isteyen birini görmek onu korkutmuştu. Kardeşi giderse yapayalnız kalırdı. Henry ile kız kardeşiyle evlenmesi için bir süre beklemek konusunda anlaştılar ve evden ayrıldı. O gece Watson ve Henry'nin bir görevi vardı. Uyanık kalıp Barrymore'u beklediler. Ayak seslerini duyar duymaz yavaşça onu takipe başladılar.
Odaya, pencerenin önüne geçtiğinde ise Henry odaya daldı ve ona ne yaptığını sordu. Mumun ışığıyla birine işaret verdiğini anlamışlardı. Çünkü tepeden de bir başkası oraya doğru ışık yakıyordu. Henry çok sinirlenmişti. O sırada, Bayan Barrymore odaya girdi ve özür dilemeye başladı. Kocasının hiçbir suçu olmadığını söyledi. Bayan Barrymore, hapisten kaçan kişinin kendi kardeşi olduğunu söyledi.
Onu bu tehlikeli yerde yalnız bırakmaya gönlü el vermemişti. Henry gelene kadar Baskerville konağında onu saklamışlardı. En sonunda kaçak suçlu Selden konaktan ayrılmak zorunda kalmıştı. Ancak aç kalmasın diye Barrymorelar ona geceleri yemek götürüyorlardı. Zavallı kadın kardeşine kıyamıyordu. Işıklarla da iletişim kuruyorlardı. Her şeyin açıklaması işte buydu.
Bunun üzerine Watson'la Henry dışarıya çıkıp Nathaniel katili olarak bilinen bayan Barrymore'un kardeşi Selden'ın peşine düştüler. Adam tehlikeliydi ve onu polise teslim etmek istiyorlardı. Ancak Selden çok hızlıydı ve onu yakalamayı başaramadılar. O sırada yine bir uluma ve kükreme duydular. Henry bunu ilk defa duyuyordu ve dehşete düşmüştü. Bu sesin tazıdan geldiğini hemen anladı.
O kendine gelmeye çalışırken Watson tepede bir adam gördü. Ama bu Selden değildi. Uzun boylu bir adamdı. Kollarını göğsünde birleştirmiş, onları izliyordu. Ama bir kez daha baktıklarında adam ortadan kayboldu. Hernio'nun bir polis olabileceğini düşündü. Adamın kim olduğu Watson'ın aklına takılmıştı. Daha önce tanıştığı kişilerden birisi ya da bir polis olmadığına emindi.
En sonunda bu konudan kimseye bahsetmemeye ve gizlice adamın kimliğini bulmaya karar verdi. Eve döndüklerinde Barrymore onları bekliyordu. Üzgündü. Önceki gece doğruları anlatmış ve kalbindeki üzüntüyü onlara açmış olmasına rağmen Watson ve Henry'nin Selden'ın peşine düşmüş olmalarına çok kırılmıştı. Onlara Selden'ın bir daha kötü şeyler yapmayacağına dair söz verdi ve kendisini ülkeden göndermek için ellerinden gelenin yaptıklarını söyledi.
Seldon hemen gidecekti ve bir daha geri dönmeyecekti. Bay Barrymore'un tek isteği Henry ve Watson'ın her şeyi gizli tutmasıydı. Karısının bu kadar üzülmesine dayanamıyordu. Henry ve Watson Barrymore'lara güvenmeye karar verdiler. Seldon'un peşini bırakacaklardı. Hatta Henry yanında getirdiği kıyafetlerini Barrymore'a bağışlayacaktı. İsterlerse Seldon'a da verebilirlerdi.
Bunu duyan Barrymore'un gözleri parladı ve onlara çok teşekkür etti. Tam odadan çıkacakken durdu ve geri döndü. Söylemek istediği bir şey daha vardı. Bay Henry'nin ona yaptığı iyilikten sonra bunu söylemezse kendini suçlu hissedecekti. Charles Baskerville'ın ölümünden birkaç gün sonra, bayan Barrymore onun odasını temizlerken şöminede bir mektup bulmuştu.
Bu mektubun büyük bir kısmı yanmıştı. Mektup LL isimli bir kadın tarafından öldüğü gün Charles'a gönderilmişti. Son satırları okunabiliyordu hala. Lütfen, lütfen bir beyefendi olduğunuzu gösterin ve bu mektubu yakın. Akşam saat 10'da benimle tepeye açılan demir kapıda buluşun. Bu kadının kim olduğunu bilmiyorlardı ama öğrenirlerse birçok şey çözülebilirdi.
Dr. Watson hemen bir telgrafla Sherlock Holmes'a gelişmeleri aktardı. Sonraki gün Dr. Watson tepelere doğru yürüyüşe çıktı ve önceki gece gördüğü adamın izlerini aradı. Onu gördüğü noktaya gidip etrafa bakındı. Ama hiçbir iz yoktu. Dönüş yoluna koyulmuştu ki aracıyla oradan geçen Dr. Mortimer'a rastladı.
Mortimer ondan araca binmesini istedi ve onu eve bırakmayı teklif etti. Watson, Mortimer'ın çok üzgün olduğunu fark etti. Köpeği o gizemli tepeye doğru kaçmış ve geri dönmemişti. Watson'ın aklına bataklık tuzağına düşen taylar geldi. Köpeğin geri dönmeyeceğine emindi. Yolculuk sırasında Mortimer'a mektubu yazan kadını sordu. Bu baş harflere kimin sahip olduğunu Mortimer tahmin etmişti. Laura Lyons.
Ama Laura farklı bir yerde yakınlardaki Conway Tracy'de yaşıyordu. Kendisi aslında yaşlı Franklin'ın kızıydı. Laura, Devonshire'da yaşarken bir adamla evlenmişti. Ancak bu konuda babasına danışmamıştı. Bu adamda bir dolandırıcı çıkmış ve onu terk etmişti. Bu olaydan sonra Franklin kızını bir daha görmek istememiş ve evden kovmuştu.
Laura ise Comby Tracy'e giderek kasaba halkının yardımlarıyla kendine yeni bir hayat kurmuştu. Ona yardım eden kişiler arasında Stapleton'lar ve Charles Baskerville'de vardı. Watson eve döndüğünde uşak Barrymore'a Seldon konusunda gelişme olup olmadığını sordu. Bay Barrymore ondan üç günlük haber alamadığını söyledi. En son yemek götürdüğünde yemek gitmişti ama Seldon ortalıkta yoktu.
Barrymore, o tarlalarda saklanan başka bir adam daha olduğunu fark etmişti. Yemeği de onun aldığına inanıyordu. Watson hemen kulak kesildi. Bu adamın kim olduğunu ve nerede yaşadığını bilip bilmediğini sordu ona. Barrymore ise, Seldon'dan öğrendiği kadarıyla bu adamın bir süredir tepedeki kayaların orada yaşadığını söyledi. O kayaların arasında, antik çağlarda bu bölgede yaşayan insanların kaya evleri vardı.
Eskiden kasaba halkı da orada yaşardı. Bu adam da büyük ihtimalle orada bir yerde yaşıyordu. Watson bu öğrendiklerini aklına not etti ve o günkü diğer planıma uygulamaya koyuldu. Combit Tracy'e doğru yola çıktı. Orada Laura Lyons'ı buldu ve mektup hakkında onunla görüştü. Laura çok gerilmişti ve Watson öğrenebildiği her şeyi zorla ağzından almıştı.
En sonunda Laura o gün mektubu yazdığını kabul etti. Charles'dan yardım istemek için yazmıştı. Çünkü kocası onu terk etse de yasaların önünde hala evliydiler ve boşanabilmek için paraya ihtiyacı vardı. Charles'ın sonraki gün Londra'ya gidip uzun bir süre dönmeyeceğini öğrenince de paniklemiş ve mektubu ona hemen gönderip acilen yardım istemişti. Ancak daha sonra yardımı başka birisinden aldığı için mektuptaki saatte onunla buluşmaya gitmemişti.
Doktor Watson, kadının hala bir şeyler gizlediğine inansa da o gün ondan daha fazlasını öğrenemedi ve Devonshire'a geri döndü. Orada Bay Franklin ile karşılaştılar. Franklin ondan evine gelip kahve içmesini istedi ve birlikte eve geçtiler. Franklin kahve sırasında Watson'a kaçak Selden'ı bulduğunu söyledi. Ancak polise söylemiyordu çünkü polisle araları limoniydi.
Evindeki teleskopla tepeleri gözetlerken Selden'ı görmüştü. Daha doğrusu ona yardım eden kişiyi görmüştü. Küçük bir çocuktu bu. Bir oğlan çocuğu her gün kayaların olduğu tepeye sırtında erzak taşıyordu. Franklin'a göre orada bir kaçaktan başkası yaşamazdı sonuçta. Hatta tam bunları konuşurlarken uzakta bir şey fark etti. Çocuk yine oradaydı ve yine erzak taşıyordu.
Aceleyle Watson'a teleskoptan onu gösterdi. Watson istediğini elde etmişti. Çocuğun Seldon'a değil, o gece gördüğü adama erzak taşıdığına emindi. Artık yaşadığı yeri de biliyordu. Franklin'den yanından ayrılınca gizlice tepeye gitti ve taş evlerinin arasında hala çatısı olan bir yer fark etti. Gördüğü adam burada olabilirdi.
Dikkatlice, barakaya benzeyen yere yaklaştı ve içine baktı. İçeride yiyecekler, çocuğun taşıdığı erzak bezi, yarım içilmiş su ve bir battaniye vardı. Hatta, masa görevi gören bir kaya parçasının üzerinde bir not vardı. Dr. Watson, Combi Tracy'e gitti. Bu notu da gördükten sonra, doğru yerde olduğundan artık emindi. Bir kenara saklandı, tabancasını eline alıp beklemeye koyuldu.
Çok geçmeden ayak sesleri duyuldu. Gelen birisi vardı. Watson silahı hazır şekilde beklerken dışarıdan tanıdık bir ses ona, ''Sevgili Watson'ım, bence de içeride dışarıda olduğundan daha güvendesin.'' Gelen kişi Sherlock Holmes'su. Watson sevinç ve şaşkınlıkla ona doğru yöneldi. Onun Londra'da olduğunu sanıyordu bunca zaman.
Holmes sakince her şeyi açıklamaya başladı. Aslında hep buradaydı ama bunu kimseye söyleyemezdi. Çünkü düşmanları her kimse Sherlock'u tanıyordu ve onun bu bölgeye geldiğini öğrenirse planlarını değiştirip kendini korumaya alırdı. Sherlock yanında bir de oğlan çocuğu getirmişti. Ve bu çocuk hem Watson'ı izliyor hem de Holmes'e erzak yardımı yapıyordu. Bu esnada da bir şekilde olayı araştırıyordu.
Sherlock, Laura Lyons'la Bay Stapleton arasında bir ilişki olduğunu öğrenmişti. Ancak Laura, Bay Stapleton'un evli olduğundan bir haberdi. Dr. Watson da öyle. Hatta onun evli olduğunu bilen tek kişi Holmes'dü. Stapleton, her ne planlıyorsa, karısı olan kişiyi kız kardeşi gibi tanıtmıştı herkese. Londra'da onları takip eden kişi de Stapleton'da ve Henry'e uyarı notunu gönderen kişi de bayan Stapleton olmalıydı.
Laura, Stapleton'u bekar sandığı için onunla evlenmeyi umuyordu. Stapleton, bahsi geçen tazıyı da kontrol eden kişiydi. Dahası, o da aslında bir Baskerville'di. Yıllarca babasının bilinmeyen çocuğuydu ve kimlik değiştirmişti. Holmes, onun Charles'ın ölümünden sorumlu olduğuna ve Henry'i de öldürmeyi planladığına inanıyordu.
Doktor Watson duyduklarını sindirmeye çalışırken bir çığlık duyuldu. Acı içinde bir çığlıktı bu. Koşarak dışarı çıktılar ve her yerde sesin kaynağını aradılar. Bir yandan tazının da sesini duyabiliyorlardı. Sonunda büyük bir gürültü ile bir inleme duydular. Sese doğru yöneldiklerinde yerde yüzüstü yatan birini gördüler. Kıyafetlerinden anlamışlardı. Bu kişi Henry Baskerville'di.
Kayaların tepesinden düşmüş ve boynu kırılarak ölmüştü. Holmes ve Watson çok geç kaldıklarını düşünerek yıkılmak üzereydiler ki Holmes bir şey fark etti. Bu adamın sakalı vardı. Ancak Henry sakalsızdı. Yüzünü çevirdiklerinde adamın Henry değil, Selden olduğunu gördüler.
Barrymore, Henry'den aldığı kıyafetleri ona verdiğinden bu kıyafetler onun ölümüne sebep olmuştu. Tazı büyük ihtimalle Henry'nin kıyafetlerinin kokusunu biliyordu ve onun peşine düşmüştü. Selden ise Tazı'dan kaçarken hayatını kaybetmişti. O sırada Bice Stapleton'u gördüler. Onlara acı bir çığlık duyup geldiğini söyledi.
Ölen kişinin Seldon olduğunu öğrendiğinde yaşadığı hayal kırıklığını iyi saklasa bile, bunun Sherlock Holmes'in gözünden kaçması mümkün değildi. Sherlock ona dava için geldiğini, ancak ilgisini kaybettiğini ve sonraki sabah Watson'la Londra'ya döneceklerini söyledi. Sonraki günün akşamı ise Henry, Stapleton'larda akşam yemeğine davetliydi. Sherlock ve Watson, Baskerville konağına dönüp ona yaşananları anlattılar. Ancak Stapleton hakkındaki gerçeği söylemediler.
Ondan akşam yemeğe araçla gidip dönüşte Stapleton'a yürüyerek gideceğini söylemesini istediler. Watson ile Londra'dan geri döneceklerine dair de söz verdiler. Tabii ki sonraki gün Londra'ya dönmediler. Onun yerine Bayan Lyons'un yanına gittiler. Kadın Stapleton'un evli olduğunu öğrenince onlara bildiği her şeyi anlattı. Kocasını boşayınca Stapleton'la aralarında engel kalmayacaktı ve evlenebileceklerdi. Ancak para lazımdı.
Mektubu Stapleton ısrarıyla yazıp gönderse de, Stapleton o gün daha sonra gereken parayı bulduğunu söylemiş ve Laura'yı buluşmaya gitmekten vazgeçirmişti. Bu buluşmadan da kimseye bahsetmemeliydi. Çünkü Charles sonraki gün gizemli bir şekilde ölmüştü ve insanlar Laura'dan şüphelenmemeliydi. İhtiyaçları olan bilgiyi alan Watson ve Holmes tren istasyonuna gittiler. Orada güvenilir dedektif arkadaşları Lestrade ile buluştular ve üçü birlikte Stapleton'ların evine gittiler. Evin yakınlarına geldiklerinde hava kararmıştı. Pencereden görüldüğü kadarıyla bayan Stapleton yoktu. Sadece Henry ve bay Stapleton yemek masasındaydı. Henry akşam 10'da kalkıp eve doğru yola koyulacaktı.
Onlar da gizlice evin etrafında beklemeye koyuldular. Dokuz buçuk civarı, Bay Stapleton evden çıktı ve evin yanındaki kulübeye girdi. Bir dakika içeride durduktan sonra geri eve döndü. Saat on civarı, Henry evden çıkıp yürümeye başlamıştı bile. Ancak her yeri yoğun bir sis kaplamıştı. Onu takip etmeye çalışırlarken, sisin arasından çıkan şeyi gördüler.
Devasa tazı, ağzından alevler saçarak, ışık gibi parlayan gözleriyle Henry'e doğru koşuyordu. Bunu gören üçlü, şok içerisinde yerlerinden fırladılar. Holmes, Dr. Watson'ın daha önce hiç görmediği bir hızda koşarak yaratığa ateş etmeye başladı. Şarjörü boşalttığında, bu cehennemden gelen yaratık Henry'nin üzerine atlayıp onu yere yıkmayı başarmıştı bile.
Ancak ona daha zarar veremeden Holmes onu vurmuştu. Yanına gittiklerinde tadının sahiden devasa olduğunu ama bu dehşet verici görüntüsünün yapay olduğunu fark ettiler. Çünkü yüzü ve vücudu daha korkunç görünsün diye fosforlu bir madde ile boyanmıştı. Henry'i konağa gönderdikten sonra hemen Stapleton'ların evine gittiler. Bay Stapleton orada değildi. Ancak üst katta bir odada kilitli halde bayan Stapleton duruyordu.
Elleri ve ayakları bağlanmış, ağzı ise bant ile kapatılmıştı. Bant açılır açılmaz, Henry'nin iyi olup olmadığını sordu. Kocasına engel olmaya çalışmıştı ama Bay Stapleton onu dövmüş ve bu hale getirmişti. Kaçtığı yerden ise emindi. Kocası bataklıktaydı. Bayan Stapleton, kocası bataklıkta yolunu bulabilsin diye oraya çubuklar dikmesine yardımcı olmuştu. Bay Stapleton bu sayede zarar görmeden oradan geçebiliyordu.
Tazıyı da hep orada gizli tutuyordu. Bundan dolayı geceleri sesini duyanlar olsa bile o bölgeye kimse giremediği için onu göremiyorlardı. Stapleton da sadece belli günlerde tazıyı dışarıya salıyordu. Gece siste o bataklığı geçebilmiş olması imkansızdı. Sonraki sabah, Bayan Stapleton, Watson, Holmes ve Lestrade'ı bataklıktaki saklanma yerine götürdü.
Orda Holmes, Henry'nin kayıp botunu buldu. Bay Stapleton, tazıya botu koklatmak için o akşam yanına almıştı. Ve tazı öldükten sonra bataklığa kaçarken de bot elindeydi. Oraya kadar güvenli şekilde gelmişti. Ancak geçmeyi başaramamış ve bataklık onu yutmuştu. Kendi kaderini kendi elleriyle yazmıştı adeta. Bataklık kenarında Dr. Mortimer'ın Cocker Spaniel cinsi köpeğine ait kalıntılar da buldular.
By Stapleton aslında Baskerville ailesindendi ve Charles'ın küçük kardeşi Roger Baskerville'ın gayrimeşru oğluydu. Charles öldükten sonra geriye sadece iki varis kalacaktı, kendisi ve Henry. Henry de ortadan kalkarsa, Baskerville ailesinin mirası ve her şeyi onun olabilecekti. Charles'ın kalbinin zayıf olduğunu ve tazı efsanesinden çok korktuğunu biliyordu. Bu yüzden bulabildiği en büyük tazıyı satın almış ve onu fosforlu bir boyayla boyamıştı. Charles'ı kandırıp gece demir kapını dışına çıkarmak için karısından yardım istemişti. Ama karısı ona karşı çıkmıştı. Bu yüzden Nora'yla yakınlaşmış ve onu kullanmaya karar vermişti. O gece Charles bu korkunç hale getirilmiş tazıyı görüp korkuyla kaçmaya başlamıştı.
Kaçarken zayıf kalbi yüzünden kalp krizi geçirip hayatını kaybetmişti. Tazı da ölü olduğunu anlayıp ona dokunmamıştı ama ayak izlerini bırakmıştı. Henry konusu çok da kolay olmayacaktı. Stapleton artık güvenmediği karısını da alıp Londra'ya gitti. İşi orada bitirmeyi planlamıştı. Gizlenebilmek için sahte sakal bile almıştı.
Bu sırada karısı gizlice Henry'e not göndermiş ama kendi el yazısıyla yazmamıştı. Stapleton, notu görürse el yazısını tanır diye gazetelerden keserek hazırladı. Stapleton, tazıyı kullanmak zorunda kalırlarsa diye Henry'nin botunu çalsa da yeni olduğunu ve kokusunu sinmediğini anlayınca geri götürdü. Ardından eski siyah botlarından birini çaldı.
Holmes'in davayla ilgilendiğini öğrenince de Londra'da bu işi halledemeyeceğini anlayıp Devonshire'a döndü ve Henry'nin gelişini bekledi. Holmes onu yakalamanın tek yolunun suçüstü olduğunu anladığı için herkesten gizli bir şekilde Devonshire'a gelmişti. Geldiğini bilen olursa mutlaka Stapleton'a söylerdi. Karısı da başından beri Henry'i uyarmaya çalışmıştı.
Stapleton, Henry'nin karısından hoşlandığını görünce tepesi atmıştı. Ancak hedefine ulaşabilmek için, bayan Stapleton onun kız kardeşiymiş gibi davranmak zorunda kalmıştı. İlişkiyi desteklerse, Henry sık sık evlerine gelecekti ve onun da eline fırsat geçecekti. O gün karısı tazının evin dışındaki barakada olduğunu fark edince ona engel olmaya çalışmıştı. Stapleton da onu üst kattaki odaya hapsetmişti.
Sherlock o gece Henry'i yem olarak kullanmaları gerektiğinin farkındaydı. Bu sayede adamı suç üstünde yakalayabilirlerdi. Öyle de olmuştu. Bu olaylardan sonra Henry Baskerville ve Dr. Mortimer birlikte bir yıllık dünya turuna çıktılar. Mortimer'a göre Henry kafasını ancak böyle toparlayabilirdi. Watson'ın merak ettiği bir şey daha vardı. Henry ölseydi eğer, nasıl bu adam şüphe çekmeden kimliğini açıklayacaktı?
Sherlock Holmes'un bu konuda da teorileri vardı. Ancak net olan bir şey vardı ki, o da Stapleton'un her şeyi başından beri planlamış olduğuydu. Baskerville varisi olduğunu duyurmak ve şüphe çekmeden bunu yapmak konusunda da elbet bir planı olmalıydı. Ama önemli olan, bunu başaramamış olmasıydı.
Sherlock Holmes ve Doktor Watson bir vakayı daha başarıyla çözmüşlerdi. Bir sonraki planları ise çok basitti. Londra'da bir restorana gidip güzel bir akşam yemeği yiyecekler, başarılarını kutlayacaklardı. Cadılar Bayramı'na özel bu bölümde Sherlock Holmes Baskerville köpeği davasını ziyaret ettik. Başka bir karanlık dosyada görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın. Cadılar Bayramınız kutlu olsun.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.